Türkiye 26 eyalete bölünüyor!
Tempo, kimi bakan danışmanı, kimi genel müdür unvanıyla üst düzey görevler üstlenen bürokratlara "elden" dağıtılan nota ulaşmış. Notun bizzat ulaştırıldığı kişilerin ortak özelliği: kritik konumlarda görev yapmaları ve bürokrat sıfatını taşıdıkları halde hükümet partisi AKP'yle "belli şekillerde" organik bağlarının bulunmasıymış… Belirleyebildiğimiz kadarıyla, notun dağıtıldığı bakanlık ve kurumlar Sanayi'den İçişleri'ne, Turizm'den Hazine Müsteşarlığı'na kadar uzanıyor. Herhangi bir üst sunum yazısı olmaksızın ve ilgi kaydı konulmaksızın hazırlanan, resmi herhangi bir anlamı da bulunmayan ve bürokratlara, "Sende kalsın" denilerek verilen beş sayfalık notun çarpıcı bir bölümünde ‘etnik bölünme sendromu'nun etkisi hissediliyor. Notta şöyle deniliyor:
"Önerilen bölgelemeye göre örneğin halen Türkiye'nin tek bölge kalkınma idaresine sahip ve 9 ili kapsayan Güney Doğu Anadolu Bölgesi üçe bölünmektedir. Diyarbakır ve Şanlıurfa illeri birleştirilerek oluşturulan iki illi bölgenin arkasındaki mantık nedir? Şanlıurfa'nın kendisine daha yakın diğer bir ille veya illerle birlikte tek bölge haline getirilmemesi ve sadece Diyarbakır ile birleştirilmesi göz önüne alınan ekonomik ilişkilerin yoğunluğu nedeniyle midir? Sosyal ilişkiler mi önemlidir? Politik bir neden mi gözetilmektedir? Bu soruları, o bölgenin kapsadığı illeri bir araya getirme ilkesinin belirsizliği karşısında, çoğu bölge için artırmak mümkündür."
‘Kalkınma Ajanslarının yasal statüleri ve işlevi bakımından pek çok sorun yaratacağı savunulan notta, Kürt nüfusun yoğun olduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesinde uygulanan bölge valili örneğine dikkat çekilerek özetle şu değerlendirme yapılıyor: "Daha büyük bölgeler oluşturulmuş olsaydı, il sayısı fazla olacağından (olağan hal için) ‘bölge valiliği' gündeme gelecekti. Halbuki Türkiye, bölge valiliğini, olağanüstü durumlar dışında tercih etmemiştir. Anlamlı bölgesel planlama ancak merkezi yönetim ve yerel yönetimlerle ilişkileri net olarak tanımlanmış "bölge yönetimi" ile birlikte olabilir. Kalkınma Ajansları, statüsü bakımından bazı sorunlar içermektedir."
Bizzat AKP'lilerin ‘sorunlu' ilan ettikleri, AKP hükümetinin 19 Ocak'ta meclise sevk ettiği, plan ve bütçe komisyonundan ise Haziran ayı başında geçen "Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu" ile ilgili Yasa Tasarısının künyesi şöyle:
Türkiye'nin istatistiki ve idari bölümlenmesine ilişkin yeni sistem; ilk olarak kamu yönetimi kanun taslağında gün ışığına çıktı. Taslağın ilk nüshasında bir madde halinde yer alan ‘ Kalkınma Ajansları' sonradan metinden çıkarıldı ve ayrı bir kanun şeklinde düzenlendi.
- Tasarıya, Avrupa Birliği (AB) tarafından hazırlanan ve Türkiye'nin adaylık sürecinde uyması gereken koşulları gösteren 2001 ve 2003 tarihli ‘Türkiye için Katılım Ortaklığı Belgeleri' kaynaklık etti.
- Çalışmalar, ‘DPT Müsteşarlığı, Bölgesel Kalkınma ve Yapısal Uyum Genel Müdürlüğü, Avrupa Birliği Bölgesel Programlar Dairesi başkanlığı' tarafından yürütülüp şekillendirildi..
Neden böyle yapılıyor?
"İstatistik Bölge birimi Sınıflandırılması (İBBS)" adı verilen yeni yapılandırma yönetimi esas alınarak hazırlanan tasarıyla: "Misaki Milli sınırları içindeki coğrafyanın idari yapısı değiştiriliyor. Giriş gerekçesinde "iller arasındaki gelişmişlik farklarının azaltılması" başat amaç olarak belirlenen tasarıyla, 81 ilden oluşan Türkiye, önce 12'ye, sonrada 26 bölgeye ayrılıyor. Tasnifin hukuki temeli ise: Bülent Ecevit'in Başbakanlığı döneminde 22 Eylül 2002 günlü Resmi Gazete'de-yayınlanan Bakanlar Kurulu kararnamesine dayandırılıyor. Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilen tasarıda bu bölgeler orijinal kodlarıyla veriliyor.
AB ve ABD'mi bunu istiyor?
Türkiye'nin doğusunun A, B, C kodlarıyla sınıflandırıldığı ve idari yapının 12 grupta toplandığı yeni sistem ve ajansların rolü ise şöyle tanımlanıyor:
26 bölgede birer ‘Kalkınma Ajansı' kurulacak. Ajanslar bölgesel plan yapmak ve uygulamaktan sorumlu olurken, yatırımlara özel sektör ve kamu yetkililerinin oluşturacağı bir yönetim karar verecek.
Ajanslara genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından her yıl (vergi iadeleri ile mahalli idarelere ve fonlara aktarılan paylar düşüldükten sonra kalan tutar üzerinden) binde beş oranında kaynak aktarılacak. AB ve diğer uluslararası fonlardan ilave kaynak sağlanacak.
Bölgelerdeki il özel idarelerine ve belediyelere (borçlanma ve yardımlar hariç) toplam yüzde iki oranında cari yıl bütçesinden pay verilecek. Ayrıca bölgelerdeki sanayi ve ticaret odalarının kesinleşmiş bütçe gelirlerinin yüzde biri oranında kaynak aktarması sağlanacak.
Ajansların kamudan alacağı mali kaynağın büyüklüğü ise tasarının genel gerekçesinde yıllık yaklaşık 666 milyar YTL (trilyon TL) olarak görüldü. Söz konusu kamu kaynağını yüzde 68'i (450 triyon TL) genel bütçe vergi gelirlerinden yüzde 19'u (127 trilyon TL) belediyelerin, yüzde 13'ü (89 trilyon TL) ise il özel idarelerinin bütçelerinden transfer edilecek. Anlaşılan AKP içinde bir grubun bütün bunlara itirazı var. Bilgi notunda ‘Neler Yapılmalı' başlığı altında şu görüşler sıralanıyor:
- "Kalkınma Ajansları yasası idari yapıyla ilgili diğer mevzuatla uyumlu, dil ve anlayış birliği sağlanarak kurgulanmalıdır. (Notta, Bölgesel Kalkınma Ajansı kavramının kullanılması dikkat çekiyor.)
- Tasarı, Meclis gündemine gelmeden, ilgili tüm kesimlerde tartışmaya açılmalı, yasalaşma girişimleri yeniden başlatılmalıdır (hükümetten tasarıyı geri çekmesi isteniyor).
- Havza planlamasına uymayan İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması gözden geçirilmeli.
- Bölgeler etkin çalışma yürütülebilecek şekilde ve sayıda yeniden oluşturulmalı. 26 adet ajans kurulması pek çok sorun yaracaktır. Bu sayı, en azından 12 olarak belirlenmelidir.
• Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) Bölge Kalkınma İdaresi'nin hızla lağvedilmesi yerine bu bölge için özel bir yapılanma ve geçiş süreci tanımlanmalıdır!..[1]
Askerlerin çekinceleri dikkate alınmıyor!
Bu arada, Bakanlar Kurulu, yabancılara satılacak yerlerin niteliğini belirleme konusunda tek yetkili kurum olacak. Sulama, tarım, enerji, maden, SİT, inanç ve kültürel özellikleri nedeniyle koruma altına alınması gereken alanlar, flora ve hayvan varlığı alanları Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek.
Yabancılara toprak satışına ilişkin kanun tasarısı TBMM Adalet Komisyonu'nda 20 Aralık'ta kabul edildi. "Tapu Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın Komisyon görüşmelerinde tartışmalar yaşandı. AKP ve CHP'li vekillerin tartışmalarına sahne olan komisyonda Milli Savunma Bakanlığı Temsilcisi askerlerin uyarıları dikkate alınmadı.
Anayasa Mahkemesi'nin daha önce iki kez iptal ettiği yabancılara taşınmaz mal satışı ile ilgili kanun tasarısı AKP hükümeti tarafından bir daha TBMM'ye getirilmişti. TBMM Adalet Alt Komisyonu'nda görüşülen tasarıya CHP'li milletvekilleri şerh koymuştu.
Askerler Uyardı: "Fethiye Ve Hakkari elden gidiyor!.."
Milli Savunma Bakanlığı Temsilcisi askerler inceledikleri AB ülkelerinde yabancılara taşınmaz satışı konusunda sınırlamalar olduğunu vurguladı. Milli Savunma Bakanlığı'nı temsilen Komisyon görüşmelerine katılan Albay şunları söyledi:
"Yunanistan, AB'ye girene kadar yabancılara taşınmaz mal satışını yasaklamıştır. AB'ye girdikten sonra kıyılarının AB'ye üye ülkelerin vatandaşlarına satılmasına izin vermiş, Girit ve Rodos'ta ise izin vermemiş, 1. ve 2. derece Kara Askeri Yasak Bölgelerde yabancıların mal alması ve oturması yasaklanmıştır."
Askeri yetkili Albay, "Özellikle bugüne kadar GAP Bölgesi'nde mülk edinen şirketlerin ne kadar taşınmaz aldıkları hiç tespit edilmemiştir" dedi. MSB temsilcisi, il bazındaki binde 5 sınırlamasını, komisyon çalışmaları sırasında bir üyenin hiçbir bilimsel, coğrafî ve teknik çalışma olmadan ortaya attığını vurguladı. MSB temsilcisi şunları söyledi:
"Yalova ile Konya ya da Mersin ile Hakkari aynı değildir. Bu tasarıyla yüzde 88'i dağlık olan Hakkari ile Fethiye'nin tamamı yabancıların eline geçebilir.
MSB temsilcisinin dikkat çektiği bir nokta da bu yasayla, karşılıklılık ilkesinin delineceği. Karşılıklılık ilkesinin anlamı şu: Bir ülkenin vatandaşların Türkiye'den toprak alabilmesi için, o ülkenin de Türk vatandaşlarına toprak satma imkanını vermesi, bu konuda iki ülke arasında bir anlaşmanın yapılmış olması.
MSB temsilcisi, bu konuda çarpıcı bir örnek verdi:
"Ermenistan ile karşılıklılık yok. Ama bir Ermenistan vatandaşı, Türkiye'de şirket kurarak sınırın yakınından mülk edinebilir"
Komisyon görüşmelerinde CHP Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç tasarının düzeltilmiş olmadığını savunarak "bu tasarı ülke çıkarlarına zarar vermektedir" dedi. Kılıç, "kendi ülke topraklarımızı yabancılar alacak, biz rençper gibi olacağız kendi toprağımızı ekip biçemeyeceğiz" diye konuştu.
Yeni yasa ne getiriyor?
TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edilen yasanın getirdiği yenilikler şöyle:
-Yabancıların alabileceği taşınmaz ile bağımsız ve sürekli nitelikte sınırlı ayni hakların toplam yüzölçümü 2.5 hektarı geçemeyecek.
-Bu 2.5 hektarlık sınırı 30 hektara kadar çıkarmaya Bakanlar Kurulu yetkili olacak.
Kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan şirketler, taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde kullanım hakkı edinebilecek. Kullanım hakkının tapuya dönüştürülmesinin önünde ise hiçbir engel bulunmuyor. Yabancı şirketlerin satın alacağı araziler konusunda hiçbir sınırlama getirilmiyor. Yabancı gerçek kişiler, bu yasa hükmüyle kendi ülkelerinde kolayca şirket kurarak Türkiye'den sınırsız miktarda toprak satın alabilecekler. Yabancı cemaat, vakıf ve dernekler de aynı yöntemle Türkiye'de sınırsız toprağa sahip olabilecek.
İsrail'le gizli askeri görüşmeler yapılıyor!
Son 11 ay içinde İsrail'den Türkiye'ye üç üst düzey askeri yetkili ve iki gizli askeri heyet geldi. Gizli heyetlerden sonuncusu ki hafta önce Ankara'daydı. Aynı günlerde Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Faruk Cömert İsrail'deydi. Bu görüşmelerin ardından İsrail Genelkurmay Başkanı Halutz Ankara'ya geldi. Gündemde İran ve Suriye var.
Ortadoğu'da tansiyon iyiden iyiye ısınıyor. Ateş çemberinin ortasında ise Türkiye var. CIA ve FBI başkanları, NATO Genel Sekreteri derken İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Dan Halutz 22 Aralık'ta Ankara'ya geldi. Ziyarette askeri eğitim işbirliği ile modernizasyon seçenekleri dışında bir konu gündeme gelmedi dense de öncesinde yapılan temaslar Halutz'un ziyaretine ışık tutacak nitelikte.
Sinsi ziyaretler yoğunlaşıyor!
Türkiye-İsrail ilişkilerine son dönemde karşılıklı yapılan gizli askeri görüşmeler damgasını vurdu. Aydınlık'ın edindiği bilgilere göre son 11 ay içinde İsrail'den Türkiye'ye üç üst düzey askeri yetkilinin yanı sıra iki gizli askeri heyet geldi. Türkiye'den ise Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Faruk Cömert, Aralık ayında üç gün süren ve kamuoyuna açıklanmayan bir ziyaret için İsrail'e gitti. Gizli yapılan görüşmeler, üst düzey ziyaretlerin hemen öncesinde gerçekleşmesi bakımından önemli.
Bu yılın başındaki ilk ziyaret 1 Şubat'ta yapıldı. İsrail'in bir önceki Genelkurmay Başkanı Moşe Yalon Ankara'ya geldi. Bu ziyaret öncesinde gizlice Ankara'ya gelen bir heyet Genelkurmay karargâhında görüşmeler yaptı.
19 Temmuz'da bu kez İsrail Genelkurmay ikinci Başkanı Tümgeneral Moshe Kaplinski Genelkurmay ikinci Başkanı Org. İlker Başbuğ ile görüşmek üzere Ankara'ya geldi. Bu ziyaret öncesinde de gizli bir heyetin İsrail'den Türkiye'ye gelerek heyetler arası görüşmeler yaptığı ortaya çıktı. Kaplinski'nin ziyaretinden sonra Türkiye ile İsrail arasında bir buçuk milyar dolarlık askeri işbirliği anlaşmasının imzalandığı bildirildi. Anlaşma kapsamında casus uçak alımı ile F-4 uçaklarının modernizasyonu bulunuyordu.
Hedefte İran ve Suriye bulunuyor!
Ziyaret trafiği son üç hafta içinde artış gösterdi. İsrail'den askeri bir heyet yine gizlice Türkiye'ye geldi ve Genelkurmay'da görüşmeler yapıldı. Bu günlerde Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Faruk Cömert İsrail'deydi. Bu temasların ardından İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Dan Halutz 22 Aralık'ta, Org. Özkök'ün resmi daveti üzerine Türkiye'ye geldi.
Halutz'tan önce gelen ön heyet Genelkurmay'da görüşmeler yaptı. İsrailli yetkililerin Halutz'un Türkiye ziyareti ile ilgili yaptığı hazırlık Suriye ve İran üzerinde yoğunlaştı. İsrail tarafı Suriye'nin terörist örgütlere destek verdiğini iddia ediyor. İran'ın ise nükleer faaliyetinin bölge güvenliğini tehdit ettiğini öne sürüyor. İsrail'in Ankara'da İran'la ilgili masaya getirdiği bir başka endişesi ise Cumhurbaşkanı Ahmedinecat'ın açıklamaları. Ahmedinecat, İsrail'in haritadan silinmesi gerektiğini söylemişti.
Türkiye'nin Suriye ile ilişkilerinin boyutu Tel Aviv yönetiminin dile getirdiği endişelerden bir diğeri.
Ziyaretin dikkat çeken yönlerinden biri İsrail Genelkurmay Başkanı'nın göreve geldikten sonraki ilk yurtdışı ziyareti için Türkiye'yi seçmesi.
Ziyaret sırasında ikili askeri ilişkilerin de ele alındığı belirtildi. Askeri kesime yakın kaynaklar, ziyaretler sırasında İsrail ile mevcut modernizasyon anlaşmaları ve muhtemel projeler konusunda görüş alış verişinin yapıldığına işaret ediyorlar.
Mehmet Ağar Güneydoğu'ya Federasyon'laştırmanın bir figüranı mı oluyor?
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Güneydoğu'da "Kimsenin alamayacağı kararları alacağını" söylüyor ve Şenkal Atasagun-Devlet Bahçeli ikilisinin yanındaki yerini alıyor. ABD güdümlü holding medyasının, AKP-TÜSİAD kavgasına paralel olarak birden bu üçlüye aşırı ilgi göstermesi dikkat çekiyor.
Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar, İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Dan Halutz Ankara'ya gelmeden iki gün önce, CIA ve FBI Başkanlarından 10 gün sonra, birdenbire Hürriyet'in manşetine taşınıyordu. Ağar, Hürriyet'in 20 Aralık günlü manşetinde, PKK'yı dağdan bir tek kendisinin indirebileceğini açıklıyordu. Hürriyet manşetini, Mehmet Ağar'ın ağzından "dağdakini indiririm" şeklinde atıyordu.
Ağar, Yener Süsoy'a verdiği röportajda şunları söylüyordu:
"Büyük bir iddiayla söylüyorum, ben iktidar olduğumda Türkiye'nin dağlarında, dışarıdaki dağlarda Türkiye'nin aleyhine hiç kimse kalmayacak. Benim dışımda kimsenin alamayacağı kararları rahatlıkla alırım. Eğer toplumsal şartlar oluşursa, affı da gündeme getiririm.
"Dağda uzun yıllar yaşamanın mümkün olmadığını herkes görmüş durumda. Onun için bu işi bırakmalarını, normale dönmelerini sağlayacak bir siyasi ağırlığı koymak lazım.
"Kürtlerin dünya yüzünde bir tek devleti vardır, o da Türkiye Cumhuriyeti'dir. Oraların huzuru, İstanbul'un, İzmir'in, Bursa'nın, Antalya'nın, Ankara'nın huzuru demektir."
"Açılım şart" Ne anlama geliyor?
DYP çevrelerinden ulaşan bilgiye göre Mehmet Ağar, bir süredir yeni bir politikayı gündeme getirmek için hazırlık yapıyordu. Genç uzmanlarıyla özellikle dış politika konularında yoğun mesai içinde olan Ağar, bu uzmanların daha önce çalıştıkları kurumlardan aldığı tavsiyeleri dikkatle dinliyordu. Bu genç uzmanlardan biri, DYP'nin son kongresinde Genel İdare Kurulu üyeliğine getirilen 1972 doğumlu Çağrı Erhan. A.Ü. SBF'de Doçent olan Erhan, ABD-İsrail eksenindeki görüşleriyle tanınıyor. Bu da fazla şaşırtıcı olmamalı, çünkü Erhan'ın akademik kariyerinde olduğu kadar, siyasi faaliyetlerindeki hızlı yükselişinin arkasındaki sırrı öğrenim hayatı açıklamaya yetiyor.
Öğrenim hayatı boyunca, "Sasakawa Genç Liderler Yurtdışı Bursu", "İsrail Hükümeti Araştırma Bursu" ve "Türkiye Bilimler Akademisi Yurtdışı Doktora Araştırma Bursu"nu kazanan Çağrı Erhan, ABD'de CIA'nın üniversitesi olarak bilinen Georgetown Üniversitesi, Ulusal Arşivler ve Kongre Kütüphanesi, İsrail'de ise Tel Aviv Üniversitesi Moshe Dayan Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi'nde çalışmalarda bulunmuş.
Mehmet Ağar'ın, son dönemde yakın çevresine şunları söylediği belirtiliyor: "Milliyetçiler benden vazgeçmez. Ama Kürtlerin de desteğine ihtiyacımız var. Açılım şart."
M.Ali Birand ABD'nin borazanlığını mı yapıyor?
Mehmet Ali Birand, 8 Aralık'ta Posta gazetesinde "Yeni bir Kürt politikası aranıyor" başlıklı yazısında "PKK'yı ne yapıp edip (geniş genel af dahil) dağdan indirmeli ve silah bıraktırıp terörden vazgeçirmeliyiz. Bu yönde cesur adımlar atmalıyız" diye yazmıştı. Birand, ABD'nin talepleri olarak okunabilecek yazısında, "Kürt kökenli politikacıların siyaset yapmalarına, TBMM'ye girmelerine izin vermeli ve olanak sağlamalıyız" dedi ve bu yazıdan 12 gün sonra baraj indirme tartışmaları gündeme oturdu.
Mehmet Ağar'a hangi görev veriliyor?
Amerikalı yetkililer, "dağdakini indirmek için" kapsamlı af talep ediyor. Ağar, "gerekirse affı çıkarırım" diyor. Ağar'ın "benim dışımda kimsenin alamayacağı kararlar" derken neyi kastettiği sözlerinin içinde, saklı bulunuyor!..
DYP çevrelerinden ulaşan bilgiye göre Mehmet Ağar, bir süredir yeni bir politikayı gündeme getirmek için hazırlık yapıyor. Genç uzmanlarıyla özellikle dış politika konularında yoğun mesai içinde olan Ağar, bu uzmanların daha önce çalıştıkları kurumlardan aldığı tavsiyeleri dikkatle dinliyor ve gereğini yapıyor!..
Ağar şimdi de, "hiç kimsenin yapamayacağı şeyler"den söz etmeye başladı. Yılların "ülkücüsü", "derin devletin temsilcisi" hem aftan hem de "dağdakini indirecek siyasi irade"den dem vurmaktaydı… Üstelik neredeyse "dağdakilere göz kırpar" şekilde tavırla konuşmaktaydı.
Peki, Mehmet Ağar'ın sözünü ettiği "dağdakini indirecek siyasi irade"nasıl oluşacaktı?
Bu sorunun yanıtını anlamaya yarayan gelişme, CIA ve FBI Başkanları'nın Türkiye ziyaretiyle yaşandı. Önce FBI, arkasından CIA başkanları büyük tantanayla Ülkemize taşındı. Kalabalık heyetlerle, Genelkurmay, Emniyet, MİT ve hükümet yetkilileriyle görüşmeler yaptı.
Amerika'dan gelen yüksek düzeydeki heyetlerin gündeminde esas konunun: "Irak'taki gelişmeler, PKK ve Kukla Devlet'in durumu" olduğu toplumdan saklandı.
Oysa gizli, gündemdeki konular, kulislerde bütün ayrıntılarıyla konuşulmaya başlanmıştı. Zaten bu tür görüşmelerde yöntem aynıdır. Görüşmelerle ilgili "bilgi" verilmez, ama "sızdırılır". Kimse görüşmede "şu oldu" diyemez, ama ulaşılmak istenen amaç için kamuoyu oluşturmak üzere basına servis başlar. Klasik bir istihbarat yöntemidir bu.
Mehmet Ağar da; Atasagun ve Bahçeli gibi davranıyor!.?
"Büyük müttefikimiz"in istihbarat başkanlarını buraya göndermesine neden olan gelişme şuydu: Türkiye hangi dönemde PKK meselesini sorsa, ABD'li yetkililerin masaya getirdiği "PKK'ya siyasi çözüm" ve "Kukla Devlet'e himaye" için operasyon başlamıştı. Bu operasyonda, Irak'ta gerçekleştirilen federasyon Türkiye'ye de model olarak dayatılıyordu. Zaten Türkiye'deki Barzaniciler de arkalarına aldıkları Amerikan desteğiyle "Irak'ın bir model olduğunu" televizyon ekranlarından açıkça savunmaya koyulmuşlardı.
Bu operasyonda Devlet Bahçeli ve Şenkal Atasagun'un Siyonistlerin stratejik plânlarında taşeron rolüne razı oldukları yazılmıştı ve derken Mehmet Ağar da Hürriyet'teki açıklamalarıyla Atasagun ve Bahçeli'nin yanında yerini almıştı.
Zaten Ağar "CIA'dan destek aldım" diyordu:
Ağar da kendini gizlemiyordu. PKK'nın arkasındaki CIA ve MOSSAD desteği gün gibi ortaya çıkmışken, CIA'dan aldığı destekle kendisinin Emniyet Genel Müdürü olduğu yıllardan itibaren PKK'nın bitirildiğini savunuyordu. 21 Aralık'taki Hürriyet'te devam eden röportajında Ağar, "bugün dost olduğumuz bazı ülkelerin gizli servisleri PKK'yı destekliyordu" diyerek, Amerika'nın hedefe koyduğu İran ve Suriye'yi işaret ediyor, ancak PKK'nın arkasındaki CIA-MOSSAD'ı gizliyordu:
"CIA ve onun yönlendirdiği servislerden teknoloji ve istihbarat anlamında çok önemli hizmetler aldık." Diye övünüyordu…
Daha önce Tayyip Erdoğan'ı, "Amerika'yla ilişkileri bozmakla" eleştiren Ağar, bu ilişkiyi de kendisinin düzeltebileceğini söylüyordu…
Federasyonun taşları döşeniyor
"PKK'ya siyasi çözüm" şifresiyle ABD'nin gündemde tuttuğu paket için Türk devleti içinde de düğmeye basılmıştı. Önce Irak politikasının değiştirilmesi ve Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök'ün deyimiyle "yeni koşullara uygun" politika için adım atıldı. 24 Ekim'deki MGK'da Sezer'in de katkısıyla Irak politikasında değişiklik için hazırlık başlatıldı. Irak politikasında değişikliğin özünüyse, "Kukla Devlet'in kabul edilmesi" oluşturuyordu. 29 Aralık'taki MGK'da ise söz konusu politikanın ayrıntılarının konuşulacağı basına yansıdı.
MGK'nın gündemine ilişkin kulislerdeki tartışmalar CIA ve FBI Başkanları'nın Ankara ziyaretlerinden sonra hızlandı. 29 Aralık'ta, MGK'daki görüşmelerde bu çerçevede tartışıldı. Washington yönetimi, Irak işgalinden sonra AKP'nin hazırladığı "Topluma Kazandırma Yasası'nın" yetersiz olduğunu savunmaktaydı. Amerikalı yetkililer, "dağdakini indirmek için" daha kapsamlı bir af dayatmaktaydı. Bu yönde Avrupa Birliği'nden gelen baskılara da dikkat çeken yetkililer, MGK toplantısının ardından hazırlıkların hızlandığını sızdırmaktaydı.
Federasyona figüranlık milliyetçilere mi düşüyor?
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 22 Aralık'ta İstanbul'da düzenlediği basın toplantısında gelişmeleri şöyle değerlendirdi:
"ABD'nin federasyon planı karşısında, Türk milletinin en büyük engeli oluşturduğunu herkes bilmektedir. İşte burada Şenkal Atasagun-Devlet Bahçeli-Mehmet Ağar üçlüsüne özel bir görev düşüyor.
Bahçeli ve Ağar, geçmişte PKK düşmanlığında en sert çizgilerde gözüken, hatta yer yer Kürt düşmanı görüntüler sergileyen iki siyasal lider.
"Apo'yu idamdan kurtarma işini de Devlet Bahçeli'ye ihale etmemişler miydi? Karşı koyacak güçleri eylemsizleştirmek için güzel bir buluş.
ABD, Müslüman ve komşu Irak'a saldıracağı sırada iktidar koltuğuna önce ‘İslamcıyız' diyenleri (ama sonra Milli Görüş gömleğini çıkaranları) getirdi. Muhalefette olsalar, yer yerinden oynardı. Haçlı seferinde piyonluğu onlara yaptırdı ve ayrıca Türk Ordusunu bunlar eliyle kuşatarak yıprattı ve hizaya getirmek istedi.
"Şimdi federasyon yoluyla Türkiye'yi bölme harekâtının düğmesine basılıyor. ABD için Milliyetçi görüntü verenlerden iyi aktör bulunmaz.
"AKP üstlendiği görevi yaptı, koşulları hazırladı. Bundan sonrası için ABD'nin AKP ile yürümesi zor. Çünkü AKP, Türk Ordusun kumanda etme şansına sahip değil. Öyle bir iktidar olmalı ki, hem millîcilerin direncini kırsın, hem daha laik görüntüler verip Ordunun federasyon tuzağına itilmesine katkıda bulunsun.
"Türkiye'de millicilik yükselişte. ABD şimdi kendi ‘Milliyetçilerinin' sırtına binmektedir."
Ağar, "bugün dost olduğumuz bazı ülkelerin gizli servisleri PKk'yı destekliyordu" diyerek, Amerika'nın hedefe koyduğu İran ve Suriye'yi işaret ediyor ancak PKK'nın arkasındaki CIA-MOSSAD'ıgizliyordu:
"CIA ve onun yönlendirdiği servislerden teknoloji ve istihbarat anlamında çok önemli hizmetler aldık."[2]
Sayın Bahçeli, Aydınlık'ın sorularına niye yanıt vermiyor?
Sayın Bahçeli'den yanıtı beklenen sorular:
- 1- Eski MİT Müseşarı Şenkal Atasagun'un istifa etmeden önce size danıştığını tespit ettik. Sayın Atasagun size neler ve neden danışmıştır?
- 2- Sayın Şenkal Atasagun'un, MHP'de hangi özel görevi almıştır?
- 3- Sizin, Sayın Şenkal Atasagun'la ilişkiniz hangi tarihe uzanmaktadır?
MHP çevrelerinde yapılan sohbetlerde "Sayın Bahçeli neden bir basın toplantısı düzenleyip böyle bir ilişkinin olmadığını açıklamıyor" sorusu tartışılıyor. Ancak bu soruya yanıt bu güne kadar Bahçeli tarafından verilmedi. Bu arada dergimize Bahçeli-Atasagun ilişkisine dair yeni bilgiler ulaştı.
Oysa "Atasagun üyedir" denmemişti
Dergimizin haberinde Atasagun'un MHP'ye kayıtlı üye olduğuna dair hiçbir iddia ileri sürülmemişti. Aydınlık, Atasagun'un ziyaretinden sonra ikisi arasındaki ilişkinin devam ettiğini bildirmişti. Kaldı ki "Atasagun'un burada ne işi var? Görevi ne?" sorularının, bu günlerde çok sayıda MHP yöneticisinin kafasını kurcaladığı da bir gerçektir.
Şenkal Atasagun'un Milliyetçi Hareket Partisine kayıtlı üye olarak bir görevi bulunduğu da söylenmişti. Ancak ABD'nin Türkiye'yi federasyonlara ayırma planında Atasagun'a bir rol verildiğini, Atasagun'un MHP'de karargah kurmasının da bu plan çerçevesinde bir anlam kazandığını belenmişti
Devlet Bahçeli ve MHP'nin Şenkal Atasagun'la "organik veya inorganik bir bağı" olup olmadığı meselesine gelince, Dergimizin haberinde böyle bir iddiaya yer verilmemiştir. Ancak Sayın Bahçeli'nin, devletin bir kurumuyla "organik bağı konusunda" ise; yıllardır dile getirilen bir iddia hala gündemdeydi…
[1] Tempo / 25 Kasım 2005 / sh:30-31
[2] Aydınlık / 24.Aralık. 2005

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah bela yazmaz; kul azmadıkça... Biliyoruz ki Allah dilediğine hidayet verir. Rabbimizin hidayet vermeyi dilemesi…
Yeryüzündeki üç asırlık küresel sistem, Türkiyedeki siyasal uzantıları olan klikler de dahil olmak üzere, bütün…
Tecelli nur akışının mükemmel yorumu… Allah razı olsun. Aklınıza, kalbinize, aşkınıza, muhabbetinize bereket…
TIKANMIŞ VE ÇÜRÜMÜŞ BUGÜN Kİ SİSTEME KARŞIN, ERBAKAN HOCAMIZIN FİKRİ DÜŞÜNCELERİNİ SÖZDE DEĞİL, ÖZDE YAPACAK…
MİLLİ GÖRÜŞ HAİNLERİ!.. Davaya hıyanet, eden kişiye Parti teslim eden, hainden ehven!.. Milli Görüş evren,…
Şehitler ölmezse peygamberlerden sonra zikredilen Sadıklar da ölmez inşallah. Özetle Mümin’e ölüm yoktur. Sadakat ehli…
Bireysel olarak zayıf yönlerimizi bilip güçlendirmek ve Genel olarakta zincirdeki zayıf halkaları Sağlam kılacak şekilde…
Makaleyi okuyunca; mevcut partilerin amaç ve gayeleri Genel başkanlarının hangi odaklar ile iletişim halinde olup…
İMAN - REHBER - BİAT - CİHAD - GAYRET - HİMMET - RIZA - RIDVAN…
Aziz Erbakan Hocamız "Akıl işin sonunu düşünmek" derdi. İşte şiir bu sözün tam bir tefsiri…