YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
661afe29a1b93
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 7 6 1 9
Bugün : 1281
Dün : 26764
Bu ay : 299867
Geçen ay : 453014
Toplam : 23078831
IP'niz : 3.238.235.248

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

ABDÜLHAMİT DÜŞMANLIĞININ PERDE ARKASI

    

İYİ Parti yönetici kadrolarının ve yandaş yazar takımının, özellikle ve bilinçli bir şekilde açığa vurdukları “Sultan Abdülhamid Han” gıcıklıkları, acaba içlerindeki gizli ve kirli bir İslam düşmanlığından mıydı? Yoksa bunlar, Sultan Abdülhamid’i devirerek, İsrail’i kurma amacına hizmet eden Siyonist Yahudilere yaranmak için mi çırpınmaktalardı. Veya, şu anda Mescid-i Aksa’yı yıkmaya çalışan Siyonist odaklarla bir damar ortaklıkları mı vardı? Son olarak Resmi Gazete’de yayınlanan ve Milli Çözüm Dergimizde de defalarca karşı çıkılan “Sansür Yasası” bahanesiyle, tekrar Abdülhamid Han’a göndermeler yapılması ve kinlerinin kusulması, bu talihsiz tavrın çok daha derin ve Şeytani düşmanlıklardan kaynaklandığını ortaya koymaktaydı. Ve hele hiçbir alâkası bulunmadığı halde, Recep Tayyip Erdoğan’ın ikide bir Sultan Abdülhamid’e benzetilerek güya yıpratılmaya çalışılması, eğer kasıtlı bir plandan kaynaklanmıyorsa, mutlaka bir ahmaklık yaklaşımıydı!.. Çünkü Erdoğan’ı Abdülhamid Han’la mukayese etmek, ona meşruiyet kazandırırdı ve oylarını artırırdı. Acaba muhalif siyaset, bu gerçeği bile anlamayan zavallıların elinde mi kalmıştı, yoksa bunlar aslında Erdoğan’a çalışan ve İsrail’in gözüne girmeye uğraşan insanlar mıydı?

Dindar kahraman rolü oynayan ve yandaşlarınca her fırsatta Atatürk’e sataşmayı kendi riyakârlık ve münafıklıklarına kılıf yapan İslamcı (din istismarcısı) kesimlerin de, Atatürkçü geçinen marazlı kimselerin de Mustafa Kemal’in Filistin duyarlılığından ibret almaları ve utanmaları lazımdır. Kaldı ki Atatürk: “Filistin bölgesinde ve Hz. Peygamberimizin kutsal emanetinde, bir Yahudi Devleti kurulmasına asla razı olmayacakları ve İslam dünyası olarak Haçlı Batılıların karşısında duracakları” yolundaki cesaretli ve dirayetli çıkışlarının kendisine neye mal olacağının farkında olarak ve hayatını tehlikeye atarak bu tarihi kararını açıklamıştı. Üstelik, Atatürk bu uyarılarını TBMM’de yapmış ve dönemin yarı resmi devlet organı sayılan Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde yayımlatmıştı. Zaten bunun hemen ardından, tıp dünyasında yasaklanmasına rağmen “saligran” haplarının dozunu arttırarak ilaç diye kendisine yutturan doktorlar yüzünden hastalığı azdırılmış, sonunda Atatürk de bunun farkına varmış ve “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!” demeye mecbur kalmıştı.

Atatürk’ün: (Filistin’i kastederek) ‘Bu topraklar için kanımızı dökmeye daima hazırız’ uyarısı!

Mustafa Kemal, Nutkun ilerleyen bölümlerinde Filistin’le ilgili daha sonra şu tarihi gerçekleri vurgulamıştı: “Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz doğrusu maalesef birkaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip kudretimizi bildiğimiz için, İslamiyet’in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar; “dinsiz ve İslamiyet’e lâkayt” olmakla ittiham edildik. Fakat bu ittihamlara rağmen, Peygamber’in son arzusu istikametinde; yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için, hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin, Selâhaddin’in idaresi altında, uğrunda Hristiyanlarla mücadele ettikleri toprakların; yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allah’ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa’nın; bu mukaddes yerleri işgal ve temellük etmek için yapacağı ilk adımda, bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur” sözleriyle, gerekirse İslam dünyasını harekete geçirebileceğinin de işaretlerini vermiş olmaktaydı.

Mustafa Kemal’in dönemin Kudüs Müftüsü’ne büyük destek sağlaması!

Mustafa Kemal Paşa, Çanakkale Savaşı’na katılan ve Teşkilat-ı Mahsusa’da görev alan ve Yaser Arafat öncesi ilk Filistin lideri ve Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseyni’ye de hep destek çıkmıştır. Atatürk’ün ölümünden sonradır ki İngilizler, el-Hüseyni’ye verdikleri sözlerden ve Reel paylaşma planından vazgeçip açıkça İsrail’den yana tavır almışlardır. Bunun ardından, Filistin’de İsrail devletinin kurulması yolunda birbiri ardınca adımlar atılmıştır. İngilizlerin Filistin’in paylaşımında Araplara karşı çok tavizkâr davranmasında, Atatürk’ün dış politikasının ve Kudüs Müftüsü el-Hüseyni’ye verdiği tam desteğin büyük etkisi bulunduğu şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.

Şimdi soruyoruz; Sizlerin Abdülhamid karşıtlığınız ve küstahlığınız, Filistin’e karşı İsrail’i destekleme anlamı mı taşımaktadır?

Mescid-i Aksa’yı Yıkma Planları ve Siyonistlerin Abdülhamid Karşıtlığı!

Mesih Planı, 14. ve 15. yüzyılda, İspanya’da hummalı bir mistik çalışma içine giren Yahudi Kabalacıları tarafından tasarlanmıştı. Plan, Yahudi egemenliğinde bir dünya için, Kutsal Kitap’ta yazılı olan kehanetlerin bizzat Yahudilerin eliyle gerçeğe dönüştürülmesini amaçlamıştı. İlk kehanet olan “Yahudilerin dünyanın dört bir yanına dağılması”, bizzat Kabalacılar tarafından provoke edilen “İspanya sürgünü” ile uygulamaya başlanmıştı. Sürgünün başladığı sırada bilinmeyen denizlere doğru yelken açan bir başka Kabalacı Kristof Kolomb, öteki Kabalacı dostlarının da desteğiyle, Plan’ın bir başka parçasını yerine getirmeyi hedef almıştı; hem Yahudilerin “yayılması” için dünyanın bir başka yanını keşfetmek, hem de bu yeni toprakları Yahudiler için bir güç merkezi haline sokmaktı. Yahudilerin dünyanın dört bir yanına dağılmaları ile ilgili kehanet, Menasseh Ben Israel gibi Kabalacıların yerinde müdahaleleri ile 1650’lerde büyük ölçüde tamamlanmıştı.

Mesih Planı’nın bu kehanetsel kısmı devam ederken, bir yandan da stratejik yönü uygulanmaktaydı. Bu stratejik yön, temel olarak, Siyonist Yahudilerin önündeki düşman güçlerin tasfiye edilmesini amaçlamıştı. Siyonist Yahudiler, Kutsal Filistin Toprakları’nın kendilerine ait olduğunu reddeden, aksine onlara pek iyi bakmayan güçleri ortadan kaldırmak zorundaydılar. Bunu yapmadan, ikinci büyük kehaneti gerçekleştirmeleri, yani dünyanın dağıldıkları dört bir ucundan Kutsal Topraklar’a dönmeleri de mümkün olmayacaktı. Ortadan kaldırmaları gereken güçlerin başında da, Katolik Kilisesi vardı. Yahudileri “İsa’nın katilleri” olarak gören, Kutsal Topraklar üzerindeki hak iddialarını ve “Seçilmiş Halk” öğretilerini kesinlikle tanımayan Katolik Kilise, müstakbel bir Yahudi egemenliğinin önündeki en büyük engel konumundaydı. Yahudiler ancak Kilise’nin otoritesini yıkarlarsa Avrupa’nın yönetiminde etki sahibi olacaklar ve bu durumda da Avrupa’yı kendilerini Kutsal Topraklar’a döndürmek ve bunun için de Kutsal Topraklar’ı İslam egemenliğinden çıkarmak için kullanacaklardı.

Masonik Tapınakçılar ve Yahudiler bu maksatla İttifak yapmışlardı. Kilise’yi yıkabilmek için önce bazı Papalık karşıtı Hristiyan akımlar oluşturmuşlardı; John Wycliffe ve John Huss bunlardandı. Bu denemelerin ardından daha köklü bir değişim olan Hümanizm’i ortaya atmışlardı. Kilise doktrinine ters bir dünya görüşü üreten büyük Hümanistlerin hepsi, Kabala’ya karşı olağanüstü ilgi duyan ve Tapınakçı geleneğe bağlı olan insanlardı. Hümanizmi, Rönesans ve daha da önemlisi Reform izlemişti. Doğrudan Siyonist İttifak tarafından üretilmiş olan Reform hareketinin en önemli hedefi, Katolik Kilisesi’nin siyasi gücünü yıkmaktı.

Reform’u izleyen Aydınlanma çağı ve Kilise’ye karşı girişilen Fransız Devrimi, İtalyan ulus-devletinin teşkili gibi hareketler Papa’nın siyasi gücünü neredeyse tümüyle kaldırmıştı. Bu uzun mücadele sonucunda, Batı’da Kilise’nin otoritesi altında işleyen Katolik Düzen tamamen yıkılmış ve onun yerine Yeni Seküler Düzeni (Novus Ordo Seclorum) kurmuşlardı. Bu, artık “Batı’nın Mesih Planı için kullanılabilir hale geldiğinin” kanıtıydı. Nitekim Kabalacılar bunun üzerine ikinci büyük kehaneti, yani Yahudilerin Kutsal Topraklar’a dönüşünü, öteki adıyla “Sürgünlerin Toplanması”nı başlatmışlardı. Kabalacılar tarafından formüle edilen Siyasi Siyonizm hareketi, 19. yüzyılın sonunda, Kabalacılar’ın yolunu izleyen ırkçı ve laik Yahudiler tarafından uygulamaya çalışıldı.

Ancak Kutsal Topraklar’a dönülebilmesi için, öncelikle oradaki Osmanlı egemenliğine son verilmesi lazımdı. Siyonistler önce Osmanlı’yla anlaşmayı denemişler, ama Halife Abdülhamid‘in sert tepkisi onları daha kesin çözümler aramaya mecbur bırakmıştı. Sultan Abdülhamid’i düşürebilmek için ona karşı gelişen seküler ve ulusçu muhalefeti, İmparatorluk sınırları içinde özellikle de Selanik’te yaşayan Yahudiler ve de mason locaları yoluyla örgütleyip destek çıkmışlardı. Halife’nin tahtından indirilmesinin ardından da olaylar çorap söküğü gibi hızlanmıştı. Masonlar ve Siyonist odaklar askeri darbeyle iktidarı ele almış ve gözünü bürüyen hırstan dolayı savaşmak için bahane arayan paşaları kullanarak, İmparatorluğu I. Dünya Savaşı’na sokmuşlar ve Filistin cephesinde İngiltere’yle savaştırarak Kutsal Topraklar’ı İngiliz egemenliğine bırakmışlardı.

Filistin İngiliz egemenliğine girip orada bir “Yahudi vatanı” kurmayı va’ad edince, Siyonizm, Mesih’in gelişinin hazırlığını, yani Sürgünlerin Toplanmasını hızlandırdı. Ancak ortada bir sorun vardı, “sürgünler”, özellikle de rahatları yerinde olan Avrupa Yahudileri Filistin’e dönmeye pek yanaşmamışlardı. Bu sorunun çözümü için, Avrupa’da gittikçe yükselen aşırı sağcı ve ırkçı akımlarla örtülü bir işbirliği yapılacaktı. Çünkü bu aşırı ve kafatasçı akımlar, kendi ülkelerinde “ırk saflığı” oluşturmak istiyorlar ve bu nedenle de başta Yahudiler olmak üzere azınlıkları sürgün etmek gerektiğini düşünüyorlardı. Siyonistler de bu Yahudileri Filistin’e götürmek istediklerine göre, iki taraf arasında doğal bir paralellik kurulmuş durumdaydı. Bu paralellik bir ittifaka dönüştü ve Nazi Almanya’sı ile yapılan işbirliği sayesinde Filistin’e yapılan göçte büyük bir artış sağlandı. Naziler’in Yahudileri göç ettirmek için kullandıkları antisemit propagandalar ise tüm dünya Yahudilerine, diasporanın güvenilir olmadığı yönünde bir telkin olarak kullanıldı. II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru üretilen Soykırım masalı ise hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlar için Kutsal Topraklar’a göçü onaylamayı sağlayacak önemli bir psikolojik baskıydı.

Her şey kehanetlerdeki gibi gerçekleşti. Yahudiler, bu işe gönüllü olarak yardım eden milletlerin aracılığıyla Filistin’e taşınmış ve burada bir devlet kurmuşlardı. 1967’de ise Kudüs’ün tamamını, dolayısıyla Süleyman Tapınağı’nın mekânını 19 yüzyıllık bir aradan sonra işgal altına almışlardı. Filistin cephesinde bunlar olurken, Siyonistler bir yandan da dünyanın en büyük politik ve askeri gücü olmaya doğru giden ABD üzerindeki denetimlerini gittikçe artırıyorlardı. Sahip olduğu Püriten mirası sayesinde Amerika onların egemenliğine girmeye son derece uygun bulunmaktaydı. Bu egemenliği tam olarak kurabilmek içinse, Amerika içinde çeşitli örgütler kurmuşlardı. Masonluğu Eski Dünya’dan Amerika’ya onlar taşımıştı. Bu arada ilginç bir manevra daha yaparak, kendi kıtasının dışına adım atmayan Amerika’yı emperyal bir güç haline sokmuşlar, onu “yayılmaya” zorlamışlardı. Amerikan emperyalizmini körüklemek ve de kontrol altında tutabilmek için, yüzyılın başlarında CFR’yi oluşturdular. Amerikan dış politikasını Yahudi önde gelenleri için bir “taşeron” haline getirmeyi amaçlayan bu örgütün dışında, yüzyılın ikinci yarısında, Amerika’nın İsrail’e olan desteğini denetlemek için başta AIPAC olmak üzere çeşitli lobi kurumları yapılandırdılar. Etkileri öyle arttı ki, sonunda Amerika, “goyim olmayan” bir hükümet, yani gizli bir Yahudi şebekesi tarafından yönetilmeye başladı.

Dünyanın iki “goyim olmayan” hükümeti, yani İsrail ve ABD, 20. yüzyıl içinde bir de Üçüncü Dünya’da büyük bir savaş başlatmışlardı. Çünkü Üçüncü Dünya halkları, bu Siyonist Dünya Düzeni’ne karşı doğal bir muhalefet oluşturuyorlardı. Üçüncü Dünya ülkelerinde, kendi halklarını işkence ve soykırıma tâbi tutan diktatörler başa geçirildi, iç savaşlar kışkırtıldı. Bu, bir anlamda yeryüzünün Mesih’in gelişi için hazırlanmasıydı. Çünkü Mesih geldiğinde, Yahudi inanışına göre, tam bir Sosyal Darwinistik düzen kurulacak ve tepesinde Yahudilerin yer aldığı bir hiyerarşi oluşturulacaktı. Yahudilerin beklediği bu Mesih, aslında Kur’an’da anlatılan Firavun’u yansıtmaktaydı. “Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı” (Kasas Suresi, 4) ayetinde tarif edilen türde bir bozgunculuğun faili olmuşlardı. Ancak özellikle son yıllarda ortaya çıktı ki, Düzen’in felsefi dayanaklarına karşı çıkan tek önemli güç İslam’dı. Öteki din ve ideolojiler Yeni Seküler Düzen’e itaat etmeye razıydı ve bu Düzen’i eleştirecek bir zihin yapısından uzaklardı. Bu nedenle, Düzen’in patronları, yani İsrail güdümlü güç odakları, kendisine bir numaralı hedef olarak İslam’ı ve Müslümanları seçmiş durumdaydı. Dünyanın farklı bölgelerinde Müslümanlara karşı girişilen saldırıların hep İsrail ile bağlantılı oluşu, bunun açık bir ispatıdır.

Bu durum, Mesih Planı’nın stratejik yönünün, “Yahudi Siyonistlerin kontrolündeki Düzen ile Müslümanlar arasında bir çatışma gerektirdiğini” ortaya koymaktaydı. Samuel Huntington’ın gündeme getirdiği “Medeniyetler Çatışması” tezinin yakın gelecekte Batı ve İslam medeniyeti arasında büyük bir çatışma öngörmesi de buna dayanmaktaydı. Mesih’in gelişi için gerekli olan kehanetler birbiri ardına oluşmuş durumdadır ve bugün yerine getirilmesi gereken son bir kehanet olarak; Süleyman Tapınağı’nın yeniden inşası kalmıştır. Siyasi Siyonizm’i formüle eden Kabalacı Hirsch Kalischer‘e göre ve diğer Kabalacıların da kabul ettiği gibi Yahudilerin Kudüs’ü ele geçirdikten sonra yerine getirmeleri gereken son kehanet budur ve bunun da yapılmasının ardından Mesih’in gelişi an meselesi olacaktır. İşte Mesih Planı’nın Müslümanlar ile Yahudileri karşı karşıya getiren kehanetsel yönü buradadır, çünkü Siyonistlere göre Tapınak’ın inşası için, onun eski yerinde bugün duran iki İslam mabedinin, Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra’nın yıkılması lazımdır. Bu ise dünya Müslümanlarının asla kabul etmeyeceği bir olaydır. Konuyla ilgilenen pek çok uzmanın söylediği gibi İsraillilerin Tapınak Tepesi’ndeki (Temple Mount) İslam mabetlerini yıkmaları, büyük olasılıkla bir çatışmanın başlangıcı olacaktır. Kuşkusuz bizim temennimiz, böyle bir çatışmanın asla yaşanmaması ve hem Yahudilerin hem de Müslümanların Kutsal Topraklar’da barış içinde bulunmalarıdır.

Siyonist Tapınak’ın İnşasına Hazırlık Hızlanmıştı!

1984 yılının 27 Nisan’ında İsrail’de oldukça ilginç bir örgütün varlığı ortaya çıkmıştır. Machteret Yehudit (Yahudi Çetesi) adındaki örgütün üyeleri, Arap yolcularla dolu olan beş yolcu otobüsünü havaya uçurmaya yönelik bir plan yapmış ama son anda olayın ortaya çıkması üzerine tutuklanmışlardır. Ancak daha önce gerçekleştirdikleri önemli eylemler vardı; 1980 yılında Batı Şeria’daki iki Arap belediye başkanının arabasına bomba koyarak suikast yapmışlardı, 1983 yılında ise Hebron kentindeki İslam Koleji’ne silahlı bir saldırı düzenleyerek üç öğrenciyi öldürmüş, otuz üç tanesini de yaralamışlardı. Ama kısa bir süre sonra, Machteret Yehudit’in tüm bunlardan çok daha büyük bir eylemi gerçekleştirmek üzere olduğu anlaşılmıştı. Örgüt, Doğu Kudüs’ün, Müslümanların Harem-i Şerif, Yahudi ve Hristiyanların ise Tapınak Tepesi (Temple Mount) adını verdikleri mevkiinde yer alan iki İslam mabedini; Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra’yı havaya uçurmak için çok sofistike bir plan hazırlamıştı. Mabetlerin mimarı yapısı üzerinde profesyonel bir inceleme yapılmış, Golan Tepeleri’ndeki bir askeri garnizondan bol miktarda patlayıcı çalınmıştı. Kubbet-üs Sahra’yı etrafa zarar vermeden havaya uçurabilmek için, 28 ayrı patlayıcı Kubbe’nin belirlenmiş yerlerine konulacaktı. Gerekirse Mescid-i Aksa’yı korumakla görevli silahsız Müslüman nöbetçileri vurmak için ucuna susturucu takılmış Uzi’ler ve göz yaşartıcı bombalar kullanılacaktı. Operasyon, yirminin üzerinde Machteret Yehudit militanının katılımıyla yapılacaktı.

Machteret Yehudit’in iki önemli lideri vardı; Yeshua Ben-Shoshan ve Yehuda Etzion. İsrailli yazar Ehud Sprinzak, “The Ascendance of Israel’s Radical Right” adlı kitabında bu ikilinin kimliklerini incelerken, birer Kabalacı oluşlarına, özellikle de hareketin ruhani lideri sayılabilecek olan Yeshua Ben-Shoshan’ın Kabala üzerindeki derin çalışmalarına dikkat çekiyorlardı. Bu iki Kabalacı’nın bir diğer ortak özellikleri ise İsrail radikal sağının en önemli politik organizasyonu ve “Kabalacıların partisi” olan Gush Emunim‘e bağlı oluşlarıydı.[1] Ehud Sprinzak, Yeshua Ben-Shoshan’ın Gush Emunim liderlerinin inandıkları ama açıkça söylemeyi sakıncalı buldukları bazı konuları fütursuzca gündeme getirdiğini açıklamıştı. Bunların başında yakın gelecekte kurulacak olan “İdeal İsrail Devleti” projesi vardı: Yeshua Ben-Shoshan, Tapınak’ın yeniden inşasının ardından, İsrail’in, 70 bilge Kabalacıdan oluşan Sanhedrin kurulu tarafından yönetilecek bir Yahudi teokrasisine dönüşeceğini vurgulamıştı. Bu, Gush liderlerinin de hesapladıkları şeydi ama bunu açıkça söylemeyi asla uygun bulmamışlardı.[2]

Kısacası, Machteret Yehudit‘in üyeleri, herkesin yapmak istediği bir işi, sabırsızlıkları nedeniyle, uygun olmayan bir zamanda yapmaya kalkmışlardı. Bu nedenle, aslında, gerek Gush Emunim gerekse İsrail hükümeti, Machteret Yehudit’e ve eylemine gizli bir sempati ile bakmışlardı. İsrail mahkemesi, kanunlara göre suç oluşturan bu eylemi doğal olarak cezalandırdı ama mahkeme kararından bir gün sonra, Başbakan Yitzhak Şamir, Machteret Yehudit üyeleri için şu açıklamayı yapmıştı: “Hepsi harika insanlar, ama bir hata yaptılar.” Gush Emunim’in önde gelen ismi Haham Moşe Levinger de eylemin teorik olarak doğru ama zamanlama yönünden yanlış olduğu yorumunda bulunmuşlardı.[3] Amerikalı Yahudi gazeteci Robert Friedman, “Machteret Yehudit olayı içinde İsrail hükümetinin parmağı vardı ama bunun oranı hiçbir zaman bilinemeyecek” diye yazmıştı.[4] 1985 yılında, hapisteki Machteret Yehudit üyelerinin serbest bırakılması için etkili bir kampanya başlatıldı. Kampanyanın en ateşli destekçileri Knesset üyesi politikacılardı. Her partiden, hatta “solcu ve laik” ve sözde barış yanlısı İşçi Partisi’nden bile çok sayıda Knesset üyesi bu “harika insanları” hapisten çıkarmak için çalışmışlardı, sonuçta birbiri ardına gelen aflarla hepsi serbest bırakılmışlardı.

“Bugün, Yahudilerin bu konudaki çalışmalarını, Mescid-i Aksa’nın mihrap yönündeki penceresinden aşağı bakınca rahatlıkla görebiliyorsunuz… Bu bölgede çok sayıda buldozer ve hafriyat araçları çalışıyor… Bu kazı alanının görüntülerini çekmeye çalışırken, çok sayıda İsrail askerinin, başlarında beyaz gömlekli bir arkeologla beraber Mescid-i Aksa’ya doğru ilerlediklerini gördük… Bir kapıdan Mescid-i Aksa’nın altına giriverdiler. Aksa’nın içinde namaz kılan Müslümanların bizlere söyledikleri ‘bunlar bir gün bizi Aksa ile birlikte göçürecekler’ sözleriyle neyi kastettiklerini şimdi anlıyorduk… Kazı çalışmalarının yapıldığı mahale inip bilgi almak istiyoruz, ancak Müslüman olduğumuzu anlayınca yaklaşmamıza bile izin verilmiyor. Filistinli Müslümanlar da bu mahale giremedikleri için onlar da kazının hangi boyuta ulaştığı ve Mescid-i Aksa’nın altının ne kadarlık kısmının oyulduğunu bilmiyorlar. İsrail, Mescid-i Aksa’ya karşı doğrudan bir saldırıda bulunduğu takdirde… İslam ülkelerinin topyekûn cephe almasından çekiniyor… (Bu nedenle) Tarihi kazı yapıyor gibi göstererek, kendiliğinden çökecek bir hale gelmesi için uğraşıyor. Böylece ülke olarak kendisini geri çekecek ve üzerine bir sorumluluk almadan hedefine ulaşmış olacak.”[5]

Bu Siyonist Tapınak’ın inşa edilmesi için Kudüs’teki İslam mabetlerinin yıkılması konusunda, Yahudiler yalnız sanılmasındı. Tarihsel müttefikleri de bu konuda onlarla aynı düşünceleri paylaşıyorlardı. Amerikalı Evanjelikler, Tapınak’ın inşası konusunda her zamanki gibi “kraldan çok kralcı” tavrını gösteriyor ve bunun için İsrail’e her türlü desteği veriyorlardı. Kudüs Tapınağı Vakfı‘nın ikinci adamı ise genel sekreter olan Stanley Goldfoot adlı eski bir Stern teröristi olmaktaydı. 1940’lı yıllarda Siyonist terör örgütü Stern’in saflarında King David Oteli‘nin bombalanması gibi kanlı eylemler gerçekleştiren Goldfoot, Tapınak’ın inşası için büyük çaba harcayan Yahudilerden biri konumundaydı. Ancak ilginç bir durum vardı: Goldfoot görünüşte bir ateistti ve inançsızdı. Ancak buna rağmen Eski Ahit’ten ayetler göstererek “Kudüs’ün Yahudilere ait olduğunu ve burada Müslüman mabetlerinin bulunmasının kabul edilemez olduğunu” yazıp konuşmaktaydı. Kabalacı Haham Shlomo Chaim Hacohen Aviner Siyonist Tapınak’ın önemini şöyle anlatmıştı: “Unutmamalıyız ki, sürgünlerin toplanması (diaspora Yahudilerinin İsrail’e getirilmesi) ve devletimizin kuruluşunun tek bir kutsal amacı vardır: Tapınak’ın yeniden inşasıdır. Piramidin tepesinde, Tapınak bulunmaktadır.”[6]

Kudüs Tapınağı Vakfı, Amerikalı Evanjeliklerden topladığı bağışları işte bu Kabala merkezine ulaştırıyorlardı. Vakfın, 1984 yılında Mescid-i Aksa’yı havaya uçurmak üzereyken tutuklanan Machteret Yehudit’le yakın ilişki içinde oldukları saptanmıştı. Hatta daha sonra mahkemeye çıkartılan Machteret Yehudit üyelerinin avukatlarının bir kısmının paraları da vakfın fonundan karşılanmıştı. Kısacası, İsraillilerin Mescid-i Aksa’yı yıkmaya yönelik girişimlere, sayıları 50 milyon civarında olan Amerikalı Evanjelikler tarafından güçlü bir biçimde destek çıkılmaktaydı. Yahudilerin öteki tarihsel müttefiki olan masonluğun bu konuda da Yahudilerin yanında yer alıyor olması, olayın bir başka önemli boyutunu oluşturmaktaydı. Tüm ideolojisini, sembollerini ve ritüellerini Süleyman Tapınağı’na dayandırmış olan masonluk açısından, Tapınak’ın yeniden inşası, yeryüzündeki en büyük hedeflerden biri sayılmaktaydı. Bu konu üzerinde masonik kaynaklarda da zaman zaman durulmakta ve Siyonist Tapınak’ın yeniden inşasının örgütün temel amaçlarından biri olduğu vurgulanmaktaydı.

Kuşkusuz Tapınakçılar’ın söz konusu “yeryüzü Kudüs’ü” planı, Kabalacılar’ın yürüttüğü Mesih Planı’nın başka bir yansımasıydı. Ve eğer Tapınakçılar ve de onların modern versiyonları olan masonlar bu “yeryüzü Kudüs’ü”nün 2023 yılında başlayacağını hesaplıyorlarsa, İsrail’in Mescid-i Aksa’yı yıkmasına da canla-başla destek olmaları normal karşılanmalıdır. Çünkü “yeryüzü Kudüs’ü”nün, yani Kudüs’ten yeryüzüne yayılacak Mesihi Yahudi egemenliğinin anahtarı, Kudüs’teki Tapınağın yeniden inşasına bağlıdır. Evanjelik ya da mason çevrelerinin dışında, İslam’la bir “medeniyetler çatışması” içine girecek olan Batı dünyası da, genel olarak, maalesef bu olaya sıcak bakmaktadır. Sonuçta, görünen odur ki, İsrailliler iyi bir zamanlama ve “biz istemeden oldu” gibi bir açıklama ile Mescid-i Aksa’yı ortadan kaldırmaya ve yerine kısa sürede eski Tapınak’ın bir kopyasını yeniden yapmaya hazırlanmaktadır. Kudüs’teki Kabala tekkesi Ateret Cohanim’de Hz. Süleyman zamanında Tapınak’ta yapıldığı öne sürülen tören ve ritüellerin provalarının yapılıyor oluşu da bununla alâkalıdır.

Şimdi Sn. R. Tayyip Erdoğan’ın ve AKP iktidarının, İsrail’le normalleşme adımları, Siyonistlerin bu Şeytani amaçlarını maalesef kolaylaştırmaktaydı. Peki, İyi Parti kurmaylarının bu Abdülhamid düşmanlıkları kimlerin işine yaramaktaydı?

Uzun yıllar Kudüs’te çalışan Amerikalı arkeolog Gordon Franz, bu konudaki gözlemlerine dayanarak şunları aktarmıştır:

“Emin olduğum bir şey varsa, Tapınak’ı yeniden inşa etmeyi hedefleyen Yahudilerin o iki camiyi mutlaka yıkmak istiyor oluşlarıdır. Bu yıkımın nasıl olacağı konusunda kesin bir fikrim yok, ama yakında yaşanacaktır. İslam’ın kutsallarını yıkacaklar ve burada onun yerine bir Tapınak kuracaklardır. Ne zaman, nasıl yapılacak bilmiyorum ama yapılacaktır.”[7]

Houston İkinci Baptist Kilisesi’nden rahip James E. DeLoach ise tüm Yahudilerin camileri yıkıp Tapınak’ı inşa etmek istediklerini, ancak bunu Machteret Yehudit gibi radikal yöntemlerle değil, Aksiyon’un haberinde yer alan şekilde yapacaklarını vurgulamaktadır: “Şu bir gerçek; tanıdığım bütün Yahudiler o camilerin yıkıldığını görmek istiyorlardı. Ama bana söylediklerine göre, bu yıkım, Tanrı’dan gelecek bir hareketle, örneğin bir depremle ya da ona benzer bir şekilde gerçekleşmiş olacaktı. Ama dışarıdan müdahale ile yıkılması da planları arasındaydı.”[8]

Sonsöz:

Zerre iz’anı ve insafı olanlar lütfen yanıtlasınlardı:

Bu Siyonist İsrail’le Normalleşme açılımları yapan Sn. Dindar kahraman Erdoğan’ın da… İkide bir, İsrail’in kurulmasına fırsat vermediği için, kasıtlı bir karalama kampanyasına uğratılan Sultan Abdülhamid düşmanlığını kusan İyi Parti yönetici takımının da, yularları aynı Siyonist odakların elindeymiş gibi davranmaları nasıl yorumlanmalıydı? Veya yetkililer bu durumu nasıl yanıtlayacaklardı?


  [1] Benjamin Beit-Hallahmi, The Israeli Connection: Who Israel Arms and Why, 1.b., New York: Pantheon Books 1987 s. 5.

  [2] Ibid.

  [3] Stephen Green, Taking Sides: America’s Secret Relations with a Militant Israel, New York: William Morrow and Company, 1984, ss. 107-114.

  [4] Benjamin Beit-Hallahmi, The Israeli Connection, s. 7.

  [5] E. A. Bayne, Four Ways of Politics, New York: American Universities Field Staff, 1965, s. 247.

  [6] Andrew Cockburn, Leslie Cockburn, Dangerous Liaison: The Inside Story of the U.S.-Israeli Covert Relationship, New York: Harper Collins Publishers, 1991, s. 102.

  [7] Benjamin Beit-Hallahmi, The Israeli Connection, s. 12.

  [8] Ibid., s. 16.

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Ahmet Kâmil CÖMERT

Ahmet Kâmil CÖMERT

Yorumu Takip Et
Bildir
guest
13 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Süleyman

Dertleri belli
Sonsöz:

Zerre iz’anı ve insafı olanlar lütfen yanıtlasınlardı:

Bu Siyonist İsrail’le Normalleşme açılımları yapan Sn. Dindar kahraman Erdoğan’ın da… İkide bir, İsrail’in kurulmasına fırsat vermediği için, kasıtlı bir karalama kampanyasına uğratılan Sultan Abdülhamid düşmanlığını kusan İyi Parti yönetici takımının da, yularları aynı Siyonist odakların elindeymiş gibi davranmaları nasıl yorumlanmalıydı? Veya yetkililer bu durumu nasıl yanıtlayacaklardı?

Ömer Ali

Siyonların planları,Bizim 4k ve teknolojik silahlarımız günü geldiğinde galip gelecektir.Ve dünya güzel bir nefes alacaktır.
Yahudi Haham Haim Nahum’un milletimizi ve ülkemizi bitirme dokt. rini su seytani esaslara dayanir:
1- Türkleri aç birakacagiz
2- Issiz ve güçsüz koymak için, sinai ve zirai kalkinmasina engel ola-
cagiz
3- Borca esir edip kendimize mahk@m, mecbur ve muhta konuma so-kacagiz
4- Dininden uzaklastiracagiz; Islami suurdan ve ahlâki onurdan kopa-racagiz
5- Bolüp parçalayacak, birbirlerine düsman gruplara ayracagiz
6- Böldüklerimizi birbiriyle çarpistiracagiz
7 – Böylece yumusak lokma yapip Israil’e vilayet yapacagiz…

Bizim inancımızda İNSAN AMAÇ’tır, İslam ise insanların olgunlaşması ve huzura kavuşması için bir ARAÇ’tır. Bir insanın veya toplumun huzur bulması ve onurlu yaşaması, şu dört temel ihtiyacının doğru ve doyurucu şekilde karşılanmasına bağlıdır. “4-K” formülü dediğimiz bu doğal ihtiyaçların aksaması ise; çeşitli rahatsızlıklarının, hatta itiraz ve isyanlarının başlangıcıdır.
Bunlar:
1- Kafa: Eğitim ve öğretimle, hür düşünce yeteneğini geliştirmekle, bilgi ve birikimle doyacak ve olgunlaşacaktır.
2- Kalp: İmanla, maneviyatla, güzel ahlâkla ve vicdani duygularla doyarak itminana kavuşacaktır.
3- Karın: Karınlar helâl ve yeterli gıdayla, ülkede milli sanayi ve tarımın kalkınmasıyla ve herkesin insanca yaşayacağı şartların oluşturulmasıyla doyacak ve huzura ulaşacaktır.
4- Kişilik (itibar): Her insan, doğuştan kazanılan ve temel insan haklarından sayılan; can, mal ve namus emniyetine, din ve düşünce hürriyetine sahip olarak yaratılmıştır. Bu nedenle herkes; dinine, kökenine, kültürüne, düşüncesine ve sosyal statüsüne bakılmaksızın “saygın bir varlıktır”, ve itibar görmek onun hakkıdır. Horlanmak ve dışlanmak ise; gizli bir esaret ve açık bir hakaret tavrıdır.

27 Mayıs 2006’da İstanbul Ali Sami Yen stadında muhteşem bir katılım ve coşkuyla kutlanan İstanbul’un Fetih yıldönümü şöleninden bir gün sonra: Grand Cevahir Kongre Sarayında ESAM tarafından düzenlenen ve İslam dünyasından yüzlerce devlet adamı ve ilim erbabının katılımı ile gerçekleşen “Müslüman Toplulukları ve Sorumlulukları” konulu ilmi konferansta Erbakan Hoca;
• İslam dünyasının ve insanlığın temel problemlerini ve sebeplerini,
• Kurtuluş çarelerini ve çözüm projelerini,
• Bunlarla ilgili yeni fikir önerilerini, fiili tatbikat örneklerini ve başarılı pratiklerini, çok akıcı bir dille ve çarpıcı misallerle anlatmıştı

Artık Pilotsuz uçaklarımız hazırdı:
ASELSAN ve TAİ gibi Milli müesseselerimizin ve Teknoloji Araştırma Şirketlerimizin ürettiği pilotsuz uçakların yapımı tamamlanmış, dünyadaki örneklerinden daha üstün ve etkin konuma ulaşmışlardır. Simülatör sistemiyle, bu uçakların kendisine zarar vermeden çok çeşitli denemeler rahatlıkla yapılmıştır. Bütün bunlarda seri imalat safhasına gelinmiş durumdadır. Her türlü silah ve teknolojik araç ve gereçler üretilip savunma ihtiyaçlarımız için hazırlanmıştır. Bütün bu özgün başarı ve birikimler, şanlı ordumuzun hizmetine sunulmuş bulunmaktadır.

Mustafa Yaprakcı

Siyonizm at mı değiştiriyor
Yaklaşan 2023 seçimlerini akp kaybedecek olursa iyi parti ve babacanın destek vereceği ve siyonizmin güdümüne girmeye müsait İmamoğlu yada Mansur Yavaş mı düşünülmekteydi. Akp istanbuldan kaybettiği imkanları geri elde etmek suretiyle seçimi kazanmak için harcar ve seçimi kazanırsa siyonizm kardaydı. Diğer türlü İmamoğlu madur siyasetiyle 6 lı masanın lideri olur yine siyonizm kazanırdı. Ancak üçüncü bi hesap vardı ve her zaman o hesap kazanırdı. Çünkü o Allah’ın hesabıydı.

Necati

Aynı Siyonist senaryonun farklı figüranları
Hepsi işbirlikçi olan aynı Siyonist senaryonun farklı figüranlarının hepsinin yularları aynı Siyonist odakların elinde bulunmaktadır, kavgaları ise aralarına atılan kemikten pay kapma kavgasıdır.
Filistin’e karşı İsrail’i destekleyen ve bu alçaklığı açıkça ifade edemeyen işbirlikçi hainlerin kimi İsrail’le normalleşerek, kimi Abdülhamit karşıtlığı ile Siyonizm işbirlikçiliklerini ifade etmektedirler.

Osman Nuri

Hidayet – Feraset – Dirayet ile olaylara bakış sağlayan Milli Çözüm’ MİNNETTARIZ!..
Makaleyi okuyunca rabbimize sonsuz şükürler etmeyi ve Milli Çözüm’ü tanımakla ve takip etmekle ne büyük bir nimete sahip olduğumuzu bir kere daha kavratan rabbimize şükürler ettim…

Bugün 14 Aralık 2022 Ekrem İmamoğlu’na ceza verilmesi kararlaştırıldı mahkemece… ve Hemen makalede de özellikle bahsedilen Meral Akşener hemen İstanbul’a koştu ve Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkarak , Milli bir Mutabakat diyebileceğimiz 6’lı masanın oluşumunda büyük emekleri geçen Kemal Kılıçdaroğlu’nu etkisiz kılmaya puan kaybetmeye yönelik bir hamle gerçekleştirdi… Çünkü Kılıçdaroğlu yurtdışında Berlin’deydi…Eee tabi Kemal Bey’e de sormadan edemedim bugün değil de farklı bir güne proğram yapsaydın da Meral Akşener’in hedefinin kuvvetlenmesine fırsat vermeseydin…

Evet bu maksada yönelik, makalede geçen saygıdeğer yazarımızın o sorusunu yinelemek de fayda görüyorum:
[b]Zerre iz’anı ve insafı olanlar lütfen yanıtlasınlardı:

Bu Siyonist İsrail’le Normalleşme açılımları yapan Sn. Dindar kahraman Erdoğan’ın da… İkide bir, İsrail’in kurulmasına fırsat vermediği için, kasıtlı bir karalama kampanyasına uğratılan Sultan Abdülhamit düşmanlığını kusan İyi Parti yönetici takımının da, yularları aynı Siyonist odakların elindeymiş gibi davranmaları nasıl yorumlanmalıydı? Veya yetkililer bu durumu nasıl yanıtlayacaklardı?[/b]

Mus ab

Milli Çözüm en güzel rehberdir.
Yahudi ve işbirlikçileri ve yahudi zihniyetine sahip olanlar tarih boyu Milli Çözümlerin karşısında olmuşlardır. Bu kişilerin yaptığı icraatlar, savunduğu fikirler sonuçta o günün batıl-zalim mihrakların işine gelmiştir.
Bugünde aynı gerçek cereyan etmektedir.

Milli Çözüm sahipleri ise insanlığın işine gelecek, hakkın hakim olacağı bir duruşu-tavrı her daim sergilemektedir.

Anlaşılan o ki önemli olan; Bir tavrın, fikrin, girişim halkın hakkın mı, yoksa siyonizm’in ve uzantıların mi işine geldiğini anlamak ve haktan yana tavır olabilmektir.
[b]Bu bağlamda Milli Çözüm en güzel rehberdir. [/b]

Mücahit Dinç

Siyonist ve işbirlikçilerinin sonu…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ayyaş, Sultan Abdülhamid Han’a diktatör diyen taklitçi zihniyetler!
Gücüne güvenerek uşaklık ve yalakalık yaptığınız siyonist merkezlerin yerin dibine batırılması an meselesi İnşallah!
İnanmadığınız ve ihanet ettiğiniz Adil Düzen programını dünya gözüyle göreceksiniz. Mü’minlerin zaferine kafirlerden daha çok üzüleceksiniz.
Allah nurunu tamamlayacak, münafıklar rezil ve zelil olacak İnşallah.

İbrahim 46
Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır). Oysa onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatacak (derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa da, Allah katında kesinlikle onları (boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları ve programları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)

https://www.mealikerim.com/14/ibrahim/46

Yakup G.

Tersten Yapılan Siyaseti Tersten Okumak Doğrulara ulaştıracaktır…
İYİ Partinin tersten siyasetle güya 2. Abdülhamit Han’ın aleyhine tavırları ve akabinde onu RTE’ye benzetmek, bu konuda hassas olan sağ cenahın oylarını RTE ve Cumhur ittifakına kaydırmak ve R. Tayyip Erdoğan’ın ve AKP iktidarının, İsrail’le normalleşme adımlarını meşrulaştırmaktan başka bir manası yoktur.

2. Abdülhamit Han, Mustafa Kemal Atatürk ve Aziz Erbakan Hocamız… Türkiye siyasetinde mihenk taşıdır. Onları doğru tanıyan, onlar üzerinden yapılan söylemlerle kimlerin kimlere hizmet ettiğini doğru okur…

Bu 3 büyük şahsiyeti en doğru tanıyan ve tanıtan Milli Çözüm Dergisi işte bu tersten yapılan siyasetleri deşifre etmektedir…

A KOÇAK

Ey Siyonist caniler evet, hastasınız!
Erbakan Hoca’nın dediği gibi: “Bütün bu vahşet, cinayet, işgal ve zulümler, Siyonistlerin batıl inancıydı; lafla hoşgörü edebiyatıyla onları bu şeytanlıktan vazgeçirmek imkânsızdı!”

Mescid-i Aksa’da cami cemaati sürekli tacize uğramaktadır. İsrail yönetimi, 1994’te El Halil’deki İbrahim Camii’ni Yahudilerle Müslümanlar arasında paylaştırdığı gibi şimdi de, İsrail Parlamentosu Knesset’te Mescid-i Aksa’nın bölünmesine ilişkin çalışmalar yapmaktadır. Ayrıca İsrail, Mescid-i Aksa’nın altında kazılar yaparak, tüneller açarak camiyi yıkmaya çalışmaktadır. Böylece Siyonist katil Moşe Dayan’ın“İsrail kudurmuş bir köpek gibi olmalı, kimsenin dokunamayacağı kadar tehlikeli saldırmalıdır” talimatları fiilen uygulanmaktadır.

Evet, hastasınız çünkü; 5765 yıllık mikrobu taşıyorsunuz…

Evet, hastasınız çünkü; Müslüman kanı dökmeyi öğütleyen bir amentüye inanıyorsunuz.

Evet, hastasınız çünkü; kendinizden olmayan herkesi kendinize köle görüyorsunuz!

Evet hastasınız çünkü; insanlık tarihi boyunca bozgunculuk ve ifsattan başka bir şey üretmiyorsunuz!

Evet, hastasınız çünkü; rehber olarak gönderilen peygamberleri bile katlediyordunuz!

Evet, hastasınız çünkü; korkaksınız ve korktukça saldırganlaşıyorsunuz!

Evet, hastasınız çünkü; verdiğiniz hiçbir sözde durmuyorsunuz!

Evet hastasınız çünkü; Allah’a verdiğiniz sözleri bile tutmuyorsunuz!

Evet hastasınız, bu yüzden de lanete uğruyorsunuz ve hiçbir tedaviye yanıt vermiyorsunuz![1]

Mescid-i Aksa’yı, gördüm düşümde

Kalmadı çevremde, huzur diyordu…

Kıblem Beytullah’a, her dönüşümde

Nerede haysiyet, onur diyordu…

Hani Adil Düzen, İslam Birliği

Bunlarsız kim size, sağlar dirliği

Dönek palavrası, din fakirliği

İz’anı vicdanı, kazır diyordu…

Ali Çağıl.

O HALDE HAZIR MIYIZ?
O halde hazır mıyız?
Mescid-i Aksa ve Kubbetüssahra camilerinin yıkım çalışmaları çok uzun sayılacak bir dönemi kapsamaktadır. Tarih olarak uzun olmasa da, teknolojik imkan olarak uzun bir süre sayılabilir.
Öyleyse ;
A) Siyonistler Mescidi Aksa ve Kubbetüssahra’nın yıkımından önce dünya konjöktürünü hesaplamaktadır.
B) Kim bilir belki Süleyman mabedinin temel çevre bağlantı ve tunelleri hazırlanmıştır.
C) Bu tuneller Armegeddon öncesi sığınak şeklinde yer altı şehir ve hastaneleri olarak tertip edilmiştir.
D) Acaba tam yıkımı; kendi planlarınca nasılsa müslümanlar mescidleri üzerimizdeyken bize dokunamazlar hesabı mı yapmışlardır? Ve nihai yıkımı Armegeddonun hemen sonunda mı düşünmektedirler?
E)Belli ki Şeytaniler hangi planı kursalar da muhakkak bu işe şahit olan Allah (cc) yı hesaba katmamaktadır.
F) Atatürk’ün Osmanlı-Türkiye Cumhuriyeti bağını anlayamayanlar ve Çanakkale harbinin siperlerinin Sultan Hamit emriyle hazırlanması ve Atatürk’ün Çanakkale Kahramanlığı aynı zamanda Kudüs hassasiyeti, Kadim İslam medeniyetinin hazırlıklarının da Melheme-i Kübra hazırlığı olduğu hala anlaşılmamış mıdır?
G) Sultan 2.Hamit- Atatürk- Erbakan Stratejileri ve siyaseti zekavet ehli için yanlış anlaşılıp anlatılsa da, akıl sahiplerinin yol bulacağı en önemli pusulalardan biridir.
H) Onun için müspet milliyetçiler, onurlu Atatürkçüler(sağcı-solcu) ve sadık Milli Görüşçüler Kuva-i Milliye ruhuyla beraberdirler. Ve akılda; her duruma hazır olup “Milli Çözüm Hükümeti” birlikteliğini gerektirmektedir.
Selamlarımla…

Veysel

Boyalar Dökülüyor
Seçim dönemi yaklaştıkça ortalık iyice geriliyor ve daha önce denenmemiş yöntemler tespit edilmeye çalışılarak sıkıntı olmadan siyonist işbirlikçiliğinin devamı adına hamleler geliyor. Tabi bu hamleler bir yandan da özde bulunan özellikleri de ortaya seriyor. Güya muhalefette olan, güya milliyetçi olan tiplerin aslında Osmanlı devletini yıkan ittihatçı kafada ve siyonizmle gönüllü işbirlikçi olduğunun ispatı oluyordu. Bakalım işler kızıştıkça daha kimlerin foyası ortaya dökülecek ve kimler gizli hallerini aşikar edecekler.

E.ÇAĞIL

Zalime Taraf Olmak Ne Kadar Vahim Bir Durumdur!
İsrail in kurulmasını engelleyen 3 lider vardı Şanlı tarihimizde.

1.Abdülhamit Han Hz.
2.Mustafa Kemal Atatürk
3.Prof.Dr.Necmettin Erbakan

Allah CC şefaatlerine nail eylesin…İtrail in kurulmasına direk veya dolaylı farketmez destek ne kadar acınası bir durumdur.Ve ne kadar ağır bir vebaldir…Siyonizme arma çıkmanın ceza ve belasını hem bu dünyada hem ahirette acı bir şekilde yaşayacaksınız…

Fatma Mert Bişkin

Abdülhamit’in Erbakan’ca duruşu!
“Abdülhamit’in Erbakan’ca duruşu!”
Abdülhamit’e dil uzatanlarda,istismarını yapanlarda bilsinler ki,Abdülhamit Erbakan’ca bir duruş sergileyerek;”Ben bir karış dahi olsa toprak satmam; zira bu vatan bana değil Osmanlı milletine aittir. Milletim bu toprakları kanlarını dökerek kazanmışlardır. Ne ile aldıysak onunla geri veririz”diyerek,yahudiyi huzurundan kovmuştur!
Öyle sözüm ona “One munite” çıkışı yapmış gibi görünüp arkadan elpence divan durarak bütün normalleşme imzalarını atanlara hatırlatmak isterim;
Osmanlı;yahudilerin Filistin topraklarına yerleşme arzusuna karşı çok önemli hukukî tedbirler almıştır.Abdülhamit filmleri ve sözde Abdülhamit söylemleri ile halkı uyutan ve gazını alan sayın Erdoğan,acaba şu gerçeklerden bir habermidir?
Bakınız Yahudilerin Filistin’den toprak istemesi noktasında Il. Abdülhamid”in iradesi ne olmuştur?.
1:Osmanlı Devleti Yahudiler”in bu topraklara sığınmaması için evvelâ Filistin topraklarının hukukî statüsünü 18 Recep 1287/ 1871 tarihli İrade-i Seniyye ile bu araziyi belirleyip mîrî yani devlet arazisi haline getirmiştir.Ancak % 20”si yine mülk arazi şeklinde devam ettiği için Yahudiler bu kısımdan koparabildiklerine yerleşmeye başlar.
II. Abdülhamid tahta geçer geçmez 25 Rebiülâhir 1308/1883 tarihli bir karar yayınlar:Bu hukukî düzenleme ile Filistin Arazisi hakkındaki muhtemel kanunî boşlukları doldurarak Yahudiler”e mülk satışını dolaylı olarak engeller.
Bir taraftan da hazine-i hâssadaki şahsî mal varlığıyla Filistin”de mümkün olduğu kadar çok toprak satın alarak bu kapıyı kapamaya gayret gösterir.
Alınan tedbirlere rağmen Filistin arazisine sızan Yahudi akını tam olarak önlenemeyince II. Abdülhamid Sadaret”in ve Meclis-i Mahsûs”un basiretsiz ve ileriyi göremeyen rapor ve mazbatalarına rağmen Yahudi meselesini çözmeye kararlıdır.
2: II. Abdülhamit bu kez başta Filistin toprakları olmak üzere bütün Osmanlı Devleti topraklarında Yahudiler”e toprak ve mülk satışını kesin bir kararla yasaklar!.
3: İttihat ve Terakki hükümeti tarafından çok zor anlaşılan II. Abdülhamid”in haklı siyaseti kısmen devam ettirilerek, 29 Şevval 1332/7 Eylül 1330 tarihinde (1911 Tari­hinde) “teb”a-i ecnebiyye”nin Arazi Kanunu”nun hakk-ı karâr ve ihya”-ı mevâtı (ölü toprakların ihyası)na ait 78. ve 103. mad­deleri hükümlerinden yararlanamamalarına dair “Şûrâ-yı Dev­let Kararı” yayınlanmıştır. Böylece Yahudiler”in bu yolla da olsa Filistin topraklarına sığınmaları engellenmiştir!
Heyhat ki;Filistin”i devlet garantisi ile koruyan Osmanlı Devleti zayıflayınca,Filistin davası da zayıflamış ve Osmanlı Devleti yıkılınca Filistin davası da yıkılmıştır. Yahudiler de maalesef geçici olarak da bile olsa çirkin emellerine kavuşmuşlardır..
Şimdi yapılması gereken Necmeddin Erbakan imanı ve dirayetiyle yürütülecek bir dış siyaset ve aktivize edilmiş D8 le bütün inananları birbirine bağlayan manevî bağları yeniden canlandırıp bir araya gelmek ve gerçek tarihi öğrenmek öğretmek ve onurlu bir tarih yazma yoluna girerek meseleleri hâl yoluna koymaktır!
Ve bizlerin bu gayretinin sonucunda Rabbimizin vaadini gerçekleştirmesini görmek!.Bu kutlu ve mutlu son;her çile ve sıkıntıya katlanmaya elbette değecektir…O halde;
Yaşanabilir bir Türkiye..
Yeniden büyük Türkiye..
Yaşanabilir bir dünya kurulacak,mazlum ve mağdur insanlığın kurtuluşu Erbakan’ca düşünen,Erbakan’ca bakan, Erbakan’ca gören bu bir avuç sadığa nasip olacaktır inşallah…

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
13
0
Yorumunuzu okumaktan memnuniyet duyarızx