Türkiye'deki Milli Derin Devlet, Filistin halkının hamisi ve demokratik bir seçimle, gerçek temsilcisi olan HAMAS liderlerini ülkemize çağırdı. Bu cesaretli ve haysiyetli girişim Siyonist ABD'ye, İsrail'e ve emperyalist AB'ye karşı bilinçli bir tavırdı ve yüksek perde'den bir uyarıydı. Kirli derin devletin (dış güçlerin ve içteki masonik çevrelerin) kuklası olan AKP ise şaşkındı. Başbakan Tayyip bu şerefli ve seçilmiş heyetle görüşmeye bile yanaşamadı.. Kasımpaşa'nın sahte kabadayısı tısmıştı.
Amerika "Bu ziyaret o kadar da önemli ve endişe verici değil… Asıl Türkiye hükümetinin bizim adımıza yapacağı tavsiye ve telkinler önemlidir" açıklamasını yaparak, hem Milli Türkiye karşısındaki acziyetini, hem de AKP'nin art niyetini ortaya koymaktaydı.
Bu arada İsrail'in, HAMAS'ı PKK'ya benzetme küstahlığı ve Türkiye'ye "Biz Apo ile el sıkışsaydık nasıl karşılardınız?" siteminde bulunması da gerçek Türkiye'nin "Milli Derin Devletin) gücünü göstermesi bakımından çarpıcı bir olaydır.
İsrail bu benzetmesi; "Ben Filistin'i işgal etmişsem, Türkiye'de Kürdistanı işgal etmiştir. HAMAS kurtuluş mücadelesi veriyorsa, PKK da aynı gayeyi gütmektedir" anlamındadır.
AKP yetkililerinin HAMAS liderlerine yönelik "Silahları bırakın, İsrail'i tanıyın.. Bunlarla başa çıkamazsınız, kendinizi tehlikeye atmayın!" yollu ve uşak ruhlu tavsiyelerine: "Biz önce İsrail'in işgal ettiği topraklarımızdan çıkarılmasını ve temel insan haklarımızı tanımasını bekliyoruz. Halkımızın hür iradesiyle ve en demokratik yöntemlerle seçilmiş olmamıza saygı duymasını istiyoruz.. İsrail'in elindeki bütün bölgemizi yerin dibine geçirecek son sistem ve nükleer silahlarına ses çıkarmayıp, bizim sadece kendimizi ve evlerimizi savunacak basit silahlarımızı bile bırakmamızı isteyenlere sadece: "el insaf!."diyoruz.." şeklinde verilen onurlu yanıtlar AKP korkaklarının yüzüne indirilmiş bir şamardır!..
Haçlı kılıflı, Siyonist ve emperyalist kafalı karikatür kahpeliğine, en güzel, en gerekli ve en görkemli yanıt, yine Milli Görüş tarafından 19. Şubat. 2006 Pazar günü İstanbul Çağlayandaki bir milyona yakın katılımla gerçekleştirilen tarihi mitingle verildi. Bu aynı zamanda Erbakan'ın bilgeliğinin, bereketinin ve bükülmeyen bileğinin bir göstergesiydi.
Ve hele, önümüzdeki Mayıs ayında İran'a göz dağı vermek üzere yapılacak Türkiye-ABD-İsrail ortak askeri tatbikatı öncesi, Milli Derin Devletin HAMAS liderlerini daveti, tarihi bir anlam ve önem taşımaktaydı.
Türkiye'de İran'a karşı ABD tatbikatı
ABD ve Türkiye, ABD'nin öncülüğünde başlatılan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasına Karşı Güvenlik inisiyatifi kapsamında, 24-26 Mayıs tarihinde Doğu Akdeniz'de ortak tatbikat düzenleyecek. Tatbikat, tam da İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecat'ın Türkiye ziyareti için düşünülen tarihe denk geliyor. Ziyaret ikinci defa tehlikede.
ABD ve Türkiye, ABD'nin öncülüğünde başlatılan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasına Karşı Güvenlik İnisiyatifi kapsamında, 24-26 Mayıs tarihinde Doğu Akdeniz'de ortak tatbikat düzenleyecek. İran'ın nükleer çalışmaları nedeniyle Tahran ile Washington arasındaki gerilim artarken; Türkiye, İnisiyatif'e katkı çerçevesinde gerçekleştirilecek tatbikata resmi tanımlamaya göre "önderlik ve ev sahipliği" yapacak.
Tatbikatla ilgili görüşmeler Ankara'da yapıldı. İki hafta önce Ankara'ya gelen ABD Deniz Piyadeleri Komutanı Orgeneral Michael W. Hagee, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'le görüştü.
İnisiyatif, ABD Başkanı George Bush'un Mayıs 2003'te ortaya attığı fikir doğrultusunda; ABD, İngiltere, Avustralya, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Hollanda, Polonya, Portekiz ve İspanya'nın bir araya gelmesiyle Eylül 2003'te oluşturuldu. Kitle imha silahları üretmesinden kuşkulanılan ülkelere yönelik önlemler öngörülüyor. Kuşkulanılan ülkelerin silah, atış sistemi yada malzeme taşıyan gemi, uçak ve karayolu araçlarının durdurulup araştırılması, gerektiğinde de el konulması, önlemlerin başlıcalarını oluşturuyor.
Yiğit Alpogan'ın ABD ziyaretinde ele alındı:
MGK Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, tatbikata ilişkin ilk işaretleri ABD ziyaretinde verdi. Alpogan, Washington Enstitüsü'nde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin ABD ile Akdeniz'in güvenliği kapsamında ortak operasyonlar düzenlediklerini, bu iş birliğinin Güney Kafkasya ve Orta Asya'da da bulunduğunu belirtti.
Operation Active Endeavour kapsamındaki tatbikatta, Akdeniz'in uluslararası sularında, hava sahasında ve tatbikata katılan ülkelerin kara yollarında şüpheli görülen gemi, uçak ve kara araçları aranıyor.
Araç sahibi izin vermezse rapor tutuluyor. İran, ithalatının önemli bir bölümünü Türkiye üzerinden kara yoluyla yapıyor.
Türkiye, bundan önceki tatbikatlara bir fırkateyn ve 180 personelle katılmıştı. Bu kez Türkiye'nin iki fırkateynle katılması gündemde. Bundan önceki tatbikatlara 4-5 ülke iştirak ediyordu. Bu yılki tatbikata Türkiye'nin yanı sıra ABD, İsrail, İngiltere ve İtalya'nın katılması kesin.
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada ise, tatbikat için Amerika, Avrupa, Asya, Afrika ve Avustralya kıtalarından 60 ülkeye davetiye gönderildiği, şimdiye kadar 25 ülkenin kabul, 8 ülkenin ret yanıtı verdiği belirtildi. Aynı açıklamada, yapılacak tatbikatın hiçbir üçüncü ülkeyi hedef almadığı savunuldu.
İran, NATO gündeminde
İran'ın nükleer faaliyetleri 9-10 Şubat'ta toplanan NATO Savunma Bakanları gayri resmi toplantısına da taşındı. İtalya'da düzenlenen toplantılarda İran'ın nükleer faaliyetlerine karşı NATO'nun önlemleri tartışıldı. Bu toplantılarda NATO'nun değiştirilen 5'inci maddesi kapsamında yeniden yapılanması da ele alındı. Savunma Bakanı Vecdi Gönül, toplantı için İtalya'ya gitti. Ankara, İran'a olası bir operasyon durumunda güvenlik ihtiyaçlarının ittifak tarafından sağlanmasını istiyor. Doğu Anadolu Bölgesine füze kalkanı sistemi kurulması Ankara'nın talebi.
Tatbikatın amacı kadar zamanlaması da Türkiye ile İran arasındaki ilişkileri bozacak nitelikte. İran tarafı, Mayıs yada Haziran ayında Cumhurbaşkanı Ahmedinecat'ın Türkiye ziyaretini yapması için gayri resmi çalışma yürütüyor.
Başkent Ankara HAMAS alarmı yaşadı. Filistin'deki seçimlerden zaferle çıkan ve tüm dünyanın gözlerinin üzerine çevrilmesine neden olan HAMAS heyeti'nin Türkiye ziyareti Başkent'i hareketlendirdi. Başında HAMAS lideri Halid Meşal'inde bulunduğu 5 kişilik heyetin Başkent programının son ana kadar büyük bir gizlilik içinde tutuldu. Türkiye'ye sürpriz bir ziyaret gerçekleştiren 5 kişilik HAMAS heyeti, Devlet Konukevi'nde Dışişleri Bakanlığı bürokratlarıyla bir araya geldi.
Filistin seçimlerinden zaferle çıkan Filistin İslâmî Direniş Hareketi HAMAS, bölge turu kapsamında 5 kişilik bir heyetle Türkiye'yi ziyaret ediyor. Sabah saatlerinde Ankara'ya gelen HAMAS heyeti, Esenboğa Havaalanı'ndan Metropolitan Otel'e gitti. Heyet, burada bir süre dinlendikten sonra, Devlet Konukevi'ne geçerek burada Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Müsteşar Yardımcısı Ahmet Üzümcü, Genel Müdür Bozkurt Ayan ve Genel Müdür Yardımcısı Şakir Torunlar ile bir araya geldi. Heyete, HAMAS Lideri Halid Meşal başkanlık ediyor. HAMAS heyetinin buradaki görüşmenin ardından AKP Genel Merkezi'ne gideceği belirtiliyor.
HAMAS heyetinin Türkiye ziyaretinden Filistin Büyükelçiliğinin bile haberi olmadığı iddiaları ortaya atıldı. Ancak Başkent gündemini sarsan asıl iddia HAMAS heyetinin Türkiye ziyaretinin, Türkiye tarafından İsrail ve ABD'ye bildirildiği iddiası oldu. Bu iddia HAMAS'ın Ankara ziyaretinin AKP Hükümeti tarafından ABD ve İsrail'in talebiyle gerçekleştiği ve Ankara'nın diplomatik ilişki için HAMAS heyetine İsrail ve ABD'nin taleplerini ileteceği ileri sürüldü.
HAMAS heyetinin Türkiye'ye gelişinden sonra Dış İşleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklama bu iddiaları doğrular nitelikte oldu. Halid Meşal başkanlığındaki HAMAS heyitinin Türkiye'de bulunduğunu açıklayan Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, dışişleri kanalıyla HAMAS heyetine herhangi bir davet yapılmadığını belirtti.
Açıklamada, Ziyaretin, HAMAS tarafının talebi üzerine yapıldığı vurgulandı. Heyetlerarası görüşmede HAMAS Heyetine Ortadoğu barış süreci için Uluslar arası toplumun beklentilerinin iletileceği vurgulandı. Ancak Başkent'teki bazı kaynaklar, ziyaretin ani gelişmesi nedeniyle sözkonusu ziyaretin Ankara'nın talebi ile gerçekleştiği ve bu ziyaretin ABD ve İsrail'in HAMAS'tan beklentilerinin dile getirilmesi amacıyla gündeme getirildiği görüşünde. Bu çerçevede HAMAS heyetinin ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye'ye yapmasıda manidar bir gelişmeydi..
HAMAS Siyasi lideri Halid Meşal'in başkanlığındaki 5 kişilik heyette, İmad Galad, Nanuk Alami, Sami Naf Hatir, Muhammed Ahmet ve Mustafa Ahmed gibi HAMAS'ın önde gelen isimleri de beraberdi.
HAMAS heyetinin, Türkiye tarafıyla yaptığı görüşmelerde, Ankara'nın özellikle üç konunun üzerinde durduğu ve Ortadoğu barış sürecine katkıta bulunması için HAMAS'ın İsrail'i tanıma başta olmak üzere önemli adımlar atması gerektiğinin iletildiği belirtiliyor. Bunun yanı sıra daha önceki Filistin yönetimiyle İsrail arasında imzalanan anlaşmaların kabul edilmesi ve İsrail'e yönelik saldırıların durdurulması gibi taleplerde, "Uluslar arası kamuoyunun beklentileri" olarak HAMAS heyetine iletileceği konuşuluyor.
HAMAS, geçtiğimiz ay Filistin'de yapılan seçimlerden büyük bir zaferle çıkmıştı. ABD, Avrupa Birliği de, HAMAS'la ilişki kurmak için İsrail'i tanıma şartını masaya koymuştu. Diğer şartlar ise HAMAS'ın İsrail'e yönelik saldırıları durdurması ve daha önce imzalanan Filisitin-İsrail anlaşmalarının kabul edilmesiydi.
Ziyaret, HAMAS'ın talebi
Meşal ve beraberindeki heyetin Ankara ziyaretiyle ilgili Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Hamas Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal Başkanlığı'ndaki bir heyet, kendi talepleri doğrultusunda bugün Türkiye'ye geldi" denildi. Dışişleri yetkililerinin, uluslararası toplumun beklentileri hakkındaki görüşlerini heyete açık bir şekilde ileteceği belirtilen açıklamada, heyetle yapılacak temasların, Türkiye'nin Ortadoğu Barış Süreci'ne ilişkin politikası çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği bildirildi.
Erdoğan, heyetle görüşmedi!?
Hamas heyetinin Türkiye ziyaretinden Filistin Büyükelçiliğinin bile haberi olmadığı iddiaları ortaya atıldı. Ancak Başkent gündemini sarsan asıl iddia Hamas heyetinin Türkiye ziyaretinin, Türkiye tarafından İsrail ve ABD'ye bildirildiği iddiası oldu. Bu iddia Hamas'ın Ankara ziyaretinin AKP Hükümeti tarafından ABD ve İsrail'in talebiyle gerçekleştiği ve Ankara'nın diplomatik ilişki için Hamas heyetine İsrail ve ABD'nin taleplerini ileteceği ileri sürüldü. Başbakan Erdoğan'ın HAMAS heyetiyle görüşmemesi de ayrı bir soru işaretiydi.
Siyonistlerin korkulu rüyası
Halen sürgünde yaşayan Halid Meşal, 1956 yılında Ramallah yakınlarında bir köyde doğdu. 1967 savaşında Kuveyt'e göçen Meşal, 1971 yılında Müslüman Kardeşler örgütüne katıldı. Uzun yıllar Kuveyt'te Fizik öğretmenliği yapan Meşal, 1987'de başlayan Birinci İntifada sonrası Hamas'a katıldı. Birinci Körfez Savaşından sonra Kuveyt'te yaşayan pek çok Filistinli gibi Ürdün'e geçti. Burada Hamas'a parasal destek sağlanması için çalıştı, örgütün Suriye ve İran ile ilişkilerini geliştirdi. Mossad ajanları defalarca kendisini öldürmeye çalıştı. 25 Eylül 1997'de İsrail Başbakanı Netanyahu'nun emriyle Ürdün'e sızan Kanada pasaportlu 10 Mossad ajanı, Meşal'e zehir enjekte etmeyi başardı. Ancak olay ortaya çıktı ve iki Mossad ajanı yakalandı. İsrail'in kendi ülkesinde bu tür eylemler yapmasına öfkelenen dönemin Ürdün Kralı Hüseyin panzehir verilmezse iki ajanın idam edileceğini söyledi. İsrail panzehiri gönderdi. Üstelik İsrail'de ömür boyu hapse mahkûm edilen Şeyh Ahmed Yasin'i de serbest bırakmak zorunda kaldı. Kral Hüseyin'in ölümünden sonra Ürdün Kralı olan Abdullah, Hamas'ın Amman'daki bürolarını kapattı, Ağustos 1999'da Meşal ve üç arkadaşı sınır dışı edildi. Önce Katar'a giden Meşal, 2001''de Suriye'ye geçti. 2004 yılında Hamas'ın ruhani lideri Şeyh Ahmed Yasin'in Siyonistler tarafından katledilmesinin ardından da yerine geçen Abdülaziz Rantısi'nin şehid edilmesinden sonra örgüt yeni liderini resmen açıklamama kararı aldı. Ancak resmen açıklanmasa da iki liderin katledilmesinden sonra Hamas'ın siyasi lideri oldu.
İşte demokrasi! Bu yaygara niye?
Barbar batılılar demokrasi konusunda burunlarından kıl aldırmıyorlardı. Ortadoğu'yu kana bularken bile demokrasi nutukları çekiyorlardı. Her ülke için demokrasi paketleri uyguluyorlardı. Alın size demokrasi! Şeffaf ve adil bir seçim yapıldı. Bu yaygara ne o zaman?
Beklenen oldu ve Filistin İslami Direniş Hareketi Hamas, önceki günkü parlamento seçimlerinden büyük bir başarıyla çıktı. İsrail, ABD ve Avrupa Birliği'nin tehditleri başarılı olamadı. Korktukları başlarına geldi. Filistin halkı, işgale karşı, ABD/İsrail'in barış adına yürüttükleri kontrol stratejilerine karşı oy kullandı. Yozlaşmış yöneticilere, yolsuzluklara, işbirlikçilere karşı oy kullandı. Barışa karşı değil ama barış adı altında bir halkın kandırılmasına karşı oy kullandı. Yıllardır devam eden barış girişimlerinin Filistin halkının çıkarlarını merkeze almamasına karşı oy kullandı. Amerika ve İsrail'in "Abbas modeli" ile Filistin halkının özgürlük taleplerini istismar etmesine ve farklı bir işgal modeli uygulamasına karşı oy kullandı. Bu iradesini sandığa yansıtırken de, İsrail tehditlerine, ABD baskılarına, ABD şantajlarına boyun eğmedi. Arap dünyasının en demokratik toplumu olarak, bütün Ortadoğu'ya ders verecek şekilde hür iradesini ortaya koydu.
ABD ve Avrupa, Filistin halkının özgür iradesini daha şimdiden gayri meşru ilan etti. Hamas üzerinden bir halkı neredeyse terörist ilan edecekler. Filistin halkının seçtiği temsilcileri tanımayacaklarını, muhatap almayacaklarını söylediler. Ne yani, demokrasi sadece onların seçtiklerine oy vermekle mi sağlanabiliyor? Filistin için yeni iktidar eliti oluşturmaya ayarlı programları desteklenirse mi demokrasi varoluyor? Filistin halkının özgür iradesi ne olacak?
ABD Başkanı George Bush öfkeli. "İsrail'le barışana kadar Hamas'ı (tabi ki iktidarını) tanımayacaklarını" söyledi. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a göre Hamas, ancak silahsızlanırsa meşru olacak. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ise dehşete düşmüş!
Bir zamanlar Yaser Arafat için de böyle diyorlardı. Bir zamanlar El Fetih için de böyle diyorlardı. Ne oldu? Arafat Nobel Barış Ödülü aldı, devlet başkanı oldu, İsrail'le masaya oturdu. El Fetih Filistin'i yönetiyor, İsrail için hiçbir meşruiyet sorunu yok. Hamas için de aynısı olmayacak mı?
Yeni bir Siyasal İslam dalgası geliyor. ABD bunu bildiği için sevmese, düşman ilan etse de bu güçlerle el altından işbirliği arayışlarını sürdürüyor. Mısır'da ve Suriye'de Müslüman Kardeşler'le yürüttüğü görüşmeler gibi.
Bugüne kadar sistemin dışında bir güç olan ama oldukça etkin ve belirleyici bir güç olan Hamas, bundan sonra sistemin içinde ve Filistin yönetiminin merkezinde yer alacak. Bugüne kadar sosyal ve ekonomik alanda hizmetini sürdüren Hamas, bundan sonra Filistin'in siyasi ve askeri gücünün sağladığı meşruiyetle hareket edecek. Bugüne kadar bağımsızlık savaşını bir örgüt olarak yürütürken bundan sonra bir devlet olarak omuzlayacak…[1]
Hamas kazandı, demokrasi kargaları tepiniyor!
Batı Şeria ve Gazze'den oluşan Filistin toprakları 1967 yılından bu yana İsrail işgali altında.
Hamas; Filistin Direniş Hareketi demektir…
Yani İsrail işgaline karşı Filistin halkını örgütlüyor…
Ancak İsrail, ABD ve Avrupa'ya göre Hamas bir terör örgütü…
Peki neden?
Çünkü Hamas elemanları İsrail hedeflerine karşı intihar eylemlerinde bulunuyor…
Ama Hamas bunu 1990 yılların ortalarından bu yana yapıyor…
Hamas şimdiye kadar Filistin toprakları dışında hiçbir İsrail, ABD ve Batı hedeflerine karşı bir eylemde bulunmadı.
Peki, Hamas'a terör örgütü diyen ABD ve yandaşları acaba Hamas lideri Ahmet Yasin'i cami çıkışında havaya uçuran ve Başbakan Erdoğan tarafından terörist ülke olarak tanımlanan İsrail'e neden bir şey demiyor…
Aynı ABD ve yandaşları acaba sakat olan Yasin'in yerine geçen Rantisi'yi ve daha yüzlerce Hamas yöneticisini öldüren İsrail'e acaba neden ses çıkarmıyor?
Hepiniz televizyonlarda izlemişsinizdir…
Filistinli çocukların taşlarla İsrail tanklarına karşı koyuşlarını…
Ve yine hepiniz hatırlarsınız; İsrail tanklarının babasının kucağındaki Muhammed Durre'yi nasıl öldürdüğünü…
Yalnız son 5 yılda İsrailliler yaklaşık bin kadar Filistinli çocuğu öldürdü…
İsrail işgal güçlerinin Filistin halkına yaptığı işkence, eziyet ve terörü dünyada belki de hiçbir ülke başka bir halka yapmamıştır…
Hamas 1980'li yılların sonlarında kuruldu…
İsrail 1967 yılında işgal ettiği Filistin topraklarından çekilmiş olsaydı belki Hamas kurulmayacaktı…
İsrail, Filistin halkına yönelik terörist yöntemlere başvurmamış olsaydı belki Hamas benzeri yöntemlerle karşılık vermeyecekti…
Demek sorunların tek nedeni İsrail…
İsrail 38 yıldır işgal altında tuttuğu Filistin topraklarından çekilip Batı Şeria ve Gazze'de bir Filistin devletinin kurulmasına izin verirse tüm sorunlar kendiliğinden son bulacaktır…
Yani Hamas ve benzeri örgütlerin terör yöntemlerine başvurmak için bir gerekçeleri kalmayacak…
ABD, Batı ve dünyaya düşen görev İsrail'e baskı yaparak işgal altında tuttuğu topraklardan çekilmesini sağlamaktır…
Aynı ülkeler Batı Şeria ve Gazze'de kurulacak bağımsız bir Filistin devletine her türlü maddi ve manevi desteği vererek bu devletin yaşamasını ve 38 yıldır işgal altında yaşamakta olan insanlarının rahat etmesini sağlamaktır…
Bu sağlanırsa ne Hamas ne de başka bir örgüt ‘teröre' başvurmaz ve belki de Filistin halkı bu tür örgütlere sıcak bakmaz…
Hatırlayalım, AKP de iktidara gelmeden önce bazıları bu partinin Türkiye için çok tehlikeli olduğunu söylemişti…
Ancak üç yıl sonra bunun böyle olmadığı ortaya çıktı…
Aynı şey Hamas için de olabilir…
Önemli olan İsrail'in işgal altında tuttuğu Filistin topraklarından çekilmesi ve bu topraklarda bağımsız ve demokratik bir Filistin devletinin kurulmasına destek verilmesidir.
Tabi başkenti tüm Müslümanlar için kutsal olan Kudüs olacak.[2]
Demokrasi, Hamas'ın zaferi ve tepkiler
Son günlerde gündemdeki en önemli konu Hamas seçimleri ve Filistin'deki yeni irade. Yurt içinde ve dışında en çok yazılan, konuşulan, tartışılan konu bu.
Otuz yılı aşkın bir zamandır Filistin'de, Filistin Kurtuluş Örgütü ve onun alt grupları, Filistinlileri temsil etmekteydi. El Fetih, FKÖ'nün politik alt grubu olup, toplumun idaresi de ona düşmekteydi. FKÖ yıllar yılı ezilen, sürülen, mağdur edilen Filistin halkının temsilcisi ve sembolü haline gelmişti. En büyük liderleri de geçen yıl vefat eden Yaser Arafat idi. (Yaser Arafat'ın neden ve nasıl öldüğü hakkındaki esrar perdesi hala aralanmamıştır).
Hamas ise son yıllarda yavaş yavaş büyüyen ve gerçekleştirdiği eylemlerle gündeme gelen bir hareket olarak kendisini hissettirmeye başlamıştı. Bu arada liderlerinden bazıları suikastlarla şehit edilmişti. Seçim öncesi; Filistin ile İsrail'in içindeki ve dışındaki güçler, politik ağızlar Hamas'a asla tolerans gösterilmeyeceğini açıklamışlardı. Bölge ile ilgilenen dış ülkeler de peşinen olumsuz değerlendirmelerde bulunmuşlar hatta tehditkar demeçler vermişlerdi. Kim ne söylerse söylesin, seçimden Hamas büyük bir zaferle çıkmıştır.
Seçimler, Sonuçlar, Nedenler:
Seçimler yüzde 77.8 gibi yüksek bir katılımla gerçekleşmiştir. Hatta bazı kritik bölgelerde yüzde 82 gibi bir rakama ulaşmıştır. Sırf bu husus bile Filistin halkı açısından bir başarıdır.
Seçimler uluslararası gözlemciler nezaretinde son derece düzgün, şefaf ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde gelişmiştir. Bunlar, görevli yabancı gözlemcilerin raporlarındaki ifadelerdir.
Dış dünya ve Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmeye çalışan güçlerin hepsi bu seçimde El Fetih ( Al Fatah yani Filistin Kurtuluş Örgütü'nün siyasi ayağı) tekrar çoğunluğu alır, ama belki Hamas da birkaç sandalye kazanır diye düşünürken, tam tersi olmuş ve Hamas üçte iki gibi büyük bir çoğunlukla seçimi kazanmıştır.
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) neden böyle bir inişe geçmiştir? Öncelikle bunu anlamak gerekir:
Yıllar içinde lider durumunda olanlar yıpranmış ve idealist olmaktan vazgeçmişlerdir. Büyük hedef ve ideallerini kaybedince de "pırıltıları" sönmeye başlamıştır. Karizmatik liderleri, bu davaya tüm ömrünü adamış olan Yasir Arafat, Filistin devletinin kurulması vizyonu ile dünyada meşhur olmuş lakin son yıllarda ikinci ve üçüncü derecedeki yönetici ve kumandanlarlarına bile söz dinletemez hale gelmiştir. FKÖ' de disiplin laçka hale gelmiş, ideal; alt sıralara düşmüştür. Yasir Arafat ölmüş (veya bazılarına göre öldürtülmüş) ve siyaset sahnesinden çekilmiştir.
FKÖ kendi halkından kopmuştur ve kendini onların yanında değil, üstünde bir yerde görmeye başlamıştır. FKÖ, kendi halkının ihtiyaç ve isteklerinden ziyade İsrail'in istediklerini yapmaya çalışan bir grup durumuna düşmüştür.
Yolsuzluklar, son yıllarda idarecilerinin aşırı bencil ve maddeci hale gelmeleri, FKÖ'nün imajını mahveden etkendir. Filistinliler için gönderilen fonlardan daha çok kendileri faydalanır hale gelmişler ve bu kazanç uğruna ideallerini terkeder hale gelmişlerdir. En azından, Filistin halkının onlara bakış açısı böyle olmuştur.
FKÖ aynı zamanda çok geniş, karışık ve seküler bir örgüt. İçinde diğer karma ideolojik gruplardan kişiler mevcut. Kısacası; bir ideal birliğinden bahsetmek oldukça güç. Bütün bu çeşitli sebepler dolayısıyla, El-Fetih son yıllarda hızla etkisini kaybetmiş ve yıldızı sönmeye başlamıştır.
Hamas ise değişik bir yapılanma ile sahneye çıktı. Halka çok yakın durdu. Halkın gıda, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçları konusunda yardımcı olmuştur. Eğitime ve sağlığa çok önem verip, bu konularda halka yardım etmiştir. Kısacası halkın parasını yiyeceğine; ekmeğini, gayretini onlarla paylaşmıştır.
Ayrıca Hamas, çok daha kaynaşmış bir gruptur. Modası geçmiş bir ideoloji etrafında değil, İslam'ın etrafında toplanmış bir gruptur. "Kuruluş Beyannameleri"ni dini esaslar, dürüstlük ve ülkenin bağımsızlığı prensiplerine göre tanzim edip, yazmışlardır. Filistin topraklarının "Manevi bir Vakfın" toprakları olduğunu ve hiçbir kimsenin bu vakıf topraklarından herhangi bir parçasını, şu veya bu kişiye verme yetkisinde olmadığını vurgulamaktadırlar. Kısacası, tüm olumsuzluklar karşısında Filistinliler'e tutunabilecekleri bir iman gücü ve ümit kaynağı olmuşlardır. İşte başarılarının sırrı da budur.
FKÖ ise son yıllarda, çeşitli barış planları içerisinde, Filistin halkını temsil ettikleri halde, politik olarak bu halkın ihtiyaçlarını dile getirip, olumlu bir çözüm üretemez hale düşmüştür. Sonunda, kendi halkı tarafından, İsrail'in jandarması olarak görülmeye başlamıştır. Buna rağmen yaptıklarıyla ne ABD'yi, ne de Israil'i memnun edememiştir.
Sonuçta, sürüp giden dengesiz düzenin, halledilemeyen haksızlıkların ve sürekli ezilmenin bir tepkisi olarak Filistin toplumu içinde Hamas vücut bulmuş, sonuçta da seçimleri kazanmıştır. Bir bakıma ortam ve bu ortamı oluşturanlar, Hamas'a hayat ve vücut vermiştir.
Seçime Tepkiler ve Beklentiler:
Ortaya çıkan durum çok ilginç. Filistin halkının büyük bir çoğunluğu, dışarıda "terörist örgüt" olarak nitelendiren Hamas'ı seçmiş oldu. Bir Avrupalı yorumcunun dediği gibi, "bütün bir millete terörist diyemeyiz ya!".
ABD ve İsrail, Hamas'ı tanımayacaklarını ve tanımaları için onların silahı bırakmasını, İsrail'i olduğu gibi tanıyıp, kabul etmelerini talep etmektedir.
Avrupa'da ise, hisler ve ifadeler karışıktır. Almanya da Merkel tamamen ABD yanlısı bir ifade kullanırken, Fransa daha temkinli davranmaya çalışmaktadır. Kuzey ülkeleri daha katı bir tavır alırken, AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana "seçimler hiç bir kuşkuya mahal vermeyecek düzeyde ve şefaflıkta gerçekleşmiştir. Sonuçta, bu demokratik bir seçimin sonucudur. Kabul etmemiz gerekir" demiştir.
Bununla beraber ABD ve AB mali yardımları kısacaklarını hatta durduracaklarını belirtmişlerdir. İsrail devlet olarak Filistin halkından vergi olarak topladığı 50 milyon doları, Filistin'e vermeyeceğini ilan etti. Zaten fazla işleri ve gelirleri olmayan Filistinliler için, bir de kendi paralarına el konulmasının ne demek olduğunu ve nasıl bir tepki oluşturacağını da uluslararası camianın düşünmesi gerekmektedir.
31 Ocak 2006'da Londra'da toplanan dünya liderleri, Hamas şartları kabul etmezse Filistin'e yapılacak milyarlarca dolarlık yardımı keseceklerini ifade ettiler. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da burada ateşli bir savunma ile bunun haksızlık olduğunu, kötü tepki oluşturacağını ifade ederek biraz zaman kazanmıştır.
Sonra Ortadoğu Dörtlüsü ( Middle East Quartet) toplanmıştır. Bu, ABD, Rusya, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nden oluşan bir gruptur. Yeni hükümet kurulana kadar yardımların devam etmesine karar vermişlerdir.
Şu anda hem Mahmud Abbas'a, hem el-Fetih grubuna, hem İsrail'e hem de dış dünyaya çok iş düşmektedir. Barış ve gelişme ancak bu şartlarda olabilir.
Hamas, bütün Islam dünyasından destek ve yardım istemiştir. Böyle bir ambargo karşısında kurtuluş ve yardımın ancak Müslüman ülkelerden gelebileceğini ifade etmiştir. Yine şimdi İslam Konferansı Örgütü(İKÖ)'ne çok büyük yükümlülük düşmektedir. Önümüzdeki günler, son derece enteresan gelişmelere gebedir.[3]
[1] Yeni Şafak / 27.01.2006 / İbrahim Karagül
[2] Milli Gazete / 27.01.2006
[3] Milli Gazete / 02.02.2006 / Doc. Dr. Oya Akgönenç

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…