Get Adobe Flash player
Reklam

Türkiye Çok Yönlü Kuşatılırken AKP İKTİDARININ RANT TELAŞI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 29
ZayıfMükemmel 

 

Türkiye Çok Yönlü Kuşatılırken

AKP İKTİDARININ RANT TELAŞI!

      

ABD Başkanı Trump, Venezuela'daki darbe girişimine ilişkin Twitter hesabından bir açıklama yapmış ve "Venezuela'daki durumu, çok yakından takip ediyorum. ABD, Venezuela halkına ve onların özgürlüğüne destek veriyor" ifadesini kullanmıştı.

Darbe girişimini ABD tezgâhlamıştı!

Venezuela'da, 23 Ocak'ta kendini Devlet Başkanı ilan eden Meclis Başkanı, ABD kuklası Juan Guaido, sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden yayımladığı 3 dakikalık bir videoyla halka ve askerlere sokağa çıkma çağrısı yapmıştı. Guaido, Caracas'taki La Carlota Hava Üssü yakınında, etrafında bir grup askerle çektiği videoyu Twitter hesabından yayımlamıştı. Başkent Caracas'ta bazı askeri birliklerin yolları kestiği, bazı yollarda da askeri araçların gezdiği anlaşılmaktaydı. Venezuela Savunma Bakanı Vladimir Padrino Lopez ise darbe girişimine karşı koyacaklarını belirterek, "Biz silahlı kuvvetler olarak anayasal düzeni savunmaya yemin ettik. Hain darbe girişimi karşısında teyakkuzdayız. Askeri birliklerde olağan dışı bir durum söz konusu değil, herkes komutanların emrindedir" uyarısında bulunmuşlardı.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro: ABD, gözlerini Venezuela halkının zenginliklerine dikmiş durumdadır!

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun, ülkesine ABD ve bölgedeki ülkelerce yöneltilen askeri tehditlere ilişkin, "Eğer Venezuela patates ya da muz üretseydi, emperyalist kasırganın içinde olmazdı. Şunu kabul edelim ki bir ABD imparatorluğu var ve gözlerini Venezuela halkının zenginliklerine dikmiş durumda." değerlendirmesi haklıydı. Maduro, başkent Caracas'taki Devlet Başkanlığı Sarayı Miraflores'te düzenlenen basın toplantısında, ülkesindeki siyasi krize, ABD ve bölge ülkelerinin askeri tehditlerine, insani kriz iddialarına ve ekonomik yaptırımlara ilişkin açıklamalar yapmıştı. ABD ve bazı bölge ülkelerinin, Venezuela'ya yönelik askeri tehditlerinin, ülkesinin petrol, maden ve diğer zenginliklerini kontrol etme isteğinden kaynaklandığını anlatan Maduro, şunları aktarmıştı: "Eğer Venezuela patates ya da muz üretseydi, emperyalist kasırganın içinde olmazdı. Şunu kabul edelim ki bir ABD imparatorluğu var ve gözlerini Venezuela halkının zenginliklerine dikmiş durumda. Bizi aşağıda, arka bahçesi olarak görüyor ve bizim zenginliklerimizi istiyor. Venezuela'da güç sahibi olmak için de bütün bu baskıyı oluşturuyor. Bu yüzden onlar seçim değil, darbe istiyorlar."

Maduro, Venezuela'nın içinden geçtiği süreçte; "Demokrasi, halkın özgürlüğü, egemenlik, toprak bütünlüğü ve barışın tehdit altında olduğunu” vurgulamıştı. Kendini geçici Devlet Başkanı ilan eden Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido ve etrafındaki muhalifleri eleştiren Maduro, "Anayasanın hiçbir yerinde yazmayan paralel ve sanal bir hükümet, kendini demokrasinin üzerine koyuyor" diyerek halka, meşru iktidara destek ve güven çağrısı yapmıştı. Ve sonunda ABD ve kuklası Juan Guaido başarılı olamamışlardı.

Darbe çığırtkanı Haçlı Batı!

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Venezuela ordusunun yüksek rütbelilerine seslenerek, kendini Devlet Başkanı ilan eden muhalif lider Guaido ve taraftarlarını desteklemeleri çağrısı yapmıştı. Yedi Avrupa ülkesi de orduyu darbe yapmaya kışkırtmıştı! Maduro ise erken seçime gideceklerini açıklamıştı.

Yahudi Bolton, Venezuela ordusundaki yüksek rütbeli komutanlara çağrıda bulundu ve “Venezuela ordusunun yüksek rütbeli komutanları, şimdi Venezuela halkının yanında yer alma zamanıdır. Venezuela için anayasayı ve demokrasiyi korumak(!) sizlerin sorumluluğu ve hakkıdır” ifadelerini kullanmıştı. Bolton, Guaido’yu Devlet Başkanı olarak kabul ettiğini açıklayan Venezuela Hava Kuvvetlerinde görevli General Francisco Esteban’a atıf yaparak, “ABD, Venezuela ordu mensuplarına General Yanez’i takip etmeleri ve demokrasiyi savunan barışçıl protestocuları korumaları çağrısında bulunuyor” ifadelerini kullanmıştı. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence de yaptığı bir açıklamada, “Maduro rejimine son verme zamanı geldi” diyerek askeri kışkırtmıştı.

Haçlı Avrupa’dan, orduya müdahale çağrısı!

Almanya, Fransa, İngiltere, İspanya, Portekiz, Hollanda ve Belçika’dan oluşan yedi AB ülkesinin, Venezuela’da seçimlere gidilmesi için Maduro’ya tanıdığı sekiz günlük süre doldu. ABD’dense Venezuela ordusuna “anayasa ve demokrasiyi savunmak” yalanıyla harekete geçme çağrısı yapılmıştı. Bizdeki Erdoğan iktidarı ise hâlâ, AB kuyruğunda huzur garantisi aramaktaydı. Venezuela’da yaşanan sıkıntıların bütünüyle mevcut yönetim ve yerli üretim sonucu olmadığını da hatırlatmam şarttır. ABD ‘arka bahçesi’ saydığı Venezuela’ya çok ağır yaptırımlar uygulamaktadır. Ekonomisinin bozuk olması, enflasyonun inanılmaz rakamlara çıkması, halkın temel ihtiyaç maddelerine erişiminin imkânsızlığı, pek çok sağlık malzemesinden mahrum bırakılması da büyük çapta 2015’ten beri uygulanan ağır yaptırımların sonuçlarıdır. Latin Amerika; ABD Merkezi İstihbarat Örgütünün (CIA) cirit attığı bir coğrafyadır. 1950’li yıllardan itibaren CIA; ABD tarafından istenmeyen siyasi kadroların iktidara gelmesini engellemek, iktidara gelmeleri durumunda onları yerinden etmek için bir dizi askeri müdahale yapmıştır. Bunu, o ülkelerin subaylarını bir harp akademisinde eğiterek sağlamaktadır. Akademinin adı ‘School of Americas’ (SoA)… 1948’de ABD gözetimindeki Panama Kanalı bölgesinde açılan okul, sonraları (1984 yılında), Georgia eyaletindeki Fort Benning‘e taşınmıştır. Bugüne kadar o okulda tam 60 bin Latin Amerika subayı eğitilip diploma almıştır. İçlerinden 11’i, ülkelerinde darbe yaparak iş başına gelmeyi de başarmıştır. İlk adı Army Caribbean School iken, sonradan kötü şöhrete ulaşacak adını 1963’te almıştır.

İşte Venezuela ordusunda da, hafife alınmayacak sayıda bu okuldan mezun subay olduğu unutulmamalıydı. Washington; belli ki, o subaylara güvenerek darbeyi planlamıştı. Maduro‘yu devirme görevinin onlara düştüğü, ABD’den yapılan açıklamalarda açıkça vurgulanmış ama hezimete uğramışlardı.

Petrol ve doğal kaynaklara sahip ülkeler, ABD’nin hedefi olmaktaydı!

Peki, ABD Maduro‘yu neden devirmeye çalışmaktaydı? Donald Trump ve yanına aldığı John Bolton ve Mike Pompeo gibi her sorunu askeri yöntemlerle çözme meraklısı kadronun, Venezuela’ya baktıklarında iştahlarını kabartan bir özelliği var. Venezuela dünyanın en zengin petrol rezervlerine sahip durumdadır. OPEC kurucu üyesi Venezuela, ABD kaynaklı kışkırtmalar, ambargolar ve yanlış ekonomik politikalar uygulanmaya başlanana kadar; dünyanın en zengin ve istikrarlı ülkeleri listesinde yer almaktaydı. İşte Maduro muhaliflerinin Washington’a; petrolü ve ülkenin diğer yeraltı kaynaklarını özelleştirme, yani Siyonist sermaye güdümüne verme sözü verdiği konuşulmaktadır. Amerikan petrol şirketlerinin, ülkenin zengin rezervlerinde gözü olduğu açıktı. Ayrıca Venezuela; ABD’ye Ortadoğu’dan çok daha yakın ve kontrolü de sömürülmesi de kolaydı. Bütün rejim değişikliği girişimlerinin, genellikle petrolü olan veya yeraltı kaynakları zengin bulunan ülkelerde gerçekleşmesi bir tesadüf sanılmamalıdır. Bunlardan biri Irak’tır. Diğeri de Libya’dır. Sırada İran vardır. Şu yakınlarda sessiz sedasız ordu eliyle rejim değişikliği yaşanan Cezayir de, petrol açısından (üretici ülkeler arasında 16. sırada) ve doğalgaz (6. sırada) zengini bir ülke konumundadır.

Venezuela düşerse; başka ülkeyi, belki de Türkiye’yi karıştıracaklardı!

“ABD Venezuela’da, askerlerin Maduro‘yu devirmesini, yönetimi ise kendisinin belirlediği bir isme devretmesini dayatmaktaydı. Sokak çatışmalarını kızıştırmakta ve sürecin daha fazla uzamaması için çeşitli seçenekleri devreye sokmaktaydı. Ülkeye asker gönderme tehdidini bile savurmaktaydı. Bu arada, Venezuela’ya destek veren ülkeleri de yaptırım uygulamakla korkutmaktaydı. Bu yöntem Venezuela’da başarılı olursa, hiç kuşkunuz olmasın, başka ülkeler de tehdit altına düşmüş olacaktı.” gibi doğru tespitler yapan yazarın, “Venezuela Devlet Başkanı Nicholas Maduro; matah, makbul-olumlu bir tip değil. Ülkesinin bugün içinde bulunduğu duruma gelmesinde büyük bir payı var. O ülkede yaşasam ve hakkım bulunsa, oyumu ona vermeyeceğim muhakkak. En başta söyledim: Maduro ve rejiminin savunulacak tarafı bulunmamaktadır. Zaten, bu tür yanlışlıklar yüzünden imkân bulanlar, Venezuela’dan ayrılıp komşu ülkelere sığınmaktadır.” diyerek hâlâ suçu Madura’ya yıkma kurnazlığı ve “Biz fazlaca kendi yanlışlıklarımızla meşgul olduğumuz için, dünyadaki bu olumsuz gidişi tam fark edememekteyiz. Dünya, felaket bir dünya olmak üzeredir. Seçim ve yeni parti dışındaki konularla ilgilenmeyenlere uyarı: Felaketiniz olacak bir dünyaya uyanabilirsiniz!” diyerek, AKP iktidarına, dolaylı olarak “ABD ile zıtlaşma” uyarısı, gerçek ayarını ortaya koymaktaydı.

Bay Fehmi Koru, her nedense;

“Saddam’ın da Kaddafi’nin de Maduro’nun da asıl suçları, Amerikan emperyalizmine ve küresel Siyonist sömürü düzenine tam uşaklığa yanaşmamaları ve kafa tutmalarıydı! Zaten, BOP’u da bu maksatla kurmuş ve dindar kahraman birisini Eş Başkanlık (kâhyalık) makamına oturtmuşlardı!?” gerçeğini bir türlü yazamamıştı.

Sudan’da darbe hazırlayan da Batı’ydı!

Sudanlı Araştırmacı-Yazar Mayada Kemal Eldeen, Sudan'da askeri müdahale ile beraber yeni bir süreç başladığını belirterek, "Türkiye, Sudan'da meydanı boş bırakmamalı, oluşan boşluğu başka güçlerin doldurmasına izin vermemeli." çağrısında bulunmuşlardı. Afrika Koordinasyon ve Eğitim Merkezi (AKEM) ve Afrika Araştırmacıları Derneği (AFAM) üyesi de olan Eldeen, Sudan'da gerçekleşen askeri müdahaleye ilişkin AA muhabirine süreçle ilgili kaygılarını aktarmıştı.

Sudan krizi de son 10 senede, bağıra bağıra gelip dayanmıştı!

Oynanan büyük oyunu, Sudan’ın İstanbul fahri konsolosu İş adamı Dr. Zeynel Abidin Erdem bundan 10 sene önce anlatmıştı. “Bak neler olacak” dedikten sonra, 10 yıl içinde olacakları tek tek sıralamıştı. Peki, ama neden geldi Sudan’ın başına bunlar? O yıllar Zeynel Bey’in verdiği bilgi aynen şöyleydi: “Sadece Darfur’daki gaz kaynakları bile Batının iştahını kabartmaya yeter. Darfur, Avrupa’nın 182 yıllık gaz ihtiyacını karşılayacak durumda… Güney Sudan ise zengin petrol yataklarına sahip. Yıllık, yaklaşık 5 milyar varil petrolü var.” Yani?.. Yani dedi Zeynel Bey, “10 seneye kadar çökecekler bu ülkeye...” Demem o ki, olan biteni, “hayat pahalılığı, ekonomi, toplu ulaşım zamları” falan diye izah etmeye çalışan varsa diye hatırlatmak istedim. 10 sene önce ülkede böyle şeyler yokken de yaklaşıyordu yaklaşmakta olan...

İkiyüzlü ABD’den, darbeye destek çağrısı yapılmıştı!

İslâm ülkelerindeki karışıklıkları organize eden ABD, daha önce “yaptırım listesi”ne aldığı darbeci Korgeneral Avad bin Avf yönetimi ve “çeşitli paydaşlarla”, sözüm ona “demokratik geçiş” için önümüzdeki günlerde görüşeceğini açıklamıştı. Sudan Savunma Bakanı Avad bin Avf, ordunun ülke yönetimine el koyduğunu ve 2 yıllık geçiş döneminin başladığını açıklamıştı. Anayasanın askıya alındığını, Başbakanlık, Meclis ve eyalet yönetimlerinin de feshedildiğini belirten bin Avf, 2 yıllık bir geçiş döneminin başladığını vurgulamıştı.

NATO, Siyonizm’in Askeri Kanadıydı!

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 6 Mayıs'ta Türkiye'ye uğramıştı. Ayrıca ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey James Franklin ise daha önce Türkiye'de ağırlanmıştı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi ve eski AB Başkanı Bush’un Özel Güvenlik Danışmanı, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey James Franklin’in 3 gün süren Türkiye ziyaretiyle ilgili açıklama yapmıştı. Açıklamada, Jeffrey'nin beraberindeki heyetle birlikte, Türk yetkililerle Suriye meselesini görüşeceğini vurgulamıştı. Görüşmelerde, ‘Kuzey Suriye'deki istikrar ve güvenliğin sağlanması çağrısının yapılacağı ve DAEŞ'in kalıcı mağlubiyetinin sağlanması gibi, diğer karşılıklı çıkarların da ele alınacağı’ açıklanmıştı. Bu açıklamada, Jeffrey James’in Türk yetkililerle, Suriye’nin kuzeyindeki tampon bölge konusunu da görüşeceğini hatırlatmıştı. Jeffrey, "Bağdat, Erbil ve Türklerle, Ürdün’le ve Suudilerle bütün bu problemlere çözüm bulmak için çalışıyoruz" diyerek; Kürtlere özerk bölge hazırlığını, Türkiye’ye dayatma amaçlarını açığa vurmuşlardı.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın; “Avrupa ve NATO için güvenlik sağlıyoruz” itirafında bulunmuşlardı!

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın; İstanbul Güvenlik Konferansı 2019'un açılışında; Türkiye'nin, Batı güvenlik mimarisinin bir parçası olduğunu vurgulayarak, “Avrupa'nın güvenlik mimarisi içindeyiz, önemli bir rol oynuyoruz, NATO'da ve özellikle kendi paydaşlarımız, müttefiklerimiz ve komşularımız için güvenlik sağlıyoruz” itirafında bulunmuşlardı. “NATO üyesiyiz ve AB'ye tam üyelik için başvurumuzu yaptık. Fakat iki kişi lazım dans edebilmek için. Tek kişi, tek başına tango yapamaz” diyen İbrahim Kalın, Batı uşaklığını resmen ilan etmekten sakınmamıştı.

İbrahim Kalın, İstanbul Güvenlik Konferansı 2019'un açılışında; Türkiye'nin güvenliğinin sadece sınırlarından ibaret olmadığını söyleyerek: “Bizler güvenliği, sadece kendi topraklarımızda değil aynı zamanda komşularımızda, bölgemizde ve küresel olarak tesis etmeye çalışıyoruz. Komşum güven altında değilse, ben de güvende hissetmiyorum.” çıkışını yapmıştı. Türkiye'nin, uzun yıllardır kendi güvenlik problemleri ile uğraştığını belirten Kalın; “Avrupa'nın güvenlik mimarisi içindeyiz, önemli bir rol oynuyoruz NATO'da ve özellikle kendi paydaşlarımız, müttefiklerimiz ve komşularımız için güvenlik sağlıyoruz. Aynı zamanda karşılık da bekliyoruz. Türkiye'nin güvenlik endişelerinin tartışılması, konuşulması ve ciddiye alınması gerekiyor.” diye sızlanmıştı

Mevlüt Çavuşoğlu'nun; “NATO'nun eleştirilerini dikkate almamız lazım” çıkışı!

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye-Polonya-Romanya Dışişleri Bakanları Üçlü Toplantısı’nın ardından yapılan ortak basın toplantısında, “NATO'nun (S-400 konusunda) endişelerini dikkate almamız lazım. Türkiye'nin dikkate almadığını söylemek doğru değil, her zaman hassasız” buyurmuşlardı.

NATO dost muydu, düşman mıydı?

Bu NATO nasıl bir ittifaktı? Bakınız, Doğu Akdeniz'de Türkiye'ye karşı kurulan Yunanistan-İsrail ittifakına, Birleşik Arap Emirlikleri de katılmıştı. BAE, Yunanistan'ın Mora yarımadasındaki Iniohos 2019 askeri tatbikatında, İsrail ile birlikte yer almıştı. BAE'yi ittifaka, ABD'nin dahil ettiği açıklanmıştı. Tatbikatta dikkat çeken diğer husus, İsrail ve İtalyan F-35'lerinin uçmasıydı. Yani, NATO İttifakı içindeki ABD, İtalya ve Yunanistan; Türkiye'ye karşı başka ülkelerle birlikte ortak cephe oluşturmuşlardı. Sözde bizim müttefikimiz olan ABD; Patriot ve F-35'le ilgili bizi dışlamaktaydı. ABD, birçok askeri alım konusunda bizi İsrail'in kucağına atmaktaydı. Fiyatları artırıyor, satışı kongre şartına bağlıyor, bu engeli aşmak için bize adres olarak İsrail'i gösteriyor ve bu silahların şifrelerini bize vermeye yanaşmıyordu. Yani; Batı ya da İsrail'den bize bir tehdit söz konusu olduğunda, bizim bu silahlarımız çalışmayacak ve biz onlara cevap vermek istersek, bu silahlar hiçbir işe yaramayacaktı.

Ya AB neyimiz olmaktaydı?

Türkiye'nin, Hatay'ı topraklarına katma sürecini hatırlatan Alman dergisi Der Spiegel, “Türkiye'nin Suriye'deki toprakları kendi ülkesine katmak istediğini” iddia edip, 1920 haritasını paylaşmıştı.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Suriye'nin kuzeyinde yer alan terör faaliyetlerini temizlemek amacıyla hem DAEŞ ile hem de YPG/PKK ile savaşmaktaydı. Terör örgütlerinin sınır bölgesindeki faaliyetlerine son veren TSK; El Bab, Cerablus, Afrin gibi bölgelerde güvenliği sağlama çabasındaydı. Ancak, Avrupalı bazı terör seviciler, bölge halkının huzura kavuşmasını değil, Türkiye'nin Suriye topraklarında faaliyet göstermesini gündemine almıştı.

Alman Der Spiegel dergisi, Afrin'de kültürel ve etnik temizlik yapıldığı yalanını yazıp, Türkiye'nin Hatay'ı topraklarına katma sürecini hatırlatarak, "Hatay'da Türkler azınlıktı. Fransa bölgeyi Türkiye'ye bıraktıktan sonra Ankara bölgenin demografik yapısını değiştirerek Hatay'ı turkuvaza çevirdi. Şimdi aynı durum Afrin ve diğer bölgeler için de söz konusu olabilir." uyarısını yapmıştı.

Süper şeytanların nükleer füze taşıyan savaş gemileri, Akdeniz’de ne aramaktaydı?

“Bugün; ABD’nin Akdeniz’de bulunan 6. Filoya bağlı denizaltılarda, Polaris grubundaki nükleer savaş başlıklarının toplam infilak gücü, 2. Dünya savaşındaki toplam infilak gücünden daha fazlaydı. Rusya Devlet Başkanı Putin ise ‘Rusya’nın yeni nesil hipersonik kıtalararası balistik füzesi Sarmat’ın, son test aşamasına geldiğini’ açıklamıştı. Rusya Başbakan Yardımcısı Yuriy Borisov, yeni geliştirilen Avangard hipersonik kanatlı, planörlü stratejik füze sisteminin; sesten 27 kat hızlı olduğunu hatırlatmıştı. Borisov, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada; “Son testler, Avangard’ın 27 mach (32 bin km’den fazla) hıza ulaştığını gösteriyor. Bu hız karşısında hiçbir füze savunma sistemi, Avangard’ı imha edemeyecek. Ve ABD’nin tamamen yok edilmesi için, 10 Sarmat füzesinin yeterli olacağını” vurgulamıştı. Bir Rus uzmana göre, “Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerinde 100’er bin kişinin hayatını kaybettiği biliniyor. (5 yıl sonra bu rakamlar ikiye katlandı.) 1945’te nükleer bombaların gücü ortalama olarak 20 kilotondu, yani her bir kiloton anında 5 bin kişinin ölümüne yol açtı. Bizim RS-28 Sarmat füzelerimizden bir tanesi, 6,75 ilâ 7,5 megatonluk nükleer patlayıcı taşıma kabiliyetine sahip ve bu, ABD’nin nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde 33,75 ilâ 37,5 milyon kişinin ölümüne yol açabilir. 10 Sarmat füzesi, ABD’nin tüm nüfusunu yok edebilir” durumdaydı.

ABD Bilim Adamları Federasyonunun raporuna göre, dünyada 9 ülkenin elinde 14.555 nükleer füze vardı. Rusya 6800 ile liste başıydı. 2. sırada ABD vardı. ABD’nin nükleer başlık sayısı: 6600, Fransa 300, Çin 270, İngiltere 215, Pakistan 140, Hindistan 130, İsrail 80, Kuzey Kore 20 nükleer başlığa sahip bulunmaktaydı. Oysa bu rakamlar yanlıştı, çünkü İsrail’in elinde 500 nükleer başlık vardı.

Rusya’nın yeni füzeleri ile füze sayısının da fazla bir anlamı kalmıyordu. 10 füze ABD’yi yok etmeye yeterse, Rusya’yı yok etmek için bunun 2 katı gerekiyordu. 200 yeni nesil nükleer füze, dünyanın tamamında hayatı sonlandırmak için yeterli sayılıyordu. Dünyanın, göller hariç karasal yüzölçümünün yarısı, 11 ülkeye ait bulunuyordu. Geri kalan yüzde 40’lık kısmını, 200’e yakın ülke ve özerk bölgeler paylaşıyordu. Dünyanın yüzde 10’luk bölümünü ise Antarktika kıtası oluşturuyordu. Dünya üzerinde en büyük karasal alana sahip olan ülke Rusya oluyordu. Rusya, 16 milyon 995 bin km2’lik yüzölçümü ile 148 milyon 940 bin kilometrekarelik dünya yüzölçümünün yüzde 11,4’ünü oluşturuyordu. Rusya’yı sırasıyla; yüzde 6.26 ile Çin, yüzde 6,2 ile Kanada, yüzde 6,1’le ABD, yüzde 5,6 ile Brezilya ve yüzde 5,1’le Avustralya takip ediyordu. Türkiye’nin karasal alanı ise dünya karasal yüzölçümünün ancak yüzde 0,5’ine denk geliyordu.

“Nüfus olarak bakacak olursanız, dünya nüfusunun yarısının yaşadığı Çin ve Hindistan’ı yok etmek için 25 Sarmat füzesi yeterli görülüyordu. Bir nükleer savaşın insanlık için ifade ettiği tehdit, herkesin gözünü korkutuyordu. Bugünkü dehşet dengesi, yeni bir dünya savaşının önündeki en büyük engel sanılıyordu. Galibi olmayacak bir dünya savaşını; kim, niçin başlatsın ki deniliyordu! Yine bir delinin çılgınca bir atağı ile dünyanın böyle bir tehlikeyle yüzleşmesi, yüzde sıfır bir ihtimal bile sayılmıyordu” diyen Abdurrahman Dilipak yanılıyordu. Çünkü bir avuç Siyonist Yahudi’nin hayatta kalacağı şartları ve ortamları hazırlayan şeytani odakların, dünyayı ateşe vermekten sakınmayacaklarını iz’an sahipleri biliyordu!

Türkiye’ye S-400 Kıskacı

ABD ve Türkiye arasında yaşanan S-400 anlaşmazlığı, hâlâ bir çözüme kavuşturulamamıştı. Wall Street Journal gazetesi, Türkiye ile Washington’da yapılan görüşmelerde ‘açmazdan çıkılamadığını’ yazmıştı. Ayrıca; “Türkiye, alması durumunda S-400'e sahip ilk NATO ülkesi olacak!” yalanını ortaya atmıştı. Çünkü bu silahların benzeri yıllardır Yunanistan’da konuşlandırılmıştı.

Wall Street Journal’da (WSJ) Jessica Donati imzasıyla yayınlanan yazıda, ABD ve Türkiye arasında S-400 hava savunma sistemleri nedeniyle yaşanan açmazın üstesinden gelinemediğini vurgulamıştı. İsmi verilmeyen kaynaklara dayandırılan yazıda, Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmenin, ‘S-400 kördüğümünden çıkılmasını sağlayamadığı’ aktarılmıştı.

ABD, Türkiye’nin Rusya'dan S-400 satın almasına karşı çıkmaktaydı. Buna gerekçe olarak, Rusya yapımı bir savunma sisteminin, NATO'nunkilere entegre edilemeyeceğini ve Türkiye'ye konuşlandırılacak bu sistemler üzerinden, F-35 jetleri de dahil olmak üzere, NATO'nun silahları hakkında Rusya'ya bilgi sızabileceği endişesini paylaşmaktaydı. Nitekim Türkiye'nin S-400 sistemlerinden vazgeçmemesine karşılık olarak, ABD'den gelen tehdit tonlu açıklamalar son dönemde sıklaşırken, son olarak da Türkiye'ye F-35'lerle ilgili ekipman sevkiyatını durdurma kararı alınmıştı. Oysa kullanımda olan en iyi hava savunma sistemlerinden biri olarak gösterilen S-400, insanlı ya da insansız her türlü hava aracının yanı sıra hem kruz hem de balistik füzeleri imha edebilir durumdaydı. Azami menzili 400 kilometre, ulaşabildiği en yüksek irtifa da 30 kilometre olan bu sistem, ayrıca her hedefe iki füze kilitleyerek, eş zamanlı olarak 80 hedefi vurabiliyordu. Sevk edilmeleri halinde, Türkiye S-400 bataryalarına sahip ilk NATO ülkesi olacağı da bir aldatmacaydı. Çünkü bunların bir alt üretimi olan S-300’ler, Yunanistan’da ve Güney Kıbrıs’ta yıllardır konuşlanmıştı.

Hayret! Putin ve Trump, S-400 konusunu hiç açmamışlardı!

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump, telefonda; Venezuela, Kuzey Kore, Ukrayna ve ikili ilişkileri konuşmuşlardı. Kremlin Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, 1,5 saat süren bir telefon görüşmesi yapmışlardı. Venezuela’daki durumun ele alındığı görüşmede, Putin’in; ülkede sadece halkın, kendi geleceğini tayin edebileceğini vurguladığı aktarılmıştı.

Bu telefon konuşmasında; Kuzey Kore Lideri Kim Jong Un ile gerçekleştirdiği görüşme hakkında bilgi veren Putin, üzerine düşen adımları atan Pyongyang yönetimine yönelik yaptırım baskısının hafifletilmesi çağrısında bulunmuşlardı. Açıklamaya göre iki lider, Ukrayna’da düzenlenen Başkanlık Seçimlerinin ardından yaşanan gelişmeleri de ele almıştı. Rus tarafı, Kiev yönetiminin Minsk Anlaşması'nın uygulanması konusunda gerçekçi adımlar atılması gerektiğini savunmaktaydı. Öte yandan, Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders, görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, iki liderin, nükleer silahsızlanmaya yönelik yeni bir anlaşma olasılığını istişare ettiklerini vurgulamıştı. Ama hayret(!) Putin ve Trump, her şeyi konuşmuşlar ama Türkiye’ye verilecek S-400 füzeleri sorununu hiç gündeme taşımamışlardı.

Kaldı ki, Putin ile Trump’ın telefon görüşmesinden saatler sonra Kuzey Kore’nin, Kore Yarımadası’nın doğu açıklarına kısa menzilli füzeler ateşlediği medyada yer almıştı.

Güney Kore'nin resmi haber ajansı Yonhap'ın, Genelkurmay Başkanlığı'ndan aktardığı bilgilere göre; Kuzey Kore ordusunun, doğudaki Wonsan kentinden, birden fazla kısa menzilli füzeyi, Doğu Kore Körfezi taraflarına doğru ateşlediği anlaşılmıştı. Ateşlemenin yerel saatle sabah 09.06'da gerçekleştiğini bildiren yetkililer, füzelerin teknik detaylarını henüz tespit edemediklerini anlatmışlardı.

NATO ile ortak komisyon teklifi “bağımlılığımızın” ilanıydı!

Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, S-400 krizi konusunda ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmeyi anlatarak, detayları Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de paylaştığını açıklamıştı.

Türkiye gazetesinden Yücel Kayaoğlu'nun; "Trump’a ortak komisyon teklif ettim, Putin’le de paylaştım" başlıklı haberine göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan, MYK toplantısında, Trump ve Putin’le yaptığı telefon görüşmeleri hakkında kurmaylarına bilgi aktarmıştı. Erdoğan Trump’a, Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemine ilişkin, ‘içinde NATO’dan bir temsilcinin de bulunacağı ortak bir komisyon kurulması’ önerisini yaptığını anlatmıştı. AKP kaynakları, Trump’ın bu öneriye ‘sıcak baktığını’ ancak ABD yönetiminde olumsuz yaklaşan bir yapının bulunduğunu hatırlatmışlardı.

Venezuela'daki darbe yorumları ve palavra politikaları!

Bu arada MYK toplantısında, Venezuela'da yaşanan gelişmeleri de değerlendiren Erdoğan, “Bizim için önemli olan isimler değildir. Önemli olan sandıktan çıkana ve halkın tercihine saygı duymaktır. Libya konusunda da aynı şeyi düşünüyorum” ifadelerini kullanmıştı. Peki, Libya’ya Haçlı NATO birliklerince saldırılmasına ve korkunç tahribatlar yapmasına taşeronluk yaptıklarını ne çabuk unutmuşlardı?

TSK; “Suriye’de, ABD’li bir askeri mi vurmuşlardı?” sorusunu yanıtlamıştı.

Güvenlik kaynakları, "Türk askerlerinin, Suriye'nin kuzeyinde ABD'li bir askeri vurduğu"na yönelik dış basında yer alan iddianın gerçeği yansıtmadığını, söz konusu olayla TSK unsurlarının ilgisinin olmadığını açıklamıştı. Çünkü bazı yabancı internet sitelerinde "Suriye'nin kuzeyinde bir ABD'li askerin, Türk askerlerince vurulduğu" iddiası yer almıştı. Güvenlik kaynakları söz konusu iddiayı yalanlarken, olayla ilgili TSK unsurlarının ilgisinin olmadığını vurgulamıştı. Oysa, ABD Savunma Bakanlığı da askerin "muharebe dışı olay sonucu hayatını kaybettiği"ni açıklamıştı.[1] Kim bilir, belki de ABD, hesabını soramayacağı bir olayın üzerini örtmeye çalışmıştı.

Bakan Akar’dan, Yunanistan’a uyarı!

Milli Savunma Bakanı Akar’ın, “Gayri askeri statüdeki adaların silahlandırılmasıyla uluslararası hukuk ve antlaşmalar açıkça ihlal edilmektedir. Antlaşmalara aykırı olan, dostluk ve iyi komşuluk anlayışıyla bağdaşmayan ihlallere son verilmelidir. Yunan meslektaşımdan samimi, yapıcı, iyi ilişkilerimiz çerçevesinde bu ve diğer konularda gerekli tedbirleri almasını bekliyorum.” şeklindeki çıkışları haklıydı. Çünkü burnumuzun dibindeki adalarda ve Güney Kıbrıs’ta S-400 cinsi D-30 füzeleri konuşlanmıştı.

Akar, Milli Savunma Bakanlığında yapılan ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesinin de katıldığı toplantının ardından, Ege ve Akdeniz'deki son gelişmelere ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlamıştı. Türkiye'nin uluslararası antlaşmalara daima saygılı olduğunu vurgulayan Bakan Akar, “İyi komşuluk ilişkilerinden yanayız. Tüm komşularımızdan da aynı şekilde davranmalarını bekliyoruz.” dedikten sonra Ege’de, Akdeniz’de, Kıbrıs’ta yaşanan sorunların barışçıl yollarla ve diyalogla çözülmesi için çalıştıklarını belirtip şunları aktarmıştı:

“Bu sorunlardan, özellikle gayri askeri statüdeki adaların silahlandırılmasıyla uluslararası hukuk ve antlaşmalar açıkça ihlal edilmektedir. Antlaşmalara aykırı olan, dostluk ve iyi komşuluk anlayışıyla bağdaşmayan ihlallere son verilmelidir. Bu adaların gayri askeri statüleri korunmalı, sürdürülmelidir. Değerli dostum Yunan meslektaşımdan, samimi, yapıcı, iyi ilişkilerimiz çerçevesinde bu ve diğer sorunların çözümüne katkı sunmalarını beklemekteyim.

Bu arada Rusya S-400 üzerinden:

1. Hem NATO-Türkiye ilişkilerini zehirliyor,

2. Hem Türkiye-Batı arasına fesat sokuyor,

3. Hem silah sistemlerini satıp, 3 milyara yakın paralar kazanıyor” diyenlerin Amerikantaparlığı ortaya çıkıyordu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun:

“S-400’le ilgili ABD endişelerini, hesaba katmamız lazım!” çıkışları da mide bulandırıyordu. Çünkü ardından: “Bizim hava savunma sistemlerine olan ihtiyacımızın karşılanması lazım” diyordu. Yani “siz bize Patriot verin, biz de S-400’den vazgeçelim” mesajı veriyordu. Oysa S-400’ler, Patriotlardan çok daha etkili ve tabi pahalı bir sistem oluyordu. Türkiye maalesef bu şartlarda ABD-Rusya arasındaki rekabet ortasında sıkışıp kalıyordu.

Washington, hem de NATO adına Türkiye’ye tehditler yağdırmıştı!

“Eğer S-400’leri alırsanız, Amerika’nın Rusya’yı düşman sayan yaklaşımı ve programı çerçevesinde, çeşitli müeyyidelere muhatap kalırsınız! Çünkü Rusya’nın bütün stratejik silah sırlarımızı çalabileceğini hesaba katmalısınız!”

Oysa Siyonist odaklar; Türkiye’nin ABD kontrolü dışında bağımsız ve aktif bir savunma sistemi geliştirmesinden ciddi kuşku duymaktadır. Zira ABD, sözde müttefiklerini (esirlerini); silah (savunma) sistemleri ve petrol fiyatı dengeleriyle elinde-emrinde tutmaktadır. Yunanistan Rusya’dan S-400 cinsi S-300’leri alınca hiçbir sorun olmuyor ama Türkiye’nin aynı savunma sistemlerini alması büyük bir sıkıntıya yol açıyorsa, bu NATO’nun bir Haçlı Hristiyan (ve Siyonist) savunma paktı sayılmasındandır.

S-400, F-35 bunalımlarının ve Türkiye’ye yönelik ciddi yaptırım senaryolarının arkasında neler yatmaktaydı?

Amerikalı iki senatör Bob Menendez ve Marco Rubio’nun senatoya görüşülmesi için sunduğu yasa tasarısı, Türkiye açısından çok vahim sonuçlar doğuracaktı. “Emin olun bu yasa tasarısının tamamı elime geçip okuduğumda, başımdan kaynar sular dökülmüş gibi hissettim” diyen Serdar Turgut haklıydı. Ona göre: “Yıllardır bu ülkeyi takip ederim; hiçbir dönemde bu kadar Türkiye aleyhine sonuçlar doğurabilecek bir adım daha önce atılmamıştı!”

Evet, maalesef herkes "Acaba İstanbul ne olacak?" diye düşünüp tartışırken, Doğu Akdeniz'in elimizden çıkması hazırlıkları yapılmaktaydı. Bu tasarının resmi amacı, ilk sayfasında şöyle açıklanmıştı: "Bu tasarı, Doğu Akdeniz’de güvenlik ve enerji iş birliklerinin geliştirilmesi ve diğer amaçları taşımaktadır."

Oysa bu metin dikkatle okunduğunda, asıl hesabın Türkiye'yi Doğu Akdeniz'den silmek olduğu sırıtmaktaydı. Bir süredir yapılan temaslarla, zaten bu adımın altyapısı hazırlanmaktaydı. Amerika bölgede; İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs (Rum Kesimi) ile bir stratejik ortaklık oluşturmuş durumdaydı. Bu ülkeler, gerekirse Mısır’ın desteğini de alarak, Akdeniz'deki dev doğalgaz enerji alanlarına ve ülkelerin ulusal sınırlarına karşı dışarıdan gelebilecek tehditlere karşı ortak hareket etmeyi taahhüt ediyorlardı. 'Ortak hareket' kavramı içinde askeri iş birliği de vardı. Bu bağlamda hem Yunanistan hem de Kıbrıs Rum Kesimi ABD’ye silah, askeri gemi ve asker konuşlandırması için yeni imkânlar sağlamakta ve hatta ABD, Kıbrıs Rum Kesimi'ne yeni silahlar satacağını da vurgulamaktadır.

Dışarıdan gelebilecek tehditlerin tanımlandığı bölümde ise ilk önce kamuflaj olarak terör örgütleri sıralanmakta ve sonra da eğer Rusya’dan S-400’leri aldığı takdirde, Türkiye’ye de böyle bakılacağı ima olunmaktadır. Bu bölümde ayrıca, Türkiye’ye bu durumda yeni yaptırımlar uygulanacağı da tekrarlanmıştır. Evet; ABD, AB ve İsrail’in Türkiye’ye karşı niyetleri açıktır; işte bu tasarının hemen her cümlesinde de ülkemize yönelik düşmanca hesaplar açığa vurulmaktadır.


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 

 

 


[1]https://www.internethaber.com/tsk-abdli-askeri-mi-vurdu-

Ahmet AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 202

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR