YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69f472f101cd2
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 4 4
Bugün : 18602
Dün : 60722
Bu ay : 18602
Geçen ay : 1737715
Toplam : 53901375
IP'niz : 216.73.217.100

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Maalesef, ülkemiz ve milletimiz belki de tarihin en sinsi ve tehlikeli bir sürecini yaşamakta, parçalanma ve dağılma aşamasına dayanmış bulunmaktadır. Rahmetli Erbakan Hoca’nın ifadesiyle “Artık toprak ayaklarımızın altından kaymaya başlamıştır”. Bir ruh için beden ne ise, bir millet için de vatan aynı konumdadır. Vatanı işgal edilen veya bölünüp başka güçlerin güdümüne giren bir toplum: Hürriyet ve huzurunu, namus ve onurunu ve haysiyetli millet şuurunu kaybetmiş olacaktır.

Bugün İsrail’i kurmak ve Siyonizm’in Dünya hakimiyeti hedefine kavuşmak üzere BOP istikametinde ve maalesef böylesine yabancı ve Türkiye’yi de yıkıcı bir projede, dış odaklarca bir dönem Türkiye’ye verildiği söylenen eşbaşkanlık sayesinde:

1- Irak fiilen üçe parçalanmıştır.

2- Libya NATO tahribatıyla ikiye ayrılmıştır.

3- Şimdi Suriye dağıtılmak üzere hedef tahtasındadır.

4- Daha önce Keşmir bölgesi kopartılan Pakistan’dan, bu sefer Peştunistan’ı da koparıp, Afganistan’a bağlama hesapları yapılmaktadır.

5- Ardından Afganistan Peştunlarıyla, Pakistan Peştunları birleştirilip yeni bir kukla devlet kurulması amaçlanmaktadır. Yani Afganistan da şeriatçı Taliban bölgesiyle, demokratik Karzai bölgesi olarak parçalanmaya hazırlanmaktadır.

6- Daha sonra İran’a saldırılıp Kürtler; Azeriler, Farisiler ve Arap Şiiler diye dörde ayrılacaktır.

7- Bütün bunların ardından “Güneydoğu özerk Kürdistan’ı, AB’ye katılım sürecinde pilot bölge Marmara özel dükalığı, Tarihi ve turistik amaçlı Karadeniz Pontus mirası” olarak, sıra Türkiye’nin parçalanmasına gelip dayanacaktır.

ABD’nin kukla başkanı ve Siyonist Yahudi lobilerinin kahyası Obama ile, Suriye’ye müdahale konusunu görüşmek üzere Güney Kore’nin başkenti Seul’e giderken, “Suriye’yi oturup seyredemeyiz. Üstümüze düşen görevi yerine getireceğiz” diyen sorumluların sözleri gayet açıktır. Yani Suriye’ye askeri müdahale edip parçalanmasını kolaylaştırma ihalesi bunların üzerinde kalmıştır. Bu nedenle: Bremen mızıkacıları, hep bir ağızdan: “Zorba ve diktatör Esad devrilsin, Suriye’ye demokrasi getirilsin” sloganları atarak gaflet politikalarına mazeret uydurulmaktadır. Aynı mutfaktan beslendikleri ve aynı odaklarca şişirildikleri belli olan figüranlar hep bir ağızdan “Türkiye çabuk yetişsin ve Suriye’ye barış ve demokrasi getirsin” diye çığlık atmakta ve kamuoyunu bu yönde şartlandırmaktadır.

Hatırlayınız:

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu Amerika temaslarından sonra BM Genel Merkezindeki basın toplantısında: “Suriye meselesinin Türkiyesiz çözümü imkansızdır” diyerek AKP hükümetini askeri müdahaleye kışkırtmaktaydı. (Bak: 24 Mart 2012 / Milli Gazete)

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici “Türkiye’nin tek başına Suriye’ye müdahalesi doğru olmaz, BM’nin yardımı alınmalıdır” diyerek yeşil ışık yakmakta, ama BM kılıfını sarmaktaydı.

Aynı toplantıda İHH Başkanı Bülent Yıldırım “Akan kanın durdurulması ve Suriye’de huzurun sağlanması için gereken her şey yapılmalıdır” sözleriyle Suriye saldırısı için Siyonist NATO ve BM maşası iktidara mazeret kazandırmaktaydı.

Anayasa mahkemesi eski raportörü Osman Can; “Taraflar biri birine üstünlük sağlamaya çalıştıkça, değişim sürecinden uzaklaşılıyor” diyerek PKK ile AKP’yi, daha doğrusu T.C ile eşkıya şebekesini aynı kefeye koymakta ve “mevcut anayasa Kürt meselesini yok saymaktadır. Sorunlarımızın nedeni baskıcı devlet aygıtıdır ve kırmızı çizgiler saplantısıdır” sözleriyle “özerk Kürdistan’a mazeret ve meşruiyet uydurmaktaydı.

AKP’nin fikir babalarından Kürtçü-bölücü Kemal Burkay’ın partisi HAKPAR “Kuzey Irak’ta Bağımsız Kürdistan’ın ilanını hasretle beklendiğini” vurgulamaktaydı.

AKP iktidarı Suriye’deki Türk vatandaşlarına “geri dönün” çağrısı yaparak, saldırının yakın olduğunu hatırlatmaktaydı.

CIA başkanı ve Süleymaniye’de askerlerimizin başına çuval geçirme kahramanı(!) Petraus, Suriye saldırısının planlarını anlatmak üzere Ankara’ya gelip Başbakan’la baş başa görüşüp, ardından Barzani’ye koşmaktaydı. Oysa Suriye’de iç savaş çıkartıp böylece bir dış müdahaleye zemin ve gerekçe oluşturmak üzere, muhalefeti kışkırtmak için bu ülkeye yollanan ve yakalanan 49 Türk istihbaratçının 7’sinin zaten MOSSAD bağlantısı ortaya çıkmıştı.

Türkiye’yi yıkma tezgâhı şöyle planlanmıştı:

1- Türkiye, ABD ve AB’nin zorlamasıyla Halep dahil Suriye’nin kuzeyine asker sokacaktı.

2- Şii-Sünni kamplaşmasıyla İran da Türkiye sınırına askeri yığınak yapacaktı.

3- İsrail, Türkiye üzerinden, İran’a hava saldırıları başlatacaktı.

4- Bunun üzerine İRAN, Malatya Kürecik radar üssü ve füze savunma kalkanı nedeniyle, “Türkiye’yi İsrail’e yardım etmekle” suçlayacak ve füzelerle bazı şehirlerimizi vuracaktı.

5- Bu arada Rusya ve İran da kendisini satmasıyla devrilen Esad rejiminden sonra, muhalefetteki ajanları vasıtasıyla Suriye’yi de kontrolüne alan ve parçalayan Batılı güçler, bu sefer Türk askerini işgalcilikle suçlayacak ve derhal Suriye’den çıkması için kampanya başlatacaktı.

6- Suriye Kürdistan’ının kurulup Türkiye’nin parçalanması amaçlandığını sezen halkımızın baskısı üzerine Ordu ABD’yi dinlemeyince: “Kürtlere demokratik özerklik tanımıyor.” •“Kendi halkına ve PKK’ya aşırı güç kullanıyor.” “Suriye ve İran’a karşı Batı birliğinin değil, kendisinin çıkarlarını kolluyor” gibi gerekçelerle belki de Türkiye NATO’dan çıkarılacak ve savaş açılacaktı.

7- 6 Nisan 1946’da katı laik ve Kemalist bilinenlerin iktidarında Amerikan Mıssouri savaş gemisi gövde gösterisi için İstanbul’a geldiğinde, “Milletimiz Arapça anlamıyor” diye Ezan’a izin vermeyen başbakanların, tutup camilere “Welcom Missouri” diye mahyalar astırması gibi; AKP iktidarı da “Türkiye’ye ileri demokrasiyi getirmek ve bizi AB ile bütünleştirmek için” geldiklerini söylediği ABD ve NATO askerlerini, yandaşlarına “Hoş Geldin” sloganlarıyla karşılatmaya kalkışınca, o zaman bağımsızlık ve bekamız hatırına elbette Milli bir direniş ve değişim süreci yaşanacak ve Türk ordusu bölgedeki ABD birliklerine ve İsrail hedeflerine “yıldırım hücumları” başlatacaktı.

Şimdi asıl can alıcı sorumuzu soralım ve konuyu toparlayalım: Peki sonuç ne olacaktı ve Türkiye bu kaostan nasıl kurtulacaktı?

Rahmetli Erbakan Hoca sohbet, seminer ve konferanslarında:

Haksızlık ve ahlaksızlık üzerine kurulan Siyonist ve emperyalist dünya düzeninin, öyle barışa ve adalete çağırmakla veya hoşgörü edebiyatıyla düzeltilemeyeceğini…

Bunların, tahribi çok ürkütücü nükleer füzelerine ve etkili silah sistemlerine güvenip, dünyayı tehdit ederek barbarlıklarını yürüttüklerini…

Bu nedenle, Batılıların bu Şeytani güçlerini etkisiz bırakacak, yeni ve yüksek teknolojilere sahip olmak gerektiğini ve Allah’ın izniyle bunları başarıp, ilgili ve yetkili makamlara teslim ettiklerini defalarca anlatmıştı.

Bütün zalim ve Batıl güçlerin elinde bulunan: Nükleer başlıklı füzelerini, Uçak gemilerini, ●İnsansız hava gereçlerini, Savaş kontrol merkezlerini;

a) Çalışmaz hale getirecek ve çok ucuza mal edilecek teknolojik böcekleri,

b) Silah mekanizmalarını çürütecek metalik virüsleri,

c) Fırlatılan füzeleri havada iken yakalayıp tersine çevirecek elektromanyetik sistemleri:

1-Planlayıp yaptıklarını, 2-Bunları seri üretime hazırladıklarını, 3-Proje aşamasından deneme safhasına kadar, hangi süreçlerden geçtiğini gösteren video kayıtlarını 4-Ve bunların Kahraman Ordumuzun özel yetkili birimlerine aktarıldığını özellikle vurgulamıştı. Bu müjdeler, aynı zamanda; ülke ve bölge şartlarının olgunlaşması durumunda, süper şeytani güçlerin burnunun kırılacağı bir tarihi hesaplaşmanın yaşanacağının da ihbarı ve ihtarıydı.

Şu ayetler dikkatle okunmalı ve ona göre tedbirler alınmalıydı:

4- Biz Kitapta (Levhi Mahfuzda -kader programında-, olacakları önceden bildiğimizden) İsrailoğullarına şu hükmü verdik: “Muhakkak siz yer(yüzün)de iki defa (çok yaygın ve azgın bir fesat) bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle böbürlenip şımaracaksınız. (Ekonomik, askeri ve siyasi gücü ele geçirecek ve bölgeye hükümran olacaksınız. Ne var ki bununla şımaracak haksızlığa ve ahlaksızlığa başlayacaksınız).”

5- Nitekim (bunlardan) ilk vaid (birinci azgınlığınızı cezalandırma vakti) geldiği zaman güç ve şiddet sahibi kullarımızı (İslam kaynaklarında Buhdunnasr, batılılarca Nabukadnezar denen komutanı ve ordularını) üzerinize gönderdik de sizi evlerin aralarına kadar girip araştırıp (buldular, yurtlarınızı ve zulüm saltanatlarınızı yıktılar). Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü (ve tarihte aynen gerçekleşmiş bulunmaktaydı.)

6- Sonra onlara karşı size tekrar “güç ve kuvvet sağladık-sağlayacağız”, size mallar ve çocuklarla destek çıktık-çıkacağız, (karşılıksız dolar ve masonik organizasyonlarla Siyonist sömürü saltanatını kuracaksınız) ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık-kılacağız. (BM ve NATO’yu güdümünüze alıp söz sahibi olacaksınız).

7- İşte (böyle bir durumda) şayet iyilik ve adalet yaparsanız kendi menfaatinize olacaktır. Yok, eğer kötülük ve zülüm yaparsanız, o da kendi aleyhinize sonuçlar doğuracaktır. (Ama siz maalesef yine zülüm ve kötülük yoluna sapacak, elinizdeki ve emrinizdeki imkân ve iktidarları Siyonist hayallerinizi ve şeytani niyetinizi gerçekleştirmek için korkunç bir haksızlık ve ahlaksızlık yolunda kullanacaksınız. Dünyayı savaş ve soygun alanına çevirecek ve insanları birbirine kırdıracaksınız.) Arkasından bu sonuncu (sapkınlık ve şımarıklığınızı cezalandırma) zamanı gelince, yine size öyle (Mü’min ve Mücahit kullarımızı göndereceğiz ki) yüzlerinizi kötüleştirsinler (servet ve saltanatınızı yıkıp sizi dize getirsinler, yüzlerinizi yere sürdürsünler) ve ilk kez girdikleri (Buhtunnasr ve Hz. Ömer döneminde Kudüs’ü fethettikleri) gibi tekrar yine Mescid’i (Aksa’ya) girsinler ve ele geçirdikleri (hain ve katilleri ve mel’anet merkezlerini) mahvu perişan etsinler. (Böylece Siyonist saltanatınıza son versinler ve İsrail denen beşeriyet bünyesindeki kanser urunu kesip temizlesinler. Ey Beni İsrail, bu Allah’ın va’di ve tehdididir ki, mutlaka yaşayacaksınız!) (İsra: 4-7)

Ordusu aciz bırakılan bir toplum aziz olamazdı. İşte TSK’ya yönelik psikolojik ve asimetrik savaş, bunun için başlatılmıştı!

Türkiye’de; sistemli, sürekli ve dış destekli bir ordu düşmanlığı ve TSK’yı karalama ve aciz bırakma kampanyası yürütülüyordu. AKP’nin iktidara taşınmasının ve halâ iktidarda tutulmasının asıl nedenlerinden birisinin de, bu plana taşeronluk yapmak olduğu anlaşılıyordu. Güneydoğu’daki her katliam ve kanlı olay sonrası yandaş medyada hemen PKK’yı koruyup kollama çabası öne çıkıyordu. Bütün vahşet ve cinayetlerin ardından “bu işi, TSK’nın yaptığı” algısı yaratılmaya çalışılıyordu. Henüz olayın ne olduğu bile anlaşılmadan BDP yöneticilerinin verdiği mesajlar ve PKK’yı yardım sevenler derneği gibi göstermeye çalışanlar ağız birliği içinde, “PKK’yı aklamaya” uğraşıyor ve TSK’ya sataşıyordu. Türkiye’de kasıtlı bir psikolojik harekat süreci sonunda, devletin ve özellikle de TSK’nın terör örgütü gibi algılanmasını kolaylaştıracak bir psikolojik ortam oluşturuluyordu.

ABD’nin yeni TSK planı:

a) Asker sayısı azaltılarak 250 bine indirilecekti.

b) Zorunlu askerlik daraltılıp, ordunun yüzde 80’i paralı (profesyonel) hale getirilecekti.

c) Genelkurmay Başkanı Savunma Bakanı’na bağlanıp havası söndürülecekti.

d) Milli duruşlu subayların bir kısmı davalarla tasfiye edilecekti.

e) Diğerleri yüksek ikramiyelerle özendirilip emekli olmaları istenecekti.

f) Kalan subaylar sözleşmeli pozisyona geçirilecekti.

g) Bütün subayların terfi ve tayinini, uysallığına göre hükümet belirleyecekti.

İşte Rahmetli Erbakan, İslam dünyasına ve insanlığa bu Siyonist şebekeyi tanıttığı ve Onun şeytani düzenini bozacak tedbirleri aldığı için, sağlığında da, vefatından sonra da bütün şerlilerin ve hainlerin hedefi yapılmıştı. Ve zaten E. GKB İlker Başbuğ dâhil pek çok şahsın itirafıyla: “Maalesef solcu-sağcı bütün Başbakanları ve Cumhurbaşkanlarını kandırıp kullandıkları halde, FETÖ fitnesine alet olmayan ve bu şer şebekesine mesafeli duran tek lider Erbakan Hocaydı… 21 Şubat 2012 Konya Programında Erbakan Hocaya iftira atan adamlar da, aynı odaklarca ve aynı maksatlarla içimize sokulmuşlardı.

Bir katılımcı soruyordu: 11 Eylül 2011 Pazar günü SP Bursa İl Teşkilatında düzenlediğiniz toplantıda“Erbakan Bey, zeki bir kişiydi, borçlarının evlatlarına kalacağını bildiği için davaya ait bütün taşınmazları oğlunun ve damadının üzerine kaydetti” diyorsunuz. Burada ise Erbakan’ın üstün meziyetlerinden bahsediyorsunuz. Bu yaptığınız ikiyüzlülük değil mi ve sahtekârlık olmuyor mu?

YİK (Yüzsüz İftira Kurulu) Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ün cevabı:“O söylediğim de gerçekti, bu söylediğim de gerçektir…”

Farklı bir katılımcı sesleniyor: “O söylediğinin neresi gerçek! Cihat malını zimmetine mi geçirdi Hoca?”

İftiracı: “Evet! (hemen lafını değiştirip bağırarak)… Hayır! Hoca değil…Ama, Hoca’nın çocukları zimmetine geçirdi!” diye kıvırıyor ve kinini kusuyordu!

Daha sonra canlı yayın kesilerek reklâm giriliyor ve bu soruları soran gençler apar topar oradakiler tarafından zorla salondan çıkartılıyordu. Ve tabi bu iftiracı, bu sözleriyle ve binlerce Milli Görüşçü önünde: “Erbakan Hoca’nın cihat paralarıyla mal mülk alıp kendi üstüne tapuladığını, ölünce de hepsinin miras olarak çocuklarına kaldığını, şimdi Fatih ve Elif Erbakan’ın da bunların üzerine yattığını” açıkça ilan ve iftira ediyordu… Yani “Hoca bunları kendi üstüne tapu etmeseydi, çocukları da zimmetine geçiremeyecekti” demeye getiriyordu. Ve zaten bu tür münafıklar tarihin her döneminde görülüyordu. Amerika’da yaşayan Yahudi asıllı Saffet Bayramaşık, Siyonist lobilerce Erbakan Hocaya gönderiliyor, “Masonluk ve İsrail aleyhtarlığından vazgeçmemesi ve aslen Yahudi olan ama zahiren Müslüman-mücahit tanınan beş kişiyi teşkilata sokup, yüksek görevlere kabul etmemesi” halinde partisinin kapatılacağı söyleniyor, kabul edilmeyince ertesi gün Milli Nizam’a kapatma davası açılıyordu… Ama ne olduysa Selamet Partisine 12 Eylül’e kadar dokunulmuyordu. Ve tabii bu tavizlerden Erbakan Hoca kârlı çıkıyor ve tarihi atılımlarına fırsat buluyordu.

Şimdi şunları sormak lazımdı:

1- İftiracı’nın iddiasına göre, Erbakan Hoca cihat paralarını mala çevirip kendi üstüne yapmasaydı, bugün çocuklarına miras kalmayacaktı. Çocuklarının ise, babalarından kalan mirasın nasıl kazanıldığını bilmeleri ve hele Rahmetli babalarından şüphe etmeleri imkânsızdı. O halde “bu mallara el konulmasın ve cihat paraları zayi olmasın diye bunları güvenilir bir heyet yerine kendi üzerine alması” bile Erbakan için oldukça yanlış ve yakışıksız bir davranış sayılmaz mıydı?

2- Hoca, hâşâ bu denli duyarsız ve tutarsız bir insan mıydı?

3- “Nasıl olsa çocuklarım, davanın hakkını gasp etmezler” diye düşünmüşse ve iddialara göre şimdi çocukları da bunları vermediğine göre, Rahmetli Hocamız, öz evlatlarının bile karakterini tanımayacak ve beytülmal konusunda bu denli tedbirsiz davranacak kadar saf mıydı?

4- Tamamen iftira olarak hazırlandığı ve çocukları üzerinden Hoca’nın suizan altında bırakılıp camiamızın kafasının karıştırıldığı çok açık olan bu iddialar doğru ise, Oğuzhan Asiltürk sağda solda fesat çıkarıp kin kusacağına, elinde de belgeleri ve şahitleri varsa, dava parasını kurtarmak için hukuki yollara niye başvurmazdı?

5- Haydi O yalan uydurup iftira atıyordu, peki çocukları niye bu haksız ve ahlaksız isnatları susturacak girişimleri bir türlü başlatmazdı?

6- Ve Türkiye’deki marazlı ve Masonik medya, Milli Görüş’e sızdırdıkları has adamı olan Oğuzhan’ın yıpranmaması için mi, bu gelişmeleri uzun zaman duymazdan gelip gündeme taşımamışlar, ardından da, şeytani bir kinle Erbakan Hocayı suçlamak için kullanmışlardı? Kendisi evli olduğu halde ve yine resmen evli olan ve kocasından ayrı yaşayan sekreterini alıp evine götüren dönemin Adalet Bakanı arkadaşının bu uçkur kazasını da, malum medya niye haber bile yapmamıştı!? Çünkü bunları yazmak, elbette Erbakan’ı zora sokardı, ama Milli Görüş’teki kendi ajanları da deşifre olacaktı!

7- Şimdi iman, iz’an ve insaf ehli söylesin: Bu aslı bozuk münafıklar, özel ve yabancılara kapalı bir mekanda istişare mi yapmaktaydı, yoksa herkese açık bir ortamda ve milyonların izlediği tv ekranlarında, Erbakan Hoca’ya ve çocuklarına iftira mı atmaktaydı? Hoca’yı töhmet altında bırakan iddiaları yetmezmiş gibi, Oğuzhan Asiltürk’ün Erbakan’ın çocuklarını biribirine karşı kışkırtıp mahkemelik olmalarına ve medya malzemesi yapılmalarına yol açan bu Oğuzhan Asiltürk, Milli Görüş’e karşı nasıl derin bir kin taşımaktaydı?

20 Mart 2012 tarihinde ÇAY TV. Bakış Açısı programına katılan Genel Başkanın “üstadım” diye iltifat yağdırdığı Abdurrahman Dilipak gibi şarlatanların; “cihat paralarıyla alınan malları zimmetlerine geçirmekle suçlanan, Erbakan’ın çocuklarıyla ilgili, kasıtlı ve saptırıcı soruları karşısında, Oğuzhan Asiltürk’ü aklayıcı hatta haklı çıkarıcı tutarsız tavırları… Ve rahmetli Hocamızı töhmet altında bırakacak kaçamak yanıtları.” Tam anlamıyla mide bulandırmakta ve kendisine umut bağlayan gönüldeşlerimizi hayal kırıklığına uğratmaktaydı.Hayret ki hayret, bir etiket uğruna bunca hakaret ve hıyanete nasıl sessiz ve tepkisiz kalınırdı?! Eh, ne diyelim, Oğuzhan gibi lidere işte böyle bir gölge yakışırdı.

Nur Suresinin şu ayetleri iftiracıların ayarını ortaya koymaktaydı:

11- (Hz. Peygamberin eşine) Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla ve ağır (zina) iftirayla gelenler, sizin içinizden sizinle birlikte davranan bir ekiptir; siz onu (iftira olayını) kendiniz için (kötü) bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. (Çünkü bu tavırları, münafıkların tanınmasına ve ayrışmasına vesile olacaktır.) Onlardan her bir kişi kazandığı günahın cezasını çekecektir. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenen ise daha büyük bir azabı hak etmiştir.

12- Onu (masum kadın ve erkeğe iftira suçunu) işittiğiniz zaman, erkek mü’minler ile kadın mü’minlerin kendi nefisleri (vicdanları) adına hayırlı bir zanda bulunup: “Bu, açıkça uydurulmuş iftira ve yalandır” demeleri gerekmez miydi?

13- (Bu asılsız ve kasıtlı iddiaları ortaya atanlar, bunları ispatlamak üzere) Ona karşı dört şahit getirmeleri lazım gelirdi. Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah katında alçak yalancıların ta kendileridir.

14- Eğer Allah’ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan (ve bu iftiralara sessiz ve tepkisiz kalmaktan) dolayı size büyük bir azap dokunuverirdi.

30 Aralık 2004 tarihli wikileaks belgelerinde ve tutuklu iken esrarengiz biçimde ölüveren Kaşif Kozanoğlu’nun cezaevi not defterinde İsviçre bankalarındaki 800 milyon doları bulunduğu iddia edilen dindar kahramanın, bunca parayı nereden kotardığını sormayan AKİT’in şarlatan yazarları “cihat parasını koruyor” kılıfıyla, rahmetli Hocanın 3-5 milyon liralık mal varlığının dedikodusunu yapıyordu. Oysa iktidar yalakası ve din istismarcısı bu sahte İslamcılar:

1- Bunların Milli Görüş gömleğini niye çıkardığını?

2- Boyunlarına Yahudi Lobilerince niye cesaret madalyası takıldığını?

3- Sn. Başbakan’ın Irak ve Libya’dan sonra, şimdi Suriye ve nihayet İran ve Türkiye’nin parçalanmasını amaçlayan BOP’a, kimler tarafından ve neyin karşılığı eşbaşkan atandığını?

4- Irak, Libya ve Suriye işgallerine ve vahşetlerine, hangi gerekçe ile AKP’ye taşeronluk yaptırıldığını?

5- Zinanın, kumarın, domuz eti ve yağının, hangi mazeret ve mecburiyetle serbest bırakıldığını?

6- Ahlaki ve ailevi tahribat konusunda, AKP döneminde niye patlama yaşandığını?

7- AB ve ABD’nin güdümündeki bir dünya düzeni içinde, kahramanlık rolü oynamanın ve İslam’ı Siyonizm’in aracı haline sokmanın Kur’an’daki karşılığını?

8- Ülkemizde tarım ve hayvancılığın nasıl batırıldığını ve tüm fabrika ve stratejik kurumlarımızın nasıl yabancılara satıldığını? Evet bir tek sefer olsun, ciddiyet ve cesaretle sorgulamış olsalardı; belki Rahmetli Hocayla ilgili tenkit ve tahriklerinde de samimi olduklarına kanaat getirebilirdik. Ama hep “cerahata konan ve goncadan uzak duran karasinek” misali, Erbakan’ın faziletlerini bile tenkit, ama Erdoğan’ın acziyetlerini bile tebrik ederseniz, elbette siz itimat ve itibar edilmez durumuna düşersiniz…

Erbakan’ın Bosnalı mazlumlara yardımları:

Onbeş yıl kadar önce, Almanya’ya gelen sonradan AKP tarafından RTÜK Başkanlığına getirilen Prof. Davut Dursun ve AKP milletvekili Prof. İrfan Gündüz’ün, “Erbakan’ı ve Türkiye’deki parti davasını bırakın ve kendi geleceğinizi kurmaya bakın” şeklindeki milli görüş bağlılarını Hoca’ya karşı kışkırttıklarını görünce, fesatlıklarını ve haksızlıklarını yüzlerine vurup susturmuştuk. İşte orada bunlara kapılan ve “Erbakan bizim gönderdiğimiz paralarla Bosna kahramanlığı yapıyor” diyen bazı bölge başkanlarına sormuştuk:

– Söyleyin bakalım, bugüne kadar, Bosna ‘ya yardım amaçlı, toplam kaç lira yolladınız?

– “Üç (3) milyon Mark’tan fazladır.

– Peki, bu parayla bir salça fabrikası bile kurulabilir mi?

Elbette hayır…

– Oysa Bosnalı Müslümanlar, hem beş yıl sürekli savaşmış, tarım ve sanatla uğraşamamış, ama bütün yaşama ve savunma ihtiyaçlarının karşılanması yanında, 1-Tank ve zırhlı araç tamir fabrikası. 2-Mermi ve mühimmat fabrikası. 3-Uçak savar füze fabrikası kurmuşlardı. Bunların maliyeti yüz milyonlarca dolardı. Ve önemli kısmını Erbakan Hoca ayarlamıştı. Sizin 3-5 milyon markınız Bosnalıların bir yıllık ekmek şeker parası bile olmazdı!

Mustafa Tahhan’ın itirafları:

2012 yılında İstanbul’da yapılan “Erbakan’ı anma” toplantısına katılan Dünya Gençlik Teşkilatı eski Başkanı Mustafa Tahhan: “Ben size, Erbakan Hoca’nın Bosna halkına ve İzzet Begoviç’e sağladığı çok büyük yardımları anlatsam hayretler içinde kalırsınız” anlamındaki Arapça sözlerini, partiyi kuşatan münafıkların tembihlediği kişi, ısrarlı uyarılara rağmen bu önemli gerçeği maalesef Türkçe tercüme etmeyip atlamıştı. Erbakan Hoca’nın hangi ülkelerden hangi ağır makineleri nasıl temin edip, Bosna’ya hangi yöntemlerle ulaştırdığını İstanbul eski İl başkanı Rahmetli Osman Yumakoğulları’ndan dinlemek lazımdı.

Erbakan’ın Kaddafi üzerinden Çeçenistan’a sahip çıkması:

1996’da Trablus’ta tertiplenen ve tüm dünyadan 600’den fazla yüksek ilim ve gönül ehlinin katılımıyla gerçekleşen “TASAVVUFİ AHLAK VE MANEVİ KALKINMA” konferansına katılmak ve bildiri sunmak üzere bizi Libya’ya gönderen Erbakan Hoca, O sırada ambargolar yüzünden perişanlık çeken Kaddafi eliyle, Çeçenistan mücahitlerine çok önemli miktarda yardım gönderilmesini ayarlamıştı ve şunları hatırlatmıştı;

1- Mazlum ve Müslüman Çeçen halkının meşru haklarını savunmalarına yardımcı olmak bir iman ve insanlık vazifemizdir.

2- CIA ve MOSSAD’ın bölgeyi karıştırmak ve Türkiye’yi zora sokmak niyetiyle, TALİBAN’cı ve VEHHABİ görünümlü kişiler eliyle yaptırmaya çalıştığı provakasyonlara ise gelmemelidir.

3- Makul şartlar oluşursa, Rusya ile Çeçen mücahitlerinin anlaşıp uyuşmasına destek verilmelidir.

Daha sonra 28 Şubat kışkırtmasına hazırlık amacıyla, D-8 oluşumu için yaptığı Libya ziyaretinde, Kaddafi’nin kışkırtılıp Erbakan’a karşı saygısız davranışlarını da yine CIA destekli Türkiye masonları ve dışişleri elemanları tezgâhlamıştı. (Bak. Ergün Diler. Takvim Gazetesi – 28 Şubat 2012) Kaddafi’nin kulağına 1995’te Malta‘da MOSSAD ajanlarınca, katledilen Filistinli liderlerden Fethi Şikaki suikastında Erbakan’ın hükümet ortağı olan Tansu Çiller’in de parmağı olduğu yalanı fısıldanmıştı. Şimdi BOSNA, ÇEÇENİSTAN, FİLİSTİN, Türki Cumhuriyetler ve Çin Sincan bölgesi gibi milli direniş hareketlerine yüz milyonlarca dolarlık yardımları sağlayan, üstelik asla bunların reklamını yapmayan ve siyasi rantına tenezzül buyurmayan bir Zatın, kalkıp üç beş milyonluk bina ve arsaya tenezzül edeceğini söylemek, ahmaklıktan öte alçaklıktır.

Siyonizm’i ve emperyalizmi tanımadan yeterli tedbir alınamazdı.

Dünyamız artık küreselleşmiş, yani aynı merkezlerden yönetilir hale gelmiştir. Görüntülü iletişim araçları ve internet bağlantılarıyla sadece devletler, şirketler ve örgütler değil, çok uzaktaki fertler bile kolaylıkla birbirine ulaşmakta, anlaşmakta ve ortak projelerini geliştirip yürütebilmektedir. Bu son sistem teknolojik imkânlar, insanlığa önemli fırsatlar sunduğu gibi, büyük tehdit ve tehlikeleri de beraberinde getirmektedir. Rotary ve Lions benzeri Masonik organizeler ve küresel merkezlerin güdümündeki sivil örgütlenmeler vasıtasıyla, farklı din, düşünce ve kavimden bütün insan topluluklarını kontrol eden ve çeşitli kesimleri, ele geçirdiği reisleri, liderleri, şeyhleri üzerinden yönlendiren SİYONİST odaklar, CIA, MOSSAD, CFR ve Bilderberg gibi etkin kuruluşlarla HÜKÜMETLERE, MUHALEFETE ve ülkelerdeki medyaya, yargı sistemine, polise ve silahlı kuvvetlere de tesir edip tetiklemektedir. Yani ülke ve bölge politikalarını etkileyecek, halkların eğilim ve tercihlerini değiştirip dönüştürecek ölçekteki kurumlar arası sertleşme ve restleşmelerin, cemaatle Hükümet didişmesinin öyle basit rekabet ve bahanelerle meydana geldiğini düşünmek ve küresel güçlerin bölgesel ve evrensel projelerini ve stratejilerini göz ardı etmek, sonunda bilmeden onlara figüranlık etmekten başka sonuç vermeyecektir.

Bugün yeryüzündeki: Kökenleri, kültürleri, tarihi birikimleri, dinleri ve mezhepleri birbirinden oldukça farklı milyarlarca insanın:

• Meşrubat olarak neleri içeceğine,

• Hamburger ve cips olarak ne yiyeceğine,

• Ayakkabıdan pantolona, mayosundan kabanına kadar erkek-kadın herkesin ne giyeceğine,

• Hangi hastalığın hangi ilaçlarla tedavi edileceğine,

• Hangi şarkıların dinlenip, hangi filmlerin, hangi çizgi filmlerin, hangi porno rezaletlerin izleneceğine,

• Hangi markaların reklâm edilip hangi firmaların iflas edeceğine karar veren 13 (on üç) Yahudi ailesini, yani Siyonizm gerçeğini ve bunların güdümündeki ABD ve AB’nin kuruluş ve işleyiş biçimini bilmeden, Türkiye’mizdeki ve bölgemizdeki gelişme ve çekişmelerin perde arkasındaki gerçek nedenlerini fark etmemiz ve milli siyaset ve stratejiler üretmemiz hayaldir. Böyle bir dünya düzeni içerisinde, milliyetçilik taslamanız da, sosyalistlik yapmanız da, İslamcılık oynamanız da, kendinizi ve çevrenizi kandırmaktan öteye geçmeyecektir. İşte canlı örnek: 12 Eylül darbesine, solcular karşı, sağcılar karşı, İslamcılar karşı, ulusalcılar karşı, masonlar karşı, sabataycılar karşıdır… Öyle ise, ya 12 Eylül ABD’yi aldatarak yapılmış, sonuçları milli olan bir harekettir… Veya bu müdahillerin hepsi Millicidir!?

Bakınız 300 milyonluk ABD’deki Yahudi nüfusunun sadece 3 milyon olduğu söylenir, yani yüzde birdir. Ancak Amerikan tarihinde ve günümüzdeki Devlet Başkanı, Bakan, Vali ve Belediye Başkanı, CIA ve FBI Başkanı, Kuvvet Komutanı ve Genelkurmay Başkanı, IMF ve Federal Reserve (Amerikan Merkez Bankası) Başkanı, en büyük ve uluslararası bin (1000) büyük holdingin sahibi ve başkanı, büyük medya patronları, yüksek yargı ve bürokratik makamları işgal eden Yahudi ve Yahudi dönmesi kişilerin diğer ABD vatandaşlarının en az yüz katı olduğu görülecektir.

Şimdi nüfusun yüzde birini teşkil eden bir kesim, ülke yönetiminde, üst düzey mevkilerde, şirket ve holdinglerde diğerlerinin tam yüz misli oranda etkin ve yetkin bulunuyorsa, bunu sadece tesadüfle veya Yahudilerin üstün yetenek ve gayretiyle izah etmek safdilliktir. İşin gerçeği, nice yüzyıllar boyu süregelen ve din olarak Kabalist düşüncelerle şekillenen bir Siyonist Yahudi organizesi, ABD’nin fikri ve fiili DERİN DEVLETİDİR.

Yahudiler olağanüstü kabiliyet ve meziyetlere sahip olduklarından değil, ama inanç haline getirdikleri şeytani emelleri uğrunda; sürekli, sistemli, organizeli, disiplinli ve her türlü esbaba riayetli biçimde ve nesilden nesile geçen gizli ve kirli öğretiler sayesinde, binlerce yıl sonra bile olsa dünyaya hâkimiyet hedefine, resmen değil ama fikren ve fiilen erişmişlerdir. Ancak bu onların yenilmez ve asla baş edilmez oldukları anlamına gelmemektedir. Bu birkaç bin sene içerisinde, mesela Türkler ve özellikle de İslamiyet’le birlikte en az beş tane dünya çapında imparatorluk kurabilmiştir ve işte Anadolu Selçuklu ve Osmanlı varisi Türkiye Cumhuriyeti bin yıldır devam etmektedir. Ama Yahudilerin 4 bin sene sonra ancak kurabildikleri İsrail’dir, onun da akıbeti bellidir.

Bu çağdaş Firavunluk Düzeni, şöyle ayarlanmıştı:

6 milyar insanın her biri küresel tefecilere, Rockefellerin başında bulunduğu 300 Yahudi ailesine her yıl 1200 dolar-toplam 7 trilyon dolar, faiz vergi ve rüşvet ödemek zorundaydı.

Herhangi bir ülkede rasgele bir marketten alınan her eşyanın üçte biri gizli faiz olarak Siyonistlerin kasasına akmaktaydı.

Her uçak biletinin %10 IATA eliyle, her gemi biletinin %9’u LOYD vasıtasıyla, her para transferinin %1’i sömürü tekeline aktarılmaktaydı.

Her 10-20-50 yıldaki büyük krizler, milli servet ve şirketlerin, Siyonist Yahudilerin eline geçmesiyle sonuçlanmaktaydı.

Bugün Avrupa’daki krizlerin arkasında da Bilderberg, CFR, Triterial komisyon ve Goldman sachs gibi küresel Yahudi kuruluşları vardı.

O dönemde:

A- Yeni Yunanistan Başbakanı Lukas, triterial komisyon üyesi- Yahudi kökenliydi.

B- Yeni İtalyan Başbakanı Mario Monti aynı kuruluşun üyesi- Yahudi kökenliydi.

C- Estonya Devlet Başkanı Toomas Hendrik aynı kuruluşun üyesiydi.

D- Dünya Bankası Başkanı, Robert B. Zoellick aynı Siyonist kuruluşun üyesi ve Yahudi’ydi.

E- Ve dahi bizim meşhur Kemal Derviş’imiz ABD, Yahudi sermayeli Goldman Sachs Bankın hizmet görevlileriydi… Bunların hepsini tesadüflerle izah etmek akıl kârı değildir. İşte bu gerçekleri dile getirdiği ve “Havuz sistemi, D-8’ler” gibi milli tedbirler geliştirdiği için Erbakan Hükümeti 28 Şubat darbesiyle ama asıl ABD Siyonist Lobilerinin tertibiyle devrilmiştir. Erbakan Hoca kendisini, partisini ve hükümetini feda etmiş Türkiye’mize ve Silahlı Kuvvetlerimize zarar verilmesine müsaade etmemiştir.

Şimdi 28 Şubat sürecindeki, saldırı ve soytarılıklarından pişmanlık duyarak; “keşke Milli Görüş ve Erbakan’ı doğru tanısaydık! Keşke o günler yaşanmasaydı! Milli Görüş’ün emperyalizmle mücadelesi iyi anlaşılsaydı”diyen Osman Özbek yine de Fetullahçılardan daha tutarlıydı. İşte Ali Ünal’ın Kargaları Bile Güldüren F. Gülen Savunması:

Sonraki yıllarda cemaat yazarları, takiyye ve kıvırma sanatının her türünü kullanarak 28 Şubat ayıbından aklanmaya uğraşıyordu. Örneğin Ali Ünal, 3 Temmuz 2006 tarihli Zaman’da, isim vermeden Milli Çözüm Dergisinin bir sorusunu şöyle yanıtlıyordu:28 Şubat’ta ordu yanlısı bir tavır takınan Fetullah Gülen, neden şimdi Şemdinli ve birbiri sıra patlak veren çeteler hadisesinde özgürlükçü bir tavır ortaya koyuyor?” diye soruluyordu. Oysa bu iki tavır arasında Hocaefendi’nin bir çelişkisi bulunmuyordu. Darbelere her zaman karşı olmuş olan Hocaefendi, 28 Şubat sürecinde Erbakan’ın uyumsuz hareketlerinin darbe sebebi teşkil edeceğini gördüğü için, muhtemel bir müdahaleyi önlemek maksadıyla hükümetin çekilmesini istiyordu.” Yani Fetullah Gülen, darbe olmasın diye Erbakan’a karşı TSK’yı destekleyip 28 Şubat’a arka çıkıyormuş!… Vay anasını be, Fetullah Gülen meğer ne kadar ince ve derin düşünüyormuş!

Peki, bir dönem şu Fetullahcılara dokunan niye yanıyordu? Hatta bazı bakanlar, işadamları, yazarlar ve Milletvekilleri niye Recep T. Erdoğan’ın değil de Fetullah’ın tarafında yer alıyordu? Çünkü ABD’nin ve Yahudi lobilerinin, Başbakandan ziyade Fetullah’ın arkasında olduğunu herkes biliyordu. Yani herkes cemaat bahanesiyle Amerikan tanrısına tapınıyordu.

Atatürk’ü dinsizlikle suçlayanlar “Askere Din Kitabı”nı okumalıdır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında hazırlanan, dönemin GKB. Mareşal Fevzi Çakmak tarafından övgülü bir önsözü yazılan ve Diyanet İşleri Başkanlarından büyük alim Ahmet Hamdi Akseki Hocamızca hazırlanan, “ASKERE DİN KİTABI”; Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı sürecinde, bütün askeri birliklerde ders kitabı olarak okutulmuştur. Çünkü Atatürk imansız ve İslamsız bir milletin ayakta kalamayacağını ve hele maneviyatsız bir askerin düşmanla savaşamayacağını, vatanını ve halkını hakkıyla savunamayacağını bilecek kadar akıllı, inançlı ve şuurludur. Atatürk’ü hem Devrim simsarcılarının hem de Din istismarcılarının elinden kurtarmak da boynumuzun borcudur.

Ahmaklık; Çelişkilerin Farkına Varmamaktır! Bunların 4+4+4 diye gündeme getirdiği ve haftalarca kamuoyunu meşgul ettiği, yeni eğitim sistemi tartışmasıyla, asıl amaçladığı şunlardır:

1- Sözde “İmam – Hatiplerin orta kısmını açacağız” bahanesiyle, Kenan Paşanın en hayırlı icraatlarından Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini mecburi olmaktan çıkarmak,

2- İleride Özerk Kürdistan’ın resmi eğitim dili yapılmasına yasal zemin hazırlamak üzere “Kürtçeyi seçmeli ders” olarak okutmaya başlamak,

3- “Dindar AKP’ye karşı, kindar CHP’nin laiklik kavgası” ile toplum oyalanırken, BOP çerçevesinde Irak ve Libya gibi parçalanmaya hazırlanan Suriye müdahalesini meşrulaştırmak,

4- BDP’lilerin ve Suriyeli muhaliflerin itiraf ettikleri ve stratejik müttefikimiz(!) ABD’nin resmen sahiplendiği üzere, Suriye’de bir Kürdistan bölgesi oluşturmak.

5- Ve nihayet, Barzani’nin açıkladığı gibi, Türkiye’de de federatif Kürdistan’ı kurduktan sonra; Suriye, Irak, İran ve Türkiye parçalarını birleştirip BÜYÜK KÜRDİSTAN hedefine (daha doğrusu BÜYÜK İSRAİL hayaline) ulaşmaktır.

İnsana verilen AKIL; “şunlar doğru ise şunlar da doğrudur, bunlar yanlış ise bunlar da yanlıştır” şeklinde bir mukayese ve muhakeme (karşılaştırma ve uygun karar alma) hassasıdır. İyilikle kötülükleri, adaletle zulümleri, yararlı şeylerle zarar verenleri, güzellikle çirkinlikleri birbirinden ayıramayan, temyiz ve doğru tercih yeteneği bulunmayan insan, Kur’an’a göre basit ve fasit bir varlıktır. Her şeye rağmen tarihi hesaplaşma kaçınılmazdır ve bu sefer tarihi kötüler değil, iyiler yazacaktır. Aziz Hocamız’ın: “ya dünyaya hükmedeceksiniz veya bir kasabayı bile değiştiremezsiniz.” Vasiyeti yerini alacak ve Adil Düzen mutlaka kurulacaktır. Ve böylece Türkiye yeni bir medeniyet merkezi ve mimarı olarak Mustafa Kemal’in hedeflerine ve hayallerine erişmiş olacaktır.

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Abdullah AKGÜL

Abdullah AKGÜL

Abonelik
Bildir
7 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

RABBİM BİZE MERHAMET ETSİN ADİL DÜZEN’İ İMDADIMIZA YETİŞTİRSİN
“Aziz Milletimiz Bu Darbeye de İzin Vermemelidir!”

SİYONİZMİN ÜLKEMİZDE İÇ SAVAŞ ÇIKARMAK AMAÇLI “FETÖ” DARBE GİRİŞİMİNİN ARDINDAN ÜLKEMİZ ÇOK TEHLİKELİ BİR SÜRECİN İÇİNDE:

” Tüm Stratejik Kurumların Özelleştirilmesi “

( İHALELERİ GENELLİKLE YABANCI SERMAYE ALMAKTADIR BU MAALESEF GİZLİ BİR İŞGALDİR.)

ÖZELLEŞTİRME YOLU AÇILAN KURULUŞLAR

Atatürk Orman Çiftliği
Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı
Basın İlan Kurumu Genel Müdürlüğü
Borsa İstanbul Anonim Şirketi Başkanlığı
Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş. (BOTAŞ) Genel Müdürlüğü
Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı
Çay İşletmeleri (ÇAY-KUR) Genel Müdürlüğü
Darülaceze Başkanlığı
Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü
Devlet Malzeme Ofisi (DMO) Genel Müdürlüğü
Doğal Afet Kurumu Sigortaları Başkanlığı
Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü
Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketi
Ereğli Kömür- Havzası Amele Birliği Biriktirme ve
Yardımlaşma Sandığı Başkanlığı
Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı Genel Sekreterliği
Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü
Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü
EXPO 2016 Antalya Ajansı Genel Sekreterliği
EXPO 2020 İzmir Yönlendirme Kurulu Başkanlığı
Gayrimenkul Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü
Hamitabat Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürlüğü
İller Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü
Kalkınma Ajansları
Kefalet Sandığı Başkanlığı
Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürlüğü
Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğü
Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) Genel Müdürlüğü
Merkezi Finans ve İhale Birimi Başkanlığı
Merkezi Kayıt Kuruluşu
Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü
Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL
Tesisleri İşletme Başkanlığı
Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü
Soma Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürlüğü
Süper-Toto Teşkilat Başkanlığı
Sulama Birlikleri
Sümer Holding A.Ş. Genel Müdürlüğü
Şeker Kurumu Başkanlığı
T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi (TCDD) Genel Müdürlüğü
T.C Ziraat Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü
Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM)
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanlığı
Tasarruf Mevzuatı Sigorta Fonu
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı
Toplu Konut İdaresi Başkanlığı
Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürlüğü
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanlığı
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Taşımacılık
Anonim Şirketi (TCDD Taşımacılık A.Ş)
Türkiye Demiryolu Makineleri Sanayi Makineleri Sanayii A.Ş (TÜDEMDAŞ) Genel Müdürlüğü
Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş. Genel Müdürlüğü
Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) Genel Müdürlüğü
Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü
Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü
Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş Genel Müdürlüğü
Türkiye Elektromekanik Sanayi A.Ş. Genel Müdürlüğü

Türkiye Halk Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü
Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş. (TÜRK EXIMBANK) Genel Müdürlüğü
Türkiye İhracatçılar Meclisi Genel Sekreterliği
Türkiye Kalkınma Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü
Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ) Genel Müdürlüğü
Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi A.Ş. (TÜLOMSAŞ) Genel Müdürlüğü
Türkiye Petrolleri A.O. (TPAO) Genel Müdürlüğü
Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü (TRT)
Türkiye Sanayi Sevk ve İdare Enstitüsü Başkanlığı
Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü
Türkiye Uydu Haberleşme ve İşletme (TÜRKSAT) A.Ş. Genel Müdürlüğü
Türkiye Vagon Sanayi A.Ş. (TÜVASAŞ) Genel Müdürlüğü
Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Başkanlığı
Yeniköy-Yatağan Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürlüğü
B) ÖZEL BÜTÇELİ DİĞER İDARELER
Ölçe Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı
Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Atatürk Araştırma Merkezi
Atatürk Kültür Merkezi
Türk Dil Kurumu
Türk Tarih Kurumu
Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu
Türkiye Bilimler Akademisi
Türkiye Adalet Akademisi
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu
Spor Genel Müdürlüğü
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü
Orman Genel Müdürlüğü
Vakıflar Genel Müdürlüğü
Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü
Türk Akreditasyon Genel Müdürlüğü
Türk Standartları Enstitüsü
Türk Patent Enstitüsü
Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu
Savunma Sanayi Müsteşarlığı
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı
GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü
Ceza ve İnfaz Kurumları Tutukevleri İş yurtları Kurumu
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü

Mesleki Yeterlilik Kurumu
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı
Karayolları Genel Müdürlüğü
Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı
Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı
Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı
Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
Türkiye Su Enstitüsü
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu
Kamu Denetçiliği Kurumu
Türkiye İnsan Hakları Kurumu

FİNO CÜBBELİ YİNE İŞBAŞINDA, O CIRTLAK VE İTİCİ SES TONUYLA HAVLAMA TELAŞINDA!
Bir insanın Yahudi uşağı, Amerikan kuklası, gerçek Müslümanlara düşman, sahtekarlara ve münafıklara yakın olduğunu anlamak için çok zeki olmaya gerek yok. Gelişmelere ve yaşananlara bakarak olayları kolayca çözümleyebilirsizniz. Cübbeli Ahmet ünlü diye bilinen, mensubu olduğu cemaat ve gurup içerisinde hep ahlaksızlıklarından dolayı kafalarda soru işareti oluşturmuş olan, fakat medya yoluyla şarlatanlıkta zirveye ulaşıp yaptığı tüm melanetlerin üzerine kılıf uydurmada profesyonelleşen bu şeytan kafalı dangalak, her ortamda Erbakan hocaya kin kusarak ve Siyonistlerin hoşuna gidecek şekilde saldırarak ayarını ve niyetini açıkça ortaya koymuştur. Daha geçtiğimiz gün, “efendim Erbakan olsaydı bu darbe gerçekleşirdi” diyecek kadar alçalan bu soysuza elbetteki cevabını en sert şekilde vermek gerekirdi. Darbe girişimini eniştesinden, teyzesi ve dayısı çocuklarından öğrenen acizleri kahramanlaştıran, fakat kimse ağzına bile siyonizmi almaya cesaret edemezken, Abd, siyonizm ve batının dünyayı nasıl bir bataklığa sürüklediğini, bunlardan kurtulup islam medeniyetinin kurulması gerektiğini ve Adil Düzenle Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünyanın mutlaka kurulacağını söyleyip bu yönde projelerini hazırlayıp uygulamaya koyan Erbakan hocayı, o kirli ağızlarıyla eleştirmeye yeltenen finolar, acaba çok yakında nasıl bir akıbete uğrayacaklarını biliyorlarmıydı?… Polis kayıtlarıyla kesinliği belirtilmiş, fotoşop ve montaj olmadığı net bir şekilde söylenen o ahlaksız kasetlerin fetö tarafından hazırlandığını ileri sürmesi de, Erbakan hocaya kin kusması karşılığında Yahudi medyasının kendisine fırsat vererek, insanların kafasında algı oluşturmaya yönelik hedef saptırma ve pisliklerinin üzerini örtme projesidir. O zaman bu şarlatana ve bunun gibi ayarsızlara bir şiirle gerekli cevabı verelim.

Sahte dilli, yalan sözlü cübbeli
Hocama saldırır, magazin züppesi
Bre zavallı, ne zannedersin kendini
Dar ağacındasın, çekersin kendi ipini

Daha dün Fetoya Tayyibe yalvarıyordun
Beni serbest bırakın yanınızdayım diyordun
Yoksa sende mi, onları kandırıyordun
Veya Yahudi lobilerine göz mü kırpıyordun

İzle ve gör, dilin uçuklayacak çok yakında
Sen ve ağaların, pişman olacaksınız sonunda
Yeni Bir Dünya kurulacak, çatlayıp patlasanızda
Değdi mi aldanmaya üç günlük dünyaya

ASGARİ İNSANİ SORUMLULUK!
-90 dan itibaren başlatılmış olan 20 Haçlı Seferi (Büyük İsrail projesi) tam gaz hedefine doğru koşuyor.(veya öyle zannediyor!..)
-Kirli-karanlık amaçları uğruna,hiç bir sınır tanımayan siyonist mihraklar,hedeflerine ulaşma yolunda sadece Haçlı Zihniyeti’ni değil ;kendileri için en büyük handikapı oluşturanİSLAM’ı , yozlaştırıp bozmak yolunda, RADiKAL-ILIMLI..vb karakterli analayışları da ihdas edip kullanmayı ana vazifesi görmektedir! “Dine karşı din silahı”olarak adlandırabileceğimiz bu yöntemler “Küresel Hegemonya”nın tesisi için kendilerince vazgeçilmez araçlardır.
-İslam Alemi ve yeryüzünde ,siyonizmin küresel sisteminin en büyük çıkmazı ise ,MİLLİ GÖRÜŞ-MİLLİ ÇÖZÜM anlayışıdır.Bu çizginin MİLLİ niteliği,dayandığı değerler sistemi nedeniyle EVRENSEL anlamda insanlık için YEGANE ÇIKIŞ YOLU’nu temsil etmektedir.Bu konu ESASTA-TEORİDE böyle olduğu gibi PRATİKTE de böyledir!
-Türkiyenin bağrından çıkarak tüm insanlık için kurtuluş prensiplerini ortaya koyan bu çizgi;sistem bazında:”İnsanların farklılıklarına rağmen barış ve bereket içinde bir arada yaşayabileceği” ADİL DÜZEN PRENSİPLERİ'”ni ortaya koymanın yanı sıra!…
-BM,NATO,IMF,UNICEF,AB…vb küresel sömürü oluşumlarının yerine, İslam Birliği merkezli ancak evrensel nitelikte:
*Yeni Dünya BM’si
*Yeni Dünya NATO’su
*Yeni Dünya Ekonomik İşbirliği Teşkilatı
*Yeni Dünya EĞİTİM-KÜLTÜR İşbirliği Teşkilatı…vb kurumları öngörmenin yanı sıra!…
-LAFTAN ASLA ANLAMAYACAK,ANCAK KUVVETTEN ANLAYACAK siyonist timsahının dişlerini sökerek etkisiz hale getirecek YÜKSEK TEKNOLOJİ HARİKALARINI hazırlayarak, ORDUMUZ’un ilgili birimlerine ,
şartlar gerçekleştiği vakit kullanılması amacıyla teslim ederek ,Milletimiz ve insanlığın istifadesine sunmuşlardır!
-Tüm bu gelişme ve gerçekler nedeniyle ,AZİZ ERBAKAN HOCA ‘ya karşı akıl almaz ihanet,komplo ve iftiralar birbirini takip etmiştir.Makalede en özlü ve hikmetli bir şekilde incelenerek,en saf akılların bile anlayabileceği tarzda netleştirilen bu gerçeklere karşı zerre vicdanı-insafı olan kimseler bigane kalamazlar.
-Söz konuşu; Vatanımız-Milletimizin Bütünlüğü,Ümmetin Birliği ve İnsanlığın Dirliği ise ki öyledir,bu sorunları çözmenin gereği olan, icapları yerine getirmek asgari İNSANİ SORUMLULUKTUR!
-İsra 4-7 ayetlerde hükmedilen akıbet kaçınılmaz olarak gerçekleşeceğine,TARİHİN EN BÜYÜK ÖRĞÜTLÜ KÖTÜLÜĞÜ olan siyonizm(deccalizm) mutlaka yokedilip KUR’AN NİZAMI TEMELLİ,İNSANİ ADİL DÜZEN mutlaka kurulacağına göre!… Yapılması gereken; onurlu,şuurlu bir yaşamla, bu uğurda; “Ne kadar çok katkıda bulunabilirsek o kadar kardır” diyerek yol almaktır!…

Muhterem ERBAKAN Hocamız, Atatürk hakkındaki Tahlilleri 20. Dönem 08.01.1996, Refah Partisi Grub Toplantısından!..
Başka ne var, bu yeminin içerisinde. Atatürk ilkeleri var. Evet, şimdi bak biraz sonra yemin edeceğiz. Atatürk ilkeleri üzerine yemin ediyoruz. Nedir bu Atatürk ilkeleri. Atatürk ilkelerinin ne olduğunu, nereden bileceğiz. [b]Atatürk bu ülkede 1923’ten 1938’e kadar Cumhurbaşkanlığı yaptı. Hangi politikaları takip ettiyse ilkeler bunlardı. Buyur gel arkadaş otur şuraya bakalım, 1923’ten 1938’e kadar bu ülkede takip edilen politikaların temel esasları nedir, gel bakim buraya !..Nedir bu esaslar? Biz o zaman, ilkokul çağındaydık. Bu dönemleri yaşadık, yaşayarak biliyoruz. Biz ilkokulda her yıl, yerli mallar haftası yaptık. Daha çocukken. Ne demek yerli mallar haftası. Üzüm, fındık yiyorduk, o hafta kutlarken bunu. Bunun manası nedir. Kendi gücümüzle kalkınacağız. Evet, bizim üzümümüzle, bizim fındığımızla, bizim çayımızla, bizim pamuğumuzla, bizim pancarımızla, bizim ürünümüzle kalkınacağız. [/b]Buna Milli Görüş derler. Ne yapılıyor, kabotaj bayramı yapılıyor. Ne demek kabotaj bayramı. Limanlar arasında sadece yabancılarla nakliyat yapabiliyor idi. Bunlar ortadan kaldırıldı. Biz kendi limanlarımız arasında. Kendi gemilerimizle nakliyat yapacağız. Buna da Milli Görüş derler. 1927’de Kayseri uçak fabrikası kuruldu. O fabrikanın kuruluşunda temel atarken yapılan konuşmaları okumayanlar alsınlar okusunlar. Sene 1927 düşününüz. Uçak sanayi, bir sanayi biz kuracağız diyor. Bunun altında yatan mana nedir. Biz sanayileşeceğiz. Biz savunma sanayimizi kendimiz kuracağız diye haykırmak demek bunun manası. Eee, bunun savunucusu kim? Bunun savunucusu Refah Partisi. Ayrıca bir şeye daha dikkat çekmişizdir. O da bak şahsiyetli bir dış politika takip etmişizdir. Ve en mühim unsur olarak. bağımsızlık bağımsızlık esas alınmıştır. [b]Biz bunu yanlış yorumlamak isteyenlere her zaman Atatürk’ün gençliğe hitabesini dikkatli okumalarını tavsiye etmişizdir. [/b]Orada en mühim konunun bağımsızlığımızı korumak olduğu tekrar tekrar vurgulanmıyor mu? ‘’Hatta sizi idare edenler gaflet içerisinde batılılara uşak olmak isteyebilirler. Hangi şart altında olursanız olun onlarla mücadele edeceksiniz’’ diyor. İşte o mücadeleyi biz yapıyoruz. O halde özetleyecek olursak Atatürk ilkelerine; bağımsızlık, kendi gücüyle kalkınmak, şahsiyetli dış politika. [b]Atatürk bir defa dış seyahat yaptı mı Cumhurbaşkanı olduktan sonra.[/b] Hayır, neden? Çünkü biz tarihin en şerefli milletiyiz. O büyük tarihi düşündü. Ben başkasının ayağına gitmem bunlar gibi ülke katibinin odasında bir hafta bekleyecek bir müptezellik gösterdi mi Atatürk?!! [b]İngiltere kralı Atatürk’ün ayağına geldi.[/b] Bu ne? İşte Milli Görüş. Olaylar gerçekler bunlar.
Şimdi bunlar çıkmışlar Atatürk bize batıyı gösterdi. Eee gidip üçüncü katibin odasında bir hafta bekleyecek. Allah’tan kork insaf et ya. Atatürk’e en büyük kötülüğü siz yapıyorsunuz. Siz yapıyorsunuz..! [b]Bak şimdi biz bugün öğleden sonra Atatürk ilkeleri üzerine yemin edeceğiz. Evet, ne demek bunun manası. Bağımsızlığımızı koruyacağız. Türkiye’yi sanayileştireceğiz. Kendi gücümüzle kalkınacağız. Şahsiyetli dış politika yapacağız. Türkiye’yi lider ülke yapacağız. Bunun için yemin ediyoruz.[/b] Evet, bunlar zaten bizim temel gayelerimiz. Bire fosiller gelin oturun şuraya bakıyım yaa. Nesi var bu söylediklerimizin nesi var? Siz hiç biriniz Refah Partisine toz bile konduramazsınız. Siz sadece Donkişotluk yaparsınız. Kendi kendinize gerçekleri saptırırsınız. Kendi gölgenizle savaşırsınız. İşte gerçekler burada. Bak gerçekleri dile getiriyoruz. [b]Elbette bu prensipler bizim prensiplerimiz, bizim tavsiyemiz. Bizim dışımızdakilerin asıl bu ilkelere sadık olmaları, asıl gerçekten laikliğe sadık olmaları bizim asıl temennimiz bu. Ondan dolayı o fosillere sesleniyorum Refah Partisine selam durun. Gidin öbürlerine yanlış yolda olduklarını düzeltmeleri için uğraşın.[/b]

[b]İŞTE BU SÖZLERİ MUHTEREM ERBAKAN HOCAMIZIN KENDİ SESİNDEN DİNLEMEK İSTEYENLERE ŞU LİNKİ TIKLAMALARINI TAVSİYE EDİYORUZ: [/b]

[b]İzlemek için:[/b] http://www.necmettinerbakan.net/videolar/erbakan-hocamiz-ataturk-hakkindaki-tahlilleri-20-donem-08011996-grub-toplantisinda.html

Takdir ve Tayin edilmiş gelecek uzak degildir
Mutlaka her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz (ve her türlü niyet ve gayretinizden hesaba çekileceksiniz . Sonunda mü’minler cennete, kâfirler ise cehenneme koyulacaklar )      Enbiyâ Suresi=35.ayet

Kerimesinde olduğu gibi 
İnsanın var olma,kainatın yaratılış sebebi olarak bir imtihana tabii tutuluyoruz.
Dünya hayatının kurulduğu günden bu yana hak ve batıl mücadele’si aynı şekilde devam ediyor.
Günümüzün en büyük imtihanı ise tüm dünya da zulüm ve sömürge yapan  SİYONİZİM şeytanıdır.
Bu Şeytanın en büyük ve tek hedefi İslami yok etmek,tüm insanlığı sömürgesi altında ezmek ve İslamin en büyük Sancaktar olan Yüce Türkiye Cumhuriyeti ni parçalamak ve büyük israil hedefine ulaşmaktır.
Bu hedef doğrultusunda önüne çıkacak tüm engelleri yok etmek ve kendilerine bu gayede yardım edecek daha doğrusu kullanıp atacakları kukla hükümet ler ,istirmarci ve din taciri cemaatler, hoca hacı geçinen belamlar,halkın gözünde doktor,profesör gözüken fakat beyinleri emperyalizm tarafından kiralanmış ve alınmış güya akıl hocaları çıkarıp halkları oyalayıp kandirmaktadirlar.
AZİZ TÜRK MİLLETİ’Nİ VE TÜM İSLAM ALEMİNİ SİYONİZİM ve Emperyalizme karşı uyaran
Siyonist ve emperyalist düzenin tüm plan ve programlarina karsi onların beyni’ni ve tüm tuzaklarını boşa çıkaracak hazırlıkları yapan ve   tüm bu hazirliklari yanindaki munafik şebekeye rağmen yapan Aziz Erbakan hocamızın dediği gibi
“ZAFER İNANLARINDIR VE ZAFER YAKINDIR
ADİL BİR DÜNYA DÜZENİ MUTLAKA KURULACAKTIR”

Bize düşen Aziz Erbakan hocamızın  yolunda ve davasında hıyanet edenlerden değil kapısında kıtmiri olanlardan olmak için dua etmektir.

BİLİNMESİ GEREKENLER
Öncelikle;
1-Geçmişimizi bilmeden geleceğimize yön veremeyeceğimiz gerçeği doğrultusunda iyi bir tarih bilgisine sahip olmalıyız.
2-Tek ölçümüz Kur-an ve Resulullah olmalı, gayemiz ve gayretimiz insanlığın kurtuluşu ve islamın yeryüzünde hakim olması yolunda mücadele ederek Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır.
3-Allah’a hakkıyla kul olmak, davamıza bağlı, liderimize sadık ihsan sahibi insanlar olabilmek için çok mücadele etmeli ve gayret göstermeliyiz.
4-Kısır çekişmeleri bırakmalı, biri birimizi Allah için sevmeli, cephede hayırda yarış içerisinde hareket etmeliyiz.
5-Sen ben, şucu bucu kavgalarından uzak durmalı, Müslüman müslümanın kardeşidir gerçeğiyle biri birimize her ortamda ve şartta destek olmalıyız.
5-Halkla ilişkilerimizi çok iyi tutmalı, cenaze, taziye, hasta ziyareti, düğün ve özel günlere katılmaya özen göstermeliyiz.
6-Bize bilerek veya bilmeyerek yanlış yapan, kötü niyetli ihanet şebekelerinin etkisi altında kalarak hakkımızda farklı düşünceye sahip olan insanlara karşı mesafeli olmamalı, onların gerçeği görüp yanlışlarından dönmeleri için çaba sarf etmeliyiz.
7-İnsanlara gerçekleri anlatırken, kırıcı olmadan, onların anlayabilecekleri seviyeye inerek örneklendirmelerimizi iyi seçip, iyi bir tebliğ metoduyla onlara yaklaşmalıyız.
8-İnsanlara parası, makamı, serveti, şan ve şöhreti için değer verilmemesi gerçeğinden yola çıkılarak, İnançlı, şuurlu ve ihlaslı olmasına,takvasına, ilmine, davaya olan bağlılığına, liderine sadakatine, mücadele azmine ve mütevaziliğine bakılmalıdır.
9-Anne ve babamıza, büyüklerimize, hocalarımıza, arkadaşlarımıza, komşularımıza, yakın uzak akrabalarımıza, eşimize, çocuklarımıza ve kardeşlerimize karşı sevgi ve saygıda kusur etmemeli ve iyi günlerinde de, kötü günlerinde de yanlarında olmalıyız.
10-Çalıştığımız iş ortamlarında, mensubu olduğumuz siyasi parti, dernek, vakıf ve görüşüne mensup olduğumuz teşkilatlarda, bize verilen görevleri hakkıyla, zamanında ve en iyi şekilde yerine getirmeli, görevi aksatmamalı, gevşeklik göstermemeli, dürüstçe ve tebliğ edilen emanete sahip çıkarak hayırlı ve başarılı sonuçlara ulaşılmalıdır.

Yukarıda belirtmeye çalıştığımız konular her birimizin gündelik hayatta uymamız ve dikkate almamız gereken hususlardır. Kısaca özetlemeye çalıştık.

inşaallah..
Maşaallah!
Müthiş bir ufuk turu.
Dünyada ve Türkiyede neler yaşandı/yaşanıyor..
Zulüm ve sömürü düzeniyle komple bir mücadele yürüten ve Hakka ve akla dayanan tek alternatif sistem olan ‘Adil Düzen’ in varisi olan bazı kuruluşların neden bu denli cılız ve silik göründüğünün cevabı..
Düşmanımız Siyonizmin gerçek hedefi ve stratejik ortak(maşa)ları..
Ve inşaallah hakkın hakim olacağı…
Allah razı olsun.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
7
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...