YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
661afb4af0491
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 7 6 1 9
Bugün : 915
Dün : 26764
Bu ay : 299501
Geçen ay : 453014
Toplam : 23078465
IP'niz : 3.238.235.248

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

ERDOĞAN’IN FAİZ İSTİSMARI, TÜRKİYE’NİN TIKANMASI

VE

İSMET ÖZEL’İN KÜSTAHLIĞI

        

Bu ülkenin en büyük sorunlarından birisi de Din istismarıdır. Elbette bu istismarcılığın en önemli nedenlerinin başında ise, bazı kesimlerin Din düşmanlığını saymak lazımdır. Maalesef Tarikatlar, Cemaatler, Dernekler, Partiler ve Hükümetlerce;

• Hem taraftar toplamak,

• Hem maddi kazanç sağlamak,

• Hem etkinlik ve yetkinliklerini arttırmak,

• Hatta daha çirkin nefsani ve şeytani amaçlarını kolaylaştırmak,

• Hem de, bütün bu haksızlık, yanlışlık ve ahlâksızlıklarını meşrulaştırmak için çok yoğun ve yaygın bir Din istismarı yapılmaktadır ve maalesef dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayacak oranda bu Din istismarında ustalaşmışlardır.

AKP Genel Başkanı Sn. Erdoğan; kesinlikle, Allah rızasına ve imani sorumlulukları hatırına değil… Tamamen seçim yatırımına ve Din istismarına yönelik bir gösteriş=riyakârlıkla; Faize karşıymış havasıyla: “Hakkında nass var diyoruz… Sen ben kim oluyoruz!..” diye çıkışmışlardı. “Nass” Arapça; açık ve belirgin hükümler, Ayet ve Hadisler anlamındaydı. Oysa İslami ve insani hedeflerini engellemek ve özellikle “Faizsiz Adil Düzen” projelerini kösteklemek ve Erbakan’a hıyanet etmek karşılığı iktidara taşındıkları süreçlerde defalarca: “Artık Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını” yani “İslami ve evrensel hedeflerini bıraktıklarını” açıklamışlardı. Hatta “Faizin bir dünya gerçeği sayıldığını”, yani kaldırılmasının ve faizsiz ekonominin savunulmasının imkânsızlığını vurgulamışlardı. Şimdi şahsi makam ve çıkar politikalarıyla ve çok ucuz istismar palavralarıyla, ülkede yaygın kalkınma için makul girişim ve meşru üretim şartlarını ve faizsiz kredi imkânlarını oluşturmadan; Merkez Bankası faizini 1 puan düşürmekle sergilenen Donkişot kahramanlığı, yaklaşan acı sonlarını hızlandırmaktan başka işe yaramayacaktı.

Çünkü İslam, FAİZ’in tamamını yasaklamıştı ve Kur’an, faizsiz bir ekonomik düzen kurulup uygulanmasını emir buyurmaktaydı! Bakara Suresi 275’inci ayet-i kerimesi: “Elleziy ye’külür-RİBA (Faiz yiyen kimse)” şeklinde gelmeyip; “Elleziyne ye’külüner-RİBA=O kimseler ki FAİZ yemektedirler” şeklinde: “İsmi Mevsul’ün Cemi müzekker salim” kalıbıyla inmesi, asıl tehlikeli ve tahrip edici FAİZ’in, bugünkü gibi; genel bir sistem halinde, devlet müesseseleriyle ve Resmi Bankalar eliyle yürütülen faiz cinsi olduğunu vurgulamak amaçlıydı…

Şimdi şunları hatırlatmak, imani ve insani sorumluluğumuz ve vatandaşlık hukukumuz icabıydı:

• Atatürk tarafından çıkartılan zina eden erkek ve kadınları cezalandıran kanun maddesini yıllar önce ve Haçlı AB teklifiyle kaldırdınız… Böylece ailevi tahribatın ve ahlâki yozlaşmanın kapısını açtınız. Merak edip soruyoruz: Bu konudaki Nur Suresi 2. ayeti gibi NASS’ları hangi cesaret ve mazeretle çiğnemekten sakınmadınız?

• Eşcinselliğin ve cinsi rezaletlerin her türlüsünü serbest bırakıp yaygınlaştıran ve kanuni koruma altına aldıran İstanbul Sözleşmesi’ni imzalarken; onu sözde iptal etseniz bile, aynı amaçları sağlayan 6284 sayılı kanun maddelerini Meclis’ten çıkarırken ve hâlâ uygulanırken, Nisa Suresi 16. ayetinin ve ilgili nice Hadis-i Şeriflerin NASS’larını neden hiç hesaba katmadınız?

• Loto, Toto, Piyango… At Yarışı, İt yarışı… Yılbaşı, ay şansı… Kazı kazan, yan yat uzan!… gibi kumarın her çeşidinin reklamını yapıp oynatırken… Sadece Milli Piyango Kurumu’nun başına rahmetli bir vaiz hocasının oğlunu oturtmakla kurtulacağınızı sandınız. Maide Suresi 90 ve 91. ayetlerinin ve ilgili nice tehdit edici hadislerin NASS’ını hiç’e saymaktan hiç mi korkmazsınız?

• Tam yirmi yıldır, binlerce kanunu yaparken ve Meclis’ten geçirirken… Şimdi yeni bir ANAYASA hazırlığı peşindeyken; üstelik defalarca uyardığımız ve örnek taslaklar hazırlayıp yolladığımız halde; Akl-ı Selimin, Müspet Bilimin, Tarihi Birikimin, Vicdani ve Milli Kanaatin ve Kur’an-ı Kerim’in (sarih ayetleri ve sahih hadislerin) ortaklaşa doğru ve yararlı bulduklarını esas alarak, yine bunların ittifakla yanlış ve zararlı bulduklarından ise sakınılarak, tamamen insani, imani ve evrensel bir Anayasa yapmak yerine, Haçlı ve ahlâksız Batı’nın dayatmalarına, nefsi ve siyasi çıkar hesaplarına göre davranırsanız, Maide Suresi’nin 44, 45 ve 47’nci ayetlerinin NASS’larına göre hangi duruma düşüleceğini neden hiç dikkate almazsınız!?

Ahlâksız AB kapısında ne aranmaktaydı? Kilise, cinsel istismar mağduru tazminatları için varlıklarını satacaktı!

Fransa’da Katolik Kilisesi, cinsel istismar mağduru kişilere tazminat ödemek için mal varlıklarını satma kararı almıştı. 1950 yılından bu yana toplamda 330 bin çocuğun, kilisede sistematik hale gelen cinsel istismara uğradığı ortaya çıkmıştı.

Fransa Piskoposlar Konferansı Başkanı Eric de Moulins-Beaufort, ülkenin Lourdes kentinde rahipler ve piskoposlarla yaptığı toplantının ardından aldıkları kararları açıklamıştı. Cinsel istismara maruz kalanların mağduriyetlerinin tanınması ve giderilmesi için “Bağımsız Ulusal Komisyon”un kurulacağını belirten Başpiskopos, bunun Adalet Bakanlığının hukukçusu Marie Derain de Vaucresson tarafından yönetileceğini aktarmıştı.

Başpiskopos, cinsel istismar mağduru kişilere tazminat ödemek için kilisenin mal varlıklarını satacaklarını, gerekmesi halinde borç alacaklarını vurgulamıştı. Kiliselerde, Cinsel İstismar Bağımsız Komisyonu’nun (CIASE) açıkladığı raporun, kilisenin göremedikleri bir gerçeğini ortaya çıkardığını belirten De Moulins-Beaufort, “İtiraf etmeliyiz, insani ve en temel hakları çiğneyen bir dini sistemin gelişmesine izin verdik.” itirafında bulunmuşlardı.

Şimdi soruyoruz; En dindar kurumları sanılan kiliselerde bile, resmi rakamlara göre 330 bin kız ve erkek çocuk cinsel istismara uğrayan… Pek çok ülkesinde erkek erkeğe evlenilmesi kanunen serbest bırakılan… Hatta bazı ülkelerde kız kardeş, hala, teyze ve yeğenlerle nikâh kıyılması bile normal karşılanan şu ahlâken çürümüş, ailevi yapısı çökmüş olan AB’ye girmek için bu denli tavizci ve teslimiyetçi davranmanız, bin kere hâşâ, İslam’ın hangi NASS’ına dayanmaktaydı!

BBP Gen. Bşk. Mustafa Destici, Alperen Ocakları Kurultayında (28 Kasım 2021) konuşurken; Mersin Gülnar kırsalında sapık ve vicdansız dürtülerin kurbanı olan üç yaşındaki masum Müslüme kızımızla ilgili olarak:

“Toplum bu hale ne zaman geldi?” diye sormuşlardı, hatırlatalım. Maddi ve manevi bütün tahribatlarına rağmen MHP ile birlikte hâlâ desteklediğiniz Erdoğan iktidarlarında!..

18 Kasım 2021 ile 19 Kasım 2021 arasında, Doların 9.50 TL’den 11 TL’ye fırlaması karşısında, ülkemizin ve milletimizin uğradığı korkunç zararlar şunlardı:

Cebinde veya kesesinde 1 milyon doları olan bir yabancı, yerli rantiyeci iş adamı veya yandaş takımı, oturduğu yerde havadan bir anda tam 1 milyon 500 bin TL kazanmıştı. TL hesabıyla 84 milyon vatandaşımızın her biri, dışarıya 4 bin TL daha borçlanmıştı. Kaldı ki hemen arkasından Dolar 13 TL’ye Euro 15 TL’ye dayanmış ve bu dış borç yükü katlanarak artmıştı!

Peki dış borcumuz nerelere çıkmıştı?

Doların bir-iki günde 9.50’den 11’e fırlamasıyla, dış borcumuz TL cinsinden tam 320 milyar artmış olmaktaydı.

Peki bu 320 milyar TL ile neler yapılırdı?

• Bütün sulama kanallarıyla birlikte tam 7 tane ATATÜRK BARAJI yapılırdı…

• Bu 320 milyar TL ile tam 25 tane AVRASYA TÜNELİ açılırdı…

• Bu bir günlük dolar artışıyla uğradığımız 320 milyar TL zararla tam 1 milyon işçiye İSTİHDAM sağlanır ve yine 1 milyon öğretmen göreve atanır ve her birine 4 yıl boyunca 5’er bin TL maaş sağlanırdı…

• Bu dolar yükselişi sonucu birkaç hafta içerisinde altının gramı 570’lerden 670’lere çıkmış, yani altının her gramı 100 TL daha pahalanmıştı.

• Bu durum gerçek enflasyonun %40’ları aştığının kanıtıydı. Çünkü 2021 yılı başında 350 dolara denk düşen asgari ücret 240 dolara inmiş durumdaydı. Yani bir avuç fırsatçı yandaş takımı ve rantiyeci iş adamı dışında, 84 milyonun hepsi zarardaydı, perişandı. Birkaç gün sonrasında dolar 13 TL’yi bulunca asgari ücret 200 Dolar kalmıştı.

• Öyle ki 1 yıl önce Üre Gübrenin tonu 1800 TL iken, bugün tam 11 bin TL’ye fırlamıştı, yani, %512 artış vardı. Buna hiçbir köylü dayanamazdı.

Şimdi Sn. Erdoğan’a tekrar sormak lazımdı:

Vatandaşı faize ezdirmek günahtı da, dolara ve enflasyona ezdirmek mübah mıydı? Böylesi dışı hoş içi boş laflarla, hayır ve hakikat adına, konuştuklarının tam tersini yapmak; Kur’an’daki NASS’larla nasıl vasıflandırılmış ve hangi cezalarla uyarılmışlardı? Söylemlerinin tam tersi eylemler yapmak, Saff Suresi 2 ve 3. ayetlerinin NASS’ına (yani açık tehdit vurgusuna) göre, Allah’ın kahrına uğratan bir riyakârlık sayılmaktaydı!

“Ey iman edenler! (Kendiniz yapmadığınız ve) Yapamayacağınız şeyleri niçin (boşuna hava atmak kastiyle başkasına) söylersiniz?” (Saff Suresi: 2)

“(Böyle) Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir buğuz ve kızgınlığa (sebebiyet verecek ve aleyhinize bir suç teşkil edecektir). [Not: Bazı Müslümanlar; “Eğer Allah katındaki en makbul ameli bilseydik, o yolda canımızı ve malımızı feda ederdik” demelerine rağmen, bu amelin CİHAD olduğunu bildiren ayetler gelince, bu sözlerinden yan çizmeleri üzerine bu İlahi tehditler indirilmiştir.]” (Saff Suresi: 3)

Şu çelişkiye bakın; bir taraftan “Faize karşıyız” diyorlardı, öbür taraftan da 240 milyar lira faiz ödemesi planlanan bütçeyi Meclis’e taşımışlardı.

AKP’nin 2022 yılı bütçesinde 240,4 milyar liralık faiz gideri öngörüldüğü ortaya çıkmıştı. Bir taraftan “Faize karşıyız” diyorlardı, öbür taraftan da 240 milyar lira faiz ödemesi planlanan bütçeyi Meclis’e taşımışlardı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın söylemleriyle eylemleri arasında tam bir tezat vardı.

İktidar partisini eleştiriyoruz diye bize demediklerini bırakmayan dostlarımıza(!) sormak lazımdı. Kendileri yıllardır iktidardaydı ve yıllardır hep faizi düşürmekten söz ediyorlardı. Amma Bankalar son dokuz ayda en yüksek kâr oranına ulaşıyorlardı!?

Dolar kurundaki her 10 kuruşun, taahhütlerin toplamı 143 milyar dolar olarak hesaplanan KÖİ projelerindeki etkisi 14.3 milyar TL oluyordu. 10 kuruşluk kur artışından kaynaklanan bu fark 520 bin asgari ücretlinin bir yıllık maaşına denk düşüyordu. Evet; döviz garantileri nedeniyle, dolar kuru 10 kuruş arttığında, ülkenin TL cinsinden borcu 14 milyar TL artıyordu.

10 kuruşluk kur artışı ülkemizin dış borcunu, tam 43 milyar TL artırıyordu! Şehir Hastaneleri’nin toplam yapım maliyeti 11-12 milyar doları aşıyordu. Kira taahhüdü 30 milyar doları buluyordu. Ortalama 25 yıllık sözleşmeler yapılıyordu. 11 yıl ödeyeceğin kirası ile bir gayrimenkulü kendin yapabiliyorsan, bu yolla boşuna 19 milyar dolar havadan rüşvet sunuluyordu. Her 10 kuruşluk dolar artışının ülkeye maliyetini ve millete külfetini, zavallı vatandaşımız maalesef bilmiyordu!..

Kamunun (Devletin) toplam döviz cinsi borcunun yıllık ödenecek miktarının 144 milyar dolar olduğu konuşuluyordu. Buna göre her 1 TL’lik (yani 10 sentlik) bir dolar artışı, toplam dış borcumuzu 144 milyar TL artırıyordu.

Son iki ayda dolar=kur artışı 3 TL (30 sent) oluyordu. Bunun döviz cinsi dış borcumuza getirdiği yeni yük 400 milyar TL’yi buluyordu. Oysa 2020’de tüm faiz ödemesinin 135 milyar olduğu konuşuluyordu. Yani AKP ve Erdoğan iktidarı ülkemize korkunç ve devasa bir enkaz bırakıyordu.

Kaldı ki Türkiye’nin, devletin kefil olduğu özel sermaye borçları ve resmiyete sokulmayan gizli taviz anlaşmaları ile, toplam dış borcunun aslında tam 1 trilyon dolara dayandığı ve bu nedenle iktidarın rehin alınmış durumda olduğu gerçeği rakam oyunlarıyla toplumdan gizleniyordu.

İktidara Bir Eleştiri de Aileden Geliyordu!

İş çevrelerindeki beklenti, faizin düşürülmesi yönünde oluyordu. Artık ekonomistler ve iş insanları, iktidarın ekonomi politikalarının dalgalı seyretmesinden oldukça rahatsızlık duyuyordu. Rahatsızlığını dile getiren isimlerden biri de Erdoğan ailesinin içerisinden çıkıyordu.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, faiz kararı için Türk lirasında yeni rekor düşük seviyelerin görüldüğü bir ortamda toplanıyordu.

Emine Erdoğan‘ın kuzeni olan Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, faizlerin düşürülmesi ve döviz kurundaki artışın ardından 19 Kasım 2021’de yaptığı açıklamada hükümetin zıt yönde politika değiştirmesini eleştiriyordu. Dünya gazetesine demeç veren ATO Başkanı Gürsel Baran, “Kurun dengeye oturduğu, faizin istikrara kavuştuğu bir ortamı istiyoruz. Yüksek faiz de yüksek döviz kuru da yatırım, üretim ve ticaretin önünde engel teşkil ediyor. Merkez Bankası’nın iyi ve en doğru kararı alacağına inanıyoruz” ifadelerini kullanıyor ve Erdoğan iktidarına başkaldırıyordu!

Bankalardan Tüm Zamanların En Yüksek 9 Aylık Kârı Açıklanmış; Faizle İhya(!) Olmuşlardı.

Tüm kesimler ağırlaşan ekonomik koşulların sıkıntısını yaşarken, bankacılık sektörü, 2021 Ocak-Eylül döneminde 56 milyar 981 milyon lira ile tüm zamanların en yüksek 9 aylık kârına ulaşmıştı. Bankacılık sektörünün kârı, 2020’nin aynı dönemine göre yüzde 22,7 artarken, sektörün Eylül ayı kârı da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 143,9 artarak 8 milyar 524 milyon lirayı aşmıştı. Erdoğan iktidarı sayesinde bankalar 9 ayda faiz gelirinden 430,9 milyar TL kazanmıştı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, Türk bankacılık sektörü, yılın 9 ayında 56 milyar 981 milyon TL net dönem kârına ulaşmıştı. Geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında kârlılıktaki artış yüzde 22,7 kadardı. Böylece tüm zamanların en yüksek 9 aylık kârı kazanılmıştı. Türk bankacılık sektörü, geçen yılın 9 aylık döneminde 46 milyar 444 milyon lira kâr sağlamıştı. Eylül ayında sektörün kârı, 2020’nin aynı ayına kıyasla yüzde 143,9 artarak 3 milyar 495 liradan 8 milyar 524 milyon liraya çıkmıştı. Böylece Erdoğan iktidarı sayesinde sektör, tarihin en yüksek Eylül ayı kârını kazanmıştı.

Bankalar Vatandaşın Çektiği Kredilerden 308 Milyar TL Faiz Kârı Kazanmışlardı.

Verilere göre, bankaların 9 ayda elde ettiği toplam faiz geliri, 2020’nin aynı dönemine göre yüzde 41,5 artmıştı. Eylül sonu itibarıyla 430,9 milyar lira olan bankaların faiz geliri, geçen yılın aynı döneminde 304,5 milyar lira düzeyinde bulunmaktaydı. Bankalar, Ocak-Eylül döneminde kredilerden 307,9 milyar lira faiz geliri sağlamıştı. Söz konusu gelirin 69,3 milyar lirası tüketici kredilerinden, 15,5 milyar lirası kredi kartlarından, 33,2 milyar lirası taksitli ticari kredilerden ve 189,9 milyar lirası diğer kredilerden alınan faizlerden oluşmaktaydı.

Dövizin Çıldırması ile Kanal İstanbul Bağlantısı Var mıydı?

TÜİK’in 19,89 olarak ilan ettiği yıllık enflasyon oranının yüzde 49,87 olduğunu açıkladığı için hakkında soruşturma başlatılan Prof. Dr. Veysel Ulusoy, 18 Kasım 2021 Perşembe günü yapılan TCMB toplantısından çıkacak faiz kararının öncesinde Cumhuriyet’e şöyle konuşmuşlardı: “Yaşanan üçüncü kuşak döviz krizidir, önce bunun adını koyalım. Siyasete endekslenmiş bir faiz indirme inadı ile bu krizde önemli bir aktör olan Merkez Bankası’nın tekrar bir indirime gitmesinin sonucunu sanırım Sayın Kavcıoğlu hepimizden daha çok farkındadır. Yaşanan tam anlamıyla oy kaygısı ve Kanal İstanbul inşaatına zemin hazırlama amacıyla yapılan faiz indirimi planıdır ve ekonomik gerçeklerden çok ama çok uzaktadır.”

Peki ama faiz indirimi yoluyla Türk Lirası’nı çökertmekle Kanal İstanbul inşaatına zemin hazırlamak arasındaki bağlantı var mıydı?

Biliyorsunuz, birkaç gün önce ben de “Reset düğmesine İstanbul’dan basılacak” başlıklı, son 20 yıllık verilere dayalı yazımda “Türk Lirası da bilinçli olarak çökertiliyor ki Türkler, malını mülkünü satsın, tapusunu teslim edip bıraksın, İstanbul, Batılı sermayenin merkezi yapılsın! Belki Kanal İstanbul için Çin de devreye girebilir ve The Ekonomist dergisinin kapaktan açıkladığı gibi, 2022 yılında ‘Reset’ düğmesine İstanbul’dan basabilirler.” diye bir değerlendirme yapmıştım. Benim değerlendirmelerim, Türk Lirasını düşürerek, geniş halk kitlelerini zayıflatan ekonomik kararların arkasındaki siyasi hedeflerle alâkalıydı ve yılların birikimine ve 10 yıl önceki “İstanbul kimin başkenti olacak?” başlıklı yazımdaki ön görülerime dayalıydı.

Son olarak KRT’de Aslı Kurtuluş Mutlu’nun, Tayyip Erdoğan’ın faizleri düşürmekle ilgili açıklamalarının Türk lirasının değerinde düşüşe yol açmasıyla ilgili sorularını cevaplandıran Veysel Ulusoy’un: “Kredi maliyetini düşürerek Kanal İstanbul’a kaynak sağlamak isteniyor olabilir. Başka bir sebep bulamıyorum” yorumları anlamlıydı. Veysel Ulusoy’un bu konuda daha önce Karar gazetesinde, “Kapıdaki yeni kriz ‘Türk Ailesi’ni vuracak” başlığıyla ağustos ayında yayınlanan haberi de çarpıcıydı. Ulusoy, o açıklamasında da: 2018’de yaşanan ekonomik krizin 2020 yılında başlayan “pandemi” ile birlikte ikiz krize dönüştüğünü, üstüne bir de son yıllarda nüfusun neredeyse yüzde 10’u kadar bir sığınmacı kitlesinin demografik değişikliğe sebep olduğunu belirterek, konut kıtlığı yaşanacağını vurgulamıştı.

Ona göre, “Yoksul vatandaş için önümüzdeki 20 veya 25 yıl ev almak hayal olacaktı. 4 kişilik bir ailede; bir kişi hayatı boyunca kiraya çalışacak, diğer 2 kişi de ailenin geçimini sağlamak için çırpınacaktı. Oldukça uzun bir süre bu acı gerçekle yaşamaya mecbur kalınacaktı!” Görüldüğü gibi bizim “Türk Lirası bilinçli olarak çökertiliyor ki Türkler, malını mülkünü satsınlar, tapularını teslim edip bıraksınlar, böylece birileri; İstanbul’u, Batılı sermayenin merkezi yapsınlar!” tespitimiz ile Veysel Hoca’nın ekonomik analizi örtüşüp uyuşmaktaydı! Her açıklamasıyla Türk Lirası’nın değerini düşüren Tayyip Erdoğan ise sonunda “Nass”a sığınmaktaydı! Nass’ta yani Kur’an’da veya hadislerde “Halkınızın cebindeki paranın değerini düşürün” diye bir emir var mıydı?”[1]

Şimdi sizlere, ne iktidar ve yandaşlarının, ne de muhalefet kanadının; çoğunun cehaletinden farkına bile varmadıkları, bu acı gerçeği bilen çok az kişinin de kasıtlı saklayıp gündeme taşımadığı bir sırrı açıklıyorum:

Türkiye ve BAE arasındaki normalleşme adımları, İsrail’le dolaylı uzlaşma mıydı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 9 yıl sonra Ankara’ya gelen Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan arasında Ankara Beştepe’de gerçekleşen görüşmenin ardından iki ülke 10 anlaşmaya imza atmıştı. Doğrudan yatırımları da kapsayan anlaşmalar ile Türkiye ve BAE bir süredir gerilimin gölgesinde süren ilişkilerde güya yeni bir sayfa açmıştı. Türkiye ve BAE normalleşmeye 10 anlaşma ile başlamıştı.

Birleşik Arap Emirlikleri Endüstri ve İleri Teknoloji Bakanı Sultan el Cabir, Türkiye ve BAE arasındaki ilişkiler konusunda çok gizemli değerlendirmelerde bulunmuşlardı.

Cebir’in açıklamalarından satır başları şunlardı:

İşbirliğimiz hoşgörü, karşılıklı kazanç, ortak çıkarlar ve elbette ki iki ülke arası köprüler kurma etrafında yoğunlaşmıştır.

Tam bu sırada ABD ile Türkiye Dijital Vergi’de anlaşma sağlamıştı. Bu anlaşmayla Türkiye’nin ihracatına misilleme gelen ek gümrük vergisi kararı kalkmıştı. Derin nefes alan ihracatçılar, “ABD pazarında yolumuz açıldı” diye ferahlamıştı. Güya Türkiye’nin ABD ihracatında önemli bir kritik eşik daha aşılmıştı. Türkiye’nin Google, Facebook, Twitter, Amazon, Netflix, Spotify gibi şirketlerden aldığı Dijital Hizmetler Vergisi karşılığında misilleme yapan ABD, Türkiye’den alacağı 32 üründe yüzde 25 ek gümrük vergisi uygulamasına gideceğini açıklamıştı.

Oysa BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) daha birkaç ay öncesinde; Mısır, Suudi Arabistan ve Bahreyn’le birlikte, Yunanistan ve İsrail’le aynı safta, Akdeniz’de Türkiye’ye karşı “Dostluk Forumu” cephesinde yer almışlardı. (11 Şubat 2021) Buna göre Kıbrıs’ın tamamı AB toprağı sayılmış, Doğu Akdeniz’deki AB çıkar sahası Suriye ve İsrail’e kadar uzatılmıştı. AB’nin Karadeniz’deki çıkar sahası ise Ukrayna kıyılarından Kırım’a dayanmıştı. Böylece İsrail, Kıbrıs ve Akdeniz üzerinden AB’ye komşu yapılmıştı. Rahmetli Erbakan Hocamızın yıllar önce uyardığı gibi: “Göreceksiniz sonunda farklı bir statü ile, İsrail de AB’ye alınacak, yani Türkiye ile İsrail resmen AB çatısı altında aynı oluşum içinde buluşturulacaktı!”

Çünkü aynı BAE, 16 Nisan 2021’de ise; Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’la “Kıbrıs’ın Türkiye İşgalinden Kurtarılması” toplantılarına katılmışlardı. Yani Sn. Erdoğan ve yandaşlarının: “Bu dolar yükselişini ve ekonomik dengesizlikleri dış güçler çıkartıyor” iddiaları haklıydı. Ama o dış güçler; “Bu tavizci ve teslimiyetçi Erdoğan Hükümetini ayakta tutmak ve bunlar üzerinden İsrail’in AB’ye katılmasını sağlamak için oyun kurmaktaydı.” Şimdi birdenbire BAE ile ortak yatırım ve yakınlaşma anlaşmaları imzalanması sakın bir tesadüf sanılmasındı. Acaba bütün bunların; Erdoğan iktidarının, Bakanlarının ve yüksek bürokratlarının kirli çamaşırlarını deşifre eden Sedat Peker’in, “BAE’de korunması ve Türkiye’nin Savunma Sanayindeki bazı Milli atılımlarıyla ilgili sırların Siyonist sermayeyle paylaşılması” ile bir alâkası da var mıydı? Yani Erdoğan iktidarı, BAE üzerinden İsrail’le dolaylı bir normalleşme tuzağına mı kapılmıştı? Doların ateşini düşürmek için BAE’den sıcak para gelsin diye mecburen girişilen bu yaklaşım, kısa vadeli bir rahatlama sağlasa da uzun vadeli intihar sayılırdı!

İsmet Özel denen irfansız, insafsız ve ayarsız adam:

“Çünkü Necmettin Erbakan Nazi artıkları tarafından Türkiye’de siyasete sokulmuş bir adam olduğu için, Refah Partisi’nin adı Almancaydı, ‘Reich’. Hepinizin bildiği, Filistin’de de ‘Refah Kampı’ var değil mi? Bunların hepsi Nazi artıklarının numaralarıdır.”[2]

“Adil Düzen’in aslı, Necmettin Erbakan’ın bir Arnavut projesini etkisiz kılmak için yaptığı bir manevradır: Süleyman Karagülle’nin tezini Refah Partisi’nin tezi olarak gösterip madara etmek amaçlanmıştır… Asıl mesele buydu ve Adil Düzen savunucuları da bunun bir şeriat düzeni olduğunu söylemiyorlardı.”[3] diyecek kadar küstahlaşıp alçalmış… Daha doğrusu hangi şeytani odaklarca kiralanıp kullanıldığını açığa vurmuşlardı. Hoca hayatta iken bu kutlu gerçeklere havlayamayan edep ve erdem yoksunları, şimdi bu cesareti nereden almaktalardı? Maalesef, SP kurmaylarının, Milli Gazete yazarlarının, MGV-AGD sorumlularının, Fatih Erbakan ve yandaşlarının; Aziz Erbakan’ın hatırasına ve kutlu programlarına sahip çıkmayacaklarının rahatlığı ve şımarıklığı ile, salyalarını akıtıp sataşmaktalardı. Ama çok şükür ki, bu iftiralarını ve yalan isnatlarını ağızlarına tıkayacak Milli Çözüm Dergisi vardı.

Bulgarlar Bile Bize Acımaktaydı!

Döviz kurlarında yaşanan artışa paralel olarak Bulgaristan levasının Türk lirası karşısında değer kazanması, Edirne’ye alışveriş için gelen Bulgar turist sayısını artırmıştı. Bulgaristan’ın Filibe şehrinde hemşirelik yapan Rafiye Muhtarovaise, “Bizim Bulgaristanlılar çok geliyor alışveriş yapmaya, çünkü liranız çok düştü. Bizim paranın şu an değeri var, sizin paranın değeri yok şu anda. Biz çok ucuza alıyoruz her şeyi buradan, çünkü bizim paramız çok değerli” sözleriyle bu acı ve alçaltıcı gerçeği söylemekten sakınmamıştı. 1 Bulgar levasının 6,06 TL’ye ulaşmasıyla sınıra yakın Bulgar şehirlerinden ihtiyaçlarını karşılamak üzere Edirne’ye gelen Bulgar vatandaşları, gayet memnun ve mesrur ayrılmaktalardı.

Bulgar vatandaşlarının yoğun olarak alışveriş yaptığı bir bölge olan Edirne Bostanpazarı semtinde bir Türk vatandaşının söyledikleri çok acıydı. Hasan Güler isimli vatandaş, “Türkiye battı artık, Vallahi battı. Hiçbir şey alamıyoruz. Bizim emekli paralarımız iyice buharlaştı. Üç ayda bir sefer baklava almak istiyorum, param yetmiyor. Zaruri ihtiyaç çantamızı bile dolduramıyoruz” şeklinde yakınmaktaydı.

Bulgaristan’ın Filibe şehrinden gelen Halil Cambaz ise Edirne’ye zaman zaman geldiğini ve aldığı ürünleri üzerine kâr koyarak Bulgaristan’da sattığını söyleyerek, “Ben 2,5’a alıp 5’e satıyorum. Ben iki misli kazanıyorum. Çocuklarımıza, torunlarımıza bol bol harcıyoruz” itirafında bulunmuşlardı.

AKP’liler Bile Homurdanmaya Başlamıştı!

“Eğri ağızlarda, doğruların değer kaybı!..”

AKP’li Faruk Çelik’in: “Namussuzlarla Hesaplaşacağız” Çıkışı!

Eski AKP Milletvekili Faruk Çelik, AKP’de yaşananlara yönelik yaptığı değerlendirme ile dikkat çeken ifadeler kullanmıştı. AKP hükümetlerinde 3 kez bakanlık, 5 dönem de milletvekilliği yapan Faruk Çelik, iktidarın projelerini yerden yere vurmaya başlamıştı. Geçmişte Şanlıurfa’ya gönderilme ve oradan milletvekili yapılma hadisesini gündeme getiren Faruk Çelik, “Namussuzlarla hesaplaşacağız arkadaş, hiç lamı cimi kalmadı bu işin” diyerek çıkışmıştı. Sözcü’den Halil Ataş’ın haberine göre Faruk Çelik, Bursa Kestel Çataltepe Sanayii Sitesi mağdurlarıyla düzenlenen toplantıda şunları aktarmıştı:

“Bursa Türkiye’nin sayılı şehirlerinden biri. Oysa beni ta Urfa’ya göndermişlerdi, kim neden rahatsız olduysa bilemiyorum. Artık bu saatten sonra hiç kimse ‘Aman birileri zarar görecek konuşmasın Faruk Çelik’ diye beklemesin. Ben bundan sonra her yanlışı dile getireceğim. Siyasetçisiniz, yüzleşmekten kaçıyorsanız sahtekârsınız demektir.”

“Nerede hızlı tren? Ben yaptırdım ihalesini. 10 yıl oldu demiryolu Bursa’ya hâlâ gelecek. ‘Şehir Hastanesi’ni Yıldırım’da yapacaksınız. Batıya yıkmayın her şeyi’ dedim. Hastaneyi götürdüler ucube bir yere koydular. Şimdi tam 2 katrilyonluk ihale yapıyorlar demiryolunu hastaneye ulaştırmak için. Hastanenin maliyeti ne kadar? 1 milyar. Yapılacak yolun maliyeti ne kadar? 2 milyar, yazık değil mi bu milletin iki milyar lirasını çarçur ediyorsun! Projelerin bir tanesi değil ki, hepsi yanlış yapılmış.”

Eski Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in, Enbursa yazarı Yüksel Baysal’e göre “Et ithalatı lobisinin baskılarıyla görevden uzaklaştırıldığını” hatırlatmıştı.

Lütfi Elvan’ın Erdoğan’a İsyanı! O anlar Kameralara Yansımıştı!

Erdoğan konuşmasında üstü kapalı, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ı eleştirip uyarmıştı. Erdoğan’ın konuşmasını salondaki bütün milletvekilleri alkışlarken, Elvan’ın Erdoğan’ı alkışlamadığı dikkatlerden kaçmamıştı. Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısında konuşurken üstü kapalı, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ı eleştirip şu ifadeleri kullanmıştı:

“Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar, kusura bakmasınlar; bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam. Bu konuda nass ortada, nass ortada olduğuna göre sana bana ne oluyor. Olaya buradan bakacağız ve ona göre de adımımızı atacağız!”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasını salondaki bütün milletvekilleri alkışlarken, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, Erdoğan’ı alkışlamamıştı!?

Ahmet Fakıbaba’nın İtirafları!

İktidar partisi mensuplarının geldiği nokta neredeyse “kanlı bıçaklılar” deyimini hatırlatmıştı. AKP Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba oldukça dikkat çekici açıklamalar yapmış ve “tehdit edildiğini” açıklamıştı. AKP Şanlıurfa Milletvekili Fakıbaba’yı “kim tehdit ediyor?” sorusuna cevap aradığınız zaman ortaya iktidar partisi mensuplarının neredeyse “kanlı bıçaklı” bir hale gelmeleri sonucu çıkmaktaydı.

Zira Fakıbaba terör örgütü PKK tarafından tehdit edildiğini söylemiyordu. Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP tarafından da tehdit edildiğini söylemiyordu. Ana muhalefet Partisi CHP tarafından tehdit edildiği yolunda bir şikâyeti de yoktu. Evet, Fakıbaba’nın açıklamaları tehdit edenlerin iktidar partisi çatısı altında bulunduklarını ortaya koymaktaydı!

Anayasa Mahkemesi Başkanı Arslan’ın Sızlanışı!

“Yasama ve Yürütme, Yargıyı Etkilemeye Çalışmasın!”

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, yargı mensuplarının hüküm verirken cübbelerin mehabetine, vakarına uygun davranması gerektiğini belirterek, “Aynı şekilde yasama ve yürütme mensuplarının da yargıyı etkilemeye veya itibarsızlaştırmaya yönelik söz, tutum ve davranışlardan uzak durması gerekir.” uyarısında bulunmuşlardı!

Adalet Bakanlığınca düzenlenen, Masumiyet Karinesi ve Lekelenmeme Hakkı Sempozyumu’na Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Türkiye (Eski) Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve yargı mensupları katılmıştı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Arslan, sempozyumda yaptığı konuşmada, masumiyet karinesinin uzun, zorlu ve çetin bir mücadele sonrası elde edildiğini vurgulamıştı. Arslan, masumiyet karinesinin korunmasının, yargı bağımsızlığının korunmasına; hem yargı bağımsızlığının hem de masumiyet karinesinin korunmasının ise kuvvetler ayrılığı ilkesinin benimsenmesine bağlı olduğunu vurgulamıştı.

Zühtü Arslan, Anayasa Mahkemesi’nin hem norm denetiminde hem de bireysel başvurularda masumiyet karinesinin bütün boyutlarını ortaya koyan kararlar verdiğini hatırlatmıştı. Yargı bağımsızlığına da değinen Arslan, yargı makamlarınca verilen kararların uygulanmasının önemli olduğunu vurgulamıştı. Arslan, yargı mensuplarının yargıyı polemik içerisine çekebilecek davranışlardan uzak durması gerektiğini kaydederek, şöyle konuştu:

“Hâkim ve savcılarımızın anayasal ve yasal yetkilerini aşabilecek ve yargıyı siyasî polemik içerisine çekebilecek söz, tutum ve davranışlardan kaçınması gerekir. Hepimize düşen, hüküm verirken giydiğimiz cübbelerin mehabetine, vakarına uygun şekilde davranmaktır. Aynı şekilde yasama ve yürütme mensuplarının da yargıyı etkilemeye veya itibarsızlaştırmaya yönelik söz, tutum ve davranışlardan uzak durması gerekir. Cübbeyle siyaset olmaz ancak cübbesiz yargılama da olmaz. Bu gerçeği hiçbir zaman unutmamak gerekiyor; zira yargı bağımsızlığı ve masumiyet karinesi ancak bu ilkeleri, anayasal esasları hayata geçirdiğimizde korunabilecek temel değerlerdir. Dolayısıyla yargı bağımsızlığının ve masumiyet karinesinin korunması devam eden yargılamalar konusunda azamî hassasiyet gösterilmesine bağlıdır.”

Abdüllatif Şener: “AKP’de hırsızlık, üstten alta zincirleme” yapılmaktadır!

AKP’nin kurucu üyelerinden ve Erdoğan iktidarının eski yetkililerinden CHP Konya Milletvekili Abdüllatif Şener, “Türkiye’de korkunç bir yolsuzluk çarkı var!” diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’ye sert sözler kullanmıştı: “Hırsızlık suç olmuyor, ama ‘hırsızlar ordusu var’ demek suç oluyor!”

Ruhat Mengi’ye konuşan Şener, “Teorik olarak baktığınızda Türkiye’de en kötü şeyleri yapsanız da bu, hukuk karşısında cezaya muhatap olmanız için yeterli olmuyor, ama olan biten şeyleri söylediğiniz zaman suç haline geliyor. Yani daha spesifik hale getirecek olursak; hırsızlık suç olmuyor, ama ‘hırsızlar ordusu var’ demek suç oluyor. Nasıl oluyor, Türkiye’de yıllardır yaşananları, bu ülkedeki politikacıların, gazetecilerin, aydınların çektiklerini ve siyasetin yaptıklarını karşılaştırdığınız zaman çıplak bir tablo şeklinde zaten karşınıza çıkıyor. Kimse ‘Türkiye’de yolsuzluk yoktur’ diyebilir mi? ‘Kamu kaynakları düzgün kullanılıyor’ diyebilir mi? Bunu, siyasetin içinde ve dışında samimi konuşan hiç kimsenin söyleyebileceğini düşünmüyorum” diye çıkışmıştı.

“Türkiye’de korkunç bir yolsuzluk çarkı var!” ifadelerini kullanan ve AKP’nin kurucu suç ortağı olan CHP’li Abdüllatif Şener şunları aktarmıştı:

“Türkiye’de korkunç bir yolsuzluk çarkı var! Kamu kaynakları, kamu gücü emme basma tulumba gibi bireysel zenginleşmeler uğruna gayrimeşru yollardan sürekli çark oluşturmaktadır. Bu çark dönem dönem de ortaya çıkmıştır. 17-25 Aralık olaylarına bakıyorsunuz, ortaya o kadar çok şey döküldü ki bakanların aldığı rüşvetler, evlerde devasa para kasaları, bakan çocuklarının evinde para sayma makineleri, bir bankanın genel müdürünün evinde ayakkabı kutularının içinde milyonlarca dolar çıktı. Aleni görünen şeyler. Sonra bunlar hiçbir yaptırıma muhatap olmadılar, bir ceza verildiğini duymadık. Ses kasetleri ortaya çıktı, milyonlarca Euro’nun taşınması, sıfırlanmasıyla ilgili ses kasetleri. Onlarla da ilgili bir hukuki süreç işlemedi. Bir bakana gelen çikolata kutusunun altında 500 bin dolar iliştirilmiş, birine yüzbinlerce liralık saat verilmiş, hangi bakanın neler aldığına dair listeler yapıldı.

Erdoğan Bayraktar, kendisinde görevi kötüye kullanma olduğunu ama yolsuzluk olmadığını, diğer bakanların hepsinde yolsuzluk olduğunu söyleyerek kendisini ayrıştıran bir şey söylemişti ama “Benim hakkımdaki iddiaların hepsi doğrudur” demişti. O Meclis’te soruşturma önergesinde, 4 bakandan biri hakkında söylenenler doğruysa öbürleri hakkındaki iddiaların da doğru olduğunu gösterir, karinedir bu. Ama hiçbir şey olmadı. Bakın bu 17-25 Aralık olaylarıyla ilgili olarak bakanları, hükümeti, iktidarı itham edenler ve bu konunun üzerine gelenler sürekli suçlandılar, cezalar aldılar, o günden bugüne kadar da bu süreçler böyle işledi. Yakın geçmişte bir bakan Ruhsar Pekcan, kendi firmasından kamuya, kendi bakanlığına dünyanın deterjanını ve fahiş fiyatla satmış, ne kadar etik dışı, hukuk dışı bir şey. Bununla ilgili düzenlemeler vardı, bir bakan ve yakını kendi kurumuna ve hükümete mal satamaz ama bu ödüllendiriliyor.”

“Üstten Alta Doğru Zincirleme Yolsuzluklar Yapılmaktadır!”

Yolsuzlukların bir kademe halinde üstten alta doğru zincir halinde gittiğini kaydeden Şener, “Hepsini kast ederek söylüyorum, o zincir alt kademelere kadar uzanıyor. Bu memlekette belediyeler insan kaçakçılığı yapıyorlar. Bu mafyavari kamu kuruluşlarının insan kaçakçılığı yaptığı, gri pasaportla yurt dışına işçi götürdüğü günlerce manşet oldu. Kaç yerde buna benzer olay çıktı, kamu gücünün nerelerde kullanıldığını bundan daha iyi gösterecek ne olabilir? Bir devletin bırakın sadece rüşveti, yolsuzluğu, insan kaçakçılığına varan mafya tipi yöntemlerle yönetildiği nerede görülmüştür? Bu iktidar döneminde yolsuzluk olayları patlamıştır, ayyuka çıkmıştır, yolsuzluk haberleri gece gündüz belgeleriyle dökülmüştür, ciddi iddialar olmuştur ama bunların hiçbiri yargısal olarak hâkim huzuruna çıkmamıştır. Kaynaklar yağmalanıyor ve yağmayı yapanlar yargılanmıyor! Ama yolsuzluk belgelerini ortaya koyan yüzlerce politikacı, gazeteci, aydın kendilerini mahkemelerde buluyorlar” diyerek eski suç ortaklıklarını örtmeye çalışmıştı, ama bazı gerçeklere ve çok tehlikeli gelişmelere de tercümanlık yapmıştı. Bu tür ifşaat ve itiraflar haklıydı. Ama eğri ağızlarda, doğrular değer kaybına uğramaktaydı!.. Çünkü bu doğru saptamalar, kendi yanlışlarını saklama ve saptırma amacı taşımaktaydı…

Sonuç olarak ve tekrar vurgulayalım ki; Bir toplumun Diniyle Düzeni uyuşmazsa orada bozulma ve yozlaşma başlardı…

Dejenere olmuş Hristiyanlık ve Yahudilik için KAPİTALİZM bir derece uyumlu olabilirdi…

Ateist ve Dinsiz bir toplum için ise KOMÜNİZM uygun düşebilirdi…

Ama Müslüman bir toplum Kapitalist veya Sosyalist bir sistemde yozlaşırdı…

• Dinimiz FAİZ’i yasaklarken, Düzenimiz ticaret ve ekonominin şartı sayıyorsa!..

• Dinimiz KUMAR’ı büyük günah sayıyor, Düzen Loto, Toto, Piyango reklamı yapıyorsa!..

• Dinimiz ZİNA’yı haram sayıyor, Düzen her türlü fuhşun önünü açıyorsa!..

Bu durumda bir Müslüman:

• Ya Dinine uyacak, ama sistemin imkân ve fırsatlarından mahrum kalıp dışlanacaktır…

• Ya Düzene ve nefsine uyacak, o zaman da vicdanı yozlaşacak ve ahlâkı bozulacaktır…

• Ya da hem Düzene uyup günahlara dalacak, hem de dindar rolü oynayacak… Bu durumda da Münafıklaşacaktır…

Tek çare ADİL DÜZEN’e yapışmak ve bu çirkeflerden kurtulmaktır!..

Erdoğan’ın En Büyük Şansı; Karşısında Ciddi ve Cesaretli Bir Muhalefetin Bulunmamasıydı!..

Evet, gerekli ve gerçekçi hiçbir çözüm ortaya koyamayan, topluma güven ve umut aşılamayan bir muhalefet, Erdoğan’ı alternatifsiz konuma taşımaktaydı. CHP Gn. Bşk. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’nin başka hiçbir sorunu kalmamış gibi, çıkıp: “İktidara gelirsek ilk icraatımız İstanbul Sözleşmesi’ni geri getirmek olacaktır!..” zırvaları, ekonomik ve sosyal tahribatlarından usanıp çareler aramaya başlayan inançlı halk kesimlerini bile, tekrar Erdoğan’ın tuzağına itmekten başka ne işe yaramaktaydı?

Sn. Kılıçdaroğlu, bu kadar açık bir gerçeği göremeyecek kadar bile feraset fukarası mıydı? Hepsini toplasan bir kasabayı bile doldurmayacak kadar sapkın ve şaşkın insanları memnun etmek uğruna bu denli patavatsızlık yapılır mıydı?

Şu İYİ Partili Lütfü Türkkan küstahının, şehit yakını bir garibana, hem de polislerce uzaklaştırılıp götürülürken, arkadan koşarak kolunu boynuna dolayıp kulağına “Anasına, bacısına küfredecek” kadar alçalmasının, sadece Erdoğan’a yarayacağını hesap edemeyecek kadar mantık manyağı mıydı, yoksa astronomik çıkarlar karşılığı iktidara kiralanmış bir provokatör konumunda mıydı?

İşte bütün bu nedenlerden ve vatandaşlık mes’uliyetimizden dolayıdır ki, AKP ve Erdoğan iktidarının, işbaşına taşınma hesaplarının ve yaptıkları ekonomik, ahlâki ve siyasi tahribatlarının boyutlarını, planlı ve hesaplı aşamalarını daha iyi anlamak üzere, gelin 2002’den itibaren irdelemeye başlayalım.

          

          

Necmettin Erdoğan Bişkin

          

ERBAKAN’A HAVLAYAN HÖDÜK!

        

Adı İsmet olan, özel edepsiz

Adil Düzen ona, şer görünüyor…

Erbakan’a hırlar, yersiz sebepsiz

Hikmet nazarında, ker1 görünüyor…

        

Şiiri sözleri, sanki cacıktır

Erdemsiz dengesiz, tavrı gıcıktır

Yiğit rolü oynar, korkak kancıktır

Ahmak takımına, er görünüyor…

        

Cahil cesur imiş, saygısız hödük2

Vasıfsız vicdansız, çaldığı düdük

İtikadı bozuk, irfanı güdük

Beyinsize Eba, Zer görünüyor…

      

Erbakan Hak için, halka yöneldi

Hep ilim kuşandı, cehdle bilendi

Cümle Şeytaniler, düşman kesildi

Alnında nur onur, ter görünüyor…

      

1- Ker: Eşek (Kürtçe).

2- Hödük: Anlayışı kıt ve kısır, aptal ve arsız.

 


  [1] 18 Kasım 2021 / Aslan Bulut 

  [2] İsmet Özel ve Şiirleri / 12 Temmuz 2015 / ‘Necmettin Erbakan Nazi artıkları tarafından siyasete sokulmuş bir adam’

  [3] İsmet ÖZEL / İstiklâl Yürüyüşü II, syf: 110 / (https://ar-ar.facebook.com/1432891263653881

 

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Yorumu Takip Et
Bildir
guest
25 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Hacı ahmet kahraman

Teşekkürler
Ağzınıza elinize sağlık,
Allah razı olsun.

H.S.A

Akıl
Paradır Dünyalığın Tanrısı
Deccalin (şeytanın) en Büyük Silahı
Mal mülk hırs şehvet tuzağı
Nereye yol alır cahilin ahvalı

Doların en tepesizden gözler
Dünyalık kölelerini süzer
insanoğlu umutsuzca çaba sarfeder
Günü kazançlıdır deccalin haince gülümser

Kavga Bitmez, Adalet , Barış gelmez istemeden
Hırs bitmez , gitmez kölelik evlerden
Adalet, İman, Barış ibaretdir kelimelerden
Para kalkmadan Yeryüzünden.

şeytanın gücüdür Para
Rabbimiz Nimetlerini vermez asla karşılığa
Dünyalıklar birgün Akl ola
Bütün Evren Kavuşur ALTIN CAĞ A

Hüseyin Selman

TEK ÇARE ADİL DÜZEN
Sonuç olarak ve tekrar vurgulayalım ki; Bir toplumun Diniyle Düzeni uyuşmazsa orada bozulma ve yozlaşma başlardı…

Dejenere olmuş Hristiyanlık ve Yahudilik için KAPİTALİZM bir derece uyumlu olabilirdi…

Ateist ve Dinsiz bir toplum için ise KOMÜNİZM uygun düşebilirdi…

Ama Müslüman bir toplum Kapitalist veya Sosyalist bir sistemde yozlaşırdı…

• Dinimiz FAİZ’i yasaklarken, Düzenimiz ticaret ve ekonominin şartı sayıyorsa!..

• Dinimiz KUMAR’ı büyük günah sayıyor, Düzen Loto, Toto, Piyango reklamı yapıyorsa!..

• Dinimiz ZİNA’yı haram sayıyor, Düzen her türlü fuhşun önünü açıyorsa!..

Bu durumda bir Müslüman:

• Ya Dinine uyacak, ama sistemin imkân ve fırsatlarından mahrum kalıp dışlanacaktır…

• Ya Düzene ve nefsine uyacak, o zaman da vicdanı yozlaşacak ve ahlâkı bozulacaktır…

• Ya da hem Düzene uyup günahlara dalacak, hem de dindar rolü oynayacak… Bu durumda da Münafıklaşacaktır…

Tek çare ADİL DÜZEN’e yapışmak ve bu çirkeflerden kurtulmaktır!..
( Makalden Alıntı )

Hüseyin Aydın

Alçak soysuzlara gerekli cevabı belgelerle ve cesaretle veren bir ekip var.
İsmet Özel denen, iftira kusan alçak ! Sen bu bildiklerini, Hocamızın sağlığında niye açıklamadın? Vefat buyuran ve kendisini savunma imkânı bulunmayan, Erbakan gibi bir zata iftira atmaktan utanmaz mısın?

SP kurmaylarının, Milli Gazete yazarlarının, MGV-AGD sorumlularının, Fatih Erbakan ve yandaşlarının; Aziz Erbakan’ın hatırasına ve kutlu programlarına sahip çıkmayacaklarının rahatlığı ve şımarıklığı ile iftiralarını kusmaktasın. Ancak senin gibi alçak soysuzlara gerekli cevabı belgelerle ve cesaretle veren şuurlu, inançlı, cesur, bilgili, çalışkan, ihlaslı, fedakar ve vefalı bir ekip olan Milli Çözüm olduğunu unutmaktasın.

Orhan

Kısmeti kararmış, ismeti özel
Arapça rfh kökünden gelen rafāh رفاه “bolluk, zenginlik” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça rafaha رفه “rahat ve zengin yaşadı” fiilinin masdarıdır.

İsmet “Nazi Artığı” sensin be densiz şahsiyet.!
Arnavut Sırpdan ne farkın var özel İsmet.!

20 yıldır akp mahveder ülkeyi ,maddi manevi,
Sesin çıkmaz kof edebiyatıci, konuşursun vara yoğa,

Nerde senin, edebi Türki milliyetçi takma kimliğin,
Laf la sözle, türk müslüman olunmuyor,

Erbakan hocamıza hirlaman, senin ayarın ve rengini ortaya koyar.!

Hangi gavura uşaklık eden,arnavutami naziyemi,!?

Orhan Atay

Had bildirme
Makalenin tamamı çok önemli, çok değerli lakin ben bu İsmet Özel tarafına çok takıldım. Nedenine gelince kafası çok karışık, her şeyi kendine göre yorumlayan, ve yazık ki kendince doğruları kominizme dayandıran, Cemal Süreyya gibi börtü böceğe, taşa toprağa sineğe kuşa, sözlü betimleme yapıp adını şiir koymuş birinin, son yıllarda Türkiyenin yetiştirdiği en büyük entellektüellerdendirdenmiş dağınık kafalı, İslamın şartlarını sosyalizme kominizme dayandıran bu dallama, acaba bilmiyormu İnsan doğuş anı itibarı ile Müslüman fıtratı ile doğar, daha sonra aile ve çevre etkisi veya tercihleri ile ya Müslüman olarak devam eder yada kafir veya münafık olur. Şimdi bu çok bilmiş zamanın akıllı bıdığına soralım, siz mekke döneminin insanınamı daha yakınsınız, yoksa medine dönemi insanına daha yakısınız. Mekke dönemi insanına yakın hissediyorsanız, Mekke dönemine yakınsanız, ya inanmış iman etmiş Müslümansınız niye çünkü daha kominizim ne arapça ne latince ne Çin ce anlayacağınız vücut bulmamış siz kalkıp İslamın şartlarını kominizimle adlandırıyorsunuz o zaman anlaşılıyorki İsmet Özel Mekke döneminde İslam’la müşerref olamamış, Medine dönemine gelir isek İnsanlar Ya inanmış iman etmiş müslüman, mümin, ya inanmamış kafir, yada git geller yaşayan dünya nimetlerinden vazgeçemeyen cahiliye adetlerinden çok zevk alan, ama islamıda öteleyemeyen ara tipler ki en tehlikeliside bu Münafıklardır. Fitne çıkaran iftira eden, yetmez münafıklıkları ile savaşlar çıkaran tipler. Sadece bir tanesinden örnek vermek gerekirse Abdullah bin Ümey, ianadık demiş amma hep itiraz etmiş, münafıklık ederek ayrılmış kendisi ile beraber 300 kişide münafıkılk ederek peygamberden ayrılmışlardır. Sayılacak bir çok isim varken bu kadarı ile yetinelim. Bay İsmet Özel hala kavram kargaşasımı yaşıyorsun yoksa münafıklıkmı yapıyorsun bizce bellide kendini bir çek etmesi lazım. Sen kimsinkide Erbakan hocama hiç bir zaman yakışmayacak, yapışmayacak şeyleri isnat edip iftira ediyorsun be hey ahmak. Bay İsmet Özel Erbakan hocama asla yakışmayacak bir çok iftira uydurulmuş idi ama seninki şeytanın uşaklığında artık zirve oldu. Sana yazıklar olsun, yetmez bu iftiraları duyduğu okuduğu halde susan dilsiz şeytanlarada yazıklar olsun. Saadet partililere yöneticilerine, AGD veya MGV lilere, Oğlu ve yeniden Refah partililere, ekmeğini yiyip suyunu içenlere, Hocamın sayesinde makam ve mevki sahibi olupta susanlara yazıklar olsun. Anadolu sözü atın iyisine doru, yiğidin hasına deli derler, İsmet Özel ve gibilerine haddini bildirecek Allah davasının delileri , Erbakan davasının emanetinin sevdalıları delileri var Elhamdülillah. Bunca iftirayı yakışık almayacak benzetmeleri duydukları halde sessiz kalan korkak ve çıkar hesabı yapanlara, aman hatır gönül kırarda oy vermezler, aidat ödemezler kaygısı duyanlara yazıklar olsun. Daha nice İsmet Özel ler çıkacak bilemem ama şunu biliyorum ki bu günkü sessizler o günde sessiz kalacak, ama Milli çözüm ve Erbakan Hocamı seven takip eden inanları susan sessiz kalanlara inat Had bildirmeye devam edecektir İnşaAllah. Selam ve hürmetlerimle

HALİL .ALTUNTAŞ

AKP ülkeyi intihara götürüyor.Tek çare milli çözüm ve adil düzen
18 yıldır iktidarda olan Erdoğan ve AKP hükümeti yıllardır faizci ekonomiyi savunup uygularken,her yıl bütçenin içine reel ekonomi diye milyarlarca faiz sokulurken , ülkemizin millî kurumları , fabrikaları Rantiyecilere, faiz lobilerine ve Siyonist sermayeye peşkeş çekilirken,esnafımız uygulanan faiz politikası nın altında ezilirken ,esnafımızı iflasın ve intiharın eşiğine getirirken, Aile yapımızı ve dini kurumlarımızı tahrip edip ,milli değerlerimizi ayaklar altına alırken , ülkemizin ve geleceğimizin sigortası olan çocuklarımızın geleceğini karartırken ,yıllardır MİLLİ ÇÖZÜM dergisinin,Milli duyarlı yöneticilerin ve insaf ehlinin defalarca uyarmasına aldırmayan sayın Erdoğan ve ekibine sormak lazımdı ! KUR’AN I KERİMDEKİ NASLAR AKLINIZA mı gelmemişti yoksa günü kurtarmaya yönelik toplumu oyalama ve aldatma politikası mı uygulanmaktaydı.

Bu arada ERBAKAN HOCAMIZ ın sağlığında yüzüne karşı konuşamayanlar onun muazzam ve dünyanın çehresini değiştirecek projeleri ne karşı duramayanlar ne yazık ki Erbakan hocamız rahmeti rahman’a kavuşunca,kendisini savunamaz hale gelince ,hepsi birden içlerindeki gayzını kusmuşlar ve salyalarını akıtmaya başlamışlardı. Siyonist sermayeye yaranmanın yolu Erbakan hocamız a ihanet ve hakaret etmekten geçiyordu. İsmet Özel gibi yazar geçinen sütü ve vicdanı bozuk ayarsızlarda Cennet mekan ERBAKAN HOCAMIZ A iftira atarken kimlere selam göndermekteydi. Bu iftiralarını kendilerine milli çözüm dergisinin ve duyarlı insanlarımızın yutturacağını unutmaktaydı.

Necmiye

Makaminiz bile sizi kurtarmayacak…
Adil Düzen’in aslı, Necmettin Erbakan’ın bir Arnavut projesini etkisiz kılmak için yaptığı bir manevradır: Süleyman Karagülle’nin tezini Refah Partisi’nin tezi olarak gösterip madara etmek amaçlanmıştır… Asıl mesele buydu ve Adil Düzen savunucuları da bunun bir şeriat düzeni olduğunu söylemiyorlardı.”[3] diyecek kadar küstahlaşıp alçalmış… Daha doğrusu hangi şeytani odaklarca kiralanıp kullanıldığını açığa vurmuşlardı. Hoca hayatta iken bu kutlu gerçeklere havlayamayan edep ve erdem yoksunları, şimdi bu cesareti nereden almaktalardı? Maalesef, SP kurmaylarının, Milli Gazete yazarlarının, MGV-AGD sorumlularının, Fatih Erbakan ve yandaşlarının; Aziz Erbakan’ın hatırasına ve kutlu programlarına sahip çıkmayacaklarının rahatlığı ve şımarıklığı ile, salyalarını akıtıp sataşmaktalardı. Ama çok şükür ki, bu iftiralarını ve yalan isnatlarını ağızlarına tıkayacak Milli Çözüm
Dergisi vardı.
Bitmeyen yandasliginizdan kahrolacaginiz günlere az kaldı …

Vatandaşı faize ezdirmek günahtı da, dolara ve enflasyona ezdirmek mübah mıydı? Böylesi dışı hoş içi boş laflarla, hayır ve hakikat adına, konuştuklarının tam tersini yapmak; Kur’an’daki NASS’larla nasıl vasıflandırılmış ve hangi cezalarla uyarılmışlardı? Söylemlerinin tam tersi eylemler yapmak, Saff Suresi 2 ve 3. ayetlerinin NASS’ına (yani açık tehdit vurgusuna) göre, Allah’ın kahrına uğratan bir riyakârlık sayılmaktaydı!
Everet hele bakın neler olacak …

Mehmet Çelik

Ya Hocam Sen;Sabır taşımıydın!!
Bu kadar çürük çarık la davayı nerelere getirdin.Herkes kerameti kendinden bildi.Kıymet verdin belediye baskanı yaptın,kıymet verdin Milli Gazetede yazdırdın,il başkanı yaptın ,grup baskanı yaptın hep kendikerinden bildiler.Şimdi patır patır dökülüyorlar.Ne sütü bozuk ne aymaz insanlarmış bunlar aziz hocam.Sen ne büyük kutlu bir lidermişsin AZİZ ERBAKAN HOCAM.Bu kutlu davana sahip çıkan bir MİLLİ ÇÖZÜM kaldı bir AHMET HOCAM kaldı

Saffet

İsmet Özelin Graham Fuller’le İrtibatımı Vardı ?
Bay ismet özel kendi yazısında Graham Fuller’le ilk ve son karşılaşmamızın hikâyesi şu ifadelerle anlatmaktaydı.”90’lı yılların hemen başlarında Çıdam yayınlarının çok sayıdaki davetsiz misafirlerinden biri de ABD’nin İslâm ülkeleri konusundaki uzmanlığına güvendiği bilinen Graham Fuller idi. Zahmetsizce anlaşılabilen bir Türkçe konuşuyordu. Graham Fuller önce bana güven telkin etmek istedi. Benimle konuştuğu sırada artık CIA görevlisi olmadığını hassaten vurgulamak gereğini hissetti. Daha sonra benim işitmekten çok memnun olacağımı düşündüğü bir tirada başladı. Türkiye yıllar yılı Avrupa’nın kuyruğuna takılmak zorunda bırakılmıştı. Oysa Türkiye’nin vasıfları takip eden bir ülke olmaya uygun değildi. Türkiye’ye takip edilmek, baş çekmek yaraşırdı. ” gibi kendisinin güya bu mihraklara karşışmış gibi kaleme aldığı yazıda Graham Fuller’le ilk tanışmasını anlatarak ve açıkca Aziz Erbakanın Adil düzen projelerine yaptığı iftiralardanda anlaşıldığı üzre teyit edercesine Graham Fuller gibi kişilerle şu veya bu maksatla bir araya gelerek ülkemiz hakkında bilgi sızdıran ajanlıkmı yapmaktaydı…? diye sormak lazımdı. Graham Fuller’in özelliği İslam ülkeleri hakkında strejist olmasıydı. Dünyevi mevki makam için Erbakan’a hakaret istismar artık bilenen bir numaraydı.
Bizde İsmet Özel gibi karektersizleri böylece daha iyi tanımış olduk. Ahmet Akgül Hocamızın tek başına sahip çıktığı Erbakan ve Adil Düzen projeleri ile ülkemiz inşaAllah çok yakında refaha ve huzura kavuşacaktır. İşte o zaman İsmet Özel yalama kaypak takım bakalım kaçmak için kimlerin kucağına kendilerini atacaklarıdır. Bu yapılan iftiraların elbet bir gün hesabı sorulacaktır…! Bugünkü iktidar ise bildiğimiz gibi bu gibilere taşeronluk yapmaktadır. Faiz lobileri ile kol kola ülkeyi dış borç karşılığında ipotek altına aldırmaktadır!

Necmettin

ER VARSA BERİ GELSİN!..
Her kötülük şerdir amma ,bu en aşağısı
Din istismarı marazının,yoktur devası
Ülke batar tosuncuğun,olmaz tasası
Ahmaklara şer-şekavet, hayr görünüyor!..

Hem kaçık hemde kancık,erkeklik rolü oynar
Şeytanın enikleri Hakka,durmadan havlar
Nasipsiz nankör olan,kaltağa alkış tutar
Siyon beslemelerine bak,yol görünüyor
Bak ki Milli Çözümden gayrı,ER görünmüyor!..

Yalçın G

ŞEYTAN AYRINTIDA GİZLİ…
Ekonomik Kurtuluş Şavaşı…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dolardaki kur artışını ”Ekonomik Kurtuluş Savaşı” diye adlandırmıştı .

Cumhur Başkanı daha önce “Türkiye ekonomisi uçuşa geçti, Amerika, Avrupa bizi kıskanıyor” diyordu. Birden kendimizi, Ekonomik Kurtuluş Savaşı’nın içinde bulduk.

Sayın Cumhur Başkanına, “20 senedir iktidarda olan Siz’siniz ne zaman bu işgal oldu da haberiniz olmadı diye sormak lazım” diyenler haksız mıydı?

Benim vatandaşımın yastık aldında şu kadar dövizi var demek, AKP nin ekonomi politikasının çöktüğünün, vatandaşın AKP ye ve kendi para birimi olan TL ye güvensizliğinin itirafı sayılmaz mıydı?

Peki ekonomik kurtuluş savaşı vereceğiz diyen Sayın Cumhurbaşkanı, Kurtuluş Savaşı, topraklarımızı, işgalci kuvvetlere karşı savunmak için yapılırdı. Bu Ekonomik Kurtuluş Savaşını bankalardaki toplam mevduatının %65’i döviz olan (yastık altındaki döviz sahipleri) kendi vatandaşına karşı mı açmıştı? Öyle ya kendi vatandaşının bankalardaki mevduatının %65 i döviz cinsindendi.

Eğer bu Savaş Dış güçlere karşı açıldıysa, ortada ekonomik savaşın en önemli aktörü olacak, kendi tabirleriyle Millet ittifakından bir Bakan bile çıkıp açıklama yapıyordu, buradayız diyen de yoktu. Peki o zaman bu savaşta vatandaşın yanında kim olacaktı?

Enflasyonun yükselmesini göze alarak kuru başıboş bırakan Cumhurbaşkanı, “İhracatta rekabet gücü kazanacağız” sözü tam bir kandırmacaydı.

”Döviz kurlarındaki artış ihracatı arttırır” diyen Sayın Cumhur Başkanına sormak lazımdı.

Neyi TL üretiyoruz da yüksek döviz kuru ile satacağız.

Tarımda Kuru bakliyatları ve dahi samanı ithal ediyoruz. Neden? Çünkü tarımın köküne baltayı siz vurdunuz. Saman ithalatı için Tarım bakanı ne demişti ”Paramız var ki ithal ediyoruz”. Acaba bu bizim ve yandaşlarımızın parası var ithal edip yerli halka satıyor paramıza para katıyoruz bize ne çiftçiden itirafı mıydı?

Hayvancılıkta hayvanı ithal ediyoruz. Neden? Çünkü hayvancılığın boğazını siz kesiniz. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Eşref Fakıbaba, 3 yıl içinde et ithal etmeyen ülke haline gelineceğini açıklarken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Sırbistan’dan 5 bin tonluk et ithali anlaşmasıyla döneli çok zaman olmamıştı.

Hangi ürünleri TL ile üretiyoruz da döviz ile satacağız?

Üretici Yangın var yanıyoruz ham madde bulamıyoruz diye haykırırken Sayın Cumhurbaşkanı halkı ihracat artacak diye uyutmaya çalışırken, üretici ile de dalga mı geçiyordu?

İhracatımızın %80’i ithalatımıza bağlı. Yani ithalata bağlı ihracat ülkesiyiz. Yaptığımız üretimde kullanılan ham madenin %80’i yurt dışında ithal , kullandığımız, yediğimiz, her şeyde ithal mallar var. Ne ile alıyoruz döviz ile.

Mesela üretimini yaptığımız temel ihtiyaç maddesi olan temizlik ürünlerinden örnek verelim. Üretici bulaşık, çamaşır veya herhangi bir temizlik ürünü üretecek ve ihracat yapacak.

Ne lazım üreticiye
1- Ham madde,
2- Plastik ambalaj
3- Etiket ve koli.
4- Enerji ve nakliye
5- İşçilik ( üreticinin maliyet gideri sadece burada TL) gerisi dövize bağlı. Şeytan ayrıntıda gizli.

1-Hammadde
Üretiyor muyuz? Hayır. Ya Avrupadan gelecek Euro ile kaliteli ve pahalı. Ya Çinden gelecek Dolar ile ve kalitesi düşük ham madde. Şimdi ucuz diye Üretici Çinden almak isterse Çin üretimi yavaşlattı. Yani arz yok denecek kadar az talep çok. 1$ olan ham madde oldu 2$. Çinden Türkiye ye 20 lik 1 konteyner nakliye bedeli gümrük masrafları ile 20.000$ olunca kg başı düşen maliyet 1$ yâni ham madde oldu 1 iken 3$.

Peki Çinden yüksek navlundan kaçan üretici Avrupaya yönelse ne geliyor başına. Bakıyor ki herkes Avrupadan talep ediyor, talep çok arz yetişmiyor fiyat yine 3 katı artıyor.

2- Plastik ambalaj
Aynı şartlar plastik ham maddesi içinde geçerli.

3- Etiket ve koli
Aynı şartlar geçerli.
Etiket ve kolide mi diyenlere cevabımız evet onlarda da. Neden? Çünkü Seka Kağıt fabrikalarını AKP’li Bakan babalar gibi satarım diyerek, içindeki makinaların maliyet fiyatının dahi altındaki fiyata, yok pahasına satmıştı. Kağıt üretimi bitmiş, on binlerce kişi işsiz kalmış şimdi kağıt dahi üretemeyen ülke, kağıtta da dışa bağımlı ülke olmuştuk.

4- Enerji ve nakliye
AKP Hükümet’nin artan maliyetlerden dolayı üretici için geçerli elektrik ve doğal gaz fiyatlarına yüzde 50 zam yapalı daha bir ay olmadı. Mazot zamlarıyla nakliye masrafı ikiye katlandı. Birim maliyetleri en az ihracat fiyatları kadar hızlı yükseldi.

5 – İşçilik
Üreticinin TL ye bağlı masraflarının başındaki ilk maliyet girdisi. Şimdi döviz kuru yüksek olunca Türkiye’de asgari ücret dolara bölündüğünde 220 dolar seviyesine düşüyor. Çin’den daha ucuza işçilik. Bu itiraf aynı zamanda vatandaşın ne kadar fakir olduğunun itirafıdır. Dedik ya Şeytan ayrıntıda gizli. Ucuz işçilik ile ihracatımızı artacağız diyor Sayın Cumhurbaşkanı.

Bu döviz kurlarındaki artış önümüzdeki günlerde iç piyasa da halka çok daha pahalı ya patlayacaktı.

Neden mi mesela konut.

Şuanda konut satıcıları eski imalat fiyatından satıyor. Demir çimento ve diğer inşaat malzemelerindeki yüksek fiyat artışları yeni yapılacak inşaatlarda maliyeti ciddi manada artıracak ev almak daha da imkansız hale gelecek. Piyasaların lokomotifi sayılan inşaat sektörü tam mânâsıyla etkilenecekti.

Aynı şekilde diğer tüm sektörlerde yerli firmalar banka kredi ödemeleri, yazdığı çeklerin ödemeleri, kira, çalışan ve vergi ödemelerinin çıkmaza düşmemesi ve freni patlamış kamyon gibi kontrolsüz hale gelmemeleri için karlılıktan vaz geçmiş nakit para peşine düşerek neredeyse maliyetine ürünlerini satıyor, bedavaya çalışıyor fakat bu duruma ne kadar dayanabilecekti.

Önümüzdeki günler de tüm sektörlerdeki firmalar, yeni alınan yüksek ham madde girdi maliyetleriyle ürettikleri ürünleri, hangi fiyattan satacak ve asgari ücretli vatandaş ihtiyacı olan ürünleri hangi parayla, nasıl alacaktı.

Yani bir avuç fırsatçı yandaş takımı ve rantiyeci iş adamı dışında, 84 milyonun hepsi zarardaydı.

Yandaş ve yalaka Basın mensuplarının TV ekranlarından çığırtkanlık yaparak ” AKP nin yeni seçimlerde oy alabilmesi, Muhalefetin yanlış yapmasında saklı” diye Muhalefet partilerine kopya veriyordu. Tabiki de İktidar Partisi’nin söylemi ile (zillet ittifakı) olan Muhalefet Partilerinin yetkilileri de bunu biliyor kamuoyunda açıkça firikik vererek AKP nin değirmenine bilerek, isteyerek su taşıyordu.

Anlayana sivri sinek saz, anlamayana kurlardaki bu artış az.

Bu arada rahmetli Erbakan Hocamız’a havlayan adı ismet özel edepsizine yazdığınız şiir harikaydı. Kaleminize sağlık.

R YÜCEL

Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve şayet mü’minlerseniz faizi terk edin. Bakara 278
Bu devirde dini istismar ederek insanların gözünün içine baka baka yalan söyleyenler oldukça ve buna hala umut bağlayan toplum haline geldikçe hüsran kaçınılmazdır.
“Yanlışın en tehlikelisi, doğruya en yakın duran yanlıştır. Çünkü doğru ile karıştırılması ihtimali vardır ve dikkatsiz insanlara doğru diye yutturulması kolaydır.” Bunun gibi “Bâtılın en zararlısı, Hakka en çok benzeyen ve sahte hakikat kılıfıyla bezenen Bâtıldır.”
(Farklı isimler ve sistemler içerisinde ve çeşitli şekillerde) Faiz (riba) yiyenler (ve faiz ekonomisini yürütenler; dünyada asla ayakta duramayacak, onurlu ve huzurlu yaşayamayacak, kıyamet günü ise) ancak şeytan çarpmış (sara nöbetine yakalanmış) olanın kalkışı gibi, (Allah’ın kahrına uğramış) olmaktan başka (bir tarzda) kalkamayacaklardır. Bu, onların: “Alım-satım da ancak faiz gibidir” demelerinden (faizi helâl görmelerinden ve faize fetva üretmelerinden) dolayıdır. Oysa Allah, (riskli ve zahmetli) alışverişi helâl, (emek sömürücü ve kan emici) faizi ise haram kılmıştır. Böyle her kime Rabbinden bir uyarı ve yasaklama gelip de (faize) bir son verirse, artık geçmiş (dönemdeki uygulamaları ve kazandıkları) kendisine kalır (ve bağışlanır; bundan sonraki) işi(nin başarısı ve bereketi) de Allah’a aittir. (Devlet ona helâl ve hayırlı kazanç yolları göstermelidir.) Kim de (cahili sisteme) geri dönerek (faizli muameleye devam ederse), artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır. [Not: Bu ayette “Elleziy ye’külü-r riba” (Faiz yiyen kimse) denmeyip; çoğul olarak “Elleziyne ye’külune-r riba” (Faiz yiyen kimseler) buyrulması, yani, ismi mevsulün, cemi müzekker salim kalıbı ile getirilmiş bulunması; asıl tehlikeli ve tahrip edici FAİZ’in, ferdi riba muamelesinden ziyade bugünkü gibi bir sistem halinde ve resmi müesseseler (Banka şubeleri) eliyle yürütülen faiz cinsinin olduğuna dikkat çekmek amaçlıdır.] Bakara suresi 275

Şayet böyle yapmazsanız, (yani faizi, faizci düzenleri ve yöneticileri bırakmazsanız) Allah’a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı (adil devlet ve hükümet düzeninin temellerini yıktığınızı) bilip anlayın (ve ona göre davranın). Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz. (Öyle ise mü’minler faizsiz düzene geçmek için çalışmalıdır.) Bakara suresi 279

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Helak edici yedi şeyden uzak durunuz!’ buyurdu.
Sahabeler:
−Ya Rasulallah! Onlar nelerdir? dediler.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

1) ‘Allah’a şirk koşmak,
2) Sihir yapmak,
3) Haklı olmanın dışında Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürmek,
4) Faiz yemek,
5) Yetimin malını yemek,
6) Düşmanla karşı karşıya iken savaştan kaçmak ve
7) Zinadan korunmuş saf mü’min kadınlara zina iftirasında bulunmaktır!’ buyurdu.”

Buhari 2615, Müslim 89/145, Ebu Davud 2874, Nesei 3673, Albânî İrva 1335

“Adil Düzen” kurulsun, tüm mazlumlar kurtulsun
Ya Rabb hayra rehber yap, fesada baş eyleme…
“Yeni bir Dünya” ile, ülkem huzur yurt olsun
Emeğim boşa verip, Sen hurda haş1 eyleme…

Yollarda zina, bankalarda faiz, kasaplarda domuz eti
Zulüm aşikar, din istismar, şovmenlik en iyi işleri
Haksız kazanç zirvede, içki ve kumar yaktı evleri
Ne edep kaldı, ne haya, ne de utanma duygusu!

Eşcinsellere dernek, çözüm süreciyle ülkeyi bölmek
Davaya ihanet, İsrail’e her konuda söz vermek
Fetoya fırsat verip, Amerikayı ikna etmek
Ne edep kaldı, ne haya, ne de utanma duygusu!

Menderes, Özal, Demirel’i minnetle anar
Erbakan’a gelince, dili kıvranmaya başlar
Aman ha kızmasın siyon abisi uykular kaçar
Ne edep kaldı, ne haya, ne de utanma duygusu!

İslam birliğinden uzak, Ab kapısında uşak
Bre zavallılar anlayın artık, bunların hepsi tuzak
Çok zaafları var, o nedenle bunlar batıya tutsak
Ne edep kaldı, ne haya, ne de utanma duygusu!

Milli Çözüm haykırır, uyan artık ey millet
Milli Görüş kurtuluş, bunun dışındakiler zillet
Kurtul günah batağından, kesme cehenneme bilet
Ne edep kaldı, ne haya, ne de utanma duygusu!
Bu günler gelip geçer, izleyin kahraman ordumuzu
Kurulur Adil Düzen, bozulur siyon şeytanın oyunu…

N.Gündüz

Din istismarcılarının sonu…
Ey Sayın Erdoğan; Nas yeni ortaya çıkmış bir şey değil, bin 400 yıldan beri var” “Akp nin iktidarda olduğu 19 yıllık dönemde uyguladıkları faizci politikaları ortadadır.
 Dünyada faiz oranlarının en yüksek olduğu ülkelerden bir tanesi Türkiye’dir. Özellikle ekonomik şartların son derece müsait olduğu zamanlarda dahi faiz oranları çok yüksek olmuştur. Sistemin kendisi faize çalışmaktadır, dolayısıyla nas merkezli bir değerlendirme yapıp da sistemin faize dayalı bir şekilde çalıştığını kamufle etmenin de hiç gereği yoktur.” 

Erdoğan söylediğinde eğer samimi ise, devlet bankalarının verdiği kredilerden esnaf, çiftçi ve vatandaşlardan faiz almasın” , “Çok basit! Devlet gecikme faizlerini de almasın. İnsanlar vergisini, sigortasını ödeyemiyor. Artık yönetemiyorlar. Ülke kaos ve buhran ortama girdi.

Osman Nuri

İşte Erbakan ve İşte O’nun En Sadık Talebe ve Takipçisi – Ciddi ve Cesaretli Tek Başına Gerçeği Haykıran Tabiri Caizse Gerçek Muhalefetiyle Yürüyen Cenazeleri Dirilten Muhterem Ahmet AKGÜL Hocamız ve Milli Çözüm..!
İşte horoz dövüşü yerine , gerçeği haykırmak MİLLİ ÇÖZÜM’ÜN TEMEL VASFI olduğuna ispat bir makale daha… Muhterem Ahmet Hocam iyi ki varsınız iyi ki haykırıyorsunuz bizleri ve vicdan ehlini aydınlatıyorsunuz Allah sizlerden razı olsun…! Makaleden şu bir kaç hatırlatmanın cevaplarına makaleden TEKRAREN göz atmanız temennisiyle – [u][b]CİDDİ VE CESARETLİ MUHALEFET NASIL YAPILIRIN CEVABINI bulduğumuz muhteşem ötesi bir makale:[/b][/u]

[u][b]1)[/b][/u] Şimdi sizlere, ne iktidar ve yandaşlarının, ne de muhalefet kanadının; çoğunun cehaletinden farkına bile varmadıkları, bu acı gerçeği bilen çok az kişinin de kasıtlı saklayıp gündeme taşımadığı bir sırrı açıklıyorum:

[b][u]Türkiye ve BAE arasındaki normalleşme adımları, İsrail’le dolaylı uzlaşma mıydı?[/u][/b]

[u][b]2)[/b][/u] Peki ama faiz indirimi yoluyla [u][b]Türk Lirası’nı çökertmekle Kanal İstanbul inşaatına zemin hazırlamak[/b][/u] arasındaki bağlantı var mıydı?

3)Emine Erdoğan’ın kuzeni olan Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran’ın ,Lütfi Elvan’ın, Faruk Çelik’in, Ahmet Fakıbaba’nın, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın, Erdoğan Bayraktar’ın vb.lerinin [b]sızlanmaları itirafları ve isyanları , batan gemiyi terketme girişimleri [/b]

4) İsmet Özel denen irfansız, insafsız ve ayarsız adama verilen muhteşem cevapları

5) Şu çelişkiye bakın; “Bir taraftan Faize karşıyız” diyorlardı, öbür taraftan da 240 milyar lira faiz ödemesi planlanan bütçeyi Meclis’e taşımışlardı…

6) AB’ye girmek için bu denli tavizci ve teslimiyetçi davranmanız, bin kere hâşâ, İslam’ın hangi NASS’ına dayanmaktaydı!

Ulan alçak şerefsiz kanı bozuk edepsiz , madem öyleydi de [b][u]haşa[/u][/b] Erbakan Hoca, yıllarca Milli Gazete de onun ekmeğini yedin maaşını aldın ne işin vardı yanında…Kaldı ki yazdığın yazıları ne anlayan vardı ne de okuyan…Kendi kendine gelin güve oluyordun… Erbakan Hoca seni ve senin gibileri içerde yakınında tuttu da 100 zarar verecekken 10’a düşürttü… 2003 de Erbakan Hoca, yağlı kemiğini kesince mi aklına geldi bu attığın iftiralar …. menfaatın çıkarın bitti mi salla iftiraları oh ne güzel dünya… İyi ki Ahiret var İyi ki cehennem var …. İyi ki ettiklerini yaptıklarını çekeceği mahkemei kübra var…!!!
İsmet Özel denen edepsize ne güzel yakışmış şu yukardaki dörtlükler:
[b]Şiiri sözleri, sanki cacıktır
Erdemsiz dengesiz, tavrı gıcıktır
Yiğit rolü oynar, korkak kancıktır
Ahmak takımına, er görünüyor…[/b]

Bir sözümüzde Saadet Partisine – Yeniden Refah Partisine – Milli gazete Yazarlarına – TÜM MİLKO’LARA (Milli Görüşçü Kuruluşlara) – Milli Görüşçüyüm diyenlere, sizlerin niye sesi soluğu çıkmaz yoksa LEYL SURESİNİN 4-11. ayetlerinin tokadını mı yediniz?!!! Çünkü, Şeytanı bile güldüren mazeretlerle sessiz ve tepkisiz kalanlar “Dilsiz Şeytan” olmaktan kurtulamıyordu…
Allah, Hakkı arayana ve haklıyı savunana hidayet veriyor, cennet yolunu kolaylaştırıyor; haksızlıklara ve tahribatlara tepkisiz kalanları ve Hakkı savunmaktan korkanları ise dalâlete terk ediyor ve onlara cehennem yolunu açıyordu. İşte Leyl Suresi 4-11 ayetleri de bu hikmetli ve adaletli gerçeği beyan etmekteydi…

İşte Erbakan ve İşte O’nun En Sadık Talebe ve Takipçisi – Ciddi ve Cesaretli Tek Başına Gerçeği Haykıran Tabiri Caizse Gerçek Muhalefetiyle Yürüyen Cenazeleri Dirilten Muhterem Ahmet AKGÜL Hocamız ve Milli Çözüm..!

Mus ab

Erbakan Hocamıza Üren Adı İsmet Olan, Özel Edepsizlerin Cevabını Veren İşbirlikçi İktidara Gerçek Muhalefet Eden Sadece Milli Çözüm Kaldı
Makalemizde bahsedilen can alıcı konuların, ülkemizin asıl gündemi olması gerektiğini her vicdan ehli kabul eder.
Gel gör ki ana muhalefetin, iktidara geldiklerinde ve muhalefette iken en mühim işlerinin (hedeflerinin) “İstanbul sözleşmesini geri getirmek” noktasında olmaları, AKP’yi iktidara perçinleyen ana unsurlardandı.

Daha doğrusu bu tarz muhalefet; 1 TL’lik (yani 10 sentlik) bir dolar artışı sonucu 144 milyar kazanan “gerçek iktidarların” iktidarını perçinliyordu.

Ruhların karardığını gösteren bir diğer tablo;
İnsanlığın tek ve gerecek kurtuluş projelerinin sahibi Aziz Erbakan Hocamıza iftira atılırken;

SP kurmaylarından, Milli Gazete yazarlarından, MGV-AGD sorumlularından, Fatih Erbakan ve yandaşlarından tıs çıkmamasıydı. Aziz Erbakan Hocamız olmasaydı hiç biri ne kariyerinden, ne bilgisinden, ne şöhretinden… dolayı şuan bulunduğu noktaya gelemeyecekti, aşikar.
Yani koltuğunuzu, maaşınızı, malınızı… verdiği için mi Erbakan’a itler ürürken pusuyorsunuz.
Haklıya iftira atılırken susma alçaklığı insana zelillik için yetecekken Aziz Erbakan Hocaya atılan iftira karşısında cevap vermesi gereken makamda iken suskunluk nasıl izah edilecekti. Sorumlulukta ilk sırada olduğunuz halde. Bu kafayla ülkeye değil muhtarlığa talip olunur mu?
İnsanlık adına muhalefet nasıl yapılır? Siyonist canavara, kuduz itlerine nasıl cevap verilir? Şeytani düzenler ve münafıklar nasıl tepe taklak edilir?
Sorularının cevabını bulmak için Üstad Ahmet Akgül Hocamızı okumak-izlemek yetecekti.

Hasan Çelik

Zulüm zillet önlenemez, Adil Düzen yok ise…
Bâtıl ve bozuk sistemler, küfr kötülük doğurur

Zulüm zillet önlenemez, Adil Düzen yok ise…

Şeytan günah ahlâksızlık, haram kapta yoğurur

Siyonizm’in kafasını, vurup ezen yok ise

Zulüm zillet önlenemez, Adil Düzen yok ise…

Adil Düzen: Kur’an ilim, ve akıl reçetesi

Çağdaş sorunlara uygun, Hakk sistem projesi

Hakk gelmeden bâtıl gitmez, var mı başka çaresi

Rahmani sistem aşkıyla, mahzun gezen yok ise

İzzet hürriyet olur mu, Adil Düzen yok ise…

Lafzen Kur’an okursun ya, hep Şeytanla muvafık5

Haçlı AB-ABD’yle, şer işinde mutabık6

Biz Hakkı söyleriz diye, buğzedersin münafık

Milli Çözüm’ün dışında, yazan çizen yok ise

Adilikler bitmez dostum, Adil Düzen yok ise…

https://m.ahmetakgul.net/ya-adil-duzen-ya-zulum-ve-adilikler-2068.
YA ADİL DÜZEN YA ZULÜM VE ADİLİKLER şiirinden bir kesit

Veysel

Habis Urluların Özeli
Tarih boyunca tüm Hak dava hareketlerinin ve temsilcilerinin muhatap olduğu gibi; Milli Görüş ve hareketin lideri olan Aziz Erbakan Hocamız da dışarıdan muhalefet eden, çirkeflik yapan kadar, aynı zamanda içeri sızmış çıban özellikli ve manevi iltihap bağlamış kafalarla muhatap olmuştu. En yakın sanılan kesimlerden, kimse tanımazken sahip çıkıp adam yerine koymasıyla meşhur olan tiplere kadar; Erbakan Hocamıza pek çok “çıban adam” saldırmış ve ithamlarda bulunmuşlardı. Tüm bu çirkefliklere ve hain tutumlara karşı Milli Çözüm ilk anda en uygun tepkiyi verirken, Milli Görüşçü olduğunu ifade eden diğer organizasyonlardan ses çıkmaması ise hayret vericiydi.
Aziz Erbakan Hocamıza ve gittiği yola olan kinlerini mesnetsiz ve alçakça ifade edenlerin sonuncusu da, kendini muhafazakar camia olarak tanımlayan camiada meşhur, “yazdığını kendisinden başkası anlamaz” namıyla bilinen İsmet Özel olmaktaydı. Öyle bayağı bir şekilde çirkefe batıyor ve halini arz ediyordu ki, az bir hafıza yoklamasıyla ile aslında sirkatini arz ettiğini anlıyorduk. Aziz Hocamıza dış kaynaklı iftirası atan ve bunları kendi zannına dayandıran bu zevat, diğer yandan hiç zanna ihtiyaç duyulmadan bizzat kendi ifadesiyle batıl hayranlığını beyan ediyor, hatta dinimizin anlaşılması için bu batıla tabi olmanın büyük imkan olduğunu söylüyor ve bir bakıma Rabbimizin “kemale erdirdim” (Maide,3) buyurduğu dinimizi eksiklikle itham ediyordu. İsmet Özel, Eylül 2012’de Memleket dergisine verdiği söyleşide: “Allah, bana 20 yaşımda komünist olmayı nasip etti. Ben de Allah’ın bu lütfuna hiçbir zaman sadakatsizlik göstermedim. Eğer bir insan komünist olmadan Müslümansa bu insanın Ümmet-i Muhammet’e yapmayacağı kötülük yoktur.” demişti. Sözlerine, “Bizim İslam’ın 5 şartı olarak bildiklerimizin hepsi, Komünistlikten ibarettir” diyerek devam eden düşünce bunağı bu adamın hayranı olduğu düşüncenin hangi belalara sebep olduğu, insanları nasıl perişan ettiğinden ya haberi yoktu ya da damarından kaynaklı dinimize iftira atıyordu. Pek tabi bu kafada olan bir zihin bunağının, Aziz Erbakan Hocamıza “faşist” diye salya akıtması da garibimize gitmiyor. Kendi hayranlıklarını, sakat düşüncelerini böyle saçmalıklarla saklamak tüm hadsizlerin ortak işiydi zaten. Ayrıca geçen zaman ve kişiler de şunu göstermişti ki, değil Erbakan olmak Erbakan’ın takipçisi bile olmak çok zordu. Bu takatsiz beyinlere karşı durabilmek için ancak Milli Çözüm gibi bir inanç ve irade gerekiyordu ki; bu ihtiyaçlar da Üstad Ahmet Akgül Hocamızın şahsında tüm kardeşlerimizde mevcuttu. Bu gerçekleri ifade etmeye korkanlarla, manyakların suratına çarpanlar elbette bir olamazdı.

Elvide

Mükemmel
Hocam gerçekten doğru söylüyorsunuz.
Gercekten yazılarınız mükemmel.

Necati

İSTİSMARCI İKTİDAR, MARİFETSİZ MUHALEFET VE ERZEL MÜPTEZEL ÖZEL EDEPSİZİN ERBAN’A HIRLAMASI!
[b]İstismarcı İktidar[/b]
Siyasi, ekonomik, ilmi ve ahlâki konularda çözüm üretirken ve kanun hazırlarken, hiçbir mazeret ve mecburiyeti bulunmadığı halde, Kur’an’ın emir ve yasaklarını temel ölçü edinmezler.
Hakkı batıl ile karıştırıp yozlaştırırlar.
İşlerine gelmediği için Hakkı saklayıp saptırmaya çalışır, ilmi ve İslami gerçeklerin üzerini örterler.
Güç odaklarından korkarak veya menfaat umarak Hakkı gizlerler.
Kendi çıkar ve menfaatleri için Allah’ın ayetlerini az bir değer karşılığında değiştirirler.
Kur’an’ın ayetlerini yanlış yorumlayıp çarpıttıktan sonra “Bu Allah katındandır” diyerek, değersiz dünya menfaatleri karşılığı satıp güçlü kesimlere yaranmaya çalışırlar.
Makam ve menfaat hırsıyla işbirlikçi iktidarın ve kendilerinin işine gelmeyen gerçekleri göz ardı edip saklar, güç odaklarının ve iktidarların keyfine göre fetva uydururlar.
Allah rızasını az bir dünyalığa satarlar.
Dünyada zilleti ve hezimeti, ahirette ise cehennemi hak etmişlerdir.
[b]Marifetsiz Muhalefet[/b]
Ciddiyetsiz ve cesaretsizdirler.
Gerekli ve gerçekçi hiçbir çözüm ortaya koyamazlar.
Topluma güven ve umut aşılamazlar.
İstismarcı iktidarı alternatifsiz konuma taşımaktan başka bir işe yaramazlar.
[b]Meydanı boş zanneden Özel Edepsiz![/b]
Ahmak takımınca “İSMET” zannedilen, gerçekte “REZİL” yani “ERZEL” olan…
Beyinsiz takımınca “ÖZEL” zannedilen, gerçekte “BAYAĞILAŞMIŞ” yani “MÜPTEZEL” olan Özel Edepsiz, yersiz ve sebepsiz Erbakan’a dil sarkıtarak hırlamış!
Milli Çözüm bu rezil ve bayağılaşmış özel edepsize hak ettiği cevabı vermiştir.
Milli Çözüm dışında, Erbakan’ın maddi ve manevi mirasına konanlardan hiç kimse bu özel edepsize bir cevap verememiştir.

Yakup G.

Tek çare ADİL DÜZEN’e yapışmak ve bu çirkeflerden kurtulmaktır!..
Nass kavramıyla din istismarı yapan Erdoğan gibilere yakışır hoca İsmet Özel gibiler olmaktaydı…

Erdoğan’ın faiz istismarı ve TL’nin itibarsızlaştırılmasının ve akabinde İsrail İngiltere’nin yani siyonizmin paravan ülkesi BAE ile işbirliğine gidilmesinin arkasında makalede de zikredildiği üzere acaba şu hususlar mı vardı;

Sedat Peker’in, BAE’de korunması ve Türkiye’nin Savunma Sanayindeki bazı Milli atılımlarıyla ilgili sırların Siyonist sermayeye paylaşılması,

İsrail’in AB’ye katılmasını sağlamak,
Doğu Akdeniz’deki AB çıkar sahasının Suriye ve İsrail’e kadar uzatılmasına taviz vermek,
Kıbrıs’ın tamamının AB toprağı sayılmasına göz yummak…

Dahası Varlık fonu ile ilgili hususlar henüz medyaya yansımamıştı…

Yaşanan sürecin Istanbul’un BOP çerçevesinde şekillendirilmesiyle alakası varmıydı?!…

Ekonomisinden adaletine bir ülke çökmüşse onu sadece bir inkılap ayağa kaldırır…
Tek çare ADİL DÜZEN’e yapışmak ve bu çirkeflerden kurtulmaktır!..

ELİF.ÇAĞIL

Hak Batıl Savaşında Son Sahne!
Akp şu ülkeye ne çok belaydın!
Vallahi yorulduk , osandık artık!
Ne kadar pişkin ve yalancıymışsın!
Ülkeme heran – hep vefasızmışsın…
Bulunmaz hiç eşin benzerin artık…

Ahlak ve maneviyat tarumar oldu!
‘’Bıçak kemiğe dayandı ‘’ dilim lal oldu!
Zengin zengin oldu , fakir yoruldu!
Ne yüz varmış , hiç kızarmazmış !
Zalim lidere yenileri eklenir artık!

Erbakan Hocam ‘ a uluyor hadsizler!
Ebu Cehil i lider yapmış cahiller!
Allah ‘ ım Yarabbim Sen hakkından gel!
Hak Batıl Savaşı bitiyor artık !!
Zaferler yakın , Rahmetten nasip yok artık!

Hasan Çelik

Hakkı tam konuşmak için, tam mü’min cesur gerek
YA ADİL DÜZEN YA ZULÜM VE ADİLİKLER

Bâtıl ve bozuk sistemler, küfr kötülük doğurur

Zulüm zillet önlenemez, Adil Düzen yok ise…

Şeytan günah ahlâksızlık, haram kapta yoğurur

Siyonizm’in kafasını, vurup ezen yok ise

Zulüm zillet önlenemez, Adil Düzen yok ise…

İslam kaporta değildir; aslolan motor, hani

Şeriat uygulanmazsa, bâtıl kuşatır yani

Sen hesaba hazır mısın, fırsat geçer ey fâni

Dindar kahraman kılıklı, fıskı1 sezen yok ise

Adilikler önlenemez, Adil Düzen yok ise…

Çirkefle karışık suda, abdestle yüz yıkanmaz

Şirk şekavet2 lağımları, nasihatla tıkanmaz

Devlet ve yaptırım lazım, lafla tağut3 yıkılmaz

Şehvet aşılar kanallar, ağzın büzen yok ise

Haksızlık ahlâksızlık var, Adil Düzen yok ise…

Şifacı kılıfa girmiş, bak zehirli engerek

Çıkarcı âlim dervişin, derdi arpalı merek4

Hakkı tam konuşmak için, tam mü’min cesur gerek

Kaynar katran denizinde, yiğit yüzen yok ise

Adilikler önlenemez, Adil Düzen yok ise…

Allah Peygamber istismar, gaye sevdası dünya

İlk fırsatta dava satıp, Haç’a kayar; gördün ya

Tek hedefi AB imiş, stratejiymiş güya

Herkes övgüler diziyor, hain üzen yok ise

Bu zulüm ve zillet bitmez, Adil Düzen yok ise…

Bâtıl belaya yol açar, çamurdan çörek yapılmaz

Zerre iman iz’an varsa, Hak’tan bâtıla sapılmaz

Mü’min elbet hata yapar, amma haine kapılmaz

Helal lokma yemek üzre, dikkat özen yok ise

Adilikler önlenemez, Adil Düzen yok ise…

Mücahit mütahit oldu, derdi ihale cüzdan

Haram haksız vurgunlarla, her yıl dönüyor Haccdan

Faiz fuhuş kumar azdı, nerde İslam ve vicdan

Herkes gidişattan memnun, şerden bezen yok ise

Kötülük sömürü bitmez, Adil Düzen yok ise…

“Başkası yapsa haramdır, bizimkine mübahtır…”

Bu bir mantık marazıdır, fısk herkese günahtır

“Bize kötülük yazılmaz…”, bu şeytani tuzahtır

İslam’ın Hakk eleğinde, insan süzen yok ise

Gaflet cehalet biter mi, Adil Düzen yok ise…

Adil Düzen: Kur’an ilim, ve akıl reçetesi

Çağdaş sorunlara uygun, Hakk sistem projesi

Hakk gelmeden bâtıl gitmez, var mı başka çaresi

Rahmani sistem aşkıyla, mahzun gezen yok ise

İzzet hürriyet olur mu, Adil Düzen yok ise…

Otuz yıl önce uyardık, siz FETÖ’yü seçtiniz

“O mübarek zattır…” diye, hep hücuma geçtiniz

Şimdi de Erdoğan için, bize tuzak eştiniz

Kur’an’ı ölçü tutarak, övgü dizen yok ise

Allah intikamın alır, Adil Düzen yok ise…

Lafzen Kur’an okursun ya, hep Şeytanla muvafık5

Haçlı AB-ABD’yle, şer işinde mutabık6

Biz Hakkı söyleriz diye, buğzedersin münafık

Milli Çözüm’ün dışında, yazan çizen yok ise

Adilikler bitmez dostum, Adil Düzen yok ise…

1- Fısk: Günah, kötülük, haksızlık ve ahlâksızlık.

2- Şekavet: Hakka isyan, zulme ve küfre bulaşma.

3- Tağut: İslam dışı sistemler, hain ve zalim şahsiyetler.

4- Merek: Saman ve hayvan yemi saklanan yerler.

5- Muvafık: Uyuşup anlaşmalı.

6- Mutabık: İş ve gönül birliği yapmak.

Musa Harun KESKİNSÖZ

FALANI FİLANI İSMETİ HEPSİ AYNI!
Filanca ile İsmet Özel arasında ne fark var? İkisi de Erbakan düşmanı, ikisi de Hak dava kaçkını, ikisi de laf cambazı, ikisi de sık sık saçmalamakta aynı kulvarda koşan, ikisi de birilerinin güdümünde hareket eden zavallı insanlardandır. Bunlar yıllarca toplumun ve şuursuz insanların desteğiyle ayakta kalan, ama yarınları ve akıbetleri acı sona doğru hızla yaklaşan bu zavallılar ölüm sonrasını düşünmediklerinden veya inanmadıklarından bu şekilde rahat hareket ediyor olabilirler, ama unutmasınlar ki hesap günü yakındır. Edep ölçülerinden uzaklaşmış olan İsmet Özel denen kişi bilmeli ki, yıllarca Milli Gazetede çıkan yazılarıyla tanınıp toplumda yer edindi. Ama yediği çanağa pisleyecek kadar alçalmakta işte bu adamcağızların vazgeçemedikleri huylarıdır.

“ERKUT

Faiz istismarcıları..
Merkez bankası rezervleri tükenmiş olan, yerli ve yabancı yatırımcının istikrarsız politikalar sonucu yatırım yapmaktan vazgeçtiği ve terk ettiği bir ülkede, dış borç ve özel sektör döviz ödemelerini de hesaba kattığımızda doların yükseleceğini bilmeyen yoktur herhalde..

Bunu gören saray ve siyasileri, dövizdeki artışın kaçınılmaz olduğunu bildiklerinden bu duruma bir gerekçe oluşturmak zorunda kaldılar
Kimsenin anlam veremediği gerekçesiz şekilde merkez bankası başkanı değişiklikleri ekonomi bakanları değişiklikleri ve faiz indirerek artışa sanki bunlar sebep olmuş gibi gösteriyorlar.

Zaten döviz artacak, en azından faiz karşıtıyız diyip mütedeyyin kesimin desteğini arkasına almaya devam etmekten başka bir düşünce değil..

Ne sanayici olabilmiş,
ne de tarım ülkesi olarak kalmayı başarabilmiş, ithal malzemelerin montajı ve başka ülkelerin uğraşmak istemediği fason işlerle kendimizi kandırdığımız, rant ve fırsatçılığın üst seviyesine ulaşmış bir ülke olduğumuzu kabul edip öz eleştiri yapmalıyız…

Birde hükümet yanlısı insanların hep bir ağızdan Ülkeme operasyon çekiliyor farkında değilmisiniz sözlerine karşı;
Bilmek istediğimiz şey:
Bu operasyonların kimler tarafından ve hangi ülkeler tarafından ne ile yapıldığını, işlem safhalarının, adım adım anlatılmasını ve ifşa edilmesini bekliyoruz.
Kimlerin eliyle bu operasyonlar çekiliyor, bu elektronik ortamdaki operasyonun mali karşılıkları var mı? Varsa nelerdir??
Tabi buraya sığmayacak kadar soru silsilelerimiz var.
Teslimiyetçi iktisatçılar dışındaki milli iktisatcıların ve finansçıların akp nin en şaşaalı gidişinde yer kaplayanların, çıkıp teknik düzeyde bilgilendirme ve bilinçlendirme yapması gerekmez mi???

Bu cevapları verecek olan TCMB, BDDK, MALİYE vesair kamu mali kuruluşları ne yapıyor acaba
Madem açık açık dış güçler saldırıyor ve bunun ekonomik bir savaş olduğuna inanıyorsunuz (bu sözün geçerlilik payı olduğunun düşünüyoruz)
halkın haber alma hakkı yok mu?? Bu operasyon çeken teröristleri bizde bilelim… haber alma özgürlüğümüz düzenli şekilde sağlanmalı diye düşünüyorum…

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
25
0
Yorumunuzu okumaktan memnuniyet duyarızx