YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6992d57e2ad97
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 3 7 5
Bugün : 15148
Dün : 58596
Bu ay : 861110
Geçen ay : 1625042
Toplam : 49564423
IP'niz : 18.97.14.88

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

İslam'ı Tehlike saymak veya İslam kokusu aldığı her şeye saldırmak ve herkese sataşmak; ya İslam'ı bilmemekten kaynaklanan bir şartlanmışlıktır. Ya bile bile satılmış ve sapıtmış psikopatlarda görülen bir şarlatanlıktır. Ya da, kasıtlı ve hesaplı bir şeytanlıktır.

Kafaları, barbar Batı felsefesiyle fosilleşmiş bağnaz tiplerin, bağımsız bir devlete ve Milli bir medeniyete öncülük etmeleri imkânsızdır.

Kendilerini "milliyetçi, Atatürkçü" olarak tanımlayan…

Veya "ulusalcı, aydınlanmacı" olarak vasıflanan çevrelerden bazı kelam ve kalem erbabının, AKP gibi işbirlikçi iktidarları ve Fetulllah Güle benzeri din istismarcılarını, haklı olarak eleştirirken, söz ve satır aralarında İslami ve İslam'a ait kurum ve kavramları da tehlikeli gösterme gayretlerini hayretle izliyoruz ve üzülüyoruz.

 

Bu kişilere çok net biçimde soruyoruz ve mertçe bir yanıt bekliyoruz.

Siz, Atatürk'ün teklif ve direktifiyle, Elmalı Hamdi Yazır Hocaya tercüme ettirdiği, Türkçe Kur'an mealindeki…

Ve yine Atatürk'ün bizzat tercüme ettirdiği Buhari hadislerindeki:

Öyle anlamı kapalı bulunan kısımlarını değil,

Okuyup duyduğunda, izan ve vicdan ehli herkesin aynı şeyleri anlayacağı açık ve kesin İslami Hakikat ve haberlere inanır mısınız?

Eğer inanmıyorsanız-ki ne dinen ne hukuken böyle bir mecburiyetiniz yoktur-En azından çıkıp:

"Ben ateistim. Hıristiyan veya Yahudi'yim.. Ancak, bu ülkenin çok büyük çoğunluğunu oluşturan Müslümanların inandıkları gibi yaşamalarına ve tüm dini özgürlüklerden yararlanmalarına saygı duyuyorum ve sahip çıkıyorum" demeye hazır mısınız ve buna razı mısınız?

Bu sorulardan, hiç değilse birisine: "Evet" diyemeyen ve bu evet'in gerektirdiği, netliği ve mertliği, söylem ve eylemleriyle ispat edemeyen kimseler için yazının başlığını hatırlatıyoruz.

Evet, bu tipler, ya ahmaktır veya alçaktır!.. Üstelik korkak ve kaypak birer münafıktır!..

Ahmet Akgül Hocamız bir yurt dışı seyahatinde birlikte oldukları bir Profesörle, yaptıkları samimi ve seviyeli söyleşisinde şunları anlattığını aktarmıştı:

"…Değerli Hocam. On beş dakikadan fazladır sizi saygıyla ve yararlanarak dinliyorum. İslamcılıkla ve istismarcılıkla ilgili tahlil ve tenkitlerinizin çoğuna katılıyorum.  İyi niyetinize ve vatanseverliğinize de inanıyor ve kutluyorum. Ama izin verirseniz, beş dakika da, ben sizlerle ilgili bazı tespitlerimi ve samimi tekliflerimi hatırlatmak istiyorum:

Sürekli, karşı çıktığımız Batının, en sinsi ve tehlikeli işgali: Kültür emperyalizmi yoluyla, önce beyinleri körletmesi ve köleleştirmesidir.

Tanzimat'tan, İttihatçılardan ve Atatürk sonrası iktidarlardan bu yana; Milli kültür temellerimizden tüm manevi değerlerimizden ve İslami kimliğimizden bizi uzaklaştırma operasyonları, maalesef oldukça yıkıcı ve yozlaştırıcı etkilerini göstermiştir.

Artık bütün olaylara Batı kafasıyla aklaşan, bütün sorunlara Batı normlarıyla çözüm arayan bir elit tabaka, bazen ruhunun derinliklerindeki insani özellikleri ve vicdani kanaatleriyle "ulusalcı, Atatürkçü" bir tavır takınsa da, bağımlısı olduğu Batılı kafa yapısından kurtulmadığı için, bu iyi niyetli gayret ve girişimleri, yararlı sonuçlara dönüşmemektedir.

Elbette "Batı medeniyetinin her kurumu ve kavramı yanlıştır ve yararsızdır" demek mümkün değildir. İslam'dan etkilendiği ve geliştirdiği temel insan hakları, demokrasi ve laiklik kavramları, teknolojik kazanımları ve bunları sistemleştiren yaklaşımları elbette insanlığın ortak malıdır ve değerlendirilecektir.

Ancak, bakınız;

  • Batı, yani AB, ABD, ve İsrail; Bizi, Türklüğümüzden çok Müslümanlığımızdan dolayı dışlamakta ve düşmanca davranmaktadır… Sizin gibi bazı ulusalcılar ve Atatürkçüler de İslam'ı bir tehlike ve tehdit sanmaktasınız…
  • Batı,"Osmanlı ruhu"ndan korkmaktadır…

Siz de Osmanlı'ya ve Selçuklu'ya yani Türklerin İslam'la tanıştıktan sonra kavuştukları ve kurdukları medeniyetlerin manevi mimarına maalesef şaşı bakmaktasınız…

  • Batı: "İslam şuuru"nun yeniden dirilişinden ve Müslümanların bilinçlenmesinden endişe duyuyor ve bunu önlemek için her yola baş vuruyor…

Bazı ulusalcılar ve Atatürkçüler de İslami uyanışı, "İrtica hortluyor" iftirasıyla boğmaya çalışmaktasınız…

  • Batı, Türkiye, İslam alemine liderliğe yönelmesin diye bizi AB kapısında bekletip oyalıyor.

Sizler de İslam Birliğine ve D-8 girişimlerine soğuk bakmaktasınız, ağzınıza bile almamaktasınız…

  • Batı, demokrasi diye, sadece kendilerinin güdümlerinde ve mason işbirlikçilerin yönetiminde olan parti ve hükümetlere sahip çıkmaktadır. Ama Milli ve haysiyetli parti ve hükümetlere ve hakkın hür tercihlerine savaş açmaktadır.

Irak'a ve şimdi İran'da demokrasi yok diye saldırmaktadır. Ama Filistin'de halk Hamas'ı seçince feryadı basmaktadır.

Türkiye'de Erbakan ve Milli Görüş iktidara taşınınca kıyameti koparmaktadır.

Erbakan'ın partilerinin kapatılması, ülkemiz için en hayırlı ve başarılı hizmetleri başlatan Refah-Yolun yıktırılması girişimlerini, maalesef, sizin gibi ulusalcı ve Atatürkçü bilinenlerin bir kısmı da alkışladınız, yani Milli demokrasiye ve halkın iradesine sahip çıkmadınız…

Özetle, siz, o tenkit ettiğiniz Batı ile aynı kafa yapısına sahipsiniz… Bir fransız'la Almanın, bir İngiliz'le İtalyan'ın birbirlerine kavmiyetçilik-Milliyetçilik bağlamındaki farklılıkları ve ayrılıkları kadar tenkit yapmakta ve tepki verebilmektesiniz.

Atatürk'ü bile, lafzen olmasa da, fikren ve fiilen: Türk Milletimin İslami ve manevi değerlerini, bütün tarihi ve tabii birikimlerini yıkarak, Batılı değerleri zorla yerleştiren bir insan" gibi göstermektesiniz. Yani Mustafa Kemal'i "Türk şemsiyeli bir Batı şovalyesi" durumuna düşürmektesiniz. İşte bütün bu nedenlerden dolayı diyoruz ki:

Siz, sözde karşı çıktığınız barbar batı emperyalizmine şekil veren temel felsefeyi, "aydınlanma, çağdaşlaşma" jelatinleri geçirilen, maneviyatı inkarcı ve isyancı düşünceyi, aslında benimsemiş bulunuyorsunuz…

Özellikle İslam'la ilgili yanlış ön yargılardan ve saplantılardan bir türlü kurtulamıyorsunuz. Olaylara ve sonuçlarına, Batı gözlüğüyle bakıyorsunuz. Yani Batıyla aynı kafa yapısına ve aynı bakış açısına sahip görünüyorsunuz…

Bu yüzden; Batı emperyalizmine karşı başarılı mücadeleler ve tutarlı projeler üretemiyorsunuz.

Bu yüzden, halkımızla bütünleşemiyor, onların itimat ve itibarını kazanamıyorsunuz…

Hatta bu yüzden; toplumu din istismarcılarının ve işbirlikçi iktidarların kucağına itiyorsunuz…

Yani emperyalist tuzakları bozalım derken, farklında olmadan, aynı oyunda bir piyon konumuna düşüyorsunuz.

Tekrar vurguluyorum: ABD, AB ve İsrail'den oluşan Batılı güçler, bizim Türklüğümüzden öte Müslümanlığımızdan korkmaktadır ve bu kendileri açısından, haklı ve akılcı bir yaklaşımdır. Ama Müslümanlığını yitirmiş Türklerle, örneğin Macarlarla bir sorun yaşanmamaktadır.

Saygı değer Hocam.. Sosyal ve siyasal başarının temel şartı, toplumla barışmaktır. Toplumla barışmak ise, onların inancını, insan haklarını ve temel ihtiyaçlarını önemsemek ve özümsemek anlamındadır. Velhasıl, batılı kafa yapısıyla, Batı emperyalizmine karşı olumlu ve onurlu bir başarı kazanılamaz…!

Hocamızın yorumlarına ve uyarılarına aynen katılıyoruz. Ve herkesten, her şeyden önce düzgünlük ve dürüstlük bekliyoruz…

Yeri gelmişken Erbakan Hoca'ya çatmak ve çamur atmak için fırsat kollayan "Aydınlık"taki karanlık kafalı Fikret Otyam gibi şımarıklara da şunu hatırlatıyoruz:

Sözde karşı çıkıp durduğunuz, ama aynı kafa yapısına sahip olduğunuz Batılı gavurlar da, nedense Erbakan Hoca'dan hiç hoşlanmazlar…

Her halde O'nu görünce İslam'ı ve Osmanlı'yı hatırlarlar…

Erbakan ismi geçince, 1974 Kıbrıs zaferimizi, İslam Birliğini ve tarihi D-8'ler girişimini anımsayıp hırçınlaşırlar…

Erbakan'dan: Denk bütçe ve Havuz sistemiyle yerli ve Milli kalkınmayı başardığı için IMF'ciler kıcık alırlar, kendi açılarından haklıdırlar…

Sömürü hortumları kesilen rantiyeciler rahatsızdırlar, haklıdırlar…

Milli Savunma Sanayini kurmak ve geliştirmek istediği için; İsrail ve ABD, Ona şiddetle karşıdırlar, haklıdırlar…

Fetullah Gülen gibi ılımlı istismarcılar, Abdurrahman Dilipak gibi radikal şeraitçi Amerikancılar, Erbakan'a kin tutarlar, patronları hesabına haklıdırlar…

AKP'lilerin Erbakan karşıtlığını anlıyoruz, çünkü bu hıyanetlerin hatırına iktidara taşındılar…

Peki, acaba sözde ulusalcı geçinen Fikret Otyam gibileri niye böyle huysuz ve huzursuz olmaktalar!?

Fikret Otyam şaşkını…

Kur'anın ve Hz. Resulüllahın tarif ve tavsif ettiği "yerlerin ve göklerin  tek hakimi ve mutlak sahibi  olan" Allah'a inanmayı, bir buçuk milyar Müslüman'dan birisi olmayı, Selçuklu, Osmanlı ve Kuvayı Milliyecilerden sayılmayı, her halde kendisine yakıştıramadığı için: Şamanistler gibi, yeryüzüne hiç karışmayan ve sadece semavat ve ahiret işleriyle uğraşan bir "Gök Tanrı" saçmalayan Fikret Otyam gibileri: Refah Partisi'nin olağanüstü bir dönemin sonunda kapandığını, Siyasete dışarıdan müdahalenin adı olan 28 Şubat süreci tek bir partiyi hedef aldığını, diğerlerine dokunmadığını, yalnızca RP'ye yönelik planlandığını bilmez mi?.

"Bu süreçten en çok etkilenen kurumların içinde hukuk da vardı. Yargı mensuplarına; hakim ve savcılara Genelkurmay'da brifingler verildiğini hatırına getirmez mi?.

Toplantıya katılmayanların kara listeye alındığını, Brifinglerde 28 Şubat sürecinin önemine dikkat çekildiğini, irtica tehdidinden ve özel şartlardan bahsedildiğini, Bu ağır psikolojik ortamın yargıyı da etkilediğini bunlar düşünmezler mi?

1995 Aralık seçimlerinden birinci parti olarak çıkan Refah Partisi'nin kapatılma kararında olağanüstü şartların etkili olduğunu bilmezler mi? Eğer 28 Şubat süreci psikolojik harekatla şartları ağırlaştırmasaydı, herhalde iktidarın büyük ortağı olan RP'nin kapatılması gündeme gelmezdi.

Kayıp trilyon davası da işte bu şartların ve dayatmaların bir neticesidir.  Erbakan Hoca ve arkadaşlarına mahkûmiyet cezası veren kararda, Maliye Bakanlığı elemanlarının hazırladığı kasıtlı rapor belirleyici rol oynamıştır. İlginçtir, RP'nin gelir ve giderlerini gösteren çuvalların karardan sonra açılarak tasnif edildiği anlaşılmıştır.

Üstelik Anayasa gereği siyasi partilerin mali denetimini ancak Anayasa Mahkemesi yapabilir. Yüksek mahkeme partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunu denetler. Gerektiğinde Sayıştay'dan yardım alır. Doğru ve yasal olan da budur… Çünkü Maliye Bakanlığı'nın siyasi yönü vardır. Haliyle istismara açıktır… Siyasi hesaplaşma için de kullanılır

Yakından biliyoruz ki: Erbakan ve çevresi kayıp trilyon davasına mesnet oluşturan Maliye Bakanlığı'nın raporunun kaleme alınmasında bazı siyasi ve Siyonist düşünceler etkilidir. Onun için bu Kararın hukukî değil siyasi olduğunu, haksız ve dayanaksız bulunduğunu vicdan ehli olan herkes kabul etmektedir.

Ne diyelim zaten şair söylemiş:

"Yükseklere Tükürme, dönüp yüzüne düşer

Ahmak adam odur ki, kendi kuyusun eşer"

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Nail KIZILKAN

Nail KIZILKAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...