Get Adobe Flash player
Reklam

“DEİZM” SAPKINLIĞI VE DİNSİZLİK SAFSATALARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 21
ZayıfMükemmel 

 

“DEİZM” SAPKINLIĞI

VE

DİNSİZLİK SAFSATALARI

      

Deizm; “Her şeyi ve bütün âlemleri yaratan bir Allah vardır, ancak bir peygambere ve kutsal metinlere ihtiyaç bulunmamaktadır.” şeklindeki sapkın ve bâtıl bir düşünce akımıdır. Aslında bu akılsız ve dayanaksız yaklaşım, inkârcılığa ve başıboş = kuralsız ve yasaksız yaşamaya geçirilen sahte bir inanç kılıfıdır. Bazı Müslüman gruplar ve maalesef İmam Hatip okullarında da rastlanan: “Allah vardır ve birdir, Kur’an da Hak’tır ve yeterlidir. Bu nedenle peygamber ve sünnet gereksizdir.” safsataları da DEİZM’in yerli versiyonlarıdır. Daha da açıkçası DEİZM; her insanın kendi kendisinin Tanrısı olması ve aklın putlaştırılmasıdır. Bu şaşkın ve sapkın kimselere göre, “Allah kâinatı ve insanı yaratmış ve onları kendi haline bırakmıştır, artık herkes yolunu akılla bulmalıdır. Ayrıca peygamber gibi bir aracıya ve İlahi buyrukları barındıran kitaplara ihtiyaç kalmamıştır!” Oysa tarih boyunca insanlara Allah’ı tanıtan ve O’nun marziyatını=razı olduğu buyruklarını aktaran hep peygamberler olmuşlardır. Peygambersiz ve vahiysiz, sadece kendi akılları ve araştırmalarıyla Yüce Yaratıcıyı=Allah’ı bulan, ahlaki ve kurallı bir hayat yaşayan bir topluma hiç rastlanmamıştır. İslam’ın “Amentü”sündeki iman esaslarından:

“Allah’a inanmak; O’nun Meleklerine, O’nun Kitaplarına, O’nun Resullerine, Ahiret ve Hesap gününe, Kadere=Hayır ve Şerrin Allah’tan geldiğine ve öldükten sonra dirilip hesap vermeye, sonra layık olduğu Cennet veya Cehenneme girmeye inanmak…” şartlarının hepsi “Allah’a iman”ın vazgeçilmez gerekleri ve şubeleri konumundadır. Bu esaslardan birinin inkârı Allah’ı inkârdır. Oysa bu dünya bir imtihan meydanıdır, bu imtihanın programı Kur’an’dır, rehber hocası Hz. Peygamber Aleyhisselamdır.

Bakınız: (http://www.deism.com/deismturkish.htm) sitesinde, bizzat kendileri şu çağrıyı yapmaktadır.

“Deizm'in sana ve topluma sunacağı pek çok şey vardır. Deizm doğadaki tasarımlar-kanunlar ışığında akla ve mantığa dayalı bir Tanrı inancıdır. Her tasarımın bir tasarımcısı vardır. Bu sebeple Deizm doğal bir inançtır, sözde gökten inen inançlardan uzaktır. Deizm’in doğasında ve felsefesinde, sözde gökten indiğine inanılan İslam, Hristiyanlık ve Musevilik gibi dinlerin temsil ettiği korkutma ve hurafeler bulunmamaktadır. (Bu dinlere “sözde gökten inme” dinler deniliyor, çünkü onlar Tanrıdan bir vahiy alındığını iddia ediyor ve bu dinler çeşitli ve karışık kutsal kitaplara dayandırılıyor). Yeterli sayıda insan Deist olduğu zaman akıl ve mantık, korkuyu ve hurafeleri ortadan kaldıracak ve onun olumlu etkisi tamamıyla toplumların bir parçası olacaktır. İşte o zaman, sözde gökten inen dinlerin saçma sapan şiddet yanlısı olan hurafelerine inanan milyarlarca insan; sahip oldukları akılla, sonsuz kişisel ve toplumsal gelişme sağlayacak, Tanrı vergisi akıllarının etrafında birleşip huzura kavuşacaklardır.” İşte bu safsatalar DEİZM’in inkârcılığının ve özellikle İslam düşmanlığının açık bir itirafıdır. Bunlar Siyonizm’in bir tahribat programıdır.

“Deizm” tartışmaları ülkemizde güncelliğini koruyadursun, dünyada çok daha eskilere giden sapık bir inanç biçimi olmaktaydı. Türkiye’de deizmi gündeme taşıyan ve sinsice aşılamaya çalışan din adamlarının başında Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk vardı. Öztürk, 2015 yılında yayımlanan'Tanrı, Akıl ve Ahlaktan Başka Kutsal Tanımayan İnanç DEİZM' isimli kitabında deizme ilişkin akıldaki sorulara yanıt veriyor görüntüsüyle, bu safsataları bilimsel bir gerçek gibi sunmaya uğraşmıştı. Öztürk, aynı dönemde Aydınlık'ta yayımlanan yazılarıyla da deizmi savunmaktaydı. Deizmin Kur’an'da geçtiğini savunan Öztürk, "Deizm, ateizme ve en tehlikeli dinsizlik türü olan dinci dinsizliğe karşı çıkanların yoludur" demekten sakınmayan bir sahtekârdı.

İşte Yaşar Nuri Öztürk'ün 13 Nisan 2016'da Aydınlık'ta yayımlanan "Deizm niçin ve nasıl doğdu?" başlıklı yazısı:

“Kilisenin egemen olduğu Batı’da, Allah’a imanını korumak ama dinciliğin insan haysiyetiyle bağdaşmayan dayatmalarını yaşamak istemeyen insanlar, Yaratıcı’ya imanlarını tehlikeye atmamak için bir çıkış yolu aramışlar ve deizmi bulmuşlardır. Daha doğrusu, 313/925’te ölen Müslüman düşünür Ebu Bekr er-Râzî’nin keşfettiği bu yolu, öncüsünün adını vermeden yeniden sahneye koymuşlardır. Deizm, Allah’a imanda samimi olan, bu samimiyetin bir icabı olarak engizisyon zihniyetine savaş açan insanların yolu olmaktadır. Deizm, dinci riyakârlığa karşı bir sığınak gibi ortaya çıkmıştır. Eğer Allah’a imanda samimiyete bir anlam veriyorsak, gelecek zamanların başvurulan çıkış yolunun da deizm olacağı açıktır… Kilise ve papaz dayatmalarından bunalanlar tarafından ilk olarak 16. yüzyılda İngiltere’de kullanılan deizm tabir ve kavramı, meşhur olan tanımıyla, ‘Allah’a iman eden ama dinlere inanmayan’ bir felsefî mezhep konumundadır. ‘Cenab-ı Hak’kın vücut ve vahdaniyetine iman itikadı’ olarak da tanımlanır. Deist felsefenin temsilcileri içinde, Allah ile birlikte peygamberlere inananlar da vardır. Ve bu ikinciler deizm tarihinin en büyük ve anıt isimleri sayılmaktadır. Felsefe tarihinin dev ismi Immanuel Kant bunlardandır, Gazi Mustafa Kemal Atatürk bunlardandır.”Oysa bu iddialar tamamen yanlıştır, safsatadır. Ve Atatürk’ü bile Deist gösterme sahtekârlığıdır.

“Belki de en zalim ve en eski Deist, Ebucehil ve onun yandaşlarıdır. En eski deist derneği veya partisinin toplantı yeri, Mekke müşriklerinin kurduğu Daru’n-Nedve denilen mekândır. Evet, Mekke müşrikleri; Yahudiliğe, Hristiyanlığa, peygambere, kitaba, inanmayan insanlardı. Ama Allah’a inanırlardı, yani, DEİST’lerin atası sayılırlardı…

“En eski deist” derken yazılı metin olarak söylüyorum, yoksa Mekke deistlerinden önce de mutlaka deist vardır. Evet, sevgili Peygamberimizin on üç yıllık Mekke döneminde ona karşı direnen Mekke müşriklerinin de bir Allah inancı vardı. Onlar da “Allah vardır, evreni yaratmıştır, işi bitmiştir, geri kalanı bize bırakmıştır” iddiasındalardı. Mekke müşriklerinin Allah inancına sahip birer DEİST olduklarını anlatan ayetleri istediğiniz mealde bulacaksınız:

“Andolsun onlara (müşrik takımına): “Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş’i ve Ay’ı kim musahhar (emre amade ve hizmetkâr) kıldı?” diye soracak olursan kesinlikle “Allah” diyeceklerdir. O halde ne diye (Hakk’tan) çevrilip yan çiziyorlardı?” (Ankebut: 61)

“Gerçekten eğer onlara; “Gökyüzünden yağmuru indirip onunla öldükten sonra yeryüzünü dirilten kimdir?” diye sorsan, elbette “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Elhamdülillah!” Doğrusu onların çoğu aklını kullanmamaktadır.” (Ankebut: 63)

“Onlara, “Gökleri ve yeri kimin yarattığını” sorsan, şüphesiz; “Allah” derler. Sen de; “Elhamdülillâh (Hamd, elbette Allah'a mahsustur)” de. (Ama) Onların çoğu (gerçeği) bilmez (cahillerdir).” (Lokman: 25)

“Andolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. De ki: "Gördünüz mü -haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız (O’nu bırakıp da yalvardıklarınız); eğer Allah Bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da (Rabbim) Bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup- önleyebilecekler mi?" De ki: "Allah Bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler." (Zümer: 38)

“Yemin olsun ki, onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, kesinlikle: “Onları Aziz ve Âlim olan (Allah) yarattı” diyeceklerdir. (Yani; her asırdaki müşrikler, Allah’ın varlığını ve yaratıcılığını kabul etmekte, ama O’nun hükümlerini gereksiz ve geçersiz görerek inkâra düşmektedir.) (Zuhruf: 9)

“Batı’da tahrif edilmiş Tevrat ve İncil’in akıl almaz hurafelerine isyan eden insanların geliştirdiği inkâr mikrobunu Müslümanlara aşılamak isteyenler başarısız kalacaktır. Bizim insanımızın en serserisi, en fazla suç işleyeni, en fazla batılı heveslisi, bir zamanlar en fazla komünist geçineni, en fazla batı değerlerini içselleştirmiş gibi görüneni bile, Kur’an’a ve Resulûllah’a dil uzatanların karşısına dikilip İslam’ı savunmuşlardır ve asla DEİST’liğe ve dinsizliğe razı olmamışlardır.” diyen değerli Mahmut Topbaş Hocamız, gerçeklere tercümanlık yapmıştır.

Yüce Allah’ın, âlemi yarattıktan sonra ayrıldığını ve insanı başıboş bıraktığını savunan ve Yaratıcıya sınır koyan Deizm, yaratılmış olan insana ve insan aklına sınırsızlık sıfatı yakıştırmaktadır. Oysa insanın başıboş bırakılmadığı Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılır: “Elbette, insan asla başıboş ve gayesiz bırakılmamıştır. (Öyle 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanmaktadır?)” (Kıyamet: 36) Yaratıcının âlemi yarattıktan sonra istirahate çekildiğini iddia eden “Deistler”, aynen Yahudiler gibi Allah’ın dünyayı yarattıktan sonra istirahat ettiğini ortaya atmışlardır. Kur’an-ı Kerim, bu gibi kâfirleri kastederek: “Onlar görmüyorlar (ve akletmiyorlar) mı ki, gökleri ve yeri yaratan ve onları (her an yeniden) yaratmaktan yorulmayan (Allah’ın elbette), ölüleri de diriltmeye güç yetireceğini (düşünüp anlasınlar). Oysa gerçekten O, her şeye Kadir olandır.” (Ahkaf: 33) buyurmaktadır.

Deizm; Tanrı’nın varlığını ve âlemin ilk kaynağı olduğunu kabul etmekle birlikte, akla dayalı felsefi bir din safsatası çerçevesinde; Kur’an-ı Kerim’i, Hz. Peygamberi ve öğretilerini gereksiz gören veya inkâr eden şeytani bir düşünce akımıdır.

Deizm Latince’de “Tanrı” anlamına gelen “deus” kelimesinden türetilmiş olup, Grekçe’de yine “Tanrı” anlamındaki theos’tan gelen teizm terimiyle aynı sözlük anlamını taşımaktadır. Ancak XVI. yüzyıldan itibaren Hristiyan dünyasında başlayan felsefî ve teolojik tartışmalarla birlikte “teizm” terimi; Ortodoks inançlarını savunan kesim için, “deizm” ise; geleneksel inançlardan sapan düşünürler için kullanılmaya başlanmıştır. Deizm kelimesinin ilk kullanılışlarından birine, Calvinci bir ilâhiyatçı olan Pierre Viret’nin Instruction chrestienne (Cenova 1564) adlı eserinde rastlanmaktadır. Viret bu eserinde, kendilerini ateistlerden ayırmak için deist ismini alan bir grup filozof ve edebiyatçıyı gündeme taşımıştır. Bu kişileri, Allah’a ve O’nun âlemi yarattığına inanmakla birlikte, İsa Mesîh’i ve Hristiyanlık doktrinlerini inkâr eden ateistler olarak suçlamıştır. Pierre Bayle tarafından hazırlanan Dictionnaire historique et critique (1697; İng. trc. 1710) adlı eserin “Viret” maddesinde, onun deizmi yorumu vurgulanmış ve terim bu şekilde yaygınlaşma imkânı kazanmıştır.

Öfkeli reddiyelerle önceleri ateizm ile özdeşleştirilen deizmin, günümüzde kazandığı anlamı ile ilk tanımına; Dryden’in 1682 tarihli Religio Laici adlı şiirine yazdığı sunuş ile, Yahudi Siyonist Samuel Johnson’un 1755’te neşrettiği Dictionary’de rastlanır. Bu metinlerde deizmin, herhangi bir vahyedilmiş dine bağlı olmaksızın Tanrı’nın varlığını kabul etmek, ancak O’nun ilim ve irade gibi sıfatlarını reddetmek, böyle bir varlığın âlemde tesirleri gözlenen veya tezahür eden hikmet ve inayetinin bulunmadığını söyleyip, ahireti inkâr etmek sapkınlığıdır. Tamamen densizlik ve dinsizlik düşünceli Deizmin Avrupa’da en çok yaygın olduğu İngiliz deizminin babası sayılan Cherbury’li Lord Herbert (ö. 1648), Tanrı’ya ve ahiret hayatına inanmakla birlikte kutsal metinlere karşı çıkmış, evrensel gerçekleri kavramaya aklın yeteceğini savunmuştur. Onun takipçisi Charles Blount (ö. 1693), bir deist olduğunu açıkça beyan eden ilk düşünürdür ve intihar ettikten sonra yayımlanan Summary Account of the Deist’s Religion (1693) adlı eseri, deist fikirlerin yayılmasında hayli etkili olmuştur. Akla ve ahlaka aykırı ve sapkın Hristiyanlığı tabii din anlayışına yaklaştırmak, din adamlarının ruhanî otoritesini ve istismar düzenini yıkmak, aklın sayesinde Tanrı fikrine ulaşabileceğini savunmak üzere yola çıkan Deizmin, bâtıl Hristiyanlık için uygun sayılsa da, bunu İslam’a uygulamak tam bir şaşkınlık ve şeytanlıktır. Bu yönüyle deist akımı, Hristiyanlığın akla aykırı ve hurafî olduğu düşünülen unsurlardan arındırılması istikametindeki bir dinî eleştiri hareketi olarak tanımlanması doğru, ama tutup bu yaklaşımın İslam’a uygulanması yanlıştır ve yıkıcılıktır.

Fransız deistleri içindeki en aşırı ve tanınmış sima olan Voltaire, Newton fiziği ve tabiat kanunu fikrini esas alan bir tabii din anlayışını ortaya atmıştır. Voltaire, Tanrı’nın sürekli yaratıcılığı inancı ile âlemdeki tabii süreklilik fikri çeliştiğini sanarak deizme ulaşmıştır. Jean Jacques Rousseau ise Voltaire’in akılcı deizmini romantik bir anlayışla sürdüren insandır. Filozofa göre insanda doğuştan mevcut olan iyilik ve adalet duygusu, sonradan kötülüğe ve eşitsizliğe kaysa da ancak insanın tabiatında var olan ışık ona yeniden yol göstermeye yeterli olacaktır. Bu görüşler Hristiyanlığın doğuştan günahkâr insan anlayışına ve dolayısıyla Hz. İsa’nın kurtarıcılığı inancına karşı çıkıştır, ayrıca kilisenin yol gösterici rolünün ve ruhanî otoritesinin yerine aklî aydınlanmayı koymaktadır. Fransa’daki bu felsefî cüretkârlığın temelinde, eski rejimin bütün değerlerine kökten saldırı psikolojisi yatmaktadır.

Newton fiziğinin Almanya’da oluşturduğu deist etkisine, Kant’ın felsefesinde de rastlanmaktadır. David Hume’un şüpheci görüşlerinden hayli etkilenen Kant, Tanrı’nın varlığının teorik akılla ispatlanamayacağını savunurken, aslında deizmin temellerini Hume’dan sonra bir defa daha sarsmıştır. Onu hem bir Hristiyan hem de bir deist kılan şey, bir yandan dinî inançların teorik akılla temellendirilemeyeceğini iddia ederek akıl ve inancın sahalarını ayırması, öte yandan yer yer özgür irade ve vicdan kavramıyla özdeşleşen pratik aklı, dinî ve ahlâkî tecrübeye temel yapmış olmasıdır.

Ortaçağ Avrupa’sının kısır ve kısıtlı fikir ve inanç ikliminden Yeniçağ’a girerken, yozlaştırılmış ve şirke bulaştırılmış Hristiyanlığın yaşadığı teolojik buhranın ve Batı medeniyetine has tarihi şartların bir ürünü olan deizmin, bir ekol ve akım olarak İslam Ortaçağı’ndaki bir benzeri bulunmamaktadır. Tanrı’ya, O’nun âlemi yarattığına (aslında yaptığına) inanan, ancak eldeki tarihi verilere göre peygamberliği gereksiz görüp, aklı esas alan felsefî bir anlayışa kaydığı sanılan Ebû Bekir er-Râzî’nin bir deist olduğunu söyleyenler varsa da, bunlar temelsiz iddialardır ve kesinlikle felsefî bir ekol haline gelmediği de açıktır.

İslam düşüncesinin temelini; Allah, âlem ve insan münasebetlerini asla koparmamak veya zayıflatmamak yaklaşımı oluşturmaktadır. Esasen İslam inanç ilkelerine göre Cenab-ı Hak; faaliyeti, ilmi, hikmeti ve lütfuyla âleme her an müdahale eden Yüce bir varlıktır. Bu Yüce varlık gerektiğinde âlemdeki gidişatı mucizeler yaratmak suretiyle yeniden yapılandırır. Allah belli zamanlarda seçtiği peygamberler aracılığıyla insanlara mesajlar yollamıştır. İnsan da bunun karşısında takındığı tavra göre değer kazanır. Yine insanlar bu yüce varlığa dua ile isteklerini arz edip lütuf ve yardımını ummaktadır ve Allah’a iletmek istedikleri her mesaj mutlaka yerini bulmaktadır. Allah ve insan arasında nübüvvet ve ibadet yollarıyla belirli bir iletişimin olduğunu kabul etmek İslam’ın temel inancıdır. Ayrıca İslam dininin kutsal metni olan Kur’an’ın lafız ve mana bakımından mûcize olduğu, İlâhî koruma altında bulunduğu ve tarihen de bilindiği gibi asla tahrif edilmemiş ve edilemeyecek olduğu hususu, Müslümanların ortak kanaatidir. Her ne kadar İbn Teymiyye, Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd gibi İslam âlimlerinin bazı yorumları, kasıtlı insanlarca Deizme yaklaştırılmaya çalışılmışsa da, Batı’daki deist filozofların Yahudi-Hristiyan kutsal metinleri karşısındaki kuşkuları, İslam düşünürlerinin Kur’an’a bakış açılarında kesinlikle vârit olmamıştır. Vahyin sıhhati konusunda Batı’da beslenen bu kuşku ve inkâr tavrı akla mutlak güven psikolojisini doğururken, İslam düşünürleri ya İlâhî vahiyle sağlıklı aklın tam anlamıyla uyuştuğunu yahut daha fazla olarak vahyin akıl ötesi boyutlara da sahip olduğunu vurgulamışlardır. Yine İslam’a göre âlemdeki kanunîlik (Sünnetullah=Adetullah=Tabiat kuralları) Allah’ın isterse değiştirebileceği “meşîet”inden ibaret olduğu için gerek mikro gerekse makro planda mutlak olarak Allah’ın yaratıcı gücüne bağımlıdır. Dolayısıyla Allah ile âlem arasındaki yaratan-yaratılan ilişkisi, deistlerin sapkın iddiaları gibi; bir defa olup bitmiş ve artık söz konusu edilmemesi gereken bir yaratan yaratılan ilişkisi değildir. Allah’ı âlemden ve insandan uzaklaştıran yanlış bir aşkınlık anlayışına sahip deist iddianın aksine, Allah “yerin ve göklerin nurudur” (Nur: 24/35) ve insana “şah damarından daha yakındır” (Kaf: 50/16).

Amerikan Deistleri ve Siyonist bağlantıları:

18. yüzyıl sonuna değin deizm, İngiliz, Fransız ve Alman aydınları arasında egemen dinsel görüş durumuna gelmiş, sonraları Amerikalıların da dinsel görüşlerinin biçimlenmesinde önemli rol oynamıştır. Amerika'daki deist düşünürlerin arasında en önemlisi, Yahudi asıllı bir Siyonist Thomas Paine olmaktadır. Paine, Akıl Çağı adlı eserinin ilk bölümünde açık bir şekilde Hristiyanlığı, özellikle de kurtuluş akidesi ve vahiy anlayışını eleştiriyor. Kitab-ı Mukaddes'teki vahiy, mucize, ahlak, enkarnasyon ve evren hakkındaki bilgileri açıkça eleştirerek reddediyor ve özellikle astronomi ilminin ortaya koyduğu evren telakkisiyle uyuşmazlığını göstererek, diğer deistler gibi bilime verdiği önemi gösteriyordu. İkinci bölümde ise, doğal din anlayışını ortaya koyuyordu. Böylece Paine, birinci bölümde yıkmaya çalıştığı vahye dayalı Hristiyanlık yerine, ikinci bölümde aklı esas alan doğal din sistemini anlatmaya çalışıyordu. Kısaca Paine, Paul Blanshard'a göre Amerika tarihinde en ünlü özgür düşünür olup dinleri eleştirmiş, ama güya hem Tanrı’ya hem de ölümsüzlüğe inanmıştır.

Dünya Deistler Birliği (World Union of Deists)’nin web sitesinde, bu birliğe üye olmak isteyenlerden önce Paine'in bu eserindeki öğretileri kabul etmeleri şart koşulmaktadır.

Deistlerin Tanrı'nın varlığına dair argümanları şunlardır:

Deist yazarlara bakıldığında genellikle benzer sebeplerden dolayı yüce bir varlık sonucuna ulaştıkları ama peygamberlere, vahiyle gelen kutsal metinlere ve İlahi Din prensiplerine ve gerekliliğine karşı çıktıkları anlaşılmaktadır. Bunlar aşağıda sıralanmıştır.

Kozmolojik Argüman: Bu argüman, ilk neden ve nedensellik kanıtıdır. Hiçbir şey, nedensiz olarak meydana çıkmayacaktır, her şeyin bir nedeni vardır; her bir neden, başka bir nedenin sonucu olmaktadır. Yani var olan her şeye, kendisinden önce gelen bir şey neden olmaktadır. Bu nedenlere bakarak, ilk nedene kadar inilecek olursa, Tanrı bulunacaktır. Tanrı, var olma nedeni bulunmayan temel tek varlıktır. Evet var olmaya başlayan her şeyin bir sebebi vardır, evren var olmaya başlamıştır, demek ki evrenin bir sebebi vardır.

Doğa Yasası Argümanı: Bu argüman teleolojik argümanın farklı bir yaklaşımıdır. Doğa yasası argümanına göre, doğada tutarlı ve tahmin edilebilir doğa yasaları olduğu için, bu yasaları yürürlüğe koyan bir de yasa koyucu olması lazımdır. Bu yasa koyucu da yüce bir varlıktır. Özetle: Doğayı yöneten doğa yasaları vardır, bütün yasaların bir de yasa koyucusu vardır, o da Allah’tır.

Teleolojik Argüman: Buna ayrıca dizayn ya da tasarım argümanı da diyenler vardır. Bu argüman doğal dünyaya baktığımızda her şeyin kendi işlevini yerine getirecek şekilde en ince ayrıntısına kadar düzenlenmiş ve ayarlanmış olduğunu göreceğimizi hatırlatılır. Bu da düzenleyen üstün bir varlığın kanıtıdır.

Deizmin iki ana formu vardır: Bunlar; 1- Eski deizm ve 2- Modern deizm olmaktadır.

Modern deistler; eski deizm inanışını, modern felsefe ile birleştirerek günümüz bilimiyle kullanmaya çalışmaktadır. Bu doğrultuda da birçok yeni inanışın çıkmasına yol açmışlardır. Eski deizm inanışında; Tanrı ile kişisel bir diyalog yahut karşılaşma mümkün gösterilirken, günümüzde Tanrı'nın insanüstü olduğu ve Tanrı'yı anlamanın insan mantığı sınırları içinde olmadığına inanılmıştır. Başka bir şekilde ifade edilirse, bu anlayışa göre Tanrı Mutlak'tır; yaratılanlar ise görece ve görelidir. Dolayısıyla, görece ve göreli hiçbir varlık Mutlak'la kıyaslanamaz, oranlanamaz. Dolayısıyla, Mutlak, hiçbir şeyle, hiçbir tarzda, hiçbir yolda ilinti ve kıyas kabul etmez. O’na hiçbir değer takdir edilemez. O Mutlak olduğundan, görece ve göreli olan varlıkların sıfatlarıyla belirtilemez. Dolayısıyla, kıyasa ve oranlamaya dayalı anlayış ve kabullerine göre, O'na yakıştırılacak bir sıfat ne kadar yüksek düzeyli kabul edilirse edilsin ve ne kadar ideal olursa olsun, O'nu ifade edemez. Deizmde; evreni bir ilk nedenin sonucu olarak evrensel kanunlar çerçevesinde yaratan Tanrı'nın, sonrasında deterministik olarak gelişen olaylara müdahalede bulunmadığına inanılmaktadır ki, bu her türlü küfrün ve kötülüğün kaynağıdır.

Deizm; her ne kadar çeşitlilik içeren, geniş bir inanç sapkınlığı olsa da bazı değişmez temel kabulleri ve ilkeleri vardır. Temel felsefeleri ve ilkeleri şunlardır;

1-Yaratıcı bir güç inancı, 2-Mantığın bize doğruları öğretebileceği inancı, 3-Kehanetlerin, mucizelerin, dinsel dogmaların, demagojilerin ve kaynağı İlahi ilan edilen dinlerin inkârı.

Günümüzde standart Deizm konsepti dışında etkili alt dalları da vardır:

Pandeizm: Pandeizm evrenin bütününü Tanrı saymaktadır. Pandeizmde, her şey Tanrı'nın bir parçasıdır. Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı'dır. Pandeizme göre Tanrı'nın evrenden ayrı ve bağımsız bir varlığı bulunmamaktadır. Tanrı doğada, nesnelerde, insan dünyasında vardır. Her şey Tanrı'dır.

Panendeizm: Panendeizm, pandeizmde olduğu gibi evrenin kendisinin Tanrı olduğunu, pandeizmden farklı olarak ilk devindirici olan Tanrı'nın evren ve tüm varlıkları özünden yarattığı ve aşkın, evrenin bilincinde mutlak ve değişmez bir varlık olarak evrene egemen olduğu inancıdır. Panendeizme göre her şey Tanrı'dan çıkmıştır. Ruhun tek amacı, oluştuğu Tanrı'ya ulaşmaktır. Bunun da yolu tek evrensel yasa olan evrim kurallarıdır. Somut anlamda Tanrı'nın bütünleştiği evrenin ve varlıkların, evrim ile diyalektik olarak değişime uğradığı, gelişimini tamamladıktan sonra dönüşün yine ezeli ve ebedi olan Tanrıya olacağı, bu geri dönüşte tekâmülünü tamamlayan ruhların da Tanrıya kavuşacağına inanılır. Panendeizme göre Tanrı, hem değişmeyen (mutlak), hem de değişen (göreli) bir varlıktır. Hem zamanın içinde, hem dışında; hem sonlu, hem de sonsuzdur. Aynı zamanda hem tikel, hem tümel; hem neden, hem sonuçtur.

Spritüel deizm: Spritüel deizm kendi içerisinde; içinde meditasyon, tefekkür, doğa ile birleşme, sezgi gibi durumları barındırır. Onlar da diğer deistler gibi; Tanrı'nın evrene müdahale ettiği inancını, dinsel dogmaları ve doğaüstü varlıkları ve dünyaları asla doğru bulmamaktadır. Spritüel deizm, genel ve manevi varlığı doğada hissedilebilen tarifsiz bir Tanrı inancı taşır. Spritüel deistler sonsuz ödül, reenkarnasyon, karma gibi inançlara karşıdır. Bu tür deistler; literatürde "spiritüal, fakat dinsel değil" ya da "spritüel, fakat dini yok" ifadesiyle tanımlanır.

İşte görülüyor ki, deizmin her türlüsü sapkınlıktır ve safsatadır; DEİZM, haksızlık ve ahlaksızlığın kılıfı ve kaynağıdır.

Dünya Deistler Birliği tarafından derlenmiş olan bazı deistik kavramlar da bunun ispatıdır.

Deizmde Mezhep; bir grup insan tarafından mantıksız inanışlara kayılmasıdır. Tanım gereği Musevilik, Hristiyanlık ve İslam birer mezhep sayılır. Çünkü bu dinlerin müritleri inanmak için Tanrı vergisi akıllarını kullanmamaktadır. Başka bir deyişle, mantıksız dogmatik öğretilere ve hurafelere saplanmışlardır. Mesela; Tanrının Yahudilere hediye olarak mal ve mülk vermesi, İsa’nın tekrar dirilmesi ve miraca yükselmesi, okuyup üfleyerek şifa verme (okuyup üfleyerek şifa bulunsaydı, hiç kimse akciğer kanserinden acı çekmezdi, ayrıca her vaka başına özel sağlık kuruluşlarına milyonlarca dolar ödenmek zorunda kalınmazdı) ve Muhammed’in Cennete uçması gibi. Tüm bunlar son derece yanlış ve mantıksız iddialardır. Çünkü Deizm daima serbestliği, bağımsız düşünmeyi ve aklı esas alır, Deizm için bir mezhebe bağlı olmak imkânsızdır. Zaten Deizmin amacı, insanları Hak dinden koparıp başıboş bırakmaktır.

Deizm: Durağan ve içinde değişim bulundurmayan öğretilerin, inanışların aksine, tüm insanların yapabildiklerinden daha yüce evrensel bir yaratıcı gücün varlığına yönelik sonsuz inanç ile insanın doğuştan sahip olduğu aklıyla doğanın ve evrendeki kanun ve tasarımın kişisel gözlemlerle onaylanmasıdır. Yani kişinin, kendi kendisinin Tanrısı yapılmasıdır.

Deizme göre Tanrı: Doğadaki tasarım ve kanunların kaynağı olan evrensel yaratma gücünün tamamıdır. Ama artık ne kâinata ne de insanlara asla karışmamakta ve başıboş bırakmaktadır. Bu sapık düşünce tuzağı ile insanlar küfre ve kötülüğe kaydırılmaktadır.

Deizmde Vahiy inkârı: Deizmde vahiy bulunmamakla birlikte, vahiy kavramına farklı anlamlar yüklendiğine rastlanır. Örneğin Thomas Paine vahyi şöyle anlatır: Bazıları, "Tanrı kelamı yok mudur, vahiy yok mudur?" diye soracaklar belki. Ben buna evet derim, Tanrı kelamı ve vahiy vardır; ama Tanrı kelamı gözlemlediğimiz evrenin doğal yasalarıdır. Bu anlamıyla tabiat; hiçbir insanın ne karşı çıkabileceği, ne de değiştirebileceği bir İlahi kelâmdır ve Tanrı insana evrensel bir dille mesajını sunmaktadır.

Deizmde Akıllı Tasarım: Akıllı tasarımdan kasıt doğadaki yapılardır, mesela gözlemlenebilir olan ve akıllı bir tasarımcı gerektiren DNA’nın karmaşıklığı. Bu başlık altında “YAPI”dan kastettiğimiz, bir şeylerin sonsuz bir iş birliği motifi ile planlanmasıdır.

Deizmdeki Doğal İnanç ya da Doğal Din anlayışı: Doğanın tasarımlarına, kanunlarının ve aklın uygulanmasına dayalı Tanrı inancıdır.

Felsefe tanımları: Varoluş ilkelerinin ve gerçeklerinin öğretisi, bilgi veya inanıştır.

Mantık/Akıl yaklaşımları: Gerçeklere dayalı mantıksal çıkarımları veya sonuçları şekillendirmede kullanılan ruhani güç kaynağıdır.

Doğal İnanç safsataları: Peygamberlere ve getirdikleri Vahiylere dayalı olan gökten inme dinlerin aksine, doğanın tasarımlarının/kanunlarının aklın uygulanmasına dayalı Tanrı inancıdır.

“Gökten inme din uydurmadır” sapkınlığı: Bu organize hale getirilmiş bir Tanrıya tapınma ve inanma anlayışıdır. Belli bir dinin (vahiyle gelen) belli üyeleri/kurucuları ile Tanrının iletişim kurduğu bir sistem olmaktadır. Yukarıda da söylenildiği gibi, herhangi bir sözde gökten inmiş bir dine inanan bir mürit Tanrıya değil, aracı olarak çalışan kişinin iddialarına inanmış olmaktadır.

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, DEİZM, baştan sona şeytanlık ve şarlatanlıktır. Akla, mantığa, bilimsel olgulara ve vicdani duygulara aykırıdır. Açık inkârcılıktan çok daha sinsi ve tehlikeli bir Şeytan tuzağıdır!

Deizm ve Ateizm farklı gösterilse de aslında aynı kapıya çıkmaktadır?

Ateizm, Deizm ile birebir aynı şey olmasa da sonuçları itibarıyla aynı yola çıkmaktadır. Ateizm, yaratıcıyı tümden reddederken, Deizm ise bir yaratıcı olduğunu kabul ediyor görünerek insanları küfür tuzağına çekmeye çalışmaktadır. Deizm bilim ve akla dayandığı iddiasıyla, diğer tüm dinleri, kutsal kitapları, vahiyleri ve iman esaslarını inkâr yoluna sapmıştır. Deizme göre mutlak bilgiye ulaşmak için peygambere, papaza ya da imama gerek kalmamıştır. Deizmde önemli olan sadece insanın kendi sağduyusu ve aklını kullanmasıdır. Ateizm ile Deizm arasındaki fark, Ateizmde; Tanrının var olmadığı görüşü, Deizmde ise; Tanrının var olduğu düşüncesi olmaktadır. Ancak geri kalan tüm yönleri neredeyse aynıdır. Genel kabul gören, toplumda Deizm ve Ateizmin aynı olmasıdır. Deist ve ateistlerin sosyal anlamda aynı safta yer almalarının sebebi, Deizmin de Seküler olmasıdır. Oysa aslında Deizm, Ateizme giden yolda sadece bir duraktır.

Deizm ve Evrim Teorisi irtibatı.

Evrim teorisi, Charles Darwin'in ortaya sürdüğü, tüm canlıların kendiliğinden ve tesadüfen ortaya çıktıklarından itibaren değişime uğrayarak, bugünkü formlarına ulaştığı iddiasıdır. Temelinde canlıların güçsüz oldukları yanlarını bir sonraki nesle aktaramayıp, sürekli güçlü parçalarının gelecek nesillere geçmesi sonucu, canlıların geçirdiği değişime dayanmaktadır. Evrim teorisi ile özdeşleşen en popüler konu ise insanın maymundan evrimleştiği safsatasıdır. Popüler olarak insan maymundan geldiği şeklinde bir teori, dünya çapında evrim teorisi ile özleşse de evrim teorisinin asıl düşünce ögesi, güçlü ırkın ya da güçlü özelliğin süreklilik kazanmasıdır. Bu da özellikle Kelt Avrupa'sının sömürgecilik döneminde sürekli kullandığı (bir nevi ideolojisi) ve Afrika üzerinde acımasızlıkla gösterdiği bir sömürge aracıdır. Evrim teorisi sayesinde Afrika'daki halklar sömürgeleştirilmiş, (o dönemde insan ve maymun arasındaki gördükleri siyahi Afrikalılara medeniyet getirdiklerini öne sürmüşlerdir) güçsüz ve aşağılık görülmüş, beyaz ırkın kendini üstün görerek, bugün bile devam eden bir sistemin kurucusu olmuşlardır. Beyaz ırk; Afrikalıları öyle aşağı bir insan ırkı saymışlar ki, Avrupa'da adına insan hayvanat bahçeleri denen iğrenç yerlerde, canlı hayvanlar gibi sergilemekten utanmamışlardır.

Semavi dinlerden Hristiyanlık ve Museviliğin bozulmamış kısımlarında ve İslam dininin kutsal kitabı olan Kur’an’da, insanın hiçbir şekilde değişmeden yaratıldığına inanılır. Bu sebepten semavi dinler, evrim teorisini kökten bâtıl saymaktadır. Ancak Deizm ise evrim teorisini savunmaktadır. Çünkü aynı Siyonist kafaların uydurmalarıdır. Deizm akla ve vicdana aykırı olduğu için, aslında kolayca çürütülebilen bir inanç ya da felsefi akımdır. Yukarıda değindiğimiz gibi; katı Orta Çağ Katolik Avrupa'sının baskıları sonucunda, Protestanlık mezhebi gibi benzer bir akımdan ortaya çıkmıştır. Bugün dünyada ne yazık ki giderek artmakta olan Deizm, ateistlerin aksine Tanrının ya da bir yaratıcının varlığını kabul etmiş görünüp, mü’minlere tuzak kurmaktadır. Ancak Deizm bu yaratıcının neye dayandığını, yaratıcı fikrine ve ismine nereden ulaştığını tam manasıyla açıklayamamaktadır. Çünkü bâtıldır ve safsatadır.

Deizmin temel amacı: Teşkilatlanmış, kurumlaşmış, kitabı, peygamberi, ahireti, kaderi, ibadeti, haramı, helali olan yani ilkeleri ve kuralları olan dine karşı olmaktır. Bu anlayışa göre Tanrı bir kere en başta dünyayı yaratmış, sonra elini eteğini çekip kendi haline bırakmıştır. Dünyanın ve hayatın işleyişine bir daha karışmamıştır. Tanrıya sadece en başta bir kerelik yaratıcılık özelliği (Hayy ismi) takmış, bunun da geçmişte kalan bir eylem olduğuna inanmışlardır. Onlara göre Tanrı dünyanın gidişatından, yani tabiatta halen cereyan eden olaylardan alâkasızdır. Bu nedenle Tanrının vahiy gönderdiğine inanmamakta, yani peygamberleri ve kitapları gereksiz saymaktadırlar. İnsanların bireysel ve toplumsal hayatlarını, ticari, siyasi işlerini düzenleyen, ahlaki kural koyan bir dine inanmak nefislerini zorlamaktadır. Açıkça inkârcılık, akılsızlık ve ahlaksızlıklarını ortaya koyacağından, böyle bir sahtekârlığa başvurmuşlardır.

Deizm, önceleri muharref (bozuk) Hristiyanlığa tepki olarak doğsa da, şimdi özellikle İslam’a saldırmakta ve Müslümanları saptırmaya çalışmaktadır.

Elbette Müslümanlar arasında tam dindar, az dindar insanlar vardır. Ancak bütün Müslümanlar Allah’a, peygamberlere, kitaplara, ahirete, kadere, harama helâle, ibadetlere inanırlar, bunların Hak, doğru ve gerekli olduğundan şüphe duymazlar, ama bazıları nefisleri tembellik ettiği için ibadetler konusunda gevşek davranırlar. "Ben Müslümanım ama ahirete inanmıyorum" diyen bir Müslümana hiç rastlanmamıştır. Ahirete inanmıyorsa o kişi zaten Müslüman olmaktan çıkmıştır. Biz gâvurların ürettiği kavram ve terimlerle değil, kendi terimlerimizle konuşmalıyız. Bizde Mü’min, Müslüman, Kâfir, Münafık, Günahkâr gibi terimler vardır. Tanzimat’tan bu yana özellikle Müslüman Türk dünyası üzerinde Haçlı Siyonist odaklar; bizi Müslümanlığımızdan ve milli duygu ve duyarlılıklarımızdan uzaklaştırmak için akla hayale gelmedik çalışmalar, projeler içinde olmuşlardır. Beynelminelcilik, Enternasyonalizm, Pozitivizm, Hümanizm, Rasyonalizm, Materyalizm, Komünizm, Kapitalizm, Globalizm, Liberalizm, Ateizm, Deizm gibi bir sürü izmler üretip, Müslüman Türkler arasına haricî ve dâhilî bedhahlar kanallarıyla yayılmaya çalışılmaktadır.

Deizmin Yayılma Şartları:

1. Emperyalist Projeler: Amerika, İsrail ve Avrupa merkezli Siyonist odaklar, Yahudi olmayanları yani Hristiyan, Müslüman gibi başka dinden olanları dinlerinden uzaklaştırmak için pek çok şeytanî tezgâhlar kurmuşlardır. Masonluk bunlardan birisi konumundadır. Son dönemlerde yaygınlaştırılmaya çalışılan Deizm de onların bir tezgâhıdır. Nitekim son günlerde Türkiye'de süren Deizm tartışmalarıyla ilgili olarak New York merkezli Uluslararası Ateist İttifakı adlı bir dernek şu açıklamayı yapmıştır: "Türkiye'de gençlerin dinden uzaklaştığı konusu sıcaklığını koruyor. Bu dogmacı şahsiyetlerin kalbinde Deizm sayesinde bir ürperti uyanabilir ancak biz bu durumu hoşnutlukla karşılıyoruz." 

2. Sahte İslam Üretme Girişimleri: Haçlı-Siyonist odaklar İslam dünyasını dejenere etmek, köleleştirmek, çökertmek ve perişan etmek için büyük projelerle, büyük paralarla sahte cemaatler, tarikatlar, İslamcı görünümlü siyasi oluşumlar üretmişlerdir. Fetullah cemaatinden, IŞİD/DAEŞ’e, Adnan Oktar’ın kedicikler dininden, cübbeli cübbesiz pek çok tarikata kadar bir sürü küflü paslı, irinli mağaralar bunlara örnektir. Bunlara özel görevler verdiler. Buna göre İslam’ı temsil etmek üzere özel olarak üretilmiş bu kişi ve gruplar, bilerek İslam’ı yanlış ve çarpık tanıtacaklar, Müslümanlara saçma sapan, İslam’la alâkası olmayan uydurmaları belletecekler, akla mantığa uymayan ilkel gerici bir din öğretecekler, gençler de "İslam buysa, biz buna inanmıyoruz" diyeceklerdi ve Deizme yöneleceklerdi.

3. Dünyacılık ve Nefsin İstekleri: Sekülerizm de denilen bir eğilim olup bu zihniyette olanlar, dünyayı ve dünya hayatını tek gerçeklik olarak kabul etmektedir. Sadece bu dünya hayatı için yaşama, bu dünya hayatında maddi anlamda lüks yaşama arzuları egemendir. Bu aslında Modernizmin yaydığı dünyacı bir hayat felsefesidir. Buna göre bilim ve teknoloji ilerledi. İnsan hayatını kolaylaştıran aletler, eşyalar, yollar ve yöntemler icat edildi. Dünya hayatı çekici kılındı, günah mubah sayıldı. Eğlence, tüketim, salt dünya merkezli maddeci bir yaşama düzeni reklam edildi, insanlar salt bedeni lüks, konfor, eğlence içinde tutucu bir hayata özendirildi. Dolayısıyla bu dünyanın dışında ahiretin varlığı reddedildi. Böylece Deizme yönelindi.

4. Hümanizm Felsefesi: Hümanizm, Tanrıya karşı insanı Tanrılaştırma felsefesidir. Bu, aslından saptırılmış bozuk Hristiyanlığın Tanrı adına insanı ezmesine, silmesine bir tepki olarak insanı Tanrılaştırma eğilimidir. İncil ve tefsirleri yerine insanın yaptığı bilimi, kilise sanatı yerine insanın yaptığı sanatı, dinin önerdiği ahiret ve cennet yerine, insanın bu dünyada yaptığı konfor cennetini önemsemişlerdi. Dolayısıyla Hümanizm, Tanrının hak, yetki ve görevlerini insana vermektir. Bunun neticesinde Tanrıyı gökyüzünde bir yerlere hapsettiler, "sen dünyaya, hayata ve bize karışma, hayatımızı biz insanlar kendi nefsimizin arzularına göre düzenleriz" dediler. Yani Tanrıyı nesneleştirip, onun yerine Tanrılaştırılmış insanı özne haline getirdiler. "İnsanlar cennet istiyorsa; biz cenneti bu dünyada lüks, konfor, eğlence, israf ve tüketimle yaparız" dediler. Böylece insanların sonsuz cennet talebini ve özlemini bu dünyanın kısacık hayatıyla sınırlandırmaya giriştiler. Böylece Deizmin zemini de hazır hale getirildi.

5. Yaratıcıya Hesap Vermeyi Reddetme ve Vicdani Endişeleri Hafifletme Düşüncesi: Kişi işlediği bütün haramları, yaptığı günahları, çirkinlikleri, haksızlıkları, kötülükleri vicdanında aklayabilmek ya da bunların doğuracağı azapları, sıkıntı ve rahatsızlıkları bastırabilmek için ahireti, büyük mahkemeyi, hesap verme gününü inkâr etmeye yönelir. Bu, bir tür kişinin kendisini aldatarak gerçeklerden ve başına geleceklerden kaçma girişimidir. İşte bunlar, Deizm denilen densiz ve dinsiz eğilimin sebepleridir.

Peki, Çare ve Yöntem ne olmalıdır?

Din adına, insanları bıktırmaktan vazgeçilmeli ve mü’minlerin İslam’dan yaka silkmesine izin vermemelidir. Sinir uçlarıyla oynamanın kefareti, genellikle sinirlerin zıplayıp isyana dönüşmesidir. Sadece ve taklidi bir zihniyetle, şekle şemaile, kılık kıyafete önem vermekle ortak payda yakalanması mümkün değildir. İnsanlık birçok deneyimden, sıkıntıdan, kavgadan, savaştan geçmiştir. Batı dünyası, Rönesans’a omuz veren reformlara girişmiştir. Müslümanlar ise dinî anlayışı yenileme ve onarma hareketlerinden uzak anlayışla yaşamı dondurmuş vaziyettedir. Adına ister “Tecdid (Yenilenme/ Yenileme)” denilsin, ister medeniyet devrimi denilsin, fark etmez. Bir an önce Kur’an’ın ilkeleri ve insanlık değerleriyle barışık, tüm insanlara huzur ve onur sağlamayı amaçlayıcı bir İslam anlayışının tesisi gerekmektedir. Olmadığı takdirde İslam mirası, nüfuzu yoğun ama ruhu olmayan bir din olarak inanç müzesinde mumya gibi sergilenecek, şuursuz ve sorumsuz, taklitçi mü’minlerle meyyit-i müteharrike (yürüyen cenazeler) konumuna düşeceklerdir. “Türk İslam sentezi” senaryolarıyla; milli birlik, kardeşlik ve manevi dirlik bağlarımızı çözmüşlerdir. İslam dinine gerçekten sadık olanların İslam’dan başka hiçbir bâtıl sisteme ve otoriteye sadık olmamaları gerekirken, din istismarcılığı ve siyasal dindarlık insanlara; köleliği ve körü körüne teslimiyeti emretmektedir. Ahlakta üretimi olmayan ve sırf simge ve sembollerle yol tutan İslamcılığın, fikir ve erdemin kıymet verildiği insanlık medeniyetindeki karşılığı, çıbanbaşı olmaktan öteye geçememektedir. İslamcılık kılıfıyla istismarcı siyasetin yalan, hile ve düzenbazlık manevralarıyla diplomasi kültürü oluşturabileceği yanılgısı, hür düşünceyi temsil eden onurlu mahfillerde eksi karakter notuyla değerlendirilmektedir.

Maddiyatçılık ve faydacılığın prim yaptığı çağımızda, bütün avantajlara ve onurlu bir yaşama sahip olmaları gerekirken, ne oldu da İslam, uzak durulan bir din haline geliverdi? Hakikat kaynağı, huzur ve ahlak limanı olan İslam, ne değişti de Libya’dan İtalya’ya kaçan sığınmacılar gibi, kendinden kaçanlara çaresizce bakan bir acizliğe dönüşüverdi? Çünkü sözde İslamcı düşüncenin önderlerinden, dinci iktidarların ahlaki yozlaşmalarını eleştirmeleri beklenirken tam aksine, pişkince onların pisliklerine fetva üretmişlerdir. Ve böylece “Bizim din anlayışımız böyledir. İbadetleri yapar gibi göründüğün takdirde, her türlü şirretlik bizim İslamcılığımızda caizdir!” demişlerdir. Lakin böyle bir din anlayışının varlığını devam ettirme ve yeni medeniyet devrimini gerçekleştirme ihtimali sona ermiştir. Kaldı ki, güvenirliliği kalmamış geleneksel din taklitçiliğinin bittiğini iddia etmek büyük bir tespit değil, sadece vak’ayı isimlendirmedir. İslamcılık kılıflı din istismarcılığı, bugünkü tanım ve yorumuyla tedavülden kalkmış vaziyettedir. Ama ilginçtir, taklitçi dinciliğin can çekişmesi uzadıkça, dindar sayısında bir düşme görülmemektedir. Ruhsuz ve şuursuz dindarlar çoğaldıkça vicdanlar ölmekte, istismar vesilesi sahte dinler genişledikçe insanlar dinden ürkmektedir.

“Bundan sonraki süreçte, sahte dinlerin ve riyakâr-istismarcı dindar kesimlerin; yok oluşunun büyük nova patlaması gibi bir anda, enerjisi yüksek tansiyonla ve sonucu tam bir keskinlikle olacağı öngörülmektedir. Devrimci özelliğe sahip tüm peygamberler insanlığın hafızasında asalet ve onurlarıyla yaşayıverecek, ama onların değerini değersizliğe satanlar tarihin çöplüğüne atılıp çürüyeceklerdir” tespitleri yerindedir ve Adil Düzen devrimi mutlaka gerçekleşecektir.

 

 


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

Ahmet AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Okunma Sayısı: 220

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR