YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
661b0c8e385b8
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 7 6 1 9
Bugün : 1743
Dün : 26764
Bu ay : 300329
Geçen ay : 453014
Toplam : 23079293
IP'niz : 3.238.235.248

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Diyanetin ve İlahiyat Fakültelerinin

KUR’ANİ GERÇEKLERİ GİZLEMELERİ [1]

    

Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi; Yıl: 2021, Cilt: 21, Sayı: 1’de, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinden Dr. Bayram Köseoğlu’na ait “Kur’an Mealinde İdeolojik Yaklaşım: Bir Örnek İncelemesi” başlıklı, bizim “Rabbani Yaklaşım ve Anlayışımızla: Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” Mealimizle ilgili bir tenkit yayınlanmıştı. Öncelikle bu gayretin sahiplerini tebrik ve teşekkürle başlayalım. Çünkü ilmi ve iyi niyetli tenkit ve teklifler, bizlerin hem yanlışlarımızdan kurtulmamıza, hem noksanlarımızı tamamlamamıza, hem de daha olgun bakış açıları kazanmamıza vesile olacaktır. İslami açıdan “Tenkit meşru, tahkir memnudur!” kaidesine uyularak yazıldığı için de ayrıca takdire şayandır.

Gelelim, yaklaşık 20 sayfalık iddialara ve bizim yanıtlarımıza:

A- Özellikle, hazırladığımız Meal-i Kerim’in parantez içi izahlarında geçen NATO, BM, AB gibi kurum ve kavramlar; Kur’an’ın mana ve mesajıyla ilgisiz ve gereksiz sayılmış ve Mealin ideolojik bir yaklaşımla yazıldığı vurgulanmıştır.

Oysa Kur’an-ı Azimüşşan’da sıkça hatırlatılan ve her çağdaki zulüm iktidarlarının vasıflarını ve vasıtalarını anlatan; FİRAVUN, KARUN, HAMAN ve hadislerle haber buyrulan BEL’AM gibi şahıslar, çağımızda Kapitalizm ve Komünizm gibi zalim, bâtıl ve barbar nizamlar ve onları uygulayan NATO, BM ve AB gibi oluşumlar şeklinde kurumlaşmış bulunmaktadır. Bu nedenle, şimdiki çağdaş zulüm sistemlerini ve aktörlerini ve bunların sömürü ve tahakküm projelerini insanların ve özellikle Müslümanların dikkatine sunmadan, Kur’an’ın mana ve mesajına tercümanlık yapılamayacaktır.

B- İdeolojik yaklaşıldığı iddiasına gelince…

İSLAM, tek ve gerçek Hakk Dindir, asla beşerî bir ideoloji değildir. Ancak bu durum; İslam’ın kutlu ve evrensel bir hedefi ve amacı bulunmadığı… Müslümanların da kutsal bir çabası ve maksadı olmadığı-olmayacağı… Aksine idealsiz ve iddiasız, silik ve edilgen, şer düzenlere-merkezlere teslimiyetçi bir tavır takınacakları anlamına gelmemektedir. Çünkü tüm insanları refah ve huzura kavuşturacak, yeryüzünde adalet ve saadeti sağlayacak bir amacı ve çabası bulunmayan Müslümanlar Kur’an’da ikaz edilmekte ve yerilmektedir.

“(Ey Müslümanlar!) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; ‘Ya Rabbi, ehli (ve idarecileri) zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi kurtar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz kimseleri kurtarmak için Allah yolunda (çalışıp) çarpışmıyorsunuz? (Bu duyarsızlık ve nemelâzımcılık imani ve vicdani bir tavır değildir.) [Not: Bugün Anadolu’muzdaki milyonlarca Suriyeli sığınmacının; Afrika’da, Asya’da ve Güney Amerika’daki milyonlarca aç, biilaç, çıplak ve muhtaç Müslümanların ve farklı din ve kavimden nice mazlum ve mağdur insanların ezilmesine ve sömürülmesine yol açan bu zalim ve Siyonist sistemi yıkacak ve yeryüzünde Adil bir Düzen’i kuracak niyet ve gayreti taşımayanları Cenab-ı Hakk bu ayetle ve şiddetle ikaz etmektedir.]” (Nisa Suresi: 75)

Hatta, Kur’an’ın bu yöndeki uyarılarına kulak asmayan ve cihat sorumluluklarını kuşanmayan kimselerin, değil Müslümanlıktan, hatta insanlıktan bile nasipsiz oldukları belirtilmektedir.

“Yoksa Sen, onların çoğunu (Hakk sözü) işitir ya da aklını kullanır (gerçeği dinleyip anlar ve vicdanına uyar) mı sanıyorsun? Oysa onlar ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar (tuttukları) yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı)dırlar.” (Furkan Suresi: 44)

“Andolsun, cinn ve insanlardan (küfre, kötülüğe ve nankörlüğe sapan) birçoğunu cehennemlik (olarak) yetiştirip (ve fırsat verip) çıkardık ki; onların kalpleri vardır, bununla (gerçeği) kavrayıp anlamazlar. Gözleri vardır, onlarla (ibret alarak) görüp bakmazlar. Kulakları vardır, bununla işitip (hakikati) duymazlar. Bunlar, hayvanlar gibidirler, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar, (yaratılış amacından ve ahiret hazırlığından) gafil olanlardır.” (A’raf Suresi: 179) ayetleri bizleri ikaz etmektedir.

C- Adiyat Suresi’nin ABD’deki 11 Eylül Hadisesine işaret buyurması!

Kur’an’ın 100. sırasında bulunan Adiyat Suresi’nin ilk beş ayetinde; ABD’deki 11 Eylül Saldırılarına, tam yedi yönden, yapılış sırasına göre ve tarihi değiştiren sonuçları itibariyle, aynen haber verilmesinin, tarafımızdan tespit olunması ve mucizevi bir işaret sayılması, tebrik ve takdir edilmesi gerekirken, buna bile itiraz etmek, şayet anlayış kısırlığından kaynaklanmıyorsa, Kur’ani haber ve müjdelerden rahatsız olan malum ve mel’un çevrelere yaranma hesaplıdır ve onlara kiralanmış gibi davranmaktan Allah’a sığınmalıdır.

Çağımızın en önemli mütefekkir ve mücedditlerinden sayılan Bediüzzaman Said Nursi Hz.lerinin: “Kur’an ayetlerinin; her asra, her ortama, her soruna, her oluşuma ve önemli olaya, hatta her şahsın ruh dünyasına bakan, ayrı ayrı işaret ve beşaretleri vardır” anlamındaki tespitleri de, hem günümüzdeki hem gelecekteki tarihi hadiselere yönelik işaret mesajlarını araştırıp, yakalayıp yorumlamanın caiz olduğunu vurgulamaktadır.

Oysa “İşâri mana” ve “İşâri tefsir yapma” Kur’an’ın genel mana ve mesajı içinde saklı hikmet ve hedeflere açıklık kazandırmaktadır!..

İşâri mana, bir kelâmın doğrudan değil, işaret olarak dolaylı şekilde, ince ve derin anlamlar taşımasıdır. Fıkıh âlimleri kıyas yoluyla bazı neticelere varırlar. İşâri tefsir ehli de sezdikleri manalarla yeni ve ibretli ufuklar açmaya çalışırlar. Fukahanın yaptığı kıyasların hem doğru, hem yanlış olabileceği gibi, işâri tefsir de hem isabetli, hem isabetsiz olabilme ihtimali vardır. Mesela, “Ona (Kur’an’a) ancak tertemiz olanlar dokunabilir.” (Vakıa: 79) ayetini “Levh-i mahfuz” veya “Mushaf” şeklinde anlayıp, buradan “Nasıl ki Kur’an’a ancak temiz ve abdestli kimseler dokunabilir. Onun gibi, Kur’an’ın manalarını da ancak müttaki insanların temiz kalpleri zevk edebilir” neticesine ulaşmak güzel bir manadır.

Makbul bir işâri tefsir için şu dört esas dikkate alınmalıdır:

1- Kur’an’ın zahirine, İslam’ın özüne aykırı olmaması.

2- Onu teyid ve takviye eden şer’i bir şahidi ve delili bulunması.

3- Şer’i ve akli bir arızadan uzak tutulması.

4- Zahiri mananın reddedilip, “bundan murad ancak bu işârî manadır” iddiasına kalkışılmaması lazımdır.

Konuyu bazı örneklerle açmakta yarar vardır.

Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde, insanların fevc fevc Allah’ın dinine gireceklerini” haber veren “Nasr” Suresi nazil olduğunda, artık Resulüllah’ın dünyadaki görevi bitmek üzere olduğunu hisseden Hz. Ömer ağlamaya başlamıştır. Keza, Hz. Peygamber ömrünün sonlarına doğru bir konuşmasında: “Bir kul dünyada kalmakla Allah’a dönmek hususunda muhayyer bırakıldı. O, Allah katında olanı seçti” deyince, Hz. Ebubekir gözyaşlarını tutamamıştır. (Buhari, Menakıbu’l- Ensar, 45) Çünkü Hz. Ebubekir, Veda Haccında nazil olan; “Bugün dininizi kemale erdirdim ve size olan nimetimi tamamladım.” (Maide, 3) ayetini duyunca “Kemalden sonra ancak noksan vardır.” der, Hz. Peygamberin vefatının yaklaştığına işaret saymıştır.

“O, gökten bir su (yağmur) indirmekte, (ardından) vadiler (dereler) kendi miktarınca sel haline gelmekte, (o) sel ise yüze çıkan bir köpük yüklenip götürmektedir. Nitekim bir ziynet veya bir eşya yapmak amacıyla ateşte üzerini (körükleyip) yaktıkları şeylerden (madenlerden) de bunun gibi bir köpük (posa meydana gelir). İşte Allah, Hakk ile Bâtıl’ı böyle karşılaştırıp misal verir. Amma köpük (posa ve çöküntü) atılır gider. İnsanlara fayda verecek olan şeye (asıl cevhere) gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böylece misaller getirir. (Yani bâtıl, akarsuların üzerinde oluşan veya eritilen madenlerin üzerinde kaynaşan köpük misalidir. Hiçbir işe yaramamakta ve kısa bir zaman sonra kaybolup gitmektedir.)” (Ra’d Suresi: 17)

Bu ayet aslında Hak ve Bâtıl mücadelesini anlatmaktadır. Rahmetullah Hamdi Yazır, “Gökten indirilen yağmurun İlahi vahyi temsil ettiğini, bunda beşer kesbinin bir müdahalesi olmadığını; madenlerden süs eşyası ve alet yapılmasının ise beşerin kesb ve ictihadı ile istinbat ve telif olunan Hak malumata işaret sayıldığını” söyler ve şu neticeye varır: “Bunların ikisi de esas itibariyle Hakk’ın birer ihsanıdır.”

İmam-ı Gazali ise, ayetle ilgili şu yorumu yapmaktadır:Ayette geçen su, Kur’an’dır. Vadiler kalpler ve kafalardır. Her kalbin kapasitesi farklı farklıdır. Köpük, küfür ve nifaktır. Her ne kadar suyun üstünde görülse de köpüğün sebatı bulunmamaktadır. İnsanlara faydası olan hidayet ise, kalıcıdır. Bir başka cihetten ise, ayette geçen su, ilim ve imana işaret buyurmaktadır. Her kalp ve kafa kendi miktarınca ilim ve imandan nasibini alır. Suyun üzerindeki köpük gibi, bu ilim ve imanda bazen şeytani şüpheler, şehvetler zuhur etmesi ihtimali de vardır. İnsanlara fayda verecek şeylerin, madenlerin ayrışma ameliyesinden sonra aslının kalması gibi, faydalı ilim de kalplerde sebat bulacaktır”

Ç- Bizi “ideolojik davranmakla” suçlayanlar, aslında kendileri mevcut Din istismarcısı, ahlâk ve aile tahribatçısı iktidarların ve onların kapıldıkları şerli odakların, şeytani ideolojilerinin basit ve fasit taraftarları olmasınlardı!?

Çünkü siyasi şuur ve sorumluluktan mahrum İlahiyatçıların ve Diyanet Hocalarının, İmam-ı Azam Hz.lerinin, siyasi gayret ve tarafgirliğinden, zalim ve hain iktidarlara alet olmamak için verdiği mücadeleden ve çektiği çilelerden biraz olsun ibret almaları ve utanmaları lazımdı.

D- Biz Mealimizde, asla Yahudi ve Hristiyanların değil, Siyonist odakların ve Haçlı emperyalist kurumların sinsi ve kirli hesaplarına dikkat çekmeye çalıştık.

Bu durum Maide Suresi 51 ve 52’nci ayet meallerimizde açıkça vurgulanmıştır.

Ey iman edenler! (Fitne çıkarmamak, anarşi ve ahlâksızlığı kışkırtmamak ve karşılıklı hak ve hürriyetlere saygılı bulunmak şartıyla; onlarla birlikte yaşayın, komşuluk yapın, ülke ve bölge nimetlerini paylaşın, ilmi ve iktisadi konularda yardımlaşın, ama gerçekten iman ve Allah’a itimat ediyorsanız sakın ha!) Yahudilerin (ırkçı emperyalist kesimlerini ve yine haksızlık ve ahlâksızlık hedefleyen bazı) Hristiyan (merkezlerini) veliler (yöneticiler) edinmeyin. (Onları dost ve dürüst zannedip, kendinize idareci, karar verici olarak kabullenmeyin. Zulüm ve hıyanet örgütlerine ve girişimlerine destek vermeyin.) Onlar, (sizin değil) birbirlerinin dostları ve destekleyicileridir. (Artık) Sizden her kim onları dost (ve rehber) edinip (peşlerine giderse), kesinlikle o da onlardandır. Şüphesiz Allah (Siyonist Yahudilere ve emperyalist Hristiyanlara değer ve destek veren ve Müslümanlara hıyanet eden) zalimler topluluğuna hidayet etmez (onların iman nurunu karartır). [Not: Bu ayet Yahudi ve Hristiyan kimselerle iyi ve insani ilişkileri, ticari ve bilimsel işbirliğini değil; zulüm sistemlerinin ve oluşumlarının güdümüne girmeyi yasaklamaktadır.]” (Maide Suresi: 51)

“(Bu İlahi ikazlarımıza rağmen) Kalbinde maraz bulunan (şuursuz Müslüman)ları görürsün ki, hâlâ (Yahudi ve Hristiyanlarla ve onlara ait bâtıl kural ve kurumlarla dostluk hususunda) onların arasına koşuşturup yarışırlar (kâfirlere yaranmaya çalışırlar ve bu münafıklıklarına bahane olarak da); “aleyhimize gelişen ve değişen zaman içinde, başımıza bir felaket gelmesinden (ve Müslümanların mağlup olmasından) korkuyoruz. (Bari hiç değilse, Yahudi ve Hristiyanların yardımını kaçırmayalım, diye düşünüyoruz)” diyerek (sahte mazeretlere sığınırlar). Fakat pek yakında Allah (Müslümanlara) umulmadık bir zaferi veya Kendi katından mutlu bir emri (ve haberi) gönderecek de (o münafıklar) kendi içlerinde gizledikleri (şeytani heves ve hesaplarına) bin pişman (ve perişan) olacaklardır.” (Maide Suresi: 52) ayetiyle ilgili yorumlarımız ve izahlarımız bu olumlu ve onurlu tavrımızın bir kanıtıdır.

Oysa Haçlı AB’nin ve yan birimlerinin, bu AKP İktidarına: “Mü’minlere siyasi şuur ve manevi cihat sorumluluğu aşılayan ayetleri… Siyonist Yahudileri ve Haçlı emperyalistleri tanıtan ayetleri… Kur’an’ın bir hukuk ve adalet nizamı kurmayı emreden hükümlerini yokmuş gibi davranıp; Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarında, vaazlarında ve kitaplarında hiç gündeme taşımamayı dayatan özel, hatta resmi ve genel talimatlarını, bu tenkit yazısını hazırlayanlar bilmiyor olamazlardı.

Yoksa bize, “Kur’an’a keyfi manalar veriyor” diye sataşanlar, aslında Kur’an’ın bazı ayetlerini ve hükümlerini, Haçlı-Siyonist odakların ve işbirlikçi kiralıkların keyfi için saklamak ve gündeme taşımamak için mi böyle davranıyorlardı?

E- Kültürel ve Siyasi Haçlı Seferlerine Diyanet ve Hükümet Niye Sessiz Kalmıştı?

“Siyasi ve Kültürel Haçlı Seferi” olarak görülen Uluslararası Bizans Kongresi’nin 24’üncüsü Venedik’te başlamıştı. 2021’de İstanbul’da yapılması planlanan kongre, Ayasofya Camii açılışına protesto olarak merkez komite tarafından İtalya’ya alınmıştı. Maalesef Türkiye’den de 61 akademisyenin tebliğ sunacağı kongre bildirilerinin yarısını, İstanbul konulu araştırmalar oluşturmaktaydı. 27 Ağustos’a kadar devam eden kongrenin açılış oturumu La Fenice Tiyatrosu’nda yapıldı. Açılış konuşmasında Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nevra Necipoğlu ve Koç Üniversitesi’nden Bizans Tarihi Profesörü Paul Magdelino da bir tebliğ sunmuşlardı. Son Bizans manastırları hakkında bilgi veren Nevra Necipoğlu, 1455’teki İstanbul mahallelerindeki hane sayıları ile kilise ve manastır sayılarını paylaşmıştı. Haritalar üzerinde Fatih mahallelerindeki kiliseleri gösteren Necipoğlu, restoresi biten Molla Fenari Camii gibi Bizans yapılarını örnek gösterip, bunların kilise yapılması imasında bulunmuşlardı. Ayasofya’nın müzeden çıkartılmasından dolayı üzüntülerini ve endişelerini belirten Necipoğlu, ilerleyen zamanlarda İstanbul’da bir kongre düzenleme dileğini vurgulamıştı.

John Haldon: “Bizans’ın ihyası için buradayız!” diyerek Haçlı-Siyonist amaçlarını açığa vurmuşlardı!

Uluslararası Bizans Vakfı Başkanı John Haldon ise yaptığı açılış konuşmasında, “Ayasofya’nın cami olarak açılmasını tehlikeli ve endişe verici” olarak yorumlamıştı. Bizans çalışmalarını, dünyada yeni bir köprü ve Bizans medeniyetinin tekrar ihyası için büyük bir adım olarak gördüğünü açıklamıştı. Bizans araştırmalarının dijital argümanlarla daha da hızlandığını söyleyen Haldon, “Geçmişin kodlarını dijital dünya aracılığı ile ölümsüzleştiriyoruz” vurgusunu yapmıştı.

KOÇ’ların Hocası Magdelino ise: “En son haçlı seferi için toplanmıştık!” Hatırlatması

Koç Üniversitesi’nden Bizans Tarihi Profesörü Paul Magdelino ise yaptığı konuşmada, “Bizans ile ilgili bu kadar çok insan Venedik’te en son 800 yıl önce toplanmıştı. O da 4. Haçlı Seferi için yapılmıştı…” ifadesini kullanarak, bu tür etkinliklerin sinsi hedeflerini ağzından kaçırmıştı. Magdelino’nun bu sözleri, salonda kahkahalara sebep olmuş ve uzun süre alkışlanmıştı. Yoksa yeni bir Haçlı Seferi mi başlatılmıştı?

Bizans’ı çizimlerle diriltiyorlardı!

Açılış konuşmacılarından Prof. Dr. Albert Berger ise ikinci Bizans olarak adlandırılan Venedik’te olmaktan sevinç duyduğunu hatırlatmış, İstanbul’da yaptığı yeni Bizans çizimlerini sunmuşlardı. Çemberlitaş’ın 13. yy. öncesi mimarisi hakkında bilgi veren Berger’in Fatih üzerine hazırladığı Bizans haritalamaları kafaları karıştırmıştı. byzantium1200.com’un mimarı olan Berger, benzer çalışmaların Balkanlar’da ve Kudüs’te de devam ettiğini hatırlatmıştı.

Şimdi soruyoruz: Ahmet Akgül’ün hazırladığı Meal-i Kerim için tenkit yazıları hazırlatan ve defalarca mahkeme açan Diyanet İşleri Başkanlığı… Ve dahi Dindar-Kahraman Erdoğan iktidarı; hem de başta KOÇ Üniversitesi’nin Hristiyan Hocaları, tam 61 akademisyenin katılımıyla başlatılan “Siyasi ve Kültürel Yeni Haçlı Seferleri” karşısında, hangi iman ve vicdanla bu denli sessiz ve tepkisiz davranmışlardı?

F- Mealde “Argo kelimeler kullanılmıştır” iddiaları da tamamen karalama kasıtlıdır; çünkü küfür, kötülük ve ikiyüzlülük ehlini bizzat Kur’an çok ağır kelimelerle uyarmaktadır.

Önce, Enfal Suresi 22’nci ayeti parantez içi izahındaki “şerefsiz” kelimesi, daha uygun düşen “değersiz” kelimesiyle yıllar önce değiştirilmiş durumdadır. Kaldı ki; bizzat Cenab-ı Hak Kur’an’ında 7 surede ve 9 ayette “Ricz” kelimesini, ve yine ayrıca başka 7 surede ve 9 ayette “Rics” kelimesini kullanmaktadır ki, bunlar; “Necis, pislik, murdar şeyler, çok aşağı ve bayağı kimseler” anlamındadır.

“(Ama) Kalplerinde hastalık (inkârcılık, münafıklık, yalancılık ve haksız çıkarcılık marazı) olanlara gelince: (Bu sure ve ayetler, tüm Kur’ani mesaj ve müjdeler) Onların murdarlığına murdarlık katıp (adileştirir. Döneklikleri, ödleklikleri ve çeşitli kötülükleri sebebiyle manevi pislik yuvasına dönmüş ruhlarının hastalık ve husumetleri ziyadeleşir.) Ve artık bunlar (iflah olmayıp) kâfir olarak öleceklerdir.” (Tevbe Suresi: 125)

“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pislik (konumundadır. Onlardan maddi ve manevi menfaat beklemek boşunadır)…” (Tevbe Suresi: 28’inci ayetin başı)

Yunus Suresi 100’üncü ayetinde de; aklına ve vicdanına aykırı davrananların üzerine manevi pislik (şerefsizlik ve değersizlik) indirileceğini ve bunların rezil ve dengesiz bir hayat sürecekleri vurgulanmaktadır.

“(Hayır!) Allah’ın izni olmadan (gerçeği araştırıp Hakka teslim olmadan) hiç kimse iman edemez. O (Allah), akıllarını kullanmayan (ve nefsi hevâlarına uyan)ları (imandan ve İslam’dan mahrum ve) murdar kılıp (bırakır).” (Yunus Suresi: 100) şeklindeki İlahi uyarılar bu maksatladır.

Ayrıca; Bakara Suresi 65 ve Maide Suresi 60’ıncı ayetinde, kitap ehlinin ve geçmiş kavimlerin azgın ve sapkın kesiminin Maymuna ve Domuza çevrilmiş olduklarını,

A’raf Suresi: 176’ncı ayetinde, münafıklık yapan ve dünya için dinini-davasını satan ilim erbabının “(kuduz) köpek misali, dillerini sarkıtıp-soluyup durduklarını…” yani kiralandıkları veya korktukları çevrelere yağcılık ve yalakalık yapacaklarını…

Müddessir Suresi: 50 ve 51’inci ayetinde; Hak’tan yüz çeviren ve İslami sorumluluklardan yan çizen kimselerin “Arslandan ürküp kaçan yaban eşeklerini” andırdıklarını, bizzat Cenab-ı Hak beyan buyurmaktadır. Şimdi hâşâ, Allah’ı (CC) kabalıkla ve argo kullanmakla suçlamaya kalkışanlar elbette saçmalamış olacaktır.

Özetle: “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” Mealimizde: “Siyonizm, Emperyalizm, Deccalizm, Siyonist Yahudiler, Haçlı emperyalistler, Yahudi lobileri, Terörist İsrail, zalimlere uşaklığa yeltenenler, Batı’yı taklit edenler” gibi kavramları kullanmamızdan rahatsızlık duyanlar, kimlere yarandıklarının (belki de kiralandıklarının) farkında mıdır?! Hatta, Nisa Suresi: 45’inci ayetine:

“(Halbuki) Allah sizin (gerçek dostlarınızı ve) düşmanlarınızı daha iyi Bilendir (ve bunun için Siyonist Yahudilerin, Haçlı ve dinsiz Hristiyan emperyalistlerin güdümüne girmenizi yasak etmiştir); oysa bir veli olarak (güvenip sığınılacak bir merci bakımından) Allah yeterlidir. Tam bir yardımcı ve zafere ulaştırıcı olarak da (yine) Allah kâfidir” manasını vermemizden huzursuz olanlara soruyoruz: Ayetlere sibak ve siyakına (önceki ve sonraki irtibatlarına) uyarlı ve birbirlerinin anlamını tamamlayıcı manalar vermek, zaten kaide-i külli (genel-geçer bir ilmi kural) iken, Siyonist ve emperyalist kesimlerden daha hararetli bir şekilde ortaya koyduğunuz bu talihsiz tepkileriniz nereden kaynaklanmaktadır? Ama yine de müteşekkiriz, ki; Siyonist Sömürü Saltanatını, ve Zalim Haçlı emperyalist çarkını topluma tanıtan ve günümüzdeki zulüm odaklarını ve maalesef İslamcı geçinen işbirlikçi uşaklarını hatırlatan ve onlardan sakınmamızı uyaran ayetlerin izahlarından, kimlerin ve niçin rahatsız olduklarını bir kez daha ve yakından anlamamıza aracılık yaptınız, ve bizi hamdolsun tekrar haklı çıkardınız!..

Bakara Suresi: 159’uncu ayetinde, bazı Kur’ani gerçekleri gizleyip saklamaya çalışanların Allah’ın ve tüm mahlûkatın lanetine uğrayacakları uyarılmaktadır.

“Gerçekten, apaçık belgelerden (ibaret emirler olarak) indirdiklerimizi (Kur’ani hüküm ve hakikatleri) ve insanlar için Kitapta açıkça beyan ettiğimiz hidayeti (şeriat ve istikamet prensiplerini) gizlemekte olanlar (güç odaklarının vereceği zarardan korkarak veya onlardan makam ve menfaat umarak, Kur’ani gerçekleri kısmen veya tamamen örtmeye çalışanlar var ya); işte onlara, hem Allah lanet etmektedir, hem de (bütün) lanet ediciler(in bedduası onların üzerinedir).” (Bakara Suresi: 159) ayetinin muhatabı olmamak ve Allah’ın kahrına uğramamak için çok daha dikkatli olmalısınız! Sizlere bir kez daha teşekkür ederiz ki, bu yazınızda, Siyonist merkezlerin, Haçlı AB’nin ve işbirlikçi hükümetlerin keyfi için İmani ve İslami esasları gizleyip lanete uğrayanlardan olmadığımızı hatırlattınız!..

G- Bize yönelik itirazlardan birisi de “Niye izahlara dipnot koymadığımızdır…”

Çünkü, Kur’an’a, Resulüllah’a, icma ve kıyasa dayalı, bilimsel sonuçlarla bağlantılı, akli ve vicdani kaynaklı bu kanaat ve tespitler –Haza min fadli Rabbiy– bize ait olduğu için… Biz taklitçi ve kopyacı olmadığımız için… Kitabullah’ın tükenmez okyanusundan kendi payemizi, nasibimizi ve incilerimizi toplamaya muvaffak kılındığımız için… Kendimizi haklı çıkarmak ve ayıbımızı kapatmak için dipnot kullanmaya, alıntı-çalıntı yapmaya ihtiyaç duymadığımız için… Olduğunu keşke anlasaydınız da, bu durumu bir noksanlık ve kusurmuş gibi yazmasaydınız.

Deylemi’den tahriç edilen ve Ramuz El Ehadis (Hadisler Deryası) kitabı “Lam” harfi başlıklı kısımda şu hadis-i şerif yer almaktadır:

“(Asıl mana ve mesajını anlamaya, ve hükmünü uygulamaya çalışmadan) Sadece tilavet (okuyup tekrarlamak) Kur’an değildir. (Başkalarından duyduklarını veya alıntılarını aktarmak şeklindeki) Rivayetçilik de ilim değildir. Kur’an; ancak hidayet (toplumun Dini, ahlâki, ekonomik, siyasi her türlü sorununun çözümüne kaynak yapmak, çıkar yol bulmak) iledir. İlim ise; (çağdaş şartlara ve ihtiyaçlara yönelik yeterli ve gerekli projeleri Kur’an kaynaklı hazırlama, topluma sunup savunma ve Kur’an-İslam dışı tüm sistem ve yönetimlere karşı çıkma cesaret ve) dirayetidir” (Sadake Resulüllah). Şimdi Ey İlahiyat Profları… Ey Diyanetin yüksek Hocaları… Ey meşhur Medrese Mollaları… Ey anlı şanlı Tarikat ve Cemaat üstatları!.. 50 yıldır en az 50 defa çağrı yaptık: Haydi, hazır dindar ve kahraman bir iktidar da başta iken, Kur’an’a, Sünneti Resulüllah’a, İcma ve kıyasa, çağımız şartlarına, temel insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına uygun bir ANAYASA yapınız… Ve İmam-ı Azam gibi gerçek bir toplumsal katılıma (hür demokratik tercih kurumlarına) ve farklı Din ve görüşten bütün insanların birlikte ve barış içerisinde yaşayacakları şartları oluşturan ve İslam’ın adalet ve hürriyet esaslarıyla uyuşan MEDİNE SÖZLEŞMESİ temelli, tüm dünyaya örnek bir LAİKLİK uygulamasına yarayacak İlmi ve İslami programları hazırlayınız… Yok eğer bunları yapacak cesaretten ve ilimden yoksun bulunuyorsanız, bari birtakım etiketlerin arkasına sığınıp bilgiçlik taslamayınız!.. En azından bu yönde gayret ve hizmet üreten, ilmi, İslami ve insani projeler geliştiren kimseleri karalama kampanyalarına alet olmayınız!..

Selam, Hakka ve hidayet yoluna tâbi olanların üzerine olsun…

Bu konuyu şu ayet-i kerime ile bağlayalım:

“Nuh dedi ki: “Ey kavmim, samimi reyinizi (vicdani kanaatinizi) söyleyin: Eğer ben, Rabbimden verilen apaçık bir delil üzerinde bulunuyorsam… Ve Rabbim bana Kendi katından (özel) bir rahmet (hikmet ve hidayet) vermiş de (bu gerçek) sizin (basireti körelmiş) gözlerinizden gizli tutulmuşsa!.. (O takdirde kime karşı çıktığınızı ve nelerden mahrum kalacağınızı bir düşünüverin.) Ve tabi siz bu (nimet ve fazileti) istemiyorsanız, biz onu size zorla mı kabul ettireceğiz?” (Hud Suresi: 28)

Ey gaflet ve enaniyet sahibi zavallılar!.. Siz Şeytanizmle… Yani Deccalizm ve Siyonizm’le uğraşmak yerine, dünyalık makam, çıkar ve rahatınız uğruna, bunlarla uzlaşırsanız; Allah da peşin ceza olarak, sizin vicdanınızı karartır ve Siyonizm’le çarpışan sadık mü’minlere, haksız ve dayanaksız hücumlarla uğraştırır!

 

 


[1] Not: Diyanet işlerinden Dr. Bayram Köseoğlu’na hazırlatılan ve Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisinde yayınlanan “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” Mealimizle ilgili, 22.06.2021 tarihli tenkit yazısının farkına 25.08.2022’de varılmış ve aynı gün bir saat içerisinde bu cevap yazılmıştır!

 

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Abdullah AKGÜL

Abdullah AKGÜL

Yorumu Takip Et
Bildir
guest
27 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Zehra

“Rabbani Yaklaşım ve Anlayışımızla: Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı”Günümüzde insanlığa sunulmuş en büyük hizmettir Meali Kerim’i miz
Öncelikle başta Üstadımız Ahmet Akgül hocamıza ve bu büyük hizmeti bizlere sunan Milli Çözüm ekibine teşekkür ediyor ve tebriklerimizi sunuyoruz.Böylesine hayırlı bir hizmet ancak teşekkürü ve tebriği hakedebilir… Muhatablarına çok net açıklamalar barındıran bu yazı bizler içinde tam bir ders niteliğindedir.

Nuh

Bakmak ile görmek arasındaki fark!
“Bilmemek, bilememek değildir! Bilmemek, bilmediğini bilmemektir!”
Prof.Dr.NECMETTİN ERBAKAN

Şimdi soruyoruz: Ahmet Akgül’ün hazırladığı Meal-i Kerim için tenkit yazıları hazırlatan ve defalarca mahkeme açan Diyanet İşleri Başkanlığı… Ve dahi Dindar-Kahraman Erdoğan iktidarı; hem de başta KOÇ Üniversitesi’nin Hristiyan Hocaları, tam 61 akademisyenin katılımıyla başlatılan “Siyasi ve Kültürel Yeni Haçlı Seferleri” karşısında, hangi iman ve vicdanla bu denli sessiz ve tepkisiz davranmışlardı?

Necmettin Eryıldız

Allah hepimize ve tüm Müslümanlık alemine Cihat ibadetinin önemini ve gereğini kavramayı nasip etsin inşallah.(Amin)
“(Ey Müslümanlar!) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; ‘Ya Rabbi, ehli (ve idarecileri) zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi kurtar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz kimseleri kurtarmak için Allah yolunda (çalışıp) çarpışmıyorsunuz?

O.ekinci

Çözüm üretemiyorlar ya ne yapsınlar, sorun üretecekler.
Öncelikle ilim adamı, çağımızın sorunlarına Kur’an kaynaklı çözüm üreten kimsedir. Biz henüz millet ve ümmet olarak, Diyanetten ve İlahiyat fakültelerinden böyle bir çalışma (milletimizi, ümmetin ve insanlığın işine yarayacak, sorunlarına derman olacak çalışma) göremedik. Bırakın bunları malum FETO olayında bile o etiketlerinin arkasına sığınmış guya alimler 15 Temmuz olduktan sonra kükremeye başladılar. Halbuki bu konuda Ahmet AKGÜL hocamız en 40 seneden beridir feryat etmekte hatta saldırılara katlanmaktaydı. Ki bu konuda geç kaldıklarını ve bunun mesuliyetinin üzerlerinde olduğunu eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez bey itiraf etmişlerdir. Şu soruyu sormak lazım; kitap okumadan kasıt nedir? yani okuduğumuz kitaptan elde ettiğimiz bilgiler bizim ne işimize yarayacak? eğer bize olaylar karşısında Hak olan tarafı seçebilme, Haksızlık karşısında mücadele ve sabır gösterme, insanlığın sorunlarına çözüm getirebilme, adaleti sağlamak için çaba gösterme vb. bütün insalık vicdanının ve aklıselimin kabul edeceği olgun ve münevver insan davranışları kazandırmıyorsa o kitabı okumanın ne anlamı var!!!! Eğer motomot bir şekilde tercüme yapılacaksa hiç tercümana ihtiyaç yok, google translate yeterli olur. Kardeşim biz Kur’an da anlatılanların derin anlamalarını bugünkü dille anlatacak mealler lazım ve Meali Kerim’de bunu çok güzel başarıyor. Ama şunu da sezinlemiyor değiliz; Meali Kerim’deki anlatım usulü bizlere “asıl düşmanı, şeytanın bugünkü temsilcisi olan siyonizmi, işbirlikçilerini, destekçilerini tanıtmakla kalmıyor, mücadele azmi-kararlılığı ve sabrını da” aşılıyor. İşte bu gerçekten Allah’a (c.c.) kul olmuş özgür Müslüman davranışıdır. Dolayısıyla Meali Kerim’deki anlatım tarzından rahatsız olmak şu demek oluyor; siyonizmin bu kadar sömürüsüne ses çıkartmayan, insanlığın feryadını dert etmeyen adı Müslüman uşaklar, köleler olun. Bir de bilimsellikle yakından uzaktan ilgisi olmayan eleştirilerini bilimsellik adına yapıyorlar ya, gülsek mi ağlasak mı?… Halkın yaşantısından bi haber, insanlığın feryatlarına kulak tıkamış, kaf dağının bilmem hangi zirvesinde kendilerini gören adı bilim/ilim adamları. Gerçi bu durum üniversitelerimizin geldiği durumu göstermesi açısından anlamlı.

Yalçın G

Selam
Selam, Hakka ve hidayet yoluna tâbi olanların üzerine olsun…

Veysel

Oldu mu Bayram Bey?
Siz Meali Kerim hakkında; siyasi ve sosyal bir yorum, -ki bunu reddeden hiçbir açıklama yok zaten- meselelere ideolojik yaklaşımla bakılmış, bazı ayetler müşahhas olmasına rağmen geniş anlamlar verilmiş gibi değerlendirmeler yapıp; eseri Kur’anı Kerim’den modern kavramlar aracıyla kopmuş gibi sunuyorsunuz ama ne hikmetse kendi doktora tezinizde “Kur’an da Polemikler” başlığını kullanıyordunuz. Sizin gibi ben de mana vereyim: Polemik; belirli bir inanç ile ilgili gerçeğin ortaya çıkartılması veya tam aksine inanç kurmaya, oluşturmaya yönelik tartışılan argümandır. Polemik genellikle siyasi, bilimsel, edebi konularda sert tartışma, zıtlaşma ve münazara şeklinde gerçekleşir… Evet bu tanımla bakılınca, siz de Meali Kerimi eleştirdiğiniz kulvarda hem de doktora tezi vermişsiniz. Yoksa bu kulvarlara girmek tehlikeli ve önemli değil de bugün ki şeytani düzeni Rabbimizin mesajı ile teşhir etmek mi mesele oldu. Baştan sona, fıtrata uygun Adil bir Düzen’i öğütleyen yüce kitabımızı sahipsiz bırakma, manasına erişilmesin diye sağından solundan kırpma, Rabbimiz anlaşılsın ve uygulansın diye indirmişken; mitolojik bir eser gibi sunmaya çalışma acaba anlaşılmaz bir çaba mı olacaktı? Yok tabii… Pek güzel anladık… Siz de anlamışsınız zaten. Gizli hiçbir şey kalmadığına göre Rabbimizin kelamına kulak verelim: “…Böylece helâk olacak (pişmanlık ve perişanlık içinde kıvranacak) kişi (ve kesimler); apaçık bir delilden (sonra, “bilmedim, ikaz edilmedim” gibi mazeretlere sığınma imkânı kalmadan, hak ettiği) belaya ve cezaya uğrasındı; (buna karşılık manevi olarak ve karakter bakımından) diri kalacak (dünyada izzete, ahirette saadete ulaşacak, onurlu ve şuurlu yaşayacak) kişi (ve kimseler) de, yine apaçık bir delil ve bilgiyle hayatta kalıp (huzura ulaşsındı). Şüphesiz Allah, gerçekten (her şeyi) İşitendir, (ve herkesin kalbinden geçenleri ve niyetlerini) Bilendir.” (Enfal Sr 42)

bayraktar

Kur’an Projektöründe Açığa Çıkınca Dillerini Sarkıtıp Soluyanlara Hediyemizdir(!)…
[b]Hz. Ali Efendimizden rivayet edilen bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyurulur:

“Ben Resulüllah (SAV)’i şöyle derken işittim: ‘Dikkat ediniz ve iyi biliniz ki: ileride bir fitne zuhur edecektir’, dedi. Ben: ‘O fitneden (bizi) kurtaran nedir?’ diye sorunca; Resulüllah (SAV): ‘Allah’ın kitabıdır. Onda sizden öncekilerle sonrakiler hakkında (ibretli ve yeterli her türlü) malumat vardır. Aranızda olan (bütün) sorunlarla ilgili (temel ve genel her) hüküm Kur’an’dadır. O, hidayet ile sapkınlığın arasını ayıran Furkan’dır. Boş ve bâtıl sözü yoktur, tamamı ciddiyet ve hikmettir. Kim bir zorba yüzünden Kur’an’ın emrini bırakırsa Allah onu helak edecektir. (Kur’an’ın adalet hükümlerinin ve emirlerinin uygulanmasına engel olan zalim ve zorba hükümetler de, onlara destek veren gafiller ve hainler de belasını bulacak, cezasını çekecektir.) Kim Ondan başka bir yerde hidayet ararsa Allah onu sapıklığa terk edecektir. O, Allah’ın sapsağlam ipidir. O, hikmetli bir öğüt ve zikir, dosdoğru bir yoldur. (Hidayet ve istikamet rehberidir.) Ona uyulduğu müddetçe Hak’tan uzaklaşılmaz. Ona başka kelâm sokuşturulamaz ki, Hak ile bâtıl birbirine karıştırılabilsin. Âlimler Ona doyamaz. Kur’an okumak ve tekrar edilmekle aşınmaz. (Hikmet ve hakikat incileri, tükenmeyen bir okyanustur.) Akılları hayrete düşüren mucizevi ve İlahi özellikleri nihayet bulmaz. O öyle bir kitaptır ki, cinler Onu işittikleri zaman kendilerini alamadı ve: ‘Muhakkak biz, şaşılacak (ve akılları hayrette ve hayran bırakacak), Hakka ve hayra hidayet eden bir Kur’an işittik’ dediler. (Kur’an en hassas ve sağlam bir terazidir. En şaşmaz ve yanılmaz bir göstergedir… Bu İlahi özelliğini ve önemini asla yitirmeyen ve herkesin gerçek ayarını ve değerini ortaya döken bir manevi röntgendir.) Kim Onun dediğini söylerse, doğru söylemiş olur. (Kur’an’a aykırı her söz ve hüküm ise; yalandır ve yanlıştır. Mü’mini, münkiri ve münafık kimseleri en açık biçimde tanıtan Allah’ın kelâmıdır) Kim Onunla amel ederse şerefli karşılığını bulur. Kim Onunla hükmederse adalet göstermiş olur. Kim Ona çağırırsa, (davet eden de edilen de) doğru yola hidayet edilmiş olur.’ buyurdular.” (Tirmizi-Taç Tercümesi C.1.No:15)

Yine Hz. Ali Efendimiz: “Geçmişte olan olayları, bugünkü olanlara kılavuz yap. İşler birbirine benzer.” buyururlar.

Vakti zamanında, Refah Partisi döneminde, Aziz Erbakan Hocamıza, partiden birisi gelip, ‘farklı bir partiden transfer teklifi aldığını’ söyler. Aziz Hocamız cevaben: “Kim bilir sende ne yamuk gördüler de bu teklifi yaptılar?!” buyururlar. İşte Hak davaya ihanet eden o yamuklar bugün nerelerde ne işlerle meşguller ortadadır.

Bunu niye mi yazdık?.. Hocamızın bu tespitini tersinden düşündük…

Şimdi bu sözde tenkit yazısı, Kur’an projektöründe açığa düşmüş olmanın verdiği rahatsızlıktan başka bir şey değildir. İşte bu sebepten dolayı, bu diyanet ve ilahiyat ehli bizi şaşırtmadı. Aksi yönde bir yazı yazıp Mealimizi övselerdi, durup düşünürdük. Bizde bir yamuk mu var ki diye… Elhamdulillah…

Biz bunların gözüne biraz daha projektör tutup, biraz daha rahatsızlık verelim bakalım:

[i]Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

-Ayetlerimiz konusunda (yalanlama ve yamultma amacıyla) doğruluktan sapanlar (ve çarpıtma yorum yapanlar) Bize gizli değildir. O halde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelip (huzurumuza çıkan) mı daha iyidir (ve hayırlı kimsedir)? Artık dilediğinizi yapın. O, yaptıklarınızı görmektedir.

-Şüphesiz kendilerine zikir (Kur’ani hüküm ve haberler) gelince onu inkâr edenler (ateşin ehlidir); oysa O, Aziz (şerefi yüksek, üstün) bir Kitaptır. (İnsanlığın huzur ve kurtuluş reçetesidir.)

-Bâtıl, Ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü Kur’an) Hüküm ve Hikmet sahibi, çok övülen (Allah)tan indirilmedir (ve O’nun hıfzu himayesindedir. Bu nedenle Kur’an; kıyamete kadar mutlak doğruların ve kesin yanlışların şaşmaz mihengidir).

-(Ey Nebim üzülme, ümit ve sükûnetle sonunu gözle ki) Sana söylenen (kötü ve çirkin) şeyler, Senden önceki elçilere söylenenden başkası değildir. Şüphesiz Senin Rabbin; elbette hem Mağfiret sahibidir, hem de acı bir Azap sahibidir. [/i]

(Fussilet Suresi: 40-43)

HZ. KUR’AN’LA MEYDAN OKURUZ!

“Oku!” diye başlar, Hak Kitabımız

Evrenin şifresi; Kur’an okuruz!

Ayet hadis esas, bak hitabımız

Hak-Bâtıl ayıran, Furkan okuruz!

Hikmet membaıdır, balla kaymaktır

Yolundan ayrılan, haza kaypaktır

Kazdıkça mücevher, çıkan kaynaktır

Su gibi muhtacız, her an okuruz!

Günahkâr gönüller, arar Tevvab’ı

Ki O her feryada, verir cevabı

Hak’ka tercümanlık, dilin sevabı

Laf değil; Mesaj-ı, Rahman okuruz!

Resulüllah aşk-ı, hikmetimizi

Mevlâ’ya sunarız, hizmetimizi

Kur’an’dan alırız, kısmetimizi

Her derde şifadır, derman okuruz!

Din ve bilim ölçü, aklımız paktır

Laik demokratız, alnımız aktır

İslam’a bağlıyız, şeriat Hak’tır

Fenni hikmet dersi, hayran okuruz!

Kâfire zalime, bırakmam pabuç

Makam ve menfaat, haine havuç

Özgül ağırlığı, yüksek bir avuç

Mü’minle Deccal’e, meydan okuruz!

O soysuz oruca, bayrama takmış

Bak bu zındık Hacca, Kurbana takmış

Şu arsız namaza, türbana takmış

Milli Çözüm ile, giryan okuruz!

Adil Düzen lazım, hayra varmaya

Kutlu ve mutlu bir, dünya kurmaya

Siyonist Şeytandan, hesap sormaya

Erbakan namına, ferman okuruz!

Marazlı münafık, karalar bizi

İsterler zindana, saralar bizi

Ümmet per perişan, yaralar bizi

Filistin Türkistan, Afgan okuruz!

İslamcı riyakâr, Batı Kâbe’si

Asıl amacıymış, kutsal AB’si

İz’anın vicdanın, var mı habbesi

Gerçeğin belgesi, bürhan okuruz!

Kur’an’a ihtiyaç, duymayan gafil

Bilgiçlik taslıyor, nasipsiz cahil

Çıraklık yapmayan, olur mu kâmil

Hikmet Hocasından, irfan okuruz![/b]

ALİ ÇAĞIL.

ACI AMA GERÇEK…
Uzun zaman, ilim yuvaları ve ilim ehli bilinen kurum ve şahısların gayrı milli yapılar eliyle ta 1949 yılında İnönü döneminin Fulbright Eğitim Anlaşmasıyla, 13 Mart 1950 tarih ve 5596 sayılı kanun çerçevesinde Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan ikili anlaşma sonucu bugün yönetim kurulunun; John Thomas McCarthy, Yönetim Kurulu Başkanı, ING Bank Türkiye, İstanbul
Hasan Ünsal, Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Birimi Genel Müdürü, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara
Emir Salim Yüksel, Kültürel Diplomasi Genel Müdür Yardımcısı, Dışişleri Bakanlığı, Ankara
Robert Hilton, Basın ve Halkla İlişkiler Müsteşarı, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği, Ankara
Prof. Dr. M. Akif Kireçci, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, Ankara
Prof. Dr. Cemal Yıldız , Yükseköğretim ve Yurt Dışı Eğitim Genel Müdürü, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara
Daria Darnell, İstanbul Başkonsolosu, Amerika Birleşik Devletleri İstanbul Başkonsolosluğu, İstanbul
Mark H. Butler, Mimar, Nedret & Mark Butler Tasarım Stüdyosu, İstanbul…
komisyon üyeleriyle Türk eğitim müfredatımız, Emperyalist ve Siyonist kurum ve kafaların eline geçtiğinden EDİLGEN İLİM ADAMI – LAYT MÜSLÜMAN üreten bozuk ve çarpık düzen, toplumun her alanında kendini göstermişti. Bu çarpık tezgahtan geçen; İlahiyatçı, diyanet görevlisi de olsa bu hakikat değişmemişti.(Az da olsa elbette istisnalar vardı) Allah cc hidayeti de dalaleti de ancak hak edene verirdi. Yıllarca devlet imkanlarıyla o makamlarda isminin önüne Dr., Doç., Prof., ünvanlı dini ihya etmek yerine, ilmi ketmedenlerin elinde bulunması da ayrıca Cenab-ı Hakkın bir kahrı olarak okunmalıydı. Çünkü ilimlerini, makama, menfaate, zinde güçlere peşkeş çekmişlerdi. İnsanlık faiz belasından, ahlaki yozlaşma ve Emperyalist, Siyonist emellerden inim inim inlerken bunların; Siyasi Bilgiler Fakülteleri, Diyanet Teşkilatları İlahiyat Fakülteleri, hatta İslami İktisat fakülteleri varken; milli-yerli Kur’an ve Sünnet merkezli, akıl-vicdan endeksli siyasi ve ekonomik ilmi bir çözüm ortaya koymamaları-koyamamaları yine ancak Allah’ın adalet ve kahrının bir yansımasıydı. Bildikleriyle amel etmeyenleri Kur’an “kitap yüklü merkep”e benzetmekteydi. Şimdi birileri Allah cc’nin bu tabirini de belki ağır bulacaklardı fakat bu Kur’ana yapılan bir yorum değil bizzat Allah cc hükmüydü.
“Kendilerine Tevrat yükletilip de (ilim sahibi olduktan) sonra, onu (Kitabullahın emirlerini, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenip yerine getirmemiş (ve İlahi buyruklara göre amel etmemiş) olanların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. (Böyle ağır kitap yükü altında yaşamak, külfet ve zahmet dışında merkebe ne fayda verir?)” Allah’ın ayetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür. Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmeyecektir.”(Cuma:5)
Ha işte bu Kur’an, kala kala bunlara mı kaldı diye yırtınanlara, Kuran’ın yine kendi açık ayeti de vardı…
Ne yapalım Sizler Kur’an merkezli
bir düzen kurdunuz da bizler desteklemedik mi?!
Yoksa ayetlerin açık hükümleri, yaramızı deşti, kirlerimizi gösterdi, ayarımızı ortaya döktü diye mi?!
Ne yapalım en aydınlık pürüzsüz ayna Kur’anın kendisi olmaktaydı. Hiç bahanesiz, banisi bizzat Yüce Allah cc idi.
Herkese açık hüküm olarak: Dünyada düzelmeyeni, ahirette azap hizaya sokacaktı. Bu sebeple gelin; kendimizi, dünyamızı, ve ahiretimizi İlim için-İlim değil de Hakikate ulaşarak, Hakka uyma ve Hakkı uygulama şuurlu müslüman ilim adamları olalım.
Selamlarımla…

N. Gündüz

Diyanetin asıl görevini yerine getirmesini bekliyoruz…
Diyanetin yapması gerekeni değil,menfeati gereği, Hurafeleri, batıl inançları, pörsümüş, köhnemiş fetvaları, içi geçmiş fıkhi hükümleri, insanları uyutmak için anlatılan masalları İslam imiş gibi anlatarak halkı yanlış bilgilendirmek ve bunlarla avutmak, en önemli Kur’an hükümlerini ve ahlak ilkelerini görmezden gelmeyi kolaylaştırmaktadır. Saydığımız kötülüklerle mücadele edebilecek bir Diyanet, kuruluşundaki özerk gücüne dayanmak zorundadır. Sultan sofrasında oturan bir Diyanet, sultanı hiçbir konuda uyaramaz. Oysa özerk bir kurum olmak, Diyanet-devlet ilişkilerinde makul, meşru ve olması gereken bir mesafeyi zorunlu kılar. Bu hem laiklik ilkesini aşındırmaz hem de İslam’ın ahlaki gücünün yöneticilere ve halka daha etkin bir şekilde göstermesini mümkün kılar. Siyasallaşan din, siyasilerin emrine girer; siyasallaşan bir din adamı, dini Allah ile kul arasından çıkarır, kul ile kul arasına sıkıştırır. Allah’ın ahlakıyla değil, siyasinin ahlakıyla yetinir.
Din, eğer tüm Türk halkına din hizmeti vermekten sorumlu bir Diyanet eliyle siyasallaşıyorsa, değişen siyasetlere göre değişen bir din doğar. Böyle bir din anlayışı ile birleştirici değil, ayırıcı olursunuz. İslam için şu ya da bu parti değil, İslam’ın hükümleri, ahlak, adalet ve insanlık esastır. Böyle birleştirirsiniz.
Makam ve menfaatlerinden korkanlar Kur’an -ı Kerim den işine gelmeyen ayetleri gündeme getirmezler.
Belli kesimler; elbirliğiyle Üstadımız Ahmet Akgül Hocamızın Meali Kerimini hedef almaları kimlerin güdümünde olduklarını göstermektedir.

Osman Nuri

Makaledeki G maddesindeki itiraz akıl ve vicdan ehline; bir hakikatin şifresini vermekte…!
Şapka çıkartılacak bir makale olmjş… Elinize yüreğinize sağlık Kıymetli yazarımıza teşekkür ediyorum…

Makalede cevap verilen kesimden gelen itirazlardan G maddesine takıldım. “NİYE İZAHLARA DİPNOT KOYULMAMIŞ” denilmiş… Aslında bu itiraz ve hatırlatma akıl ve vicdan ehline büyük bir hakikatında şifresini vermekte…
Şöyle ki bir hadisi kutsi de buyurulmuştur ki:
[b][u]”Allah-u Teâlâ Hz. her yüzyılın başında bu dini ikame edecek birini bahşeder.”

Yani: “Her yüz sene başında bir müceddid (yenileyici, düzeltici, devrimci) gelir. Esasta değil uygulamada çok gerekli ve önemli değişiklikler gerçekleştirir. Asrın icabına göre bazı teşkilat ve tedbirler geliştirir. Muannidlere (inatçılara) cevap verir. Açıklaması kendi zamanına kalan bazı meseleleri açıklar[/u][/b]

Malumunuz peygamberler dönemi Hz. Muhammed s.a.v. ile kapanmış , içtihatlar dönemi başlamıştır… Yani içtihat demek, bir amaca ulaşmak ve doğruyu bulmak adına bütün gücüyle çalışıp çabalamak – gerekli araştırmaları yapabilmek – kafa yormak … Yani insanlığın ahlaki siyasi sosyal kültürel ekonomik gibi sorunlarına gerekli ve gerçekçi çözümleri üreten gayret eden proje ve hazırlık yapan günümüzde Aziz Erbakan Hocamızın hazırlatıp olgunlaştırdığı ve tüm insanlığa tanıttığı… Milli Çözüm ve Üstad Ahmet Akgül Hocamızın , noksan kısımlarını tamamlayıp 3-4 dile çevirerek yüzlerce devlet adamına ve ilim erbabına ulaştırdığı “ADİL DÜZEN ve YENİ BİR DÜNYA” kitabıyla , insanlığın maddi ve manevi sorunlarına ilaç olacak hazırlıklara İMZA ATILMIŞ OLMASI , böylesi bir çalışmayı hiçbir alim tarikat cemaat vakıf sibil toplum kuruluşu partiler akademisyenler hocalar mollalar ne dert edinmiş ne de hedef edinmiş olmadığını görüyoruz…

Saygılarımla.

Mus ab

Neden yeryüzünde Adil Düzen isteyen, Kur’an’ın anlaşılması, sahtekarlığın deşifre olması için mücadele veren ekibe sataşılır?
Neden yeryüzünde Adil Düzen isteyen, Kur’an’ın anlaşılması, sahtekarlığın deşifre olması için mücadele veren ekibe sataşılır?

Sorusunun cevabını makalemiz çok güzel vermiş olmakla beraber makalemizin son paragrafı bu hayati hataya düşmemizi engellemeye yetmelidir:

“Ey gaflet ve enaniyet sahibi zavallılar!.. Siz Şeytanizmle… Yani Deccalizm ve Siyonizm’le uğraşmak yerine, dünyalık makam, çıkar ve rahatınız uğruna, bunlarla uzlaşırsanız; Allah da peşin ceza olarak, sizin vicdanınızı karartır ve Siyonizm’le çarpışan sadık mü’minlere, haksız ve dayanaksız hücumlarla uğraştırır!”

E. ÇAĞIL

Eleştiriye Kapalılar
Ey Müslümanlar!) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; ‘Ya Rabbi, ehli (ve idarecileri) zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi kurtar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz kimseleri kurtarmak için Allah yolunda (çalışıp) çarpışmıyorsunuz? (Bu duyarsızlık ve nemelâzımcılık imani ve vicdani bir tavır değildir.) [Not: Bugün Anadolu’muzdaki milyonlarca Suriyeli sığınmacının; Afrika’da, Asya’da ve Güney Amerika’daki milyonlarca aç, biilaç, çıplak ve muhtaç Müslümanların ve farklı din ve kavimden nice mazlum ve mağdur insanların ezilmesine ve sömürülmesine yol açan bu zalim ve Siyonist sistemi yıkacak ve yeryüzünde Adil bir Düzen’i kuracak niyet ve gayreti taşımayanları Cenab-ı Hakk bu ayetle ve şiddetle ikaz etmektedir.]” (Nisa Suresi: 75)

Kutsal kitabımız evrensel bir kitaptır…O zaman Firavun , Karun vs varsa şimdi siyonizm ,birlestikleri güç BM ve AB vs var..Malisef bunları gerçek manası ile anlatmaz ve yaşamazsak nasıl gerçek bir Mü’min olabiliriz ki!

Yıllarca Diyanet camiasında görev yaptım malisef birçok yanlışa şahit olduk…Eleştirdiğimiz zamanda görev alamamakla tehdit edildik…En son bir yanlışlarını Cimere şikayet ettiğim de Müftü B. haberimiz olmaz mı ? sandınız biz isimleri görüyoruz deyince …
-Önemi yok Hocam ben görev almamayı göze aldım deyince çok şaşırmıştı…

Yani biz büyük bir güçüz biz ne yalarsak doğrudur..Bizi eleştiremezsiniz anlayışı hakim malisef…

Allah CC hakkı ile yönetilebileceğimiz görevliler nasip eylesin…Adil bir Düzen nasip eylesin..Amin

Enes Koçak

Kur’an ı Kerim in hak oluşunu ve evrenselliğini inkar mı etmektedirler?
Kur’an ı Kerim in evrenselliğini bildikleri halde günümüze yönelik mesajlarını halen nasıl inkar edip karşı çıkma gayretinde bulunanilirler. Kur’an evrensel ise hem geçmişi hem geleceği kuşatır. Bunu bildikleri halde halen nasıl karşı çıkabiliyorlar.

Belkide bu kişiler Kur’an’ın hak değilde doğru olduğuna inanıyorlar da o yüzden mi sadece gönderildiği döneme ışık tuttuğunu sanıyorlar?
(Doğru olan o anki ortam için isabetli olan işlemdir. Örnek olarak şemsiye kullanmak eğer hava yağmurlu ise doğrudur fakat yağmursuz bi gecede kullanmak doğru olmaz burdan anlaşılır ki şemsiye kullanmak duruma göre doğru veyahut gereksiz,yanlış olabilir. Hak ise geçmişte de değişmeyen gelecekte de değişmeyecek olan her zaman, her hava koşulunda, gece ve gündüz doğru olan şeye denir. Misal olarak 1+1=2 nin ne koşulda olursa olsun herzaman aynı cevabı vereceği gibi.)

Belkide bunların ikisinide bildikleri halde sözlerinden çıkmadıkları büyükleri doğruyu yayma çabasından rahatsızlık ve korku duyup karşı çıkmalarını söylemişler ve onlarda ses çıkarmadan dediklerini yerine getirmek üzere Yüce Kur’an ı Kerim in şimdiye olan mesajlarını yalanlama gafletinde bulunmuşlardır. Yoksa onlarda biliyorlardır alttaki 4 esasa uyulduğu zaman tefsirin makbul olacağını:
1- Kur’an’ın zahirine İslam’ın özüne aykırı olmaması.

2- Onu teyid ve takviye eden şer’i bir şahidi ve delili bulunması.

3- Şer’i ve akli bir arızadan uzak tutulması.

4- Zahiri mananın reddedilip, “bundan murad ancak bu işârî manadır” iddiasına kalkışılmaması lazımdır.

Ahmet Akgül hocamız ne zaman bu 4 esasdan dışarı en ufak taşmıştır ki bunu inkar edebilecek gaflette bulunmuşlar anlam veremiyorum.

Zaten makale de geçen alttaki bölümde sonuncu fikre kanıt olmuş oluyor:
Şimdi soruyoruz: Ahmet Akgül’ün hazırladığı Meal-i Kerim için tenkit yazıları hazırlatan ve defalarca mahkeme açan Diyanet İşleri Başkanlığı… Ve dahi Dindar-Kahraman Erdoğan iktidarı; hem de başta KOÇ Üniversitesi’nin Hristiyan Hocaları, tam 61 akademisyenin katılımıyla başlatılan “Siyasi ve Kültürel Yeni Haçlı Seferleri” karşısında, hangi iman ve vicdanla bu denli sessiz ve tepkisiz davranmışlardı?

Süleyman

Ayar metre
Bir kişinin veya grubun ayarını anlamak için bakılması gerekenler bir Erbakan Hocamıza iki Milli Çözüm’e bakışı ve hakkındaki düşünceleri kişinin asıl ayarını ortaya koyar. Yanlış bir benzetme yapmaz isek turnusol kağıdı gibi yeryüzünde kimden yanasın zalim, faizci, menfaat perest her türlü sapkınlık ve ahlaksızlığı yaygınlaştırmaktan yana olduğunu bu zatların karşısında olmandan anlarız. Burada karşımıza sarıklı cübbeli, alim, ilahiyatçı din adamı gibi kılıklarda çıkmaları bizleri aldatmamalı. Kur’an’ı açıp okuduğumuz zaman bu tipleri Rabbimiz bizlere net bir şekilde ortaya koymakta bunları kendi zamanlarının önderlerinin karşısında duran kişiler olarak görmekteyiz.
Sözde din adamı olanların aslında dine hizmet etmek olmadığını anlıyoruz. Bir işin gerçek sahibi ortaya çıkınca ona nasıl asıl düşmanlığı o işin sahtesi ve sahtekarı yapıyorsa buda aynen böyledir.
Milli Çözüm’e bakanlardan kiminin imanı artıyor, aynı şekilde başkasının da inkarı artıyordu. Çünkü Allah sonsuz şevkat sahibi olduğu için kim neyi arıyorsa onu veriyordu ona veriyordu. Hakkı arayana onu bulduruyor ve bulduktan sonra taçlandırıyordu. Kimininde derdi Hakkı bulmak değil eksik aramak ayıp aramak olduğu için bu sefer ararken kendi ayıbını ve eksiğini ortaya koyuyordu.
Milli Çözüm aynı sarraf terazisi gibi ölçümlerini hassas bir şekilde yapıyor, Milli Çözüm’e bakışı ince ayarını ortaya koyuyordu.

Halil Gürel

Teşekkürler
Elinize emeğinize sağlık hocam

Hüseyin Selman

Şuur Şuur Şuur
İSLAM, tek ve gerçek Hakk Dindir, asla beşerî bir ideoloji değildir. Ancak bu durum; İslam’ın kutlu ve evrensel bir hedefi ve amacı bulunmadığı… Müslümanların da kutsal bir çabası ve maksadı olmadığı-olmayacağı… Aksine idealsiz ve iddiasız, silik ve edilgen, şer düzenlere-merkezlere teslimiyetçi bir tavır takınacakları anlamına gelmemektedir. Çünkü tüm insanları refah ve huzura kavuşturacak, yeryüzünde adalet ve saadeti sağlayacak bir amacı ve çabası bulunmayan Müslümanlar Kur’an’da ikaz edilmekte ve yerilmektedir.

Bu şuur ve donanımla hazırlanan Meâli Kerim için sonsuz teşekkürler ederiz. Böylesine üstün gayret ve özveriyle hazırlanan Meâl de kusur aramak beyhudedir.Vesselam.

Necmettin

SÖZÜ İŞİTMEK VE EN GÜZELİNE TABİ OLMAK!..
Ümmet ve insanlık olarak günümüzde en çok ihtiyaç duyulan alanların başında;Kur’an’ı en doğru şekilde anlatan sağlam, güvenilir, isabet ve hikmetle yoğrulmuş ,insanlığın sorunlarına ışık tutan;ilkokul seviyesinde bir cocugun da,bir profesörün de okuduğu zaman işin
özünü anlayabileceği,bir Kur’an mealine duyulan ihtiyaç gelmekteydi!..İşte bu noktada Üstad Ahmet AKGÜL Hocamızın yorumladıkları Meali Kerim imdada yetişmiş bulunmaktadır!..

Ciltler dolusu tefsirlerde anlatılmaya çalışılan pek çok girift konunun,yüksek bir bilgelikle en doğru ve doyurucu sekilde birer cümlede izah edilmiş olması olağan üstü bir durumdur!..

İlim adamlığını temel.bir gereği olan; “gerçeklere herhangi bir önyargi taşımadan açık olmak ve takdir etmek tavrını”göstermesi umulan bir kısım zevatın;yukarıdaki makalede etraflıca anlatıldığı şeklindeki tutumları, ne kadar acınası bir durumdur!..

Yapilan sözde tenkitlere burada verilen ilmi cevap ve analizler,apacık görüleceği üzere,gerçeği arayan bir kimse için son derece ikna edici ispatlı verilerdir.Öylryse ilim adamına ve ilmi kurumlara yakışan davranış ZUMER suresindeki şu ayete kulak ve gönül vermektir:
Zümer 18
“Ki onlar (müjdelenmiş mü’min kullar, her konuda yazılan ve konuşulan) sözü (dikkatle) dinleyip duyarlar, (ama bunlardan Kur’an’a ve vicdana en yakın bulduklarına ve) en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.”

Mücahit Dinç

Yalaka takımına!
İnsan için iki kıyamet vardır;
Diğer bir kıyamet çeşidi, insanın ölümü olan küçük kıyamet.
Siz kıyamet gününde rezil ve zelil olacağınız gibi
ölmeden önce Allah’ın vadi olan Adil Düzen kurulduğu zaman rezil ve zelil olacaksınız!
Bulunduğunuz mevkilerde insanlığa bir faydanız olmadığı gibi, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan devletin kasasından aldığınız paranın hakkınız vermiyorsunuz. Birde üzerine islam, vatan ve milleti için bu çalışmaları yapan insanlara hücum ediyorsunuz.
Sizin ve sizin gibilerin işgal ettikleri makam ve mevkiler yakın zamanda ehline verilecek İnşallah!

Cengiz

KUR’AN’I DOĞRU ANLAMA VE ALLAH’IN HESAP SORUŞU!.
*** “Bir ayetin özel bir durum üzerine gelmesi ilgili ayetin kıyamete kadar benzer tüm olaylara hitabına engel değildir.”

*** ” Kur’an tarihsel olayları fikirleri veya kişileri onu okuyanların KENDİ DÖNEMLERİNE ders çıkarıp uygulamaları -uyarlamaları- için anlatır. Haşa Kur’an tarihi olayları bize hikaye olsun diye anlatmıyor”

*** ” Kur’an’ın amacı insanları Allah’ın razı olacağı fikir duygu ve yaşantıya ulaştırmaktır. Buna da dürüstlük ile vicdanlı olmakla devlet sistemi olarak hakkı üstün tutan Adil bir düzen kurmakla ulaşılır. İmamı Azam vb alimler ayet ve hadislerle vicdani kanaatleri ile dönemlerindeki siyasi vb güç odaklarının zulümlerini hatalarını – kendilerine işkenceler yapılmasını vb göze alarak en cesur şekilde- yüzlerine vurmuşlar topluma açıklamışlardır. Ki bu iman mesuliyetidir . Çok Önemli bir konu da bu tür alimler tarih boyunca çok az sayıda olmuşlardır. Diğer bir çok alim güç odaklarının fetvacılığını (belamlığını) yapmışlardır.”

ANLAYAMAZLAR YA DA ANLAMAZLIKTAN GELİRLER AMA ALLAH HESAP SORAR!.

Örneğin;

“Diri olarak (toprağa) gömülen kız, hangi günahla öldürüldü? sorulduğu zaman” (Tekvir Suresi 8-9)

ayetini cahiliye dönemi (ki Kur’an’ın yaşanmadığı her dönem toplum cahiliye toplumudur) ile sınırlandıranlar ERBAKAN HOCA’nın (ki biz Ona Kur’an’ı Sünneti Aklı Bilimi Vicdanı rehber edindiği için bağlıyız) siyasi istikamet ihanetlerinin sonucu olarak;

” IRAK’TA -suriye’de libya’da afganistan’da.. – ÖLDÜRÜLEN TEK BİR ÇOCUĞUN VEBALİNİ YEDİ SÜLALENİZİN YETMİŞ YIL ALNI SECDEDEN KALKMASA DA ÖDEYEMEZ” uyarılarını elbette anlamak istemezler..

Kur’an’ı Nasıl Anlamalıyıza Erbakanca bir cevapla sonlandıralım:

Cenab-ı Hak bize: “Faiz haramdır, alan da veren de günahkârdır” diye konuşmamızı değil, faiz sistemini değiştirmemizi emretmektedir.”

EZ CÜMLE KUR’AN, İSLAM, DİN DOĞRU ANLAŞILSA NE ÜLKEMİZ NE İSLAM ALEMİ NE DE İNSANLIK BU HALDE OLMAZDI.

(Kıyamet günü Allah’ın gönderdiği) Resul de şöyle diyecektir: “Ya Rabbi; gerçekten kavmim, bu Kur’an’ı terk edilmiş bıraktılar. (Lafzını okuyup durdular, manasını ve mealini anlayıp uygulamaya yanaşmadılar, hikmetini ve hükmünü araştırıp uygulamak üzere Onu temel başvuru kaynağı yapmadılar” diye şikâyet edecektir.)

Furkan Suresi 30.Ayet

İNŞAALLAH KURAN’IN DOĞRU ANLAŞILIP ADİL BİR DÜNYA DÜZENİNİN KURULMASI YAKINDIR!..

Taha S.Pınar

Kuranı Kerim Bütün zamanlara hitap eder
Kuranı Kerimi sadece indirildiği zamanı kapsadığını düşünenler ve böyle düşünüp yorum ve eleştiri yapanlar için ornek Mekke döneminde Firavun’mu vardı Oysa firavun Kuranı Kerimin hemen hemen çoğu suresinde onca zenginlik içinde yasayip, kendi halkına zülüm yaptığı ve hazin bir son ile denizde boğulduğu geçer.Bu yüzden Kuranı Kerim meallerinde kendi döneminin kendi cağının sorunları yazar.Örnegin Kurani Kerimin 100.suresi Adiyat Suresinde geçen Atlarin bir hisirtiyla tozu dumana kattığı geçer.Bu atlar kendi döneminin teknolojik harikalarından birisiydi.11 Eylül saldirisinda işe başrol olan uçaklar ise bizim kendi cağımızın bir teknolojik harikasıydı.Bu yüzden 100 yıl sonraki teknolojik imkanlar ile şimdiki imkanlar bir olmayacağına göre o zamanın Kuranı Kerim Meali şimdiki Kuranı kerim Mealinden çok farklı olacaktır.Ama Kuranı Kerimin Metni ise Kıyamet gününe kadar güncelliğini koruyacaktır.Bu gercekleri bilen birisinin “iste bu kuran-i kerim meali ıdeolojik bir mealdir”diyen birisinin ya Kuranı Kerimden haberi yoktur yada bile bile göre göre Siyonizme uşaklık yapmaktadır

Necmeddin Yusuf

YAZIKLAR OLSUN DİNİ KENDİ DÜNYALIK AMELLERİ İÇİN KULLANANLARA !!!
…Allah’ın va’adi haktır ve Allah sabredenlerle ve sadakat gösterenlerle beraberdir.

Allah’ı bulan, O’nun rızasına ve rıdvanına ulaşan neyi kaybetmiştir?

Dini ve davasını dünyalık heves ve hesaplar için istismar eden, hizmet ve marifet ehlinin önünü kesen ve hatta en yakın dostlarına dirsek çeviren, yani Allah’ın rızasını kaybeden kimseler ise, neyi kazanmış sayılır? Ve eline ne geçmiştir?

İbrahim Ethem bunlar için ne güzel söylemiştir:

“Yazık yamarız dünyamızı, yırtarak dinimizden

Sonunda din de gider, dünya da gider elimizden”…

bkz.(https://www.millicozum.com/mc/duyurular/mustazaflara-umut-ve-heyecan-kaynagi)

Yahya Bişkin

Genç milli çözüm konya Yahya bişkin
Maaşallah çok faydalı bir yazı olmuş okuyup okutmamız gerek.

(Hakiki) Mü’minler ancak o kimselerdir ki: Allah’a (Kur’an’ın hükümlerine) ve Resulüne (Hz. Peygamberin öğretilerine tamamen ve samimiyetle) iman getirirler; sonra hiçbir kuşkuya (ve korkuya) kapılmadan (ve asla Hakk’tan caymadan) mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad ederler. İşte bunlar, (iman davasında) sadık olanların ta kendileridir. [Not: Demek ki Hakk hâkim olsun ve adil bir düzen kurulsun da tüm insanlık huzura kavuşsun diye, mallarıyla canlarıyla ve bütün imkânlarıyla çalışıp çabalamayanlar veya dünyalık heves ve hesaplarla haklı davalarından yan çizip bâtıl yollara kayanlar ve Batılılara yaslananlar, iman şuurunu ve hidayet huzurunu kaybedeceklerdir.]

Hucurat suresi 15.ayet meali

Mücahid Halil Akyüz

Saff 8.ayet
Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla (kuru laf kalabalığıyla) söndürmek istemektedirler. Oysa Allah, Kendi nurunu tamama (başarıya) eriştirecektir; kâfirler hoş görmese bile (Kur’an’ın Adil Düzenini yerleştirecektir).

Hasan Çelik

Siz Şeytanizmle… Yani Deccalizm ve Siyonizm’le uğraşmak yerine, dünyalık makam, çıkar ve rahatınız uğruna, bunlarla uzlaşırsanız; Allah da peşin ceza olarak, sizin vicdanınızı karartır ve Siyonizm’le çarpışan sadık mü’minlere, haksız ve dayanaksız hücumla
[b]Mü’min 69
(Kur’ani gerçekleri saptırmak ve çarpıtmak için) Allah’ın ayetleri hakkında mücadele ve münakaşa edenleri görmüyor musun; nasıl da (Hakk’tan) döndürülüyorlar (ve hidayetlerini karartıyorlar)?
[/b]

Muhammed 30
(Ey Elçimiz!) Eğer dilersek, elbette onları (münafıkları) Sana gösterir (ve bildirirdik), böylelikle onları simalarından tanırdın. Yemin olsun ki, zaten Sen (o münafık dönekleri) sözlerini konuşma tarzından (ve gerçekleri çarpıtma ve hıyanetlerine bahane uydurma tavırlarından da) anlarsın… Allah (hepinizin niyetlerini ve) amellerinizi bilip durmaktadır.

Siz Şeytanizmle… Yani Deccalizm ve Siyonizm’le uğraşmak yerine, dünyalık makam, çıkar ve rahatınız uğruna, bunlarla uzlaşırsanız; Allah da peşin ceza olarak, sizin vicdanınızı karartır ve Siyonizm’le çarpışan sadık mü’minlere, haksız ve dayanaksız hücumlarla uğraştırır!

kazım erkan CANDAN

ilimde derinlik
Gerçek ilim sahipleri ayetleri nasıl anlayacaklarını burada çok iyi görüyoruz diyanetin ve ilahiyatın bazı ilimde derinleşmemiş yüzeyde kalmış hadiselere ve olaylara Vakıf olamayan sözde ilim adamları tenkit ediyoruz diyor Nasıl bir yanılgıya düştüklerini Burada açık seçik görüyoruz önemli olan ayetleri günümüzün şartlarına uygun bir şekilde böyle insanları irşad edecek şekilde açıklayabilmek çok çok şükür ki günümüzde böyle hakikati söyleyebilen bilim adamlarımız var ne kadar şükretsek azdır Allah onlara uzun ömürler ve muvaffakiyet ve Nihayet Zafer versin Biz de inşallah Onların yanlarında yer alalım

Mehmet S.Pınar

Üç Elmas Taş’ı
Yüzlerce tefsir okuyabilir, anlatabilirsiniz. Yıllarca Kuranın muallimi bilinir kalabalıklardan bir bilen sıfatı da kazanabilirsiniz…
Ancak, Allahın rızasına, Resulüllahın insanlığa deklare ettiği hak ve adalet ölçülerine, Kuranın asıl gaye ve maksadına ulaşacak gerçek bir meali ve Rabbani yaklaşımı ortaya koymanın temel üç taşı vardır…
1 İman
2 Siyonist Şeytanın şebekesine karşı Cihad
3 Erbakanca bir şuurla yaşamak…
İşte Hocamız Ahmet Akgülü izzetli kılan her konuda haklı çıkaran üç elmas taşı bunlardır…

Cansel

Selam, Hakka ve hidayet yoluna tabi olanların üzerine olsun…
[b]
Çok açık ki, kıçıklandıkları şeyler; Mealimizin farkı ve faziletlerinedir yani HAKİKATİN KENDİSİNEDİR. Yoksa piyasada, yanlış ve kısır manalarla dolu bir sürü meal dururken Üstad Ahmet AKGÜL Hocamızın yorumladıkları meale; kof iddialar ve zanlarla sataşmaları art niyet göstergesidir.

Ilımlı münafıklar gibi eğilip yamulmadan, yalaka menfaatçiler gibi iktidara yaranmadan, hiçbir dünyalık menfaat gütmeden, Siyonist küresel çeteleri güçlü görme şirkine düşmeden, ağalar paşalar alınır gücenir diye tırsıp susmadan…

Asrımızın Hak ve Bâtıl temsilcilerini, kurum ve kuruluşlarını ADRESE TESLİM ifadelerle deşifre ederek; küçük bir çocuğun da, bir profesörün de seviyesine uygun anlatım düzeyiyle, Yüce Kur’an’ın manasını ve bu çağa mesajını NET ve MERT’çe bizlere sunduğu için ancak şükür ve teşekkür edilecek yerde; rahatsızlık duymak; ya basiretsizliktir ya da birtakım çevrelere yaranmanın, kiralanmanın bir tezahürüdür. Her halükârda büyük nasipsizliktir…

Bizler içinse, Hakk safta ve hak’lı olduğumuzu bir kez daha görmemiz nedeniyle şükür sebebidir. Elhamdülillah…

Yorumumu bitirirken;

“[u]Abdullah AKGÜL’ün Hazırladığı, Ahmet AKGÜL Hocamızın Yorumladığı Meal-i Kerim’in Fazileti ve Farkı[/u]”

başlıklı yazımızın linkini paylaşmakta fayda görüyorum.

https://www.millicozum.com/mc/duyurular/abdullah-akgulun-hazirladigi-ahmet-akgul-hocamizin-yorumladigi-meal-i-kerimin-fazileti-ve-farki

Mütalaa ile okunursa, iddialara cevap yazımızla da birlikte zaten başka söze gerek kalmayacaktır…

[/b]

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
27
0
Yorumunuzu okumaktan memnuniyet duyarızx