Vahdet Gazetesi yazarı Mustafa Özcan, kendisini tenkit eden bir Milli Görüşçüye cevap veriyor görüntüsü altında, Rahmetli Erbakan’a nefret ve hakaret kusmuşlardı. (Not: Fakat Milli Çözüm Dergimizin haklı ve gerçekleri haykırıcı uyarıları karşısında bu yazı Vahdet Gazetesi sayfalarından hemen çıkarılmış ve Mustafa Özcan Gazeteden kovulmuşlardı. Daha önce İsmailağa cemaatinin FM TV’sinde Rahmetli Erbakan Hocamızla ilgili seviyesiz ve mesnetsiz ithamlara yönelik ciddi ve gerçekçi yorumlarımız üzerine, o program da derhâl kaldırılmıştı.) Erbakan Hoca’nın İran ve Libya ziyaretlerinin yanlışlığını, D-8 girişiminin faydasızlığını, Şia mezhebine bağlı İran’la siyasi ve ekonomik ilişkiler kurmanın tutarsızlığını ve bu konuları o dönemlerde de yazdığını söyleyen Mustafa Özcan’a hatırlatmak lazımdı:
1- Müslümanların çok yönlü birliğini sağlayıcı tedbirler almak ve bu yönde girişimlerde bulunmak bizzat Kur’an’ın emriydi, Resulüllah’ın tavsiyesiydi, aklın ve vicdanın da gereğiydi. Erbakan D-8 girişimiyle imanın ve ümmetin ihtiyacının gereğini yerine getirmişti. Muvaffakiyet ise sadece Cenabı Hakk’a aitti. Kur’an’ı Kerim’de zikredilen peygamberlerin kısmı azamı zahiren başarıya erişememişti. Ve zaten mü’minlerin değeri ve derecesi, halis niyetleriyle ve İslam’a uygun gayretleriyle ölçülecekti. Erbakan’a yönelik bir dış proje olan 28 Şubat’ın perde arkası patronlarını en çok ürküten hareketin; içeride Havuz Sistemi, dışarıda D-8 girişimi olduğu, insaf ehli muhaliflerin hatta yabancı stratejistlerin bile ortak kanaatiydi.
2- Sn. Mustafa Özcan bütün bu girişimleri, kendi aklı ve anlayışı ile uygun bulmamış olabilirdi. Ancak kaderin liderlik misyonu yüklediği bir şahsiyet, gerekli istişare ve araştırmalardan sonra kendi imani ve vicdani kanaatleri doğrultusunda karar almak ve uygulamak mecburiyetindeydi. Böyle davranışlarda, iyi niyetle ve Kur’an’a tabiiyetle alınan ictihadi kararlarda (bunlar siyasi de olabilir) isabet edenlere iki sevap, yanılgıya düşenlere ise bir sevap verilecekti. Kimsenin niyetini tartamayacağımıza ve Erbakan’ı -haşa- kasıtlı hıyanetle suçlayamayacağımıza göre, velev hata bile etmiş olsa yine bir sevap kazanacağı bu denli haklı ve hayırlı gayretlerinden dolayı Onu suçlamaya ve aziz hatırasına saldırmaya kalkışmak bir mantık marazını yansıtmaktadır.
3- Yüce Kur’an’ımız bize Mezhep, meşrep ve kavmiyet farklılığını eşelemeyi değil “Din kardeşliğini” emir buyurmaktadır (Hucurat: 9. Ayet). Şia’nın yanlış ve haksız saplantılarını bilmek, düzeltme gayreti göstermek, taassup damarlarını törpülemek ve dış güçlerin kışkırtıp kullanmasına fırsat vermemek elbette lazımdır; ama bu onları düşman tanımak ve İslam’ın dışında saymak noktasına varmamalıdır. Üstelik Şiilerin ve İran’ın mezhebi farklılık ve aykırılıklarını öne çıkaran Bay Mustafa Özcan, Vehhabiliğin ve Suudi yönetiminin Ehli Sünnete yönelik ağır ithamlarını nereye koyacaktı? Bebeklerin hatta beyin özürlülerin bile bizzat Siyonist güdümlü ABD’nin tezgâhladığını kavradıkları sözde İslam Askeri İttifakı’nda, Vehhabi Arabistan’ın safında yer almak aşkına İran’ın Şiiliğini öne çıkarmak nasıl bir akıl ve vicdan fukaralığıydı? Üstelik Müslümanlardan iki topluluğun kapışması durumunda aracı-barıştırıcı hakem rolü oynamak ve bunu sağlayacak teşkilatları kurmak emri de Kur’an’ın fermanıydı. (Bak: Hucurat:9)
4- AKP hareketinin, Erbakan’ı saf dışı eden dış-Siyonist merkezlerin bir projesi olduğunu bizzat yandaş yazarınız Abdurrahman Dilipak itiraf edip konuşmuşlardı. Ve zaten bu konuları sağlam bilgi ve belgelerle açıklayan tam yedi kitabımız yayınlanmıştı. Bunların hiçbirine ve AKP’nin en yetkili organlarından ve yalaka yorumcularından bir tek yalanlama bu güne kadar çıkmamıştı. Ey Mustafa Özcan,
• Yahudi ve Hristiyanların milletlerine yani emperyalist şeytani emellerine tabi ve hizmetçi olmadıkça, onların bizden asla ve kat’a razı olmayacaklarını… Tam aksine eğer bizi destekleyip öne çıkarıyorlarsa, bu bizim haktan ve hayırdan saptığımızın ispatı olacağını. (Bak: Bakara: 120)
• Siyonist Yahudi kesimlerinin, Haçlı emperyalist merkezlerinin ve AB’nin veliler (karar vericiler; yönlendiriciler) ittihaz edilmesinin kesinlikle yasaklandığını ve bu ilahi uyarıya rağmen bir takım geçersiz bahaneler üretip Siyonist ve emperyalistlere sığınmanın onlara uşaklık ve münafıklık sayıldığını. (Bak: Maide: 51 ve 52)
• Günde 5 vakit namazda kırk sefer okuduğumuz Fatiha şerifin 7. Ayetinde kesinlikle onlara hizmetçilik ve işbirlikçilik yapmamak üzere Rabbimize söz verdiğimiz; Ğadaba uğrayan ve Dalalete sapıtan kimselerle; özellikle Yahudi ve Hristiyanların kastedildiği hususunda Ehli Sünnet ulemasının ittifakını.
• İmanımızı ve İslami saygınlığımızı korumak, huzur ve hürriyete kavuşmak istiyorsak, Allah’ın (c.c) da biz Müslümanların da ortak ve mutlak düşmanları olan kesimlere ve ülkelere muhabbet ve meveddetin yani NATO ve AB gibi oluşumların hizmetine girmenin bizi şeytanın askeri yapacağını (Bak: Mümtehine: 1-2 ve 3. Ayetler) Allah aşkına hiç okumadınız mı veya hangi Mezhep imamı ve ehli sünnet uleması bunlara fetva buyurmaktaydı?
5- Siyonist şeytanların düzeni olan faizciliğe, AB tarafından dayatılan ve alt yapısı oluşturulan eş cinselliğe ve zina serbestliğine ve şimdi yeni anayasada şart koşulan ve CHP kongresinde de bunu kanunlaştırma desteği çıkan “Yerel özerklik ve federatif Kürdistan’a geçiş” girişimlerine “Demokratikleşme ve ilerleme” kılıfıyla destek çıkmanın bizzat Allah ve peygamberle savaşmak olduğunu (Bak: Bakara:278 ve 279) hatırlatınca niye bu denli hırçınlaşmaktasınız?
6- Şii diye İran’ı dışlamakla ve Amerikan kuklası Vehhabi Suudileri alkışlamakla kime yaranmaktasınız? Üstelik AKP’nin asıl patronları ve stratejik ortakları ABD ve AB’nin, bu İran’la bütün ambargoları kaldırdıklarını ve çok yönlü irtibat ve ittifak halinde olduklarını görmek için gözleriniz ne zaman açılacaktı?
Bay Özcan “Yükseklere tükürme çünkü balgamın dönüp yüzüne bulaşırdı!..”
Hızını alamayan Mustafa Özcan “Milli Görüşçüleri –Haşa- Erbakan’a tapınmak ve tabulaştırmakla” suçlayıp saçmalamıştı. Çünkü zerre aklı ve imanı olan hiç kimse; rütbesi, hizmeti ve yetkisi ne olursa olsun hiçbir insanı ilahlaştıramazdı. Ve hele en ince eleklerle elense bile böyle bir tek Milli Görüşçüye rastlanmazdı. Yoksa, Bay Mustafa Özcan “Tayyip taparlık” hastalığına yakalanmış da bunun ayıbını kapatmak ve vicdanını rahatlatmak için mi bu asılsız ve ahlaksız iddia ve iftiraları ortaya atmaktaydı?
Zaten biliyoruz ve onların fıtratına uygun buluyoruz ki; Siyonist Yahudi odakları, Haçlıların zalim ve hain takımı, adı Müslüman olan nice İslam düşmanları ve Kur’an ahkamı karşıtları, Münafık ve marazlı soysuzları; faiz, fuhuş ve kumar sevdalıları, tüm AB ve ABD aşıkları ve gavur uşakları Erbakan’dan asla hoşlanmazlardı, gıcık alırlardı ve her fırsatta saldırırlardı… Peki Mustafa Özcan’ın bu hıncı ve hırsı nereden kaynaklanmaktaydı? Kaldı ki Kur’an’ımıza tercümanlık ve Allah’ın Dinini anlamamıza üstatlık yapan İmamı Azamları, İmam Şafiileri, Gavsi Geylanileri, Bediüzzaman Said Nursileri, Abdulhamit Han Hz.lerini Allah için sevip saygı duymak, aziz hatıralarını hayırla ve hürmetle anmak, onların tespit ve tavsiyelerini önemli saymak ve dayanak yapmak –haşa- onları tanrılaştırmak mıdır ki, küçük beyinliler ve düşük karakterliler kavrayamasa da, tüm dünya Müslümanlarının ve mazlumların büyük bir kurtuluş rehberi kabul edip saygı duydukları Erbakan Hoca’ya duyulan bu hürmet ve muhabbet O’nu tabulaştırmak sayılmaktaydı?
Boş lafı ve Kur’an’sızlığa kahramanlık kılıfı uydurmayı bırakın da, AKP’ye adil, İslami ve insani bir Anayasa taslağı hazırlayın!
AKP iktidarı yeni bir Anayasa hazırlığı aşamasındadır ve tüm muhalefetten, sivil örgütlerden ve fikir ehlinden, yararlanmak üzere taslak metinler beklediklerini açıklamışlardır. Şimdi Bay Mustafa Özcan, size düşen diğer ilim ve fikir ehliyle de yardımlaşarak; Kur’an’ın sarih hükümlerine, Resulüllah’ın (S.A.V) sahih hadislerine, icmai ümmete, çağın gereklerine ve ülke gerçeklerine ve aklı selime ve vicdani kanaate dayalı, aynı zamanda gerçek demokrasiye ve örnek bir laikliğe, temel insan hak ve hürriyetlerine de saygılı bir anayasa taslağı hazırlayıp AKP yetkililerine ulaştırmanız, bunu gazete ve TV’lerinizde halkın bilgisine sunmanız ve toplumu uyarmanızdır. Aksi halde, Haçlı AB’nin haksızlık ve ahlaksızlık temelli dayatmalarına, faizi, fuhşu, eşcinselliği azdıracak ve Türkiye’nin bölünmesini kolaylaştıracak şeytan yasalarına doğrudan veya dolaylı destek sağlamış ve bunun korkunç vebalini sırtlamış olacaksınız. Hiç sağa sola kıvırmayınız; Böyle ilmi, insani, ahlaki ve İslami bir Anayasa örneği hazırlayıp Hükümete sunamıyor ve savunamıyorsanız:
a) Ya ilminiz, bilgi birikiminiz ve adil bir sistem üretme yeteneğiniz çok eksik ve yüzeysel durumdadır.
b) Veya bu imani ve insani kanun ve kuralları savunmaktan korkan insanlarsınız.
c) Ya da, AB’nin dayattığı AKP’nin allayıp pullayıp Millete yutturmaya çalışacağı; özümüzü kirletme, körleştirme ve toplumu Gizli Dünya Devletine köleleştirme Anayasasına zaten hazırsınız ve buna razısınız!..
Allah’ın indirdiği (ve kesinlikle uyulup uygulanmasını emrettiği kanun ve kaidelerle) hükmetmeyenlerin ve bunu arzu edip gayret göstermeyenlerin kâfirler, zalimler ve fasık kimseler olduğunu belirten (Bak: Maide Suresi: 44, 45 ve 47) ayetlerinin tehditleri nasıl hesaba katılmamaktadır?
Mustafa Özcan 10 Temmuz 2007 tarihli Milli Gazete’de şunları yazmıştı:
“Bu seçim sessiz ve sönük geçiyorken, Erbakan faktörü devreye girdi ve durum bir anda değişiverdi. Hani hocamızın “Millî Görüş partileri ve diğerleri” benzetmesi var ya, işte aynen öyle bir şey oldu ve liderler açısından bakıldığında bir anda “Erbakan ve diğerleri” konuşulmaya ve yazılmaya başlandı…. 1960’lı yıllardan beri değişik vesilelerle defalarca gittiğim farklı Konya toplantılarını hatırlıyor ve yine o eski heyecanları ben de Konyalı Millî Görüşçüler gibi aynen duyuyorum. Son iki yıldır konuşmalar yapmak veya iş görüşmelerinde bulunmak gibi değişik vesilelerle Konya ve civarına gittim, değişik izlenimler edindim, yeni bir başlangıç ve Allah’ın izniyle gelmekte olan başarının izlerini gördüm. Hani, ‘yiğit düştüğü yerden kalkar’ derler ya, işte aynen öyle oluyor. Bunun böyle olduğunu benim gözlemlerimden ziyade, bir başkasının, Ruşen Çakır’ın Vatan gazetesi adına 08 Temmuz 2007 günü yazdıklarından izleyelim…. Ne dersiniz; her seçim gibi bu seçim de “Millî Görüş partileri veya Saadet Partisi ve diğerleri” şeklinde geçmiyor mu? Bu seçime ayrıca bir de “Erbakan ve diğerleri” faktörü eklendi. Gerçek liderlik işte böyle bir şeydir. Evet, Türkiye uçurumun kenarına getirildi ve bu böyle gitmez!..” buyurmuşlardı.
Şimdi soralım, Bay Mustafa Özcan 2007 yılında bunları yazarken halâ akil-baliğ olmamış mıydı? Veya o gün de inanmadığı halde sırf Milli Gazete yazarlığı hatırına mı Erbakan’a riyakârlık ve yalakalık yapmaktaydı? Üstelik o tarihte AKP de kurgulanmış ve iktidara taşınmış olduğu halde, neden Mustafa Özcan halâ onu da “diğerleri”nden saymaktaydı?
Soysuzlarla şuursuzların atışması artık mide bulandırmaktaydı!
Akademisyen yaftalı 1128 densizin imzaladığı, sözde Güneydoğu’daki sokağa çıkma yasaklarını ve devletin uyguladığı baskıları(!) kınayan bildiri ne derece soysuzca ise, bunlara karşı AKP’nin tepkisi de o kadar şuursuzcaydı. İnançlı ve kararlı GKB. Hulusi Akar’ın dirayetli komutasındaki TSK’nın PKK’ya yönelik operasyonlarını “katliam” olarak nitelemeye ve kahraman ordumuzu lanetlemeye yeltenenler, soysuzluktan öte hatta akılları ve vicdanları kiralık ve satılık insanlardı. Ancak şu iktidarın ve elebaşlarının sahte kahramanlığına bakın ki ABD Ankara Büyükelçisi Yahudi cibiliyetli John Bass da bu bildiriyi destekleyip demokratik ve duyarlı bir tepki olarak değerlendirme küstahlığında bulunmuşlardı. (Bak: Yeni Şafak 16.Ocak.2016 Sh.17-Gündem) Peki, PKK aşkıyla TSK karşıtlığını ortaya koyan bu akademisyen bozuntularına sert çıkan hükümet ve yandaşları, ABD Büyükelçisi’nin bu düşmanlık kusan açıklamalarına niye hiç tısları çıkmamıştı? Sultan Ahmet’teki canavarca katliamı gerçekleştiren teröristleri IŞİD ve Esed’le irtibatlandıran kahraman kovboylar, asıl bu işleri tertipleyen CIA ve MOSSAD’ı niye hiç ağızlarına almazlardı? Oysa Türkiye’yi açık CIA hapishanesine çeviren FETÖ’cülerin arkasında da ABD’nin ve İsrail’in bulunduğunu bu zerzevat zevat niye hiç gündeme taşımazdı?
Sürekli aldanan ve aldatılan kafalar, şeytanın ve şer odakların oyuncağıydı!
AKP’nin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Suriye” ve “Siyasi Çözüm”ü aynı cümle içerisinde kullanıp kuru kahramanlıktan çark etmişlerdi.
ABD’nin kışkırttığı, AKP’nin benzin fışkırttığı Suriye krizinde, 300 bin sivil hayatını kaybetmişti. Beşinci yılını tamamlayan Suriye iç savaşında ölü ve yaralı sayısı her geçen gün artırıvermekteydi. Suriye’de iç savaşın başladığı Mart 2011’den bu yana 200 bini sivil olmak üzere 300 bin kişi hayatını kaybetmişti. Hayatlarını kaybedenlerin 25 bini çocuk, 20 bini kadın olan sivil ve savunmasız kimselerdi. Çatışmalarda yaklaşık 3 milyon yerleşim yeri hasar görürken, 1 milyon yerleşim yeri de kullanılmaz hale gelmişti. Maalesef her geçen saniyede bir insan hayatını kaybederken, evler, okullar, binalar da tarumar edilmekteydi. 2011’de yakılan ateş sonrası harabeye çevrilen kardeş ülke Suriye ile ilgili beyinsiz ve beceriksiz Türk dış politikasında adeta makas değişikliği gözlenmekteydi. Son aylarda daha sık duymaya başladığımız “siyasi çözüm” mesajlarına şimdi de bir yenisi eklenmiş, ülkenin dış politikasına yön veren isim sanılan ABD ve AB güdümlü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Suriye’deki siyasi çözüm için katkı sağlıyoruz. Bir yol haritası üzerinde çalışıyoruz. Siyasi müzakereler başlayınca ateşkes olacağını umuyoruz” diyerek 5 yıllık Suriye projeleriyle talan ve tahribata taşeronluk yaptıklarını itiraf etmişti.
“Reel politik” mi, rezillik ve kahpelik mi?
İnsanın “bu ne pragmatizmmiş”, “bu ne reel politikmiş” diyesi gelmektedir. Irak işgaline destek için çıkarılmaya çalışılan 1 Mart tezkeresinde de, önce karşı çıkılıp sonra uğruna savaş gemisi gönderilen Libya işgalinde de AKP bu pragmatik, yani salt çıkar odaklı ve günübirlik politikalarla hareket etmişti. O günlerdeki tutarsızlıklara da hemen “reel politik” kılıfı geçirilivermişti. Ne yazıktır ki, bu “reel politik” bir türlü bitmemiş; Irak, Libya ve Suriye’nin mahvedilmesine mazeretler üretilmişti. Akıl almaz yanlışlıktaki dış politika hamlelerinin, daha doğrusu fiyaskolarının hemen tamamının bahanesi hep aynı değil miydi? Oysa Türkiye’nin, ABD’nin Irak işgaline destek olması için reel politik veya konjonktür safsataları değil, dünyanın ortadan ikiye ayrılması bile yetmemeliydi. Libya’ya üşüşen emperyalistlerin safında olmak için insanın aklını kaçırmış ve vicdanı (hidayeti) kararmış olması gerekirdi! Bölgedeki tüm komşularımızla arayı bozup, düşman olup da, sadece ABD ve İsrail’le dost olarak kalabilmeyi de hiçbir reel politik koşulu ve hiçbir konjonktür ile izah edilemezdi! Kıbrıs’ta, 2004’te yapılan referandumda, KKTC’yi Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti içinde eritecek olan ve Kıbrıs’ı fiilen bir Rum adasına dönüştürmeyi amaçlayan Annan Planı’na desteğin de izahı konjonktür bahanesiydi. Hatta terör örgütüyle masaya oturulmasına ve bu süreçte şehirlere yığınak yapmasına ses etmemeye de “çözüm” denmiş ve bölge PKK’nın insafına terkedilmişti.”[1] İşte bütün bu seviyesiz ve samimiyetsiz girişimlere kahramanlık, ama Erbakan’ın tarihi ve talihli atılımlarına “tutarsızlık” diyen kafalara herhalde şeytanlar yön vermekteydi!
Dansöz kıyafetli kedicikleriyle hiç hayâ etmeden ekranlarda karşılıklı kıvırtıp göbek atan, arkasından oturup Kur’an meali okuyan ve aslı malum Oktar Babuna’yı İsrail’e gönderip Siyonist cani Netenyahu’ya övgüler yağdıran Adnan Oktar’la bu Mustafa Özcan’ların ve tarikatçı Vahdet yazarlarının aynı tıynet ve zihniyetin kiralık kalemleri olduğu sırıtıvermektedir ve yakında deşifre edilecektir.
Bakın Mustafa Özcan ne hikmetler yumurtlamıştı!
“Sami rumuzlu bir okurumuz (29 Aralık 2015 15:30) yazımızın altına yandan çarkçıların yaptığı gibi bir derkenar düşmüş. Erbakan mikrofonuyla bizim sesimizi kesmeye ve kısmaya kalkışmış. Erbakan’ı ne zannediyorsa? Erbakan dünyasını değiştirdi. Benim hayatımın her safhasında ona karşı çekincelerim oldu.”…… “Benim hem D-8 hem İran’ın dahil edilmesine dair çekincelerim oldu ve var. Bunu muhtelif zeminlerde paylaştım. Zaman da bunun zamansız bir proje ve siyasi mühendislik ürünü olduğunu ortaya koymuştur.”…… “İran ve ehli bidat konusunda biz mezhep imamlarımıza tabiyiz. Erbakan Hoca’nın tabi olduğu yeri de bilmiyoruz. Bilmemiz de gerekmiyor.”…… “Burada adeta Erbakan’a zımni olarak uluhiyet isnadı var. Buna Erbakan fetişizmi derler.”…… “Ümmet bir vadide onlar öteki vadide. Bu gibi zevat Erbakan markasıyla hakkın önünü kesmeye yelteniyor. Efsane haline getirmek istedikleri ve mezardan Türkiye’yi yönetmesini arzuladıkları Erbakan bir yanıyla gelişmiş öteki yanlarıyla elbette sığlıkla malul bir insan veya liderdi. Peygamber veya mezhep imamı hiç değildi. Hem Libya’ya hem de İran’a giderek yanlış davranmıştır. Vaktiyle kendisini uyarmıştık. 1996 yılında Libya ziyareti öncesi Yeni Şafak gazetesinin sütunları sözlerimizin tanığıdır. Bizi dinleyip Libya’ya gitmemiş olsaydı belki de bu vartaya düşmemiş, siyasi hayatındaki bir gedik açılmamış ve skandallardan birisiyle yüzleşmemiş olacaktı. İran meselesi Kaddafi meselesini fersah fersah katlayan bir yanlış ve skandal olmuştur. Kimse bize Erbakan üzerinden ayar vermeye kalkışmasın. Erbakan dönemi kapanmıştır.”…… “Siz önce 1982 ile 2011 arasındaki çelişkinizi izah edin? Esat mı değişti siz mi? İki de bir bazı gazeteler Erbakan Suriye konusunda şöyle demişti böyle demişti diye manşet atıyorlar. Saçmalığın daniskası. Mukadder olan gerçekleşir. Erbakan kendi mukadderatını engelleyememiş ve iktidarını koruyamamıştır. Bir de ale’l acele D-8 gibi oluşum kurmuştur. Kendisini koruyamayan bir iktidar böyle bir yapıyı nasıl koruyacak? Başkaları korusun! Yoksa korumayan haindir! Bu projenin akim veya en azından kısmen atıl kalmasının sorumluluğunu da her zaman yaptıkları gibi ona buna boca ediyorlar? Hesap sormazsanız hesap sorarlar! Kendileri niye iktidarda kalamadılar ve kurdukları projeyi yürütemediler? Sen iktidarını pekiştirmeden böyle emanet bir oluşum kurarsan olacağı budur! Sonuçta bu, sadece öngörüsüzlük, siyasi bir mühendislik olur. Dolayısıyla Erbakan motor mühendisiydi alanı buydu. Bırakın açık konuşalım: Siyasi mühendislikte çuvallamıştır. Siyasi mühendisliğe soyunduğunda evdeki hesaplar çarşıya uymamıştır.”…… “Erbakan Hoca İran’ı anlamamıştır. Suriye meselesi de bunun bir parçasıdır. Kimse bundan böyle bana Erbakan referansı üzerinden hesap sormasın. İster darılsın ister gücensin ben Erbakan’ı referans olarak tanımıyorum.”…… “Erbakan fetişizminden kurtulmadıkça Esat’ın eteklerinden kurtulmak mümkün değil. Hamaney sizi Esat’a götürür. Esat da Rusya, ABD ve İsrail’e satar. Halep orada ise arşın burada!”[2]
Şimdi kendisi alim, Erbakan’ı ami gösteren bu şahsa hatırlatalım:
Önce; ilim, Kur’ani hakikatleri bilmek ve mesuliyetinin gereğini yerine getirmektir. Bu ilmi kimisi medresede, kimisi mektepte ve ilahiyat fakültesinde, kimileri özel dersleri ve yüksek yetenekleri sayesinde elde edebilir. Üstat Bediüzzaman Said Nursi Hz.leri, normalde yaklaşık 15-20 yıl süren Medrese tahsilini, belli âlimlerin derslerinde toplam bir yılı bulmayan talebeliği süresinde, ama Onun samimi niyetine, yüksek fıtrat ve mahiyetine ve örnek dini gayretine merhameten İlahi bir avnü inayetle elde etmiştir. Yani Kesbi öğrenme yanında vehbi öğrenme de vakidir ve birçok örnekleri de gösterilebilir. İslam’a göre ilimde diploma ve etiket değil, ehliyet ve dirayet önemlidir. Rahmetli Erbakan Hocamız’ın mühendislikte ve yüksek teknolojide dünya çapını bile aşan bir bilim adamı olması yanında; ortaokul, lise ve üniversite sıralarında ve sonrasında klasik medrese tahsilini bile özel Hoca efendilerden ders alarak nasıl elde ettiğini gazeteniz yazarlarından Cübbeli Ahmet Hoca’ya bir soru verin, çünkü bir TV sohbetinde bunu kendisi nakletmişlerdi. Bizler Medrese ve Ezher tahsilimize rağmen pek çok Kur’ani gerçekleri ve ilmi hikmet ve hakikatleri Hocamızdan öğrenmişizdir.
İkincisi; soruları asıl muhatapları yerine başkalarına yöneltmek, ahmaklıktan kaynaklanmıyorsa kesinlikle art niyetlidir. Herkes biliyor ki, Beşşar Esed’le yıllarca yoldaş ve sırdaş olup karşılıklı övgüler dizen, aile boyu ziyarete ve ziyafete giden, ardından da bir gecede Esed’in zalim ve gaddar olduğunu söyleyip ABD’nin Arap Baharı projesiyle (ki dindar kahramanımızın eş başkanı olduğu BOP’un bir sürecidir) Suriye’nin kan gölüne çevrilmesine taşeronluk eden kimlerdi? Önceleri Kaddafi’den sitayişle bahseden, sonra “NATO’nun Libya’da ne işi var?” dediği halde, ardından İzmir’i Haçlı saldırganların merkez üssü yapıp gavurlarla birlikte Libya’yı cehenneme döndüren kimdi? Sözde İran tehdidine karşı Vehhabi Suudilerin başını çektiği ABD tertibi askeri ittifakın, önemli bir üyesinin de İsrail olduğunu hala bilmeyenler cahildir, bilmemezlikten gelenler ise haindir. Ve Kur’ani gerçekleri gizleyenlerin, Allah’ın ve bütün mahlûkatın lanetine uğrayacağını bu şımarık şarlatanlara bildirmek de bizim imani görevimizdir. (Bak: Bakara: 159) Kaldı ki Bay Mustafa Özcan, Ümmet; hakkın ve hayrın hatırına, Kur’ani ve Nebevi ölçülere inanan ve savunan; AB’yi değil İslam Birliğini amaçlayan, NATO’ya taşeronluk değil İslam Ortak Savunma Paktı için çabalayan, İslam ticari ve ekonomik işbirliği programları hazırlayan ve bu yöndeki girişimlere arka çıkan şuurlu ve onurlu topluluklar demektir.
“Erbakan’ı referans almıyorum” itirafına ve gururuna gelince… Elbette alamazsınız… Çünkü Hoca’nın hazırlattığı ve insanlığa tanıttığı Adil Düzen Projelerini kavrayamadınız… İnsanlığa sunacak yeni ve yeterli bir barış ve bereket programı ortaya koyamadınız… Erbakan Hoca’nın, Bizzat Kur’an’ın emrettiği; İslam Birleşmiş Milletleri, İslam Ortak Pazarı, İslam Savunma Paktı, İslam Dinarı, İslam Müşterek Kültür ve Bilim Teşkilatları gibi hayati oluşumların kutlu hedefini ve içeriğini ya hiç anlamadınız veya batıl ve bozuk bir sistem içinde İslamcılık oynamayı tercih edip kendinizi de çevrenizi de aldattınız.
Son söz: Kusun beyler kusun, herkesin ayarının ortaya çıkacağı günler yakındır!.
Sahi bu arada; sözde İslamcı ve dindar TV ve gazetelerde Erbakan Hoca’ya böylesine edepsiz ve erdemsiz saldırılar yapılırken, Onun siyasi mirasına konan SP kurmayları ve yazarları neden halâ susmaktadır ve nerelerde saklanmaktadır? Üstelik Mustafa Özcan bizzat partiyi ve Milli Gazeteyi de hedef alıp “saçmalıyorlar” şeklinde hakaretler yağdırmıştır. Ve hele güya Hocamız’ın ilmi ve fikri projelerini topluma tanıtmak ve aziz hatırasına sahip çıkmak üzere kurulduklarını savunan şu ERBAKAN VAKFI bu fütursuz ve onursuz sataşmalar karşısında hangi hikmet ve bahane ile vurdumduymaz bir tavır takınmaktadır? Haksızlıklar karşısında sus pus olmanın vebalini bunlar ne zaman hatırlayacaktır?
[1] burakkillioğlu@hotmail.com
[2] (mustafaozcan@gazetevahdet.com 18.01.2016 Hakkın Hatırı Alidir Kimseye Feda Edilmez!)

utancından
Zorunlu ve çıkara dayalı birlikteliklerde çıkacak ilk krizde insanlar birbirlerini satarlar, basit ama yakın bir örnek, vahdet Gazetesi ve Mustafa özcan.Anadoluda bir söz vardır, utancından eteği ile yüzünü kapatırken avret yerini açar diye işte bu Anadolu sözü bu ahmaklara tam oturdu. Çıkar ve zorunlu ilişkiler işte böyle sonuç bulur, yüz yılların yeğane insanı Rahmetli Erbakan hocama ağzına geleni söyleyeceksin Allah ‘ta senin belanı vermeyecek öylemi.Bir birinizin pisliğini nasılda dönüyorsunuz hemen zoru görünce, bay mustafa o gazetenin korsan gazete olduğunu yenimi öğrendin yoksa, biliyordunda sırf üç kuruş alacağım diyemi oralarda sürtüyordun. Vahdet Gazetesi seni söyleyemediklerini söyletmek için tetikçi olarak kullanmış sonrada bir çok pisliğin çöpe atıldığı bir faraş küreği ile kapıya konuldunuz.yok gazete çakma imiş yok sahibi belli değilmiş,sen nasıl bir insansın bir kaç fakülte bitirmiş, bir kaç lisan bilirmişsin, hiç kafan çalışmazmı, bakmazmısın nereye gidiyorum diye. Öyle her salatalığım var diyene tuzluğu kapıp koşarmısın. Oysa gerçek sizi birileri bir araya getiriyor kullanıyor atıyor,sizde bunu birbirinizden bilip pisliklerinizi açığa çıkarıyorsunuz. Bunların durumu bu,ya bizim Saadet partisi Genel Merkezi yöneticilerimiz ne yapmaktalar, inanıyorum gizli gizli masa altından alkış tutuyordurlar olup bitene, yazıkki oğuzhan nasıltürk (nasıl türk) ekibi ve avaneleri. Yazıklar olsun size, binbir çeşit cevap vermesi gerekenlerden tık yok. Amma yaşadıkça Erbakan hocamın gölgesi altında ezilip gideceksiniz. Erbakan vakfı nın yöneticilerine sesleniyorum, nerelerdesiniz, hangi işle meşgulsünüzki bı aklı evvellere bir cevap vermezsiniz. Birileri Erbakan Hocam’ın gölgesi altında ezilirken, sizde o koyu gölgenin keyfini çıkarıyorsunuz. Siz bu haddini bilmezlerin başına gök kubbeyi yıkmanızlazım amma nerede. Yine Milli çözüm Dergisi ve ekibi cansiperhane bunlara haddini bildiriyor. Belli bu ekip Yavuz sultan selim gibi sina çölünü yürüyerek geçmeye kararlı. Allahım yolunuzu açık, bastığınız yeri kavi,dilinizi ve kalemini keskin,birlğinizi dirliğimizi daim etsin.Allah kalbinizi,aklınızı,ayağınızı kaydırmasın. Amin.
Nihayet!
Bu yazının yayınlanma tarihi 18 Ocak…
Bugün 23 Ocak…
Erbakan Vakfı lutfetmişler ve ancak 5 gün sonra, resmî bir açıklama yapıp, cılız bir ses vermişler.
http://erbakanvakfi.org.tr/?p=1129
Nihayet; “Haksızlıklar karşısında sus pus olmanın vebalini” hatırlamışlar.
Nihayet!
Bu yazının yayınlanma tarihi 18 Ocak…
Bugün 23 Ocak…
Erbakan Vakfı lutfetmişler ve ancak 5 gün sonra, resmî bir açıklama yapıp, cılız bir ses vermişler.
Nihayet; “Haksızlıklar karşısında sus pus olmanın vebalini” hatırlamışlar.
Ve Sebbit Akdame-na
Bu ahir zaman imtihanı ne çetin bir imtihandır; aman Yarabbî!
Ömrünü bu davada geçirmiş, sonra da kayıp gitmiş insanları görünce, korkudan dehşete kapılmamak mümkün mü?
“Ben de o listede var mıyım” buyuran Hz. Ömer (R.A.) düşüyor aklıma ve diyorum ki:
“Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım et” (Al-i İmrân: 147)
İMTİHAN SAHNESİNDEKİ MİSYONUMUZ
VAHDET GAZETESİ GERÇEKTEN ÜMMETİN BİRLİĞİ İÇİN Mİ ÇIKTI?
“HEDEF MİLLİ GÖRÜŞ TABANI MIYDI?”
“Eğer bu yazı sorun olsa idi gazete yöneticilerinin bu yazıyı sayfaya taşımamaları gerekirdi.Demek ki problem yoktu başta”
(MUSTAFA ÖZCAN)
“Vahdet Gazetesinin yayınları incelendiğinde Milli Görüş camiasına da sıcak gelebilecek yazılar olsa da asıl AKP iktidarını destekleyen bir çizgidedir. Milli Görüşü tam benimsememiş ancak Milli Görüş Camiasınca hakikatleri bilinmediği için hüsnü kabul görmüş kişilere de yer verilmiş gazetede. Akla Milli Görüş Camiasını din adına AKP ye (dolayısıyla ABD’ye ve de dolayısıyla Siyonist oyunlara) çekme stratejisi mi uygulanıyor sorusu geliyor? Seçim döneminde yazarların çoğu AKP’yi alenen desteklediler. Şimdi Erbakan Hocamızı eleştirdi diye Mustafa Özcan’ın gazeteyle ilişiğinin kesilmesi görüntüsü bizi aldatmamalı. “
MUSTAFA ÖZCAN’IN VAHDET GAZETESİNDEN AYRILIŞI İLE İLGİLİ AÇIKLAMALARI:
Mustafa Özcan: “Vahdet Korsan bir gazetedir!”
“Vahdet gazetesi yazarı Mustafa Özcan bir yazısında eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan’ı eleştirince gazetedeki işine son verildi, sözkonusu yazısı da internet sitesinden kaldırıldı.” Akşam saatlerinde gündeme gelen bu iddiayı Gazeteci Mustafa Özcan’a sorduk.
Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Özcan, “kovuldunuz mu?” sorusunu şaşkınlıkla karşılayıp, “hayır durum tam tersi” dedi.
“Gazete kimin, sahibi kim belli değil. Korsan bir gazete Vahdet gazetesi. Uzun zamandır ödemelerle ilgili sıkıntı vardı gazetede. Bundan sonra peşin çalışırım dedim. Ödeme almadıkça yazımı göndermeyeceğimi söyledim. Ve son ikazımda çarşamba gününe kadar ödeme alamazsam gazeteyi bırakacağım yönündeydi. Onlar kendilerince bu işe bir kılıf bulup benden önce davranmaya çalışmışlar.”
Milli Görüş’ün merhum lideri Necmettin Erbakan hakkında eleştirel ifadeler içeren ‘Hakkın hatırı alidir, kimseye feda edilmez’ başlıklı yazı gerekçe gösteriliyor hatırlatmasına Özcan; “Eğer bu yazı sorun olsaydı gazete yöneticilerinin bu yazısı sayfaya taşımamaları gerekirdi. Demek ki problem yoktu başta. Sonrasında gelişen ödemelerle ilgili sıkıntı bunu bahane yaptılar.”dedi.
“Vahdet gazetesinden ayrılmamın üçüncü kişilerle ve Erbakan’la bir alakası yoktur. Gazete yönetimi Erbakan hakkında çok hassas olsaydı zaten yazıyı yayınlamazdı. Bunun ötesinde ben gazetenin yeni döneminde karşılaştığım zorluklara binaen ayrılma kararı aldım. Bunlardan ilki olarak istifa yazımı 20 Aralık 2015 tarihli makalemin altına iliştirdim. Lakin kusurlarını telafi edeceklerini söyleyerek istifa yazımın yayınlanmamasını istediler. Böyle de oldu. Bir ay sonra aynı arazlar tekrarlayınca ihtar yazısı yazdım ve ayrıldım. Çarşambaya kadar kendilerine süre tanımıştım.”
EVET VAHDET GAZETESİ DE MUSTAFA ÖZCAN DA MİSYONLARINI EDA EDERKEN ELHAMDÜLİLLAH MİLLİ ÇÖZÜM DERGİMİZ DE TARİHSEL MİSYONUNU EDA ETMEKTEDİR. BAŞTA AHMET AKGÜL HOCAMIZ OLMAK ÜZERE TÜM KARDEŞLERİMİZDEN ALLAH RAZI OLSUN.
…
Efendimiz (sav) bugün gelseydi Şii-Sünni ayrımı mı yapardı yoksa herkesi kucaklayıp İslam Birliği önderliğinde Hak Adaleti hakim kılmak için mi mücadele ederdi?..
AKP bizi Deccal İsrail’in tarafında savaşa sokacak. BU “PEK MÜSLÜMAN” kesimden “gık” yok. Peygamber’in yolundaki Erbakan’a, İran’ı sahiplendi diye; “insanlığından dolayı” hakaret.
xxxxxxxxxxx
İzzet ve Şerefi Kıtmirlikte Bulduk…
Allah razı olsun. Milli Çözümün tepki ve çalışması etkisini göstermiş ve Erbakan Hocamıza fütursuz ve kuduzca kurulan cümlelerin sahibine ilahi tokatın ilk hamlesi ulaşmıştır. Ancak bu şahıs ve bunun gibiler unutmamalıdır ki Allah dostları fani dünyadan ayrıldımı kınından çıkan kılıç gibidir.
Bu yazıda yer alan yorumların ne bir eksiği ne bir fazlası kurulacak bir cümle bulamadım açıkçası. Mustafa Özcan gibilerin ortak özelliğini iyi biliyoruz; yedikleri kaba kusmalarının yanı sıra hepsinin bir ortak özelliği şu ki hepsi makam ve menfaat elde etmek için Erbakan düşmanı olmak ve onun hatırasına hatta icraatlarına bile dil uzatmaktan geçtiğini iyi bilirler, kusmalarının sebebi budur ama elhamdulillah artık keser dönmeye başlamıştır.
ERBAKAN HOCA’YA HAKARET ETMEYENE MAKAM MEVKI OLMADIĞINI ANLAMIŞ BU İslamcı Bozuntusu
Zamanında Milli Gazete’de yazan bu ismi geçen şahıs Milli Görüşte demekki pek makam ve mevkı veya bazıları ıcın SAYGINLIK önemlidir buna bunlar verılmedığı için aslına rucu edip Vahdet’te bu beklentilerini yerine gelmesi için ve aynı zamanda belkıde yeni anlamış olmalı ki ERBAKAN hocaya hakaret ıftıra atmanın karşılığı makam mevkiye sahip olabıleceği için bu yola başvurmuş demekki. Özününde boylesi bir hakarete iftiraya açık olduğu için mayasının gereğini yerine getiriyor. AMA BOŞUNA YORULMASINLAR SEN VE SENİN GİBİLER. ÇÜNKÜ ERBAKAN SEVGİSİNİ VE ONUN DEVASA DEVRIMLERİNİ SÖNDÜREMEZSİNİZ BUNA GÜCÜNÜZ YETMEZ…Daha gecenlerde yine FMTV ondan önce cübbeli ahmet vs kımseler iftiralarını atmışlardı… Bir kere daha anlaşılmış oluyor ki ERBAKAN HOCAMIZA iftira ve hakarette bu Mustafa Özcan’ın iftira ve hakaretlerinden 2 gün gectiği halde ne SAADET KADROLARININ NEDE ERBAKAN VAKFININ NEDE MİLKOLARIN yani Milli Görüşçü Kuruluşlar ve Organızasyonların hala gıkı cıkmamakta..DEMEKKİ ERBAKAN HOCANIN 1975 TE ifade ettiği : ”Yıllardır Birbiriyle çarpışan 2 zihnıyet vardır birisi batı kulup diğeri Milli Çözümdür” demişti. [1]
BU VESİLEYLE MİLLİ GÖRÜŞ MİLLİ ÇÖZÜM sadık erlerini yürekten kutluyor AHMET AKGÜL hocamızdan rabbım sonsuz razı olsun dıyor Allahım başımızdan eksik etmesin kendilerini diyor dualarını istirham ediyorum.
[1] https://www.youtube.com/watch?v=CbFXp0C29fc
Hayret!
Olgun,akıllı,iyi niyetli bir müslümanın hele ki günümüz şartlarında D-8 e dil uzatması,küçümsemesi ve aşağılaması söz konusu olamaz.
Bu insanlar okumuş,mürekkep yalamış öyle veya böyle ilim tahsil etmiş adamlar.Gerçekten her birsi odun hüviyetinde, Erbakan hocamız(ra) çok güzel tarif etmiş bunları.
Cüz’î İrade
Herkes Tercihinin Sonucunu Yaşar.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
– Ey Rasûlüm!) Bir de onlara âyetlerimiz konusunda kendisini bilgili kıldığımız kişinin ibret verici kıssasını anlat: O adam, (kendisine verdiğimiz bu ilme rağmen, koyunun derisinin yüzülmesi gibi) âyetlerimizden sıyrılıp açıkta kalakaldı; şeytan da onu arkasına taktı ve neticede azgın sapıklardan biri haline geldi.
– Eğer dilemiş olsaydık, hiç şüphesiz onu âyetlerimiz sayesinde (imanın sağladığı insanî kemalât semasına doğru) yükseltirdik; fakat o, yere çakılıp kalmayı tercih etti ve kendi hevasına uydu. Onun hali köpeğin haline benzer ki, üzerine varıp da uzaklaştırmak için kendisine bir şey atsan, acaba bir kemik midir diye seğirtir ve dili dışarıda solur; kendi haline bırakıp bir şey yapmasan, yine kemik peşinde yanına sokulur ve dili dışarıda solur. İşte, âyetlerimizi yalanlayan bir topluluğun hali böyledir. (Ey Rasûlüm!) Böyle ders ve ibret verici bir kıssayı anlat ki, belki tefekkür melekeleri harekete geçer.
A’RAF SÛRESİ: 175-176
Vahdet Gazetesi
#13 Vahdet Gazetesi — Selim Özen 19-01-2016 15:55
Soyadım “n” harfiyle bitiyor. Yorumunuza gelince Cübbeli Hoca eski Cübbeli Hoca değil artık eskiden akp’yi sürekli tenkit edip duruyordu ancak şimdi Davudoğlu ehli sünnet diyecek hale geldi!! Kendisi çok değişti!! Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi’nin vahdet paçavrasında yazmasını hiç bir şekilde doğru bulmuyorum!!
Vahdet Gazetesi
Soyadın “n” harfiyle bitiyor. Yorumunuza gelince Cübbeli Hoca eski Cübbeli Hoca değil artık eskiden akp’yi sürekli tenkit edip duruyordu ancak şimdi Davudoğlu ehli sünnet diyecek hale geldi!! Kendisi çok değişti!! Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi’nin hataları yanlışları olabilir ancak vahdet paçavrasında yazmasını hiç bir şekilde doğru bulmuyorum!!
Mü’min kişi bir yılan deliğinden kaç defa ısırılır ?!
Sayın Selim Özer
Yorumunuzu okuyunca derin bir iç çektim ve üzüldüm.
Acaba bizim Milli Görüşçüler; bu Cübbeli ve Eygi gibilerin, Özcan ile aynı kumaştan, aynı mayadan, aynı madenden olduğunu ne zaman görüp bilecekler?!
Mü’min kişi bir yılan deliğinden kaç defa ısırılır ?!
ya da ;
Bizim Milli Görüşçü kardeşler; zehirli yılan tıyniyetli zevatın ısırıklarından kevgire döndüler ya; acep bu sebepten dolayı; ” yahu biz nerede yanlış yaptık- yapıyoruz?” diye hiç utanıp sıkılıp düşünmezler mi ?!
Vahdet Gazetesi
Vahdet Gazetesinde Yener Dönmez’in bir yazısında Rahmetli Erbakan’la Davudoğlunun resmini yan yana gördüm!!! Hiç utanmadan sıkılmadan akp’yi milli görüş çizgisinde gösteriyorlar!! Rahmetli Erbakan Hoca beni Akp’nin günahlarına ortak etmeyin demişti!!
Vahdet Gazetesi
Bu vahdet gazetesi yandaş medya gazetesi olduğunu belli etmiştir!! Cübbeli Hoca uzun bir süredendir bu gazetede yazmıyor. Cübbeli Hocanın da Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi’nin de bu gazete de yazmasını istemiyorum!! İlk başta Milli Görüşçü gibi görünüp sonradan iyice akp yani iktidar yanlısı olduklarını belli ettiler!!
ECELİ GELEN İT SÜRÜSÜ!
Vefatından bugüne dört küsür yıl geçti
Hala soysuzlar havlamaktan vazgeçmedi
BU İTLERİN görevi şeytana hizmetçilikti
Salyalarını akıtan bir avuç kansız dönmeydi
Ey Erbakan’a kinini kusan zevat
Çom ağzıyla hakaret eden gavat
Dün adam değildin bugün taktın kravat
Sonunuz yakın zindan olacak size bu hayat
Bunlara karşı sessiz kalan sözde partililer
Vakıfçılık oynayan sus pus olmuş bilinçsizler
Hocamıza taş atılırken susan dilsizler
Hala saflarını ortaya koymaktan biçareler
Milli Görüşsüz huzur olmaz be kardeş
Milli Çözümsüz sorunlar çözülmez be kardeş
Ölçümüz Kur’an ve Resulullah’tır be kardeş
Sende katıl bu kervana, kurtul be kardeş
Siyonist Fetişizmine Tutulanlar!
Mustafa ÖZCAN
Büyük İsrail Projesi (BOP) eşbaşkanının eteğine yapışarak, Rahmetli Erbakan Hoca’ya saldırmış!
Anlaşılan Siyonizmin Fetişizmine tutulmuş!
İşbirlikçilerin eteğine yapışarak dünyada ve ahirette nerelere gideceğini umuyor!
Mustafa Özcan’ın CEHENNEME
Siyon abilerine yaranmasi lazim bu zerzevatin bunun gibi çoğu munafik zeytinyağı misali üste cikip vitrin mankenligine soyunmakta, veyahut ceplerinin bosaldigi zamanlarda Erbakan hocamiza hırlamaktadir. Fakat ne yazik ki milli Görüşçü geçinen kurum ve kuruluşlardan Erbakan Hocamiza yapilan bunca iftiralara rağmen hic bir sesin cikmayisi bizi derinden yaralamakta her firsatta bu itlerin agzinin payini veren Milli Çözüm olan samimiyitimiz kat kat artmaktadır.
Cevap için Teşekkürler
İslam birliği kurmak, Siyonizmin planlarını sezip engel olmak çuvallak ! ama İsral’i Dost edinmek, BOP eşbaşkan olmak, Müslüman ülkelerin işgaline fiili destek vererek iktidarini korumak başarı öyle mi??
“Acırım Tükrüğe billahi Tükürsem Yüzüne”
“Allah hiç kimsenin ayarını ortaya çıkarmadan canını almayacaktır.”
Gayba iman; vaadedilen, geleceğe inanmaktır
Çağın büyük imtihanı, Erbakan’la sınanmaktır
Şeytanın marifeti
Şeytan aleyhi lane bir yemin etmiş ve insanları yoldan çıkaracağını söylemişti. Egoist ve kendine tapar olan iblis belli ki bu yeryüzüne inecek insan denen mahlukun ne kadar alçak olabileceği konusunda fikir sahibi değildi. Ey Mustafa Özcan! Bu ahir Zaman var ya öyle bir zaman ki! Tarihin gördüğü en büyük mücahidlerin örnekleri de var en büyük münafıkların örnekleri de. Sizin bu şeytanı utandıracak alçaklığınız ve hainliğiniz karşısında ne demeli bilmiyorum. Merhum Erbakan Hocamızın mirasını yiyen sp kurmaylarına gelince! Allah aşkına sizde hiç mi gayret yok! Atılan bu iftiralara bu kadar sessiz kalmanız neden neden!!!
Nasıl bir ödül
Ümmetin;onurunun,namusunun,izzetinin fedaisi;İslam Birliği fikriyatının öncüsü ve “TÜM İNSANLIĞIN SAADETİNİN”temininin sevdalısı;asrımızda: “ŞUURLU MÜSLÜMAN NASIL OLUR”bunun fikri ve fiili tatbikçisi ERBAKAN HOCA gibi bir Aziz bir şahsiyete karşı ;hem bilgisiz,hem görgüsüz hem de edepsizce saldıranlar ;acaba siz bu hizmetiniz karşılığı ‘Siyonist Şeytanlar’ ca nasıl ödüllendirileceksiniz?
ELENMEDEVAM EDİYOR..
Öncelikle, Sn. Ahmet Akgül Hocamızdan Allah kat kat razı olsun.. Zaferin gecikme nedenlerinden biri de sanırım içi çirkefleşmiş münafıkların gerçek yüzlerinin herkezce görülmesi.. yıllarca Erbakan Hocamızın Kurmuş olduğu Milli Gazetede yazar sınıfına konulup yazarlık yaparak geçimini sağlayan, ancak kendisine yağlı kemik verilince hemen gerçek niyetini kusup ihanet eden zavallılar.. sizler son değilsiniz ancak her zaman sizin ahlak ayarınızı ortaya çıkaran Milli Çözüm olacaktır.. Ne kadar kıvransanız da Milli Görüş Lideri Aziz Erbakan Hocamıza dil uzatsanız da akıbetiniz hep bel’amcık olmaktan öteye geçemiyecektir!.. Daima ciğerinizi ortaya çıkaracak Sadık Milli Görüşçüler olacaktır.. unutmadan SP yetkililerinden ve Milli Görçü kuruluşlarından, Erbakan Vakfından neden hiç ses çıkmaz! sahi sizler ne yaparsınız? sizlerin görevi ne?!