“Bizler karada gemiler yapmaya devam edeceğiz;
lakin inanacağız ki Allah (CC) denizi ayağımıza getirecek.”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
MANEVİ ÇAĞRI VE UYARI
Cananım can kulağıma, hikmet duyurdun
Bırak nefs-ü hevesini; çengel diyordun!
Şükür manen haber verdin, lütuf buyurdun
Aşıklara olmaz hiçbir, engel diyordun!
Ta gönülden seviyorsan, dostun özlersin
Vuslat için can atarsın, yolun gözlersin
Sarp dağları uçurumlar, aşıp düzlersin
Bahanelere sığınma, Sen gel diyordun!
Hak’tan taraf olmayanlar, Şeytana hısım
Zalime alkış tutanlar, Rahmana hasım
Hayra hıyanet edene, dinmiyor hırsım
Cihattan mahrum cesetler, heykel diyordun!
CIA – MOSSAD vaizleri, nursuz hayâsız
Sütü bozuk dönek ise, aslı mayasız
Dünya için din satanlar, arsız ayarsız
“Cılk yumurta olur mu hiç, pingel” diyordun!
Ne davası, ne atası; derdi ganimet
Haksız kazanç, makam bela; sanma ki nimet
Kuru heves neye yarar, yok ise himmet
Şeytani gayrete simge, pergel diyordun!
Vicdanları körleştiren, hep bu ihtiras
Doyurmaz gözünü artık, Fırat ve Aras
Cennet ve rü’yet mü’mine, en kutlu miras
Yeter ki zalim nefsini, yen gel diyordun!
Hayat geçici bir rüya, bir imtihandır
Dünya hırsı, haram riya; bil intihardır
Kimi hamal, kimi patron; kimisi handır
Gaflet diyarında kalma, dön gel diyordun!
Milli Görüş, Milli Çözüm; Nuh’un Gemisi
İman, ihlas, ihsan, irfan; ruhun debisi
“Ben Muhammed Mehdi; ahir, zaman Nebisi
Allah’a biat sayılan; tek el”* diyordun!
Sakın kirletme özünü, eyleme küfran
Ayıp, karartma yüzünü; dönüşür devran
Eğip yamultma sözünü, hep dürüst davran
Sadakatin Burağına, bin gel diyordun!
* “Şüphesiz sana biat edenler, aynen Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli onların elleri üzerindedir.” (Fetih: 10)
Lügatçe:
Hısım: Akraba, yakın dost.
Hasım: Düşman, rakip.
Pingel: Tavukların yumurtlaması için “fol” olarak kümese bırakılan yumurta.
Ukba: Sonsuz ahiret hayatı.
Debi: Sıvı ve gazların basınç ve akışkanlık derecesi.
Küfran: Nankörlük, hıyanet.
Devran: Dönem, süreç, tarih.
Burak: Hz. Peygamberin (SAV) Miraç’taki bineği.

Âl-i İmran 104
İçinizden (insanları Hakka ve) hayra davet edecek, (ve bunun sonunda elde edecekleri devlet ve hükümet imkânlarıyla ma’rufu) iyilikleri emredip yürütecek ve (münkeri) kötülükleri de nehyedip önleyecek bir ümmet bulunsun. (Bu hizmet ve hedefler için bir liderin çevresinde organizeli bir teşkilat kurulsun.) İşte asıl kurtuluşa ve başarıya erecek olan bunlardır.
https://www.mealikerim.com/3/ali-imran/104
KURTULUŞA ERMEK İSTİYORSAN HAKKA TABİ OLACAK VE BU UĞURDA CANLA BAŞLA ÇALIŞACAKSIN. BUGÜN HAKKIN TEMİLSİCİSİ MİLLİ GÖRÜŞ-MİLLİ ÇÖZÜM DÜR. NUHUN GEMİSİ GİBİ BİNEN KURTULUR, BİNMEYEN BOĞULUR. PEYGAMBER ÇOCUĞUDA OLSAN KURTULMAZSIN. O GEMİYE BİNECEKSİN. RABBİM AYAKLARIMIZI SABİT KILSIN, KAYMASINA SEBEBİYET VERECEK HATALARA DALMAKTAN BİZLERİ KURTARSIN.AMİN
“Bizler karada gemiler yapmaya devam edeceğiz;
lakin inanacağız ki Allah (CC) denizi ayağımıza getirecek.”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman ve her ortamda gerekli ve geçerli olan ve kendisine ihtiyaç duyulan kurallardır.
Bâtıl ise; sabit ve sağlam temelleri bulunmayan, sürekli değişime ve dönüşüme uğrayan, hükmü ve hikmeti bozulup yozlaşan ve sonunda boşa çıkan düşünce ve davranışlardır.
Hakk: Akli, ilmi, vicdani, İslami, ahlâki, Kur’ani ve insani değerlere dayanır. Bâtıl ise, nefsani, şeytani, hayvani dürtülerden kaynaklanır.
BÂTIL’lar, adları farklı olsa da, tatları aynıdır!
Ancak 56 yıldır hiç değişmeyen, Haklı ve hayırlı çizgisinden vazgeçmeyen MİLLİ GÖRÜŞ=MİLLİ ÇÖZÜM çizgisi de vardır!
Aziz Erbakan Hocamızdan, bugün Ahmet Akgül Üstadımıza:
“Önce ahlâk ve maneviyat, sonra mutlaka ağır sanayi ve yaygın kalkınma!” diye 55 yıl önce çıkılan bu kutlu yolda, daha ilk günkü hedef ve projelerden bir milim sapmadan devam etmek HAKK’a tutunmanın en açık ispatıdır.
“… (Sonunda) azmettiğin zaman, artık Allah’a tevekkül edip (hayırlı işe giriş)…” (Al-i İmran: 159)
Kesinlikle Kader gayrete aşiktir
Biz inanalım ve çabamizi devam ettirelim
Allah CC muvaffakiyeti yakındır
Mehmet Ali Aydin
Ne davası, ne atası; derdi ganimet
Haksız kazanç, makam bela; sanma ki nimet
Kuru heves neye yarar, yok ise himmet
Şeytani gayrete simge, pergel diyordun!
Ahmet Akgül hocamızın Hz. Muhammed (sav) ve Asrı Saadet eserinde yer alan, Huneyn savaşı sonrası ganimet hususunda Ensar arasında yaşanan huzurluğu anlatan parçanın sonunda Peygamberimiz (sav) ile Ensar arasında şu diyalog yaşandığı aktarılmıştı ;
Sahîh-i Buhari’nin Menâkıbü’l-Ensâr bölümünde, Hz. Enes’ten şöyle rivayet edilmektedir:
“Hz. Peygamber (SAV) Ensar’ı çağırarak: ‘Bu ne haldir’ diye sorunca Ensar yalan söylemediğinden: ‘Ey Allah Resulü, işittikleriniz doğrudur’ dediler.”
Bunun üzerine Hz. Peygamber, edebiyat sahasında benzeri görülmemiş bir hitabede bulunmuşlardı:
“Şurası bir gerçek değil midir ki, önceleri dalâlette ve Hak yoldan uzaktaydınız, Allah Benim aracılığımla size hidayet verip, doğru yola iletti. Siz darmadağınıktınız, Allah Benim aracılığımla sizi bir araya getirdi. Siz hiçbir şeyi olmayan yoksul kimselerdiniz, Allah Benim vasıtamla sizi zengin etti!”
Hz. Peygamber konuşmasına devam ediyordu. Ensar her bir cümlesinde: “Allah ve Resulü’nün ikramı ve lütfu her şeyden üstündür” diyorlardı.[14]
Hz. Peygamber: “Hayır! Siz şöyle cevap veriniz. Ey Muhammed! İnsanlar yalanlarken biz Seni tasdik edip sahip çıktık, insanlar Seni tek başına bırakmışken biz Seni barındırıp himayemize aldık. Yoksul gelmiştin, biz her çeşit yardımı yaptık.”
Hz. Peygamber bunları söyledikten sonra: “Siz böyle cevap vermeye devam ediniz, Ben de doğru söylüyorsunuz demeye devam edeceğim. Ama ey Ensar! İnsanlar deve ve keçileri alıp gitsinler! Sizler Muhammed’i yanınıza alıp yurdunuza dönmeyi arzu etmez misiniz?”buyurunca hepsi pişmanlıkla ağlamaya başlamıştı.
Hocamızın yukarda yer alan “Ne davası, ne atası; derdi ganimet
Haksız kazanç, makam bela; sanma ki nimet” dizeleriyle birlikte düşündüğümüzde Ensar’ın bu yaşadığı hepimize çok kıymetli ve uyarıcı bir ders niteliğindedir.Dörtlüğün ganimet derdinin sonrasının da himmetten yoksun kuru hevese dönüştüğünü ifade ettiğini düşünmekteyim.
Mübarek Ensar’ın yaptığı gibi bu uyarılar neticesinde samimiyetle günahlarımızdan ve heveslerimizden arınmayı yüce Allah bizlere nasip etsin. Allah bizleri hak davaya sadece onun rızası için bağlananlardan ve sadıklardan eylesin.
Hak’tan taraf olmayanlar, Şeytana hısım
Zalime alkış tutanlar, Rahmana hasım
Hayra hıyanet edene, dinmiyor hırsım
Cihattan mahrum cesetler, heykel diyordun!
İman Hakka tarafgirliliktir. Hakkın tarafında değilsen şeytana hizmet edersin.Şeytanın taraftarları ise Rahmanın karşısındadır. Bir takım nefsi dürtülerle Hak yoldan dönenler veya kıymeti bilmeyenler nankörlerdir. Hak davaya büyük zarar vermektelerdir.Hayat iman ve cihattır. Cihatsız bir beden ölü hükmündedir. Rabbim bizleri diri tutacak hayırlı hizmetlerin peşinde koşturacak yani Milli Çözüm hizmetlerinin bir ucundan tutacak gayretleri göstermeyi nasip etsin.
Nisâ 95
Mü’minlerden (Hakkın hâkimiyetini ve zulüm düzeninin değişmesini samimiyetle istemek şartıyla, bazı mazeretleri sebebiyle cihada katılamayanlar hariç) bir özürü olmaksızın (evinde ve iş yerinde, ibadet, ticaret ve diğer dini gayretler bahanesiyle) durup oturanlarla; Allah yolunda, (adalet nizamı kurulsun ve insanlar huzura kavuşsun amacıyla) mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler, asla müsavi (eşit) değildir (bir tutulmayacaktır). Allah, malları ve canları ile (ülkesinde ve yeryüzünde Hakk hâkim olsun diye Kendi yolunda) cehdü gayret edenleri, yerinde oturanlara nazaran, derece bakımından çok daha faziletli kılmıştır. Gerçi Allah (İslam düzeni ve disiplini içinde yaşamayı arzu eden mü’minlerin) hepsine güzellikler va’ad etmiştir; ancak Allah, mücahitleri, oturanlardan çok daha büyük ecirlerle üstün kılmıştır. (Meşru mazeretleri dışında, yapılan genel cihad çağrısına ve milli savunmaya katılmak ise farz-ı ayındır.)
Nisâ 97
Melekler, (cihad görevini ve dini gayretini terk etmekle) kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: “Nerede (ne halde ve hangi meşguliyette) idiniz? (Niye cihadı terk ettiniz?)” Onlar ise: “Biz, yeryüzünde (aciz, fakir ve çaresiz kimselerdik, bu yüzden dini gayret gösteremedik, ibadet ve hizmet edemedik, çünkü) zayıf bırakılmışlar (müstaz’aflar) idik” derler. (Melekler de:) “Hicret etmeniz (haklı ve hayırlı kesimlerin yanına geçmeniz) için Allah’ın Arz’ı geniş değil miydi?” derler. İşte onların (Hakk yolunda gayret ve mesuliyetten kaytaranların) barınma yeri cehennemdir. O ne (zorlu bir dönüş mekânı ve ne) kötü yataktır.
https://www.mealikerim.com/4/nisa/95,97
Vicdanları körleştiren, hep bu ihtiras
Doyurmaz gözünü artık, Fırat ve Aras
Cennet ve rü’yet mü’mine, en kutlu miras
Yeter ki zalim nefsini, yen gel diyordun!
Ayağımızın kaydığını, vicdanımızın körleştiğini nasıl anlarız diye sorsak kendimize cevap olarak şu geliyor aklıma: LÜZUMSUZ ŞEYLERLE VAKİT GEÇİRMEYE BAŞLAMIŞSAK veya bağlı olduğumuz insanlığın saadeti için Kur’an’ın Tercümanı olan Davaya ve Liderine destek yerine köstek olmaya başlamışsak anlarız ayağımızın kaydığını vicdanımızın körleştiğini…Ve bu hale gelişimizin ana sebebi de maddi ve manevi tutkularımız olan İHTİRASLARIMIZDANDIR. Bu tutkuya sahip olan bir ev dolusu reşat altını olsun gözünü doyurmaz bir ev daha bir ev daha olsun diye aşırı isteklerine karşı çıkamaz hale gelir… İslamcı geçinenler alırlar eline Kur’an’ı ayet okurlar yanlış mana vererek hesaplarına uyan manalar vererek Allah adıyla kandırır Allah adını kullanarak istismar ederler… Ama dava adamı bilinenler ise davanın liderinin adını kullanarak istismar ederler… Neticede hepsi Allah ile aldatmaya varmaktadır. Allah’ın adını kullanarak aldatmak; sadece şeytanın işi olmayıp, şeytanlaşmış insanlar da Allah’ın adını kullanarak insanları aldatmaktadır. Fatır Suresi 5. Ayette rabbimiz: ” Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah’ın va’adi Hakk’tır (her dediği olacaktır); öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve (şeytan gibi birtakım) sinsi ve tehlikeli aldatıcı(lar) da, (Kur’an’ın ayetlerini, Peygamberin hadislerini istismar edip eğrilterek ve kendisine Hakk dostu havası vererek) sizi Allah(ın rahmet ve mağfireti) ile aldatmasın. (Bundan sakının ki, en yaygın ve maalesef saygın olan bir sahtekârlıktır.) ” diyor bu konunun ehemmiyetine binaen Ey iman edenler diye başlamıyor dikkat ederseniz, Ey İnsanlar diye buyurarak tüm insanlığı uyarmaktadır rabbimiz…
Oysa sonsuz ebedi hayatı kazanma lütfuna erenlere cennet hayatını ve Cemalullahı görmek, Resulullahla sohbet edebilmek gibi rabbimizin vaadleri vardır hem de sonsuz ebedi…Böylesi kutlu bir miras dururken Haktan ve Hadisi Kutside belirtilen Cenabı hakkın her yüzyılda bir peygamberlik döneminden sonra gönderdiğini ifade ettiği her yüz sene başında bir müceddid (yenileyici, düzeltici, devrimci) gelir. Esasta değil uygulamada çok gerekli ve önemli değişiklikler gerçekleştirir. Asrın icabına göre bazı teşkilat ve tedbirler geliştirir. Muannidlere (inatçılara) cevap verir. Açıklaması kendi zamanına kalan bazı meseleleri açıklayan Hakkın Temsilcisi Rehber Şahsiyeti arayıp bulup tâbi ve taraf olup o kutlu mirasa sahip olmak nimetinden istifade edebilmek için zalim nefsimizi yenmeyi rabbimiz cümlemize lütfeylesin.
Milli Görüş, Milli Çözüm; Nuh’un Gemisi
İman, ihlas, ihsan, irfan; ruhun debisi
“Ben Muhammed Mehdi; ahir, zaman Nebisi
Allah’a biat sayılan; tek el”* diyordun!
Rabbimiz; Rad Suresi 7. ayetin sonunda buyurur ki: ” (Oysa) Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve bütün toplumlar için bir hidayet önderi makamındasın (veya; her kavmin İslam’ı öğretecek ve yol gösterecek kendi “hâdi”leri ve Mehdileri vardır). ”
Kalbimizi karartan batıl yollardan ve günahlardan uzak kalmak ve iman-ihlas-ihsan-irfanla ruhumuzu arıtan Milli Çözüm’ü bilme anlama kavrama gayreti güden ve gereğini yerine getirme gayreti ve çabası gösterenlerden olabilmek duasıyla!…
NOT: Ayet mealinin kaynağı :
http://www.mealikerim.com
“İman, ahlak, akıl, vicdan; aynı hakikatin farklı görüntüleridir.” Üstad Ahmet AKGÜL
Neml 14
Vicdanları (nefislerindeki fıtri duyguları da, elçinin davetini haklı bularak önce) tam kanaat getirip (kabul ettiği) halde, (sonra) zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları (Hz. Musa’nın çağrısını) inkâr ettiler. Artık Sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak (ve insanlara bildir).
Akıl bir işin sonunu düşünmektir.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
Rabbim sonumuzu, akıbetimizi hayreylesin. Samimi, Hakk’tan ve gönülden çağrılara kulak verip batıl çağrılara kulak tıkayanlardan eylesin.