YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e98b57d7d61
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 6
Bugün : 8400
Dün : 58766
Bu ay : 1282829
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53427887
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Oğuzhan Asiltürk’le Tayyip Erdoğan İrtibatı

ve

VATİKAN’LA SİYONİST BARONLARIN İTTİFAKI

        

Hadi canım… Biz hiç Siyonizm’in tuzağına düşer miyiz?.. Biz hiç Yahudi’nin Dünya hâkimiyeti hedefine alet edilir miyiz? Biz böyle bir gaflet, cehalet ve dalalete girer miyiz? diye gururlanan nice Müslümanları ve oluşumları bile, hatta Siyonizm ve Emperyalizm aleyhinde zafer marşları söylete söylete, bu malum ve mel’un merkezler, insanları Şeytani emellerine ve zulüm düzenlerine hizmet ettirmektedir. Cenab-ı Hakkın: “Ey Ademoğulları, Ben sizi (uyarıp): ‘Sakın şeytana kulluk etmeyin, çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır;’ diye ahit almamış mıydım?” buyurması boşuna değildir.” anlamında defalarca uyaran Erbakan Hocamızın bu ikazları SP’liler ve Milli Görüşçüler için de geçerli ve gerekli olan hatırlatmalardır. “Yüz ölçümlerine göre ülkeler” diye internete girdiğimizde karşınıza 250 kadar isim çıkacaktır. Bunların 100 kadarı Devlet, 50 kadarı Devletçik, geri kalan 100 kadarı ise adını bile hiç duymadığınız küçücük ada ülkecikleri konumundadır. Bu 50 kadar Devletçik fiilen, 100 kadar ada ülkecik ise resmen ve tamamen Rothschild ve Rockefeller gibi 13 Siyonist Yahudi ailesinin özel mülkiyeti altındadır. Siyonist şebeke güdümündeki BM ve NATO gibi küresel teşkilatları kullanarak özel devlet statüsü kazandırdığı bu ada ülkelerinde; offshore bankacılığından fuhuş bataklığına, uyuşturucu üretim ve taşımacılığından silah kaçakçılığına, terörist ve ajan eğitme kamplarından pahalı tatil cenneti(!) ortamlarına her türlü rezalet düzenini ve sömürü hakimiyetini kurmuş durumdadır.

İşte bu Siyonist baronlardan Rothschild ve Rockefeller çete başları, geçen aylarda VATİKAN Devlet Başkanı PAPA ile “Kapsayıcı ve kucaklayıcı Kapitalizmi yaygınlaştırma ortaklığı” kurma anlaşmasını resmen ve alenen imzalamışlardı.[1] Artık herkes biliyordu ki AB’nin manevi merkezi Vatikan’dı, ABD’nin gizli patronları ise Siyonist sermaye baronlarıydı. Ve her ne hikmetse bu AB ve ABD, görünüşte “Ondan hiç hoşlanmıyor, sürekli sorun çıkarıyorlar…” gibi davransalar da, gerçekte özellikle Erbakan’dan koparıp iktidara taşıdıkları ve her türlü tavizi kopardıkları için, dolaylı şekilde sahip çıktıkları Sn. Erdoğan’ın, hatırlanacağı üzere Oğuzhan Asiltürk’ü evinde ziyaretleri; “Yoksa SP’yi de, Vatikan gibi, küresel Siyonizm’in safına çekme tuzağına, ‘AKP ile seçim ittifakı’ kılıfı mı sarılmaktaydı?” sorularının kafamıza takılmasına yol açmıştı. Çünkü Rahmetli Erbakan Hocamızın buyurdukları gibi, “Biz her taşın altında Yahudi aramıyorduk, ama her taşın altından onlar çıkmaktaydı!” Bu arada bizim Siyonist olmayan Yahudiler ve emperyalist emeller taşımayan Hristiyan kesimlere karşı hiçbir ön yargımızın ve düşman tavrımızın asla bulunmadığını da peşinen ve samimiyetle vurgulamış olalım.

Bir Milli Gazete yazarımız Erdoğan’a şöyle sitem ediyorlardı:

“Niye yanımızda değilsiniz?” diye sitem edenler var! “Niye omuz omuza değiliz?” diye kırılanlar var! Böyle sitem edenlerin aslında kendi kendilerine şu soruyu sormaları gerek: Bu kardeşlerimiz niye bize böyle mesafeli duruyorlar? Yani suçu karşılarındakilerde aramaktan çok önce kendilerinde aramaları gerek! Herhalde durduk yerde kendilerine küstüğümüzü düşünmüyor ve onlarla omuz omuza durmaktan kaçındığımızı varsaymıyorlardır!.. Bugün bizim cenaha bakarak “omuz omuza olmamız gerekenler niye bize omuz vermiyorlar” diye sitemde bulunanların çeyrek asra yaklaşan iktidarları süresince ne zaman sıcak bir ilgisini gördük? Ne zaman açıklama ve konuşmalarında “kardeşlik hukukunu” akıl ettiler? Ne zaman eski günlerin hatırına bizi eleştirirken dillerine hâkim oldular?

Sırf ekonomik konulardaki hataları nedeniyle kendilerini uyarmaya çalışan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’na hitap ederken her türlü saygı kuralını bir kenara bırakarak “Bay Temel” diye seslenmeyi normal görenler kimlerdi? Bir kendilerinden gördüğümüz muameleye bakıyoruz. Bir de bizlerden bekledikleri muameleye bakıyoruz. Gösterdikleri muamele bekledikleri muameleyi hak ediyor mu?

Evet, “niye bizim yanımızda değilsiniz” diye sitem edenler aslında kendi kendilerine “bu insanları niye bu kadar uzaklaştırdık” sorusunu sormalılar. Yani “birlikte hareket etmeyi” gerçekten arzu ediyorlarsa, o zaman “gönül almayı” akıl edebilmeliler. Hatta sadece “gönül almakla” kalmayıp bu dışlayıcı ve küçük görücü davranışlarından dolayı “özür dilemeyi” denemeliler. Kendileri ne kadar ilgi, ne kadar saygı ve ne kadar sevgi görmek istiyorlarsa bilmeliler ki karşı taraf da benzer beklentiler içindedir. “Bizi desteklemelisiniz, bizi desteklemeye mecbursunuz” gibi bir dayatma yerine makul ve mantıklı talepler ile seslenseler daha sağlıklı ve isabetli bir adım atmış olurlar… Ve marifet iltifata tabidir, fırçalanmaya azarlanmaya değil!”[2]

Sanki; Sn. Erdoğan ve AKP iktidarının asıl suçu ve sorumluluğu; Milli Görüş’ün Kur’ani ve insani hedefli projelerini sekteye uğratması ve 23 İslam Ülkesini parçalayıp Büyük İsrail’i Kurma hevesini güden BOP’a eşbaşkanlık karşılığı iktidara taşınması değilmiş de, kendilerinden sıcak ilgi ve iltifatı esirgemeleriymiş!..

Sanki SP yöneticilerinin ve kalemşörlerinin asıl üzüntüleri ve sitemleri; Erdoğan’ın ve iktidarının 18 yıl boyunca yaptıkları korkunç boyutlardaki ahlâki ve ailevi tahribatları… Bu meyanda zinayı ceza olmaktan çıkarmaları, eşcinsellik ve lezbiyenlik gibi sapkınlara koruma ve meşruiyet kazandırma kılıfı olan İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamaları değilmiş de; Genel Başkanlarına “Bay Temel…” diye seslenmeleriymiş!?.

Sn. Erdoğan ve AKP kurmayları bunlara biraz gönül alıcı laflar etselermiş… Biraz makul ve mantıklı talepler ile gelselermiş…” Bu dava hainleriyle, bu din ve devlet tahripçileriyle “birlikte hareket etmeye” çoktan razı ve hazır beklemektelermiş…

Ama bu Zavallı Zevat hiç değinmiyor ve dile getirmiyorlardı:

Sn. Erdoğan, Oğuzhan Asiltürk’ü evinde ziyaret edip %51’e ulaşmak için tavlamak niyetiyle kendilerine Kur’an-ı Kerim hediye ettiklerinde, ona:

“Tam 18 yıldır, Allah sana tek başına iktidar imkânı verdiği halde, bu Kur’an’ın haram kıldığı hatta, Allah ve Peygamberle savaşmak saydığı FAİZ düzeninden kurtulmak için neden hiçbir adım atmadınız?

Ahlâksız yayınlar ve programlarla, yetmez zinayı suç olmaktan çıkarmakla… Daha da beteri İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayıp eşcinsellik ve lezbiyenlik sapkınlarına meşruiyet kazandırmakla bu milleti yozlaştıracak tahribatları ne zaman durduracaksınız?

Bizi asla aralarına almayacaklarını defalarca ve aşağılayıcı bir küstahlıkla açığa vurmalarına rağmen, hâlâ ne zaman AB kapısında kıvranmayı bırakıp Erbakan Hocamızın tarihi D-8 girişimini canlandıracak ve İslam Birliğini kurmaya yoğunlaşacaksınız?” diye niye sormamışlar ve tebliğ görevini yapmamışlardı!?

Aradan haftalar geçmesine rağmen, Oğuzhan Asiltürk’ün Sn. Erdoğan’a bu tür teklif ve tavsiyelerde bulunduğuna dair tek bir ifadesine rastlanmamıştı… Milli Çözüm’ün bu uyarılarından sonra bu yönde beyanları olursa, bunların da yalan ve uydurma olduğu zaten sırıtacaktı.

Şimdiden ve en net ifadelerle hatırlatıyoruz ki;

Sn. Erdoğan’ı ve AKP iktidarını, bu tür yanlış ve yıkıcı tahribatlarından vazgeçirip Milli ve yerli atılımlara yönlendirecek şartlar, hem de alenen koşulup sözler alınmadıkça… Milli Görüş hedeflerine ve Adil Düzen projelerine sahip çıkılıp, bunları topluma anlatma ve uygulama fırsatı yakalama amacımız açığa vurulmadıkça… Sırf kuru kardeşlik edebiyatı ve aynı gelenekten gelindiği safsataları, Oğuzhan Asiltürk ve ekibinin sinsi tahribat hesapları uğruna girişilecek bir seçim ittifakında, iz’an ve vicdan ehli hiçbir Saadet Partilinin bu vebale ortak olmayacağını ve oy kullanmayacağını şimdiden hatırlatmamızda fayda vardır ki, atılacak adımlar asla vazgeçilmez ve taviz verilmez kurallara göre atılsın!..

Sn. Erdoğan’ın, “Kur istikrarı, enflasyonla mücadelede çabası” lafta kalmakta ve sadece halkımız avutulup oyalanmaktaydı. Çünkü biraz ekonomi alakadarlığı olan herkes biliyordu ki; asıl amaç faizi düşürmek suretiyle enflasyonu aşağıya çekmek olmalıdır. Çünkü faiz enflasyonla doğru orantılıdır, faizi ne kadar aşağı çekerseniz enflasyon da aşağı düşmek durumundadır, üstelik biz bunu defalarca yaşadık.

Sn. Erdoğan bu tür kof çıkışlarla kendilerini faiz sorumluluğundan kurtarmaları imkânsızdır. Geçmiş dönemde damadı Berat Albayrak‘ın yapmış olduğu 130 Milyar dolarlık kayıp döviz vebali de hâlâ kendisinin sırtındadır. Türkiye maalesef son iki yılda iki büyük fantezi yaşamıştır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın faiz fantezisi de ülkemizi 2 Trilyon lira zarara uğratmıştır. Şimdi, hiç döviz kalmamıştır, eksi 50 Milyar Dolara düşmüş durumdadır. Tek ve gerçek çare, Rahmetli Erbakan Hocamızın Refah-Yol dönemindeki gibi, üreterek ve Milli hedeflere yönelerek kazanmak ve kalkınmaktır.

SP nereye Kaydırılmaktaydı?

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun, (Milli Görüş Lideri(!) ise Oğuzhan Asiltürk’müş!?) Cumhurbaşkanlığı sistemini eleştirmesi haklıydı: “Tüm karar yetkisi bir kişide. Dünyada böyle sistem yok. Sistemi ne Türkiye götürebilir, ne de siyasi partiler kaldırabilir. Değişikliğe ihtiyaç var.” diye çıkışmıştı.

Sn. Temel Karamollaoğlu, Erdoğan’ın Oğuzhan Asiltürk’le görüşmesini değerlendirirken, TV 5’te katıldığı programda şunları açıklamıştı: Kaos ortamının yok olmasını istiyorsak, farklı görüşlere sahip siyasilerin bir araya gelmesini gerekli görüyorum. Cumhurbaşkanı’nın, Oğuzhan Bey’i ziyaretini önemsiyorum. Ziyaretten bir gün önce Oğuzhan Bey bana söyledi. Ama böyle bir ziyaret bekliyor muydunuz? deseniz, aklıma gelmiyordu.

Mesela (bugünkü) Başkanlık Sistemi; bu sistem, Türkiye’yi taşıyamıyor. Başlangıçta 50+1 lehimize diye düşündüler. Şimdi 1 bile önemli hale geldi. Şeffaflık olmadan güven olmuyor. Birçok ihale yapılıyor, bunlar şeffaf değil, nasıl verildiği bilinmiyor. Bugünkü sistemle, ülkedeki kutuplaşmayı önlemeniz mümkün görülmüyor. Bütün karar yetkisi bir kişide toplanıyor. Dünyada böyle bir sistem yok. Bu tür Başkanlık Sistemini ne Türkiye götürebilir, ne de siyasi partiler kaldırabilir. Mutlaka değişikliğe ihtiyaç var. Şu anda Meclis’in varlığı ile yokluğu arasında da bir fark görünmüyor.” tespitleri haklıydı. Ama “AK Parti’den tanıdığımız, bildiğimiz kişiler ayrıldı. Cumhurbaşkanı için endişe verici bir tablo ortaya çıktı. (Sn. Erdoğan’ın) Kendisini yalnız hissetmesinin sebeplerinden birisi de bu olmalıydı. Etrafında yola çıktığı arkadaşlardan kimse kalmadı ve bu insanı endişeye sevk eder. Neden insanlar gidiyor? Bunun cevabını bilmek zorundadır. Cumhurbaşkanı’nın becerisini takdir ediyorum. Birbirleriyle uzlaşması mümkün olmayan MHP ve Vatan Partisi’ni bir arada tutabilmesi takdire şayandır. Üstelik Perinçek, ‘Türkiye’yi ben idare ediyorum’ demekten sakınmamıştır. Bu kadar ileri gidiyor, garip… Bahçeli’nin tavrı ise çok daha sert. Bu üslupları bir arada tutmak epeyce zor. Sayın Cumhurbaşkanı belki de buradan (ve bu bağımlılıktan) da kurtulmak istiyor olabilir.” şeklindeki beyanları ise kafa karıştırıcıydı. Yoksa Sn. Karamollaoğlu “Biz Erdoğan’a ve iktidarına koltuk değneği olmaya hazırız!” mesajını mı açıklamıştı?!.

Maalesef çifte standartçılık, kutsalları istismarcılık ve kahramanlık kılıflı sahtekârlık her tarafı sarmıştı. MİLKO 5’inci Şube Başkanları toplantısında (11 Ocak 2021) “Kutuplaşmayı önlemeye çalışacağız!” diyen Oğuzhan Asiltürk’ün, aslında “İşbirlikçi AKP’ye payanda olacağız ve SP’yi küresel Siyonizm’in uyumlu bir şubesi yapacağız!” demeye çalıştığının hiç kimse farkına bile varmamıştı. TİMAV (Türkiye İmam Hatipliler Vakfı)nın Seçmeli Ders çağrısı da işte böyle bir aldatmacaydı. Çünkü 12 Eylül sonrası Kenan Evren bile Din Derslerini mecburi yapmışken, Erdoğan iktidarı tutup “Seçmeli Ders”ler arasına atmıştı. İşte AKP iktidarının bu sahtekârlığını açığa vurması ve halkımızı uyarması gereken TİMAV Başkanı Ecevit Öksüz, bunu yapacağına; “Duyarlı vatandaşlar, okullarda çocuklarının Dini Bilgiler Derslerini seçmeleri için müracaatta bulunsunlar” çağrılarıyla oyalanmakta ve Din Derslerinin tekrar mecburi yapılması için hiçbir girişimde bulunmamaktaydı.

Bu arada Sn. Erdoğan’ın SP’yi, hatta İyi Parti’yi rahatlatmak için; “Seçim yasası başlığı altında, dar veya daraltılmış bölge sistemleri, barajın yüzde 5’e düşürülmesi, hatta ittifak içi baraj getirilmesi ve milletvekillerinin parti değiştirmelerinin güçleştirilmesi” gibi seçenekleri tartışmaya açtığı konuşulmaktaydı.

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni güya daha demokratikleştirmek için iki önemli yasanın değiştirilmesinden yanaydı: Bunlar, Seçim ve Siyasi Partiler Yasasıydı. Siyasi Partiler Yasası’ndaki ise en dikkat çekici hazırlık, “Parti Genel Başkanlarının o partinin üyeleri tarafından seçilmesi şartının konulmasıydı…” Mustafa Sarıgül’ün Genel Başkanı olduğu Türkiye Değişim Partisi de tüzüğünde, parti başkanını parti üyelerinin seçmesi ve iki dönem şartı vardı. Bu çalışma, daha çok CHP içi muhalefetin de gündeminde bulunmaktaydı. Onlara göre mevcut bu delege sistemiyle Kılıçdaroğlu yönetimini değiştirmek imkânsızdı. Ama eğer yeni yasa önümüzdeki aylarda Meclis’e gelir ve yasallaşırsa CHP’de de değişim umudu doğacaktı. Çünkü o tarihten sonra CHP’deki delege sistemi devreden çıkacağı için bir milyonu aşan üyelerle Genel Başkan seçimi, taşları yerinden oynatacaktı. Bu belki her parti için geçerliydi ama CHP’de daha etkili olacağı açıktı. Nedeni de CHP yönetimi ile tabanı arasında ortak bir siyasi yaklaşımın olmamasıydı. Bu nedenle eski Baykalcıları ve sosyal demokratları yeni yasa hazırlığı bir hayli heyecanlandırmış durumdaydı.” diyenler vardı. Hatta Muharrem İnce’nin bile, bu yasa değişikliğini beklediği kulislere sızmıştı. Bir CHP’li: ‘Gördüğüm kadarıyla Muharrem İnce, partisinin kurulmasını mart sonrasına bıraktı. Eğer Siyasi Partiler Kanunu’ndaki değişiklik bir an önce hayata geçerse İnce bile geri döner ve CHP’deki Genel Başkanlık yarışına katılır.’ görüşünü aktarmıştı. Acaba: ‘Her şey gibi muhalefetin de yerli ve millisini ülkemize kazandırmak inşallah bize nasip olacaktır.’” diyen Sn. Erdoğan’a bu akılları verenler neyi amaçlamışlardı? Veya şöyle soralım: Malum odaklar Sn. Erdoğan’ı iktidarda tutmak için niye bu denli demokrat ve dine hürmetkâr davranmaktalardı?

Tekrar Uyarıyoruz ki: Bu Haliyle AKP İktidarıyla İttifak, SP’yi Siyonizm’in Bir Şubesi Konumuna Taşıyacaktır!

AB-ABD Kapitalizmin Perde Arkası ve Vatikan&Papa-Rothschild-Rockefeller Ortaklığı

Küresel baronların yeni bir ittifakı olan “Vatikan ile Kapsayıcı Kapitalizm Konseyi” dünyanın en büyük yatırımcılarıyla Vatikan arasındaki yeni ve şeytani bir ortaklıktı. Kapitalizmi; güya, insanlığın iyiliği için güçlü bir sisteme dönüştürmek üzere, ahlâki prensiplerle piyasa dengelerini birleştirmek amacıyla toplanmışlardı. Bu Siyonist Konsey, Vatikan’da Küresel İnsani Gelişmeyi Teşvik Etme Projesini yöneten ve tüm inançların ahlâki zorunluluğundan esinlenen Hazreti Papa Francis ve Saygıdeğer(!) Kardinal Peter Turkson‘un ahlâki rehberliği(!) altında, özel sektörün dünya için daha adil, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir ekonomik temel oluşturması amaçlandığı(!) vurgulanmıştı. Bu konseyin, her yıl Papa Francis ve Kardinal Turkson ile bir araya gelen Kapsayıcı Kapitalizm Muhafızları olarak bilinen çekirdek bir küresel liderler grubu tarafından yönetildiği açıklanmıştı. Bu liderler, yönetimleri altındaki varlıklarda toplam 10,5 trilyon dolardan fazla, (2,1 trilyon doların üzerinde piyasa değeri olan beş) şirketleri ve 163’ten fazla ülkede 200 milyon çalışanı temsil ediyorlardı. Organizasyon, her büyüklükteki iş ve yatırım liderini, Konseyin rehber ilkelerini benimsemeye ve bunlara göre hareket etmek için kamu taahhütlerini yerine getirmeye çağırmaktaydı. Bu kolektif eylemlerin, kapitalizmi kapsayıcılık için daha büyük bir güç haline getirerek sistemik değişime yol açması planlanmıştı.

Küresel sömürü sermayesinin baronları olan bu iş adamı muhafızlara konuşan Papa Francis, “Adil, güvenilir ve insanlığın ve gezegenimizin karşı karşıya olduğu en derin zorlukları çözebilecek bir ekonomik sisteme acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Kapitalizmi bütünsel insan refahı için daha kapsayıcı bir araç haline getirmenin yollarını arayarak meydan okumayı üstlendiniz.” buyurmuşlardı.

Konsey Kurucusu ve Kapsayıcı Sermayenin Yönetici Ortağı olan Lynn Forester de Rothschild; “Kapitalizm muazzam bir küresel refah yarattı, ancak aynı zamanda çok fazla insanı perişan bıraktı, gezegenimizin bozulmasına yol açtı ve toplumda pek güvenilmez konuma taşındı.” Değerli ortaklar; “Bu Konsey, Papa Francis’in ‘dünyanın çığlığını ve yoksulların feryadını dinlemek ve toplumun daha adil ve sürdürülebilir bir büyüme modeli taleplerine cevap vermek için yaptığı uyarıyı dikkate alıp uygulayacaktır!” açıklaması yapmıştı. Oysa bu ifadeler, tüm insanlığı sömürü çarkı altında kıvrandıran vahşi kapitalizmin ve Siyonizm’in bu zulüm mekanizmasına, Vatikan’ın ve Haçlı Papa’nın açıkça aracı yapılmasının itiraflarıydı.

Kapsayıcı Kapitalizm Konseyinin Vatikan ile birlikte tam listesinde şunlar vardı:

Ajay Banga, Oliver Bäte, Marc Benioff, Edward Breen, Sharan Burrow, Mark Carney, Carmine Di Sibio, Brunello Cucinelli, Roger Ferguson, Lady Lynn Forester de Rothschild, Kenneth Frazier, Fabrizio Freda, Marcie Frost, Alex Gorsky, Angel Gurria, Alfred Kelly, William Lauder, Bernard Looney, Fiona Ma, Hiro Mizuno, Brian Moynihan (Yönetim Kurulu Başkanı – Bank of America), Deanna Mulligan (Başkan – Guardian Life), Ronald P. O’Hanley, Rajiv Shah (Başkan – Rockefeller Vakfı), Tidjane Thiam, Darren Walker (Ford Vakfı Başkanı ve Rockefeller Vakfı E. Bşk. Yrd.), Mark Weinberger (EY Başkanı ve CEO’su).

Rothschild-Vatikan ortaklığında, “Vatikan ile Kapsayıcı Kapitalizm Konseyi” adıyla oluşturulan bu ittifak bir komplo teorisi sanılmasındı! Bunların resmi siteleri bile vardı. (https://www.inclusivecapitalism.com/) Site girişinde yazılan tanıtım notları ise: “Dünyayı daha adil, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir kılmaktı.” Yani tam bir şeytanlık ittifakı ve Siyonist sömürü tuzağıydı!

Kutsal kukla olan, 12. yüzyılın Haçlı Seferleri’nden bu yana en küreselci ve müdahaleci Papa, bu soysuz bankacılık ailesi Rothschild’den başkası tarafından yönetilmeyen küresel finansın en büyük figürleriyle yapılan bir ittifakın sadece figüranıydı. Bu yeni şer ittifakına; ‘Vatikan ile Kapsayıcı Kapitalizm Konseyi’ adını verdikleri halde, aslında alaycı ve mazlumları aşağılayıcı ortaklarına ve oyunculara bakıldığında, Davos WEF gurusu ve Henry Kissinger’ın koruyucusu Klaus Schwab gibi dünya kapitalist düzeninin zulüm hakimiyetini teşvik etmeye başladığından beri en tehlikeli dolandırıcılardan oluşmaktaydı. Vatikan ile bu sözde Kapsayıcı Kapitalizm Konseyi’nin arkasında Siyonist Yahudi baronlar bulunmaktaydı.

Web sitelerinde klasik bir BM kararını da açıklamışlardı: ‘Kapsayıcı Kapitalizm Konseyi, insanlarımızın ihtiyaçlarını karşılayan daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve güvenilir bir ekonomik sistem inşa etmek için çalışan dünyanın iş ve kamu sektörü liderlerinin bir hareketidir.’ Bu temelsiz ve talihsiz ifadeler, BM’nin de küresel Siyonizm’in bir kuklası olduğunu da açığa vurmaktaydı.

Lynn Forester de Rothschild, Vatikan ile yaptığı anlaşmayı duyururken, “Bu konsey, Papa Francis’in dünyanın çığlığını ve yoksulların feryadını dinlemek ve toplumun daha adil ve sürdürülebilir taleplere cevap vermek için yaptığı uyarıyı dikkate alacak ve uygulayacak.” yalanını atmışlardı.

Siyonist Henry Kissinger’in danışmanı Klaus Schwab’ın Dünya Ekonomik Forumu’na gönderilmesi tesadüf olamazdı. Bu grup, küreselci bir serserinin, şüpheci bir dünyayı 1945 sonrası IMF önderliğindeki küreselleşme modelini ve giga kurumsal varlıklarını hükümetlerden daha güçlü konuma taşıyan ve Gizli Dünya Devleti oluşturmaya çabalayan Siyonist bir yapılanmaydı. Toksit (zehirli) tarım ticareti lehine, Meksika veya Çin gibi ucuz emek ülkelerine kaçmak için sanayileşmiş ülkelerdeki yaşam standartlarını ortadan kaldıran bu şeytani ekibe aldanmak, intihar anlamı taşırdı.

Rothschild ve arkadaşlarının Papa’yla İttifakı!

Birincisi, Papa ve Vatikan ile güçlerini birleştiren ‘kapsayıcı’ kapitalistlerin kim olduğunu artık görmek lazımdır. Kurucu, Leydi Lynn Forester de Rothschild adını taşıyan bir bayandır. 90 yaşındaki emekli mega-milyarder Londra NM Rothschilds Bankası Başkanı Sir Evelyn de Rothschild’in karısıdır. Leydi Lynn ise, New Jersey’de ABD’li işçi sınıfı bir ailede doğmuş, babasının kendisini ve kardeşlerini hukuk ve tıp fakültelerinden geçirmek için iki işte çalıştığını söyleyen sahtekârdır. Wall Street’e, ardından Motorola’nın da aralarında bulunduğu telekomünikasyon şirketlerine gittiğinde ve Sir Evelyn ile 20 milyar dolarlık mal varlığını bildirmeden önce on milyonlarca kişinin rapor edilmesini sağladığında, elbette birçok etkili akıl hocaları da vardı.

Bu transatlantik evliliğini sağlayanın ise Rockefeller ailesinin avukatı ve ABD’nin ünlü stratejisti Henry Kissinger olduğu bilgisi de yer almaktaydı. Leydi Lynn, ünlü kocasının ötesinde de ilginç bir kadındı! Suçlu çocuk seks kaçakçısının özel jetiyle uçan ve MOSSAD ajanı Jeffrey Epstein’ı rapor edenlerin isim listesine göre, ilginç isimlerden biri Lynn Forester de Rothschild olmaktaydı. Leydi Lynn’in, kocası Bill’in de Epstein’ın Lolita Express özel jetindeki özel uçuşlarında Hillary Clinton adında başka bir arkadaşı da vardı. Lynn ve yeni kocası Sir Evelyn aslında Clinton’lara o kadar yakındı ki, 2000 yılında Rothschild’in yeni evlileri balayının bir kısmını Clintons Beyaz Sarayında ağırlanmışlardı. Bundan sonra Leydi Lynn, 2008’de ve yine 2016’da olası Hillary’nin başkanlık teklifi için ‘paketçi’ olarak adlandırılan büyük bir bağış toplayıcıydı. Ayrıca Hillary’ye, bir röportajda anlattığı Adam Smith’e dayanan serbest piyasa programı hakkında tavsiyelerde bulunmuşlardı.

Papa ve Leydi’nin Muhafızları mı? Şeytanın Savaşçıları mı?

Vatikan’la yapılan Rothschild ittifakı, özenle seçilmiş para devlerini ve onların kendilerine “Muhafızlar” diyen seçkin isimleri mide bulandırıcıydı. Bu muhafızlar terimi mafyatik bir çağrışım da yapmaktaydı. Bu muhafızlar, kapitalizmin reformu için şimdi Vatikan’daki yeni arkadaşlarıyla birlikte ahlâki koruyucu olmuşlardı. Muhafız üye listesinde, Rockefeller Vakfı’nın mevcut CEO’su, Obama dönemi CIA maşası yardım örgütü USAID yöneticisi ve Gates Vakfı’nın Afrika’da GDO tohumlarını tanıtmak için yaptığı AGRA dolandırıcılığının eski ortağı Rajiv Şah (Rockefeller Vakfı Başkanı) yer almaktaydı. Rockefeller Vakfı, 2010’da pandemik “kilitlenmeyi” (Lockstep) senaryolaştırmıştı. Bu arada Vakıf son günlerde yeni bir rapor daha yayımlamıştı: “Masayı Yeniden Başlat: ABD Gıda Sistemini Dönüştürmek için Anı Yakala” (Reset the Table: Meeting the Moment to Transform the US Food System)

Rothschild’ın gardiyanları arasında, Ford Vakfı CEO’su Darren Walker da vardı. Ford ve Rockefeller Vakıfları, emperyal Amerikan dış politikasını şekillendirmek için ABD Dışişleri Bakanlığı veya CIA’dan bile daha fazlasını yapmıştı; Hindistan ve Meksika’daki başarısız Yeşil Devrim’in finansmanı ve GDO’lu mahsullerin Rockefeller fonları tarafından yaratılması da bunların arasındaydı. Bir GDO devi ve kimyasallar grubu olan DuPont’un Başkanı ile yakın geçmişleri skandallarla dolu aşı ve ilaç şirketleri Merck ve Johnson & Johnson da bu muhafızlar arasındaydı! Merck, 55.000’den fazla kullanıcı kalp krizinden ölünceye kadar artrit ilacı Vioxx’un riskleri hakkında yalan söyleyen sözde bilim adamıydı.

Diğer Koruyucular arasında Visa, Mastercard, Bank of America, Allianz sigorta ve BP CEO’ları da bulunuyor. 2016’da Visa, mevcut Hindistan Başbakanı Modi ve ABD’nin operasyonel yardım örgütü USAID ile birlikte Hindistan’a felaket getiren ‘nakitsiz ekonomi deneyi’nin arkasındaydı. İngiltere Merkez Bankası eski Başkanı ve aynı zamanda doların yerini alacak nakitsiz dijital merkez bankası para birimlerinin savunucusu olan Muhafız Mark Carney de tehlikeli bir adamdı. Carney, artık Birleşmiş Milletler İklim Eylemi ve Finansmanı Özel Temsilcisi. Carney aynı zamanda, distopik Great Reset ve Agenda 2030 öncüsü Davos Dünya Ekonomik Forumu’nun da Yönetim Kurulu üyesi olmaktaydı. Aslında, bulut bilişim Salesforce’un kurucusu milyarder Marc Benioff ve OECD Başkanı Angel Gurria da dahil olmak üzere, Rothschild’in koruyucularından bazıları da Davos Yönetim Kurulu’nda yer almaktaydı. Ve eski Credit Suisse CEO’su Tidjane Thiam, Dünya Ekonomik Forumu’nun Uluslararası İş Konseyi’nde Başkandı.

Kapsayıcı kapitalizm dönüşümünün diğer koruyucuları arasında, ABD Hükümeti tarafından 2008 kriziyle bağlantılı dolandırıcılık ve Meksika uyuşturucu kartelleri ile Rus organize suçları için para aklamaktan dava açılan Bank of America’nın CEO’su da yer almıştı. Seçkin muhafız listesinde ayrıca, 360 milyar dolarlık dolandırıcılığıyla ünlü Kaliforniya eyalet emeklilik fonu CalPERS’ın tartışmalı Başkanı Marcie Frost da bulunmaktaydı. Bu Muhafızlar gerçekten de Şikago çetelerinden farksız. 3,1 trilyon ABD doları ile dünyanın en büyük varlık yönetimi şirketlerinden biri olan State Street Corporation’ın Başkanı da bir başka “Muhafız”dı. Bu şeytaniMuhafızlar”ın şemsiyesi altındaki kuruluşlar, küresel çapta 10,5 trilyon dolardan fazla bir meblağı yönetiyor, 200 milyon işçi çalıştırıyorlardı!

Vatikan Ahlâkı ve Küresel Sömürü Çarkı!

Rothschild’in mega-kapitalistler grubuna ‘ahlaki’ güvenilirlik kazandırmak için ortak seçilen Papa Francis, IRONİK OLARAK, Vatikan’ın modern tarihindeki en büyük mali skandalları, dolandırıcılık ve kilise fonlarının kötüye kullanılması gibi olayların içinde yer almaktaydı. Bu, Papa Francis, 2013’te yeni Papa olduğunu ilan ederken, ana görevlerinden birinin skandallarla dolu Vatikan maliyesini temizlemek olacağını açıklamıştı. Oysa bu, altı yıldan fazla bir süre sonra bile henüz yapılmamıştı. Hatta bazı Vatikan gözlemcileri mali yolsuzluğun daha da kötüye gittiğini vurgulamışlardı.

Çözülmekte olan skandal, 2018 yılına kadar Papa’nın fiili Genelkurmay Başkanı ve düzenli sırdaşı olan, Papa’nın onu Azizlerin Davaları Cemaatinden sorumlu Kardinal’e yükselttiği Haziran 2018’e kadar Roma Curia’da kilit bir pozisyon olan Devlet Sekreterliği’nde Genel İşlerin Vekili Becciu, Peter’s Pence’deki yoksullar için bağışlar da dahil olmak üzere yıllarca kilise fonlarına, Credit Suisse’den eski bir bankacıyla birlikte seçtiği projelere yüz milyonlarca, hatta milyarlarca dolar yatırım yapmış yani çalmıştı. Üstelik devam eden Vatikan çocuk seks skandallarına adı karışmıştı. İtalyan basını, Papa’nın Becciu’nun şüpheli yatırımlarını bildiğini ve hatta skandallar patlak vermeden önce gizlendiğini yazmıştı. Kasım 2020’de İtalyan polisi Becciu’nun eski Vatikan muhasebecisinin evine baskın düzenlemiş ve 600.000 avro nakit yakalamış ve Vatikan çalışanının yıllar içinde 15 milyon dolarlık sahte fatura aldığını kanıtlamıştı.

Bunun gibi bir geçmişe sahip olan Lynn de Rothschild’in Vatikan’ıyla yeni Kapsayıcı Kapitalizm Konseyi, Klaus Schwab’ın Dünya Ekonomik Forumu ile birlikte dünya ekonomisini ‘reform’ yapmak için büyük şeytanlıklar planladıklarını hâlâ anlamamak için ahmak olmak lazımdı.[3]

ABD Columbia Üniversitesi’nin Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz’in kitabında şunları yazmıştı:

“Merhaba… Ben kapitalizm! Küçük kızlarınızı Barbie bebeklerle ve sizin ellerinizde ben büyüttüm, bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar diye neden şaşırıyorsunuz! Çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi oluşturdum ve istediğime de kavuştum. Artık 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerini beğenmiyor, estetik ameliyat olmak için çırpınıyor. İşte ben kapitalizmim! Bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması kendi vücudunu beğenmemesine yetiyor!

Ben kapitalizmim ve bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki, hırsız bir CEO’nun hayat hilesi sizin için ‘azim ve başarı hikâyesi’ olabiliyor.

Ben kapitalizmim ve ortalama bir insanın günde 5.5 saat TV izlediği, saatlerini internette geçirdiği, kitaplarla ilgilenmediği, ibadeti ve hayırlı hizmetleri gerek görmediği bir toplumda şeytani saltanatım uygulanıyor!

Ben kapitalizmim, sömürmek ve bunun için beyinleri köreltip-kirletip esir etmek benim silahımdı, ancak %1’inizin ihtiyacı olan makineleri 3. dünya ülkelerinde ve özellikle ÇİN’de, ucuz işçilerle üretmekte çok başarılı olmamın altında bunlar yatıyor!..

Elbette bütün kapitalistler birer ‘aziz’ gibi konuşacaklardı, tıpkı Bill Gates gibi, 150 milyon dolarlık (1.5 milyarlık) 66.000 m2 bir evde yaşayan bir çağdaş Karun misali!

Ben kapitalizmim ve benim yüzümden ortalık miras kavgaları, hırsızlık ve hilekârlık davaları yüzünden kanlı bıçaklı olmuş akraba ve ahbaplarla dolup taşmaktadır.

Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken ey siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döken kuklalarım!.. İşte ben kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar aç insan vardır!

Ben kapitalizmim, öyle sömürü düzeni kurdum ki Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması lazımdır!

Ben kapitalizmim ve Uzak Doğu’da 6-12 yaş arası kızlar 200 dolar gibi komik paralarla seks kölesi olarak satılmaktadır.” Ve işte Sn. Erdoğan ve iktidarı bu kapitalist sömürü ve zulüm çarkına İslamcılık kılıfı takmışlardır.

 


  [1] (Bak: https://www.newagebd.net/article/125494/dangerous-alliance-of-rothschild-and-vatican-of-francis)

  [2] Niye omuz omuza değiliz? – Zeki Ceyhan

  [3] https://www.newagebd.net/article/125494/dangerous-alliance-of-rothschild-and-vatican-of-francis

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Subscribe
Bildir
22 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Durmuş Durduyan Fitnecisi
İlk defa Üstad Ahmet Akgül tarafından gizli niyeti ve hain bağlantıları ortaya konulan ve asıl adı Durmuş Durduyan olan dönme(z)in son hamlesi artık rezilliğini ahmaklar için bile net hale getirmişti. Hangi bağlantılar üzerinden ve hangi niyetle yola çıktıklarını gayet özet bir şekilde istifademize sunan Milli Çözüm sayesinde yerel ve küresel teşkilatlarını gayet net görmüş olduk. Şeytana şakirtlik eden bu tiplerin, isyankar hallerini ortadan kaldıracak ve tüm canlılara huzur getirecek Adil Düzen kurulacaktır inşallah..

Geçmişi karmaşıktır, Pakradun Ermenidir
Milli Görüş’e lider, olmuş Durmuş Durduyan!
Aslını gizleyerek, asil bir Türk geçinir
Sadıklara bir kinle, dolmuş Durmuş Durduyan!

Erbakan katlanmıştı, nice yıllar kendiye
Hizmetlerine resmen, fırsat verilsin diye
Büyük devrimlerine, bunca taviz hediye
Davada siyonizme, kolmuş Durmuş Durduyan!

Bütün fesatlıkları, tertipleyen kişidir
Ayet hadis ezberler nifak Onun işidir
Bir şebeke kurmuş ki, her fısıltı işitir.
Makam menfaat için, yolmuş Durmuş Durduyan!

Erbakan çizgisini, çürütmektir gayreti
Partiyi tarikata, çevirmektir niyeti
Dirilin be kardeşler, tanıyın bu tiyneti.
Nursuz yüzü sararmış, solmuş Durmuş Durduyan!

Zihniyeti Kabalist, zahirde Hanefidir
Milli Çözümden ürker, en büyük hedefidir.
Muttaki rolü oynar, Şeytanlık kenefidir
Millet tükendi sanır, bolmuş Durmuş Durduyan!

İsa’ya hain olan, Havariye benziyor
Kalbi çirkef kuyusu, o dışını beziyor
Yağcıları kollayıp, sadıkları eziyor
Vallahi belasını, bulmuş Durmuş Durduyan!

Ölçü tutsak şaşmayız, Kur’anın mastarını
Sultan Baba[1] gösterdi, bunların astarını
Artık anlayın dostlar, Münafık starını
Hakka değil Şeytana, kulmuş Durmuş Durduyan!

Dokuz yüz altmış dokuz da, mahkeme kararıyla
İsmini değiştirdi, dönmelik damarıyla
Son bulur sahtekarlık, sadıklar şamarıyla
Bu ülkede hem sağmış, solmuş Durmuş Durduyan!

Siyonist-emperyalist lerin, Münafık ve marazlı kesimlerin tek düşmanı var o da MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİDİR..
AHMAK

Patron bilir garsonları,

Mürşit tutmuş masonları,

Nice hayrola sonları,

Hakkın nuru söner sanır!

Saray arar samanlıkta,

Hayal kurar viranlıkta,

Kalmış koyu karanlıkta,

Fare gözün fener sanır!

“Milli Çözüm Dergisi-Haziran-2004”

Gül zannediyorum başa takar,

Tavşan diye taşa sıkar,

Ömür suyu boşa akar,

Gafil geri döner sanır!

Asiltürk’ün Milli Görüşü Protestanlaştırma siyonizme uşaklaştırma ve böylece beton dökme Girişimleri…
Makalede çok yerinde ve ittifak görüşmeleri sonrası kiralık kalemlerin unutturmaya çalıştıklarını meselelerde Milli Görüşçülere bu süreçte nasıl düşünmeleri hususunda ışık tutmaktadır;

Ey Milli Görüşçüler silkelenin ve unutmayın,

Erdoğan ve AKP iktidarının asıl suçu ve sorumluluğu; Milli Görüş’ün Kur’ani ve insani hedefli projelerini sekteye uğratması ve 23 İslam Ülkesini parçalayıp Büyük İsrail’i Kurma hevesini güden BOP’a eşbaşkanlık karşılığı iktidara taşınmasıdır,

Erdoğan’ın ve iktidarının 18 yıl boyunca yaptıkları korkunç boyutlardaki ahlâki ve ailevi tahribatları… Bu meyanda zinayı ceza olmaktan çıkarmaları, eşcinsellik ve lezbiyenlik gibi sapkınlara koruma ve meşruiyet kazandırma kılıfı olan İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamalarıdır,

Bu dava hainleriyle, bu din ve devlet tahripçileriyle birlikte hareket etmek tüm bu veballere ortak olmaktır….

Oğuzhan Asiltürk’ün yaklaşımı aslında, “İşbirlikçi AKP’ye payanda olacağız ve SP’yi küresel Siyonizm’in uyumlu bir şubesi yapacağız” hedefidir.

Sözde Oğuzhan asiltürk’e bayrak açan ve 100 bin oya bakar diye sözde tehdit eden Ali Aktaş gibiler ise İstanbul sözleşmesi taraftarı ve Erbakan Hocanın isminden rahatsızlık duyan tiplerdir. Bu şahıs Oğuzhan asiltürk’ün adamıdır. Buna verilen görev kötü polisliktir. Ali Aktaş bu çıkışıyla ittifak sürecine kadar gaz almak sonrasında ise haklı olarak ittifaka yanaşmayacak milli görüşçüleri potasında toplamak yani dolaylı olarak Oğuzhan asiltürk’ün koontrolünde ortada bırakmaktır.

İttifak görüşmeleri akabinde TRT ‘nin Erbakan belgeseli hazırlıkları ise RTE ve AKP’nin değişmez Erbakan istismarı dan başka birşey değildir.

Bu arada Vatikan&Papa-Rothschild-Rockefeller ortaklığı öncesi çıkan Papa tutuklandı haberlerinden anlaşılan, bu ortaklık için bir zemin oluşturmaktı ve başarılmıştı.

Küresel santrancı yerel ile bağlantısını mükemmel şekilde kuran bir makale olmuş. Teşekkürler…

Siyonistlerin insanlığa, ülkemize ve davamıza yönelik sinisi planlarını anlatan ve bertaraf eden dün Erbakan Hocamızdı, bugün ise bu kutlu vazifeyi; Erbakan yolunda-izinde Milli Çözüm yürütmekte.
[b]FAİZLE düzeni yürüttüğü için AKP’ye karşı çıkan sadece Millî Çözüm kaldı.[/b]

AKP [b]Faizli düzene[/b] devam ettiği (ve kurtulmak için adım atmadığı) için AKP’yi desteklemekten vaz geçen veya bundan dolayı karşı çıkan İmam, Hoca, İlahiyat Profesörü, şeyh, cemaat lideri neredeyse hiç görülmemekte.

[b]Kur’an’ın haram kıldığı, Allah ve Peygamberle savaşmak saydığı FAİZ düzeni, helal oldu da ümmetin mi haberi yok?[/b]

SP kalesi sağlam kalır diye umut ederken,
Görüyoruz ki umutlarımız boşa çıkıyor.
(Aziz Erbakan Hocamıza dava malları üzerinden iftira atanlardan ve iftiraya seyirci kalanlardan umut beklemek zaten beyhude.)

İttifak görüşmeleri süreci, SP yetkilisi diye geçinenlerin; [b]Aziz Erbakan Hocamızın çizgisinden ayrı oldukları bir kez daha gösterdi. [/b]

SP, SP yetkilileri tarafından faizci kapitalist düzene boyun eğdirilmeye çalıştırılırken, (Böyle bir şey olur mu? Diye şaşırmayalım. Numan başkan iken camiayı nasıl dava çizgisinden uzaklaştırmaya çalıştığını hatırlayı verelim. Tabi, o günde Milli Çözüm Numan ihanetini anlatıyordu) dava mensuplarından tıs çıkmaması da ayrı bir garabetti.

Evet İttifak süreci de göstermektedir ki, Millî Görüş davasını ve Aziz Erbakan Hocamızı bugün Milli Çözüm, Üstad Ahmet Akgül Hocamız temsil etmekte.

Akp’nin günahlarına ortak olmayın
.
Durduyan ölmeden önce giderayak, kalan bir avuç Milli Görüşçüyü de yok etmek için çabalıyor.

Kendisi gibi bir münafıka “Milli Görüş gömleği” giydirmeye çalışıyor.

İktidarı kaybedeceklerini anlayınca SP’nin kapısına geldiler.

Hiç, Firavunların tevbe ettiği görülmüş mü?!

“(Ardından) Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik; Firavun ve askerleri ise azgınlıkla ve düşmanlıkla (hemen) peşlerine düştü. (Derken sular) Onu boğacak düzeye erişince (Firavun çaresizce): “İsrailoğullarının kendisine inandığı (İlahtan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım” demeye (başladı).

(Aklın başına) Şimdi (geldi), öyle mi? Oysa sen önceleri isyan edip başkaldırmıştın ve bozgunculuk çıkaranlardandın.

Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için senin bedenini (denizin dibine batmaktan) kurtaracağız (asırlar sonrasında herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanların çoğu, Bizim ayetlerimizden (Kur’an’daki hikmetlerden ve kâinattaki harika sanat eserlerimizden maalesef gafildirler ve) habersizdirler. (Evet, bir mucize olarak bu ayet aynen gerçekleşmiştir; asırlar sonra bulunan Firavun’un cesedi hâlâ İngiltere’de sergilenmektedir.)” Yunus: 90-92

“Allah’ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe; ancak cehalet nedeniyle (bilmeden ve cahiliye düzeninin teşvikiyle) kötülük yapanların, sonra da yakın bir süreçte hemen ardından tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibi olandır.

(Yoksa) Ne (bir sürü) kötülükleri yapıp-edip de, (sonra) onlardan birine ölüm gelip çatınca: “Ben şimdi gerçekten tevbe ettim” diyenlerin, ne de kâfir olarak ölenlerin tevbesi (geçerli) değildir. Böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır.” Nisa: 17, 18

NE YAPSANIZ NAFİLE…YENİLECEKSİZ!..
Feraset imanın en,müktezasıdır
Ağzı açık alıktan, mümin olur mu
Hain kişi imtihan,iktizasıdır
İbn-i Sebeye uymak,bîat olur mu!..

Milli Görüş kimyası,Hak üstün tutmak
Batıl ayırt etmeden,hep karşı çıkmak
Ahiret öncelikli, hayat yaşamak
Zalime meyledende,vicdan durur mu!..

Yahudi ordusunda,ümmet türküsü
Dilde kalmış din vatan,bayrak ülküsü
Ruh cehennemde hapis,bedeni kürklü
İman şuur cihatsız,huzur olur mu!..

Ne yapsanız nafile,yenileceksiz
Zulüm hıyanetlerden,hesap verirsiz
Erbakan kim?.. Dava ne?..öğreneceksiz
Hakkı arayan kişi,gafil olur mu
Milli Çözüm bilmeyen,sağlam durur mu?!..

Kirli Oyun
Aziz Erbakan Hocamız son zamanlarında Saadet Partisi son imtihanları geçenlerin partisi diye söylemişti. Sanki bu günleri işaret ediyordu. Sadık samimi Milli Görüşçü kardeşlerimiz İnşallah Siyonizmin bu kirli oyununa gelmezler

ASİLTÜRK AÇIKLAMA YAPTI SAADETTE ÇATLAK BAŞLADI
Şu Oğuzhan Asiltürk tam bir şeytan kafalı. Neden mi? Çünkü Fitne ve çıbanbaşı. Öyle zamanlarda öyle hamleler yapıyorki, bu şeytan siyonizmin ekmeğine yağ sürüp, çarkına su taşımak için yeterli oluyor. Saadet Partisi başta olmak üzere tüm Milko teşkilatlarını dümenine almış ve adım adım helaka doğru götürürken, maalesef teşkilat mensupları hâlâ daha bu Durduyan abilerine biat etme ve yamanma yarışındalar. Geçtiğimiz günlerde Erdoğan Asiltürk görüşmesi olmuş ve akabinde karşılıklı açıklamalar arka arkaya gelmişti. Bugün Oğuzhan Asiltürk bir açıklama yaparak, “Erdoğan gerekli açıklamaları yaptı. Abi kardeş bir araya gelip değerlendirdik. Şu an ittifak ile ilgili kararı açıklarsam bölünme olur. O nedenle kararımızı seçimden bir hafta önce yapacağız” diyerek tam bir şeytan kafasıyla ortalığı karıştırma yoluna girmiş ve fitili ateşlemişti. Arkasından yine aslı ayarı malum Ali Aktaş ise, “Padişahlıklamı yönetiliyoruz. Kimse seçilmiş kadroları koyun gibi görerek hareket etmesin. Bir kişinin alacağı kararla hareket etmeyiz” şeklinde bir açıklama yaparak ateşi iyice alevlendirmişti. Evet, Milli Çözüm birkez daha haklı çıkmış ve yıllardır yazılıp anlatılanlar tazeliğini ve geçerliliğini korumuştu. Oğuzhan ve Erdoğan son bir hamleyle Milli Görüş fikirlerini tamamiyle gömme planı için kolları sıvamışlardı. Ama önlerinde çok büyük bir engel vardı. Oda artık inkâr edilemez bir gerçek olarak karşılarında heybetli bir pehlivan gibi dik duran Milli Çözümdü. Milli Çözüm korkusuyla ittifak açıklamasını hemen yapamayıp, seçime bir hafta kala yarım ağız açıklamalarında bulunmak zorunda kaldılar. Şeytan plan yapar yapmasınada, unutulmamalıki, planların en üstünü Cenab-ı Hakkın planıdır. Allah var gam yok.

Hak batıl
Bakara suresi 42. Ayeti kerime
وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Hakkı bâtıl ile karıştırıp (gerçeği) örtmeyin ve (güç odaklarından korkarak veya menfaat umarak) Hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) Siz (gerçeği) biliyorsunuz. (İşinize gelmediği için üzerini örtüyorsunuz. Öyle ise bile bile Hakkı bâtıl ile karıştırıp yozlaştırmayın ve Hakkı saklayıp saptırmaya çalışmayın.)

Durmuş Durduyan’in yapmak istediği de cumhur ittifakına girip hakkı batıl ile karıştırıp Milli Görüşü yozlaştırmak. Fakat BASARAMİYACAKLAR

OLANLARI VE OLACAKLARI MİLLİ ÇÖZÜMLEMEK
EY YÜREKLERİ DAĞLAR KADAR BÜYÜK VE AZİMLERİ KAYALAR KADAR SAĞLAM MİLLİ GÖRÜŞÇÜLER… SAADET PARTİLİLER Ne olursa olsun GELECEKTEN ASLA ÜMİT KESİLMEYECEKTİR….
Tarihe bakın,İNANCINIZA SARILIN,MİLLİ GÖRÜŞE SARILIN…
…Zulüm ebedi olamaz.Kötülük Mutlaka hüsrana uğrayacaktır…
…Olanları ve olacakları bilmek sadece entrikaların nasıl döndüğünü daha iyi anlamaya yarar,buda önümüzde aydınlatıcı ışık olur….
Bildiğiniz arttıkça daha iyi nasıl mücadele edeceğimizide daha iyi biliriz…
….İnsan bastığı zemini tanırsa kaymadan nasıl duracağınıda bilir….

Prof.Dr.Necmettin Erbakan

40 küsür yıl öncesinden Yüksek Feraset – Yüksek Cesaret ve Bilge Şahsiyet oluşu YÜKSEK BİR İMAN VE İRFAN ŞUURUNA Sahiplik Ortaya çıkmakta..
Yüksek Feraset – Yüksek Cesaret – Yüksek Bilgelik hepsinin oluşumu YÜKSEK BİR İMAN VE İRFAN ŞUURUNA Sahiplik Ortaya çıkmakta.. Aziz Erbakan Hocamıza sadık talebe ve takipçisi Muhterem Ahmet Akgül Hocamız farkıyla iç ve dıştaki marazlı ekibi çözme anlama ve tuzaklarına düşmememizi , hakka hizmet ediyorum zannıyla batıla hizmet etmemeyi lütfeden rabbimize sonsuz şükürler ediyoruz.
Ne yüksek bir ferasettir ki taaaa 40 sene öncesinden marazlı, münafık , çifte standartlı karakterleri farkedip , camiasını uyarmak ve tedbirinizi alın diyerek, tüm saldırıları göze alarak yüksek cesaret örneği gösterebilmek ne büyük bir iman göstergesi!..

Düşünebiliyor musunuz , bu münafık ve marazlı kimseler için Ahmet Akgül Hocamız dinlenilmiş olsaydı ne ANAP, ne AKP , ne HASPA, ne FETO gibilerine onca insan kayardı ve onca maddi ve manevi tahribatlara imkân tanınırdı ne de siyonizmin tuzaklarına düşülerek şeytan sevindirilirdi. Tabi olaylara hikmetle bakınca da bunlar yaşanmamış olsa insanların ayarları inanç seviyeleri elbette ortaya çıkmaz herkesi dost bilir İslam buymuş der yanlış faydasız bozulmuş İslamcılık oynamaya devam edilirdi.

Artık makaleden anlaşılacağı üzere hadiseleri değerlendirirken bu anlatılan gerçekler ışığında bir yaşam sürdürmeliyiz.

Tarih boyunca Rahmaniler ve Şeytaniler çarpışagelmiştir. Ve her dönemin ortak özelliklerinden biride Rahmaniler tarafında her daim muhakkak hain bir ekip marazlı bir ekip olagelmiştir. Çünkü münafık dışarda değil içerde olur… Dışarda olana zaten düşman denir bellidir aşikârdır. Ancak hainler senin gibi yer içer giyinir konuşur ama arka planda kuyunu deşer… Önemli olan bunu farketmektir. [u][b]Milli Görüş camiasında bu konuyu dikkate alan ve bu tehlikeyi ikaz eden hatırlatan sadece ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ olmuştur. [/b][/u]Dikkate almak demek , dostlarına yakınlarına dava yoldaşlarına bu hakikatı anlatmayı vazife saymıştır. Ya değilse şirin gözükür üst mercilere gelirdi… Ama o yönü tercih etmemiştir niyetimi ve düşüncelerimi Rabbim zayi etmez demiştir en mühim görevi en çetrefilli göreve soyunmuş ve uygulamıştır.
[u][b]Bu vesileyle, Ahmet Akgül aleyhinde Oğuzhan Asiltürk ve Ekibinin iftiralarının ve karalama kampanyalarının, aynısının FETÖ’cüler tarafından da yapıldığını, artık SP’li kardeşlerimizin anlaması gerekirdi.[/b][/u]

Milli Çözüm Dergisi ve Üstad Ahmet Akgül’den başka FETÖ hıyanetini, AKP tehlikesini herkesten önce gören, uyaran, mücadele eden, toplumu ortak paydada buluşturacak, refah ve adalet merkezli fikir üreten başka bir ekip ve lider kalmamıştı. Hatta “Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık” kitabını 2015 hıyanet kalkışmasından 10 yıl önce yazmış ve bu yüzden Ergenekonculukla suçlanıp tutuklanmıştı…

Bu gidişe bir dur demeli..
Tarih boyunca Hak batıl mücadelesi hep devam etmiştir. Tayyip Erdoğan ve Oğuzhan Asıltürk’ün amaç ve niyetleri belli olmasına rağmen, bu şahışların yaptıkları ihanetlerine hikmet uydurma görevi, Şimdi; Milli Görüşcüleremi kaldı? Çok üzüntü ve hayretle görmekteyiz ki böyle sesizlik ve duyarsızlık Milli Görüşcülere hiç yakışmamaktadır.
Milli Görüş ( SAADET PARTİSİ) nin yetkili İl, İlçe, genel idare kurulu üyesi, bir babayiğit çıksa bu ihanetleri dile getirse eminim ki tarihi bir görev yapmış olacaktır. Ümit ediyoruz böyle birileri çıkar ve bu gidişe dur der…

İŞBİRLİKÇİLERE DÖNÜP “BİZE NE VAR!” DİYEN SP’Lİ HÜSNÜLER DUYUYORMUSUNUZ?!
Oğuzhan’a İTAAT dümeniyle, işbirlikçilerle İTTİFAK yapılır mı?
Durduyan’a İTAAT dalaveresiyle Hakk bırakılıp Batıla hizmet edilir mi?
İTAAT numarasıyla Milli Görüş terk edilip, işbirlikçilerin kuyruğuna takılır mı?
İşbirlikçilerin hepsi IMF’ci, hepsi Amerikancı, hepsi Avrupa Birlikçi, hepsi İsrailci.
İşbirlikçi iktidar zulüm düzenini yürütmektedir.
İşbirlikçi iktidar ahlaksızlık düzenini yürütmektedir.
İşbirlikçi iktidar Haim Nahum doktirinini uygulamaktadır.
Milletimizi aç bırakıyorlar, işsiz bırakıyorlar, dininden uzaklaştırıyorlar, borca esir ediyorlar, Irk, tarikat, mezhep, siyasi görüş ayrılıkları oluşturup tahrik edip ülkemizi bölmeye ve birbiriyle çarpıştırmaya çalışıyorlar.
Bu Haliyle AKP İktidarıyla İttifak, SP’yi Siyonizm’in Bir Şubesi Konumuna Taşıyacaktır!
Hala anlamadınız mı?
Evet, Durmuş Durduyanların, Oğuzhanların derdi Hakka değil Batıla hizmet etmektir.
Bu işbirlikçiler MANEVİYATÇI mı oldu, ahireti mi üstün tutmaya başladı?
Bu işbirlikçiler NEFİS TERBİYESİNİ mi esas almaya başladı?
Bu işbirlikçiler HAKKI ÜSTÜN TUTMAYA mı başladı?
Milli Görüşten uzaklaşanların nasıl hidayetlerini, ferasetlerini ve dirayetlerini kaybettiklerini görmüyor musunuz?!…
Cenabı Hakk’ın yardımını bırakıp, hidayeti, feraseti ve dirayeti bırakıp nereye gidiyorsunuz?!…
İşbirlikçiler mi Milli Görüş Gömleğini giyecek?
Sizler mi Milli Görüş Gömleğini çıkaracaksınız?
İşbirlikçiler mi faizci kapitalist düzeni terk edip ADİL DÜZEN’e geçecek?
Yoksa sizler mi ADİL DÜZEN’i terk edip faizci ve kapitalist düzenin bekçisi yapılacaksınız?
İşbirlikçiler mi IMF’den, Amerika’dan, Avrupa Birliği’nden, İsrail’den vazgeçip D-8’lere ve İslam Birliğine yönelecek?
Yoksa sizler mi D-8’lerden ve İslam Birliğinden vazgeçip IMF’ci, Amerikancı, Avrupa Birlikçi, İsrailci olacaksınız?
Bre gafiller!
Parçalanmış, yumuşatılmış lokma olup Siyonizm’in emrine gireceksiniz de elinize ne geçecek?.
İttifak dümeniyle işbirlikçilere payanda alacaksınız elinize ne geçecek?
SP’yi Siyonizm’in safına geçirip Siyonizm’in bir şubesi konumuna taşıyacaksınız da elinize ne geçecek?
Bre gafiller!
Ne yapıyorsunuz?
Siz hangi milletin evladısınız?
Yahudi’ye uşak olacaksınız da elinize ne geçecek?

Deccalizm ahirzamanda neredeyse tüm dünyayı kuşatan bir zulüm düzenidir!.. İnsanları bu düzene ikna etmek için kullanılan yöntemlerin belki de en önemlisi ülkelere toplumlara ya da topluluklara kendi içlerinden (deccalizmle işbirlikçi) lider kanaat önderi vb kişilerle temasta bulunmaları onlarla ikna oluşturmalarıdır! Bu işbirlikçi kişiler gerekirse on yıllarca (mümin topluluk içinde iseler suret-i haktan görünerek ya da hangi toplumda iseler o topluluğun beğenisini kazanacak eylemler sergileyerek) fedakar dava adamı gösterişi ile dava büyüğü gibi vasıflar elde ederler ve bu vasıfla ihanetleri kolaylaşır. Bir de yetkiyi ele almışlarsa kitlelerini Deccalizme Siyonizme hizmetkar yaparlar ki kitleler -deccalizme hizmet bir tarafa- kendilerini dine davaya vatana millete hizmet ediyor zannederler ve kendilerini yanlış yönlendiren liderlerini bilinçsizce desteklerler ihanetlerine hikmet uydururlar ve hatta onları kutsarlar!.. Böylelikle Deccalizm İslam Coğrafyasını kan gölüne çevirmeye dünyayı kaosa bozulmalara dejanerasyona sürüklemeye devam eder!..
Tüm İnsanlığın sorgulamaya ve uyanışa ihtiyacı var!..

İnsanlık İçin Kurtuluş Yolu: Necmettin Erbakan Yolu

Erbakan Hocamız taraflı tarafsız herkesin ortak fikri ile çok zeki çok ferasetli çok bilgili ve çok cesur bir liderdi. O her taşın altında yani sosyal siyasal ekonomik vb her gelişmede dünyanın Deccalizmin Büyük İsrail hedefine taşınmak istendiğini, bu amaca ulaşmak için Siyonizmin kullandığı metotları vb deşifre etti. Siyonist zulüm saltanatının nasıl yok edileceğini gösterdi ve çizdiği yol haritasını sadıklarına dava mirası olarak bıraktı!.. Ancak fakat lakin maalesef O’nu sadece AKP vb batıl yollara sapmış partileri körü körüne destekleyen -Erbakan Hocamızın tabiri ile –

” Ampül Hasanlar” ” Kasketli Ahmetler” Ya da ” Sakallı Hüsnüler”
anlamamış değil!.. Maalesef Erbakan Hocamızı ve O’nun siyaset strateji ve projelerini ben Milli Görüşçüyüm diyen birçok insan da idrak edemedi!.. Bunun belki ilk nedeni Erbakan Hocamızın direktiflerinin işari emirlerinin tam yerine getirilmemesi
yeterince dikkatli ve ihsanlı olunulmaması olabilir..

Bir düşünmek lazım Erbakan Hocamız Siyonizmi bitirmeye Adil bir Düzen İslam Birliği ve Yeni Bir Dünya kurmak isterken neredeyse her tarikat cemaat gazete parti vb ye adamlarını yerleştirmiş olan Deccalizm Milli Görüş içini boş mu bırakacaktı. Milli Görüş birçok ihanet yaşadı neden işte bunun için.. Erbakan Hocamızın cihadının büyüklüğünün en önemli delillerinden birisi de içteki (suret-i haktan yani dost görünümlü düşmanlar) ve dıştaki düşmanlarla her an büyük bir mücadele içinde olmasıdır.. Ve Elbette ki Deccalizm anaç işbirlikçi takımı Milli Görüşü yok etme üzerine beton dökme faaliyetlerine içerde devam etmektedir.. Çünkü Milli Görüş’ün şahlanması demek Siyonizmin yok oluş sürecinin hızlanması demektir. Muhteşem analizlerle dolu yazıda da olduğu gibi Deccalizm hakimiyetini,kuşatmasını arttırmak için bin koldan çalışmaya devam etmektedir!. Kurtuluş Yolu Erbakan Hocamızı doğru anlamak ve projelerini dünyaya hakim kılmaktır!.. Bu da ancak ” Kuvvet kudret sahibi yalnız Cenab-ı Allah’tır” ” Zafer inananlarındır ve Zafer yakındır ” inancıyla ümitli heyecanlı çalışmalara sahip olarak başarılabilir!.. Bırakın Türkiyemizi İslam aleminine ve hatta tüm insanlığa Ümit olmakla olabilir!..

Maalesef Milli Görüş camiası Erbakan Hocamızdan sonra Akp’nin gerçek yüzü iyice ortaya çıkmaya başlarken tani Milli Görüşe yönelim olacakken Fatih Erbakan’ın ayrılması (ki herşeye rağmen ayrılmamalıydı) sinsice organize edildi Fatih Erbakan’ın da hataları ile bölünüldü. Güç kaybedildi. Ez cümle parti içi parti dışı oyunlar sürmekte ve Milli Görüş’ün İnsanlığa Ümit olması engellemektedir. Daha da kötüsü Milli Görüş camiası doğru temsil ve doğru tebliğ ile Hak Dava mesajının tesir edeceğine olan inancını (Deccalizm içimizdeki anaç sinsi işbirlikçileri eli ile) yitirmeye doğru sürüklenmek istenmektedir!.. Yok şu blokla yok bu blokla ittifak yapmak yani Deccalizm iki kolundan birisinin yanında olmak mecburiyetmiş gibi lanse edilmektedir.

Oysa ki Milli Görüş tüm İnsanlığın Kurtuluş davasıdır!.. Tüm Milli Görüş sadıklarının üzerine bu davayı şahlandıracak ve Adil bir Düzen’i İslam Birliğini ve Yeni Bir Dünyayı kurarak Deccalizmi yok edecek bir kahramanı ortaya çıkarmak belki de en büyük bir görevdir.

Açıkça ifade etmek gerekirse bu işe şuan için en uygun kişi bilgisi feraseti cesareti Erbakan Hocamıza sadakati Adil Düzen uzmanlığı sağcı solcu milliyetçi birçok kesimin saygısını kazanmışlığı ile Çok Kıymetli Ahmet Akgül Bey uygun bir isim olarak öne çıkmaktadır!..

Mazlumların feryadı particilik psikolojisi ile oyalanılmasını bekleyemez durumdadır. Davamızı şaha kaldıracak adımlar atılmazsa Akp’nin ötesinde veballer Milli Görüş camiasının üzerine olacaktır!..

Tüm İnsanlığın kurtuluş davası olan Milli Görüş bu kutlu misyonuna önderlik yapacağı yerde Deccalizmin zulüm sisteminin devam etmesi için koltuk değneği yapılmak ve kutlu misyonunundan batıla hizmetkar yapılmak istenmektedir!..

Ve Elbette ki Milli Görüş sadıkları buna izin vermeyecektir!.. Kutlu yarınlar için gerekli sorgulamalar yapılacak biran evvel mazlumlara imdat edecek bir iktidara yürünülecektir!. Milli Görüş camiası bu şahlanışı gerçekleştirmezse maalesef Erbakan Hocamızın ” HANS ANLADI AMA HASAN ANLAMADI!” ifadelerinin muhatabı olacaktır!..

Sonuç olarak: Hak dava öyle ya da böyle hakim olacaktır. Kim Hakkı üstün tutarak gayret gösterirse zafere ve Allah’ın rızasına erişecektir inşallah!..

SON GÖMLEK YAKAR SENİ…
DURMUŞ DURDUYAN YİNE DUYURUYORDU ;

TAYYİP ERDOĞAN IN HİZMETKARIYIM…

BU KADAR ZULÜMLE CUMHURUN BAŞINDA Kİ,

TAYYİP ERDOĞAN IN HİZMETKARIYIM…

***

MİLLİ GÖRÜŞÜN İÇİNDEKİ PALAVRACILAR,

YALANA DOYMAYAN SAHTEKARSINIZ ,

ZALİME DAYANAN, MASKELİ İŞBİRLİKÇİ..

TAYYİP ERDOĞAN IN HAYRANIYMIŞSIN…

***

GÖRÜŞMEDE DANIŞMANINA AKIL VERİYOR,

SENİ ARARSA HEMEN BAĞLAYACAKSIN,

ŞÜPESİZ KAT’İ BİR DOĞRU VAR Kİ…

TAYYİP ERDOĞAN IN HAYRANIYMIŞSIN…

***

EY OĞUZHAN ASİLTÜRK BİLMİŞİ ,

SEKSEN ALTI YIL SİZİ OLGUNLAŞTIRAMAMIŞ

ERBAKAN HOCAMIZA HAİNLİĞİN İLE ÜNLÜSÜN…

TAYYİP ERDOĞAN IN HAYRANIYMIŞSIN…

***

MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEĞİNİ HİÇ GİYMEDİN Kİ…

HİÇ DURMADAN BOŞ KONUŞUP İFTİRA EDERSİN…

YENİDEN REFAHI DA SEN KURDURDUN…

TAYYİP ERDOĞAN IN HAYRANIYMIŞSIN….

HANGİ SAFTASIN
HANGİ SAFTASIN

Milli Görüşçüyüz, Milli Çözüm’cü,
Erbakan hocamız, davada öncü…
Gayemiz değildir, ne sağcı, solcu
Sorgula kendini, hangi saftasın?

Erbakan’dan miras, bize bu sancak,
Gömleği, dönekler, çıkarır ancak…
Allah mutlak nurun, tamamlayacak,
Sorgula kendini, hangi saftasın?

Kalbin mi bozuktur, yoksa dilin mi?
Şeytan mı saptırır, yoksa nefsin mi?
Resul ordusu mu, müşriklerin mi?
Sorgula kendini, hangi saftasın?

Sanma ki bu devran, böyle dönecek,
Hak gelecek, batıl, zail olacak…
Milli Çözüm adil, düzen kuracak,
Sorgula kendini hangi saftasın?

Hak batılı sorsam, onu bilmezsin,
Bu kadar yanlışı, nasıl görmezsin?!
Müslüman ağlarken, sen gülemezsin,
Sorgula kendini, hangi saftasın?

Söyle be Kemali, gür çıksın sesin!
Adil düzen çare, umut herkesin!
Siyona vuracak, balyoz darbesin!
Sorgula kendini, hangi saftasın?

AŞIK KEMALİ

MAKALE DURUM TESPİTİDİR
İşte Siyonizmin görünürde dünya hakimiyetinin son aşaması olan; en büyük rakibi Milli Görüşü işbirlikçileri eliyle maniple edip Siyonizme uyumlu hale getirmenin son hamlesi olan AKP-SAADET yakınlaşması…
Milli Gazetenin “en Milli Görüşçü” yazarlarından birisi olarak bilinen Zeki Ceyhan’ın Milli Görüş camiasını uyumlaştırma ve yamuklaştırmada geldiği son nokta! Basın ödülünü fazlasıyla hak edecek bir cüret!
Aksiyonel İslamın fikri merkezi konumundaki Milli Görüşün partisi Saadet Partisi Siyonizm tarafından uyumlaştırılırken, Hristiyan aleminin merkezi konumundaki VATİKAN teslim olmuş bir anlamda DİNLER ARASI SİYONİST DİYALOG uygulamaya konulmuş ve dünya artık tüm kaleler fethedildi görüntüsüne büründürülmüştü!
Elbette yukarıdaki makale teslimiyetin ve acizliğin resmi olarak okunmaması sadece Siyonist üst yapının plan ve uygulamaları olarak görülüp bu kumpastan haberi olanların ve bunlara karşı uzun yıllar fikri, Askeri hazırlıkların devam ettiği, Şeytanın Milli Görüş içinde ve Hristiyan alemindeki şakirterinin takip edildiği..
İhanetlere vakti geldiğinde köklü cevaplar verileceği bilinmeliydi. İşte Aziz Erbakan Hocamız’ın da yıllarca emek sarfettiği ve sabır ve ferasetle olayların takip edilip yamulmadan ve yavşamadan, ümitsizliğe düşmeden Allahın vadini beklemeyi salık verdiği konuşmaları kulaklarımızı çınlatmaktaydı.
Kur’anı Azimüşşanda buyrulduğu üzere;
“Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır). Oysa onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatacak (derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa da, Allah katında kesinlikle onları (boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları ve programları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)(İbrahim 46)

ADİL DÜZEN E OLAN İHTİYAÇ
Allah Erbakan hocamızdan binlerce kere razı olsun

Artık yeryüzünde Adil düzen kavramı bir tercih değil zorunluluk olmuştur.Dunyanin bu gidişatı karşısında ADİL DÜZEN e olan ihtiyaç bir kez daha ortaya çıkmıştır.Kominizm i ve kapitalizm i tanımadan adil duzenin kıymeti anlaşılamamaktadir.

Bu gün maalesef dünyada hiç bir yönetici ve devlet yetkilisi bu gerçekleri konuşamaz,anlatamaz hale gelmiştir.Aslinda temelinde bir çoğu bugün ki içinde bulunduğu durum dan rahatsızlık hissetmek te dir. Ama ne yazıktır ki hepsinin ipi Siyonizmin elinde olduğunu için razı olmuşlardır. Bu gerçekleri ancak ipi Siyonizmin elinde olanlar değil Allah’ın elinde olanlar konuşur anlatır ve de uygular, Elhamdülillah buda Milli Çözüm

Erbakan Hocamızın Tabiri İle Hadi Ordan Domuz Uşağı Sende
Evet küfür tek millettir. Vatikan’ıda Nato’suda BM’side AB’side ,Rothschild ve Rockefelleride ve bunlara ait vakıflar elbette insanlığın huzuru için değil siyonist şeytanın kendisine hizmette kullandığı birer aracı olmaktadır. Bu güçlerin medyları sayesinde göreve getirdikleri siyasi figuranlarıda sahiplerine hizmet etmektedirler. Amaçları insanlığı kendilerine köleleştirmek için ifsad etmektedirler. En önemli argümanları ise parayla,makamla,kadınla satın aldıkları kişileri kendi emelleri için kullanmaktadırlar. Hatta kurumları ve ülkeleri kendi hegemonyasında tutmaktadır. Papalığın dini merkezi olan Vatikanda çıkan papazların çocuk istismarı gibi olaylar bu kokuşmuşluğun ayyuka çıkmasıydı. Ne Din’le ne vicdanla ne insanlıkla hiç bir izahı bulunmamaktadır.
Bu karanlık güçler ülkemizde planlarını devam ettirebilmek için Milli Görüşe son büyük darbeyi vurarak Saadeti AKP’ye yamamak için kozlarını oynayan Oğuzhan Asiltürk’le Tayyip Erdoğan İrtibatı tam bu kapsamda anlam kazanmaktaydı.
Ancak bu onların planlarıydı. Allah imhal eder ihmal etmez ayetinin tecellisi yakında İnşallah gerçekleşecektir. Zulüm düzenlerini yıkılacağı önemli gelişmeler çok yakında gerçekleşecektir.

MİLLİ ÇÖZÜM UYARI GÖREVİNİ YAPIYOR AMA UYANMASI GEREKENLER UYUMAKTA ISRAR EDİYOR
Erdoğan’ın Asiltürk ziyareti sonrası Saadet Partili bazı insanlarda yumuşama ve ellerini ovuşturarak zaman kaybetmeden Akp’ye yamanma beklentileri maalesef çoğalmaya başladı. Bu görüşmelerin ilk neticeside duyumlara göre, 25 Ocak 2021 tarihinde Elazığ Toki konutları açılışına gidecek olan Erdoğan’ın, Elazığ’ın Yazıkonak ilçesinin Saadet Partili belediye başkanının törenle Akp’ye geçeceği haberleriydi. Yani Cumhur ittifakına geçişin ilk adımları bu şekilde atılmış olacaktı. İlke ve değerlerini yitirenler elbetteki birilerinin paçavrası olmaktan kaçamayacaklardı. Oğuzhan Asiltürk, Erdoğan, ve bunların açık gizli işlerini yürütenleri ve hepsininde yularlarını elinde tutan Siyonizmi çözemeyenler ve bu oluşumlara körü körüne destek vermeye devam edenler, bu girdabın içerisinde kaybedip yok olmaya mahkum olacaklardır.

Tek ve gerçek çare,milli görüş adil düzen dir.
Tek ve gerçek çare, Rahmetli Erbakan Hocamızın Refah-Yol dönemindeki gibi, üreterek ve Milli hedeflere yönelerek kazanmak ve kalkınmaktır.

İnanan bir İnsanın Siyaseti İstikamettir.
Çok kritik ve tehlikeli bir dönemeçten geçtiğimiz şu ortamda, genel olarak İslami camiada sivrilen şahsiyetlere bir takım hatırlatmalarda bulunmamız, zannediyorum yerinde ve yararlı olacaktır. Evet, dost acı söyler, ama ilacı söyler!.. Allah korusun, nefsine uyarak, Haklı bir davaya yan çizen, ülkesine ve milletine gizli hıyanete yeltenen, üstelik kendisine yapılan hayırlı uyarı ve davetleri de küçümseyen kimselere, ceza olarak
Cenabı Hakkın kahır ve intikam okları, bunların ya mallarını, ya canlarını veya imanlarını hedef alır.249 Dünyayı ahirete tercih edip her türlü hile ve hıyanete tenezzül eden… Davalarını ve dostlarını tepeleyip karanlık mahfiller ve münafık kesimlerle irtibat ve işbirliğine girişen… Ve nefsü hevalarını ilahlaştırıp
şahsi heves ve hesaplarını her şeyin üstünde gören kimselerin yavaş yavaş imanları çürümeye ve basiret gözleri körleşmeye başlar. Sureti Haktan görünen Şeytanın şaşırtmasıyla, gündüz Müslümanlarla, gece masonlarla olmayı… Cumaları hocalara, pazarları localara yakın dolaşmayı… Görünürde dava adamla-
rıyla gizlide dünya adamlarıyla buluşmayı… Bugün dervişlerle yarın keşişlerle kucaklaşmayı “gözü açıklık” sananlar… Kendi akıllarınca milletimizin ve Milli Görüşçülerin “Nüfus”unu (oy potansiyelini ve seçim imkânlarını), ABD ve İngiltere gibi dış güçlerin ise “nüfuz”unu (yani medyatik ve masonik etkinlik ve
ağırlıklarını) birlikte kullanmayı amaçlayanlar, devamlı aldanır ve harcanırlar!..

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
22
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...