Get Adobe Flash player
Reklam

TÜRKİYE’NİN SURİYE’DEN KUŞATILMASI VE SİYASİLERİN KOF ÇIKIŞLARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Sınırımızdaki işgalci askerlerin sayısı teröristleri üçe katlamıştı!

Suriye’nin Türkiye sınırına konuşlandırılan işgalci Amerikan askerlerinin ve zırhlı araçlarının yeni görüntüleri yayınlanmıştı. Terör örgütü PYD denetimindeki Telabyad’da bulunan yabancı ülke askerlerinin sayısı, YPG’lilerin üç katına çıkmıştı. Türklere ait yerler ABD’li ve İngiliz askerlerin karargâhına çevrilmiş durumdaydı. Telabyad’da YPG’lilere talimat veren ve PKK’lı üst düzey yöneticiler olduğu tahmin edilen maskeli 15 kişilik grup dikkatlerden kaçmamıştı! Bölgeye yüzlerce Amerikan askeri konuşlandırılmıştı. İşgal askerleri, Irak sınırındaki El Malikiye ile Ayn el Arab arasındaki bölgeye yayılmış durumdaydı. Amerikan bayraklı zırhlı araçlar ve Amerikan askerleri bazı yerlerde YPG ile nöbet tutarken kameralara yakalanmıştı. ABD’nin bu adımının, Türkiye’nin YPG’ye yönelik operasyonunun ardından gelmesi kafaları iyice karıştırmıştı.

300 YPG’li teröristi 900 yabancı korumaktaydı!

Şanlıurfa’nın Akçakale İlçesi’nin karşısında, terör örgütü PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD denetimindeki Telabyad’da bulunan yabancı ülke askerlerinin sayısı, YPG’lilerin üç katına çıkmıştı. ABD, İngiltere, Fransa ve Alman askerlerin bulunduğu Telabyad’da, geçmişte Ürdün ve Suudi Arabistan ordusunda görev yapan paralı askerler de PYD’nin silahlı kanadı YPG’lilerin saflarında keskin nişancı olarak yer almışlardı. İşgalci asker sayısının arttığı Telabyad’da, tank ve ağır silahların yanı sıra Tomahawk füzesi de bulunmaktaydı. Telabyad’da YPG’nin 4 tankı, 24 çoklu roketatarı, 23 üzerinde doçka bulunan kamyoneti vardı ve bu sayı sürekli artmaktaydı. Çok sayıda hafif ve ağır silah, patlayıcı ve mühimmatın bulunduğu Telabyad’da YPG’liler, Türkiye tarafından düşürülebileceği endişesi ile kullanamadığı 2 de İnsansız Hava Aracına sahip bulunmaktaydı. Telabyad’daki silah envanterinde ABD’nin hediye ettiği 2 Tomahawk füzesi de konuşlandırılmıştı.

ABD ve İngiltere işgal ortaklığı!

Türkiye’nin, YPG’nin ele geçirerek Telabyad’da olduğu gibi demografik yapısını değiştirmeye çalıştığı Suriye’nin Münbiç bölgesini de terör unsurlarından temizleyeceği görüşü ağırlık kazanmıştı. Bunun üzerine YPG, taktik değiştirerek Münbiç’in kendilerinin değil Suriye’deki çeşitli grupların bir araya gelerek kurduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin denetiminde olduğu yalanını yaymaktaydı. Omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri kılıfına bürünen YPG, uluslararası güçlerin desteği ile yapılacak Rakka operasyonuna destek vermek istediğini açıklamıştı. YPG’nin bu çağrısına başta ABD ile İngilizler destek çıkmış ve Türkiye’nin hamlesine karşın Münbiç’e birliklerini sevk ederek teröristlerin önünde set oluşturmuşlardı. Bulduğu bu desteğin ardından 2016 Eylül ayında YPG denetimindeki Telabyad’ın çeşitli noktalarına bir anlamda kalkan olması amacıyla Türkiye’den de görülecek şekilde ABD ve İngiltere bayrakları asılmıştı. Aradan geçen süre içerisinde silah ve mühimmat desteği sağlanan YPG denetimindeki bölgelere, ABD askerlerinin kullanımı için zırhlı araçlar da yığılmıştı.

Her yerde ABD bayrakları

Son zamanlarda üzerinde ülkelerine ait bayrakların bulunduğu araçlarla kentte dolaşan ABD’li askerlerin sıkça görüldüğü Telabyad’da, Fırat Kalkanı Harekâtı’nın ardından değişik ülkelerden askerler yığılmıştı. Telabyad’da son verilere göre 300 kadar silahlı YPG’li bulunurken, ABD ve İngiltere’nin 550, Fransa’nın 100, Almanya’nın 100 askeri vardı. Bunların yanı sıra değişik ülkelerin ordularından ayrılan bazıları gönüllü, ancak çoğunluğu paralı olarak Telabyad’da YPG saflarında yer alan militanlar da bulunmaktaydı. Sayılarının 150 civarında olduğu tahmin edilen paralı yabancı askerlerin Telabyad’da genellikle kum torbaları ile siper oluşturulmuş Türkiye’yi gören yüksek binalarda keskin nişancı olarak görevlendirildikleri anlaşılmıştı.

Türk fabrikası, ABD askerlerine karargâh yapılmıştı!

Telabyad ilçe merkezinde sık sık üzerinde bayrakları bulunan araçları ile tur atarken görülen ABD askerleri, Suriye iç savaşı öncesi Türkler tarafından işletilen bir çimento fabrikasını karargâh binası olarak kullanmaktaydı. Aynı bölgeye yakın noktada bulunan eski bir kiremit fabrikasının ise YPG’liler tarafından İngiliz askerlerine karargâh olarak tahsis edildiği ortaya çıkmıştı. Türkiye sınırının yanı başındaki Suriye topraklarında bulunan yabancı ülke askerlerinin 3 ayrı ekip oluşturarak Telabyad ilçe merkezinin yanı sıra güneydeki Ayn İsa ve doğudaki Ayn El Arus beldelerinde YPG’lilerle birlikte hareket ettikleri konuşulmaktaydı.

15 Gizemli terörist İsrail ajanıydı!

İstihbarat birimlerinin ulaştığı bilgiler arasında Telabyad'da YPG'lilere talimat veren ancak yüzlerini kimsenin görmediği 15 kişilik grup İsrail ajanı çıkmıştı. Telabyad'da uzun süredir bulunan 15 kişilik grup, gece gündüz yüzlerinde kar maskesi ile dolaşmaktaydı. YPG'lilere talimat veren ve kimsenin yüzünü görmediği, Telabyad'daki eski cezaevi binasını karargâh olarak kullanan grup, yüksek güvenlikle korunmaktaydı. İstihbarat birimleri yüzünü kimsenin görmediği bu kişilerin, Türkiye'de 'aranan teröristler' listesinde başlarına para ödülü konularak çeşitli kategorilerde aranan terör örgütü PKK üyeleri olabileceğine de dikkat çekiyorlardı. Bütün bunlara rağmen, TSK’nın başarılı Sincar ve Karaçok operasyonları nedeniyle Amerikalılar: “Türkiye askerlerimizin hayatını riske attı!” diyorlardı. PKK, PYD ve YPG gibi örgütlere karşı yapılan operasyonlar sırasında Amerikan askerleri riske atılmışmış... Peki iyi hoş da Amerikan askerlerinin Türkiye’nin düşmanlarının yanında ne işi varmış? Amerikalılar önce bu sorunun cevabını vermek durumundaydı. Eğer; “Onlar bizim dostlarımız, müttefiklerimiz, iş ortaklarımız” diyorlarsa o zaman biz de onlara: “Gülü seven dikenine katlanır!” atasözümüzü hatırlatırız.

Yahu yıllardır Amerikalılarla bir türlü anlaşamadığımız bir gerçek vardı. Biz; PYD ve YPG gibi yapılanmaları terör örgütü PKK’nın uzantıları olarak görüyor ve Amerikalıların da öyle görmelerini umut ediyoruz. Ama lâfzen PKK’yı terör örgütü olarak ilan etseler de PYD ve YPG gibi yapılanmaları “DEAŞ’e karşı Amerika ile birlikte mücadele eden” unsurlar olarak görüyor ve onlara asla toz kondurmuyorlar.

Onlara her türlü askeri desteği veriyor… Her türlü silah yardımında bulunuyor… Sonra da bu askeri destek ve silah yardımı bir şekilde PKK’nın hizmetine geçiyor… Ve PKK eylemleri ile bugüne kadar yüzlerce askerimizin şehit olmasına yol açmış bir terör örgütü olarak karşımızda duruyor… Yani bizim askerlerimiz her gün şehadet şerbetini içip canlarından oluyor… Amerika ise bunu görmezden gelmeyi tercih ediyor… Askerlerinin yakınında iki tane bomba patlayınca da, “Türkiye askerlerimizin hayatını riske atıyor” diye feryada başlıyor… Önce askerlerinin orada ne işi varmış, bu sorunun cevabını mutlaka vermeleri gerekiyor. Cevaben, “ABD’nin çıkarları böyle gerektiriyor” diyorlarsa, Türkiye’nin çıkarlarını da “düşünmek zorunda” olduklarını hatırlatmak BAŞKAN’a düşüyor.

Öyle “Operasyonu geç haber verdiler” gibisinden itirazlarını da ikide bir de yaptıkları “yanlışlıkla vurduk” türünden açıklamalarını anımsatarak cevaplamak lazımdır. Amerika, terör örgütü PKK’nın uzantıları konumundaki PYD ve YPG gibi yapılanmaların yanında yer aldığı sürece bu tür risklerle her zaman karşı karşıya kalabileceğini hiç unutmamalıdır.”[1]

AKP; 396 masum Müslüman sivili "yanlışlıkla" katledenlerin suç ortağıdır!

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) verilerine göre ABD öncülüğündeki işgal koalisyonunun, göreve başladığı 2014 yılının Ağustos ayından Mart ayına kadar 396 sivilin güya "yanlışlıkla" ölümüne neden olmuşlardı. Bağımsız kaynaklara göre ise ölen sivil sayısı üç binden fazlaydı!.. CENTCOM, DAEŞ bahanesiyle oluşturulan işgal koalisyonun Irak ve Suriye'deki hava saldırılarında hayatını kaybeden sivillerin sayısına ilişkin Mart ayı raporunu açıklamıştı. Raporda işgal operasyonunun başladığı günden bu yana ABD öncülüğündeki uluslararası işgal koalisyonun 396 sivilin "yanlışlıkla" ölümüne neden olduğu vurgulanmıştı. Aynı süre içinde Irak ve Suriye'de 20 bin 205 hava saldırısının düzenlendiği, bu saldırılara ilişkin 396 sivil kaybı ihbarı geldiği kaydedilen raporda, bunlardan sadece 102'sinin "güvenilir" olduğu, sivil kayıpların 396 olduğu açıklanmıştı. Önceki ayın raporunda bu sayı 229 olarak yer almıştı. Ancak yerel kaynaklar ve koalisyonun hava saldırılarını yakından izleyen birçok bağımsız sivil toplum örgütü, Irak ve Suriye'de çok daha fazla sivilin işgalcilerin hava saldırılarında hayatını kaybettiğini yazmıştı. Suriye ve Irak'taki hava saldırılarını ağırlıklı olarak yerel kaynaklardan izleyen Airwars adlı haber sitesinde ise koalisyonun göreve başladığı günden bu yana ölümüne sebep olduğu sivillerin sayısının 3 bin 16 olduğu açıklanmıştı.

Bir zamanlar; Rum mezalimine son vermesi için “karşı yakadan” Türkiye'nin müdahalesini bekleyen Kıbrıslı Türklerin moralini bozmak için Rumlar radyodan fasılasız şu şarkıyı çalmaktaydı:

“Bekledim de gelmedin

Sevdiğimi bilmedin

Gözyaşımı silmedin

Hiç mi beni sevmedin

Söyle, söyle hiç mi beni sevmedin…”

Bu Nihavend şarkıya Kıbrıslı Türkler ise şu Rast makamındaki şarkıyla karşılık veriyorlardı:

“Bu kadar yürekten çağırma beni

Bir gece ansızın gelebilirim

Beni bekliyorsan, uyumamışsan

Sevinçten kapında ölebilirim…”

Malumunuz, Rumlar “bekledim de gelmedin” şarkısıyla dalga geçerlerken, Türkiye “bir gece ansızın” Kıbrıs'a çıkarma yapmış, merhum Erbakan'ın ifadesiyle, Türk jetleri Rumları ve tüm barbar Batılıları şaşkınlığa uğratmışlardı. Hem de ABD ambargosuna rağmen kahraman ordumuz bunu başarmışlardı. Şimdi Sn. Erdoğan'ın, “Bu milletle oyun oynanmaz. Herkes görecek. Vakti saati geldiğinde ne yapacağımızı biliriz: Bir gece ansızın gelebiliriz” şeklindeki çıkışları bazı yandaşlara bu heyecanı yaşatmıştı. Güya, angajman kuralı gereğince parolamız açığa çıkmıştır: “Bir gece ansızın gelebiliriz.”… Lakin, “stratejik müttefikimiz” ABD ile terör örgütü PKK/YPG ile sınırımızda konuşlanmış durumdaydı. Hülasa, manzara-i umumiye, PKK'ya silah yardımı aşamasını çoktan geçip “yanaşık düzen”e ulaşmış bulunmaktaydı.

“Türkiye için en kötü senaryo, ABD ve Rusya'nın Suriye'de anlaşmalarıydı; maalesef bu senaryo gerçekleşiyor…” bir sonraki aşamada, “Türkiye'de iç savaş” için anlaşacakları muhakkaktır. Çünkü Türkiye parçalanmadan, “İkinci İsrail” kalıcı şekilde kurulamayacaktır” diyen yandaş yazara hatırlatmak lazımdı: Herkes Başbakan, hatta Başkan yapılırdı, ama herkes ERBAKAN olamazdı… Erbakan olunmadan da, çıkarma kararı alınamazdı!

Ülkemiz Karadeniz’den, Ege’den, Akdeniz’den ve Suriye’den kuşatılmıştı;

Bir adım sonrası Türkiye’ye saldırıydı!

Amerika, Suriye’deki askeri işgalini ve YPG terör örgütüne desteğini sürekli ve sistemli olarak artırmaktaydı. ABD bir taraftan YPG’yi himaye altına alıp Türkiye’ye karşı korurken, diğer taraftan ise Suriye’yi işgal altına almaktaydı. Son olarak ağır silahlı özel birliklerini Suriye’ye sevk eden işgal gücü, sınır bölgemizde devriye atıp nöbet tutmaya başlamıştı. Amerika’nın Sesi’nin web sayfasında yayınlanan haber ve görüntülerde açıkça ABD’nin Suriye’yi işgal ettiği görüntüler yer almıştı. ABD kendi yayınladığı görüntülerle gövde gösterisi yapmaktaydı. Türkiye’nin tüm uyarılarına rağmen terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG’ye açıkça silah yardımı yapan ABD yönetimi, diğer taraftan Suriye’yi işgal edip bildiğini okumaktaydı. Bu sefer de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Karaçok Dağı’na yaptığı operasyonların ardından ABD askerleri bölgeye iyice yerleşip YPG’yi Türkiye’ye karşı kışkırtmaktaydı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terör örgütü PKK’nın Suriye’deki kolu YPG yöneticilerinin bulunduğu Karaçok Dağı’na hava operasyonu yapması ve ardından Türkiye-Suriye sınır hattında YPG’lilerin Türk askeri birliklerine saldırısı ve Türkiye’nin karşılık vermesinden sonra ABD askerlerinin sınır hattındaki YPG kontrolünde bulunan Rojava bölgesinde tuttuğu nöbet artırılmıştı. ABD askerlerinin, Kamışlı, Amude, Derik ve Dırbesiye sınır hattında YPG’liler ile devriye gezdiği saptanmış, halkın ABD askerlerine devriye görevi sırasında sevgi gösterisinde bulunduğu dikkatlerden kaçmamıştı.

Zırhlı araçların üzerinde yapılan zafer işareti, resmen işgaldi!

Amerika’nın Sesi’nin web sayfasında yayınlanan haber ve görüntülerde açıkça ABD’nin Suriye’yi işgal ettiği anlaşılmaktaydı. Türkiye-Suriye sınırındaki gelişmelerden sonra ABD askerlerinin sürekli sınır hattında yaptığı devriye görevi bir saldırı hazırlığı mıydı? ABD askerlerinin PKK’nın Suriye’deki kolu olarak bilinen YPG’liler ile birlikte Türkiye-Suriye sınır hattında yer alan Kamışlı, Amude, Derik ve Dırbesiye’de yürüttükleri devriye görevi sürerken, devriye görevi sırasında bölge halkının ABD askerlerini sevgi ile karşıladıkları saptanmıştı. Görüntülerde, ABD askerleri de gösterilen ilgiden bulundukları zırhlı araçların üzerinde zafer işareti yapmışlardı. Karaçok Dağı’nda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin düzenlediği hava operasyonunda öldürülen YPG’lilerin cenazesi sırasında ABD askerlerinin de alanda zırhlı araçları ile bulunduğu anlaşılmıştı.

Göbek Bağı mı vardı? “Göbeğimizi kendimiz keseceğiz” ne anlam taşırdı?

Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, Hindistan ziyareti öncesi Atatürk Havalimanı'nda düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlamıştı. Erdoğan'a YPG'li teröristlerin cenazelerine Amerikalı askerlerin katılması ve konvoyda YPG ve Amerika bayraklarının birlikte yer almasına ilişkin fotoğraflar sorulduğunda, medyaya yansıyan fotoğrafların üzücü olduğunu belirterek; "Ne yazık ki YPG gibi bir terör örgütünün paçavralarının olduğu bir konvoy içinde Amerika bayraklarının dalgalanması bizleri ciddi manada üzmüştür. Bunları da ayın 16’sında yapacağımız ziyarette sayın Başkan Trump'a göstereceğiz. Mademki biz uluslararası teröre ortak olarak karşıyız, o zaman bu durum nedir diye kendilerine bunları hatırlatacağız. Terörle mücadele eğer ortak bir platformda yürümezse, bugün bize yarın başkasına olacaktır." ifadelerini kullanmış, yani sızlanmıştı. “Artık bunun noktalanması lazım. Aksi takdirde hem bölgedeki sıkıntı devam edecektir, hem de kendileri rahatsız olacak, bizler de stratejik müttefikler olarak bundan ciddi manada rahatsız olacağız. O zaman biz göbeğimizi kendimiz keseceğiz. Karaçok’ta, Sincar’da ne olduysa artık bunlara devam etme durumunda kalacağız. Bir gece ansızın gelebiliriz derken bunu kastediyorum. Bütün oralardaki terör örgütlerine. Herhalde tarih ve haber vererek gidecek değiliz ama bilecekler ki TSK her an buralara gelebilir. Biz endişe ile yaşamaktansa onlar korku ile yaşasınlar" sözleri, inşallah kof çıkışlar olarak kalmayacaktı.

Sn. Cumhurbaşkanı böyle konuşurken Suriye sınırımızda işgalci ABD ile terörist PKK-PYD el ele saldırı nöbeti tutmaktaydı!

ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terör örgütü YPG’ye yaptığı operasyonların ardından, Türkiye-Suriye sınırına zırhlı araç ve özel kuvvetlerini sevk ederek teröristleri koruma altına almıştı. Pentagon da askeri hareketliliği doğrulamıştı.

İşgalci Amerikan ordusuna ait zırhlı araçlar Türkiye-Suriye sınırına yığılmaktaydı. Yerel kaynaklar, Haseke hattına hareket eden işgalci Amerikan askerlerinin belirli bölgeleri tıkayarak, Türk Silahlı Kuvvetleri ve terör örgütü YPG arasında tampon oluşturmak için gittiğini duyurmuşlardı. Türkmen Meclisi’nden yapılan açıklamada da ABD’nin Irak sınırından Arap Pınarı’na kadar belli noktalara askeri birlik sevk ettiği vurgulanmıştı. Bölgeden ulaşan görüntülerde de Amerikan bayraklı zırhlılar YPG konvoyuyla birlikte hareket ediyorlardı. Pentagon’dan da konuyla ilgili açıklama yapılmıştı. Pentagon Sözcüsü Jeff Davis, “Suriye’nin kuzeyinde (terör şemsiyesi) Suriye Demokratik Güçleri ile birlikte hareket eden askerlerimiz var.” diyerek olayı doğrulamıştı. Ancak Sözcü, bunun, “PYD/PKK’nin Türkiye’ye yönelik saldırılarına TSK’nın karşılık vermesini engellemek üzere yapılıp yapılmadığı” sorusunu ise geçiştirmeye çalışmıştı.

Bu adımın PYD/PKK’ya güvence vermek üzere yapılan bir operasyon olup olmadığının sorulması üzerine ise Davis hedef saptırıp, “Tüm tarafları ortak düşman olan IŞİD ile mücadele etmeye çağırıyoruz, bu çağrımız SDG dahil herkesedir. SDG’nin şimdilik Rakka ve Tabka’ya odaklanması ve başka çatışmalara sürüklenmemesini istiyoruz.” diye yanıtlamıştı. Davis, SDG’nin Irak sınırından Münbiç’e, oradan da Rakka’nın kuzeyine kadar olan alanı kontrol ettiğini ve ABD askerlerinin de o alanda onlarla birlikte hareket ettiğini aktarmıştı.

Erdoğan-Rıza Zarrab irtibatı ve şantaj unsurları!

Sn. Erdoğan son zamanlarda yaptığı hemen her konuşmasında 16 Mayıs'ta Amerika Başkanı Donald Trump'la yapacağını söylediği görüşmeye atıfta bulunmaktaydı. Türkiye'nin Kuzey Suriye ve Kuzey Irak'taki oldubittilere asla izin vermeyeceğini hatırlatıp, konuyu Trump'la yapacağı görüşmede dile getireceğini vurgulayarak “Biz baş başa görüştüğümüzde sorunları çözeceğimize inanıyoruz” temennisinde bulunmaktaydı. Kulislere Saray'da da Amerika gezisi nedeniyle hummalı bir çalışma olduğu yansımıştı. Amerika'ya gidecek ekip harıl harıl çalışmakta, Trump'a verilecek belgeler ve bilgiler titizlikle hazırlanmaktaymış… Buna karşı Amerika'daki bazı merkezler de bu görüşmenin tehlikeye düşebileceği yönünde bilgiler konuşulmaktaymış... Beyaz Saray'la ilişkileri güçlü, birçok gazeteye haber servisi yaptıktan sonra artık emekliliğinin tadını Amerika'da çıkaran eski bir gazeteci dostumla Türk Amerikan ilişkilerini konuştum diyen Can Ataklı’ya aktarılanlara göre: “Beyaz Saray ve Pentagon'un Türkiye ile gündeminde iki konu var. Bunlardan birincisi Türkiye'nin Kuzey Irak ve Suriye'ye yönelik askeri operasyonlarıymış... Amerika Türkiye'nin bu askeri operasyonlarından rahatsızmış... Çünkü Türkiye'nin operasyon yaptığı bölgede Amerikan askeri de varmış ve onların can güvenliği her an tehdit altındaymış... İkinci konu ise Rıza Zarrap davasıymış... “Yapılacak Rıza Zarrap duruşmasında çok ilginç gelişmeler yaşanacakmış… Mahkemede Rıza Zarrap'ın işlediği suçlarda Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin de dahli olduğu konusunda bazı belgeler açıklanacakmış…” Bu nedenle Trump’ın şu aşamada Erdoğan'la görüşmesine karşı çıkılmakta, Beyaz Saray'a bu nedenle şiddetli baskı yapılmaktaymış… Yani Erdoğan-Trump görüşmesi herhalde askıya alınacakmış… Üstelik Erdoğan da bunun farkında ama, yine de bu görüşme mutlaka gerçekleşecekmiş gibi davranmaktaymış… Ve hele, TSK’nın Sincar operasyonu üzerine, Rıza Zarrab’ın, beklenenin aksine serbest bırakılmayıp tutukluluğa devam kararı alınması kafaları iyice karıştırmıştı.

Anlaşılan o ki, TSK kararlı ve tutarlı bir tavırla gerçekleştirdiği SİNCAR ve KARAÇOK operasyonlarını, ABD ve Rusya’dan da, işbirlikçi makamlardan da bir şekilde gizli yapmışlardı; en azından saldırı saatlerini şaşırtmışlardı. Zaten bazılarının “Aman efendim, Biz Amerika ve Rusya’yı bilgilendirmiştik…” sızlanmaları da bunu yansıtmaktaydı. Çünkü zaten bu operasyonu ABD ve Rus yetkililere bildirmek, bizzat PKK’yı bilgilendirmek anlamı taşırdı ve kaçmalarına fırsat sağlardı. Yani PKK-PYD kampları ve karargâhlarıyla beraber 90 kadar anarşist de ortadan kaldırılamazdı. Bu cesur ve onurlu tavrı, Rıza Zarrab’ın Yahudi Avukatlarıyla taviz pazarlığı yapanların kahramanlığına bağlamak, en azından bilgi ve feraset noksanlığıydı. Milli Gazete yazarı M. Seyfettin Erol’un “Bir Sabah Ansızın…” (1 Mayıs 2017) başlıklı yazısında vurguladığı “Cesur ve kararlı Ankara.” ile; AKP iktidarını kastedenlerin de, böyle göstermek isteyenlerin de yanıldıklarını, hatta iktidara yaranmaya çalıştıklarını yakında herkes anlayacaktı.

“Zor, oyunu bozarmış. Türk-Batı ilişkilerinde de yaşanan da aslında bu düstur üzerine gibi görünüyor. Ankara, Batı’nın anladığı dilden konuştukça, başta ABD ve NATO olmak üzere, ilgili tüm başkentlerden ve örgütlerden 180 dereceli kıvırmalı mesajlar üst üste geliyor… Evet, ne hikmetse muhteremlerin neredeyse hemen hepsi bir anda Türkiye’yi anlamaya başladılar. Düne kadar yüksek perdeden konuşanlar şimdi baya “alçak” bir seviyeden “anlayış” yarışına girmiş durumdalar. Yakında bu günah çıkartma ve işbirliği “isterük” listesine “Batı’nın Ötekileri”ni de ekleyebiliriz, bundan en ufak bir tereddüdünüz olmasın. Çünkü “Son Büyük Oyun”da nihai aşamaya girmiş bulunuyoruz. Burada haklı olarak şu sualleri yöneltebilirsiniz: Batı’yı böylesine bir “yöntem” değişikliğine iten gerçekten onların anladığı dilden konuşmak mı? Eğer öyle ise, o zaman referandum sürecinde kullanılan aynı dile niçin farklı bir tepki vermişlerdi? O zamanlar ve referandumu takip eden günlerde farklı bir tutum sergileyenler ne oldu da bir anda ağız değiştirmeye başladılar? Ve daha da önemlisi, bu ağız değişikliğini ne kadar hayra yormak lazım?...

… Bu kapsamda birinci tespitimiz halen Yeni Türkiye gerçekliğinin anlaşılamamış olmasından geçiyor. Bırakın dışarıyı, içeride bile birçok kesim “Yeni Türkiye”yi anlamaktan çok uzak. “Yeni Türkiye”yi anlamayanlar halen eski Türkiye’ye yönelik yöntem ve söylemlerin prim yapacağını zannediyorlar ve onları “Yeni Türkiye”ye karşı kullanmaya devam ediyorlar. Kıta Avrupası ve ABD içindeki bazı dinamikleri bu kesime birer örnek olarak gösterebiliriz. Diğer taraftan, Türkiye’yi dönüştüren ve “Güçlü İstanbul” (tam bir safsata ve saptırmaca!) inşasını hedef alan “Yeni Türkiye” sürecinin bazı kesimlerce farkına varılmaya başlandığını da görüyoruz. Daha da ötesi, bu kesimler onunla yeni bir işbirliği sürecini başlatmak istiyorlar. Referanduma yönelik AB’den ve Avrupa ülkelerinden, özellikle de İngiltere’den gelen mesajlar bu açıdan önemli. Bir de NATO’nun yaptığı son dakika “vazgeçilemez” açıklaması var.

Buradaki işbirliği ile temel hedefin “Yeni Türkiye” sürecini anlamak/deşifre etmek ve akabinde de sulandırmak olduğunu belirtmeye sanırım hiç de gerek yok! O yüzden bu süreci belli bir dönem ile sınırlı tutup, oradaki aktörler/dinamikler üzerinden suyu bulandırmak suretiyle bir şey yapmaya çalışıyorlar, ama yanılıyorlar. Bu husus bile onların “Yeni Türkiye” sürecine ne kadar hazırlıksız yakalandıklarını gösteriyor. O yüzden “Yeni Türkiye”nin her hamlesi onlar üzerinde “sürpriz” etkiye yol açıyor.”[2] saptama ve yorumları doğrularla yanlışları harmanlayıp gerçeği saptırma amaçlı mıydı?

AKP’nin değil Milli Devletin Üstün Başarıları!

Erbakan Hoca, yıllar önce anlatmış ve alt yapısını hazırlamıştı:

ASELSAN’ın sesten 6 kat hızlı elektromanyetik topları!

ASELSAN, halen dünya genelinde Ar-Ge seviyesinde bulunan elektromanyetik mühimmat fırlatma teknolojisi geliştirmeye başladığını açıklamıştı. Klasik toplarda ve fırlatma sistemlerinde mühimmat ister güdümlü ister güdümsüz olsun bir patlamayla ateşlenip atılmaktaydı. Elektromanyetik fırlatmada ise mühimmat bir koruyucu kılıfla namlunun içine konuluyor ve namlu çevresinde oluşturulan elektromanyetik dalganın itme gücüyle fırlatılmaktaydı. Bu türden bir fırlatışta ASELSAN, ses hızının 6 katına ulaştığını açıklamış ve Türkiye düşmanlarını şaşırtıp telaşlandırmıştı. Bu konudaki testlerin, 26-29 Aralık 2016 tarihleri arasında yapıldığı vurgulanmıştı. Elektromanyetik Fırlatma (EMF) sistemlerinin, konvansiyonel patlama-gaz basıncıyla fırlatma sistemlerine karşı önemli üstünlükler taşıdığı, menzilin yükselmesinin yanında, sürtünme sınırlı olduğu için silah sisteminin ömrünü de uzattığı ispatlanmıştı. Ayrıca toplam sistemin ağırlığının da azaldığına dikkat çekilerek; “Elektromanyetik Top (EMT) Sistemlerinin geliştirilmesi dünyada bu alanda yürütülen çalışmalar içerisinde önemli bir yere sahip bulunmaktadır. EMF konusunda ülkemizde yürütülen çalışmaların öncüsü ASELSAN da 'Railgun' olarak da adlandırılan EMT sistemlerinin geliştirilmesine odaklanmıştır” açıklaması yapılmıştı.

300 kilometreye atış menzili vardı.

EMT sistemlerinde saniyede 2000-2500 metre çıkış hızıyla, 300 kilometre üzerinde mesafelere atış yapılabildiği belirtilirken, bu fırlatma yöntemiyle, hava savunma sistemlerinin de geliştirilebileceği hatırlatılmıştı. Sistemin klasik topların yanı sıra güdümlü-akıllı mühimmatlarda da kullanılabilmesi için yoğun araştırmalar yapılmaktaydı. Üstelik teknolojik olarak aynı sistemden hem konvansiyonel top mühimmatı, hem de akıllı mühimmat atma imkânı bulunmaktaydı. ASELSAN’ın 2014 yılında EMF teknolojisinin geliştirilmesi için özkaynaklarından Ar-Ge başlattığı daha sonra TÜBİTAK desteğiyle çalışmaların hızlandırıldığı ve bir geliştirme laboratuarı kurdukları anlaşılmıştı.

Sesten hızlı mühimmat hazırlığı!

Açıklamada, ASELSAN’ın 2010 yılında akıllı (güdümlü) mühimmat geliştirmek için de çalışmalara başladığı, önemli bir bilgi birikimi oluşturduğu ve ortaya çıkarılacak sesten hızlı akıllı mühimmatın EMT sistemlerine de uygulanabilmesi için Ar-Ge yapıldığı aktarılmıştı. ASELSAN Elektromanyetik Top Sistemi, 9-12 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen IDEF 2017 Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda sergilenen sistemler arasındaydı.

Mi serisi helikopterlerin modernizasyonuna başlanmıştı.

ASELSAN, Rus üretimi Mi serisi helikopterlerin modernizasyonu için de girişim başlatmıştı. Bu helikopterlerden dünyada 10 bin adet bulunmaktaydı ve Mi serisi helikopterler en fazla Mi-17 modeli olarak tanınmaktaydı. Mi tipi helikopterler Körfez ülkeleri ve Türk Cumhuriyetleri'nde de yoğun olarak kullanılmaktaydı. Bu çalışma kapsamında ASELSAN, Mi-17 modernizasyonuna yönelik proje yürüten bir ülke için, bir adet helikopteri modernizasyona almış ve tamamlamıştı.

Modernize edilen Mi-17’in son kullanıcıya teslimi yapılmıştı. Bu helikopter için müşterinin tanımladığı ihtiyaçlara uygun olarak, ASELSAN’ın özgün Çok İşlevli Gösterge, Klavye Gösterge Birimi, Ataletsel Navigasyon Sistemi, Görev Bilgisayarı, Sayısal Harita Sistemi, İç Haberleşme Sistemi, V/UHF ve HF Telsizlerin entegre edildiği açıklanmıştı. Bu modernizasyonun gösterim amaçlı olduğu, ilgili ülkenin envanterindeki diğer Mi serisi helikopterler için teklif istemesinin beklendiği vurgulanmıştı. ASELSAN’dan yapılan: “Kuruluşumuz, bu faaliyet ile Mi serisi helikopterler için maliyet etkin bir şekilde aviyonik modernizasyon ve silah entegrasyonu gerçekleştirmek konusundaki kabiliyetini bir kez daha ispatlamıştır” açıklaması anlamlıydı. TSK envanterinde de 15 ile 20 adet arasında Mi-17 bulunmaktaydı. Şimdiye kadar Türk Silahlı Kuvvetleri için 500 adet hava aracının modernizasyonunu gerçekleştiren ASELSAN, Ortadoğu'da bir ülke için de AH-1E Kobra helikopteri modernizasyonu aviyonik entegratörlüğünü yürütüyor durumdaydı.

Avrupa’yı “realite” saymak!..

Her ülkeyle olduğu gibi AB ülkeleriyle de, bağımsız bir devlet olarak her türlü ekonomik ve diplomatik ilişki kurmak doğaldır ve normaldir. Ancak “AB’yi bir realite” saymak, bir sapmanın başlangıcıdır.

“Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi (AKPM), Türkiye ile ilgili çok kritik bir karar almıştı. AKPM, Türk demokrasisindeki durumun iç açıcı olmadığı ve OHAL uygulamalarının da bunun tuzu biberi olduğu şeklindeki bir değerlendirmeyle Türkiye’yi “siyasi denetime” almaya karar verdi. Daha doğrusu, AKPM Türkiye’yi “yeniden” siyasi denetim sürecine aldı. “Yeniden” ifadesi önemli, çünkü Türkiye bu alanda bir “ilk” oldu. 1996’da girip 2004’te çıktığımız “siyasi denetim” sürecine “yeniden” dönüş yapmamız, aradan geçen 13 yıllık sürenin “çöpe gittiği” endişelerini de beraberinde getirdi. 2004’ten, yani AB ile tam üyelik müzakerelerine başladığımız tarihten”, bugüne dek geçen süre acaba bir kazanım mıdır bizim açımızdan? Öncelikle bunun tartışılması gerekir. İkinci olarak şunu dikkatle değerlendirmeliyiz. AKPM’nin bu kararına iktidar adına gösterilen tepki ve itiraz cümleleri de üzerinde düşünmeye muhtaçtır: “Türkiye, Avrupa’nın bir parçası olmaya devam edecektir.” Bu ısrarın herhangi bir mantıki ve geçerli nedeni bulunmakta mıdır acaba? Türkiye bağımsız bir ülke olarak, bir başka kuruluş tarafından “siyasi denetim” mekanizmasına sokulmayı nasıl olup kabul etmektedir, orası da ilginçtir aslında. Gerçi, üyesi bulunduğumuz IMF de her sene gelip 4. Madde çerçevesinde birtakım teftişler gerçekleştirmektedir. Herhalde oradan bir aşinalık oluşmuş demek ki! Türkiye ile AB’nin (ki ilk başlarda AET, sonra AT ve nihayetinde AB olmuştur) 1963’ten beri süregelen münasebeti, birkaç kelimeyle özetlenmek istense akla şunlar gelecektir herhalde: “Reform”, “uyum”, “kararlıyız!” diyerek doğru tespit ve tahliller yapan sevgili Burak Kıllıoğlu’nun, bunların arkasından:

“Gerçi, niyetini her fırsatta belli eden, Türkiye’nin Avrupa’nın kendini tanımladığı kimlik ve tarihiyle bir ilintisinin olmadığı ve bir parçası olamayacağını söyleyen AB, bu konuda “çifte standart”la itham edilemez. Niyeti açıktır ve kendi açısından da haklıdır. Tarihsel süreç ve Hıristiyanlıkla özdeşleştirdiği Avrupalı kimliği itibariyle düşününce de kendi içinde tutarlıdır. O bakımdan, AKPM’nin kararıyla birlikte “13 yıl çöpe gitti” demek yerine daha kapsamlı bir muhasebeye girişmek ve belki de AB maceramızın başladığı 1963’ten itibaren geçen süreyi heba edilmiş olarak görmek gerekebilir. Bu, Avrupa realitesinin toptan reddedelim, tamamen sırtımızı çevirelim demek de değildir. Tam tersine, Avrupa’ya, AB’ye bakışımızdaki olumlu veya olumsuz “toptancı” yaklaşımları gözden geçirip, bu münasebetleri yeniden tanımlamamız gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bir kere şunu bir yere not edelim: AB, tüm sorunlarımızı çözecek sihirli bir formül değildir. AB’ye girmek sorunları “otomatikman” çözmez, çözemez. Kendi sorunlarımıza kendimiz çözüm bulmak durumundayız. Ancak Avrupa siyasi ve ticari ilişki anlamında göz ardı edemeyeceğimiz bir realitedir.”[3] demesi kafa karıştırıcıydı ve izaha muhtaçtı. Çünkü AKP’lilerin sapması da “Siyonist Dünya Düzeni”ni bir realite olarak görmekle başlamıştı.

 


[1] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

[2] 1 Mayıs 2017 – Milli Gazete - Bir Sabah Ansızın:

[3] Bak: 20 Mayıs 2017 – Milli Gazete – Kapıda beklemek


Bu yazarin diger makaleleri

CEMAAT’IN CILKI, ERDOĞAN’IN ÇARKI, ERBAKAN’IN FARKI
  AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Barzani’ye biat sunmaya ve...
Devami
MİLLİ DEĞİŞİMİN AYAK SESLERİ VE ALT YAPISI
  Sn. Recep T. Erdoğan’la Fetullahçılar arasındaki makam ve menfaat savaşının...
Devami
BİR TÜRKİYE FOTOĞRAFI
  30 Ağustos mesajında Genelkurmay Başkanı Org. Özkök, "Toplumsal güven...
Devami
ERBAKAN’I KANDIRMAK…!?
Son zamanlarda, özellikle itaat ve sadakat bağını koparmak isteyenler tarafından: “Erbakan...
Devami
Türkiye’deki Gizli İsrail Hâkimiyeti Ve AKP’NİN ACZİYET SİYASETİ
  Atatürk’ten sonra, başta İsmet İnönü CHP’si olmak üzere, solcu veya...
Devami
Atatürk Rüyası: RÜYALAR BAZI HAKİKATLERİN MİSAL AYNASIDIR
İbrahim ÖZTÜRK’ün Atatürk’le ilgili rüyası. (12 Mayıs 2015 / Konya) Rüyamda: Bir...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 135

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR