YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
661afb7546b43
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 7 6 1 9
Bugün : 915
Dün : 26764
Bu ay : 299501
Geçen ay : 453014
Toplam : 23078465
IP'niz : 3.238.235.248

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

MASONLUK: FİTNE MARKASI

VE

PERDE ARKASI

        

Farklı din ve düşünceden, değişik kültür ve kökenden yetkili, etkili ve yetenekli kişileri; inançlı, ahlâklı ve başarılı hizmetlere kolaylık ve destek sağlamak ve tüm dünyada ortak bir tanışma ve dayanışma ağı oluşturmak gibi cazip ve yaldızlı amaçlarla bünyesine alan Masonlar, aslında şeytanın Dini olan Siyonizm’in alt kuruluşlarıdır. Rotary kulüpler Siyonizm’in ilkokulu, Lionslar ortaokulu, Masonluk ise liseleri ve yüksek öğretim kesimleri konumundadır. Mason Localarının genellikle gizli tutulmaları ve gizemli toplantıları zaten kirli ve çetrefilli işlere bulaştıklarının en açık kanıtıdır.

Hayırlı hizmetlere fırsat bulmak ve etkin kesimlerden yararlanmak, Milli ve manevi değerlere evrensel boyutta sahip çıkmak gibi makul ve masum amaçlarla masonlara katılan iyi niyetli, eğitimli ve gayret ehli pek çok insanımız da vardır; bunlar ya masonluğun, aslında kendilerinin de şiddetle karşı olduklarının Siyonizm’in ve emperyalizmin “Kardeşlik, eşitlik” gibi kılıflara sarılı şeytani karakolları gibi kullanıldıklarının farkına varamamışlardır… Veya birtakım tehdit ve tehlikeleri göze alamadıklarından masonluktan ayrılmaktan korkmaktadırlar.

Kendisi de Yahudi olan ABD Columbia Üniversitesi Sanat Tarihi profesörü SIMON SCHAMA’nın yazdığı “Yahudilerin Tarihi (1492-1900) Aidiyet” kitabında, “Şimdi Olabilir mi?” başlığında:

“1500’lerin başından itibaren Avrupa’da, bazı hahamlar tarafından tüm Yahudileri Hristiyanlaştırmaya, böylece iktidarlardan Bankalara, kültür hayatından savaş politikalarına, hayatın her alanında Hristiyan toplumlar adına Siyonist amaçları doğrultusunda kararlar aldırmaya başladıklarını… Tapınak Şövalyelerinden Mason Localarına ve Haçlı savaşlarına kadar pek çok olayı planlayıp kışkırtmayı başardıklarını” aktarmaktadır. (Bak: Leyla Tonguç Basmacı Tercümesi. Alfa yy. Ağustos 2020 – Sh: 23-45)

Bunun gibi yıllarca Siyonist Rockefeller’in şirketlerinde üst düzey yöneticilik yapan ve sonunda tüm dünyayı nasıl sömürdüklerine vakıf olup, bunların zulüm ve tahakküm çarklarını açığa vuran kitaplar yayınlayan Garry Allen “Die Insider Band-2” isimli yapıtında Masonluğun, Siyonizm’in en yaygın ve tehlikeli oluşumlarından sayıldığını belgeleriyle aktarmıştır.

Nakşilik, Mevlevilik ve Bektaşilik gibi İslam tasavvufuna ait bazı yorumları ve Vahdet-i Vücut kavramını… Konfüçyizm ve Budizm gibi Uzak Doğu felsefelerindeki Tanrı’ya ulaşma yollarını istismar ve suistimal ederek; ortak bir DÜNYA DİNİ ve muğlak (kapalı) bir anlaşma dili uyduran MASONLUK, tam bir Şeytan tuzağıdır ve mensupları Siyonizm’in dolaylı tutsağıdır. Ve zaten işte bu yüzden Atatürk tarafından kapatılmıştır. Şimdi bazılarının “Efendim, Atatürk Mason Localarını kapatmadı, sadece uykuya yatırdı!” iddiaları, kendilerini aklama ve saklama savunmasıdır. Ve asılsız bir safsatadır. Öyle hayırlı ve yararlı bir kuruluş olsaydı, Atatürk bunları uyutmak yerine resmiyet kazandırır ve yaygınlaştırırdı.

Bugün emperyalizmin ve vahşi kapitalizmin kalesi olan… Savaş, işgal, anarşi, ihtilal gibi fesatlık üreten şebekeleriyle ve Siyonizm’in faizci, kan emici ve rantiyeci küresel şirketleriyle dünyayı cehenneme çevirmiş bulunan Birleşik Amerika’nın hem kurucularının, hem de bütün yönetici kadrolarının Yahudi ve Masonlardan oluşması… Ve Mason Localarının dış bağlantıları ve karanlık irtibatları, bunların nasıl şeytana kiralandıklarının ispatıdır.

Garry Allen – None Dare Call It Conspiracy (Hiç Kimse Buna Entrika Diyemez) Kitabında; ABD Dolarının üzerine 1933 yılında Roosevelt tarafından ehram yerleştirilmiş durumdadır. Bu ehram GDD’nin dünyayı nasıl kontrol ettiğini gösteren karakteristik bir şemadır. Çünkü, Siyonizm “üstün ırk” esasına dayanmakta ve bütün dünyaya hâkim olmayı amaçlamış bulunmaktadır. Bunun gerçekleşmesi için, Siyonizm’in temel kitabı olan KABBALA, dünya hâkimiyetinde temel esas alınmıştır. KABBALA’nın ise 3 önemli uyarısı vardır.

Bunlar: 1- Tam Gizlilik Kuralı. 2- Kesin İtaat Kuralı. 3- Hahamlar ve Kabbala Tarafından Konulan Kurallara Kesin Olarak Bağlılık Kuralıdır.

Gizlilik kuralı; köle yapılmak ve sömürülmek istenen diğer insanlar tarafından; yaptıkları şeytani usulleri ve faaliyetleri fark edilecek olursa büyük reaksiyonlar doğabileceğinden dolayı temel esas alınmıştır. Bunun sonucu olarak da gerek kitaplarında, gerek konuşmalarında ve gerekse davranışlarında SEMBOLLER’e başvurulmaktadır. Bu sembollerin manasını ise ancak derece derece gelişerek, kontrol edilerek en üst dereceye ulaşmış kimseler tam olarak anlamaktadır. İşte bu sembolik çalışma esasının bir sonucu olarak Dolar’ın Ehram’ının üzerinde “Annuit Coeptis” sözü yazılmıştır. Bunun manası “zafere ulaşıldı” demektir. Gizli Dünya Devleti, Doları dünya parası yapmakla ve kendi ehramını bu paranın üzerine koymakla kendisini büyük zafere ulaşmış saymaktadır. Piramit’in altındaki “Novus Ordo Seclorumsözünün manası ise “Yeni Dünya Düzeni” demektir. Yani Siyonizm’in kontrolünde Siyonizm’in hâkim olduğu dünya düzeninin kurulmuş olduğu ilan edilmektedir. İşte masonlar da bunların gönüllü hizmetçileridir. Yeni Dünya Düzeni sloganı, GDD (Gizli Dünya Devleti)’nin mürşitlerinden olan ADAM WEISHAUPT tarafından 1 Mayıs 1776’da MASONİK MÜRŞİTLER LOCASI kurulduğu zaman bu locanın amblemi olarak kabul edilmiştir.

Dolayısıyla GDD tarafından çok önem verilen bir slogandır ve o münasebetle Doların üzerinde yer almıştır. Piramit’in alt kısmına gelince; bu alt kısmın üzerinde Latin harfleriyle yazılmış olan 1776 tarihi, bilmeyenlerin zannettikleri gibi, ABD’nin bağımsızlığını kazandığı 1776 yılı münasebetiyle değil, ADAM WEISHAUPT tarafından ilk Mürşidler Locasının 1 Mayıs 1776’da kurulmuş olması dolayısıyla buraya yazılmıştır.

Dolar Üzerindeki Piramidin Her Bir Basamağı Şu Anlamları Taşımaktadır:

Bu piramidin en altındaki birinci basamağı “HUMANISMUS” yani bütün insanlığı ifade etmektedir. Böylece bu piramit Siyonizm’in bütün insanlığı, yani yeryüzündeki 8 milyar insanı nasıl kontrol ettiğini belirtmektedir. Bu piramitte de görüldüğü gibi dünya hakimiyetini tesis, bir diğer ifadeyle 8 milyar insanı yani bütün insanlığı kontrol için kurulan sistem gizlilik ve itaat esasına dayanmaktadır. En tepedeki yöneticilerin arzularının yerine getirilmesi plan ve programlarının uygulanabilmesi için bütün dünyaya yayılmış böyle bir piramit sistemi esas alınmıştır. Bu piramitte en alttaki insanlığın üstündeki kademeleri 3 grupta toplamak mümkündür:

1- Halkın içine giren ve yukarının emirlerini uygulayan saçaklar: Bunlar üç kademe halindedir.

• ROTARY, LİONS, DiNER, PROPELLER, YMCA

• MAVİ LOCALAR

• ÖNLÜKSÜZ MASONLAR (İYİ İNSANLAR)

2- Ucu gözüken, büyük kısmı gizli olan kademeler: Bunlar 5 kademedir:

• B’NAI B’RITH, BILDERBERG TEŞKİLATLARI.

Bu kademe Ara Koordinasyon kademesi olup görünen en yüksek yönetim kademesidir.

• BÜYÜK ŞARK LOCASI: (Fransız Mason Locası Teşkilatları)

• KOMÜNİZM: (Rusya Mason Locası)

• İSKOÇ LOCASI TEŞKİLATI: 1-330 (İngiliz Mason Locaları)

• YORK LOCASI TEŞKİLATI: (Alman Mason Locası)

3- Hiç görünmeyen gizli kademeler. Bunlar da dört kademedir:

• RT: (En üst gizli kademe: 3 Kabbalistten müteşekkil en üst komuta kademesi.)

• 13’ler MECLİSİ.

• 33’ler MECLİSİ.

• 300’ler KULÜBÜ SANHEDRİN.

En alttaki insanlık ile beraber bu kademeler 13 kademeyi oluşturmaktadır. 13 rakamı Siyonizm’de, Hristiyanların aksine, uğurlu sayılan bir rakamdır.

          

Die Dollar-Pyramide Aufgeschlüsselt

        

masonluk sadece ucen kucuk
      

          

Siegel Der Vereinigten Staaten

        

masonluk annuit coeptis kucuk    

          

        

   “GİZLİ DÜNYA DEVLETİ”NİN GENEL ŞEMASI

  Dolar Üzerindeki Piramidin 13 Kademesinden Her Birinin Manası

        

masonluk luzifer ucen kucuk

      

Masonluk ve Yahudilik İrtibatı

Bu bölümde Yahudilik ve Masonluk arasındaki bağ kurulurken, tamamıyla masonların kendi kaynaklarından faydalanılmıştır.

Büyük Üstat: Kimden sakınmalıyız?

1. Nazır: Düşmanlarımızdan ve kardeşlerimizden

Büyük Üstat: Kardeşlerimizden sakınmamızın sebebi nedir?

1. Nazır: İsrailoğulları esarettedir. Biz onların kurtulmaları maksadını takip ediyoruz. Lakin yeni kardeşlerimiz bizim bu projemizi anlamayacaklar ve tatbikini engelleyeceklerdir.

Büyük Üstat: Kardeşlerim nizam vaziyeti alalım, Yahudi diyarının kurtarıcısını selâmlayalım.

15. derece Çalışma Rehberi Sf: 9-33

Yahudi dinini çarpıtan ve ırkçı/faşist bir ideolojiye çevirmiş olan Siyonizm, sadece Ortadoğu’yu değil tüm dünyayı içine alan bir stratejiye göre çalışır. Tüm milletler ve dinler üzerinde hakimiyet kurma amacındadır. Bu amaca ise çeşitli örtülü yöntemlerle hizmet sunmaktadır. Bu yöntemler uygulandığında, milletler içten çökertilecek ve ne hedef alınan milletler bunu fark edebilecek ne de olayların arkasında bir Siyonist’in ismi duyulacaktır.

Muharref Tevrat’ta Yahudi ırkının Dünya milletlerine yapması emredilen vahşet ve katliam şekilleri ayrıntılı bir biçimde belirtilirken; gizli ve dikkat çekmeyecek yöntemler de detaylarıyla anlatılmış, şeytani ve çeşitli yöntemler kurgulanmıştır. Bu yöntemler uygulandığında, milletler içten çökertilecek ve ne hedef alınan milletler bunu fark edebilecek ne de olayların arkasında bir Yahudinin ismi duyulacaktır. Yalnız kendi, gizli ritüellerinde, Yahudilikle ilişkileri anlaşılan MASONLUK; Tevrat’a sokulan muharref unsurları aynen benimseyen, Siyonizm’in işte bu gizli faaliyet gösteren kollarından birisi konumundadır.

Masonlar Yahudilikle olan alâkalarını gizli tutmayı lüzumlu görmektedirler; çünkü Siyonizm ile aynı amacın güdüldüğünü anlatarak faaliyet göstermek yerine, yardım kuruluşlarını paravan yapıp hayırsever kişiler görünümü altında bu amaca hizmet etmek kendileri açısından daha verimli sonuçlar doğurmaktadır. Masonluk Yahudilik ile doğrudan alâkalı olduğu için mason mahfillerinde uygulanan törenler ve ritüeller, aynı zamanda mason düşünceleri tabiatıyla Tevrat’tan alınacaktır.

“Ritüellerimizde Tevrat’tan sayısız alıntılar mevcuttur…”

[MİMAR SİNAN-1983-s:47, sf: 39]

          

1. KRALLAR ve Kral Salomon gönderip Sur’dan Hiram’ı getirtti.

BAB: 7 AYET: 13

S 343: Naftoli sıptından dul bir kadının oğlu idi. Ve babası Sur’lu bir adamdı. Tunç işçisi idi. Hiram bütün tunç işleri işlemekte hikmetle ve anlayış ve hünerle dolu idi. Ve Salomon’a gelip bütün onun işlerini yaptı.

Hiram Usta’nın hikayesi yukarıdaki Tevrat pasajları ile başlamaktadır.

Hiram efsanesi bir rittir ve tekrisin vereceği bütün ilkeleri de kapsamaktadır. Adayın yaşadığı ve bizzat Hiram’ı temsil ettiği Hiram efsanesi tekris töreni sembolik bir oyundur.

[ÇIRAK, KALFA, USTA] Sh: 102

            

“Zaten Masonluk mutlak hakikatin ancak bu ihata ve sezişlere ve bizzat tekâmül etme neticesinde yaşanabilecek bir sırdır. Bu sır mühr-ü Süleyman’ın üç dil’inde ne güzel resm ve remz edilmiştir. Birbirlerine irca edilmek suretiyle mütemadi bir devrin sayruret’i Hiram’da en mükemmel şeklini bulur.”

[TÜRK MASON DERGİSİ Ocak 1951-s 1, sf 22]

          

“Çünkü Hira.·. Babamızın eseri nihayet taş yapı idi yıkılabildi.”

[BÜYÜK ŞARK-No:16, sf 22]

Mason dergilerinde kelime sonlarına konan üç nokta (.·.) işareti kelimenin bitmediğini gösterir. Mesela: Mas.·.=Mason, B.·.=Birader, Mah.·.=Mahfil gibi…

Dul Kadının Çocukları

Dul kadının çocukları deyimi masonları ifade eder. Bu deyim üzerinde birçok araştırma yapılmıştır; ortak fikir Hiram’ın dul bir kadının çocuğu oluşu üzerinde toplanmaktadır.

[ÇIRAK KALFA, USTA] (S. 106)

          

Aziz K.·. im; görüyorsunuz, bütün dertlerimize açık olarak temas etmekten çekinmiyorum. İçtimai sahadaki çalışmalarımızı teksif mecburiyetindeyiz. Sigorta sandığımız daha kuvvetlendirilmeli. Dul kadın evlatlarının çocuklarının gözyaşları daha müşfik bir surette silinmelidir.”

[BÜYÜK ŞARK – No: 17, Yıl: 1934]

Masonik Tarih, Siyonizm’in Başlangıcıdır:

Masonik takvime göre, tarih atmak için, cari takvim yılının binler hanesine dört bin ilave edilir. Bu, Masonluğun başlangıcını, sembolik olarak, Tevrat ananesine göre, dünyanın yaradılışına kadar indirmek içindir.

Masonik takvime göre tarih atarken, mart senenin ilk ayıdır, şubat son ay olur. Mart Koç burcuna, şubat Balık burcuna tekabül eder.

[ÇIRAK, KALFA, USTA] (S. 46)

“İngiltere’de Mah…i Kebirin teşekkülünden sonra Reverend James Anderson’un tahtı riyasetinde bir komisyon teşkil edilerek masonluk tarihinin tetkikine memur edildi. Komisyonun vazifesini yalnız başına deruhte eden bu zat (Farmasonların kavanını esasiyesi, tarihi ve nizamat-ı umumiyesi) namile 1723 senesinde bir eser neşretti. Eserin kabında bu tarihe mukabil mason senesi olmak üzere (5723) görünüyordu.”

[BÜYÜK ŞARK-Nisan, Mayıs 1932 – No: 6]

Mason Dergisi Büyük Şark‘tan alınan yukarıdaki izahta dikkat edilecek husus; masonların bilinen tarihlerden farklı olarak günümüz tarihini “Beş bin”li rakamlarla ifade etmeleridir. Dünyada bu tarihi masonlardan başka, yalnız bir toplum daha kullanmaktadır ki, bunlar da sadece Yahudiler olmaktadır.

Bu masonların; dış politikayı ayarlamak, yandaşlara ihale aldırıp milletin sırtından milyarlar kazandırmak… Stratejik makamlara kendi adamlarını ve Siyonizm’le irtibatlı bürokratları atamak… ABD ve AB’nin dayattığı sinsi sözleşmeleri, Uyum Yasaları kılıfıyla Meclis’e onaylattırmak üzere en sıkı fıkı çalıştıkları hükümet ise AKP ve Erdoğan iktidarıdır. Üstelik AKP’nin talan ve tahribatları bahanesiyle, bu masonlar, medyadaki uzantılarıyla, hem İslam’a ve İslamcılığa saldırmakta, hem de şeytani amaçlarına kolaylık sağlamaktadır.

          

HAÇLI TAPINAKÇILAR VE MASONLAŞMALARI

          

Tarihteki ilk sistemli MAFYA örgütü saydığımız Tapınakçıların kim olduklarını, nasıl ortaya çıktıklarını ve gerçek amaçlarını anlamak için, Haçlı Seferleri’ne kadar uzanmak gerekirdi; çünkü Tapınakçı tarikatını kuranlar, Kutsal Toprakları kurtarma ve koruma bahanesiyle Filistin bölgesine gelip yerleşmiş Haçlı Şövalyeleri içinde yer alan bir Terör ekibiydi. Haçlı Seferleri’nin başladığı dönemde, Avrupa’da karanlık bir dönem yaşanıyordu. Bir yandan fakirlik, açlık ve cehalet, küçük krallıklar ve feodal beylikler arasındaki iktidar mücadeleleri, hiç bitmeyen savaşlar; diğer yandan kuzeyden gelen barbar akınları Avrupa’yı yaşanmaz bir yer haline getirmişti. Yeni yeni gelişmeye başlayan ticaret ve zanaatkârlık, Avrupa’nın ihtiyaçlarını ve güç arayışını karşılamaya yetmiyordu. Bu karmaşanın içinde, Katolik Kilisesi, halk arasında büyük bir etkiye sahip olan misyoner tarikatlar sayesinde Avrupa’nın en güçlü ve en etkili kurumu haline gelmişti. Kilise mensupları, aldıkları yoğun eğitimle cahil halkın ve eğitimsiz asillerin çok üstünde bir bilgiye ve anlayışa erişmişlerdi. Ne var ki, dönemin en organize gücünün başına geçen bazı Papalar, bu imkânları kendi amaçları doğrultusunda en stratejik şekilde kullanmış, kimi zaman kuruluş gayelerinden uzaklaşarak dünyevi hakimiyete yönelmiş, hatta pek çok Avrupa kralına ve asiline boyun eğdirmişlerdi.

Bu gücün, yani Tapınakçı Terör Örgütünün doruk noktasına ulaştığı bir dönemde Papa II. Urban savaş çağrısı yapmıştı. Müslümanların yüzyıllardır ellerinde tuttuğu Kutsal Topraklar geri alınacaktı… Papa’nın amacı, görünüşe bakılırsa, Hristiyanlar açısından son derece heyecan uyandırıcıydı: Hristiyanlığı Kutsal Topraklarda hâkim kılmak! Ancak, Haçlı Seferi’ni başlatan Kilise’nin bu kararı hiçbir zaman bu amaçla sınırlı kalmamıştı. Sonunda Haçlı Seferleri’ne katılanların seçiminde de Hristiyan dinine bile aykırı uygulamalar öne çıkmış ve böylece vahşi, zalim ve cahil Haçlı askeri imajının temelleri atılmıştı. Kilise, Haçlı Seferi’ne katılımı artırmak uğruna, her türlü teşvik yöntemini kullanmış, aforoz edilmiş günahkârları ve mahkûmları günahlarının affedileceği vaadiyle orduya almıştı. Cehalet, orduyu oluşturanların büyük bir kısmının ortak özelliğiydi. Bu insanlar, Müslümanlık hakkında cahil oldukları gibi, kendi dinleri hakkında da yeterli bir bilgiye sahip değillerdi. Savaşa katılmalarındaki sebep de sanılanın aksine, dini idealler değil, Doğu’nun ganimetlerinden kendilerine bir pay alabilmekti. Birbirleriyle savaş halindeki krallar ve soylular, mal varlıklarını artırmak hayallerine kapılıp kendi ordularıyla bir tür maceraya atılmışlardı. Birbirlerine rakip olan bu kesim, bir birlik halinde olmadıklarından çoğu zaman başlarına buyruk hareket ediyorlardı. Feodal beylerin yanında köle seviyesinde bulunan vasallar ise özgürlüklerini kazanmak için savaşa koşmuşlardı. Bu gruplar içinde, yalnızca Kilise’nin kutsal çağrısı doğrultusunda yola çıkanların sayısı küçük bir toplulukla sınırlıydı. Bir kaynakta bu durum şöyle ifade edilmektedir:

Fransız şövalyeleri daha fazla toprak kazanmayı kurgulamış, İtalyan tacirleri Doğu Avrupa limanlarında ticareti büyütme hayallerine kapılmış, çok sayıdaki yoksul insan da sadece gündelik sıkıntı ve zorluklardan kaçabilmek için bu seferlere katılmışlardı.[1]

Tapınakçılar Sahneye Çıkmışlardı!

I. Haçlı Seferi’ne katılanlar, 1099 yılında Kudüs’ü ele geçirmeyi başarmış ve büyük bir katliam yapmışlardı. Savaşa katılan askerlerin çoğunluğu geri dönerken, başta Fransa’dan gelmiş bazı soylular ve askerler olmak üzere, bir grup Haçlı askeri de bölgede kalmayı kararlaştırmıştı. Bu kararın görünüşteki amacı, Kutsal Toprakların ve Hristiyan hacıların güvenliğini sağlamak ve Hristiyan dinini bu beldede yaymaktı. Bir avuç idealist askerin ve din adamının gerçekten bu amacı güttüğü düşünülebilirse de, genel tablo göz önüne alındığında bunun sadece bir bahane olduğu rahatlıkla anlaşılırdı.

1127 yılında iki Tapınakçı, kraldan aldıkları mektupla birlikte Aziz Bernard‘a* başvurdular. (*Aziz Bernard, o dönemde, Kilise içinde en etkili isimlerden biriydi ve yaşadığı dönemde, Hristiyanlığın en önemli şahsiyeti olarak görülmekteydi. Aziz Bernard bütün Hristiyan dünyasının önde gelen tarikatlarından olan Sistersiyan tarikatına bağlıdır; ayrıca Katolik Kilisesi içinde bu tarikata mensup olanlar önemli mevkilere sahip konumdaydı. Fransa’dan Kudüs’e giden Tapınakçılar, Sistersiyan tarikatının Fransa’daki temsilcileri tarafından büyük destek gördükleri için Aziz Bernard, bütün kapıları açabilecek insan olarak öne çıkarılmıştır.) Mektupta Baldwin, Tapınakçıları abartılı bir şekilde övüyor, Kutsal Toprakların bu fakir ama sözde inançlı askerler tarafından korunmasının önemini anlatıyor ve taleplerini belirtiyordu. Buna göre yeni tarikat, Kilise ve daha önemlisi, doğrudan Papa tarafından tanınmalı, yardım ve destek esirgenmemeliydi. Beklenen destek kısa sürede geldi ve Hugues de Payens, Tapınakçı biraderleriyle beraber, Papa Honorius tarafından özel bir ilgi ve ayrıcalıkla kabul edildi.

1128’de Truva’da toplanan büyük konsül, toplantıya Tapınakçıları da çağırmıştı. Bu yolculuk Tapınakçılara geniş imkânlar ve büyük miktarda maddi destek kazandırdı. Kral I. Henry’nin hediyesi olarak, altın ve gümüşten oluşan yüklü bir hazinenin yanı sıra, İngiltere, İskoçya, Fransa ve Flanders’deki bölge yöneticilerinden zırh, at gibi teçhizat ve önemli para yardımları almışlardı. Payens, İngiltere’den ayrılmadan önce, tarikata hibe edilen bölgede bir şube açtı ve Tapınakçı biraderlerden birini başına geçirdi. Buradaki biraderin görevi, tarikata bırakılan yerlerin yönetimini ve toplanan gelirin Kudüs’e transferini yürütmek, ayrıca yeni üye toplamak, bunları yetiştirmek ve görev bölgelerine yollamaktı. Bunların dışında, Province bölgesinde, tarikata çeşitli gayrimenkuller verilerek vergi ayrıcalıkları sağlandı ve özel gelirler tahsis edildi. Böylece, tarikatın örmeye başladığı ağın ilk düğümleri atıldı.[2]

Aziz Bernard, pek çok hedefi ve planı olan bir Kilise mensubuydu. Asillerle akrabalık bağları ve siyaset stratejileri konusundaki uzmanlığının da yardımıyla, daha gençlik çağında çok önemli mevkilere gelmişti. En sadık adamının Papa seçilmesini sağlayacak kadar büyük bir güce sahipti. Bernard, rahiplerin savaşçı hale gelmelerinin ne denli zor olduğunun farkındaydı. Aslında buna gerek de yoktu; ona göre, Haçlı Seferi’ne katılmış mevcut savaşçıları Kilise’nin öğretilerine bağlı hale getirip kontrol altına almak daha kolay ve parlak bir plandı. Ancak, Bernard’ın karşısında bir engel duruyordu: Bu vahşi, kaba, cahil ve şiddet tutkunu adamlar, nasıl birer sadık şövalye haline geleceklerdi? Bernard, büyük bir yanılgı eseri olarak, bu cahil insanlar topluluğunun birtakım yöntemlerle terbiye edilip kontrol altına alınabileceğine kendini inandırmıştı. İmtiyaz ve bağış adı altındaki rüşvetler bu yöntemlerin başında yer alıyordu. Tapınakçılar, Bernard’ı ve fikirlerini, önceki dönemlerden beri yakından takip etmişler ve planlarını onun üstüne kurmuşlardı. Bernard, ilk sırada Tapınakçılar olmak üzere, şövalyeleri kullanarak Kilise ordusu kurma planları yaparken, başından beri din ahlâkından uzak duran Tapınakçılar da Bernard sayesinde büyük ayrıcalıklar elde etmeyi planlıyorlardı. Bu karşılıklı ilişkide, tarikat mensupları sözde dindar gözükecek, Kilise de onları her koşulda temize çıkaracaktı. Hatta, ilerleyen paragraflarda da göreceğimiz gibi, 1307 yılında, tutuklanıp bütün sapkınlıkları açıkça ortaya çıkmasına rağmen, Kilise içinde yer alan bir kısım çevreler Tapınakçıları aklamaya ve kurtarmaya çalışacaktı.

Tapınakçılar Sınırsız İmtiyaz Kazanmışlardı

Kilise içindeki bir grubun desteği Tapınakçıları tanımakla sınırlı kalmadı. Truva Konsülü’nden itibaren Kilise’nin ve soyluların tarikata sağladıkları imtiyazlar, şövalyelere sınırsız imkânlar sunmuştu. Dokunulmazlık zırhı bunların başında geliyordu. Şövalyeler doğrudan Papa’ya bağlıydılar ve başka hiçbir otoriteye hesap vermek zorunda değillerdi. Kral da dahil hiçbir yönetici onları tutuklayamıyor, sorgulayamıyor veya kendi hizmetinde kullanamıyordu. Tapınakçılar, kendi adlarına kilise kurmak, dini tören düzenlemek, rahip atamak gibi dinsel ayrıcalıkların yanı sıra, kendi mahkemelerini kurmak, vergi toplamak, bağış ve yardım almak hakkına da sahip bulunuyordu.

Şövalyeler, işleri gereği loncalarla zaten uzun yıllar boyunca iç içe bulunmaktaydı. Tarikat, inşaat, ticaret, hayvancılık ve tarımla uğraştığı dönemlerde loncaların kurulmasında ve gelişmesinde önayak olmuşlardı. Lonca mensupları, aralarındaki iş birliği ve düzenli örgütlenme sayesinde, belirli bir bölgede, belirli bir konuda tekel oluşturuyor, fiyat belirliyor ve üyelerine çeşitli imtiyazlar sağlıyorlardı. Mesela, yün ticareti yapanlar bir lonca oluşturuyor, o bölgenin yünlerini üretiyor ve pazarlıyorlardı. Böylece kısa sürede güçleri artıyor ve daha geniş bir bölgeyi kontrol eden tekel haline geliyorlardı. Lonca birlikleri, maddi güçleri oranında, faaliyet yürüttükleri kasabanın veya şehrin yönetiminde de yer alıyorlardı. Özellikle 13. yüzyıldan itibaren lonca mensupları toplumda önemli mevkilere yükselmiş, bu birliklere üye olmak, insanlara sosyal statü kazandırmıştı:

Lonca, üretim kalitesi, miktarı ve fiyatlar üzerinde tam bir yetkiye sahip bölgesel tekeldir. Orta Çağ’ın son dönemlerinde loncalar, şehirlerde kendi üyeleri için en güçlü ekonomik ve politik mevkileri kazanmıştı. 13. yüzyıldan itibaren, Batı Avrupa’da, kasaba veya şehrin en zengin ve en etkili vatandaşlarını bünyesinde toplayan tüccar loncaları, birçok yerel yönetim tarafından resmen tanınmıştı. Daha geniş bölgelerde ise, tüccar loncalar tarafından sıklıkla büyük lonca merkezleri (Guildhall) kurulmaktaydı. Üyelerinin hem şehirlerarası ve denizaşırı hem de yerel bölge ticaretindeki kârlarını yönetmeye ve korumaya başlayan loncalar, yiyecek, giyecek ve diğer ham maddelerin dağıtım ve satışını kontrol ediyor, çoğu kez de güçlü tekeller oluşturuyorlardı.[3]

Kaçak Tapınakçılar ticaret, inşaat, sanayi gibi konularda edindikleri tecrübe ve bilgileriyle, bu birliklere kolayca sızarak üstad zanaatkârlar olarak en üst mevkilere yerleştiler. Loncalar, şövalyelere hem istedikleri korumayı hem de güçlenme imkânı veriyordu. Böylece, Fransa kralının ortadan kaldırmaya çalıştığı örgüt, farklı ülkelerde yerleşik biraderlerle bağlantıyı da koruyarak, yeniden canlanma imkânı bulmuştu.

İngiltere’nin Tapınakçı tarihi açısından asıl önemi, masonluğa geçişin bu ülkede başlamasıdır:

“Tapınakçı banka sistemi, Rönesans boyunca geliştirilen bankacılık sisteminin temelini oluşturmuşlardır. Ortadan kaldırıldıktan sonra yeniden dinsel bir kurum olarak ortaya çıkmayan şövalyeler, masonluğun York Ritiyle birleşmeyi başarmışlardır.”[4]

Şövalyelerin dünya hakimiyetini ele geçirmekte önem verdikleri iki konu vardır: Birincisi, her türlü yöntemle maddi güce ulaşmaktır; çünkü maddi güç, beraberinde hakimiyete de taşımaktadır. Bir o kadar önemli ikinci konu ise, tarikata yeni üyeler bulup sapkın düşüncelerini yaygınlaştırmaktır. Ticari alandaki yatırımlarını ve tecrübelerini arkalarına alan şövalyeler, Kilise güvencesiyle kurdukları tarikat merkezlerine kolayca yeni üyeler bulup bunları istedikleri gibi yönlendirebiliyorlardı. Bu imkânlar ortadan kalkınca, Tapınakçılar yeni üye kaynakları bulma çabasına yoğunlaştılar. İşte bu aşamada, lonca teşkilatı ve masonluk tarikata istediği imkânları sunan bir kaynak olarak benimsenip sahip çıkıldı.

Şövalyeler, çeşitli loncalar içinde, duvarcı yani mason loncasını kendi amaçlarına daha uygun bulmuşlardı. Bunun çeşitli sebepleri varsa da en önemlisi, şövalyelerin Kutsal Topraklarda öğrendikleri ezoterik inançlardı. Eski Mısır gizemciliği, Pisagorculuk ve Yahudi mistisizminin kaynağı Kabala öğretisinden türeyen bâtıl inanışlara göre, çeşitli sayıların, geometrik şekillerin, sembollerin ve tılsımların doğaüstü güçleri kontrol etme özelliği vardı. Ve hatta bu formüllerin, Hiram Usta ve çok sayıda duvarcı tarafından Süleyman Mabedi’nde kullanıldığına da inanıyorlardı. Nitekim şövalyeler de, Kutsal Topraklarda öğrendikleri bu bilgilere dayanarak, başta Tomar Kalesi olmak üzere inşa ettikleri şatolarda gizemli geometrik formları, sayısal formülleri ve sembolleri kullanmış, böylece karanlık güçlerin, dünya hakimiyetini kurmakta kendilerine yardım edecekleri gibi bâtıl bir düşünceye inanmışlardır. İşte bütün bu birikim, tarikatın mason loncalarına yönelmesine yol açmıştır. Bu süreç masonların kendi tarihi kaynaklarında şu şekilde anlatılmaktadır:

İşte, Tapınak Şövalyeleri kendi tarikatlarında sahip oldukları ruhani ve bedeni imtiyaz ve hürriyetten istifade ederek, aldattıkları mason ve inşaat işçilerine bu gibi bir hürriyeti sağlamayı va’ad ediyorlardı. Yegâne şart, bunların mesleki bir imtihandan geçmesi ve kabul olunmasıydı. Ayrıca, bunlar, mesleklerine ve üstadlarına sadık kalacaklarına dair bir yeminle bağlanmaktaydılar. Kudüs Krallığında masonların hür olarak çalışabileceklerine dair haber bütün Avrupa’da yayılınca, mukaddes topraklara doğru büyük bir akın başlamıştı. Oraya yerleşenlerin aileleri çoğaldı. Ölenlerin cesetleri de şövalyelerinkilerle yan yana toprağa verildi. Günlük hayatlarını da şövalyelerin yanında sürdüren masonlar, mesleki ve felsefi tekrislerini de bunlardan aldı. İkinci Haçlı Seferi sona erince, birçok Avrupalı memleketlerine iade olundu. Tapınakçılar, Kudüs’teki tesislerini muhafaza etmekle beraber, Avrupa’ya da yerleştiler ve Paris’te, Londra’da, Segovia’da ve birçok Avrupa şehirlerinde Bizans stili kiliseler inşa etmeye başladılar. Buralara şövalyelerin “Commanderie”leri yerleşti. Londra’daki mabedin Kommandörü, Kudüs’ten getirttiği masonlara Fleet Street‘teki kiliseyi inşa ettirdi ve bunlar Londra’daki hür masonların nüvesini teşkil etti. Tapınakçıların en mühim tesisi şüphesiz ki Paris’tekiydi. Bu tesis, VI. Louis isimli Fransa kralından ruhi ve bedeni her türlü imtiyazı aldı. Burada çalışan bütün masonlar, hürmason imtiyazına sahipti… Bu arada, Büyük Üstad’ın yakılması sırasında, birçok hürmasonun kendisinin yardımına yetişmek istediği, fakat bunların, silahsız olduklarından, aynı yerde yakıldıkları rivayet olunur. 30-40.000 Tapınak Şövalyesinin ve bunlarla çalışan hürmasonların bundan sonra ne oldukları tam olarak bilinmemektedir. Bunların, himaye ettikleri hürmason localarında gizlendikleri ve Fransa’yı terk edip İngiltere’ye kaçtıkları söylenir. Bunların bir kısmı, İskoçya’da Kilwinning Hürmasonlar Locası’nı kurdu. Bu locanın, İskoçya Locası’nın matrikülünde 0 numara ile kayıtlı olduğu söylenir. Hürmasonluğun perdesi arkasında, Tapınakçı Tarikatı yeniden kuruldu ve İskoçya Kralı Robert Bruce’un himayesine mazhar oldu. Bu himaye Stuart hanedanı tarafından da devam ettirildi.[5]

Haçlı Tapınakçılar, çalışma sistemini yakından tanıdıkları mason loncalarını ele geçirmekte, kendi felsefe, inanç ve ritüellerini loncalara kabul ettirmekte fazla bir zorlukla karşılaşmadılar. Loncalarda çırak-kalfa-üstad hiyerarşisiyle yapılan sınıflandırma, zanaat koluyla ilgili sır saklama geleneği ve inşaatların sözde dinlerle olan sembolik ilişkisi şövalyelerin işini kolaylaştırmış; loncalar, kısa bir süre sonra tamamen kimlik değiştirerek mesleki olmaktan çok, karanlık fikirlerin yayıldığı, siyasi komploların planlandığı birer Tapınakçı merkezi halini almıştı.

Masonlar tarafından kaleme alınan temel eserlerde bu tarihsel birlikteliğin daha çok sembolik özelliklerine yer verilirken, masonluğun Tapınakçılardan miras aldığı karanlık özellikler ise kasıtlı olarak geri planda tutulmaktadır. Bir kaynakta şu bilgiler aktarılmaktadır:

Le Forestier, konuyu yakından takip etmiştir ve vardığı sonuçlar, bugün için tartışma götürmez saptamalardır. Tapınakçıları masonluğun atası durumuna getiren ilk belge, 1760 tarihli bir Strasbourg el yazması olup, gizli ilimlere ilgilerini hiç de gizlememektedir. Bu belge, efsanenin kökenini ortaya koymakta, yani, tarikat sırlarının Jacques de Molay‘dan çağdaş masonluğa kadar aktarıldığını göstermektedir. Le Forestier‘e göre, Alman Rose-Croix’larının (Gül-Haçların) etkisi şüphesizdir; fakat “bunların, masonik geleneğe ve sırra, bir gizlilik ve özellikle bir kapalılık atfetmek suretiyle, yeni bir yorum biçimi bulmaktan başka bir amaçları olmamıştır.” Buna karşın, mabetsel devamlılık, devrin ekosizmine belirli bir mantık getiriyordu: Bu devamlılık, aynı zamanda, onda eksik olan tarihi silsileyi ve o zamana kadar onda mevcut olmayan tutarlılığı getiriyordu.

Tampliye büyük üstadı aynı zamanda mason büyük üstadı olmasıyla birlikte, operatif masonluk tarzından spekülatif masonluğa doğru da aşamalı bir geçiş başlamıştır. Operatif masonluk, aslında duvarcı ustalarının toplandığı bir meslek örgütü konumundadır. Kiliseler, kaleler ve Tapınakçıların gizli buluşma mekânları operatif localarda kayıtlı bulunan duvarcılar tarafından inşa edilmiş durumdadır. Ancak belirli bir aşamadan sonra, semboller ve gizem, daha doğrusu Tapınakçıların sapkın öğretileri ve törenleri localara hâkim olmaya başlamıştır. Bu aşamadan sonra mason locaları mesleki bir örgüt olmaktan çıkıp, Tapınakçıların gizli örgütü halini almıştır. Bu yeni localar spekülatif masonluk adıyla anılmıştır. Artık bu localar duvar ustalarının değil, üst düzey yöneticilerin, soyluların ve zengin tüccarların, Tapınakçılar tarafından, kendi amaçları doğrultusunda bir araya getirildiği yerlere dönüşmeye başlamıştır.

Bunun yanında, Paris’te diğer mesleklerin birer merkezi olmasına karşın, masonların ayrı bir merkezinin olmayışı ve masonların merkez olarak Tampliyelerle aynı mekânları kullanmaları, iki kurum arasındaki yakınlığı açıklaması bakımından enteresandır. Papa’nın fermanıyla 1312 yılında feshedilen Tampliye tarikatıyla birlikte masonların serbest dolaşım hakları da kaldırılmıştır. Bu nedenle, Fransa’daki masonların Almanya’ya kaçmasıyla bu ülkedeki Gotik mimari üslubu birdenbire zirveye çıkmıştır. Fransa’dan kaçabilen Tampliye Şövalyelerinin sığındıkları operatif mason locaları da zamanla spekülatif masonik tarza dönüşmüş bulunmaktadır. Tampliyelerin kuralları aynı zamanda masonların da kurallarıdır. Yukarıda özetle açıklanmaya çalışıldığı gibi, iki yüzyıl bir arada ve iç içe yaşayan Tampliye tarikatı ve masonluk kurumu birbirlerini belirgin ölçüde etkilemişlerdir. Hatta, masonların ritüelleri âdeta Tampliyelerden kopya edilmiş denilecek kadar birbirinin aynısıdır. Bu itibarla, masonların kendilerini büyük ölçüde Tampliyelerle özdeşleştirdikleri ve aslında özgün gibi görünen masonik ezoterizm içinde önemli boyutlarda Tampliye mirası olduğu ortadadır.

Tapınakçılar, ele geçirdikleri locaları, yeniden yapılandırmaya ve gizli bir örgüt haline getirmeye başlamışlardır. Mason localarını kendi sapkın öğretilerine, örgütlenme yapılarına, ve sembollerine göre uyarlayan Şövalyeler, bu şeytani ve sembolik törenleri, ayinleri masonik rit olarak adlandırmışlardır. Masonluğun en eski kolu olan İskoç Riti, bu amaçla devreye sokulan mason localarının ilki olarak, 14. yüzyılın başında İskoçya’ya sığınan Tapınakçılar tarafından kurulmuş ve diğer localara örnek oluşturmuşlardır.

Kendisi de yüksek dereceli bir mason olan Dr. Mackey, Lexicon of Freemasonry (Masonluk Sözlüğü) adlı eserinde durumu şu şekilde anlatmaktadır:

“… Tapınak Şövalyelerinin sadece sırlara sahip olmakla kalmadıklarını, ayinler düzenlediklerini ve bunları masonlara aşıladıklarını biliyoruz…”

Tapınakçıların kurduğu İskoç Riti fazla bir değişime uğramadan devam etmiş, günümüz masonluğunun da temelini oluşturmuşlardır. Semboller, dereceler, törenler ve en önemlisi organizasyonun amacı, değişmesi mümkün olmayacak bir şekilde İskoçya’da gelenekselleşip kurallaşmıştır. Daha sonra bütün dünyaya yayılmasına ve birçok kollara ayrılmasına rağmen, masonluğun temel Tapınakçı felsefesi değişmemiş, ancak güncel gelişmelere uygun olarak yöntem değişiklikleri yapılmıştır. İskoç Riti’nin mirasını üstlenen akımlar arasında en önemlisi, Von Hund tarafından biçimlendirilen “Strict Observance” (Kesin İtaat) Riti oldu. En yüksek derecesinin adı “Tampliye Şövalyesi” olan Strict Observance Riti kısa süre içinde tüm Avrupa’ya yayılmayı başarmıştır. Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, şövalyeler, iki önemli silaha kavuşmuşlardır. Bir yandan, Portekiz örneğindeki gibi, kraliyet güvencesi altında geniş maddi imkânlara ulaşmış olarak serbestçe hareket ederken, bir yandan da ideolojilerinin yayılmasını ve uygulanmasını sağlayacak güçlü bir örgüt kurmuşlardır.

Buraya kadar incelediğimiz Tapınakçı felsefesini kavrarsak; Şövalye Tapınakçıların, yeni görüntüsüyle masonların, neler planladığını anlamak mümkün olacaktır: İlk ve en önemli unsur, Tapınakçıların din ahlâkına olan düşmanlığıdır. Çünkü, Tapınakçı-masonik felsefe gerçek din ahlâkına hiçbir şekilde razı olmamışlardır! Ancak her ülkeye ve farklı din ve felsefelere sahip ve saygılı gibi davranmak, Masonların yeni üyelerini tavlama ve avlama münafıklığıdır.

Tapınakçılar, din ahlâkını özellikle Kur’an ahkâmını (kurallarını) kendi sapkın felsefelerini dünyaya yaymakta önlerinde en önemli engel olarak görmekte ve bu nedenle kendilerince din ahlâkını ortadan kaldırmak için mücadele etmektedirler. Şövalyelerin planı çok açıktır: Dünyaya, hem maddi hem de ideolojik olarak hâkim olmak ve bunun önündeki engelleri ortadan kaldırmaktır. Ancak, Tapınakçılar da bunun kolay bir şey olmadığının, gerçekleşmesi için uzun bir zaman gerektiğinin farkındadırlar. Gerekli plan ve yöntemi, bu gerçeği göz önüne alarak saptamışlar ve üyelerini kandırmak için dini terim ve ritüeller kullanmışlardır.

Oysa, Tapınakçılar da dahil olmak üzere, inkâr edenlerin hileli düzenleri ve tuzakları ne olursa olsun, ne kadar sağlam görünürse görünsün bozulmaya mahkûmdur. Allah bu gerçeği Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:

“Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik. İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır. İman edenleri ve sakınanları da kurtardık.” (Neml Suresi, 50-53)

Tapınakçı Felsefe ile Masonik Eylem Aynılığı

Tapınakçılar, mason locaları güçlenip etkin bir hale gelinceye kadar, yani 18. yüzyıla değin geçen üç yüzyıl boyunca Kilise karşıtı akımları örgütlemeye ve yoğun ticari faaliyetlere odaklanmışlardır. Portekiz’de doruğa ulaşan sömürgecilik faaliyetleri, “East and West India” adında dev sömürge şirketlerinin doğmasına yol açmış; bu şirketlerin bünyesinde kurulan borsalar, büyük bir gelir kaynağı halini almışlardır. Portekiz, İngiltere ve İspanya’nın ardından, Hollanda, Fransa, İtalya, Almanya gibi ülkeler de sömürgeciliğe dadanmış, Avrupa’nın kapitalist yapısının belirmesine yol açmıştır. Aynı dönemde, Tapınakçıların bankerlik işlemleri, Yahudi tefecilerin de ortaklığıyla kurumsal bankacılık faaliyetlerine dönüşmeye başlamıştır. Hollanda ve İngiltere, finansal faaliyetin ve faizci sömürü tekelinin merkezi konumuna çıkmışlardır. Tapınakçılar hem zengin birer tüccar ve bankacı, hem kraliyet çevrelerinde etkin birer soylu, hem de yerel localarda halkın nabzını tutan birer politikacı olmuşlardır. Uzun yıllar süren din savaşları sonucunda Hristiyan dünyası parçalanmış ve Katolik Kilisesi’nin mutlak hâkimiyetini yıkmışlardır. Kilise, özellikle Protestanlık akımının etkili olduğu Kuzey ülkelerinde kontrolü kaybetmiş ve halkın tepkisini çeken bir kurum olmaktan kurtulamamıştır. Bu ülkeler, sahip oldukları yeni mezhepsel anlayış sebebiyle, daha önce Kilise tarafından yasaklanan, din ahlâkına uygun olmayan kapitalist-materyalist felsefenin yerleştirilmesinde öncelik kazanmışlardır. Özellikle faizin serbest bırakılması bu faaliyetlerde tetikleyici bir unsur olmuştur.

Tapınakçıların kendi sapkın felsefelerini rahatça empoze edebildikleri ve Masonluğu şekillendirdikleri bu müsait koşullar, din karşıtı akımların güçlenmesine sebebiyet vermiştir. Bu kapitalist zihniyetle birlikte insanların büyük çoğunluğunun yaşam şekilleri ve dünyaya bakış açıları da değişmiştir. Kilise kurumları belirli Tapınakçı-masonik çevreler tarafından yıpratılmaya girişilmiş, sürekli propagandayla halkın ahirette hesap vereceklerini düşünerek değil, yalnızca bu dünya için çalışmaları telkin edilmiştir. Böylece insanlar sorumsuzca davranmaya, yalnızca kendilerini düşünmeye, şefkat, merhamet ve yardımlaşmaya gerek olmadığına inanmaya yönlendirilmişlerdir. Aynı karanlık çevrelere mensup edebiyatçılar, filozoflar, politikacılar bu anlayışı yoğun bir şekilde desteklemişlerdir.

Avrupa’da, Galile örneğiyle sembolleşen, “Kilise, dolayısıyla din, bilime karşıdır” yanılgısı yerleşik bir hale gelmiş ve sanki “bilim dinsizlerin alanıdır” gibi gerçek dışı bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu yanlış görüş sonraki yüzyıllarda daha da yaygın bir hale gelerek, materyalist akımların din aleyhinde öne sürdükleri hayali bir iddia halini almıştır. İkinci sebep ise localarda Tapınakçı zihniyetiyle yetişmiş din aleyhtarı felsefecilerin, büyük bilim adamları ve düşünürler olarak öne sürülmeleri ve bu kişilerin ortaya attıkları din ahlâkına karşı, ateist görüşlerin bilgisiz halka bilimin gösterdiği gerçekler olarak sunulmasıdır. Tüm bu faktörler, MASON biraderlerinin de desteğiyle, bilim dünyasına materyalist düşüncenin hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Bu yöntemle Tapınakçılar din ahlâkına karşı mücadelelerinde yeni bir yöntem geliştirmiş ve insanları din ahlâkından uzaklaştırmak için bilimi çarpıtma ve bilimsellik adı altında göz boyama taktiklerini kullanmaya başlamışlardır. Tapınakçıların ikinci büyük eylemi, masonların ne kadar büyük bir etkinliğe ulaştıklarının da göstergesidir. Gelişen sosyal yapı sebebiyle çeşitli iş kolları ön plana çıkınca, bazı doktorlar, hakimler, avukatlar, askerler ve yerel politikacılar mason localarında bir arada hareket etmeye başlamışlardı. Artık siyasi gelişmeler mason localarında bu kişiler tarafından yönlendirilir hale gelmişti. Tapınakçı-mason biraderler, işte tam bu aşamada Fransız Devrimi’ni organize etmişlerdir. 1717 yılında operatif mason localarında çalışmakta olan “Kabul Edilmiş Masonlar”, 18. yüzyılın dini, siyasi ve fikri ortamında kendilerine tolerans ve fikir hürriyeti temin edecek bir teşekkül kurmayı kararlaştırdılar. Bu teşekkülün âdetlerini, işaretlerini, merasimlerini zamanın gizli teşekkülleri olan masonluk, Roskuruva, Tampliye gibi kuruluşlardan; tefekkür sistemini de 17. ve 18. yüzyılda İngiltere’de filizlenmeye ve yayılmaya başlayan hür düşünce fikrinden almışlardır.[6]

Fransız Devrimi, Tapınakçıların hem Fransa kralından aldıkları bir tür intikamdır, hem de bundan sonra kullanacakları yöntemin bir başlangıcı yapılmıştır.

Devrimin kısa sürede büyük ve geniş bir etkiyle gerçekleştiğini gören Tapınakçılar, diğer ülkelerde de hızla faaliyete geçmişlerdir. Fransız Devrimi’yle iktidara gelen Tapınakçı-mason zihniyeti, krallıkların parçalanmasında, Kilise’nin zayıflamasında ve materyalist anlayışın yaygınlaşmasında, önce Avrupa’ya ve ardından Balkanlar’a, sonra da Amerika’ya kötü örnek teşkil etmiştir. Devrimler birbirini izlemiş, kısa bir süre sonra Kilise ve Kilise’yi destekleyen kurumlar büyük bir yenilgiye mahkûm edilmiştir. Tapınakçı masonların Osmanlı İmparatorluğu’na verdikleri zarar da bu dönemde başlamış ve güçlenerek devam etmiştir. Masonlar, önce Balkanlar’da örgütlenmiş ve bu topraklarda yaşayan halkları Osmanlı’ya karşı kışkırtıp desteklemişlerdir. Çok geçmeden büyük bir çözülme yaşanmış ve Osmanlı Devleti çöküşe geçmiştir. Mason localarında kurulan ve ülkemizin başına büyük belalar açan İttihat ve Terakki Cemiyeti de aynı ideallerle şekillenmiş ve Tapınakçı-masonik felsefeyi ülkemizde yerleştirmek için her türlü yıkıcı ve yozlaştırıcı faaliyete girişmişlerdir. Paris’te yayınlanan Le Temps gazetesinin 20 Ağustos 1908 tarihli sayısında, Selanik’teki iki önemli İttihatçı, Refik Bey ve Binbaşı Niyazi ile yapılan röportajda verilen bilgiler, masonluğun bu hareket içindeki etkisini göstermektedir:

Mülakatı yapan gazeteci, İttihat ve Terakki’nin 1905 ile 1908 tarihleri arasında masonluktan ne kadar yardım gördüğünü ve etkilendiğini sorunca, verilen cevap ilginçtir ve şu şekilde özetlenebilir: Masonluk ve bilhassa İtalyan masonluğu bize manen destek oldu. Selanik’te müteaddit (birçok) localar faaliyette idi. Hakikatte İtalyan locaları İttihat ve Terakki’ye yardımcı oldular ve bizleri korudular. Çoğumuz mason olduğumuzdan genelde teşkilatlanmak için localarda toplandık. Üyelerimizi de genelde localardan seçmeye çalışırdık. Localardaki faaliyetlerimizden İstanbul şüphelenmeye başladı ve birkaç hafiye localara sızmayı başardı…[7]

Hem kendi üyelerinin itirafıyla hem tarihi kayıtlarla İTALYAN LOCASI gibi dış odaklardan para ve talimat alan… Bu Siyonist talimat ve tertipler sonucu Osmanlı’yı gereksiz ve geçersiz bahanelerle 1. Dünya Savaşı’na sokup dokuz cephede boğuşmak ve çok büyük kayıplara uğramak zorunda bırakan… Ve sonunda Millet hazinesinden soydukları-çaldıkları yüklü altınlarla yurt dışına kaçan ve elebaşlarının çoğu Mason ve dönmelerden oluşan İttihat ve Terakki’nin Enver, Cemal ve Talat paşalarının binlerce talan ve tahribatlarının hesabından kurtulmak için yabancılara ait bir denizaltıyla sıvışmalarının ardından Refik Halit Karay 1 Kasım 1918 tarihli Zaman Gazetesinde şunları yazmıştı:

EFENDİLER NEREYE!?

“Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir de acı kahvemizi içmeden; efendiler nereye? Yaz başlangıcında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız birtakım asalak tahtakuruları çıkar, iğne gibi vücudumuza batar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli canlı, iri yarı şuraya buraya kaçarlar… Galiba size de şafak attı, güneş doğuyor; ey tahtakuruları nereye?

Ücra dağ başlarında gözleri ateşli, dişleri keskin, tüyleri dimdik aç kurtlar vardır. Köpeksiz sürülere dalarlar, etrafa kan kemik saçıp, mideleri dolu inlerine koşarlar… Galiba çoban göründü, köpekler havlıyor: Ey tok kurtlar nereye? Kedisiz evlerde fareler vardır; kilerlere girerler, dolapları delerler, şunu bunu kemirip, sağa sola koşuşup baş köşede gezerler, bir pıtırtı olunca deliklere girerler… Galiba koku aldınız, kedi geliyor; ey koca fareler nereye?

Dul annelerin haylaz, kurnaz ve kumarbaz çocukları vardır; sandıkları kırarlar, paraları çalarlar, bohçaları aşırıp tefeciye satarlar ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar… Galiba foyanız meydana çıktı. Yakanız ele geçecek diye tırstınız… Ey ziyankâr veletler nereye?

(Bu İttihat ve Terakki hainleri) Vurdular kırdılar, yaktılar yıktılar, astılar kestiler, kızdılar kavurdular; nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar. Memlekete düşmanları sokarak üstümüzden aştılar… Eli sopalı, beli palalı, gözü kanlı paşalar damdan dama nereye?

O zamanlar kalemler kırık, gözler yumuk, boyunlar eğri, ağızlar kilitliydi. Gel diyordunuz, halk karnını yerde sürüye sürüye ezile büzüle koşuyor, ayaklarınızın altına sokulup tir tir titriyordu. Git diyordunuz kapıya kendini dar atıyor, merdivenleri dörder dörder atlayarak canını güç kurtarıyordu. Siz asla adil âmirler ve asil yöneticiler olmadınız, sergerdelik [kabadayılık] ettiniz… Siz valilik yapmadınız, asesbaşılık [polis şefliği] ettiniz… Başıbozuk Efelere, taş çıkardınız; zorbalara parmak ısırttınız… “As” deyince sıra sıra darağaçları kurulur, “yak” deyince alev alev meşaleler tutuşur, “bas!” deyince tabur tabur jandarmalar üşüşürdü… Elinizde zindan anahtarları, belinizde idam ipleri, sırtınızda darağaçları vilayet vilayet dolaştınız. Ali’ye çattınız, Veli’yi bastınız, Ahmed’i kazıdınız, Mehmed’i kavurdunuz, beş senedir her tarafta kargalara insan leşinden ziyafet çekip durdunuz… Durdukça kudurdunuz… Muhalif mi? Al aşağı… Muharrir mi? Vur başına… Türk mü? Sür ölüme… Rum mu? İste parasını… (diye bir zulüm saltanatı kurdunuz!)”

Bağımsızlığımıza çok önem veren Atatürk; “Kökleri dışarıda bulundukları ve Siyonist odaklardan talimat aldıkları” için, mason locaları konusunda en isabetli görüşe sahip devlet adamıdır. Cumhuriyet’in kurulmasının ardından, masonların CHP’yi ele geçirmeye çalıştığını fark eden Mustafa Kemal, 1935 yılında bu locaları kapatmıştır. Ancak locaların kapatılması masonların faaliyetini durdurmamıştır. Ataları Tapınakçılar gibi yeraltına çekilen örgüt, bir zaman sonra özellikle İsmet İnönü’nün Devlet Başkanlığının ardından Türk siyaseti ve ekonomisinde yeniden kendini belli etmeye ve etkili olmaya başlamışlardır. Bu etki günümüze kadar artarak devam etmiş ve son dönemde medyada sıkça gündeme gelerek varlığını bir kez daha kamuoyuna hissettirme fırsatı bulmuşlardır.

Bütün bu gerçekler göstermektedir ki, Tapınak Şövalyeleri, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de gizli ve organize bir örgüt halinde faaliyet göstermektedir. Resmi ve gayrı resmi pek çok kurum ve kuruluşun içinde yuvalanmış bu örgütün, üyeleri kendilerini gizleseler bile amaçları ve yöntemleri bellidir ve tehlikelidir. Bu karanlık örgüt mensupları, Dine saygılı gibi davranarak; milli ve manevi değerlerini savunan, vatanını ve milletini sevip koruyan, insanları Allah’a iman etmeye, Kur’an ahlâkını yaşamaya çağıran samimi Müslümanları her türlü sindirme, kışkırtma, tahrik, iftira ve karalama yöntemini kullanarak ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Böylelikle, dindar ve milliyetperver Türk halkını birbirine kenetleyen ulvi değerleri zayıflatarak milli birlik ve bütünlüğümüzü parçalama amaçlarının ve şeytani hesaplarının karşısında önemli bir engel olarak gördükleri Aziz Milletimizi diledikleri gibi yönlendirmek hayalini taşımaktadırlar. Ne var ki, tarih boyunca her dönemde bu tür karanlık oyunlar Müslüman Türk Milleti üzerinde oynanmaya çalışılmış, fakat bu tür girişimler her zaman hüsranla sonuçlanmıştır. Bundan sonra da bu tür şeytani planların, tuzakların, komploların başarıya ulaşması Allah’ın izniyle asla mümkün olmayacaktır. Çünkü şanlı Türk Milleti bu tür alçakça planları bozacak ve bu planları tasarlayanların aleyhine çevirecek imana, güce ve akla fazlasıyla sahip bulunmaktadır. Yalancı sahtekârların mumları yatsıya kadar yanacak ve sonunda Millet uyanacaktır. Özüne ve değerlerine bağlı kaldığı sürece de, ne Tapınakçılar ne masonlar ne Din istismarcıları, ne devrim sahtekârları ne de herhangi başka bir şer odağı bu şanlı Milletin ve Devletimizin ufkunu karartamayacaktır.

Milli düşünceli rehberler öncülüğündeki vicdan sahibi Müslüman Türk Milleti, bu masonların ve Tapınakçıların da sapkınlık ve saplantılardan kurtularak doğru yola uymaları için her durumda tüm gücüyle direnip duracak, kötülerin birliğini ve şer şebekelerini sevgiyle, barışla ve hoşgörüyle ortadan kaldıracaktır. İyi niyetli Masonların da, üyesi bulundukları bu kirli ittifakın dünya üzerindeki yıkıcı etkisini fark ettikten sonra aynı düzen içinde kalmak istemeyecekleri açıktır. Onlar da bozgunculuğun yerine sevgi ve hoşgörünün, dejenerasyonun yerine güzel ahlâkın hâkim olması için çaba gösteren iyilerin ittifakına katılacak, inşaallah daha iyi bir dünya için çalışacaklardır.

 


[1] World Book Encyclopedia, “Crusades”, Contributor: Donald E. Queller, Ph.D., Prof. of History, Univ. of Illinois, Urbana-Champaign, World Book Inc., 1998.

[2] The Knights Templars and the Complete History of Masonic Knighthood, C.G. Addison, Robert Macoy, 1874, s. 154.

[3] http://www.ancientquest.com/embark/guilds.shtml

[4] Military Religious Orders.”Microsoft® Encarta® Encyclopedia 2001. © 1993-2000 Microsoft Corporation. All rights reserved.

[5] Mimar Sinan Dergisi, Yenilik Basımevi, İstanbul 1981, sayı: 42, s. 43-46.

[6] Türkiye’de Masonluğun Kuruluşu, Hikmet Murat, Mimar Sinan, yıl 4 (1974), sayı 14, s.25

[7] Mimar Sinan Dergisi, Reşat Atabek, Sayı 60, s. 9

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Yorumu Takip Et
Bildir
guest
18 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Yakup G.

Makaleden Çıkardığım Dersler…
Kur’an-I Kerim’in “Siyonist Yahudilere ve emperyalist Hıristiyanlar” diye bahsettiği zümreyi teşkilatlı bir şekilde tarih sahnesine çıkışını ve bugünkü BATIL MEDENİYETini kronolojik olarak doyurucu bir şekilde tahlil ederek okuyucuya sunan aydınlatıcı bir makale…

Ilk kez Üstad Ahmet Akgül Hocanın yorumladığı ve Abdullah Akgül Hocanın yayına hazırladığı [b]“Rabbani Yaklaşım ve Anlayışımızla YÜCE KUR’AN’IN MANASI VE MESAJI” [/b]isimli Türkçe Meal-i Kerim eserinde ve defalarca Milli Çözüm Dergisinin farklı sayılarındaki makalelerinde, Yahudi ve Hristiyanların (Ehli Kitabın) bozuk tabiatlı ve tahribatcı kısmını tanıtan ve tehlikelerinden sakındıran ayetlerde belirtilen Yahudilerin ve Hristiyan kesimlerin tamamını töhmet altından kurtarmak adına parantez içinde: [b]“(Siyonist) Yahudiler ve Hristiyan (emperyalistler)” [/b]şeklinde mana vermesi işte bu makalede çok daha net anlaşılmaktadır.

Yine yukarıda zikredilen iki kaynakta özellikle şu hususlar vurgulanmaktadır;
“Kur’an’ı Kerim’de [b]“Beni İsrail=İsrail oğulları” [/b]kavramı ile [b]“Yahudi”[/b] kavramları ayrı ayrı kullanılmıştır ve kanaatimizce anlamları da farklıdır. [b]Beni İsrail;[/b] Yakup Aleyhisselamın soyundan gelen bir kavmiyeti hatırlatır. [b]“Yahudi” ise:[/b] dünya için dinlerini bozan ve satan; servet, şöhret ve şehvet uğruna kutsalını istismar edip pazarlayan şeytani bir zihniyeti tanıtır. Böylesine bir aşağılık ahlakına; yani riyakârlık ve münafıklığa kayan herkes, hangi din ve kökenden olursa olsun, o aslında Yahudi Kafalıdır. [u]Oysa Kur’an’ın lanetlediği, Beni İsrail’in hepsi değil, onların sadece Yahudi kafalı-Siyonist takımıdır.”[/u]

[b]İşte bu izahatların altını dolduran Makalede vurgulanan “siyonizmin batıl medeniyetini kurma yolunda şeytani metodolojisini” anlamak adına kronolojiyi özetleyecek olursak;[/b]

• Tapınak şövalyelerinin [u]haçlı seferlerini planlayıp kışkırtmayı başarmaları,[/u]

• Haçlı seferleri esnasında [u]orta çağ Avrupa’sının en büyük otoritesi olan Papa’nın desteğini almaları,[/u]

• Bu yöntemle [u]Avrupa genelinde finansal, siyasi ve stratejik güce kavuşmaları,[/u]

• Tehlikeleri fark edildiğinde merkezleri Fransa’dan kaçmaları ve Mason Loncaları içerisinde teşkilatlanarak Birleşik Krallık ve Almanya Merkezli Avrupa’da palazlanmaları,

• [b]Haçlı seferleri ile İslam Medeniyetinden çaldıkları ve -Aziz Erbakan Hocamızın ifadesiyle Avrupa’da açtıkları tercüme okullarıyla kendi dillerine çevirip 150 yıl boyunca anlayamadıkları- ilimlerden istifade ederek teknolojik ve kültürel gelişmelerin (Rönesans) yaşanması,[/b]

• [b]Rönesans ile Kilise otoritesini kökten bitirmeleri,[/b] [u]Kilise tarafından yasaklanan din ahlâkına uygun olmayan kapitalist-materyalist felsefenin yerleştirilmesi,[/u] [b]bilim dünyasına materyalist düşüncenin hakimiyeti,[/b]

• [u]Meşhur İngiltere merkezli East and West India adında dev sömürge şirketleri ile uluslararası ticareti kontrol etme ve hammadde ve kaynak için Coğrafi keşifler adı altında sömürgeciliği ve yağmalamaları başlatmaları ile ekonomik ve diplomatik güç adına ivme kazanmaları,[/u]

• Artık desteklerini göremedikleri Papalığın ve Katolik mezhebinin laytlaştırılma projeleri ile otoritesiz yeni döneme geçiş çalışmaları,

• [b]Bu minvalde Fransa’dan Almanya’ya kaçıp burada Martin Luther King’in başlattığı ve Protestanlık ve alt mezhepleri olan Calvinizm ve Anglikanizm ile sonuçlanan REFORM HAREKETİNİ başlatmaları ve bö[u]ylece faizi serbestleştirmeyi başarmaları[/u], [/b]

• Fransız Devrimi ile ulus-devlet kavramını canlandırarak Gizli Dünya Devleti şeklindeki sapık planlarına ulaşma adına [b]300 yıl sürecek BATIL MEDENİYET dönemini başlatmaları,[/b]

• Bu süreçte sözde Amerika’yı keşfederek koloni kurmaları ve buraya özel bir mezhep olan [i]“dünya hakimiyeti (siyonist) Yahudilerindir, ahirette ise cennet bizimdir, bu sebeple (siyonist) Yahudilerin dünya hakimiyeti için Armageddon ile sonuçlanacak 7 aşamalı süreç için çalışmalıyız”[/i] şeklindeki sapık şeytani temellere dayanan P[b]rotestanlığın alt mezhebi Evanjelizm mezhebini yerleştirmeleri, [/b]

• Dünya savaşları ile İmparatorlukları bitirmeleri ve dünya haritasına şekil vermeleri,

• Doları dünya parası olarak kabul ettirmeleri ve son yüzyıldaki gelişmeler…

Savaş, işgal, anarşi, uyuşturucu, fuhuş, mafya gibi her türlü ahlaksızlık ve zorbalık üzerine inşa edilmiş, [u]Afrika ve Amerika kıtalarından ve Hindistan’da Babür Devletinin Hazinelerinden çaldıkları devasa altın ve değerli madenlerle ve faizli sistem ile ekonomik güce[/u], [b]İslam Aleminden haçlı seferleri ile çaldıkları bugünkü ilim ve projeler ile teknolojik güce erişerek[/b], tıpkı bir virüs gibi devletlerin içine [u]masonik yapılanmalar ile yerleşip sinsi sinsi bir şekilde yayılmaları ve böylece siyasi, askeri, diplomatik etkilerini hissettirerek aşama aşama [b]“BATIL MEDENİYET”lerini nasıl inşa ettiklerini bu makale ile daha iyi anlamış bulunuyoruz.[/b][/u]

Makaleden de anlayacağımız üzere masonluk, Siyonizm’in en yaygın ve tehlikeli oluşumudur. Çünkü baş ve ayak arasındaki organlar mesabesinde bir bağ ve asıl tetikçi konumundadır.

[b]Şeytan bunların ilahları, dinsizlik yani ateizm dinleri, dolar kutsalları, bilimsellik kılıfı altına sakladıkları metaryalizm ideolojileri, kabbala ise kutsal kitaplarıdır.[/b]

Tüm bu özetin yanısıra [u]siyonizmin bu metodolojisinden bir ders daha çıkarmak mümkündür. O da Milli Çözüm Dergisinin onlarca makalesinde ve Üstad Ahmet Akgül’ün kitaplarında defalarca vurgulanan [b]Radikal İslam-Ilımlı İslam[/b] oyunudur.[/u] Siyonizmin ilk başlarda Katolik Hristiyanlığın Skolastik düşünce yani radikal yorumunu desteklemesi, sonrasında ise buna karşı reformist hareketi başlatarak Protestanlığı ve alt yorumlarını yani ılımlı Hristiyanlığı ortaya çıkarması ve böylece faizci, ateist, ahlaksız ama adı Hristiyanlık olan bir din türetip bunu kendi şeytani amaçları doğrultusunda kullanmaları… Son yüzyılda İslam aleminde ortaya çıkan Radikal Müslümanlık-Ilımlı Müslümanlık nasıl da benziyor değil mi? [b]Radikal İslam’ın skolastik düşüncesine karşı hoşgörü palavrası ve ılımlı İslam safsatasıyla Müslümanlar hızla dünyevileşip yozlaşmakta, fikren ve fiilen Yahudileştirme süreci yaşanmaktadır. [/b][u]İşte Avrupa Birliği uyum yasaları altında Türkiye öncülüğünde İslam alemine yutturulmaya çalışılan zoka tam olarak budur…[/u]

[b]Aziz Erbakan Hocamızın buyurdukları üzere; [/b]medeniyetlerin iniş çıkış süreçlerine baktığımızda Hak ve Batıl Medeniyetlerin 300 yıl insanlığa hükmetmiştir. [b]En son hüküm süren siyonizmin BATIL MEDENİYETİNİN artık sonunun ve ADİL DÜZEN MEDENİYET İNKILABININ zamanının geldiğinin de muştusudur bu makale aynı zamanda…[/b]

ELİF ÇAĞIL.

Kendi Sonunuzu Kendiniz Getirdiniz!
Masonluk ve siyonist Yahudiler asırlarca ümmet ve insanlığın başına bela olmuşlardır…Rabbimizin vaadi var ”Hak Geldi Batıl zail oldu ”. …

insaAllah zalimin sonu ve hüsranı yakındır…

Rabbim bizlere bu şerefi insaAllah yaşatır ve Adil Düzen Devrimini ve medeniyetini görmeyi nasip eyler…

Amiin…

Nuh

KUR’ANDAN ÇOK YAKIN ZAFER MÜJDELERİ
KUR’ANDAN ÇOK YAKIN ZAFER MÜJDELERİ

Meryem:

37- İçlerinden (bazı) gruplar (vaad edilen galibiyet ve ahiret günü hakkında) ihtilafa düştüler. Artık büyük günü (Mehdiyet devrimini ve ahiret gerçeğini) görmekten dolayı, vay inkar edenlere!..

38- Bize gelecekleri (vaad ettiklerimizin gerçekleşeceği) gün neler işitecekler, neler görecekler!.. (Şaşkınlığa ve perişanlığa düşecekler) Ama bu gün, o zalimler, açık bir sapıklık içindedirler.

39- (Tayin ve takdir edilen ve kesinlikle bildirilen) İşin kaza edilip (hüküm ve karar verilip) biteceği hasret gününe karşı onları uyar! (Müminlerin hasret ve heyecanla beklediği, münkirlerin nedamet ve zillete düşeceği günü hatırlat) Ki onlar (hala) bir gaflet içindedirler ve (Hakkın hakimiyetine ve hesaba çekilip karşılığını göreceklerini) inkar etmektedirler.

Zariyat:

23- İşte bu göğün ve yerin Rabbine and olsun ki; şüphesiz o (size vaad edilen dünyada galibiyet, ahirette hesap günü) sizin (aranızda) konuştuklarınız gibi, elbette kesin bir gerçektir.

8-12- (Ama ey şeytani bir gururla sapıtanlar)

•Siz, kesinlikle, biri birini tutmaz bir söz (çelişkili fikirler ve gerçek dışı görüşler) içindesiniz.

•Ondan (Haktan ve hayırdan yüz dönderip, benliğe ve dünyalık beklentilere yönelen, hikmet ve hakikatten) çevrilen; (hidayet ve istikametten de) çevrilir! (Kendi gurur ve kuruntularının esiri haline gelirler.)

•Kahrolsun o, zan ve tahminle yalan söyleyenler!..

•Ki onlar, cehalet kuşatması içinde bilgiçlik satan gafillerdir.

•(Her şeyi dünyaya ve nefsi hevalarına endeksleyip) din günü (hesap ve ceza gerçeği ve ahiret müjdesi, kim bilir) ne zaman? diye sormak suretiyle şeytani mahiyetlerini ortaya dökerler.

•36- Ne var ki orada, Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulamadık.

•50- Öyleyse, (her türlü şirkten, şekavetten ve şeytaniyetten uzaklaşıp) Allah’a doğru kaçın!.. Gerçekten ben sizi, Ondan yana (Allah adına) açıkça uyarıyorum.

51- (Sakın) Allah ile beraber (başka bir kimseyi Ona ortak) bir ilah kılmayın!. Muhakkak ben sizi, Onun adına, açıkça uyarıyorum.

En’am:

112- Bunun gibi, her peygambere (Allah tarafından görevli dava rehberine) ve hakikat habercisine, insan ve cin şeytanlarından (zahiren dost görünen gizli) bir düşman (musallat) kıldık. Onlar biri birilerini aldatmak (avutmak ve oyalamak) için yaldızlı sözler (iltifat edici ifadeler) fısıldaşır. Eğer Rabbin isteseydi (izin vermeseydi) bunu yapmazlardı… Öyleyse onları (kendi konum ve görevleri gereği, mecburen öyle davrandıkları) samimi olmayan uydurma söz ve hareketlerini kendi hallerine (ve özel mahiyetlerine) bırak

https://www.millicozum.com/mc/mayis-2007/kurandan-k-yakin-zafer-mdeler

Hasan Çelik

Yalancı sahtekârların mumları yatsıya kadar yanacak ve sonunda Millet uyanacaktır. Özüne ve değerlerine bağlı kaldığı sürece de, ne Tapınakçılar ne masonlar ne Din istismarcıları, ne devrim sahtekârları ne de herhangi başka bir şer odağı bu şanlı Milletin
Oysa, Tapınakçılar da dahil olmak üzere, inkâr edenlerin hileli düzenleri ve tuzakları ne olursa olsun, ne kadar sağlam görünürse görünsün bozulmaya mahkûmdur. Allah bu gerçeği Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:

“Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik. İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır. İman edenleri ve sakınanları da kurtardık.” (Neml Suresi, 50-53)

Bütün bu gerçekler göstermektedir ki, Tapınak Şövalyeleri, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de gizli ve organize bir örgüt halinde faaliyet göstermektedir.

Resmi ve gayrı resmi pek çok kurum ve kuruluşun içinde yuvalanmış bu örgütün, üyeleri kendilerini gizleseler bile amaçları ve yöntemleri bellidir ve tehlikelidir.

[b]Bu karanlık örgüt mensupları, Dine saygılı gibi davranarak; milli ve manevi değerlerini savunan, vatanını ve milletini sevip koruyan, insanları Allah’a iman etmeye, Kur’an ahlâkını yaşamaya çağıran samimi Müslümanları her türlü sindirme, kışkırtma, tahrik, iftira ve karalama yöntemini kullanarak ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Böylelikle, dindar ve milliyetperver Türk halkını birbirine kenetleyen ulvi değerleri zayıflatarak milli birlik ve bütünlüğümüzü parçalama amaçlarının ve şeytani hesaplarının karşısında önemli bir engel olarak gördükleri Aziz Milletimizi diledikleri gibi yönlendirmek hayalini taşımaktadırlar. [/b]

Ne var ki, tarih boyunca her dönemde bu tür karanlık oyunlar Müslüman Türk Milleti üzerinde oynanmaya çalışılmış, fakat bu tür girişimler her zaman hüsranla sonuçlanmıştır. Bundan sonra da bu tür şeytani planların, tuzakların, komploların başarıya ulaşması Allah’ın izniyle asla mümkün olmayacaktır. Çünkü şanlı Türk Milleti bu tür alçakça planları bozacak ve bu planları tasarlayanların aleyhine çevirecek imana, güce ve akla fazlasıyla sahip bulunmaktadır.

[b]Yalancı sahtekârların mumları yatsıya kadar yanacak ve sonunda Millet uyanacaktır. Özüne ve değerlerine bağlı kaldığı sürece de, ne Tapınakçılar ne masonlar ne Din istismarcıları, ne devrim sahtekârları ne de herhangi başka bir şer odağı bu şanlı Milletin ve Devletimizin ufkunu karartamayacaktır.[/b]

R YÜCEL

SELAM OLSUN SADIKLARA!
Evet geçmişte de, günümüzde de bunca ayet ve hadisin açık ifade ve işaretiyle anlaşılıyor ve zaten bizzat müşahade ediliyor ki:

İnkar ve itiraz çok, İslamiyet azdır!..
Anlayış kıtlığı çok, akıl ve feraset azdır!..
Haset ve hıyanet çok, sadakat azdır
Münafıklık ve sahtekarlık çok, samimiyet azdır!..
Yapmacık tavırlar veRiyakarlık çok, ihlaslı ibadet azdır!..
Velhasıl,
Yakılacak kömür çok, takılacak elmas azdır.!..
Paslı demir çok, ama pahalı altın azdır.!..
Görmüyor musunuz,!?
Etiketli, yetkili ve de ganimet ehli, sözde dava adamı (!) çok,
Ama vefakar, cefakar ve fedakar, özde dava dertlisi ve hizmet erbabı azdır.!.
Bakınız, yeryüzünde 6 milyar kadar insan yaşamaktadır.
Bunların sadece bir buçuk milyar kadarı müslümandır.
Düşünün, acaba bunların ne kadarı Kur’an ve sünnet çizgisinde bulunmaktadır?
Bu kadar müslüman içerisinde, İslâm’ın tamamına inanan ve yaşamaya çalışan ve yeni bir Kur’an medeniyeti kurulmasını arzulayan ne kadar şuurlu müslüman vardır?
Ve bunlar arasında hizmet ve sorumluluk duygusuna ve “ihsan” huzuruna sahip bulunan ve davasında daim olan müslüman ne kadardır?
Ve işte görüyorsunuz ki, teslimiyet feraset ve hizmet derecelerine göre hep azlar ve küçük rakamlar karşımıza çıkmaktadır.
Şayet Asr-ı saadete dikkat ve ibretle bakılırsa, bu durum daha iyi anlaşılacaktır. O dönemde, Ortadoğu ve Arabistan yarımadasındaki tahminen 1 milyon insandan, Efendimizin çağrısına uyan ve özellikle Veda Haccı’nda hazır bulunan yaklaşık 100 bin kişidir.
Bunlar arasında, Mekke fethinden önce müslüman olanlar ancak 10 bindir.
Bu on bin sahabinin içinde sadece bin kadarı Ensar bilinir.
Muhacir ise, “yüz”den fazla değildir.
Aşere-i Mübeşşere, 10 büyük şahsiyettir.
Hulafi Raşidin ise sadece 4 tanedir.

Efendimize ilk tabi olan da, O’na sonuna kadar sahip çıkan da, İslâmı en iyi anlayan da… Cemaatin birliğini, devletin dirliğini sağlayan da, hep bu şanslı ve şerefli “az” lar olduğu bir gerçektir.

Ve bu gerçeklerin ışığında asrın sahibinin, “Biz, yüzde onun yüzde onuyuz!..” sözleri daha bir önem ve anlam arz etmektedir. Yani %1, kutlu, mutlu ve umutlu bir neticedir.!

“Mevlam bizi kat “az” lara

Selam olsun sadıklara!

DOSTLARA SELAM!

Selam olsun mü’min, metin canlara
Umut aşılayın, hep vicdanlara
Değişmem taşınız, tüm mercanlara
Sevincim övüncüm, göz nurum dostlar!

Allah’ın lütfudur, sadık yaranım
Akrabadan evla, tutar Kur’an’ım
Darlıkta koşanım, yaram saranım
Gönül ferahımdır, huzurum dostlar!

Umut gıdamızdır, kutlu sevdamız
Yolumuz Dostadır, Hak’tır davamız
Derdimiz Mevla’dır, ortak duamız
Vakta ki açıktır, şuurum dostlar!

Müslüman doğrudur, dobradır merttir
O hıyanet bilmez, açıktır nettir
Hocanız şefkatli, velakin serttir
Gayrı bağışlayın, kusurum dostlar!

Hidayet olmazsa, değil haddimiz
Çalışın nur ile, dolsun kabrimiz
İnşallah bahşeder, Yüce Rabbimiz
Benden ön cennete, buyurun dostlar!

Hak’kın tecellisi, sizde örülür
Aynam gibisiniz, aynım görülür
Bir gün ömür biter, defter dürülür
Durmayın gerçeği, duyurun dostlar!

Hakkız helal edin, duaya muhtaç
Bu kardeşinize, sevginiz ilaç
Karnımız doyar da, kalplerimiz aç
Kalması en büyük, sorunum dostlar!

Ey Resul yolumuz, Senin izindir
Erbakan Hocamız, ki varisindir
Hak hakim olunca, şeref sizindir
Aziz kardeşlerim, onurum dostlar!

Osman Nuri

Uyuyan birini kaldırabilirsiniz, fakat uyur numarası yapanı kaldıramazsınız..!
Diyelim ki; bir evde 8-10 kişi uyuyor. Ve acilen kaldırmak icap etti veya sabah namazı vakti geldi sabah namazına kaldıracaksınız gittiniz uyandırmaya kaldırmaya çalışıyorsunuz … Uyuyanları uyandırmanın kolay olduğunu , ama uyur numarası yapıp uyanmayanların uyandırılmasının mümkün olmadığını göreceksiniz… Aynı bunun gibi 1969 yılından 2011 yılına kadar Aziz Erbakan Hocamızın bu dünya insanlığının özelde Türkiye halkının madden ve manen sömürüldüğü , sömürülürken de hiçbir şekilde farkettirmeden insanlığın alın terinin hiçe sayıldığı, bu sömürüye sömürü demeden gidişata bu düzenle yaşamaya alternatifinin olmadığını göstererek insanlığı ezen SİYONİZM’İ veya IRKÇI EMPERYALİZM’in senaryolarını hayatı boyunca deşifre etti ve alternatifini daha doğrusu bu düzene mahkum değiliz diyerek ADİL DÜZEN adında madeen ve manen saadete erişterecek bir medeniyet projesiyle uyuyan insanlığı UYANDIRMAYA bu zalim düzene BAŞ KALDIRMAYA davet etti. Gerçekten uyuyan uyanmak isteyenlere bu çağrı etkili oldu, ama uyur numarası yapıp nefsine hesabına uygun görmeyenler uyur numarası yapmaya devam etmekteler malesef… Aziz Erbakan Hocamızın bu haklı çağrısına gönülden inanan ve bu yolda gayret ve çabasını azami derecede devam ettiren en sadık talebesi ve takipçisi olma özelliğini tescillemiş Milli Çözüm ve Şahsi Manevisi Üstad Ahmet AKGÜL Hocamız Aziz Erbakan’ın yolunda izinde canhıraşane hizmetine devam etmektedir ve inşaallah YENİ BİR DÜNYA VE ADİL DÜZEN PROJELERİNİN hayata geçişi ve zalim Siyonist Zihniyetin tarihin çöplüğüne gömüleceği konusunda mutlu sona ulaşmaya ramak kaldığı şu günlerde , rabbim bizleri ve vicdan ehlini istikamet üzere olmaktan bir an bile uzak tutmasın ayaklarımızı kaydırmasın… Amin… Bu makalenin insanımızın gençlerimizin uyanması noktasında büyük önem arzetmekte olduğu için bu makaleyi yaygınlaştırmalı çevremize fotokopisi olur – sosyal medya mercilerinde olur mesajlarla ulaştırmanın gayret ve çabasını göstermeliyiz… Muhterem Ahmet Hocamıza böylesi bir makaleyi kaleme aldıkları vakit ayırdıkları için çok teşekkür ediyorum . Rabbim kendilerinden razı olsun …

N.Gündüz

Şeytanın emrindeki Siyonizm…
Masonluk, daha çok Yahudilik temelleri üzerine dayalı, millî ve manevî değerleri bozmak gayesiyle kurulmuş, idealleri çok gizli, fakat teşkilatları açık bir örgüttür. 1900 yılındaki toplantı zabıtlarının 102. sayfasında, (Dindarlara ve mabetlere galip gelmek kâfi değildir. Asıl maksadımız, bütün dinleri yok etmektir) yazmaktadır.

Bu yönleriyle komünistlere çok benzerler. Masonlar, komünist ülkelerde komünist olarak, kapitalist ülkelerde kapitalist olarak çalışırlar. Yani bulundukları yerin rengini alırlar. Düşünce özgürlüğü adı altında, (Hepimiz bütün gücümüzle inanç özgürlüğü fikrini dünyaya yaymaya sarılarak, localarımızda verdiğimiz kararları her ülkeye duyurmalıyız. Din kardeşliğini yok edip, bunun yerine mason kardeşliği getirmeliyiz. Dinleri yok etmekten ibaret olan mukaddes gayemize, bu suretle kavuşacağız) diyorlar.

Bu gizli maksatlarını saklamak için ise, (Masonlar tanrıya inanır) diyorlar. Hâlbuki tabiatı yaratıcı kuvvet olarak bilip, tabiat için (Kâinatın ulu mimarı) derler.
Masonluğun, dinleri yok etmek için kurulduğunu bilmeyen yoktur. Masonları böyle övmesi art niyetlidir. Mızrağı çuvala sığdıramaz. Minareye kılıf araması boşunadır.

Biz de masonlardan namaz kılanları işitiyoruz, namaz kılarken çekilmiş resimlerini görüyoruz. Ama bunları, insanları kandırmak veya oy almak için yaptıkları çok görüldü. Gösteriş için aynı vaktin namazını, birkaç sefer kılanları bile oldu.

Masonluk, daha çok Yahudilik temelleri üzerine dayalı olarak, millî ve manevî değerleri bozmak gayesiyle kurulan, idealleri çok gizli, fakat örgütleri açık bir kuruluştur. (Asıl maksadımız, bütün dinleri yok etmektir) derler.
Rahmetli Abdülhamit Han ile rahmetli Erbakan Hocamız arasında en büyük benzerlik/ortak paydalardan biri, Siyonist ve masonlara karşı verdikleri mücadeledir. Ne yazık ki her iki liderin bu şer hareketine karşı verdiği mücadele, dönemlerinde anlaşılamamış, sürekli eleştirilmişlerdir. Abdülhamit’in Siyonizm’e karşı verdiği mücadele ile Erbakan Hocamız’ın verdiği mücadele arasında ciddi bir benzerliğin var olması, her iki dönemde de Siyonizm’in eşdeğer güçte olduğu anlamına gelmemelidir. Erbakan Hocamız’ın döneminde, Siyonizm’in, daha büyük ve tehlikeli küresel bir güç haline geldiği göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Ayrıca Abdülhamit hükümdar iken Erbakan çok kısa fasılalı bakan, başbakan olmuştur. Dolayısıyla Erbakan, Siyonizm’e karşı mücadelede devlet güç ve imkânlarını kullanabilmiş değildir. Bu açıdan O’nun Siyonizm’e karşı mücadelesi, bir siyası parti lideri olarak ve imkânsızlıklara rağmen destansı bir mücadeledir.

Siyonizm, genelde Müslüman camiada parlamento dışında etkisi olan bir konu iken, Erbakan Hocamız , bunu parlamento içine taşıyarak Türkiye’nin siyası gündemine sokmuştur. Siyasetin doğası gereği konu halk arasında daha sık tartışılır olmuştur.
Erbakan Hocamız’a Göre Siyonizm’in Amentüsü: Kabala-Tevrat-Talmut Eksenli Bir Yapılanış
Rahmetli Erbakan Hocamız’ın , Siyonizm meselesini, toplumsal algıdaki değişimlere ve Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlara uygun olarak başlangıçta Yahudi sonra Siyonizm daha sonra da, “Irkçı emperyalizm” kavramlarını kullanarak gündeme taşımıştır. Irkçı emperyalizm kavramsallaştırması, kendisine aittir.
Erbakan Hoca, Siyonizm meselesini bir bütün olarak ele almıştır. Siyonizm’in basit bir teşkilatlanma olmadığı, derin felsefi temeller üzerinde yükselen ve en az 2000 yıllık bir mücadelenin sonucu ortaya çıkan ve dünya hâkimiyetini esas alan bir hareket olduğu üzerinde ısrarla durmuştur. O nedenle de Siyonizm’in felsefi temellerini, Siyonizm’in olmazsa olmazı olan temel kabullerini (amentüsünü), her seferinde gündeme taşımıştır.
Bu noktada Milli Görüş Hareketi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilke, imza atmıştır. O da, 23.3.1992 yılında ‘Mason Dernekleri, Rotary ve Lions Kulüplerinin Faaliyetleri ile ilgili meclis araştırması’ istemiş olmasıdır.
Erbakan Hocamız,büyük bir basiret, feraset ve cesaretle Siyonizm meselesini Türkiye’de siyasetin ve halkın gündemine sokmuştur. Bu yolla halkın bilinçlenmesine büyük bir katkıda bulunmuştur. Erbakan’ın bu mücadelesini abartı olarak görenler ve ihmalkâr davrananlar, bugün hem kendileri bedel ödüyor hem de ülkeye bedel ödettiriyorlar.
Bu toprağın derinliklerine kök salmış tohumlar, çok daha güçlü, sağlam meyve verecek ve gelecek çok daha parlak ve aydınlık olacaktır. Çünkü bu, Allah’ın davasına sahip çıkanlara Allah’ın bir vaadidir:

Mehmet S. PINAR

ALLAH İLE SAVAŞAN ŞEYTAN!
Barış, Sevgi, Merhamet, Vicdan, Adalet, Ahlak, Hamiyet, Vefa, ve daha nice fıtrata yatkın hasletler;Cenabı Hakkın “beşeri”, “insanı kamil” kılmak için ruhun donanımını sağlayan ilahi formatlarıdır.. Bundan en iyi haberdar olanların başında da Şeytan gelmektedir..!
Ve, insanı bozgunculuğa, ifsada ve her türlü fücüra götürecek sebepleri de insana fısıldayacağını,telkin edeceğini de, taa meselesinin en başında beyan etmiştir..! Makaleyi dikkatle, tefekkürle ve anlayarak okuyan kişi öyle bir sonuca varacak ki, bütün mesele, Allahın hükümdarlığına karşı, şeytan tarafından açılan bir büyük savaştır.. Ve bu savaşta “insan” şeytan tarafından silah olarak kullanılmaktadır..! İnsanın, bu hakikati görmemesi için, şeytan kendi şaheserini “siyonizm” olarak icra etmiş, ve öyle bir gizemli savaş yürütüyor ki hiç bir kimse bir çok olayın arkasında, bir tek Siyonist ismi bile bulamamaktadır…!
Yalnız Allahın has kulları ve İmanda zirveye ulaşan kullar istisna!!
Bin yıllara dayanan ve artık Dünya tarihinde en kapsamlı gücüne ve etkisine ulaşan Şeytanın Şer Odağı, Prof Necmettin Erbakan Hocamızın, emsalsiz cihadı ve üstün kudreti ile hazırladığı Siyasi ve Askeri irade ile dağılacak.. Ve yine Milli Çözümün yanılmaz ve yanıltmaz feraseti ile, en başta Cenabı Hakkın muradı olan “Andolsun ben ve Elçilerim galip gelecektir.” sözü yerine gelecek.. Ve Şeytanın, bu imtihandaki etkisi yok olacak.. Rabbimizin Kur’anında buyurduğu üzere
“Sizin bilmediklerinizi ben bilirim” sözü de yerini bulacak, En yüce İnsanı Kamilin, Şeytan karşısındaki Asil duruşu, Sebat ve Sadakatla Rabbine beyan ettiği İmanı, bütün Yaratılmışlara beyan edilecektir inşallah..

Halil gürel

Tebrik ediyorum…
7 farklı yayın , yazar ve kitap gibi bir çok bilgiden yararlanıp hazırlanmış kos koca bir tarih…

Mehmet Çelik

Uyuyan Müslümanlar!!!
Bu masonların; dış politikayı ayarlamak, yandaşlara ihale aldırıp milletin sırtından milyarlar kazandırmak… Stratejik makamlara kendi adamlarını ve Siyonizm’le irtibatlı bürokratları atamak… ABD ve AB’nin dayattığı sinsi sözleşmeleri, Uyum Yasaları kılıfıyla Meclis’e onaylattırmak üzere en sıkı fıkı çalıştıkları hükümet ise AKP ve Erdoğan iktidarıdır. Üstelik AKP’nin talan ve tahribatları bahanesiyle, bu masonlar, medyadaki uzantılarıyla, hem İslam’a ve İslamcılığa saldırmakta, hem de şeytani amaçlarına kolaylık sağlamaktadır.

Cengiz

GİZLİ VE TEHLİKELİ BİR DÜŞMANA KARŞI NE YAPMALI!..
GİZLİ VE TEHLİKELİ BİR DÜŞMANA KARŞI NE YAPMALI!..

İnsanın doğasında kendisine anlatılana zahirde gördüğüne inanma eğilimi vardır!.. Ancak bu eğilimi bilen ve sinsi emelleri için gizli planlar tuzaklar kuran şeytanilerin mutlaka olacağını Yüce Rabbimiz biz kullarına bildirir..

Şuanda dünya gizli güçlerin ekonomiden siyasete tarım politikalarından tv ekranlarına dizayn ettiği bir yapıdadır ve Siyonizm’i tanımayan kişiler toplumlar bunu fark edemezler tedbir geliştiremezler… İnsanlar vicdani dürüstlüğe ermedikçe çok dikkatli ve ferasetli olmadıkça oynanan oyunları kolay kolay anlayamazlar çünkü;

Dış güçler -en başta din siyaset ekonomi medya vb alanlarda olmak üzere- halkın(toplumların) nabzına ve ihtiyaçlarına göre liderler hocalar kanaat önderleri fikir akımları vb ayarlar.

“Bir Komplonun İlk Tedbiri Herkesi Bir Komplonun Olmadığına İnandırmaktır!.”

“Bir komplonun ilk tedbiri herkesi bir komplonun olmadığına inandırmaktır.” (Garry Allen)

“Siyasette hiçbir şey tesadüf değildir. Bir şey olmuşsa bunun mutlaka daha önceden planlandığından emin olabilirsiniz.” (Franklin D. Roosevelt)

“Görüyorsun sevgili dostum Coningsby, dünya, olayların perde arkasını bilmeyen insanların sandığı kişilerden çok daha farklı kişiler tarafından yönetilmektedir.”

(Lionel Rothschild`ın 1844 yılında müstakbel İngiltere Başbakanı Benjamin Disraeli`ye (Coningsby) yaptığı bir konuşmadan, American Manifest Destiny the Holocausts, Conrad Grieb, s. 4)

Erbakan Hoca Ve Dış Güçlerin Deşifresi!..

Ülkemizde İslam Aleminde (Ve Dünyada) Gizli Güçleri yani Siyonist sistemi ençok deşifre eden kişi Rahmetli Erbakan Hocadır.. (İranlı bir bakanın; “Siyonizmi ümmete Erbakan Hocamız öğretmiştir.” şeklindeki ifadeleri hatırlardadır)

Siyasi fikri mücadelesi hep Batıl güçlerin zulmünü önlemek Adil bir düzen kurmak üzerineydi. Ortaya çıkması ile beraber kullandıkları;

” Hak Geldi Bâtıl Zail Oldu!” (İsra – 8)

Ayeti adeta Milli Görüş’ün sloganı oldu. Ve müminlere ümitle bakmayı öğretti ve geleceği müjdeleyen bir ışık oldu!..

Erbakan Hoca siyasi ekonomik fikri mücadelesinin ilk yıllarından itibaren dış güçleri onların planlarını çok iyi bildiği için hep milletimizi uyarmıştır. Ülkemizi Ab Abd Rusya vb peşinde koşan değil Hakkı adaleti hakim kılan tarihe yön veren bir ülke yapmaya insanımıza tarihi misyonunu tekrar yüklemeye çalışmıştır.

Erbakan Hoca tüm yanlış (dindar sağcı görünen Özal Demirellerin hatalı politikaları da dahil olmak üzere) siyasi ekonomik medyatik yapılarla mücadele yapmış eline geçen iktidar fırsatlarını ülkemizin milli haysiyetli bağımsız lider ülke misyonunu yakalayabilmesi için kullanmıştır. (Kıbrıs Zaferi, Sanayileşme Hamleleri, Denk Bütçe, D-8) Ve Erbakan Hoca Aselsan Tusaş vb birçok ileri teknoloji kuruluşlarını kurarak (ve bizatihi çok sayıda olağanüstü üst teknolojiler üreterek) ülkemizin stratejik silah vb teknolojilere sahip olmasının (siyonist zulüm sistemini alaşağı etmenin) yolunu sonuna kadar açmıştır. Erbakan Hoca’nın projelerini engellemek isteyen dış güçler ve ülkemizdeki uzantıları önce 28 Şubat Postmodern Darbesini planladılar bununla istedikleri başarıya ulaşamayınca Milli Görüş’ü (içteki duayen adamlarını da kullanarak) bölme yoluna gittiler. Ve Akp’yi ortaya çılardılar.. (Elbette hiçbir oyunları zail olmalarına engel olamayacak)

Erbakan Hocanın Akp İle İlgili Uyarıları!..

AKP’nin ilk dönemlerinde Abd’ye İsrail’e Küresel Sermayeye Siyonist Yahudilerine verilen tavizler ve sözler dolayı ile Akp iktidarına medya finans vb destekler verildi..

Gerçekte Akp iktidarda değildi aslında.. Örneğin dolar hiç artmıyor zahiren tl değerleniyordu. Suriye ile vizeler kalkıyordu.. vb. Tabi bu zahiri başarılarla Sn. Erdoğan ve Akp kurmayları övünüyor ve halka başarılarını(!) hava atarak anlatıyorlardı. Halkta bu göstergelerin gizli güçlerin bir tuzağı olduğunu görmüyordu. Hep birlikte büyük yanılgılara inanılıyordu.

Tam böyle bir atmosferde konjonktürde Rahmetli Erbakan Hoca dış güçleri ve onların tuzaklarını deşifre ediyordu.

Örneğin; dolar döviz konusu ile ilgili hava atışa:

” İyi de bunu sen mi yapıyorsun sen sadece at yarışı spikerisin”

diyordu. (Bugün doların dövizin faizin durumu ortada)

Suriye ile ilgili vizelerin kalkması konusu “Suriye’yi karıştıracak ajanların Türkiye üzerinden geçmeleri fırsatı verilmesi” şeklinde analiz ediliyordu.

Akp ve Erdoğan’ın Bop (Büyük Ortadoğu Projesi) Eş Başkanlığı övgüsüne Bop’un Büyük İsrail hedefine ulaşmak için tezgahlanan bir proje olduğunu maksadın İslam ülkelerini bölüp parçalamak iç savaşlara sürüklemek insanları ülkelerini terk etmek zorunda bırakmak vb olduğunu ve bu veballere ortak olmanın büyük vebalini hatırlatıyordu.

Akp iktidarı Bop’un bir aşaması olarak uygulanan ARAP BAHARI’nı (ki Arap Baharı görünüşte İslami hareketlerin güç kazanarak iktidara ulaşması yolu gibi algılatılıyordu) desteklerken Erbakan Hoca herkesin aksine; “Yorulan Atların Değiştirilmesi” şeklindeki bir oyun olarak yorumda bulunuyordu.

Evet halkımız Akp iktidarına biçilen dindar kahraman havası ile sevinirken Erbakan Hoca Akp ile Siyonizmin Büyük İsrail projesinin işletildiğini bazı göz boyama taktikleri ile tehlikenin kamufle edildiğini “Toprağın ayağımızdan kaydığını” “uyanmamız” gerektiğini haykırıyordu.. Çünkü O’na göre Akp dış güçlerce iktidara taşınmıştı. Ve dış güçlerin masonik ve gizli yapılanmaları ile oluşturduğu profesyonel düzeni Akp’nin değiştiremeyeceğini ve zaten menfaate dayalı yapıların faizci kapitalist sömürü düzeninden beslenmeyi tercih edeceklerini sadece halklarını oyalayıcı ve göz boyacı taktikler uygulayacaklarını hatırlatmıştır.. Erbakan Hoca’nın şu sözü konuyu oldukça açık bir biçimde ortaya koymaktadır:

“SİSTEMDEN BESLENENLER SİSTEMİ DEĞİŞTİREMEZLER!”

Rahmetli Erbakan Hocamız Akp’nin haraç meraç yaptığı özelleştirmeleri dış güçlerin küresel sermayenin isteği ile tarımda uygulan kotaların tehlikelerini vb anlatıp durdu!..

AKP DIŞ GÜÇLERİN FARKINDA MI VE NE YAPIYOR?

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmalarında sık sık 15 Temmuz darbe girişiminin ardında bir “üst akıl” olduğunu vurgulamasına rağmen bu üst aklın kim olduğunu bir türlü açıklamamıştır.

“Gülen’in terör örgütünün de üzerinde başka bir üst akıl var”
(https://www.aa.com.tr/tr/15-temmuz-darbe-girisimi/cumhurbaskani-erdogan-gulenin-teror-orgutunun-de-uzerinde-baska-bir-ust-akil-var/612292)

15 Temmuz sonrası bir konuşmalarında Üst aklın Ortadoğu’daki planlarını bildiklerini ve bunları bozabileceklerini vurgulamışlardı.

Ülkemizdeki ÖZELLİKLE de Milli Görüş Lideri Erbakan Hocanın başını çektiği (ki Erbakan Hoca bu Üst Aklı Rejisörü Gizli El’i yani Siyonizmi deşifre edip ümmeti ve insanlığı uyandıran en önemli kişidir) bazı kişi ve topluluklara göre ise Erdoğan ve AKP iktidarının BOP vb projelere dahil olarak Siyonizmin Ortadoğu’daki plan ve oyunlarına bilerek veya bilmeyerek ortak olduğunu defaten vurgulamışlardır.. Ve hatta bu projelere ortak ve zulme alet olmanın vebali;

“Irak’ta ölen tek bir çocuğun vebalini yedi sülaleniz alnını secdeden kaldırmasa ödeyemezsiniz”

ifadeleri ile çok açık olarak belirtmiştir Akp’nin zulme ortak oluşunu onu desteklemenin de bu vebale ortak olmak anlamına geleceğini -insanların hoşuna gitmese- de açıkça haykırılmıştır.

AKP İktidarı Dış Güçleri zahiren hep suçlasa da başarısızlıklarına kılıp gösterse de bunların üzerine (örneğin Atatürk’ün “kökü dışarda” olarak tanımladığı masonların) gitmemesi enterasan değil midir??.. Dış Güçler olarak tanımlanan Siyonizmin yönetim noktalarında üst kademelerde bulunan Yahudi Lobilerini ziyaretlerden de geri durulmamaktadır..

İktidar böyle iken muhalefette bu konuda maalesef güven vermemektedir.. Ab Abd İsrail Faiz Ahlak Maneviyatı tahrip edici politikalar vb de iktidar ve muhalefet neredeyse aynıdır.
(https://www.millicozum.com/mc/subat-2017/akp-ile-chpnin-40-aynisi)

NE YAPMALI?..

Millet olarak ümmet olarak uyanışa geçmeli!.. Dış güçlerin inanç hedef strateji plan ve uygulamalarını en iyi bilen Rahmetli Erbakan Hocamızın fikir proje ve hedeflerini iyi anlamalıdır.. Milli-manevi değerler ve ülkemizin menfaatleri noktasında sağcı-solcu ocu buculuklar bir kenara bırakılarak kenetlenmelidir.
Bugün bu misyonu temsil eden Milli Çözüm Dergisi ve Üstad Ahmet Akgül Hoca dikkatle takip edilmelidir.

Hiçbir dış gücün tesirinde kalmadan Faizsiz sömrüsüz Adil Bir Düzen İslam Birliği ve Yeni Adil Bir Dünya ülkemiz öncülüğünde inşaa edilmelidir!..

Erbakan ve Şuan Milli Çözüm Hakkı ortaya koymaktadır. Oyunlar deşifre edilmektedir.

(Siyonizmin gelişen olaylara karşı yöntem ve strateji değiştirmesi yeni kuruluşlar yeni liderler hazırlamadı son derece doğaldır.. Asıl bizlerin ne yaptığı önemlidir. Uyanık olmalı ve hakkın sözcülerine kulak verilmelidir. Onurlu şuurlu sorumlu bir duruş sergilemelidir. Birlik ve beraberlik içinde hareket etmelidir.)

Ve ” Hak Gelince Kaçınılmaz Olarak Batıl Zail Olacaktır!. “

” Gelin, MİLLİ ÇÖZÜM’e inanan bir CUMHURBAŞKANI biran evvel seçelim!”

Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN

“ZAFER İNANANLARINDIR VE İNŞAALLAH ZAFER YAKINDIR!.”

(Not: Bu kadar profesyonel stratejiler uygulayan dış güçlerin en büyük düşmanları olan Erbakan Hocamızın etrafını boş bırakacağını düşünmek saflık olacaktır.

Erbakan Hoca gibi bir deha elbetteki bunun bilincinde olarak siyaset ve strateji izlemiştir. Örneğin siyasete dikkat çekerken stratejik silah teknolojilerini üreterek milli manevi değerlere bağlı haysiyetli özel sektör kurumlarına ve resmi kanallara bu silahları emanet etmişlerdir. Bunu vb çok önemli hamlelerini etrafındaki kişlerden bile gizli tutmuşlardır..)

Veysel

Uykuda Olan Kim?
Atatürk tarafından kapatılmayı uykuya çekilmek gören ve ne hikmetse ülkede en çok Atatürk istismarını yapan, bugün ki hükümet ile ters düşmüş gibi yaparak pek çok stratejik kuruma çok dolgun maaşlarla yerleşen mason localarını ve üyelerini, dayanak noktalarını ve düşünce yapılarını çok net anladık… Savundukları temel öğretilerini halâ tüm topluma empoze ederek; dışa bağımlı olmayı, köle olmayı ve nihayetinde siyonizm’e uşak olmayı öğütleyen bu yapıların hiç de uyumadıkları aksine özellikle dönemimizde olduğu gibi dindar kahraman sanılan iktidarlar döneminde altın dönemlerini yaşadıklarını görüyoruz. Tabi bu durumda, bu organizasyonlara iyi niyetle katılan ve bir şekilde bu sakıncalı yönlerini tespit edemeyen ve ayrıca toplumda bunların hoş gelen taraflarına denk gelip kabul eşiğini yerlere indiren kesimlerin aslında uykuda olduklarını da anlıyoruz. İnşallah bu kadar delil ve ispat ile ortaya koyulan bu gerçekler, hala idrak edememiş pek çok kişinin idrak edip uyanışına vesile olur. Böylece de gerçekten Milli ve Manevi değerlerimize yönelir ve vatanımızı bu tehlikeli yapılardan arındırmış oluruz.

Mehmet Akif AVCI

Siyonizm, Bütün Gücüyle ve Örgütlenmesiyle Birlikte Tarihin Çöplüğüne Atılacak ve Türkiye Merkezli Yeni Adil Bir Dünya Düzeni Kurulacaktır!
Farklı din ve düşünceden, değişik kültür ve kökenden yetkili, etkili ve yetenekli kişileri; inançlı, ahlâklı ve başarılı hizmetlere kolaylık ve destek sağlamak ve tüm dünyada ortak bir tanışma ve dayanışma ağı oluşturmak gibi cazip ve yaldızlı amaçlarla bünyesine alan Masonlar, aslında şeytanın Dini olan Siyonizm’in alt kuruluşlarıdır. Rotary kulüpler Siyonizm’in ilkokulu, Lionslar ortaokulu, Masonluk ise liseleri ve yüksek öğretim kesimleri konumundadır. Mason Localarının genellikle gizli tutulmaları ve gizemli toplantıları zaten kirli ve çetrefilli işlere bulaştıklarının en açık kanıtıdır.

Bugün emperyalizmin ve vahşi kapitalizmin kalesi olan… Savaş, işgal, anarşi, ihtilal gibi fesatlık üreten şebekeleriyle ve Siyonizm’in faizci, kan emici ve rantiyeci küresel şirketleriyle dünyayı cehenneme çevirmiş bulunan Birleşik Amerika’nın hem kurucularının, hem de bütün yönetici kadrolarının Yahudi ve Masonlardan oluşması… Ve Mason Localarının dış bağlantıları ve karanlık irtibatları, bunların nasıl şeytana kiralandıklarının ispatıdır.

Bütün bu gerçekler göstermektedir ki, Tapınak Şövalyeleri, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de gizli ve organize bir örgüt halinde faaliyet göstermektedir. Resmi ve gayrı resmi pek çok kurum ve kuruluşun içinde yuvalanmış bu örgütün, üyeleri kendilerini gizleseler bile amaçları ve yöntemleri bellidir ve tehlikelidir.

Bu karanlık örgüt mensupları, Dine saygılı gibi davranarak; milli ve manevi değerlerini savunan, vatanını ve milletini sevip koruyan, insanları Allah’a iman etmeye, Kur’an ahlâkını yaşamaya çağıran samimi Müslümanları her türlü sindirme, kışkırtma, tahrik, iftira ve karalama yöntemini kullanarak ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.

Böylelikle, dindar ve milliyetperver Türk halkını birbirine kenetleyen ulvi değerleri zayıflatarak milli birlik ve bütünlüğümüzü parçalama amaçlarının ve şeytani hesaplarının karşısında önemli bir engel olarak gördükleri Aziz Milletimizi diledikleri gibi yönlendirmek hayalini taşımaktadırlar.

Ne var ki, tarih boyunca her dönemde bu tür karanlık oyunlar Müslüman Türk Milleti üzerinde oynanmaya çalışılmış, fakat bu tür girişimler her zaman hüsranla sonuçlanmıştır. Bundan sonra da bu tür şeytani planların, tuzakların, komploların başarıya ulaşması Allah’ın izniyle asla mümkün olmayacaktır.

Çünkü şanlı Türk Milleti bu tür alçakça planları bozacak ve bu planları tasarlayanların aleyhine çevirecek imana, güce ve akla fazlasıyla sahip bulunmaktadır. Yalancı sahtekârların mumları yatsıya kadar yanacak ve sonunda Millet uyanacaktır. Özüne ve değerlerine bağlı kaldığı sürece de, ne Tapınakçılar ne masonlar ne Din istismarcıları, ne devrim sahtekârları ne de herhangi başka bir şer odağı bu şanlı Milletin ve Devletimizin ufkunu karartamayacaktır.

Necati

Masonluk, Şeytan’ın Dini Olan Siyonizm’in Alt Kuruluşlarıdır
Masonluk; Yahudi olmayan insanları sağladığı bir kısım imtiyazlarla ve sevgi, hoşgörü kardeşlik, özgürlük, barış, adalet ve huzur gibi süslü birtakım kelimelerle aldatıp Siyonizm’in amentüsüne hizmet ettirmek ve Beni İsrail’e uşak yapmak için kurulmuştur.
Masonlar “Evrenin Ulu Mimarı” terimini kullanarak farklı din ve inançlara mensup insanları Şeytan’ın Dini Olan Siyonizm’in çatısı altında buluşturmaktadır.
Masonlukta;
“Yüce Varlık” diyerek Şeytan’a tapılmakta,
“Kardeşlik Kurumu” diyerek yeryüzünde fitne ve fesat çıkarılmakta,
“Kâmil İnsan” diyerek İsrail’den olmayan insanlar Siyonizm’e uşak yapılmaktadır.
Siyonizm’in dünya hâkimiyetini gerçekleştirebilmek için Masonlara KABBALA’nın uyarıları doğrultusunda 1- Tam Gizlilik Kuralı. 2- Kesin İtaat Kuralı. 3- Hahamlar ve Kabbala Tarafından Konulan Kurallara Kesin Olarak Bağlılık Kuralı sıkı bir şeklide uygulanmakta, masonluktan ayrılmak isteyenler tehdit edilip korkutulmaktadır.
AKP ve Erdoğan iktidarında Masonlar, uluslararası teşkilatları, finans çevrelerini ve kitle iletişim araçlarını etkili bir şekilde kullanmakta, ilmi, sosyal ve ekonomik araçlara neredeyse tam hâkimiyet kurarak İslam’a ve İslamcılığa saldırmakta, hem de şeytani amaçlarına kolaylık sağlamaktadırlar.
İyi niyetli Masonların, üyesi bulundukları bu kirli ittifakın dünya üzerindeki yıkıcı etkisini fark ettikten sonra aynı düzen içinde kalmaktan vazgeçmeleri beklenmektedir.
[b]Şer Maksadı İçin Düzen Kuranlar[/b]
[i][b]“Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır). Oysa onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatacak (derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa da, Allah katında kesinlikle onları (boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları ve programları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)” [/b][/i](İbrahim Suresi: 46. Ayet)

ALİ ÇAĞIL.

BİZE NE YETMEDİ DE?!
Bize Ne Yetmedi De!?..
Cenab-ı Hak Kur’anı Azimüşşanda şöyle buyurmaktadır;
“Ölü hayvan leşi, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen (kurban), boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş (de ölmüş bulunan), boynuzlanmış (birbiriyle dövüşerek can vermiş) ve yırtıcı hayvan tarafından (bir kısmı) yenmiş (olan; -henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç-, DİKİLİ TAŞLAR üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır, (günaha bulaşıp yoldan sapmadır.) Bugün artık kâfirler, sizin dininizden (dininizi engellemekten ve daha üstün bir adalet ve ahlâk sistemi getirmekten) umut kesmişlerdir. Artık onlardan değil Benden korkup çekinin! (Zira) Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlayıverdim ve size din olarak İslam’ı seçip-beğendim… Allah Bağışlayandır, Esirgeyendir.”
(www.mealikerim.com/5/maide/3)

Bu ayet başlı başına bir mucizedir. Artık bundan sonra islamda eksiklik aramanın yolları kapanmıştır. Efendim layt İslam (dinler arası diyalogculuk), sert islam (radikalcilik), efendim batıl sistemin şöyle insalcıl hizmet organizasyonu da var(Masonluk-Batı kulüpçülük). vs… Yaklaşık 1443 yıl önce insanoğlunun imtihan şartlarını oluşturan yüce yaratıcı bu ayetle her türlü aşırılık ve sapkınlığın Kur’an-Sünnetle önünü kesmiştir. Akıl o ki Allah’dan başka hüküm koyucu Rasulüllahtan başka rehber ve bu yöndeki icmadan gayrı yol tutmamaktır.
Bu ayette ayrıca DİKİLİ TAŞLARDAN bahsedilmektedir. Masonluk sembollerinden en önemlilerinden gücü temsilen dikili taşlar sembolik olarak çok önemli merkezlere şeytani gücün hakimiyet simgesi olarak dikilmiştir. Dünyanın çeşitli merkezlerine dikilen…
Mısırdan Vatikana getirilen ve Aziz Petrus Meydanına dikilerek Adeta Hırıstiyan alemindeki Siyonist hakimiyete işaret eden, ve yine İstanbul Sultan Ahmet meydanına dikilen bu semboller çok anlamlıdır.

“Dikilitaş’ın Masonlar için sırrı ne;
Sözlük anlamı ‘Duvarcı Ustaları’ olan Masonlar için Sultanahmet’teki Dikilitaş’ın önemi çok büyük. Dünyanın birçok noktasından gelen Masonlar, bu yapıya adeta tapıyor.
Masonların önem verdikleri sembollerden biri de, Eski Mısır mimarisinin önemli unsurlarından biri olan obelisk.
Üzerlerinde Eski Mısır’ın hiyeroglif yazıları kazınmış olan obeliskler, asırlar boyu toprak altında gizli kaldıktan sonra 19. yüzyılda gün ışığına çıkarılıp daha sonra da New York, Londra ve Paris gibi Batılı kentlere taşındılar.

Bunlardan birisi de Sultanahmet Meydanı’nda bulunan Dikilitaş. Obelisklerin en büyüğünün gönderildiği ülke ise ABD. Bunu organize edenlerin ise yine Masonlar olduğu iddia ediliyor.
Çünkü obeliskler ve üzerlerinde taşıdıkları Eski Mısır figürleri, Masonlarca kendi sembolleri olarak kabul ediliyor. Bu obeliskler dünyanın bütün önemli şehirlerinde bulunuyor.
Bu şehirler, İstanbul, New York, Washington, Kahire, Vatikan, Kudüs ve Roma olarak sıralanıyor…
Mason kelimesinin tam olarak sözlük anlamı “duvarcı ustası” olarak biliniyor… Masonluk, ilk defa tam anlamıyla “Tapınakçılar” olarak da adlandırılan bir cemiyet tarafından oluşturuldu.

Tapınakçılara”İsa’nın ve Süleyman Tapınağı’nın Fakir Askerleri” de deniyordu. Tarikat, 1118 yılında, yani Kudüs’ün Haçlılar tarafından ele geçirilmesinden yaklaşık 20 yıl sonra kuruldu.
Kendilerine “Süleyman Tapınağı” ile ilgili bir isim verilmesinin nedeni, üs olarak seçtikleri yerin, bu yıkık tapınağın yeri olan “tapınak tepesi” olmasıydı.

Sultanahmet Meydanı’ndaki Dikilitaş da, masonlar için adeta bir tapınak. Farklı ülkelerden sivil olarak gelen binlerce Mason, Dikilitaş’ın önünde saatlerce bekler ve bu sayede huzura kavuştuklarını düşünür.

Masonlar için Mısır’daki Piramitler de çok büyük önem taşır. Özellikle de Büyük Piramit. Yani kutsal geometrinin, bu yapıda bütün kutsallığıyla kullanıldığına inanan masonlar her yıl Mısar’a gitme ihtiyacı duyar. Ancak Loca’nın kararlarıyla bu artık bir ritüel olmaktan çıktı. Masonların iki büyük amblemi vardır. Bunun bir tanesi, piramitin tepesindeki herşeyi gören göz ve diğeri pergeldir.

Türkiye Tutkusu
Fransa Yüce Konseyi için Türkiye vazgeçilmez bir ülke. Bu konuda son derece önemli adımlar atan Fransızlar, özellikle Türkiye’de görev yapan birçok Fransız’ı Loca’ya aldı. Buna göre bu kişilerin kısa sürede yükselmelerini sağlayan Loca, şimdi de karşılığını beklediğini açıkça ifade etti. Fransız Masonlar da Türkiye’de Loca’nın isteklerini yerine getirmek için yemin etti.

Theodosius Dikilitaşı, veya yalnızca Dikilitaş, Sultanahmet Meydanı’nın güney tarafında, Yılanlı Sütun’un yanında bulunan bir Antik Mısır dikilitaşıdır. MS 390 yılında Roma imparatoru I. Theodosius tarafından Mısır’dan getirilerek şimdiki yerine dikilmiştir.

Dikilitaş’ın tarihçesi
Dikilitaş ilk olarak Mısır firavunu III. Tutmosis tarafından MÖ 15. yüzyılda yaptırılmış ve Karnak tapınağının yedinci pilonunun güneyine dikilmişti. Roma imparatoru II. Constantius MS 357 yılında dikilitaşı tahtta bulunuşunun 20. yılı onuruna Nil ırmağı üzerinden İskenderiye şehrine getirtti. Daha sonra, MS 390 yılında imparator I. Theodosius dikilitaşı gemi ile İstanbul’a getirterek Hipodrom’da şimdiki yerine diktirdi.

ŞARK MEKTUPLARI kitabının sahibi Lady Montagu, 1718 tarihindeki mektupların birinde şunları yazmıştır: Bu taş, murabba şeklinde yontma taştan bir ayak üzerine mevzu dört sütun üzerinde duruyor. Taşın iki ayağında Kabartma olarak bir muharebe ve bir meclis resmi var. Diğer ikisinde ise Rumca ve Latince şunlar yazmaktadır:

Kuzeybatı cephesi
“18. sülaleden Yukari ve Asagi Mısır’ın sahibi 3. Tutmosis, Tanrı Amon’a kurbanını sunduktan sonra Horus’un yardımıyla bütün denizleri ve nehirleri hükmü altına alarak hükümdarlığının otuzuncu yılı bayramında bu sütunu daha nice zamanların getireceği bayramlar için yaptırdı ve dikti.”

Kuzey cephesi
“Gizli ve kutsal ismin her tecellisine mazhar olan tanrı Amon’a kurbanını büyük bir acz içinde sunduktan sonra, ondan yardımlar dilenerek güneyin dostu, dinin nuru iki tacın (Aşağı ve Yukarı Mısır) sahibi, kudretli hükümdar ülkesinin sınırlarını Mezopotamya’ya kadar götürmeye azmetti.”

Güneydoğu cephesi
“Güneşin doğduğu sırada sahip olduğu altın renkleri dünyaya yayan Horus’un verdiği kuvveti, serveti, kuvvetli sevgi, saygıyı taşıyan ve Aşağı ve Yukarı Mısır’ın tacına sahip olan ve bizzat Güneş tarafından seçilmiş olan firavun, bu eseri babası Ra için yaptırdı.”

Güney Cephesi
“Tanrı Horus’un lütfuna mazhar olan ve Güneş’in oğlu unvanını taşıyan Aşağı ve Yukarı Mısır’ın hükümdarı olan firavun, kudret ve adaletle bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önüne geçti. Akdeniz’de dolaştı, bütün dünyayı mağlup etti. Sınırlarını Naharin’e kadar yaydı. Mezopotamya’ya azimle gitti, büyük savaşlar yaptı”.Dikilitaşın kaidesinde yer alan yazılarsa Doğu Roma İmparatorluğunda adet olduğu üzere Grekçe ve Latince yazılmış.

Grekçe yazı bir anlatıcı ağzından şöyle diyor
« Önceleri direnmiştim; fakat yüce efendimizin emirlerine itaat ederek, yenilen tiranlar üzerinde zafer çelengini taşımam gerekti. Her şey Theodosius ve onun kesintisiz sülalesine boyun eğiyor. Bana da galip geldiler ve reis Proclus’un idaresi altında otuz günde yükselmeye mecbur oldum. »
ve çemberle çevrili alanın toprak boyu eskideki toprağın boyudur.”
(SONDEVİR 14 Ocak 2016)
Bu konu üzerinde çok şeyler yazılabilir fakat;
Kur’an şaşmaz ve yanılmazdı.
Aziz Erbakan Hocamızın yüksek tesbitleri burada da zuhur etmişti. “Biz her taşın altında bir yahudi var demiyoruz. Lakin Yahudi hiçbir taşın altını boş bırakmamış!”
Artık sahte dikeylerin devrilme dönemleri gelmişti.
Milli Çözüm Dergimiz ve Üstat Ahmet Akgül Hocamız yine bir durum tesbitiyle tarihe ve insanlığa batılın niyet ve hakikatini anlatmıştı.
Selam olsun…

    

Y

Mus ab

Şeytanın Şaheseri Siyonizm’e Karşı Yeni Bir Dünya Düzeni İle Mücadele Eden Bir Avuç Milli Çözümcü Milli Görüşçü Kaldı
Siyonizm, gelip geçmiş bütün küfür ve kötülük sistemlerinin en gelişmiş, en güçlenmiş ve en görkemli şeklidir. Her türlü haksızlık ve ahlaksızlığı mübah gören bir zulüm rejimidir. Daha doğrusu şeytanın şaheseridir.[1]

Siyonizm’in yeryüzünde kurduğu zulüm sisteminin yerine; İnsanlığın huzur içerisinde yaşayacağı bir nizam kurmayı hayal etmeyi bırakın, yeryüzünde sömürü sistemini tam manasıyla çözümleyen bir hareket görmek mümkün değil.

Siyonizm’i; Deşifre etmiş, her yönüyle mücadele başlatmış, insanlığın huzur adalet içerisinde yaşayacağı Adil Düzen Projelerini hazırlayıp “Şeytani Sistemin” beynini tarumar etmiş “Aziz Erbakan Hocamızdan” başka.

Evet, Aziz Erbakan Hocamızın yolunda, bu kutsal vazifeyi bu gün “Milli Çözümden” başka yüklenen, zafere erişeceğine inanan, gerçekleri her fırsatta dile getiren ve tüm imkanları ile “Yeni Bir Dünyanın” kurulması için canla başla çalışan başka bir hareket görmek mümkün değil.

Siyonizm’i tanımayan İBLİS’i; Dönmeleri ve Pakradunileri tanımayanda Türkiye’nin nasıl yönetildiğini kavrayamaz.[1]

[1] http://www.millicozum.com

“Erkut

Şanlı Türk Milleti bu tür alçakça planları bozacak ve bu planları tasarlayanların aleyhine çevirecek imana, güce ve akla fazlasıyla sahip bulunmaktadır
Bütün bu gerçekler göstermektedir ki, Tapınak Şövalyeleri, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de gizli ve organize bir örgüt halinde faaliyet göstermektedir. Resmi ve gayrı resmi pek çok kurum ve kuruluşun içinde yuvalanmış bu örgütün, üyeleri kendilerini gizleseler bile amaçları ve yöntemleri bellidir ve tehlikelidir. Bu karanlık örgüt mensupları, Dine saygılı gibi davranarak; milli ve manevi değerlerini savunan, vatanını ve milletini sevip koruyan, insanları Allah’a iman etmeye, Kur’an ahlâkını yaşamaya çağıran samimi Müslümanları her türlü sindirme, kışkırtma, tahrik, iftira ve karalama yöntemini kullanarak ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Böylelikle, dindar ve milliyetperver Türk halkını birbirine kenetleyen ulvi değerleri zayıflatarak milli birlik ve bütünlüğümüzü parçalama amaçlarının ve şeytani hesaplarının karşısında önemli bir engel olarak gördükleri Aziz Milletimizi diledikleri gibi yönlendirmek hayalini taşımaktadırlar. Ne var ki, tarih boyunca her dönemde bu tür karanlık oyunlar Müslüman Türk Milleti üzerinde oynanmaya çalışılmış, fakat bu tür girişimler her zaman hüsranla sonuçlanmıştır. Bundan sonra da bu tür şeytani planların, tuzakların, komploların başarıya ulaşması Allah’ın izniyle asla mümkün olmayacaktır. Çünkü şanlı Türk Milleti bu tür alçakça planları bozacak ve bu planları tasarlayanların aleyhine çevirecek imana, güce ve akla fazlasıyla sahip bulunmaktadır. Yalancı sahtekârların mumları yatsıya kadar yanacak ve sonunda Millet uyanacaktır. Özüne ve değerlerine bağlı kaldığı sürece de, ne Tapınakçılar ne masonlar ne Din istismarcıları, ne devrim sahtekârları ne de herhangi başka bir şer odağı bu şanlı Milletin ve Devletimizin ufkunu karartamayacaktır.

Milli düşünceli rehberler öncülüğündeki vicdan sahibi Müslüman Türk Milleti, bu masonların ve Tapınakçıların da sapkınlık ve saplantılardan kurtularak doğru yola uymaları için her durumda tüm gücüyle direnip duracak, kötülerin birliğini ve şer şebekelerini sevgiyle, barışla ve hoşgörüyle ortadan kaldıracaktır. İyi niyetli Masonların da, üyesi bulundukları bu kirli ittifakın dünya üzerindeki yıkıcı etkisini fark ettikten sonra aynı düzen içinde kalmak istemeyecekleri açıktır. Onlar da bozgunculuğun yerine sevgi ve hoşgörünün, dejenerasyonun yerine güzel ahlâkın hâkim olması için çaba gösteren iyilerin ittifakına katılacak, inşaallah daha iyi bir dünya için çalışacaklardır.

Necmettin

KUTLU-MUTLU DÖNÜŞÜMÜN UMUTLU YOLCULARINDAN OLABİLMEK!…
Siyonizm ve onun insan organizasyonu olan masonluk insanlık tarihinin en organizeli,en gelişmiş ve en etkili ÖRGÜTLÜ KÖTÜLÜĞÜ-KOMPLO’su olmaktadır!..Ve bu KİRLİ KOMPLONUN en büyük handikapı ise DEŞİFRE EDİLMESİDİR!..
Milli Görüş-Milli Çözüm bu çok mühim vazifeyi yüksek bir ferasetle;en doğru,en berrak ve isabetli bir şekilde yerine getirmiş olmaktadır.

Bir Hadisi Şerifte vurgulanan: “Müminin ferasetinden sakınınız,çünkü o Allah’ın nuruyla bakar” hikmeti,günümüzde en yüksek düzeyde Milli Çözümde tecelli etmektedir!..Ve Allah’ın Nuruyla bakacak bir basiretle hiç bir sanal güç başedemeyecektir!..

5700 yıldır tüm insanlığı fesada boğmak için çalışan ve son 300 yıldır yeryüzünde tarihin görmediği bir hakimiyet sağlayan deccalist-siyonist şebeke, sadece deşifre edilmekle kalmayacak,şerli-şeytani sistemi TOPYEKUN DAĞITILACAKTIR!..

İnsanlığın yüzyıllardır özlemini çektiği;her dinden,düşünce ve kültürden tüm insanlığın huzur ,barış ve bereket içinde yaşayacağı ADİL DÜZEN sistemine MUTLAKA ve PEK YAKINDA geçilecektir!..
Bu kutlu dönüşümün,mutlu,huzurlu ve umutlu hizmetkarlarından olabilmek için,Milli Çözümün temsil ettiği manada yer alabilmek ne azim bir nimettir!..Rabbimiz bu en büyük lütufta nasibimizi kesmesin…Amin…

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
18
0
Yorumunuzu okumaktan memnuniyet duyarızx