YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980f18c2913f
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 6
Bugün : 41932
Dün : 57744
Bu ay : 99676
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48802989
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

ABD'nin yeni Büyükelçisi Ross Wilson da, "Kurtlar Vadisi" tutkunuymuş! (Gazeteler)

Kim Çuvalladı? 

Filmin sözde "ana teması" şu: Malûm Amerikalılar Irak'ta 11 askerimizin başına çuval geçirerek gözaltına almışlardı. Filmde o askerlerin komutanı bu durumu hazmedemeyerek intihar eder. İntihar etmeden önce de Polat Alemdar'a mektup yazarak bu hâdisenin intikamını almasını ister. Bunun üzerine "kahramanlarımız" yola çıkar ve film başlar…

 

Yeri gelmişken, filmi bırakıp da gerçekteki o hâdiseye dönelim: Şahsî kanaatime göre o hâdisede 11 askerimiz oraya gelen Amerikalıların anasını ağlatırdı. Mukavemet etmemeleri yönünde emir almışlardı. O emrin ucu da yine o devrin siyasîlerine dayanıyordu. Tarihi zaferlerle dolu bir ordunun böyle bir hakareti kabullenmesi, hazmetmesi, sineye çekmesi düşünülemez. Ama "gereğinin yapılabilmesi" için siyasî otoritenin ve komuta kademesinin müsaadesi lâzımdır.

Gelelim filme. Bir defa bizim subayımız öyle bir hâdise üzerine niçin intihar etsin? O pozisyonda olan bir kimse gerekirse istifa eder, bağlı bulunduğu birimi bağlamayacak şekilde yapacağını yapar.

Filmde verilen mühim bir mesaj da şu: O "sıra dışı öldürme eylemini yapanlar, emir-komuta içinde hareket etmeyen birkaç kendini bilmez kişidir. Onların yaptıkları Amerikan ordusunu bağlamaz."

Buraya bir nokta koyup sanal âlemden gerçek âleme dönerek konuşalım: Kesin olan husus şudur: Irak'ta Amerikalı askerlerin yaptıkları bütünüyle "emir-komuta"ya bağlıdır ve onlar bir "devlet politikasını" yürütmektedirler. Dolayısiyle bütün tecavüzlerden, bütün soygunlardan, müzelerin soyulup tarihî eserlerin gasp edilmesinden en ufak ayrıntısına varıncaya kadar Başkan Bush'un haberi vardır.

İşgalciler soygunlarla, hırsızlıklarla o ülkenin maddî gücünü tüketirken, tecavüzlerle de o insanları en hassas oldukları noktadan vurarak mukavemeti kırmayı hedeflemektedirler. Amerika işgalde ve savaşta her yolu mübah görmektedir ve bunun için düzinelerle birimler kurmuştur. Bazı birimler sırf "yalan haberler üretmekte ve yaymakta", bazı birimler "kirli savaş" dedikleri sivil halkı bombalama, imha etme eyleminde bulunmaktadırlar.

Filmin kahramanları üç-beş Amerikan askerinin "hakkından gelerek" seyircilere oh! dedirtiyor. Böylece sanal âlemde çuval geçirme hâdisesinin intikamı alınmış olunuyor. Bu filmin ana mesajı, hedefi ve gayesi de budur:

Eskiden "Malkoçoğlu Cüneyt" vardı. Şimdi bir de "Rambo Polat"ımız oldu. İyi hoş da dövülen gerçekten Amerikan askerleri mi, yoksa biz miyiz? Filme ustaca yerleştirilmiş "zokaları" yutarsak sonumuz ne olur?

Filmin başrol oyuncusu (Polat Alemdar rolündeki Necati Şaşmaz) bir sahnede Amerikalı yetkiliye kendisinin-Haşa Sümme Haşa- Allah olduğunu söylüyordu. İşte o sahnede "İpin ucunu" yakaladım. Bu senaryoda Hollywood'u elinde tutan güçlerin ürünüydü. Şayet bu senaryoya bir "Müslüman eli" değmiş olsaydı, o sahnedeki o konuşmalar öyle olmazdı. Zira o kişinin söylediği söz "Elaz-ı küfür" idi. Bu işin şakaya gelir yanı yoktu. Film icabı kafir rölüne giren küfre düşmekte, hakeza elfaz-ı küfrü teleffuz eden o anda iman dairesinden çıkmaktaydı. Kaldı ki bu sözler bir filmde söyleniyordu ve işin "kalıcılık" tarafı vardı.

"Yahu işte altı üstü bir film! Bu kadar abartmayın! Keyfimize limon sıkmayın!" diyeceklere sözüm yok. Nasılsa "Uyu uyu! Yat uyu!" temel eğitim politikamız oldu… Sıradan filmdeki "numaraları" sezemezsek, daha bu ülkede çook filmler çevirirler…[1] 

Yoksa Kurtlar Vadisi filmiyle şöyle düşünerek, gülünç duruma düşmemiz mi isteniyor?

"Gurur günleri…

Şükürler olsun ki "Polat" var.  Polat Alemdar gidiyor Kuzey Irak'a, askerlerimizin başına geçirilen çuvalın intikamını alıyor… (oysa hala) ABD askerlerinin malzemeleri-mühimmatları İskenderun-Mersin limanlarından giriyor. Kutsal toprakları bombalayan uçaklar bizim İncirlik'ten kalkıyor. ABD'nin bölgede en büyük destekçisi kim?  Türkiye… ABD ile ilişkilere kim toz kondurmuyor? AKEPE iktidarı. Gerçekler bitmiyor… Kutsal topraklar başta ABD olmak üzere Batılı güçler tarafından bombalanırken, mübarek yerleri elinde bira kutularıyla Hıristiyan ülkelerin askerleri beklerken ve İslam álemini Batılılar yönetirken tınmayan Müslümanlar karikatüre kızıyorlar. Polat hangi birine yetişsin?..[2]

"Alacakaranlık Kuşağı" filminin baş aktörü de, Abdullah Çatlıydı:

Amerikan makamları, Polat karakterinin ilham kaynağı Çatlı'nın 1980 öncesinde NATO'nun film platolarında çekilen Alacakaranlık Kuşağı'nın başrol oyuncusu olduğunu hatırlayabilecek mi, acaba?

Üç yıl süren Kurtlar Vadisi dizisi bu topraklarda o denli tutuldu ki, bu bir anlamda Susurluk Kazası ile simgelenen derin ilişkiler ağının asla mahkeme edilemeyeceğinin de göstergesiydi. Dizideki "derin kahraman" Polat Alemdar, Çatlı'yı çağrıştıran bir karakterdi… Kurtlar Vadisi-Irak'ın, Türk Sineması'nın en çok gişe yapan filmi olacağı daha ilk haftadan anlaşıldı. Washington, geçen yıl Türkiye'deki kamuoyu anketlerinde Amerikan (Bush) karşıtlığının yüksek oranda çıkışına bozulup Ankara'ya "Söyleyin halkınıza bizi sevsinler" yollu mesajlar gönderiyordu… Kurtlar Vadisi-Irak'ın gişe rekoru resmîleştiğinde, Beyaz Saray Ankara hakkında soruşturma falan başlatırsa, sakın ola şaşırmayın! Milliyet'in haberine göre, ABD Büyükelçiliği üstlerine film hakkında etraflıca bir rapor hazırlamış bile. Tüm bunlardan sonra esas soruya gelelim: Amerikan makamları, Polat karakterinin ilham kaynağı Çatlı'nın 1980 öncesinde NATO'nun film plâtolarında çekilen Alacakaranlık Kuşağı'nın başrol oyuncusu olduğunu hatırlayabilecek mi, acaba?[3]

Polat Alemdar'ın Türkiye'ye ihaneti!..

‘Çuval olayından' sonra ülkemizde artan Amerikan aleyhtarlığının ‘gazını almak' ve genç nüfusta bu konuda bir ‘rahatlama' sağlamak için Polat kullanılmıştır… Polat Alemdar, bu oyuna gelerek ülkesine ihanet etmiştir!.. Filme bakmayın… Polat Alemdar'a inanmayın… Çuval orada duruyor…

Filmin konusu belli… Amerikalılar 4. Temmuz 2003 tarihinde Süleymaniye'de alçakça bir baskınla 11 askerimizin başına çuvalı geçiriyorlar… Bir teğmen olayın yarattığı travma ile intihar ederken (bu arada bazı aklı evvellerin çıkarttığı dergiler bu olayı ciddiye alıp kapaklarından Türk subayı intihar eder mi başlıklarıyla şapşallıklar sergiliyorlar) sanal kahramanımız derin devlet mafyası Polat Alemdar'ı göreve çağırıyor.  Polat Alemdar rolündeki Necati Şaşmaz ile ‘saz arkadaşları' Türkiye'nin kırılmış onurunu kurtarıp intikamını alıyorlar!..  Vay canına!.. Bir nev'i, Türk Rambosu sendromu…

Oysa Türkiye ‘çuval olayının' intikamını alamamış bir devlettir… Evet… Olay, iki müttefik ordu olarak kabul edilen Türk ve Amerikan orduları arasında dünya durdukça var olacak çok ciddi bir güvensizlik yaratmıştır… Ama Türkiye açısından hesap açık görülmektedir…  Film, bu nedenle çok ciddi bir yanlış mesaja sahiptir…  Polat Alemdar karakteri, filmi seyredecek olan gençlerimizin yüreğine su serpecek ve toplumun genelinde, sanki intikam alınmış, hesap kapatılmış gibi bir hava yaratacaktır…  Bu, kabul edilebilir bir mantık değildir…  Türkiye, Kurtlar Vadisi-Irak filmiyle, sosyal tarihinin en güçlü psikolojik savaş silahıyla karşı karşıyadır…"[4]

Kurtlar Vadisi, dizisini zaman zaman seyrederken bu salgının sanki Türk milletine bir şeyi telkin etmekte olduğu kuşkusuna kapıldık. Ancak son bölümünü seyrettikten sonra bu yöndeki kuşkularımızda haklı olduğumuzu anladık. Bizim için diziyi dikkat çekici kılan, yakaladığı başarıdan çok "Türkiye'ye karşı yürütülen psikolojik harpte üstlenmiş olduğu" işlevdi. Çünkü dizi güya Türk devletinin derinliklerinde geziniyordu, bunları açığa çıkarıyordu. Hatta Polat Alemdarı yargılayan hâkim heyetine "derin devleti de tanıdık en sonunda" dedirttirecek kadar derinlikte gezinmesine rağmen; özenle gizlediği bir şey vardı ki o da Atatürk'tü. Dizinin hiçbir sahnesinde duvarlarda asılmış bir Atatürk'e rastlayamadık. Atatürk'ten tek bir alıntılamama yapılmaması garip değil mi? Biz belli kesimlerin Çanakkale Zaferimizi Atatürksüzleştirmek gayretlerine yabancı değildik ama şimdi bu işi milliyetçilere yaptırmış olmalarını doğrusu tuhaf karşıladık. Dizinin kahramanı Polat Alemdar, yargılandığı son bölümde mahkeme heyetine, hainlik ve kahramanlık üzerine nutuk irat ederken baklayı ağzından çıkarıveriyordu. "Enver Paşa 1908 ‘de kahraman, 1914'de Başkomutan vekili 1923'te haindi" diyerek aklınca Cumhuriyete dokunduruyordu.

Aslın büyük resme bakıldığında yapılanın basit bir hata değil; yukarıda ifade ettiğimiz: Türkiye'yi Atatürksüzleştirme ve Cumhuriyeti Siyonistleştirme" çabasının bir uzantısı olduğu görülecektir. Falih Rıfkı Atay anlatır: Enver Paşa'nın, bir alay askerle İran'dan girip, çığ gibi büyüyerek Hindistan'da İngilizleri çökertme görevi teklifi karşısında Atatürk, "bir alay askere de gerek olmadığını, hatta tek başına gidip işin tüm şerefini kazanacağını söyleyerek projenin anlamsızlığını ve Enver'in macera kılıfı maksadını dile getirir.

Aslında bu çabalara son zamanlarda özellikle bazı İslamî basında artan Teşkilât-ı Mahsusa ilgisini ilave etmemiz gerek. Bu ilgi Teşkilât-ı Mahsusa ve onun halefi Milli İstihbarat Teşkilâtı'nın belli etnik gurubun ağırlığını taşıyan yapısını ima eder tarzda olunca işin rengi değişmektedir. Bu ilgi dizide de kendini gösteriyor. Diziyi izleyen herhangi biri Milli mücadelenin önderinin Kuşçubaşı Eşref olduğunu sanması işten bile değildir. Bu gurupların bilinen Rus düşmanlığı nedeniyle Türkiye'yi Amerika'nın yanında yeni bir maceraya mı hazırladıkları akla gelmiyor değil. Şimdi yükselen değer Atatürk düşmanlığı.  Bunu "mason localarını kapatan Atatürk'ten intikam alma zamanı geldi" diyen İshak Alaton'lar başlattı. Ardından AB raportörü Hollandalı Arie Oostlander "Türkiye AB'ye girebilmek için Kemalizm'den vazgeçmeli" çıkışını patlattı. Türkiye'de uzun yıllar kalmış İsrail'li diplomat Alon Liel "Türkiye'de ordu ve İslam" adlı kitabında; "Türkiye'ye ilk kez diplomat olarak 1977'de geldim. Atatürk ve Kemalizm konusunda çok çalıştım. Atatürk'ün çok popüler olduğunu gördüm. Ancak Kemalizm o kadar değildi. Gittiğim her yerde Atatürk vardı, ama Kemalizm sorunluydu. Dindar halk kendini Kemalizm ile tarif etmekte güçlük çekiyordu. Kemalizm, 'laiklik fundamentalizmi' gibi bir şey oldu. 21. yüzyıla girerken Kemalizmin kendini güncellemesi gerekiyor" diyor ve bir doğruyu yanlış amaçlar için kullanıyor. Ve Kemalizmin, sabataist cuntanın, İnönü eliyle dayattığı ve Atatürk devrimlerinin din düşmanlığı şeklinde yozlaştırıldığı gerçeğini gizliyor.

Çünkü Atatürk, Türk düşmanlarının toplam aklından daha yüksek bir akılı temsil etmektedir. Çünkü bu akıl, Siyonist ve emperyalist güçleri bile, kullanabilmiştir. Müslüman Türk'ten Atatürk'ü ve bağımsızlık ülküsünü çekip aldığınızda emperyalistlerin eline kanlı cephelere sürebilecekleri jandarmalar kalacaktır. Türkiye de tüm kirli eylemleri için üs haline gelecektir. Amerika'nın yeni Ankara büyükelçisi Ross Wilson'ın Türkü Atatürksüzleştirmeye daha önem verdiğini görüyoruz. O da basına yansıdığına göre bir Kurtlar Vadisi tutkunu imiş. Bugünün II. Wilhelm'i olan Bush'a Atatürk kafası değil geçmişin Enver Paşaları gerekmektedir. Türk ordusu'nun kumandasını yeni bir Liman Von Sanders Paşa'ya verdirme işidir yapılan. İşin özeti budur.[5]

Gelecekte "Bir 4 Temmuz"da Türk Milleti adına bir kayıt yapılacak

"Tarihte bu gün" sitelerini aradığımızda; 4 Temmuz'un aynı zamanda 11 askerimizin başına çuval geçirildiği gün olduğunu görmeniz mümkün değil.

4 Temmuz'dan daha vahim bir gün vardır ki; O da 4 Temmuz'dan sonra; bu skandalın intikamının alınmadığı her gündür…

Başına çuval geçiren "müttefik"in büyükelçisi ile sanki hiç bir şey olmamış gibi randevuleşildiği gün de…

"ABD Büyük devlettir, nota vermeye gelmez" mealinde cümlenin sarfedildiği günde;

"Bu nota müzik notası değil" denildiği gün de;

4 Temmuz 2003 ile 4 Temmuz 2005 arasındaki her gün kadar vahimdir.

Bütün bu günler boyunca; bu ülkenin evlatları o ÇUVAL'ın içinde boğulacak gibi tedirgindir!..

Bu ülkenin evlâtlarının; bu Milletin tarihi büyükleri gibi YÜKSELDİKÇE OLGUNLAŞAN bir karaktere sahip olmasının engellenmesi, en büyük talihsizliktir.

ABD; 1776 yılında Ulusal Bağımsızlık Gününü ilan ettikten tam 227 yıl sonra; Türk Milleti'nin başına çuval geçirmiştir…

Türk Milleti'nin diyorum; çünkü bizler… hepimiz; bu olay olduktan sonra; bırakın ABD'ye gereken cevabı vermeyi; ABD Büyükelçisi ile randevusunu iptal edecek; ABD'ye basit bir nota verecek kadar bile basiret ve feraset gösteremeyen yöneticilerimizi hala başımızda tutuyoruz.

ÇUVAL'ın perde arkasında ki ayrıntılar ÇUVAL'ın intikam günü geldiğinde ne kadar işimize yarar bilmiyorum, ama… O günden bu güne konuyla ilgili yaptığım sohbetlerde sürekli karşıma çıkan iki unsur bulunmakta:

1- Askerlerimizin başına çuval geçirilmesinden sonra; Bağdat'a giden yol üzerinde birden fazla pusu atılmış ve Ankara'dan emir beklenmiştir.

Bölgedeki ekiplerimiz; kendi askerlerimizin de şehit olması pahasına; askerlerimizi esir alan ABD'li birliği yok etmek için emir beklemişlerdir. Ama nafile. Çünkü bu beklentiye onurlu ve olumlu yanıt verilmemiştir.

Kısacası Ankara'dan emir; sadece olay öncesinde değil, olay sonrasında da gelmemiştir.

2- Olay sadece askerlerimizin başına ÇUVAL geçirilmesi ile sınırlı kalmamıştır. Gönlümüz; burada yaşanan olayın ayrıntılarını yazmaya elvermez. Ancak şu kadarını biliniz ki ÇUVAL yaşananlar karşısında sadece bir ayrıntıdır. Neticede;

Tarih sahnesinde bir ÇAPULCU'dan başka bir şey olmayan "THE AMERICAN SOLDİER" Tarih sahnesine; her yönüyle bir ASKER olarak geçen MEHMETÇİK'in başına ÇUVAL geçirebilmeyi başarmış ve necip Milletimize tarihin en büyük hakaretini yapmıştır.

BUNUN İNTİKAMI MUTLAKA AMA MUTLAKA ALINACAKTIR.

Bu ülkenin bütün siyasîleri ve bürokratları; Ofislerinin anahtarlarını Brüksel'deki bina görevlisine teslim etse dahi;

BU MİLLET İÇİNDE İKİ ŞEYİN İNTİKAMINI ALMAYA YEMİN ETMİŞLER VARDIR:

1-Abdullah Öcalan'ı kullanarak PKK'yı başımıza bela eden Siyonist çete kanına girdiği insanlarımızın bedelini ödeyecektir. İmralı'da NATO protokolleri ile korunsa da; Anadolu'nun bir bozkırında yılan misali serbest bırakılsa da, onu kullanan kahpelere dersi verilecektir.

2-Askerlerimizin başına ÇUVAL geçirme operasyonundan sorumlu ALBAY Mayville ve bağlı olduğu GENERAL'in başına ÇUVAL geçirilmekle kalınmayacak; askerlerimize yaptıkları muamele aynen tekrar edilerek, filme alınarak, Türk Milleti'ne seyrettirilecektir.

Bunlardan birincisinin, nerede ve ne şekilde olacağı, ileride görülecektir. Takdir edersiniz ki önemli olan, bir İT'e bedel ödetmek değil, bunu kahraman yapmadan gerçekleştirmektir. Bu yüzden bu operasyonun zamanlaması, diğer bütün unsurlarından daha değerlidir.

Fakat ikincisinin; yılını değil ama  hangi gün olacağını söyleyebilirim… 4 Temmuz!?..

Bu 2007'nin 4 Temmuz'u mu olur, yoksa 2017'nin 4 Temmuz'u mu…? Albay Mayville, o tarihte NAPOLİ Afsouth'da mı olur… Yoksa Washington'un bir banliyösünde mi, Fark etmez…

İşte bu yüzden; Bir gün; Tarihte Bugün Sayfalarında; 4 Temmuz'un altında şu ibare yer alacaktır.

Türk Milleti; Türk Askeri'nin Başına Çuval Geçirenlerden ve onların arkasındaki Siyonist ve emperyalist şebekeden İntikamını Almıştır. İlgili video ektedir.

Bu ülkeyi; makamı Yükseldikçe; kafası laytlaşıp, uslananlar değil, kendileri Yükseldikçe; Milleti'ni aynı yüksekliğe çekenler kurmuş ve bize emanet etmiştir.

Bekleyin bu intikam mutlaka alınacaktır. Alındığı gün; İntikamın kasetinin birer kopyası 4 Temmuz 2003'te bu ülkeyi yönetenlere de yollanacaktır. Masalarında "The American Soldier"'e yer bulanlar… "The Turkish Soldier"'a da bir yer bulurlar elbet.[6]

Kurtlar Vadisi isimli dizinin son bölümü;

"Kurtlar Vadisi Irak'ta" başlıklı filmin de tanıtım bölümlerinin kamuoyunun önüne serildiği bölüm oldu.

Bu bölümlerde turuncu tulum giydirilmiş, başına çuval geçirilmiş askerlerimizden; "Atalarına layık olamadığı için" intihar eden subaya ve duşta çırılçıplak soyulup hortumla ıslatılan askerlerimize kadar Türk Milleti'nin "çuval" operasyonu ile yaşadığı travmayı derinleştirecek onlarca sahne mevcuttu.

Bizim yazılarımızda sırf karşı tarafın psikolojik zaferine hizmet etmemek için yazmadığımız ayrıntılar (Türk askerinin çırılçıplak soyulması gibi); filmde bütün çıplaklığı ile sergileniyor. Bu filmin; Türk Milleti'nin gururunu okşayıp, "intikam alındı, hadi biz işimize bakalım; hep beraber Suriye ve İran'a dalalım" ve "bakın ABD'nin bir kanadı yapılan hatanın farkında ve bizim yanımızda" mesajını vermek için ne tarz bir psikolojik bir zemin hazırladığı zamanla daha net bir şekilde görülecek.

İT'lerin tezini millete alternatif olarak sunacak kadar kıblesini kaybetmiş kadroların, yabancı meslektaşları ile birlikte; Türk Milleti'ne karşı nasıl bir psikolojik sakinleştirici kurguladıklarını hep beraber izleyeceğiz.

Fakat şu kadarını söyleyebiliriz:

Bu durumda; Türk tarihinde; DEVLET'in Millet'in iradesinin tezahürü olmaktan çıktığı her dönemeçte olduğu gibi; MİLLET iradesi devreye girer ve DEVLET'in yapamadığını, MİLLET bizzat yapar.

"Çuval"ın intikamı "Çuval filmleri" ile alınamaz… Pentagon A.Ş.'nin çapulcu generalleri yakayı o kadar çabuk kurtaracaklarını zannediyorlarsa yanılıyorlar… Öyle filmin sahnesinde olduğu gibi onların masada karşısına geçip, "geçir şu çuvalı başına" diyecek kadar müsamahalı vatan evlâtları da olmayacak karşılarında.

Hiç ummadıkları bir anda kafalarında bir çuvalla çırılçıplak bulacaklar kendilerini dijital bir kameranın karşısında… Esas filmi; Türk Milleti o zaman seyredecek. Ve işin özü: "Türk Milleti; çuvalın intikamı filmini" kollektif, demokratik bir çaba ile canlı ve ibret alıcı bir şekilde GÖSTERE GÖSTERE ÇEKECEK ve yayınlayacaktır.

Kollektif, demokratik bir çaba ile ne demek istediğimiz yakında çok daha net bir şekilde anlaşılacaktır.

"Derin Devlet" geyiklerinden servet yaptıkları yetmiyormuş gibi; bu servetle bir de Türk Milleti'nin tarihindeki en büyük travmalardan birini derinleştirirken; Pentagon'un "bu defteri kapattık, işimize bakalım" psikolojisine hizmet ettirilen ekiplerine ise buradan bir sözümüz var:

Arkadaşlarımız;

Bu filmin arkasında ki "abilerden" birinin Türkiye'deki esas "Can Polat" olduğunu ve Kurtlar Vadisi'ndeki Can Polat'ın bu karakterden esinlendiğini söylüyorlar. Biz de "keşke" diyoruz: Çünkü Türkiye'de  DEVLET'in esnekliğinin tükendiği noktada devreye girebilen gerçek bir "Can Polat" vari karakter ve ekibi olsaydı da: Çuval'ın intikamının sinema filmini değil; Çuval'ın intikamının alınışının dijital filmini MİLLET'e seyrettirmeyi başarsaydı!.

MİLLET'in intikamının; beyazperde üzerinden alınabileceğini zannedenler, MİLLET'in iradesinin sınırlarını tahayyül edemeyenlerdir. Halbuki film çekenlerin ve Milli reflekslerinin de hayal güçlerinin gelişmiş olması gerekir… Sadece bütçelerinin değil!

Hayalgücü; derin abilerden alınan bilgilerin; Pentagon'un finanse ettiği Hollywood'un teknikleri ile süslenip Millet'e yutturulması şeklinde değil; Pentagon'un çapulcu generalleri ve albaylarının yüzüne baka baka;

"PEŞMERGE UŞAKLARINLA BİRLİKTE ŞİMDİ SENİN KAFANA ÇUVALI GEÇİRİLİŞİN FİLMİNİ ÇEKİYORUZ" diyerek GÖSTERE GÖSTERE ESAS FİLMİ ÇEKME noktasında devreye girer. Bu filmin galası şaşalı sinema salonlarında değil; bizzat bilgisayarınızda gerçekleşecek…

Görüntü kalitesi belki Hollywood'un ki kadar parlak olmayacak, ama zalim dünya düzenini değiştirecek bir devrimin ve yeni bir medeniyetin başlangıcı anlamında, bütün ülkeleri sarsan bir etki yapacak!..[7]

 


[1] Milli Gazete  / 10.02.2006 / Burhan Bozgeyik

[2] Hürriyet / 07.02.2006 / Bekir Coşkun

[3] Zaman / 08.02.2006 / Tamer Korkmaz

[4] Star / 03.02.2006 / Ardan Zentürk

[5] Doç.Dr. Abdullah Gündoğdu'dan

[6] http://www.acıkistihbarat.com/ / Behiç Gürcihan

[7] http://www.acıkistihbarat.com/ / Behiç Gürcihan

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...