Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2338
mod_vvisit_counterDün4618
mod_vvisit_counterBu Hafta28358
mod_vvisit_counterGeçen hafta31377
mod_vvisit_counterBu Ay82467
mod_vvisit_counterGeçen Ay110938
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14053194

IP'niz: 34.204.191.31
Bugün: 19 Eki 2019

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11063417

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

ÇAĞDAŞ NECAŞİ HUGO CHAVEZ EMPERYALİZME MEYDAN OKUYOR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

Chavez: Terörist ve ırkçı İsrail durdurulmalı

Venezüella, Lübnan ve Filistin'e saldırdığı için işgalci İsrail ile tüm ilişkileri kesmeye hazırlanıyor. Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, İsrail ile diplomatik bağları kesmek istediğini söylüyor. Konuşması devlet televizyonundan yayınlanan Chavez, İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını kınıyor. Chavez'in, İsrail ile diplomatik kriz yaşadıklarını belirterek, "Onlar da Büyükelçilerini çektiler. Kesin bir şey var ki, o da biz diplomatik ilişkilerimizi kesiyoruz," açıklaması İsrail'de bomba etkisi yapıyor.

 

 

 

           

 

            İsrail terörist ve ırkçı bir devlet olduğunu yineleyen Chavez: "İsrail'in neler yaptığını görüyorsunuz. Şehirleri bombalıyor, bütün ülkeyi yok ediyor. Çocukların ve kadınların ölmesinin İsrail için hiçbir önemi yok... İsrail gibi bir devletle yeniden diplomatik ilişki kurma, ticaret ya da başka bir şey yapmada bir fayda görmüyorum," diyor!

            Küstahın söylediğine bak! "Süriye hizaya sokulmalı"

            İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni, Suriye'nin, Lübnan'ın bağımsızlığına ve Hizbullah gerillalarına uygulanan silah ambargosuna saygı göstermesi gerektiğini söyledi. İsrail'e giden Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile bir araya gelen Livni, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın, Lübnan sınırına BM güçlerinin yerleştirilmesine karşı çıkmasıyla ilgili soru üzerine, ''Suriye'nin, Lübnan'a bağımsız ve egemen bir devlet olarak, özgürlük ve hareket serbestliği tanımasının zamanı gelmiştir'' dedi. Livni, ''Biz ve bütün uluslararası toplum, Suriye hükümetinin, uluslararası toplumun aldığı karara saygı göstermesini bekliyoruz'' diye konuştu. Esad'ın, BM'nin 1701 sayılı kararından çok memnun olmadığını öne süren Livni, özellikle silah ambargosu kısmının Esad'ı rahatsız ettiğini, ancak bunun uygulanmasından başka bir seçenek olmadığını kaydetti. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, Suriye-Lübnan sınırına BM güçlerinin yerleştirilmesine karşı çıkmış, bunun iki ülke arasında düşmanlığa yol açacağını söylemişti. Suriye'nin, sınıra asker konuşlandırılması durumunda sınır geçişlerini tamamen kapatmayı planladığı bildirilmişti.

               Venezuela Devlet Başkanı Chavez: "İsrail liderleri yargılanmalı"

               Hugo Chavez, İsrail liderlerinin, İsrail askerlerinin Lübnan'da çoğu sivil binden fazla kişiyi öldürmesi üzerine soykırım suçlamasıyla yargılanmaları gerektiğini söyledi. Chavez, Çin'i ziyareti sırasında Pekin'de gazetecilere yaptığı açıklamada, Yahudi devletinin ''muhtemelen Hitler'den daha kötü'' olduğunu savunarak, ''(Lübnan'da) soykırım yapıldığına inanıyorum ve İsrail'de sorumlu olanlar bu soykırımdan uluslararası mahkemelerde yargılanmalılar'' diye konuştu. Hugo Chavez, İsrail'in Hitler'i çok fazla eleştirdiğini, ancak kendisinin de benzerini, belki de daha kötüsünü yaptığını belirterek, ''Bu faşizm'' dedi. 

Chavez'den 'emperyalizme karşı birlik' çağrısı

Hugo Chavez, Suriye ile ülkesinin, "Orta Doğu'da Amerikan hükümetinin emperyalist saldırganlığına karşı" birlikte olduğunu söyledi. Suriye'yi ziyaret eden Chavez, barış istedikleri için Şam'da olduklarını ifade etti. Chavez, "Bu iki ülke, ABD imparatorluğunun hegemonik arzularına ve emperyalist saldırganlığına karşı güçlü bir birlik içindedir" dedi.

               Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ise havaalanında karşıladığı Chavez'e, Orta Doğu ülkelerine desteği nedeniyle teşekkür etti. Esad, Chavez'in işgal altında yaşayan halklara samimi yaklaşımını takdir ettiklerini de söyledi.

               Bu arada, Chavez'in Suriye gezisiyle ilgili olarak bir açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tom Casey, Chavez'den, Suriye'ye Lübnan'da 15 bin kişilik barış gücü konuşlanmasını öngören BM kararını kabul etmesi talebinde bulunmasını istedi.

               Chavez: "En Büyük Tehdit Amerika İmparatorluğudur" Dünya bunu anlamalı!

               Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, Rusya'nın, ülkesine silah satarak onları ablukadan kurtardığını söylüyor.

               Temaslarda bulunmak için Rusya'ya giden Chavez, Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldikten sonra bunları açıklıyor.

               Chavez, görüşmenin başında yaptığı açıklamada, Rusya'dan satın almak istedikleri SU-30 tipi savaş uçaklarının kendileri için önemli olduğunu belirterek, kendilerinde bulunan Amerikan yapımı F-16'ların eski olduğunu ve yedek parça alamadıklarını belirtiyor.

Putin'e kendilerini ABD ablukasından kurtardığı için teşekkür eden Chavez, ''Neredeyse tamamen silahsızlanmış durumdaydık. Yakın bir zamanda Venezüella'ya silah ambargosu ilan eden ABD, Rusya ile silah satışı görüşmemize sert şekilde karşı çıktı, ancak Rusya bu eleştirilere sırtını döndü'' diyor...

Putin de yaptığı açıklamada, Venezüella'nın BM Güvenlik Konseyi üyeliği adaylığını memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, ''Rusya, Venezüella'nın BM Güvenlik Konseyi'nde daimi olmayan üyelik başvurusu niyetini memnuniyetle karşılıyor'' yanıtını veriyor.

Rus İnterfaks ajansı, Chavez'in bu sabah Güney Amerika'nın bağımsızlığı için savaşan Simon Bolivar'a ithaf edilen bir büstün açılışında yaptığı konuşmada da, ''200 yıl sonra, ABD bütün dünyayı şu anda Irak'ta, Ortadoğu'da, Doğu ve Latin Amerika'da olduğu gibi yoksullukla doldurmaya göre şekillenmiş. Bugün dünyada var olan en büyük tehdit ABD imparatorluğudur'' dediğini duyurdu. Chavez'in Rusya ziyareti sırasında bir milyar dolardan fazla bir maliyeti olacak Su-30 tipi savaş uçağı ve helikopter alım anlaşması imzalaması bekleniyor.

Rusya Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sergey İvanov geçen hafta yaptığı açıklamada, iki ülke arasında imzalanacak anlaşmanın bir milyar dolardan fazla olacağını belirterek, ABD'nin bu konudaki eleştirilerinin anlaşmayı etkilemeyeceği mesajını vermişti.

               Venezüella Rusya ile daha önce 100 bin Kalaşnikofv marka silah satışı konusunda anlaşmaya varmıştı.[1]

               Chavez Bu Silahları Dağıttı!

               Venezüella'nın ABD karşıtı lideri Hugo Chavez, Rus yapımı 100 bin Kalaşnikof'un 30 binlik ilk partisini dün askerlere dağıttı. "Vatan ya da ölüm. Bunlar dünyanın en iyisi" diyen Chavez, nişan almayı ihmal etmedi.[2] Bu, Emperyalist ABD'ye açıkça tavır koymaktı.

Chavez 1 Milyar Dolarlık Silah Anlaşması İçin Rusya İle Anlaştı!

            Muhalif tavrıyla Beyaz Saray'ın tepkisini çeken Venezüellalı lider Hugo Chavez, 1 milyar dolarlık silah anlaşmasını imzalamak üzere Rusya'ya gitti. Chavez'in gündeminde doğalgaz devi Rusya ile enerji işbirliğini artırmak da var.

Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez bir milyar dolarlık silah anlaşmasına imza atacağı Rusya'ya gitti. Chavez'in gezisinin ana eksenini ülkesiyle Rusya arasında enerji ve savunma alanlarında işbirliğini geliştirmek oluşturuyor. 30 askeri helikopterin yanı sıra Rusların en son teknolojiyle ürettiği Su-30MK2 savaş uçaklarından da 30 adet satın alması beklenen Venezüella, Latin Amerika'nın en büyük askeri gücüne sahip olacak. Chavez haziran ayında Rusya'dan alınan 100 bin AK-47 Kalaşnikof tüfekten sonra söz konusu silahların Venezüella'da üretilebilmesi için de lisans anlaşmasına imza atmayı amaçlıyor. Chavez bunun için Rusya'da savunma sanayiinin kalbi olarak bilinen Izhevsk kentini ziyaret etti. ABD bir süredir Rusya'yı Venezüella'ya silah satmama konusunda ikna etmeye çalışıyordu. Satın alınan AK-47 saldırı silahlarının Latin Amerika ülkelerindeki ABD karşıtı solcu gerillaların eline geçmesinin muhtemel olduğu belirtiliyor. ABD karşıtı söylemleriyle tanınan sosyalist lider önceki durağı olan Beyaz Rusya'da yaptığı konuşmada kapitalistlere karşı Beyaz Rusya ile güçlerini birleştirmeleri gerektiğini söylemişti. Beyaz Rusya'yı, "Örnek alınması gereken bir sosyalist ülke" olarak tanıtan Chavez, kendileriyle teknoloji ve enerji alanlarında işbirliğine gitmekten mutluluk duyacağını da eklemişti. Muhalif lider, Beyaz Rusya ile Venezüella'nın stratejik ortak olduğunu da ifade etti.

            Son beş yılda Rusya'yı dördüncü kez ziyaret eden Chavez, Vladimir Putin'le kardeş kadar yakın olduklarını her fırsatta yineleyerek "Politik görüş ayrılıklarımız bulunsa da, Putin'in çok kutuplu dünya görüşünde Venezüella'nın önemli bir yer tuttuğunda hemfikiriz" dedi.

Rusya-Venezüella ilişkilerinin temelini karşılıklı ticaret ve ekonomik işbirliği oluşturuyor. Rus Dışişleri Bakanlığı'ndan İtar-Tass ajansına yapılan açıklamada iki ülke arasında büyük ticaret potansiyeli bulunduğuna dikkat çekilerek bu potansiyelin henüz neredeyse hiç kullanılmadığı belirtildi. Özellikle enerji sektöründe Venezüella ve Rusya petrol rezervleriyle dünyada söz sahibi iki ülke konumunda. Son dönemde uluslararası gelişmeler karşısında 2 ülkenin takındıkları tavırdaki benzerliğe de vurgu yapılan açıklamada ayrıca yapılan askeri anlaşmalardan duyulan memnuniyet dile getirildi.

               İran ve Katar'a da uğradı.

               Chavez çıktığı iki haftalık dünya turu kapsamında Rusya'da üç gün geçirdi. Venezüellalı lider, Rusya'dan sonra turuna Katar, İran, Vietnam ve Mali ile devam etti. Venezüella Katar'la geçtiğimiz yıl doğalgaz, petrokimya ve demir sektöründe işbirliği anlaşması imzalamıştı. İran'ın nükleer programına da destek veren Venezüella, İran'la petrol ve ticaret başta olmak üzere yirmiyi aşkın ikili anlaşmaya sahip. Nükleer araştırmaların silah imal etmek için değil nükleer enerji elde etmek amacıyla yapılmasını desteklediklerini belirten Chavez, ABD'yi İran karşıtı komplo üretmekle suçluyor. Dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri konumundaki Venezüella'da zengin uranyum yatakları da mevcut ancak uranyumun çıkarılması için bilinen herhangi bir çalışma bulunmuyor.

               Chavez'in dünya turunda ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nde Latin Amerika'yı temsil edecek ülke oylamasında kendisine destek arayışında olduğu biliniyor. ABD'nin adayı Guatemala'nın yerine geçmek için çabalayan Chavez, ülkesini küresel bir güç haline getirmek için zamanının büyük bölümünü yurtdışı temaslarına ayırıyor.[3]

               Rusya Chavez'e Uçak ta Satıyor

               Rusya Savunma Bakanı Sergey İvanov, Venezuela ile yeni bir askeri anlaşma yapıldığını açıkladı.

               Anlaşmaya göre Venezuela'ya 30 savaş uçağı ile 30 askeri helikopter satılacak.

               Anlaşmanın tutarı bir milyar doların üzerinde.

               Anlaşma Venezuela Başkanı Hugo Chavez'in, Salı günkü Rusya ziyaretinde resmiyet kazanacak.

Rus yapımı SU-30 tipi uçaklar, Venezuela'nın halen kullandığı Amerikan F-16'larının yerini alacak.

               Washington, Caracas yönetiminin "teröre karşı yürütülen savaşta aynı safta yer almadığı gerekçesiyle", bu uçakların yedek parçalarının ülkeye satışını yasaklamıştı.

               Washington, İspanya ve Rusya'nın Venezuela ile son dönemde yaptığı askeri anlaşmaları da eleştirmiş ve engellemeye çalışmıştı.

Venezuela Rusya ile yapılan bu son anlaşmanın yanı sıra, geçen ay Rusya'dan yüz bin Kalaşnikof satın alacaklarını açıklamıştı. Bunların üçte birinin şimdiden teslim edildiği kaydediliyor.

Venezuela lideri Chavez ayrıca Rus Kalaşnikof tüfeklerini de lisans alarak üretmeye başlamak istiyor.

Rus yetkililer ülkede iki fabrika açılmasının istendiğini belirtiyorlar.[4]

Chavez Kremlin İşbirliği Emperyalizmi ürkütüyor!

Rusya'yı ziyaret eden Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez, ABD'nin muhalefetine rağmen ülkesine silah sattığı için Kremlin'e teşekkür etti.

Chavez'le birlikte düzenlediği ortak basın toplantısında Rusya Federasyonu lideri Vladimir Putin de Venezuela liderini ülkesinin doğal ortağı diye tanımladı.

Putin, Rus şirketlerinin de özellikle enerji sektöründe ortak projelere büyük yatırımlar yapmaya hazır olduklarını söyledi.

Hugo Chavez, Rusya'dan 18 ay içinde 3 milyar dolarlık silah aldı.

Buna ziyaret sırasında satışı için anlaşma yapılan uçaklar ve helikopterler de dahil.

Venezuela ve Rusya liderleri görüşmelerini izleyen basın toplantısında bu konuya girmediler.

Ama Chavez'in Moskova'da SU-30 tipi 24 Rus savaş uçağı ve 30 kadar askeri helikopter alımı için imza attığı sır değil.

Chavez daha önce Kalaşnikov tüfeklerinin üretildiği fabrikayı da gezdi. Venezuela liderinin, ülkesinde bir Kalaşnikov fabrikası açabilmek için gereken izni de aldığı haber veriliyor.

Sovyetler Birliğinin dağılmasından bu yana Rus silahlarının en büyük alıcısı Çin ve Hindistan.

Rusya silah ihracatından sorumlu kurum, Venezuela ile son 18 ay içinde üç milyar dolarlık satış anlaşması yaptıklarını söyledi. Bu meblağ, bu küçük Latin Amerika ülkesinin Rusya açısından önemli bir müşteri haline geldiğini gösteriyor.

Bazı yorumcular Venezuela Cumhurbaşkanı Chavez'in Rusya'yı da kapsayan dünya turunu ABD'nin etkisini kırma çabası olarak değerlendiriyor.[5]

               İspanya'dan Chavez'e 8 Gemi, 12 Uçak Veriliyor!

İspanya hükümeti bugün, Amerika Birleşik Devletleri'nin itirazlarına rağmen Venezuela ile tartışmalı bir silah anlaşmasını imzaladı.

Bir buçuk milyar dolar değerindeki askeri malzeme anlaşmasını imzalamaktan vazgeçmesi için İspanya Savunma Bakanı Jose Bono'ya defalarca çağrı yapan Washington, Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez'in, petrol zenginliğini kullanarak Latin Amerika'daki, Amerika Birleşik Devletleri karşıtı hareketleri desteklediğini ve diğer ülkelerde istikrarsızlık yaratmaya çalıştığını düşünüyor.

Varılan anlaşmaya göre, İspanya Venezuela'ya sekiz sahil koruma gemisi ile 12 askeri nakliye uçağı satıyor.

Hugo Chavez dün, Merhaba Cumhurbaşkanı adındaki haftalık televizyon ve radyo programında, İspanya hükümetini, kendi ifadesiyle, 'Amerika Birleşik Devletleri'nin emperyalist yönetiminin' baskılarına boyun eğmediği için kutladı.

Chavez, "İspanya Cumhurbaşkanı ve İspanya Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı Kral Juan Carlos'a, yakın bir arkadaşım olan İspanya Başbakanı Jose Luis Rodrigues Zapatero'ya, İspanya Savunma Bakanı Jose 'Pepe' Bono'ya ve tabii ki bütün İspanya'ya, kararlılıklarından ve emperyalist Amerikan yönetiminin suistimal çabalarına karşı direnmelerinden ötürü şükranlarımı sunarım" dedi.

Washington, Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez'i Latin Amerika'da bir istikrarsızlık kaynağı olarak görüyor.

Amerikalı yetkililer resmi düzeyde, İspanya tarafından üretilen nakliye uçaklarında Amerikan yapımı 'rota izleme' (navigasyon) sistemleri kullanıldığı gerekçesiyle silah anlaşmasına karşı çıkıyor.

Bu yetkililere göre Washington, Amerikan teknolojisinin, önceden bu konuda bir anlaşma olmadığı takdirde, üçüncü ülkelere ihraç edilmesine izin vermiyor. Fakat Venezuela kaynaklı haberlere göre, İspanya'nın satacağı nakliye uçaklarında söz konusu Amerikan teknolojisi kullanılmayacak. Bu da anlaşmanın önündeki engelleri kaldırıyor.

Venezuela'ya askeri malzeme satılmasına İspanya'da da karşı çıkanlar var. Ana muhalefetteki Halk Partisi'nin savunma sözcüsü Gustavo de Aristegui bunlardan biri.

"Sosyalist hükümet, Venezuela'ya verilen malzemenin saldırı amaçlı olmadığını söyledi. Fakat şuna dikkat çekmemiz gerekir ki, askeri nakliye uçakları, askeri birlik nakletmek için kullanılabilir" diyen Gustavo de Aristegui sözlerini "Ayrıca, sahil koruma gemileri de bölgede çok hassas olan dengeleri bozabilir. Kolombiya ve bazı diğer ülkeler, Hugo Chavez'in şu Bolivarcı devriminin saldırganlığından son derece endişeli" diye sürdürdü.

Fakat bütün bu itirazlara rağmen Hugo Chavez'in uluslararası alanda Amerika Birleşik Devletleri'ne kafa tutarak bir kez daha zafer kazandığı söylenebilir.

Peki, Venezuela'nın popülist Cumhurbaşkanı gerçekten de saldırgan bir dış siyaset mi izliyor?

İngiltere'deki Bradford Üniversitesi'nin Barış Araştırmaları Bölümü'nden Doktor Julia Buxton, bu zirvenin önemini, "Amerika Birleşik Devletleri açısından en büyük sorun, geleneksel olarak bugüne kadar Latin Amerika ülkelerine silah sağlayan gücün kendisi olması. Washington 2005 yılı içinde Latin Amerika ülkelerine 860 milyon doların üstünde askeri yardım sağladı. Şimdi Venezuela'nın bu geleneği kırması, bölgedeki askeri ilişkilerinin gelecekte nasıl şekilleneceği konusunda Amerikalılarda ciddi bir kaygı yaratmış durumda" diye açıklıyor.

Julia Buxton Venezuela'nın sahil koruma gemisi ve nakliye uçağı gibi askeri malzeme almakta haklı bir gerekçesi olduğu görüşünde.

Buxton "Venezuela'da sahil koruma gemilerine gerçekten ihtiyaç var. Venezuela'nın, Kolombiya ile iki bin kilometrelik bir sınırı var. Kolombiya ise, dünyadaki kokainin yüzde 57'sini üretiyor. Dolayısıyla Venezuela'nın, Kolombiya'dan çıkan 390 ton kokaini denetleme yeteneğini arttırmak için sahil koruma gemilerine ihtiyacı var" diyor.

Venezuela önümüzdeki ayın ortalarında da Rusya'dan binlerce makineli tüfek alacak.

Bunu önümüzdeki yılın başlarında kırkın üstünde helikopter izleyecek.[6]

ABD Venezüela'ya Silah Yasağı Koyuyor!

ABD, Venezuela'ya silah satışına yasak getirme kararı aldı.

            ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri karara gerekçe olarak, 'Venezuela'nın terörle mücadele konusundaki çabalara yeterince destek vermemesini' gösterdi.

            Amerikalı yetkililer, Venezüela'nın özellikle komşu Kolombiya'da yönetime karşı savaşan solcu gerillalara kucak açtığını öne sürüyor.

Venezüela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez, kararın kendilerini üzmediğini ve Washington yönetiminin küçük ülkeleri ezmeye çalıştığını söyledi.

Venezüela - Amerika Birleşik Devletleri ilişkileri bir süredir gergin.

            Bu gerginliğin nedenleri arasında petrol fiyatları ve ticari konular da var.

İki ülke liderleri de bir süredir karşılıklı olarak birbirlerini suçluyor.

            Bu yılın başlarında İspanya, Venezuela'ya iki milyar dolarlık askeri malzeme satacağını açıklamıştı.

Varılan anlaşmaya göre, İspanya, Venezuela'ya sekiz sahil koruma gemisi ile 12 askeri nakliye uçağı satacak.

            Washington'un anlaşmayı imzalamaması için İspanya nezdinde yaptığı girişimler sonuç vermemişti.

Washington, Chavez'in, petrol zenginliğini kullanarak Latin Amerika'daki, Amerika Birleşik Devletleri karşıtı hareketleri desteklediğini ve diğer ülkelerde istikrarsızlık yaratmaya çalıştığını düşünüyor."[7]

            Chavez'in: "F-16'ları Küba'ya Veririm" Tehditi ABD'yi Sarsıyor!

            Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez Amerika Birleşik Devletleri yönetimine bir kez daha meydan okudu.

            Cumhurbaşkanı Hugo Chavez ülkesinin, Amerikan yapımı F-16 savaş uçaklarını Küba veya Çin'e verme tehdidinde bulundu.

                       

            Chavez tehdidini Latin Amerikalılar'a             Washington'un egemenliğini yıkma çağrısı yaptığı bir konuşmada dile getirdi.

            Beyaz Saray'ı ülkesine 1980'i yıllarda sattığı 20'den fazla F-16 uçağının yedek parçalarını vermeyerek aralarındaki kontratı ihlal etmekle suçlayan Chavez, Washington'un Venezuela'nın üçüncü ülkelerle görüşmelerine de müdahale ettiğini söylüyor.

            Bu ikinci iddia, Washington yönetiminin, İsrail'e baskı yaparak F-16'ların bakımında Venezuela'ya yardım eli uzatmasını önlediği yolundaki haberlerle bağlantılı.

            Hugo Chavez'e göre, anlaşma şartlarının ihlal edildiği bu koşullar altında söz konusu uçaklara 'canının istediğini yapabilir'.

Örneğin, bu uçakları Washington'un kaygı listesinin başlarında olan Küba ve Çin'e verebilir.

Chavez bu tehdidini uygulamaya geçirecek olursa, ülkesinin F-16 teknolojisini saklı tutma şartını ihlal etmiş olacak.

Tabi tüm bu tehdit Cumhurbaşkanı'nın yüksek sesle düşünmesinden ibaret de kalabilir. Bunu önümüzdeki yılın başlarında 40'ın üzerinde helikopter izleyecek.[8]

               Amerika ve İsrail Çıkmazda, Bocalıyor!

               İSRAİL neden Güney Lübnan'a saldırdı, neden bebek cesetleri üzerinden bu kirli savaşı hâlâ sürdürüyor? Irak'ta çıkmaza girmiş olan ABD, neden Ortadoğu'daki "çirkin Amerika" imajının büsbütün derinleşmesini göze alarak bu savaşı destekliyor?

Hesapları çok netti:

               İsrail Hizbullah'ı ezmek için Güney Lübnan'ı kan ve ateşe boğduğunda, diğer Lübnanlılar, özellikle Sünniler, Dürziler ve Hıristiyanlar "Senin yüzünden" diye Hizbullah'a karşı çıkacaktı.

               Böylece Hizbullah'a karşı bütün Lübnanlı unsurlar birleşecek, Fuat Sinyora hükümetinin emrindeki ordu Güney Lübnan'da Hizbullah'ın yerini alacaktı.

Buna yardımcı olmak üzere de bir "uluslararası istikrar gücü" Güney Lübnan'a yerleştirilecek, bu güce "Hizbullah'ı silahsızlandırmak" görevi yaptırılacaktı.

Bunların başarılmasıyla İran'a ve Suriye'ye büyük darbe indirilmiş olacaktı.

               Ama bu planın bütün ayakları teker teker çöküyor.

               Siyasi plan çöktü!

               İsrail saldırısı, Lübnan'ın bütün unsurlarını Hizbullah'la dayanışmaya yöneltti. Savaşın 8. gününde, 19 Temmuz Çarşamba günü, Hıristiyan lider General Michel Aoun dahil, bütün Lübnanlı liderler "Aynı gemideyiz" diye açıklama yaptılar, İsrail saldırısını kınadılar. Hıristiyan lider Aoun, "Hizbullah Lübnan'ın sosyal dokusunun ayrılmaz bir parçasıdır" diye konuştu! Başbakan Fuat Sinyora da başından beri İsrail'i kınıyor, önceki gün de Hizbullah direnişini kutladı!

               Bu tablo, İsrail'in ve ABD'nin Lübnan ordusuna bağladığı umutların da çöktüğünü gösteriyor.

Üçüncüsü, "Hizbullah'ı silahsızlandıracak istikrar gücü" beklentisi tam bir hayaldir. Hangi ülke çocuklarını Hizbullah'la savaşmaya gönderir?! Türkiye ve Fransa dahil, sıcak bakılan formül bu değil, "ateşkes sağlandıktan sonra" oluşturulacak bir barış gücüne asker vermektir. Lübnan'ın da istediği budur. Lübnan Başbakanı bunun için Türkiye'ye ve Fransa'ya teşekkür etti zaten.

               Ve Batı gazeteleri de yazıyor; İran bölgede en güçlü dönemini yaşıyor! ABD'nin hataları sayesinde! İşte Rice'ın ziyaretini reddeden Beyrut, dün İran Dışişleri Bakanı Mottaki'yi ağırladı!

Siyasi plan bütün ayaklarıyla çökerken, askeri sahada da görülüyor ki, İsrail'in konvansiyonel savaş makinesi "gayri nizami harp" yürüten Hizbullah'la kolay baş edemeyecek!

               Geri tepiyor!

               İngiliz The Independent gazetesi, İsrail militarizmini protesto eden bir hahamın resmini bastığı yazısında, "İsrail'in stratejisinin geri teptiğini, Hizbullah'ın daha da güçlendiğini" belirtiyor!

               Sadece o değil. Amerikalı Neo-Con'ların "askeri kuvvet"e dayalı "yeni Ortadoğu" siyaseti de geri tepmektedir; işte kitlelerin tepkisi gittikçe büyüyor. Bu siyaset Irak'ta da çıkmaza girdi. Afganistan'daki sıkıntılar giderek büyüyor.

               Beyrut'ta İsrail ve ABD'ye duydukları öfkeyi BM binasına saldırarak ortaya koyan kalabalık, sırf Hizbullahçı değildi, daha çok Dürzi, Sünni ve Hıristiyan unsurlardı; ellerinde Lübnan bayraklarıyla.

               Füzelere, bombalara, tanklara dayanan bu siyaset, öyle bir noktaya geldi ki, Neo-Con'ların dayanakları yine Suudiler gibi despotik, Mısır gibi diktatoryal rejimlerdir!

               Bush "Ortadoğu'ya demokrasi getireceğiz" demişti değil mi? Buyurun; Ortadoğu'da demokratik seçimler yapılsın! Kitleleri radikalizme ve öfkeye iten ABD ve İsrail bunu göze alabilir mi?! Çıkmaza saplandıkları nokta budur![9]

               Bu Savaş Planlanmıştı! Ama İsrail Kendi Pisliğinde Boğuluyor!

               Guardian'da şoke eden yazı...

               İki askerin kaçırılması sadece bir bahaneydi" diye yazıyor. Monbiot'nun "İsrail Hizbullah'ın tahrik edici saldırılarına yanıt verdi, öyle mi? Yanlış!" başlıklı yazısının özeti şöyle:

               "Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre İsrail, 2000 yılının Mayıs ayında Güney Lübnan'dan çekilmesinden sonra, sınırı defalarca ihlâl etti. İsrail uçakları 2001-2003 yılları arasında hemen hemen her gün, 2006 yılında da ısrarla sınırı geçti. 2000 yılının Ekim ayında İsrail birlikleri, silahsız Filistinli göstericilere ateş açtı. 3 Kişi öldü 20 kişi yaralandı.

               Bunun üzerine Hizbullah militanları üç İsrail askerini kaçırdı. Hizbullah zaman zaman İsrail mevzilerine roket saldırıları düzenledi. İsrail buna ağır bombardımanla yanıt verdi. Bu tür olaylarda 2003 yılında üç İsrailli ve üç Lübnanlı, 2005 yılında bir İsrail askeri ve iki Hizbullah savaşçısı ve Şubat 2006'da da iki Lübnanlıyla üç İsrail askeri öldü. Ancak Birleşmiş Milletler'e göre bu olayların hiçbiri kapsamlı bir askerî operasyonla sonuçlanmadı."

            Peki bu kez durum neden farklı?

Guardian yazarı Monbiot'ya göre bunun cevabı, Hizbullah'ın neden iki İsrail askerini kaçırdığında gizli.

            "Hizbullah, iki İsrail askerini, Lübnan'ın işgali sırasında ele geçirilen ve Üçüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 118'inci maddesini ihlâl eder şekilde, serbest bırakılmayan 15 savaş esiriyle değiş tokuş etmek için kaçırdı.

            Eğer İsrail bu takası kabul etseydi, daha fazla kan dökülmeden askerlerini geri almış olacaktı. Ancak İsrail hükümeti pazarlık etmeye yanaşmadı. Sonrasını hepimiz biliyoruz. Yaklaşık bin Lübnanlı ve 33 İsrailli sivil öldü ve bir milyon Lübnanlı evlerinden ayrılmak zorunda kaldı. Peki İsrail bu kez neden böyle bir tutum izledi? Çünkü bu iki askerin kaçırılmasına bir tepki değildi. Bu saldırı aylar önce planlanmıştı."

            Independent: Tüm dünyayı utandıran savaş

            The Independnet gazetesi, "Tüm dünyayı utandıran bir savaşın bilançosu" manşetinin altında, Orta Doğu'daki krizi rakamlarla değerlendirmiş.

            "Hizbullah'ın iki İsrail askerini kaçırmasının üzerinden 34 gün geçti. Bu süreç içinde Lübnan'da 1400 kişi öldü. yüzlerce kişi hâlâ kayıp; öldükleri sanılıyor.

Lübnan ordusundan 29 asker öldü. 6293 Lübnanlı yaralandı. Ölü ve yaralıların yüzde 45'i çocuklar. 300 bini çocuk toplam 1.5 milyon Lübnanlı yaşadıkları yerlerden ayrılmak zorunda kaldı.

194 İsrailli öldü, 3867 İsrailli yaralandı. Güney Lübnan'da 10 bin İsrail askeri Hizbullah'la çarpışıyor. Hizbullah İsrail'e üç bin roket fırlattı. Çatışmaların ilk haftasında Hizbullah günde ortalama 90 roket atarken bu sayı son beş günde 169'a çıktı. İsrail savaş uçakları 15000 saldırı uçuşu yaparak 246 köprüyü ve 172 yolu imha etti.

Lübnan'ın altyapısının uğradığı hasar tahminî olarak 10 milyar dolar. İsrail'in Ciye enerji santralına düzenlediği saldırının ardından 30 bin ton petrol Akdeniz'e yayıldı. Uluslararası toplum, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri hariç, acil bir ateşkes çağrısında bulundu. Şu ana kadar çıkarılan Birleşmiş Milletler kararı sayısı, sıfır."[10]

               Jinsa: "Amerikan Kuvvetlerine Yardım Etmenin Zamanı Geldi..!" Diyor... Çünkü Amerika Irak'ta Rezil Oluyor!

               ABD'de savaş ve silah konusunda çalışmalar yapan en güçlü Yahudi lobisi olan JİNSA, el-Kaide'nin Irak'taki rolü ile ilgili ilginç bir değerlendirmede bulundu. "Amerikan kuvvetlerine hizmet etmenin zamanı geldi." Diye feryat ediyor!

               2,500'üncü Amerikan askerinin, Irak'taki terörizm karşıtı savaşta kendini ülkesi için feda etmesini çok ciddi bir biçimde izledik. Başkan Bush, Bağdat'ta başarılması gereken hedefi tanımlarken "Bu ülkenin kendini yönetebilmesi, geliştirmesi, koruması ve teröre karşı yapılan savaşlarda bir müttefik olabilmesi"nden bahsetmiştir. Bazıları operasyonların biçimi ve zamanının çok uygunluğu konusunda tartışabilirler, ancak bu görev çok şerefli ve başarılı olunduğunda hem Irak hem ABD hem de Büyük Orta Doğu için çok yararlı olacaktır.[11]

               Yahudiler Çanakkale'de Bize Karşı Niçin Savaşıyor?

               Filistin meselesi bir yandan İngilizlerin diplomatik baskılarıyla, öbür yandan Avrupalı hükümdarların "savaş müteahhitlikleri"ni üstlenen Yahudi para babalarının akıttığı sterlinlerin etkisiyle kangren haline gelecek, nihayet Birinci Dünya Savaşı içerisinde Balfour Deklarasyonu ile karara bağlanacaktı. İngilizlerin Yahudilere duydukları "aşk"tan kaynaklanmıyordu elbette bu karar. (Nitekim İslam dünyasının kalbinde bir toprağı cömertçe vadeden İngiltere, deklarasyonu yayınladığı günlerde kendisine sığınmak isteyen bir Yahudi mülteci gruba yüz vermeyecekti. Siyonist lider Lloyd George elinde şekillenen yeni Ortadoğu projesi için bölgede güvenilir bir "taş"a ihtiyaç duymuştu İngiliz emperyalizmi. O taş yerine konulacaktı.

               Ancak bu projenin gerçekleşmesi için Yahudilerin de bir şeyler yapmaları ya da en azından kendilerine lûtfedilenleri "hak etmeleri" gerekiyordu. Bu beklentiyi, asayişi bozdukları gerekçesiyle Filistin'den kovulan ve Mısır'daki İngiliz birliklerine sığınan Yahudi örgüt elemanları karşılamaya karar verdi. İttihatçıların arasına karışarak adını değiştirip gazete bile çıkartmış olan Jabotinski ile Trumpeldor adlı bir Rus Yahudisi başı çekti. İngilizlere, onların saflarında Osmanlı'ya karşı savaşmak için hazır olduklarını bildirdiler. Niyetleri, İngiltere'ye bir Filistin cephesi açtırmak ve orada savaşmaktı ama o zaman böyle bir cephe açmayı gerekli görmemişti komutanlar. En iyisi onları, kıyametin kopmakta olduğu Çanakkale cephesine göndermekti!

Gerçi 18 Mart 1915 kıyameti geçmiş ve İngilizler deniz savaşlarında hiç beklemedikleri bir yenilgiye uğramışlardı. Şanslarını karada deneyeceklerdi bu defa. Mısır'da eğitilen Yahudi Katır Birliği iki gemiyle yola çıkarıldı. Toplam (subaylar hariç) 562 kişiydiler. 25 Nisan'da Gelibolu'da karaya ayak bastıklarında yakalarındaki sarı renkli Davut yıldızı motifli birlik armalarından tanınıyorlardı. Doğrudan savaşmayacaklar ama katırlarıyla su, gıda, mühimmat vs. ihtiyaçlarını karşılayacaklardı birliklerin. İki gruba ayrılmışlardı. Gruplardan birisi Seddülbahir'de, öbürü Anzaclarla Arıburun'daydı. Ancak Anzaklar onları pek sevmemişti. "Türk"e benzedikleri için ara sıra -yanlışlıkla- onları da avlıyorlardı! Bunun üzerine ikinci grup geri gönderildi. Ancak Seddülbahir Grubu ulaştırma birliği olarak görevini canla başla yerine getiriyordu. Nitekim İngiliz askeri istihbarat elemanı Aubrey Herbert, onların "oldukça iyi hizmet verdikleri"ni ve "olağanüstü cesarete sahip oldukları"nı yazacaktı hatıra defterine. (Gerçi disiplinsizlik cezası alanlar ve herkesin önünde yere yatırılarak kamçılananlar da yok değildi.)

               Sonuçta Yahudi Katır Birliği 8 kayıp vermiş, 25 kişi de yaralanmıştı. Haziran ayında Kahire'den 150 kişilik bir takviye kuvveti istendi. Birliğin görevi 26 Mayıs 1916'da sona erecekti. Ancak belki iki bin yıldır bir orduda ilk kez görev alan bu Yahudiler, bugünkü İsrail'in kurucu gücü olacak ve içlerinden devlet başkanları, bakanlar, komutanlar çıkaracaktı. Nitekim hemen ardından açılan Filistin cephesinde General Allenby'nin ordusuna Yahudi Lejyonu adı altında katılacak ve bu defa "kendi toprakları" için savaşacaklardı Osmanlılarla.

1919 yılına gelindiğinde London School of Economics'den Halford J. Mackinder, bir yıl önce ele geçirilen Filistin topraklarının İngiltere'nin kurduğu Dünya-Adasının merkezi olacağını yazıyor ve bugüne kadar geçerliliğini koruyan projenin adını koyuyordu. Daha doğrusu, Abdülhamid'in Filistin konusunda neden bu kadar direndiğini kendi açısından izah ediyordu. Aradan geçen 90 yıl, bu direnişin şerhidir.[12]

               Senaryolar Yeniden mi Değişiyor?

               Son beş yıl içinde 'ABD ile stratejik işbirliği', 'Ortadoğu'da yeni dünya düzeni' ve 'AB üyeliği' gibi senaryoları satın alan piyasalar, son günlerde yaşanan gelişmeler sonucu bazı soruları öne çıkartıp, sorgulamaya başladılar.

               Peki hangi soruları?

               Buna geçmeden 'sebep-sonuç' ilişkisi içinde kurgulama yaparken dikkate alacağımız önemli bir gelişmeyi tespit etmekte yarar var; ABD-İsrail ikilisi Ortadoğu'da daha 'agresif' bir çizgiye doğru kayıyor ve gelişmenin Türkiye açısından önemi şu; Son dönemde özellikle 2003 sonundan itibaren AB senaryosuna oynayan Türkiye, AB senaryosunun siyasi-ekonomik dinamiklerine artık marjinal fayda sağlamadığı bir ortamda, yeniden bu denklemin içine çekilmek istenebilir.

               Sevgili dostlar, yukarıdaki satırları bir köşeye not edelim ve sorularımızı soralım.

-Bugüne kadar sırasıyla ABD ve sonrasında 2006 başına kadar AB senaryosunu satın alan piyasalar, bugün için daha doğrusu 2006 yılının ikinci altı ayı için hangisine daha yakın?

- Hükümetin IMF'siz bir program söylemi sonrası, son üç ay içinde, piyasanın sopasını çekerek 'IMF'yle devam' dedirtmesi tesadüf mü?

- Hükümet hem ABD-İsrail ikilisine hem IMF'ye hem de iç dinamiklere aynı anda karşı koyabilir mi? Ekonomi daha doğrusu beklentileri satın almış, 'en' noktalarını geçmiş piyasalar bundan nasıl etkilenir?

- Ortadoğu'da yeni denge kurulurken ve özellikle ABD zor durumdayken,

'Türkiye'den asker istemi' gibi söylemler tesadüf mü?

Yukarıda sorduğumuz soruların cevaplarına gelince... Soruların tümüne tek ve net bir cevap vermek istiyorum; 'Son 48 ay içinde yaşadığımız hareketlerin özünde birkaç temel dinamik vardı, kronolojik olarak hatırlayalım;

1- ABD ile işbirliği ve sonrasında 'tezkereyi TBMM'den geçirmeyen hükümetin veya diğer güçlerin ABD ile askeri bir işbirliği' yerine AB üyeliğini tercih etmesi.

2- AB senaryosunun satın alınması

3- Dünyadaki konjonktürel yansıma

4- AB senaryosunun son dönemde yeniden kırılması ve ABD'nin zor duruma düşmesiyle durumun yeniden değişmeye veya zorlanmaya başlaması.

Bu noktada duralım ve 'AB senaryosu tükendi, Konjonktürel yapı eskidi, piyasalar 'en' noktalarını geride bıraktı yeni tez gerekli' diyenlere geçmişte senaryoların geçirdiği 'evrimi de kronolojik olarak unutmayın' diyerek şu soruyu soralım; 'Agresifleşen ABD ve İsrail'in' Ortadoğu'da çıkış noktası var mı? Varsa ne? Bu nokta, Türkiye'yi ana denklem içine çekebilir mi?

Sonuç: 'Çıkış noktası var' deyip 'Türkiyeli yeni senaryoları' sorgulayanlar şu soruya da cevap aramalılar; Petrol fiyatlarının 75 doların üzerinde yeni bir resim çizdiği dönem, 'gelişmekte olan piyasa' ve 'bölgeye en yakın piyasa' olma noktalarından bakınca, Türkiye'ye nasıl yansıyabilir?

Son söz: Bugün amacım size 'acaba' sorusunu sordurmak ve bunu yaparken belki de olayları kısa vadede biraz abartarak, algılanan yerine algılanmayanları öne çıkarmak ve yaklaşan sürece dikkatinizi çekmek.[13]



[1] Milliyet / 27.07.2006

[2] Radikal / 16.06.2006

[3] Referans / 26.07.2006

[4] BBCturkısh.com / 22.07.2006

[5] BBCturkısh.com / 28.07.2006

[6] BBCturkısh.com / 28.11.2005

[7] BBCturkısh.com / 15.07.2006

[8] BBCturkısh.com / 02.11.2005

[9] Taha Akyol / Milliyet / 01.08.2006

[10] Digimedya / 08.08.2006

[11] Netpano.com / 25.06.2006

[12] Mustafa Armağan / Zaman / 07.08.2006 Yiğit Bulut / Radikal / 08.08.2006

[13] Yiğit Bulut / Radikal / 08.08.2006


Bu yazarin diger makaleleri

TÜRKÇÜLÜK VE MİLLİYETÇİLİK TARTIŞMALARI
 “Türk Milleti”: Necip Türk kavminin yüksek inancı, insani amaçları ve...
Devami
ELBETTE İLAHİ İNTİKAM OLUR! (ŞİİR)
  ELBETTE İLAHİ İNTİKAM OLUR!        Nimet ve siyaset, emanet sana Unutma her...
Devami
ESARET KABUĞU ÇATLIYOR
  Erbakan Hoca 10.Eylül.2004 Cuma sohbetinde: ''Önde gelen bir Yahudi stratejisti, ...
Devami
Türkiye Çok Yönlü Kuşatılırken AKP İKTİDARININ RANT TELAŞI!
  Türkiye Çok Yönlü Kuşatılırken AKP İKTİDARININ RANT TELAŞI!        ABD Başkanı Trump, Venezuela'daki...
Devami
Abdülhamid, Atatürk ve Erbakan’ın Ortak Tarafları ve ILIMLI İSLAMCILARIN ÇİFTE STANDARDI
  Engin Ardıç denen zavallı arsız: "1974'te Kıbrıs'a yapılan askeri harekât...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5405

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR