Get Adobe Flash player
Reklam

Sn. Erdoğan, OPERASYONU “OPERA-ŞOV”A ÇEVİRİYORDU

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 55
ZayıfMükemmel 

 

Sn. Erdoğan,

OPERASYONU “OPERA-ŞOV”A ÇEVİRİYORDU

      

Harp sanatında, Milli Savunma ve saldırı sahasında; tarih boyunca bütün kurmayların ve uzmanların ittifakla ortaya koydukları en önemli ve gerekli prensip ve stratejilerin başında “Gizlilik” geldiği bilinip durmaktadır. Hz. Peygamber Efendimizin: “El-harbü hud’atün = Harp (düşmana karşı) hile ve aldatıp tuzağa düşürme sanatıdır” hadisleri de bu gerçeği vurgulamaktadır. Lider şahsiyetler; “söylemleri açık ama stratejileri saklı ve kapalı” insanlardır.

Ancak, Sn. AKP Genel Başkanı’nın, bir yandan “Bir gece ansızın gelebiliriz!” sözlerini tekrarlarken, öte yandan günler ve haftalar öncesinden “Fırat’ın doğusuna, yani PKK-Amerika kumpasına karşı bir saldırı başlatacaklarını açıklayıp durması”, eğer kasıtlı bir ifşaat değilse, ucuz kahramanlık edebiyatı ve Milli çıkarlarımızı seçim istismarı yapma lafazanlığıydı. Suriye’de bir Kürdistan koridoru oluşturmak, Irak ve Suriye petrollerini Akdeniz’e taşımak ve tabi Türkiye’yi güneyden kuşatmak amacına yönelik, PYD-ABD hazırlıklarını boşa çıkarmak üzere TSK’mızın başlatacağı oldukça önemli, gerekli ve tarihi bir harekâtı, günler öncesinden bütün dünyaya duyurmak, en azından böyle bir operasyonu “opera-şov”a çevirme bahtsızlığıydı.

Bu tavır, ciddiyet ve mes’uliyet sahibi bir devlet adamlığıyla bağdaşmazdı. Bu tavır, bilge kişilerin ve kalıcı sonuçlara kilitlenen liderlerin tarzı olamazdı. Bu talihsiz ve tedbirsiz tavır, şahsi makam ve çıkarları için her şeyi, ama her şeyi; Dinini, devletini, ülkesini, milletini, askerini hiç çekinmeden istismar ve suiistimal edebilenlerin yaklaşımıydı.

Acaba Sn. Erdoğan, Suriye sınırımızda ve Fırat’ın doğusunda yapılacak bir askeri harekâtı, günler öncesinden deşifre ve bir nevi dejenere etmekle, şu sonuçları doğurmuş sayılmayacak mıydı?

1- Başta Amerika, sonra PKK ve YPG eşkıyaları bu operasyona karşı gerekli tedbirlerini alacaklardı.

2- En azından, saldırı yapılacak bölgeleri terk edip kaçacaklardı.

3- Böylece kayıplarını ve zararlarını en aza indirmiş olacaklardı.

4- Erdoğan’ın bu gereksiz ve bizce ağız gevşekliği açıklamaları, Rusya ve ABD’nin ortak hazırlık yapmalarına yol açacaktı.

5- ABD güdümündeki Suudi Arabistan ve bazı körfez ülkelerinin açık şekilde, İsrail’in ise gizlice PKK ve PYD eşkıyalarına yapacakları yardımları yoğunlaştıracaktı.

6- Türkiye aleyhine kampanyalar yürüten Siyonist güdümlü iç ve dış medyanın eline erkenden koz verilmiş olacaktı. Ve bu haklı ve inşaallah başarılı harekâtımızı yozlaştırıp yanlış aktarma ve aleyhimize kullanma fırsatı sunulacaktı.

Oysa büyüklerimiz; “Dostlara karşı namertliği münafıklık, düşmanlara karşı netliği ve mertliği ise mantıksızlık” sayarlardı. Hz. Ali Efendimiz: “Konuşulacak yerde susmak korkaklık, susulacak yerde konuşmak ahmaklıktır” buyurmuşlardı. Palavra politikaları ve patavatsız konuşmalar, belki günü kurtarır ve cüz’i şeyler kazandırırdı; ama geleceğimizi ve güvenliğimizi karartırdı.

Lütfen hatırlayınız; Türkiye'nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarında da belirlediğimiz hedeflere varmamızı engellemek için neler yapılmıştı: Zeytin Dalı Harekatı'nda Türkiye, YPG/PKK'lıları Münbiç'e doğru kovalamış, ancak Fransız ve ABD'li askerler araya girerek PKK'yı himayeleri altına almışlardı. Oysa DAEŞ'i Suriye'de El-Bab bölgesinde mağlup eden Türkiye Cumhuriyeti ve TSK’mızdı. El-Bab'ı ilk yokladığımızda 300 DAEŞ'li olduğu konuşulmaktaydı. Ama biz orada 2 bin 300 DAEŞ'liyi saf dışı bırakmıştık. Çünkü ABD Rakka operasyonunu durdurmuş ve Orta Fırat bölgesindeki tüm teröristleri El-Bab'a yollamıştı. Bunlar silahları nereden almışlardı? Peki, neden hiçbir ülke bunları vurmamıştı? Adamların yeri yurdu belli olmasına rağmen, niye ABD ve Rus uçakları bunları bombalamamıştı? Çünkü bilerek yapmamışlardı.

Ve şimdi Fırat'ın doğusuna yapılacak harekâtın bizim açımızdan büyük riskler taşıdığı tartışılmazdı. Ama mutlaka yapılması lazımdı. Bu harekâtla başarı şansımız ve askeri donanımımızın testi yapılacaktı. Büyük bir sinir harbi yaşanacaktı. Ama yapmazsak, bizi bölmeye cesaret kazanacaklardı. İşte bu nedenlerle; aniden ve PKK-YPG’nin belini kıracak darbelerle saldırmamız gerekirken, günler öncesinden yaygara koparılması elbette yanlıştı.

Çünkü zaten ABD, Rusya ve terör örgütleri, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı'nda Türkiye'nin askeri gücünü test etme imkânı bulmuşlardı ve daha hazırlıklı durumdalardı. Biz Zeytin Dalı'nda onları yendik ama, onlar bu yenilgiden ders almışlardı. Yarın çıkacak meskûn mahal çatışmalarından, siyasi tıkanıklıklardan yararlanıp bize karşı etkili bileşik operasyonlar yapmaya kalkışacaklardır. Evet, Suriye'nin kuzeydoğusunda PKK'yı ezmek ve Amerika’yı bezdirmek zorundayız. PKK'ya sağlanan himayeyi kesmek durumundayız. Bakınız, Azez'de, El-Bab'da bombalar patlamaya, Afrin'de YPG ile Özgür Suriye Ordusu çatışmaya başladı. Ardından bir subayımız şehit oldu. El Rıfat'tan ateş açıldı.

ABD’nin Suriye’den çekilme tuzağı ve “Özerk Kürdistan’ı kurma” pazarlığı

Birdenbire Amerikan askerlerinin Suriye'den çekileceği haberleri çıkmıştı. Amerikan güçlerinin bölgeden çekilmesinin 60 ile 100 gün süreceği konuşulmaktaydı. Oysa bu şeytani bir tuzaktı ve Suriye’de bir Özerk Kürdistan oluşturma pazarlığıydı.

ABD’nin Suriye'den çekilmesine dair haberler doğru okunmalıydı. Acaba bu karar ne maksatla ve neyin karşılığı alınmıştı? ABD Suriye’deki üslerle ilgili varlığını mı ortadan kaldıracaktı? DAEŞ'le mücadele gerekçesiyle bölgeye konuşlandırdığı deniz piyadelerinin ve savaş gemilerinin çekilmesini mi sağlayacaktı? ABD 23 üssünü kime bırakacaktı? Çünkü ABD, DAEŞ'le mücadele için Suriye’ye dalmamıştı. O gerekçe üzerinden İsrail’in güvenliğini sağlamak başta olmak üzere, coğrafyayı domine eden bir başka terör örgütü olan YPG-PYD’ye özerk alan açılmaktaydı. Yaklaşık 50 bin kilometrekare, (yani, Suriye'nin 3'te biri, tamamı 175 bin kilometrekaredir) YPG-PKK'ya tahsis etmiş durumdaydı. İşte bu alanda, sınırımızın biraz daha uzağında ve Suriye’nin ortasında Rusya ile anlaşarak bir “Özerk Kürdistan” kurulacaktı.

Kısaca Türkiye'nin ciddi, etkili ve netice verici bir operasyon yapmasını önleyici bir sahte tavırla karşı karşıyaydık! ABD, psikolojik harekât, aldatma, yanıltma, şaşırtma, oyalama ve kandırma tuzakları kurmaktaydı. Bu şartlarda Türkiye’nin, Amerika'ya güvenmesi, başımıza yeni belalar açacaktır. Yıllardır dost ve müttefik kılıfıyla Türkiye’ye sinsi bir düşman gibi davrandığını unutmamalıdır. “Ben DAEŞ'le mücadele için buradayım.” diyen Amerika’nın asıl amacı, Suriye'nin ve Irak'ın üniter yapılarını bozdukları gibi Türkiye’yi de parçalamak, Ortadoğu coğrafyasını yeniden şekillendirip, Büyük İsrail’e zemin hazırlamaktır.

Zaten Suriye’nin geleceği konusunda ABD ile Rusya 1 yıl önce anlaşmaya varmış durumdalardı. Yani kuracakları Özerk Kürdistan’a Türkiye’yi razı etme oyunları hazırlanmaktaydı. İki ülke de bu projenin Türkiye’nin onayı ve desteği olmadığı takdirde uygulanması ihtimalinin bulunmadığını bildiklerinden, ön anlaşmalarının en kritik konusu olan Suriye Kürtleri üzerine yoğunlaşmışlardı. Rusların 'Kuzey Irak Modeli' Amerikalıların 'Kamışlı Modeli' diye adlandırdıkları 'Kürt Oluşumu Modeli'ni bu süreç içinde planlamışlardı. Şimdilik Türkiye’yi kızdırmamak-kandırmak için Kürtleri içeren federatif bir yapı yerine, Kuzey Suriye’de sınırımızdan biraz uzakta, iç işlerinde bağımsız olacak ve sınırlarında güya Suriye bayrağının dalgalanacağı, sınır korumasının da Rusya ve ABD tarafından veya barış gücü askerlerince yapılacağı bir alanda ve güya YPG/PYD etkisinden arındırılmış bir özerk Kürt bölgesi oluşturulacaktı. Hatta Rusya ile ABD arasındaki gizli diplomaside Türkiye’nin başta buna tepki koyacağını, ama sonra Kuzey Irak’ta olduğu gibi bununla çalışmaya razı olacağını bile konuşup ayarlamışlardı. Ve şimdiden yalaka-yalama takımı “Erdoğan’ın kararlılığı, Amerika’yı Suriye’den kaçmaya mecbur bıraktı!” demeye bile başlamışlardı. Oysa ABD’nin “Suriye’den çekiliyoruz” açıklaması oldukça sinsi ve şeytani bir politikaydı ve Türkiye’yi aldatıp oyalama planıydı. Çünkü İsrail Başbakan’ı Siyonist Netanyahu bu haberin hemen arkasından: “ABD Suriye’deki etkinliğini sağlama alacak tedbirleri aldıktan sonra ayrılacak” açıklamasını yapmıştı. Bunun anlamı ABD Suriye’den resmi askerlerini çekip, özel güvenlik şirketlerini yollayacaktı.

Hatırlayınız, Fırat’ın doğusu için Türkiye bazı adımlar atmaya başlamışken, Amerika’nın tavrı bizi haklı çıkarmakta ve her şeyi ortaya koymaktaydı:

1- ABD kasıtlı olarak gevşek bir siyasi tavır koyduğundan, Suriye için Rusya daha güçlü şekilde devreye sokulmaktaydı. Suriye’de Yeni Anayasa oluşturma ve siyasi adımları atma zamanı geldiğinde neler yapılması gerektiğini Ruslar belirleyip Amerika’ya anlatmaya başlamıştı. Bunu, iki liderin yaptığı zirveler dışında, Washington-Moskova arasında kurulmuş olan gizli mekanizmalarla da hazırlıyorlardı.

2- Washington’daki birimler arasında bir tek Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon kendi iç tutarlılığını korumaktaydı. Diğer birimler Beyaz Saray’daki gizli çatışmaları yansıtıyorlar, aynen onun gibi bir dağınıklık içinde görünüyorlardı. Aslında bu, Yahudi Lobilerinin bir oyalama planıydı. ABD’li bazı yetkililer Suriye hakkında bir siyasi tavır konulmamış olmasından ve bir strateji bulunmamasından rahatsızlardı. Bunun tüm kozları Rusların eline vermek anlamına geldiğini savunmaktalardı. Bizdeki bazı akıl fukaralarınca aynı camia içinden çıkan ve yönetim içinde Türkiye’ye en sıcak bakan kişi olarak tanıtılan Siyonist James Jeffrey Suriye Özel Temsilcisi olunca, yönetim içindeki siyasi tavrın netleştirilmesini savunan birimler, asker hegemonyasına karşı hareketlenmiş durumdalardı.

3- “Yönetimin diplomasi ağırlıklı kanadı Suriye konusunda Türkiye’nin Rusya ile birlikte etkili olmasından son derece rahatsızdı. Ve bunun ABD’yi devre dışı bıraktığını vurgulayıp, Beyaz Saray’ı etkilemeye çalışıyorlar. James Jeffrey’nin Astana sürecine karşı açıklamaları ve İdlib’te ABD’yi de devreye sokacak adımlar planlaması işte bu bağlamda ele alınmalıydı” diyen yazarın, James Jeffrey’yi Türkiye dostu gösterme çarpıtması tam bir çelişki oluşturmaktaydı. “Yönetimin askeri cephesi ,Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’un da desteğini alarak, sınırda gözlem noktaları karşı hamlesini bu ortamda yapmıştı” yorumları yarımdı ve yanıltıcıydı. ABD Yönetiminin Suriye bağlamında kafasında en net olduğu konu, “Türkiye ile Rusya’nın artık stratejik ortak gibi hareket etmelerinden duyulan derin kaygıydı”. Hem diplomatlar hem de askeri cephe, Rusya’nın Fırat’ın doğusunu Türkiye ile Amerika’nın arasının daha da bozulmasına neden olacak bir gelişme olarak değerlendiriyorlardı.

4- Oysa sözde, DAEŞ’e karşı mücadele konusunda; gerçekte ise Büyük İsrail hatırına Suriye’yi bölme ve Türkiye’yi hizaya getirme projesinde, YPG ile birlikte hareket edileceğinin açıklandığı ilk günden başlayarak, Amerikan yönetimi bölgeye yönelik kapsamlı ve tutarlı bir strateji oluşturamamıştı. Bunda TSK’nın ve Milli odakların etkin payı vardı.

5- “Başkan Trump siyasi açıdan Suriye’ye hiçbir zaman konsantre olamadı. İpler bu siyasi boşluk nedeniyle CENTCOM ve Savunma Bakanı Mattis’in elinde bulunmaktaydı” yorumları, ABD’yi Siyonist Yahudi Lobilerinin yönettiğinin itirafıydı. Kuzey Suriye ve Fırat’ın doğusu ile ilgili kararlar alınırken Beyaz Saray pek hesaba katılmazdı. Ortada uzun vadeli bir bakış ve strateji olmadığından askerler hep günübirlik, sahanın o andaki ihtiyaçlarına bakarak kararlar almışlardı.

Serdar Turgut’un:

“Suriye Özel Temsilcisi Jefrrey Türkiye’nin İdlib’te Rusya ile birlikte başlattığı ve daha sonra Fransa ve Almanya'yı da dahil ettiği sürecin önemli olduğunu ve bazı amaçlara henüz ulaşılamasa da bu sürecin çok yakında Suriye’de başlatılması amaçlanan siyasi ve anayasal süreç için bir model olabileceğini savunmaktaydı. İşte bu yüzden İdlib’te ABD’nin de Rusya ve Türkiye ile iş birliğinde olması gerektiği yönetim içinde söylenmeye başlamıştı. Bu iş birliği İdlib’te başarılırsa, bunun daha sonra Fırat’ın doğusuna da ABD-Türkiye-Rusya iş birliğinin temel olabileceği fikrinde olanlar vardı” saptamaları da, Suriye’nin yeniden şekillendirilmesi ve hatta Irak benzeri bölünmesi konusunda, aslında Amerika ile Rusya’nın ortak planlar hazırladığını, Türkiye’yi ise taşeron olarak kullanma arzularını ortaya koymaktaydı.

“Washington’da, bölgede bir Kürt oluşumun kurulması üzerine, Rusya ile ABD anlaşması durumunda bunun Türkiye’yi rahatsız etmeyecek biçimde nasıl yapılacağı da üzerinde kafa patlatılan konular arasındaydı. Rusya’nın önermiş olduğu Kuzey Irak modelinin yapılabilirliği üzerinde düşünüldüğünü de bilmek lazımdı” tespitleri ise sorunun asıl çıbanbaşına parmak basmaktaydı.

Tam da bu kritik süreçte Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile telefonda bir görüşme yapmışlardı.

Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasında yapılan telefon görüşmesinde, ikili meselelerin yanı sıra güvenlik ve terörle mücadele konuları başta olmak üzere Suriye'de yaşanan son gelişmeler üzerinde durmuşlardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, güya ABD Başkanı Trump'a Türkiye’nin PKK/PYD/YPG terör örgütünün varlığı ve eylemlerinden kaynaklanan meşru güvenlik kaygılarını aktarmışlardı. İyi de, meydanlarda ve halkın karşısında, PKK ve PYD’ye desteğinden dolayı ABD’ye atıp tutan Sn. Erdoğan, bunları niye Trump’a hatırlatmamıştı? Güya iki lider, Suriye bağlamında daha etkin bir koordinasyon sağlanması konusunda mutabakata varmıştı. Sahi, bu neyin mutabakatıydı?

ABD sözcüsünün skandal Türk ordusu paylaşımı, aslında her şeyi açığa vurmaktaydı!

ABD'nin DAEŞ karşıtı Koalisyon Güçleri Komutanlığı Sözcüsü Albay Sean Ryan, Twitter adresinden TSK'ya terörist diyen bir PKK'lının mesajını paylaşarak büyük bir skandala imza atmıştı. YPG'li teröristlere kol kanat geren ve her türlü desteğini veren ABD, Türkiye'yi tahrik etmekten de sakınmamaktaydı. ABD'nin DAEŞ karşıtı Koalisyon Güçleri Komutanlığı Sözcüsü Albay Sean Ryan, bir PKK yandaşının Twitter paylaşımını kendi Twitter adresinden paylaşacak kadar küstahlaşmıştı. Bu alçakça paylaşımda PKK’lı teröristin: “Benim için haftanın favori fotoğrafı şudur: Barışsever ve yardımsever ABD Özel Kuvvetleri (Yeşil Bereliler), terörist Türk ordusunun keskin nişancılarının Rojovalı sivilleri hedef alması ve evden okula giden küçük kızı vurması üzerine, Rojova – Türkiye sınırında (Amerikalı dostlarımız şimdi) devriye geziyorlar” ifadeleri yer almaktaydı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun; ABD'nin Kuzey Irak'ta ve Afrin'de Türkiye'yi kuşatmaya çalıştığını belirterek: "Şimdi bizi, bir taraftan Fırat'ın doğusunda çevrelemeye çalışacaklar (öte taraftan dostluktan dem vuracaklar!..) Türkiye ona müsaade etmedi, şimdi buna da müsaade etmeyecek" sözleri tarihi bir itiraftı. Süleyman Soylu, ABD'nin PKK'ya kol kanat germeye devam etmesine sert tepki gösterip; "Fırat Kalkanı Harekâtı yaptık, Amerika bize 'yap' demedi, destek olmadı. Zeytin Dalı Harekâtı yaptık, bizim karşımıza çıktı, tehdit etmeye kalkıştı. Beslediği adamlarla bizi yıldırabileceğini sandı. Uluslararası bir kuşatma ortaya koymaya çalıştı, ama Allah'a şükürler olsun Türkiye bunu da aştı" diyerek ABD’nin düşman tavrını açıkça ortaya koymaktaydı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Birkaç gün içinde Fırat'ın doğusuna yönelik harekâta başlıyoruz" deyince, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov tüm tarafları sağduyulu hareket etmeye çağırmıştı.

Yani Rusya, Türkiye gibi PYD’yi de bir “TARAF” sayıp aynı kategoriye almıştı. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov’un, Türkiye'nin terör örgütü YPG'ye yönelik olası harekâtıyla ilgili olarak “tüm tarafları sağduyulu hareket etmeye çağırması” başka nasıl yorumlanacaktı? Şam'da düzenlenen Rusya-Suriye 11. Hükümetler arası Komisyon toplantısı kapsamında Sputnik'e konuşan Bogdanov, "Suriye ve dışındaki Kürtler de dâhil tüm taraflarla diyaloğu sürdürüyoruz. Tüm tarafları sağduyuya davet ediyoruz. En nihayetinde, diyalog ve siyasi metotların silahlı çatışma, savaş ve yıkımdan daha iyi olduğunu düşünüyoruz" ifadelerini kullanmaktan sakınmamıştı. Hani ABD’ye karşı Rusya yanımıza alınmıştı?

Bu arada, Rusya Devlet Başkanı Basın sözcüsü Dmitriy Peskov ise; Rusya'nın, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri liderleri Vladimir Putin ve Donald Trump ile acil konularda görüşmek üzere diğer seviyelerde toplantılar arasında görüşmelere hazır olduğunu açıklamıştı. Dmitriy Peskov yaptığı açıklamada, "Bu toplantının hem Moskova hem de Washington için eşit derecede gerekli olduğunu biliyoruz. Hem ülkelerimizin çıkarları hem de stratejik güvenlik konuları ile ilgili acil hususların konuşulması için çeşitli düzeylerdeki diğer toplantıların yanı sıra en üst düzeyde ikili bir toplantıya hazırız" ifadelerini kullanmıştı.

Rusya Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov ise “Rus istihbaratının, düzenli olarak Suriye'nin doğusundan Türkiye ve Irak'a giden petrol konvoyları tespit ettiğini” ortaya atmıştı. Gerasimov'a göre o para ile IŞİD militanlarının finansmanı sağlanmaktaydı!?

Valeriy Gerasimov; "Rus istihbarat araçları, Suriye'nin doğusundaki uluslararası koalisyon güçlerinin kontrol ettiği bölgelerden Türkiye ve Irak topraklarına giden, petrol tankerlerinden oluşan konvoyları düzenli olarak tespit ediyor" diyerek Türkiye’yi suçlamıştı. Yabancı ülkelerin askeri ataşelerine verdiği brifingde konuşan Gerasimov, petrol satışından elde edilen gelirin IŞİD militanlarının finansmanında kullanıldığını vurgulamıştı. Gerasimov ayrıca, ABD'nin Suriye'de Şam'dan bağımsız bir sözde Kürt devleti kurmaya çalıştığını da hatırlatmıştı: "ABD'nin Suriyeli Kürtlerle iş birliği yaptığı, merkezi hükümetten bağımsız bir sözde devlet yapısı kurmaya çalıştığı Fırat'ın doğusundaki durum, giderek daha kötüye gidiyor. Halihazırda, Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu adını verdikleri yapı için hükümet kuruyorlar. Silah ve askeri teçhizat tedarik ederek Kürtlerin ayrılıkçı eğilimlerini pekiştiren ABD, Kürtlerin Arap kabilelerine karşı zor kullanmasına da izin veriyor." diyen Gerasimov, Esad rejimine ve hükümetine destek çağrısı yapmıştı.[1]

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey'nin Astana süreciyle ilgili yaptığı "Artık Astana'nın fişini çekme vakti" açıklamasını tepkiyle karşılamıştı.

Geçtiğimiz haftalarda "Artık Astana'nın fişini çekme vakti gelmiştir" diyerek eleştirileri üzerine çeken Jeffrey için Çavuşoğlu, "Çok talihsiz bir açıklamadır. Jeffrey’nin kendi düşüncesi olduğunu zannetmiyorum” diye çıkışmışlardı. Kaşıkçı cinayetiyle ilgili konuşan Çavuşoğlu, “Soruşturma devam ediyor, sonuna kadar gideceğiz. Tıkanıklık olursa uluslararası bir soruşturmaya gitmekten çekinmeyiz” diyerek, Siyonist bir senaryoda figüranlık yapmaktalardı. ABD’nin teslim etmeye yanaşmadığı F-35 krizine de değinen Çavuşoğlu, "Trump ile Cumhurbaşkanımız G20'de görüştü. Trump kendisi konuyu açtı. Hiçbir problem yaşanmasını istemiyoruz" ifadelerini kullanmıştı. Bizim kafamıza takılan asıl sorular ise şunlardı: ABD gibi stratejik(!) dostlarla, Rusya gibi müttefik(!) ortaklarla ve Sn. Erdoğan ve Çavuşoğlu gibi kafalarla nereye varılacaktı?

Rusya ile ticari, askeri ve siyasi ilişkiler mutlaka artırılmalıydı. Ancak, Amerika’ya karşı Rusya’ya sığınmak bizi kurtarmazdı ve İslam Birliği kaçınılmazdı!

Anadolu Ajansı ve Rus Haber Ajansı TASS’ın Beşiktaş Feriye Palace’da ortaklaşa düzenlediği “Enerji Uzmanları Yuvarlak Masa Toplantısı” yapılmıştı. Toplantı hem Rusya’dan hem de Türkiye’den, alanında uzman kişilerin konuşmacı olarak katıldığı iki ayrı oturum şeklinde planlanmıştı. Birkaç ana başlık üzerinden o gün orada konuşulanları sizlerle paylaşmak isterim. En önemli tespitlerden birisi, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin enerjiye olan ihtiyaçlarının sıradan bir ticari konu değil, hayati bir mesele olduğunun vurgulanmasıydı. Özellikle sanayide ucuz enerjiye ulaşım imkânlarının ülkelerin geleceklerini doğrudan etkileyeceğinin su götürmez bir gerçek olduğu hatırlatılmıştı.

ABD’nin kaya gazında ihracatçı konumuna gelmesinin, küresel ölçekte yeni bir rekabet alanını daha doğurduğu aktarılmıştı. Enerji kaynaklarına ulaşım konusunda yaşanan zorlukların yanında, kaya gazı gibi ortaya çıkan her arzın sürekli artan ihtiyaçlardan dolayı kendi talebini doğurduğu yorumları yapılmıştı.

Şu anda Avrupa Birliği ile Rus gaz şirketi Gazprom arasında devam eden restleşmenin, Rusya’yı etkilemesinin mümkün olmadığı çünkü Avrupa’nın gaz konusunda Rusya’yla köprüleri atmasının neredeyse imkânsız olduğu anlatılmıştı. EastWest Enstitüsü’nden Dr. Danila Bockharev, bunu bilen ve bu açıdan eli güçlü olan Rusya’nın doğalgazı bir silah olarak kullanmaya ihtiyaç duymadığını açıklamıştı.

Türkiye’nin doğalgaz ihtiyacının yüzde 52’sini Rusya’dan sağladığı, dünyanın en büyük 6. ithalatçısı olduğu vurgulanmış, ancak Türkiye’nin enerji için farklı kaynakları harekete geçirmek yerine, çok az nüfuslu ilçelere varana kadar doğalgaz kullanımını yaygınlaştırmasının, yanlış sonuçlar doğurabileceği gündeme taşınmıştı. Türk Akımı üzerinden bazı değerlendirmeler de yapılmış, Türkiye’nin bir doğalgaz HUB’ı olması gerektiği ancak bu kadar transit geçiş projesine rağmen bunu gerçekleştiremediği hatırlatılmıştı.

Enerji Piyasaları ve Politikaları Enstitüsü (EPPEN) Başkanı Dr. Volkan Özdemir’in, ‘Türkiye, Rusya ve Azerbaycan ile ortak ticaret şirketi kurmuş olsaydı, Avrupa’ya gaz satışlarında sadece transit geçiş ülkesi olmaz, aynı zamanda işin ticari kısmında da söz sahibi olabilir ve ihracatçı konumuna yükselebilirdi’ tespitleri üzerinde durmak lazımdı.

Türk Akımı ile hem Rusya’nın hem de Türkiye’nin bazı avantajlar sağladığı, ancak Rusya’nın Türkiye’ye salt müşteri gibi bakmanın ötesinde, bazı farklı uygulamalar ve avantajlar sağlaması gerektiği üzerinde duranlar da haklıydı.[2]

Afganistan, Libya, Irak, Bosna Hersek ve daha birçok mazlum coğrafyada… Gittiği her yere kan ve gözyaşı taşıyan, İslam Ülkelerini parçalayan NATO, 1,5 milyon Müslümanın katledilmesine önayak olduğu Irak’ta kalıcı olmak için hazırlığa başlamıştı.

NATO, Irak’a Kamp Kurmaktaydı!

NATO, 1,5 milyon Müslümanın ölümüne sebep olduğu Irak’ta kalıcı olmak için harekete geçmiş durumdaydı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yapmıştı. Irak’ta NATO’nun eğitim kampı kuracağını ifade eden Çavuşoğlu, “Irak’ta NATO’nun eğitim kampı olacaktır. Türkiye, 90 personelle en çok katkı sunan ikinci ülke konumundadır. Diğer taraftan buradaki misyonun başkan yardımcısı da bir Türk general olacaktır” diyerek AKP’nin ayarını ortaya koymaktaydı.

Bu arada, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun oğlu Yair Netanyahu, bölgeye barışın gelmesi için gerekli olan şeyleri ifade ederken yine çok tartışılacak sözlere imza atmış ve Siyonist mantığını açığa çıkarmıştı. İşte NATO bu Siyonist odakların askeri kanadıydı!

Binyamin Netanyahu'nun oğlu Yair Netanyahu, bölgeye barışın gelmesi için “Ya tüm Yahudilerin veya tüm Müslümanların İsrail-Filistin topraklarından tamamen ayrılması gerektiğini” açıklayıp, kendisinin “Müslümanların söz konusu topraklardan gitmesini tercih ettiğini” söyleyecek kadar küstahlaşmıştı.

Oğul Netanyahu, Facebook hesabından paylaştığı mesajında “Filistinli Müslümanlar ile Yahudiler arasında barışın mümkün olmadığını ileri sürerek bölgede barışın ancak iki gruptan birinin bölgeden tamamen ayrılmasından sonra mümkün olacağını” vurgulamıştı.

İsrail, ABD, Avrupa ve tüm İşbirlikçileri; Kudüs’ün altını oymakta ve asrın ihanetine alet olmaktalardı!

Mısır'ı gece yarısı ziyaret eden Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman'ın darbeci Abdulfettah Sisi ile, “İsrail’le ticari ilişkilerin geliştirilmesi ve Trump’ın asrın anlaşması projesini” konuştuğu ortaya çıkmıştı. ABD ve İsrail’in kumandasında hareket eden iki kiralık adam, ABD’nin barış diye dayattığı ihanet planına piyonluk yapıyorlardı.

Kahire ziyaretinde Muhammed Bin Selman'ın darbeci General Abdulfettah Es Sisi'ye “İsrail’le ticari ilişkileri geliştirme” konusunda tavsiyelerde bulunduğu ortaya çıkmıştı. Bin Selman ve Sisi’nin görüştüğü konular arasında “Arap Dörtlüsü” projesi de vardı. Muhammed Bin Selman ve Abdulfettah Sisi; Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün ve Filistin yönetimini kapsayan “Arap Dörtlüsü” projesinin kurulma olasılığını masaya yatırmıştı. “Arap Dörtlüsü” projesi Ağustos ayında da gündeme gelmiş, Abdulfettah Es Sisi'nin çok fazla taviz istemesi üzerine projeye Mahmut Abbas tarafından karşı çıkılmıştı.

Bu Plan Filistinlileri vatanlarından etmeyi amaçlamıştı.

BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nin verilerine göre İsrail, 2018 yılı başından bu yana Doğu Kudüs’te Filistinlilere ait 133 evi yıkmıştı. 2017’de ise Filistinlilere ait 142 ev yıkıldı. İsrail mahkemesi, Batı Şeria’da Beytüllahim’in güneyindeki Gush Etzion Yahudi Yerleşkesi’ndeki Filistinlilere ait 500 dönüm genişliğindeki arazinin mülkiyetinin Yahudi Ulusal Fonuna ait olduğu kararını almıştı.

ABD’nin alternatifi Rusya değil, ‘İslam Birliği’ programıdır!

Türkiye ihtiyacı olan füze savunma sistemlerini ABD’den alamayınca, ister istemez bu ihtiyacını Rusya’nın S-400 füze sistemi ile tamamlama yoluna giriyor ve bunun sonucu olarak Rusya ile bir anlaşma yapıyordu. Türkiye’nin Rusya ile S-400 konusunda anlaşmasına başından beri ABD tepki gösteriyordu. Önceleri Rusya’nın S-400 füze sisteminin NATO sistemine uyumlu olmadığı, bir NATO ülkesinin böyle bir şey yapmasının hoş karşılanmayacağı ileri sürülüyordu. Ancak, Türkiye’nin yaptığı anlaşmayı iptal etmeyeceği anlaşılınca, bu defa daha önceleri ısrarlı bir şekilde istenmesine rağmen verilmeyen bazı araç ve gereçler teklif olarak Türkiye’ye dayatılıyordu. Bu arada Türkiye’nin bir ortak olarak içinde bulunduğu projenin ürünü F-35’lerin verilmesinin engellenmesi yoluna gidiliyordu. Bir bakıma Türkiye sürekli olarak S-400 anlaşmasını iptale zorlanıyordu. Gelinen noktada ABD’nin Türkiye’yi sıkıştırması devam ediyordu. Bunun da ötesinde artık ABD’nin tavrı Türkiye’yi sıkıştırma boyutlarını da aşarak, “Ya Batı, ya Rusya” şeklinde tehdit boyutuna ulaşıyordu. Bundan anlaşıldığı kadarıyla işin özü Türkiye, S-400’den vazgeçmeye zorlanıyordu. Buna tehdit demek daha doğruydu.

Hemen belirteyim ki, F-35 uçakları ile S-400 füze sistemleri birbirinden çok farklı iki konuydu. Yani, S-400’ler F-35’lerin işlevini yerine getiremeyeceği gibi, F-35’ler de S-400’lerin yerine ikame edilemezdi. Bu bakımdan ABD’nin Türkiye’yi, ya Rusya ya Batı tercihine zorlaması tam bir küstahlıktır. Aslında ABD için bu tür küstahlık ilk değildir. Dolar aracılığı ile Türkiye’nin ekonomik bakımdan diz çöktürülmek istenmesi bugün gelinen noktanın adımlarından birisiydi. Bunun ötesinde Suriye’de ABD’nin Türkiye’nin tüm karşı çıkmalarına rağmen terör örgütlerini silahlandırmayı sürdürmesini de bu gelişmelere dâhil saymak gerekirdi. Kısacası, ABD Türkiye’yi teslim olmaya zorluyor ve bunu yaparken de her yola başvuruyordu.

Bu hususları hatırlattıktan sonra ABD’nin nihayet dilinin altındaki baklayı, “Ya Batı, ya Rusya” ifadesiyle çıkarmasının esas maksadı üzerinde durmak istiyorum. Bu köşenin okuyucuları hatırlayacaklardır ki, dünyayı sömürme konusunda ABD ile Rusya, bir başka ifadeyle Rusya ile Batı arasında ciddi bir problem yoktur. Dünya bu güçler arasında paylaşılmış, herkes payına düşen alanı ciddi bir engel ile karşılaşmadan sömürmekte, bundan sonra da sömürülerini sürdürmek istemektedir. Bu bakımdan ABD’den yapılan ya Rusya, ya Batı açıklaması, ABD’nin Rusya düşmanlığının bir ifadesi değildir. Sadece Türkiye, ABD’den istediği füze savunma sistemini alamayınca yönünü Rusya’ya çevirmesi ile önemli bir para kaybına uğramış, bunun yanında Türkiye’nin sahip olmasını hiç istemedikleri, yıllardan beri tüm istemelerine rağmen eş değerde füze savunma sistemini Türkiye’ye satmamalarına rağmen, Türkiye’nin bağımsız hareket ederek yönünü biraz mecburiyetten Rusya’ya dönmüş olmasının oluşturduğu hazımsızlık söz konusudur. ABD Türkiye’nin bağımlılığını sürdürmesini istiyor. Bunun da ötesinde teslim olmaya zorluyordu. Bunu yaparken savunma sistemleri konusunda Türkiye’nin ABD, yani Batı’nın talimatlarına itirazsız uymasını istiyorlar. Diyebiliriz ki, Trump döneminde ABD dış politikasını genellikle maddi çıkar belirliyor. Bunda belki de Trump’ın iş adamlığının önemli rolü vardı. Bir bakıma Trump ülkeyi şirket gibi yönetiyordu.

Özellikle Suriye’nin sınırımıza yakın yerlerinde ABD’nin üsler ve gözlem noktaları oluşturması da aslında Türkiye’yi teslim olmaya zorlamaktan başka bir anlama gelmiyordu.

Tüm bunlar gösteriyor ki, Türkiye için ABD nasıl bir güvenli müttefik olamayacaksa, Rusya’nın da olmayacağı gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. Yani ABD’nin alternatifi Rusya, Rusya’nın alternatifi ABD değildir. Türkiye’nin tek hedefi İslam Birliği olmalıdır. Bu gerçeği görmek için sömürgeci ülkelerden telafisi mümkün olmayacak hainliklere maruz kalmamamız gerekiyordu.”[3]

Ve zaten Erbakan Hocamızın İslam Birliği projesi askıya alındığı için Yemen kan kusmaktaydı!

İşte Yemen’de onca mazlumun boynu bükük ve aç ölmesinin sebebi NATO’yu kuran ve kışkırtan Siyonist odaklardır. Bugün Yemen’de ülke nüfusunun yarısı acil yardıma muhtaç ve perişandır.

24 milyon nüfusu olan Yemen’de, 2015 yılı Mart ayından bu yana devam eden silahlı çatışmalarda 20 bin kişinin hayatını kaybettiği ve 50 bin kişinin yaralandığı anlaşılmıştır. 13 milyon kişi yeterli gıdaya ulaşamamaktadır. 16 milyon kişi temiz su sıkıntısıyla boğuşmaktadır. 15,2 milyon insan sağlık hizmetlerinden yoksun durumdadır ve 5 yaş altı 850 binden fazla nüfus yetersiz ve kötü beslenme yüzünden hastadır. Çatışmalar sonrasında 3 bin 500 okul kapanmış ve 2 milyondan fazla çocuk eğitim alamamaktadır.

Ülke nüfusunun yarısı olan 2 milyonu bebek olmak üzere 12,9 milyon insan yetersiz beslenmeden dolayı hayatını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadır.

2015 yılından bu yana Yemen’de devam eden çatışmalarda binlerce kişi katliama uğramış, on binlerce kişi de yaralanmış ve milyonlarca insan yerlerinden koparılmıştır. Gıda, tıbbi malzeme ve akaryakıtın çoğunu dışarıdan ithal eden Yemen, yaşadığı insani kriz yüzünden açlık ve susuzluk tehlikesi yaşamaktadır. Bombardıman altında, yaprak yiyerek hayatta kalma mücadelesi veren Yemenlileri, Siyonist güdümlü ABD ve işbirlikçileri Suudi Arabistan ve İran habire ve vahşice vurup durmaktadır. NATO ve BM ise sadece seyirci kalmaktadır.

 

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 

 


[1] http://www.internethaber.com/rusya-genelkurmay-baskanindan-sok-suclama-isid-petrolleri-1924554h.htm

[2] https://www.milligazete.com.tr/makale/1761216/mustafa-kaya/rusya-turkiye-ve-enerji

[3] https://www.milligazete.com.tr/makale/1757961/abdulkadir-ozkan/abdnin-alternatifi-rusya-degil-islam-birligidir

Ahmet AKGÜL -

 

AHMET AKGÜL KİMDİR?

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagalogu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 70 (yetmiş) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolca’ya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armegeddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyor

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yetmiş Kur'ani Kavram ve Yorumları (2 Cilt)

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyor(du…) (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyor(du…) (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Kavramları ve Çelişkili Kurguları

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir-Yeni Hazırlanıyor)

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 311

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR