ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1479
mod_vvisit_counterDün1997
mod_vvisit_counterBu Hafta1479
mod_vvisit_counterGeçen hafta13233
mod_vvisit_counterBu Ay29496
mod_vvisit_counterGeçen Ay61591
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18913119

IP'niz: 44.200.174.97
Bugün: 16 May 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12994876

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

ERDOĞAN’IN FAİZ İSTİSMARI, TÜRKİYE’NİN TIKANMASI VE İSMET ÖZEL’İN KÜSTAHLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 65
ZayıfMükemmel 

 

ERDOĞAN’IN FAİZ İSTİSMARI, TÜRKİYE’NİN TIKANMASI

VE

İSMET ÖZEL’İN KÜSTAHLIĞI

        

Bu ülkenin en büyük sorunlarından birisi de Din istismarıdır. Elbette bu istismarcılığın en önemli nedenlerinin başında ise, bazı kesimlerin Din düşmanlığını saymak lazımdır. Maalesef Tarikatlar, Cemaatler, Dernekler, Partiler ve Hükümetlerce;

• Hem taraftar toplamak,

• Hem maddi kazanç sağlamak,

• Hem etkinlik ve yetkinliklerini arttırmak,

• Hatta daha çirkin nefsani ve şeytani amaçlarını kolaylaştırmak,

• Hem de, bütün bu haksızlık, yanlışlık ve ahlâksızlıklarını meşrulaştırmak için çok yoğun ve yaygın bir Din istismarı yapılmaktadır ve maalesef dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayacak oranda bu Din istismarında ustalaşmışlardır.

AKP Genel Başkanı Sn. Erdoğan; kesinlikle, Allah rızasına ve imani sorumlulukları hatırına değil… Tamamen seçim yatırımına ve Din istismarına yönelik bir gösteriş=riyakârlıkla; Faize karşıymış havasıyla: “Hakkında nass var diyoruz… Sen ben kim oluyoruz!..” diye çıkışmışlardı. “Nass” Arapça; açık ve belirgin hükümler, Ayet ve Hadisler anlamındaydı. Oysa İslami ve insani hedeflerini engellemek ve özellikle “Faizsiz Adil Düzen” projelerini kösteklemek ve Erbakan’a hıyanet etmek karşılığı iktidara taşındıkları süreçlerde defalarca: “Artık Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını” yani “İslami ve evrensel hedeflerini bıraktıklarını” açıklamışlardı. Hatta “Faizin bir dünya gerçeği sayıldığını”, yani kaldırılmasının ve faizsiz ekonominin savunulmasının imkânsızlığını vurgulamışlardı. Şimdi şahsi makam ve çıkar politikalarıyla ve çok ucuz istismar palavralarıyla, ülkede yaygın kalkınma için makul girişim ve meşru üretim şartlarını ve faizsiz kredi imkânlarını oluşturmadan; Merkez Bankası faizini 1 puan düşürmekle sergilenen Donkişot kahramanlığı, yaklaşan acı sonlarını hızlandırmaktan başka işe yaramayacaktı.

Çünkü İslam, FAİZ’in tamamını yasaklamıştı ve Kur’an, faizsiz bir ekonomik düzen kurulup uygulanmasını emir buyurmaktaydı! Bakara Suresi 275’inci ayet-i kerimesi: “Elleziy ye’külür-RİBA (Faiz yiyen kimse)” şeklinde gelmeyip; “Elleziyne ye’külüner-RİBA=O kimseler ki FAİZ yemektedirler” şeklinde: “İsmi Mevsul’ün Cemi müzekker salim” kalıbıyla inmesi, asıl tehlikeli ve tahrip edici FAİZ’in, bugünkü gibi; genel bir sistem halinde, devlet müesseseleriyle ve Resmi Bankalar eliyle yürütülen faiz cinsi olduğunu vurgulamak amaçlıydı…

Şimdi şunları hatırlatmak, imani ve insani sorumluluğumuz ve vatandaşlık hukukumuz icabıydı:

• Atatürk tarafından çıkartılan zina eden erkek ve kadınları cezalandıran kanun maddesini yıllar önce ve Haçlı AB teklifiyle kaldırdınız… Böylece ailevi tahribatın ve ahlâki yozlaşmanın kapısını açtınız. Merak edip soruyoruz: Bu konudaki Nur Suresi 2. ayeti gibi NASS’ları hangi cesaret ve mazeretle çiğnemekten sakınmadınız?

• Eşcinselliğin ve cinsi rezaletlerin her türlüsünü serbest bırakıp yaygınlaştıran ve kanuni koruma altına aldıran İstanbul Sözleşmesi’ni imzalarken; onu sözde iptal etseniz bile, aynı amaçları sağlayan 6284 sayılı kanun maddelerini Meclis’ten çıkarırken ve hâlâ uygulanırken, Nisa Suresi 16. ayetinin ve ilgili nice Hadis-i Şeriflerin NASS’larını neden hiç hesaba katmadınız?

• Loto, Toto, Piyango… At Yarışı, İt yarışı… Yılbaşı, ay şansı… Kazı kazan, yan yat uzan!... gibi kumarın her çeşidinin reklamını yapıp oynatırken… Sadece Milli Piyango Kurumu’nun başına rahmetli bir vaiz hocasının oğlunu oturtmakla kurtulacağınızı sandınız. Maide Suresi 90 ve 91. ayetlerinin ve ilgili nice tehdit edici hadislerin NASS’ını hiç’e saymaktan hiç mi korkmazsınız?

• Tam yirmi yıldır, binlerce kanunu yaparken ve Meclis’ten geçirirken… Şimdi yeni bir ANAYASA hazırlığı peşindeyken; üstelik defalarca uyardığımız ve örnek taslaklar hazırlayıp yolladığımız halde; Akl-ı Selimin, Müspet Bilimin, Tarihi Birikimin, Vicdani ve Milli Kanaatin ve Kur’an-ı Kerim’in (sarih ayetleri ve sahih hadislerin) ortaklaşa doğru ve yararlı bulduklarını esas alarak, yine bunların ittifakla yanlış ve zararlı bulduklarından ise sakınılarak, tamamen insani, imani ve evrensel bir Anayasa yapmak yerine, Haçlı ve ahlâksız Batı’nın dayatmalarına, nefsi ve siyasi çıkar hesaplarına göre davranırsanız, Maide Suresi’nin 44, 45 ve 47’nci ayetlerinin NASS’larına göre hangi duruma düşüleceğini neden hiç dikkate almazsınız!?

Ahlâksız AB kapısında ne aranmaktaydı? Kilise, cinsel istismar mağduru tazminatları için varlıklarını satacaktı!

Fransa'da Katolik Kilisesi, cinsel istismar mağduru kişilere tazminat ödemek için mal varlıklarını satma kararı almıştı. 1950 yılından bu yana toplamda 330 bin çocuğun, kilisede sistematik hale gelen cinsel istismara uğradığı ortaya çıkmıştı.

Fransa Piskoposlar Konferansı Başkanı Eric de Moulins-Beaufort, ülkenin Lourdes kentinde rahipler ve piskoposlarla yaptığı toplantının ardından aldıkları kararları açıklamıştı. Cinsel istismara maruz kalanların mağduriyetlerinin tanınması ve giderilmesi için "Bağımsız Ulusal Komisyon"un kurulacağını belirten Başpiskopos, bunun Adalet Bakanlığının hukukçusu Marie Derain de Vaucresson tarafından yönetileceğini aktarmıştı.

Başpiskopos, cinsel istismar mağduru kişilere tazminat ödemek için kilisenin mal varlıklarını satacaklarını, gerekmesi halinde borç alacaklarını vurgulamıştı. Kiliselerde, Cinsel İstismar Bağımsız Komisyonu’nun (CIASE) açıkladığı raporun, kilisenin göremedikleri bir gerçeğini ortaya çıkardığını belirten De Moulins-Beaufort, "İtiraf etmeliyiz, insani ve en temel hakları çiğneyen bir dini sistemin gelişmesine izin verdik." itirafında bulunmuşlardı.

Şimdi soruyoruz; En dindar kurumları sanılan kiliselerde bile, resmi rakamlara göre 330 bin kız ve erkek çocuk cinsel istismara uğrayan… Pek çok ülkesinde erkek erkeğe evlenilmesi kanunen serbest bırakılan… Hatta bazı ülkelerde kız kardeş, hala, teyze ve yeğenlerle nikâh kıyılması bile normal karşılanan şu ahlâken çürümüş, ailevi yapısı çökmüş olan AB’ye girmek için bu denli tavizci ve teslimiyetçi davranmanız, bin kere hâşâ, İslam’ın hangi NASS’ına dayanmaktaydı!

BBP Gen. Bşk. Mustafa Destici, Alperen Ocakları Kurultayında (28 Kasım 2021) konuşurken; Mersin Gülnar kırsalında sapık ve vicdansız dürtülerin kurbanı olan üç yaşındaki masum Müslüme kızımızla ilgili olarak:

“Toplum bu hale ne zaman geldi?” diye sormuşlardı, hatırlatalım. Maddi ve manevi bütün tahribatlarına rağmen MHP ile birlikte hâlâ desteklediğiniz Erdoğan iktidarlarında!..

18 Kasım 2021 ile 19 Kasım 2021 arasında, Doların 9.50 TL’den 11 TL’ye fırlaması karşısında, ülkemizin ve milletimizin uğradığı korkunç zararlar şunlardı:

Cebinde veya kesesinde 1 milyon doları olan bir yabancı, yerli rantiyeci iş adamı veya yandaş takımı, oturduğu yerde havadan bir anda tam 1 milyon 500 bin TL kazanmıştı. TL hesabıyla 84 milyon vatandaşımızın her biri, dışarıya 4 bin TL daha borçlanmıştı. Kaldı ki hemen arkasından Dolar 13 TL’ye Euro 15 TL’ye dayanmış ve bu dış borç yükü katlanarak artmıştı!

Peki dış borcumuz nerelere çıkmıştı?

Doların bir-iki günde 9.50’den 11’e fırlamasıyla, dış borcumuz TL cinsinden tam 320 milyar artmış olmaktaydı.

Peki bu 320 milyar TL ile neler yapılırdı?

• Bütün sulama kanallarıyla birlikte tam 7 tane ATATÜRK BARAJI yapılırdı…

• Bu 320 milyar TL ile tam 25 tane AVRASYA TÜNELİ açılırdı…

• Bu bir günlük dolar artışıyla uğradığımız 320 milyar TL zararla tam 1 milyon işçiye İSTİHDAM sağlanır ve yine 1 milyon öğretmen göreve atanır ve her birine 4 yıl boyunca 5’er bin TL maaş sağlanırdı…

• Bu dolar yükselişi sonucu birkaç hafta içerisinde altının gramı 570’lerden 670’lere çıkmış, yani altının her gramı 100 TL daha pahalanmıştı.

• Bu durum gerçek enflasyonun %40’ları aştığının kanıtıydı. Çünkü 2021 yılı başında 350 dolara denk düşen asgari ücret 240 dolara inmiş durumdaydı. Yani bir avuç fırsatçı yandaş takımı ve rantiyeci iş adamı dışında, 84 milyonun hepsi zarardaydı, perişandı. Birkaç gün sonrasında dolar 13 TL’yi bulunca asgari ücret 200 Dolar kalmıştı.

• Öyle ki 1 yıl önce Üre Gübrenin tonu 1800 TL iken, bugün tam 11 bin TL’ye fırlamıştı, yani, %512 artış vardı. Buna hiçbir köylü dayanamazdı.

Şimdi Sn. Erdoğan’a tekrar sormak lazımdı:

Vatandaşı faize ezdirmek günahtı da, dolara ve enflasyona ezdirmek mübah mıydı? Böylesi dışı hoş içi boş laflarla, hayır ve hakikat adına, konuştuklarının tam tersini yapmak; Kur’an’daki NASS’larla nasıl vasıflandırılmış ve hangi cezalarla uyarılmışlardı? Söylemlerinin tam tersi eylemler yapmak, Saff Suresi 2 ve 3. ayetlerinin NASS’ına (yani açık tehdit vurgusuna) göre, Allah’ın kahrına uğratan bir riyakârlık sayılmaktaydı!

“Ey iman edenler! (Kendiniz yapmadığınız ve) Yapamayacağınız şeyleri niçin (boşuna hava atmak kastiyle başkasına) söylersiniz?” (Saff Suresi: 2)

“(Böyle) Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir buğuz ve kızgınlığa (sebebiyet verecek ve aleyhinize bir suç teşkil edecektir). [Not: Bazı Müslümanlar; “Eğer Allah katındaki en makbul ameli bilseydik, o yolda canımızı ve malımızı feda ederdik” demelerine rağmen, bu amelin CİHAD olduğunu bildiren ayetler gelince, bu sözlerinden yan çizmeleri üzerine bu İlahi tehditler indirilmiştir.]” (Saff Suresi: 3)

Şu çelişkiye bakın; bir taraftan “Faize karşıyız” diyorlardı, öbür taraftan da 240 milyar lira faiz ödemesi planlanan bütçeyi Meclis’e taşımışlardı.

AKP’nin 2022 yılı bütçesinde 240,4 milyar liralık faiz gideri öngörüldüğü ortaya çıkmıştı. Bir taraftan “Faize karşıyız” diyorlardı, öbür taraftan da 240 milyar lira faiz ödemesi planlanan bütçeyi Meclis’e taşımışlardı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın söylemleriyle eylemleri arasında tam bir tezat vardı.

İktidar partisini eleştiriyoruz diye bize demediklerini bırakmayan dostlarımıza(!) sormak lazımdı. Kendileri yıllardır iktidardaydı ve yıllardır hep faizi düşürmekten söz ediyorlardı. Amma Bankalar son dokuz ayda en yüksek kâr oranına ulaşıyorlardı!?

Dolar kurundaki her 10 kuruşun, taahhütlerin toplamı 143 milyar dolar olarak hesaplanan KÖİ projelerindeki etkisi 14.3 milyar TL oluyordu. 10 kuruşluk kur artışından kaynaklanan bu fark 520 bin asgari ücretlinin bir yıllık maaşına denk düşüyordu. Evet; döviz garantileri nedeniyle, dolar kuru 10 kuruş arttığında, ülkenin TL cinsinden borcu 14 milyar TL artıyordu.

10 kuruşluk kur artışı ülkemizin dış borcunu, tam 43 milyar TL artırıyordu! Şehir Hastaneleri’nin toplam yapım maliyeti 11-12 milyar doları aşıyordu. Kira taahhüdü 30 milyar doları buluyordu. Ortalama 25 yıllık sözleşmeler yapılıyordu. 11 yıl ödeyeceğin kirası ile bir gayrimenkulü kendin yapabiliyorsan, bu yolla boşuna 19 milyar dolar havadan rüşvet sunuluyordu. Her 10 kuruşluk dolar artışının ülkeye maliyetini ve millete külfetini, zavallı vatandaşımız maalesef bilmiyordu!..

Kamunun (Devletin) toplam döviz cinsi borcunun yıllık ödenecek miktarının 144 milyar dolar olduğu konuşuluyordu. Buna göre her 1 TL’lik (yani 10 sentlik) bir dolar artışı, toplam dış borcumuzu 144 milyar TL artırıyordu.

Son iki ayda dolar=kur artışı 3 TL (30 sent) oluyordu. Bunun döviz cinsi dış borcumuza getirdiği yeni yük 400 milyar TL’yi buluyordu. Oysa 2020’de tüm faiz ödemesinin 135 milyar olduğu konuşuluyordu. Yani AKP ve Erdoğan iktidarı ülkemize korkunç ve devasa bir enkaz bırakıyordu.

Kaldı ki Türkiye’nin, devletin kefil olduğu özel sermaye borçları ve resmiyete sokulmayan gizli taviz anlaşmaları ile, toplam dış borcunun aslında tam 1 trilyon dolara dayandığı ve bu nedenle iktidarın rehin alınmış durumda olduğu gerçeği rakam oyunlarıyla toplumdan gizleniyordu.

İktidara Bir Eleştiri de Aileden Geliyordu!

İş çevrelerindeki beklenti, faizin düşürülmesi yönünde oluyordu. Artık ekonomistler ve iş insanları, iktidarın ekonomi politikalarının dalgalı seyretmesinden oldukça rahatsızlık duyuyordu. Rahatsızlığını dile getiren isimlerden biri de Erdoğan ailesinin içerisinden çıkıyordu.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, faiz kararı için Türk lirasında yeni rekor düşük seviyelerin görüldüğü bir ortamda toplanıyordu.

Emine Erdoğan'ın kuzeni olan Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, faizlerin düşürülmesi ve döviz kurundaki artışın ardından 19 Kasım 2021’de yaptığı açıklamada hükümetin zıt yönde politika değiştirmesini eleştiriyordu. Dünya gazetesine demeç veren ATO Başkanı Gürsel Baran, “Kurun dengeye oturduğu, faizin istikrara kavuştuğu bir ortamı istiyoruz. Yüksek faiz de yüksek döviz kuru da yatırım, üretim ve ticaretin önünde engel teşkil ediyor. Merkez Bankası’nın iyi ve en doğru kararı alacağına inanıyoruz” ifadelerini kullanıyor ve Erdoğan iktidarına başkaldırıyordu!

Bankalardan Tüm Zamanların En Yüksek 9 Aylık Kârı Açıklanmış; Faizle İhya(!) Olmuşlardı.

Tüm kesimler ağırlaşan ekonomik koşulların sıkıntısını yaşarken, bankacılık sektörü, 2021 Ocak-Eylül döneminde 56 milyar 981 milyon lira ile tüm zamanların en yüksek 9 aylık kârına ulaşmıştı. Bankacılık sektörünün kârı, 2020’nin aynı dönemine göre yüzde 22,7 artarken, sektörün Eylül ayı kârı da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 143,9 artarak 8 milyar 524 milyon lirayı aşmıştı. Erdoğan iktidarı sayesinde bankalar 9 ayda faiz gelirinden 430,9 milyar TL kazanmıştı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, Türk bankacılık sektörü, yılın 9 ayında 56 milyar 981 milyon TL net dönem kârına ulaşmıştı. Geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında kârlılıktaki artış yüzde 22,7 kadardı. Böylece tüm zamanların en yüksek 9 aylık kârı kazanılmıştı. Türk bankacılık sektörü, geçen yılın 9 aylık döneminde 46 milyar 444 milyon lira kâr sağlamıştı. Eylül ayında sektörün kârı, 2020’nin aynı ayına kıyasla yüzde 143,9 artarak 3 milyar 495 liradan 8 milyar 524 milyon liraya çıkmıştı. Böylece Erdoğan iktidarı sayesinde sektör, tarihin en yüksek Eylül ayı kârını kazanmıştı.

Bankalar Vatandaşın Çektiği Kredilerden 308 Milyar TL Faiz Kârı Kazanmışlardı.

Verilere göre, bankaların 9 ayda elde ettiği toplam faiz geliri, 2020’nin aynı dönemine göre yüzde 41,5 artmıştı. Eylül sonu itibarıyla 430,9 milyar lira olan bankaların faiz geliri, geçen yılın aynı döneminde 304,5 milyar lira düzeyinde bulunmaktaydı. Bankalar, Ocak-Eylül döneminde kredilerden 307,9 milyar lira faiz geliri sağlamıştı. Söz konusu gelirin 69,3 milyar lirası tüketici kredilerinden, 15,5 milyar lirası kredi kartlarından, 33,2 milyar lirası taksitli ticari kredilerden ve 189,9 milyar lirası diğer kredilerden alınan faizlerden oluşmaktaydı.

Dövizin Çıldırması ile Kanal İstanbul Bağlantısı Var mıydı?

TÜİK'in 19,89 olarak ilan ettiği yıllık enflasyon oranının yüzde 49,87 olduğunu açıkladığı için hakkında soruşturma başlatılan Prof. Dr. Veysel Ulusoy, 18 Kasım 2021 Perşembe günü yapılan TCMB toplantısından çıkacak faiz kararının öncesinde Cumhuriyet'e şöyle konuşmuşlardı: "Yaşanan üçüncü kuşak döviz krizidir, önce bunun adını koyalım. Siyasete endekslenmiş bir faiz indirme inadı ile bu krizde önemli bir aktör olan Merkez Bankası'nın tekrar bir indirime gitmesinin sonucunu sanırım Sayın Kavcıoğlu hepimizden daha çok farkındadır. Yaşanan tam anlamıyla oy kaygısı ve Kanal İstanbul inşaatına zemin hazırlama amacıyla yapılan faiz indirimi planıdır ve ekonomik gerçeklerden çok ama çok uzaktadır."

Peki ama faiz indirimi yoluyla Türk Lirası'nı çökertmekle Kanal İstanbul inşaatına zemin hazırlamak arasındaki bağlantı var mıydı?

Biliyorsunuz, birkaç gün önce ben de "Reset düğmesine İstanbul'dan basılacak" başlıklı, son 20 yıllık verilere dayalı yazımda "Türk Lirası da bilinçli olarak çökertiliyor ki Türkler, malını mülkünü satsın, tapusunu teslim edip bıraksın, İstanbul, Batılı sermayenin merkezi yapılsın! Belki Kanal İstanbul için Çin de devreye girebilir ve The Ekonomist dergisinin kapaktan açıkladığı gibi, 2022 yılında 'Reset' düğmesine İstanbul'dan basabilirler." diye bir değerlendirme yapmıştım. Benim değerlendirmelerim, Türk Lirasını düşürerek, geniş halk kitlelerini zayıflatan ekonomik kararların arkasındaki siyasi hedeflerle alâkalıydı ve yılların birikimine ve 10 yıl önceki "İstanbul kimin başkenti olacak?" başlıklı yazımdaki ön görülerime dayalıydı.

Son olarak KRT'de Aslı Kurtuluş Mutlu'nun, Tayyip Erdoğan'ın faizleri düşürmekle ilgili açıklamalarının Türk lirasının değerinde düşüşe yol açmasıyla ilgili sorularını cevaplandıran Veysel Ulusoy’un: "Kredi maliyetini düşürerek Kanal İstanbul'a kaynak sağlamak isteniyor olabilir. Başka bir sebep bulamıyorum" yorumları anlamlıydı. Veysel Ulusoy'un bu konuda daha önce Karar gazetesinde, "Kapıdaki yeni kriz 'Türk Ailesi'ni vuracak" başlığıyla ağustos ayında yayınlanan haberi de çarpıcıydı. Ulusoy, o açıklamasında da: 2018'de yaşanan ekonomik krizin 2020 yılında başlayan "pandemi" ile birlikte ikiz krize dönüştüğünü, üstüne bir de son yıllarda nüfusun neredeyse yüzde 10'u kadar bir sığınmacı kitlesinin demografik değişikliğe sebep olduğunu belirterek, konut kıtlığı yaşanacağını vurgulamıştı.

Ona göre, "Yoksul vatandaş için önümüzdeki 20 veya 25 yıl ev almak hayal olacaktı. 4 kişilik bir ailede; bir kişi hayatı boyunca kiraya çalışacak, diğer 2 kişi de ailenin geçimini sağlamak için çırpınacaktı. Oldukça uzun bir süre bu acı gerçekle yaşamaya mecbur kalınacaktı!" Görüldüğü gibi bizim "Türk Lirası bilinçli olarak çökertiliyor ki Türkler, malını mülkünü satsınlar, tapularını teslim edip bıraksınlar, böylece birileri; İstanbul’u, Batılı sermayenin merkezi yapsınlar!" tespitimiz ile Veysel Hoca'nın ekonomik analizi örtüşüp uyuşmaktaydı! Her açıklamasıyla Türk Lirası'nın değerini düşüren Tayyip Erdoğan ise sonunda "Nass"a sığınmaktaydı! Nass'ta yani Kur'an'da veya hadislerde "Halkınızın cebindeki paranın değerini düşürün" diye bir emir var mıydı?”[1]

Şimdi sizlere, ne iktidar ve yandaşlarının, ne de muhalefet kanadının; çoğunun cehaletinden farkına bile varmadıkları, bu acı gerçeği bilen çok az kişinin de kasıtlı saklayıp gündeme taşımadığı bir sırrı açıklıyorum:

Türkiye ve BAE arasındaki normalleşme adımları, İsrail’le dolaylı uzlaşma mıydı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 9 yıl sonra Ankara'ya gelen Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan arasında Ankara Beştepe'de gerçekleşen görüşmenin ardından iki ülke 10 anlaşmaya imza atmıştı. Doğrudan yatırımları da kapsayan anlaşmalar ile Türkiye ve BAE bir süredir gerilimin gölgesinde süren ilişkilerde güya yeni bir sayfa açmıştı. Türkiye ve BAE normalleşmeye 10 anlaşma ile başlamıştı.

Birleşik Arap Emirlikleri Endüstri ve İleri Teknoloji Bakanı Sultan el Cabir, Türkiye ve BAE arasındaki ilişkiler konusunda çok gizemli değerlendirmelerde bulunmuşlardı.

Cebir'in açıklamalarından satır başları şunlardı:

İşbirliğimiz hoşgörü, karşılıklı kazanç, ortak çıkarlar ve elbette ki iki ülke arası köprüler kurma etrafında yoğunlaşmıştır.

Tam bu sırada ABD ile Türkiye Dijital Vergi’de anlaşma sağlamıştı. Bu anlaşmayla Türkiye'nin ihracatına misilleme gelen ek gümrük vergisi kararı kalkmıştı. Derin nefes alan ihracatçılar, “ABD pazarında yolumuz açıldı” diye ferahlamıştı. Güya Türkiye'nin ABD ihracatında önemli bir kritik eşik daha aşılmıştı. Türkiye'nin Google, Facebook, Twitter, Amazon, Netflix, Spotify gibi şirketlerden aldığı Dijital Hizmetler Vergisi karşılığında misilleme yapan ABD, Türkiye'den alacağı 32 üründe yüzde 25 ek gümrük vergisi uygulamasına gideceğini açıklamıştı.

Oysa BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) daha birkaç ay öncesinde; Mısır, Suudi Arabistan ve Bahreyn’le birlikte, Yunanistan ve İsrail’le aynı safta, Akdeniz’de Türkiye’ye karşı “Dostluk Forumu” cephesinde yer almışlardı. (11 Şubat 2021) Buna göre Kıbrıs’ın tamamı AB toprağı sayılmış, Doğu Akdeniz’deki AB çıkar sahası Suriye ve İsrail’e kadar uzatılmıştı. AB’nin Karadeniz’deki çıkar sahası ise Ukrayna kıyılarından Kırım’a dayanmıştı. Böylece İsrail, Kıbrıs ve Akdeniz üzerinden AB’ye komşu yapılmıştı. Rahmetli Erbakan Hocamızın yıllar önce uyardığı gibi: “Göreceksiniz sonunda farklı bir statü ile, İsrail de AB’ye alınacak, yani Türkiye ile İsrail resmen AB çatısı altında aynı oluşum içinde buluşturulacaktı!”

Çünkü aynı BAE, 16 Nisan 2021’de ise; Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’la “Kıbrıs’ın Türkiye İşgalinden Kurtarılması” toplantılarına katılmışlardı. Yani Sn. Erdoğan ve yandaşlarının: “Bu dolar yükselişini ve ekonomik dengesizlikleri dış güçler çıkartıyor” iddiaları haklıydı. Ama o dış güçler; “Bu tavizci ve teslimiyetçi Erdoğan Hükümetini ayakta tutmak ve bunlar üzerinden İsrail’in AB’ye katılmasını sağlamak için oyun kurmaktaydı.” Şimdi birdenbire BAE ile ortak yatırım ve yakınlaşma anlaşmaları imzalanması sakın bir tesadüf sanılmasındı. Acaba bütün bunların; Erdoğan iktidarının, Bakanlarının ve yüksek bürokratlarının kirli çamaşırlarını deşifre eden Sedat Peker’in, “BAE’de korunması ve Türkiye’nin Savunma Sanayindeki bazı Milli atılımlarıyla ilgili sırların Siyonist sermayeyle paylaşılması” ile bir alâkası da var mıydı? Yani Erdoğan iktidarı, BAE üzerinden İsrail’le dolaylı bir normalleşme tuzağına mı kapılmıştı? Doların ateşini düşürmek için BAE’den sıcak para gelsin diye mecburen girişilen bu yaklaşım, kısa vadeli bir rahatlama sağlasa da uzun vadeli intihar sayılırdı!

İsmet Özel denen irfansız, insafsız ve ayarsız adam:

“Çünkü Necmettin Erbakan Nazi artıkları tarafından Türkiye'de siyasete sokulmuş bir adam olduğu için, Refah Partisi'nin adı Almancaydı, ‘Reich’. Hepinizin bildiği, Filistin'de de ‘Refah Kampı’ var değil mi? Bunların hepsi Nazi artıklarının numaralarıdır.”[2]

“Adil Düzen'in aslı, Necmettin Erbakan'ın bir Arnavut projesini etkisiz kılmak için yaptığı bir manevradır: Süleyman Karagülle'nin tezini Refah Partisi'nin tezi olarak gösterip madara etmek amaçlanmıştır... Asıl mesele buydu ve Adil Düzen savunucuları da bunun bir şeriat düzeni olduğunu söylemiyorlardı.”[3] diyecek kadar küstahlaşıp alçalmış… Daha doğrusu hangi şeytani odaklarca kiralanıp kullanıldığını açığa vurmuşlardı. Hoca hayatta iken bu kutlu gerçeklere havlayamayan edep ve erdem yoksunları, şimdi bu cesareti nereden almaktalardı? Maalesef, SP kurmaylarının, Milli Gazete yazarlarının, MGV-AGD sorumlularının, Fatih Erbakan ve yandaşlarının; Aziz Erbakan’ın hatırasına ve kutlu programlarına sahip çıkmayacaklarının rahatlığı ve şımarıklığı ile, salyalarını akıtıp sataşmaktalardı. Ama çok şükür ki, bu iftiralarını ve yalan isnatlarını ağızlarına tıkayacak Milli Çözüm Dergisi vardı.

Bulgarlar Bile Bize Acımaktaydı!

Döviz kurlarında yaşanan artışa paralel olarak Bulgaristan levasının Türk lirası karşısında değer kazanması, Edirne'ye alışveriş için gelen Bulgar turist sayısını artırmıştı. Bulgaristan’ın Filibe şehrinde hemşirelik yapan Rafiye Muhtarovaise, "Bizim Bulgaristanlılar çok geliyor alışveriş yapmaya, çünkü liranız çok düştü. Bizim paranın şu an değeri var, sizin paranın değeri yok şu anda. Biz çok ucuza alıyoruz her şeyi buradan, çünkü bizim paramız çok değerli" sözleriyle bu acı ve alçaltıcı gerçeği söylemekten sakınmamıştı. 1 Bulgar levasının 6,06 TL’ye ulaşmasıyla sınıra yakın Bulgar şehirlerinden ihtiyaçlarını karşılamak üzere Edirne’ye gelen Bulgar vatandaşları, gayet memnun ve mesrur ayrılmaktalardı.

Bulgar vatandaşlarının yoğun olarak alışveriş yaptığı bir bölge olan Edirne Bostanpazarı semtinde bir Türk vatandaşının söyledikleri çok acıydı. Hasan Güler isimli vatandaş, "Türkiye battı artık, Vallahi battı. Hiçbir şey alamıyoruz. Bizim emekli paralarımız iyice buharlaştı. Üç ayda bir sefer baklava almak istiyorum, param yetmiyor. Zaruri ihtiyaç çantamızı bile dolduramıyoruz” şeklinde yakınmaktaydı.

Bulgaristan’ın Filibe şehrinden gelen Halil Cambaz ise Edirne’ye zaman zaman geldiğini ve aldığı ürünleri üzerine kâr koyarak Bulgaristan’da sattığını söyleyerek, “Ben 2,5'a alıp 5'e satıyorum. Ben iki misli kazanıyorum. Çocuklarımıza, torunlarımıza bol bol harcıyoruz” itirafında bulunmuşlardı.

AKP’liler Bile Homurdanmaya Başlamıştı!

“Eğri ağızlarda, doğruların değer kaybı!..”

AKP'li Faruk Çelik'in: “Namussuzlarla Hesaplaşacağız” Çıkışı!

Eski AKP Milletvekili Faruk Çelik, AKP'de yaşananlara yönelik yaptığı değerlendirme ile dikkat çeken ifadeler kullanmıştı. AKP hükümetlerinde 3 kez bakanlık, 5 dönem de milletvekilliği yapan Faruk Çelik, iktidarın projelerini yerden yere vurmaya başlamıştı. Geçmişte Şanlıurfa’ya gönderilme ve oradan milletvekili yapılma hadisesini gündeme getiren Faruk Çelik, “Namussuzlarla hesaplaşacağız arkadaş, hiç lamı cimi kalmadı bu işin” diyerek çıkışmıştı. Sözcü’den Halil Ataş’ın haberine göre Faruk Çelik, Bursa Kestel Çataltepe Sanayii Sitesi mağdurlarıyla düzenlenen toplantıda şunları aktarmıştı:

"Bursa Türkiye’nin sayılı şehirlerinden biri. Oysa beni ta Urfa’ya göndermişlerdi, kim neden rahatsız olduysa bilemiyorum. Artık bu saatten sonra hiç kimse ‘Aman birileri zarar görecek konuşmasın Faruk Çelik’ diye beklemesin. Ben bundan sonra her yanlışı dile getireceğim. Siyasetçisiniz, yüzleşmekten kaçıyorsanız sahtekârsınız demektir.”

“Nerede hızlı tren? Ben yaptırdım ihalesini. 10 yıl oldu demiryolu Bursa’ya hâlâ gelecek. ‘Şehir Hastanesi’ni Yıldırım’da yapacaksınız. Batıya yıkmayın her şeyi’ dedim. Hastaneyi götürdüler ucube bir yere koydular. Şimdi tam 2 katrilyonluk ihale yapıyorlar demiryolunu hastaneye ulaştırmak için. Hastanenin maliyeti ne kadar? 1 milyar. Yapılacak yolun maliyeti ne kadar? 2 milyar, yazık değil mi bu milletin iki milyar lirasını çarçur ediyorsun! Projelerin bir tanesi değil ki, hepsi yanlış yapılmış.”

Eski Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in, Enbursa yazarı Yüksel Baysal'e göre “Et ithalatı lobisinin baskılarıyla görevden uzaklaştırıldığını” hatırlatmıştı.

Lütfi Elvan’ın Erdoğan’a İsyanı! O anlar Kameralara Yansımıştı!

Erdoğan konuşmasında üstü kapalı, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ı eleştirip uyarmıştı. Erdoğan’ın konuşmasını salondaki bütün milletvekilleri alkışlarken, Elvan’ın Erdoğan’ı alkışlamadığı dikkatlerden kaçmamıştı. Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısında konuşurken üstü kapalı, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ı eleştirip şu ifadeleri kullanmıştı:

“Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar, kusura bakmasınlar; bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam. Bu konuda nass ortada, nass ortada olduğuna göre sana bana ne oluyor. Olaya buradan bakacağız ve ona göre de adımımızı atacağız!”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasını salondaki bütün milletvekilleri alkışlarken, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, Erdoğan’ı alkışlamamıştı!?

Ahmet Fakıbaba’nın İtirafları!

İktidar partisi mensuplarının geldiği nokta neredeyse “kanlı bıçaklılar” deyimini hatırlatmıştı. AKP Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba oldukça dikkat çekici açıklamalar yapmış ve “tehdit edildiğini” açıklamıştı. AKP Şanlıurfa Milletvekili Fakıbaba’yı “kim tehdit ediyor?” sorusuna cevap aradığınız zaman ortaya iktidar partisi mensuplarının neredeyse “kanlı bıçaklı” bir hale gelmeleri sonucu çıkmaktaydı.

Zira Fakıbaba terör örgütü PKK tarafından tehdit edildiğini söylemiyordu. Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP tarafından da tehdit edildiğini söylemiyordu. Ana muhalefet Partisi CHP tarafından tehdit edildiği yolunda bir şikâyeti de yoktu. Evet, Fakıbaba’nın açıklamaları tehdit edenlerin iktidar partisi çatısı altında bulunduklarını ortaya koymaktaydı!

Anayasa Mahkemesi Başkanı Arslan’ın Sızlanışı!

“Yasama ve Yürütme, Yargıyı Etkilemeye Çalışmasın!”

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, yargı mensuplarının hüküm verirken cübbelerin mehabetine, vakarına uygun davranması gerektiğini belirterek, “Aynı şekilde yasama ve yürütme mensuplarının da yargıyı etkilemeye veya itibarsızlaştırmaya yönelik söz, tutum ve davranışlardan uzak durması gerekir.” uyarısında bulunmuşlardı!

Adalet Bakanlığınca düzenlenen, Masumiyet Karinesi ve Lekelenmeme Hakkı Sempozyumu’na Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Türkiye (Eski) Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve yargı mensupları katılmıştı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Arslan, sempozyumda yaptığı konuşmada, masumiyet karinesinin uzun, zorlu ve çetin bir mücadele sonrası elde edildiğini vurgulamıştı. Arslan, masumiyet karinesinin korunmasının, yargı bağımsızlığının korunmasına; hem yargı bağımsızlığının hem de masumiyet karinesinin korunmasının ise kuvvetler ayrılığı ilkesinin benimsenmesine bağlı olduğunu vurgulamıştı.

Zühtü Arslan, Anayasa Mahkemesi’nin hem norm denetiminde hem de bireysel başvurularda masumiyet karinesinin bütün boyutlarını ortaya koyan kararlar verdiğini hatırlatmıştı. Yargı bağımsızlığına da değinen Arslan, yargı makamlarınca verilen kararların uygulanmasının önemli olduğunu vurgulamıştı. Arslan, yargı mensuplarının yargıyı polemik içerisine çekebilecek davranışlardan uzak durması gerektiğini kaydederek, şöyle konuştu:

“Hâkim ve savcılarımızın anayasal ve yasal yetkilerini aşabilecek ve yargıyı siyasî polemik içerisine çekebilecek söz, tutum ve davranışlardan kaçınması gerekir. Hepimize düşen, hüküm verirken giydiğimiz cübbelerin mehabetine, vakarına uygun şekilde davranmaktır. Aynı şekilde yasama ve yürütme mensuplarının da yargıyı etkilemeye veya itibarsızlaştırmaya yönelik söz, tutum ve davranışlardan uzak durması gerekir. Cübbeyle siyaset olmaz ancak cübbesiz yargılama da olmaz. Bu gerçeği hiçbir zaman unutmamak gerekiyor; zira yargı bağımsızlığı ve masumiyet karinesi ancak bu ilkeleri, anayasal esasları hayata geçirdiğimizde korunabilecek temel değerlerdir. Dolayısıyla yargı bağımsızlığının ve masumiyet karinesinin korunması devam eden yargılamalar konusunda azamî hassasiyet gösterilmesine bağlıdır.”

Abdüllatif Şener: “AKP'de hırsızlık, üstten alta zincirleme” yapılmaktadır!

AKP’nin kurucu üyelerinden ve Erdoğan iktidarının eski yetkililerinden CHP Konya Milletvekili Abdüllatif Şener, "Türkiye'de korkunç bir yolsuzluk çarkı var!" diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP'ye sert sözler kullanmıştı: "Hırsızlık suç olmuyor, ama ‘hırsızlar ordusu var’ demek suç oluyor!"

Ruhat Mengi'ye konuşan Şener, "Teorik olarak baktığınızda Türkiye'de en kötü şeyleri yapsanız da bu, hukuk karşısında cezaya muhatap olmanız için yeterli olmuyor, ama olan biten şeyleri söylediğiniz zaman suç haline geliyor. Yani daha spesifik hale getirecek olursak; hırsızlık suç olmuyor, ama ‘hırsızlar ordusu var’ demek suç oluyor. Nasıl oluyor, Türkiye'de yıllardır yaşananları, bu ülkedeki politikacıların, gazetecilerin, aydınların çektiklerini ve siyasetin yaptıklarını karşılaştırdığınız zaman çıplak bir tablo şeklinde zaten karşınıza çıkıyor. Kimse 'Türkiye'de yolsuzluk yoktur' diyebilir mi? ‘Kamu kaynakları düzgün kullanılıyor' diyebilir mi? Bunu, siyasetin içinde ve dışında samimi konuşan hiç kimsenin söyleyebileceğini düşünmüyorum" diye çıkışmıştı.

“Türkiye'de korkunç bir yolsuzluk çarkı var!” ifadelerini kullanan ve AKP’nin kurucu suç ortağı olan CHP’li Abdüllatif Şener şunları aktarmıştı:

"Türkiye'de korkunç bir yolsuzluk çarkı var! Kamu kaynakları, kamu gücü emme basma tulumba gibi bireysel zenginleşmeler uğruna gayrimeşru yollardan sürekli çark oluşturmaktadır. Bu çark dönem dönem de ortaya çıkmıştır. 17-25 Aralık olaylarına bakıyorsunuz, ortaya o kadar çok şey döküldü ki bakanların aldığı rüşvetler, evlerde devasa para kasaları, bakan çocuklarının evinde para sayma makineleri, bir bankanın genel müdürünün evinde ayakkabı kutularının içinde milyonlarca dolar çıktı. Aleni görünen şeyler. Sonra bunlar hiçbir yaptırıma muhatap olmadılar, bir ceza verildiğini duymadık. Ses kasetleri ortaya çıktı, milyonlarca Euro'nun taşınması, sıfırlanmasıyla ilgili ses kasetleri. Onlarla da ilgili bir hukuki süreç işlemedi. Bir bakana gelen çikolata kutusunun altında 500 bin dolar iliştirilmiş, birine yüzbinlerce liralık saat verilmiş, hangi bakanın neler aldığına dair listeler yapıldı.

Erdoğan Bayraktar, kendisinde görevi kötüye kullanma olduğunu ama yolsuzluk olmadığını, diğer bakanların hepsinde yolsuzluk olduğunu söyleyerek kendisini ayrıştıran bir şey söylemişti ama “Benim hakkımdaki iddiaların hepsi doğrudur” demişti. O Meclis'te soruşturma önergesinde, 4 bakandan biri hakkında söylenenler doğruysa öbürleri hakkındaki iddiaların da doğru olduğunu gösterir, karinedir bu. Ama hiçbir şey olmadı. Bakın bu 17-25 Aralık olaylarıyla ilgili olarak bakanları, hükümeti, iktidarı itham edenler ve bu konunun üzerine gelenler sürekli suçlandılar, cezalar aldılar, o günden bugüne kadar da bu süreçler böyle işledi. Yakın geçmişte bir bakan Ruhsar Pekcan, kendi firmasından kamuya, kendi bakanlığına dünyanın deterjanını ve fahiş fiyatla satmış, ne kadar etik dışı, hukuk dışı bir şey. Bununla ilgili düzenlemeler vardı, bir bakan ve yakını kendi kurumuna ve hükümete mal satamaz ama bu ödüllendiriliyor."

"Üstten Alta Doğru Zincirleme Yolsuzluklar Yapılmaktadır!"

Yolsuzlukların bir kademe halinde üstten alta doğru zincir halinde gittiğini kaydeden Şener, "Hepsini kast ederek söylüyorum, o zincir alt kademelere kadar uzanıyor. Bu memlekette belediyeler insan kaçakçılığı yapıyorlar. Bu mafyavari kamu kuruluşlarının insan kaçakçılığı yaptığı, gri pasaportla yurt dışına işçi götürdüğü günlerce manşet oldu. Kaç yerde buna benzer olay çıktı, kamu gücünün nerelerde kullanıldığını bundan daha iyi gösterecek ne olabilir? Bir devletin bırakın sadece rüşveti, yolsuzluğu, insan kaçakçılığına varan mafya tipi yöntemlerle yönetildiği nerede görülmüştür? Bu iktidar döneminde yolsuzluk olayları patlamıştır, ayyuka çıkmıştır, yolsuzluk haberleri gece gündüz belgeleriyle dökülmüştür, ciddi iddialar olmuştur ama bunların hiçbiri yargısal olarak hâkim huzuruna çıkmamıştır. Kaynaklar yağmalanıyor ve yağmayı yapanlar yargılanmıyor! Ama yolsuzluk belgelerini ortaya koyan yüzlerce politikacı, gazeteci, aydın kendilerini mahkemelerde buluyorlar” diyerek eski suç ortaklıklarını örtmeye çalışmıştı, ama bazı gerçeklere ve çok tehlikeli gelişmelere de tercümanlık yapmıştı. Bu tür ifşaat ve itiraflar haklıydı. Ama eğri ağızlarda, doğrular değer kaybına uğramaktaydı!.. Çünkü bu doğru saptamalar, kendi yanlışlarını saklama ve saptırma amacı taşımaktaydı…

Sonuç olarak ve tekrar vurgulayalım ki; Bir toplumun Diniyle Düzeni uyuşmazsa orada bozulma ve yozlaşma başlardı…

Dejenere olmuş Hristiyanlık ve Yahudilik için KAPİTALİZM bir derece uyumlu olabilirdi…

Ateist ve Dinsiz bir toplum için ise KOMÜNİZM uygun düşebilirdi…

Ama Müslüman bir toplum Kapitalist veya Sosyalist bir sistemde yozlaşırdı…

• Dinimiz FAİZ’i yasaklarken, Düzenimiz ticaret ve ekonominin şartı sayıyorsa!..

• Dinimiz KUMAR’ı büyük günah sayıyor, Düzen Loto, Toto, Piyango reklamı yapıyorsa!..

• Dinimiz ZİNA’yı haram sayıyor, Düzen her türlü fuhşun önünü açıyorsa!..

Bu durumda bir Müslüman:

• Ya Dinine uyacak, ama sistemin imkân ve fırsatlarından mahrum kalıp dışlanacaktır…

• Ya Düzene ve nefsine uyacak, o zaman da vicdanı yozlaşacak ve ahlâkı bozulacaktır…

• Ya da hem Düzene uyup günahlara dalacak, hem de dindar rolü oynayacak… Bu durumda da Münafıklaşacaktır…

Tek çare ADİL DÜZEN’e yapışmak ve bu çirkeflerden kurtulmaktır!..

Erdoğan’ın En Büyük Şansı; Karşısında Ciddi ve Cesaretli Bir Muhalefetin Bulunmamasıydı!..

Evet, gerekli ve gerçekçi hiçbir çözüm ortaya koyamayan, topluma güven ve umut aşılamayan bir muhalefet, Erdoğan’ı alternatifsiz konuma taşımaktaydı. CHP Gn. Bşk. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’nin başka hiçbir sorunu kalmamış gibi, çıkıp: “İktidara gelirsek ilk icraatımız İstanbul Sözleşmesi’ni geri getirmek olacaktır!..” zırvaları, ekonomik ve sosyal tahribatlarından usanıp çareler aramaya başlayan inançlı halk kesimlerini bile, tekrar Erdoğan’ın tuzağına itmekten başka ne işe yaramaktaydı?

Sn. Kılıçdaroğlu, bu kadar açık bir gerçeği göremeyecek kadar bile feraset fukarası mıydı? Hepsini toplasan bir kasabayı bile doldurmayacak kadar sapkın ve şaşkın insanları memnun etmek uğruna bu denli patavatsızlık yapılır mıydı?

Şu İYİ Partili Lütfü Türkkan küstahının, şehit yakını bir garibana, hem de polislerce uzaklaştırılıp götürülürken, arkadan koşarak kolunu boynuna dolayıp kulağına “Anasına, bacısına küfredecek” kadar alçalmasının, sadece Erdoğan’a yarayacağını hesap edemeyecek kadar mantık manyağı mıydı, yoksa astronomik çıkarlar karşılığı iktidara kiralanmış bir provokatör konumunda mıydı?

İşte bütün bu nedenlerden ve vatandaşlık mes’uliyetimizden dolayıdır ki, AKP ve Erdoğan iktidarının, işbaşına taşınma hesaplarının ve yaptıkları ekonomik, ahlâki ve siyasi tahribatlarının boyutlarını, planlı ve hesaplı aşamalarını daha iyi anlamak üzere, gelin 2002’den itibaren irdelemeye başlayalım.

          

          

Necmettin Erdoğan Bişkin

          

ERBAKAN’A HAVLAYAN HÖDÜK!

        

Adı İsmet olan, özel edepsiz

Adil Düzen ona, şer görünüyor…

Erbakan’a hırlar, yersiz sebepsiz

Hikmet nazarında, ker1 görünüyor…

        

Şiiri sözleri, sanki cacıktır

Erdemsiz dengesiz, tavrı gıcıktır

Yiğit rolü oynar, korkak kancıktır

Ahmak takımına, er görünüyor…

        

Cahil cesur imiş, saygısız hödük2

Vasıfsız vicdansız, çaldığı düdük

İtikadı bozuk, irfanı güdük

Beyinsize Eba, Zer görünüyor…

      

Erbakan Hak için, halka yöneldi

Hep ilim kuşandı, cehdle bilendi

Cümle Şeytaniler, düşman kesildi

Alnında nur onur, ter görünüyor…

      

1- Ker: Eşek (Kürtçe).

2- Hödük: Anlayışı kıt ve kısır, aptal ve arsız.

 


  [1] 18 Kasım 2021 / Aslan Bulut 

  [2] İsmet Özel ve Şiirleri / 12 Temmuz 2015 / 'Necmettin Erbakan Nazi artıkları tarafından siyasete sokulmuş bir adam'

  [3] İsmet ÖZEL / İstiklâl Yürüyüşü II, syf: 110 / (https://ar-ar.facebook.com/1432891263653881

 

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 1361

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR