ABD İç Savaşa Doğru Gidiyor
Dünyada son yıllarda yaşanan olaylar ve başımızı döndüren gelişmeler, belleklerimizi zorlayan çelişkiler ve açıklanması güç bir uluslararası ilişkiler pratiği meydana getirdi. Çin ve Rusya'nın çıkarlarının kesişerek, aynı blok içinde kendilerini bulacaklarını kim iddia edebilirdi? Yıllar yılı sosyalist bir model olarak farklı ulusal ve dinsel kimlikleri bütünleştiren Yugoslavya örneğinin faşist bir etnik ve dinsel çatışma içine gireceği ve eski sosyalistlerin faşistleşeceklerine kim inanabilirdi? Amerika'nın desteklediği Afganistan mücahitleri ile Usame Bin Laden ve ülkesi işgal edilen Saddam Hüseyin'in Batı emperyalizmine savaş açacağını söylesek, komik olmaz mıydık? Öcalan'ın Kıbrıs Rum kesimi pasaportu taşıdığını ve Yunanistan yetkililerinden destek gördüğünü aklımıza getirebilir miydik? Bölücü örgüt liderinin yakalanarak Türkiye'ye sağ olarak getirilip adil biçimde yargılanacağını, demir parmaklıklar arkasından örgütünü yönetmeye devam edeceğini kim söyleyebilirdi?
Yukarıda örneklerini verdiğimiz akıl almaz olayları hep birlikte yaşadık. Kafalarımız karıştı ve inandıklarımızı sorgulamaya başladık. Eski sosyalistler kapitalist oldu, emperyalizmin sadık hizmetkârlarına dönüştüler. Dünün faşistleri, bugün bağımsızlık ve anti-emparyalizm mücadelesinde ön saflara geçtiler. Milliyetçiliği kimseye bırakmayan siyasi partiler, Amerikancı çizgiye girip sessizliği seçtiler Dünyada hızlı bir değişim yaşanmaya başladı ki, kimileri bunu küreselleşme, bazıları tarihin sonu ve bir kısım da ideolojilerin tükenişi ile açıklamaya çalıştı. Ne var ki, bütün bunlar, dünyanın iki kutupluluktan çıkıp yeni bir denge arayışına girmesinin ilk adımlarıydı.
Yeni Dünya Düzeninde zafer naraları atanlar, çok geçmeden kendi varlıklarının da tehdit altına girdiğinin farkına varacaklardı. Statüko'su yıkılmış, dengeleri alt üst olmuş, inandığı putların çöküntüleri altında kalmış bir insan yığınını kontrol etmenin, eskisinden çok daha zor olacağını anlamak için; fazla zamana gerek kalmamıştı. 1990'larda yıkılan iki kutuplu dünyanın yerini, 2000'lerde kontrol edilemeyen ve sıcak çatışmalar getiren yeni bir emperyalist saldırganlık dönemi aldı. Dünyayı "tam kontrol" ettiklerini zannedenler, kısa zamanda, hiç kontrol edemediklerini anlayacaklardı.
Bugünün umutlu ve mutlu gelişmesi ise emperyalist saldırganın kendi içinde bölünmesi ve güçsüzleşmesidir. Bugüne kadar "böl ve yönet" politikaları ile dünyayı yöneten egemen güçler, bugün kendileri bir iç bölünme tehlikesi ile karşı karşıya gelmiştir:
Küresel sermaye, ulusal sermaye
Batı bloğunda Avrupa Birliği'nin bir türlü siyasal birliğe dönüşememesi, anayasal bir federasyon olma yolunda adımlar atamaması, Batı emperyalizminin "ulus-devletler" ile yaşadığı en büyük sorun idi. Ancak, emperyalist saldırının bayraktarlığını ve finansörlüğünü yapan ABD'de de iç bölünmelerin yaşanması, emperyalizm için tehlike çanlarının çalmaya başladığını müjdelemektedir. ABD'nin arka bahçesinde birbiri ardına bağımsızlıkçı ulus-devlet savunucularının iktidara gelmesi ve petrol gibi tehlikeli bir silahı ellerine geçirmeleri, ABD için beklenmeyen bir gelişme oldu. Anti-emperyalist bir avuç ülkeyi soğuk savaş yöntemleri ve darbeler ile devirmeye çalışan ABD, bu kampa yeni Latin Amerika ülkelerinin eklenmesi ile adeta kendi kıtasında yenilgiye uğramış görünümündedir.
Bütün bu sıkıntılar ile başa çıkmaya çalışan Batı emperyalizmi, Büyük Orta Doğu projesi ile dünyaya yeniden şekil vermek ve Arap coğrafyasında kendine göbekten bağlı petro-demokrasiler oluşturmak için Afganistan ve Irak'ta düğmeye basmış, ancak beklemediği bir direniş ve yenilgi ile karşı karşıya kalmıştır. Diğer yandan, İran'ın nükleer teknolojide ileri adımlar atması ve nükleer silah yapımında hızla sona doğru yaklaşması, ABD için ciddi olumsuz sonuçlar doğuracak bir gelecek tablosu oluşturmaktadır. Rusya'nın yanı başında turuncu devrimler yaparak zafer çığlıkları atarken, Irak yenilgisi, İran'ın nükleer teknolojisi, Kuzey Kore'nin nükleer çalışmaları, Çin ve Hindistan'ın Rusya'ya yakınlaşması, Suriye ile çatışma aşamasına gelinmesi, Ukrayna'daki Soros devriminin ilk seçimde yenilgiye uğraması, Gürcüstan'da işlerin umulduğu gibi gitmemesi ve bazı Türki Cumhuriyetlerde Amerikan tipi demokrasi projelerinin kovulması gibi pratikler; emperyalist saldırganlığın aldığı derin yaralara verilebilecek bazı örneklerdir. Bütün bu yenilgiler ile yara alan emperyalist blok, kendi içinde bölünme tehlikesi ile de karşı karşıya gelmiştir. Dünyaya yeni bir şekil vermeye çalışan ve emperyalist sömürünün nimetlerini sahiplenen Küresel Sermaye, Amerikan Ulusal sermayesi ile çatışma içine girmiştir. Gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkelerin sömürülmesinde geleneksel yöntemleri bir kenara bırakan Küresel Sermaye, parasal oyunlar ve spekülasyonlar ile emperyalist sömürünün daha kolay ve masrafsız bir yolunu bulmuş görünüyor. Sömürülen ülkelerin borsalarını ve büyük şirketlerini kontrol altına alan Küresel Sermaye, Amerikan Ulusal Sermayesinin çekirdeğini oluşturan "üretime ve ticarete dayalı" sanayisini de tehlike altına sokmuştur. Sömürülen ülkelerin kaynaklarının daha masrafsız parasal oyunlar ve borsalar ile hortumlanması, Amerikan şirketlerinin üretim ve dış satım yoluyla elde ettikleri kârları ortadan kaldırmakta, Çin gibi taklit sanayilerin ürünleri ile yarışamayan yerli sanayiye ve yerli üretime dayalı sektörleri tehdit altına sokmaktadır. Gelişmekte olan ve azgelişmiş ülke kaynaklarının sömürülmesi konusunda bir rekabet içine girmiş olan Amerikan Küresel Sermayesi ve Amerikan Ulusal Sermayesi, ilerideki günlerde bu rekabeti savaşa dönüştürmek durumunda kalacaktır. Bu durumda, Amerika içinde bir iç savaşın yaşanması ve Küresel Sermayenin Amerikan sınırları dışına atılması gibi bir durum ile karşı karşıya kalabiliriz. Gelecekte Küresel Sermaye operasyonlarının Amerika sınırları içinde yapılamaması ve başka ülkelere kaydırılması gibi pratikler ile sık sık karşılaşacağız. Dünyanın değişik ülkelerinde CIA hapishanelerinin kurulması ve CIA uçaklarında yürütülen operasyonlar, bunların kanıtı olarak değerlendirilebilir. Bugün Amerikan yönetimi ve Amerikan politikalarını kontrol altında tutan güçler, Küresel Sermaye güçleridir. Ancak, bir bütün olarak Amerika, Ulusal Sermaye'nin kontrolu altında görecek olup bu savaşta Küresel Sermaye'nin Amerikan sınırları dışına kovulması çok yakındır. Kısacası, gelecek yıllarda, Amerikan İç Savaşı biçiminde; Siyonist ve emperyalist güçlerin savaşı ile karşı karşıya kalacağımız günler yakındır." (Birol Ertan / Milli Gazete)
|
Fundamentalist ve reformist (hümanistik) Yahudilik Çatışıyor!
Filistin'de seçimleri Hamas'ın kazanmasıyla, Yahudilik ve İsrail'in uyguladığı politikalar tekrar ağırlıklı olarak gündeme oturdu ve Hamas'ın seçimle iş başına gelmesi Batı dünyasında, özellikle İsrail ve ABD'de büyük infiallere neden oldu. Dolayısıyla İsrail, ABD ve Avrupa'nın demokrasiden neyi kast ettikleri de bütün çıplaklığı ile gözler önüne serilmiş oldu. Ancak, bütün bunlara rağmen Yahudiliğin farklı yönlerini de ortaya koymak elzem gözükmektedir. Şimdi İsrail, Yahudilik ve politikaları üzerinde birkaç temel analizde bulunalım.
Ülkemizde ve İslam dünyasında genellikle yanlış anlaşılan konulardan birisi de tüm Yahudilerin aynı inanca, aynı düşünceye, aynı mantaliteye sahip olduğu görüşüdür. Başka bir ifade ile tüm Yahudilerin Tanrı'nın seçkin kavmi mitosuna dayanan, ırkçı, siyonist ve anti-hümanist bir paradigmayı paylaştığı zannedilir. Ancak bu yargı, dünyadaki tüm dinsel inanç sahibi olanlarda olduğu gibi, Museviler için de geçerli değildir. Yani Hristiyanlık içerisinde bir Protestan, bir Katolik, bir Nesturi yahut bir Üniteryen farklı düşünüp Hıristiyanlığı farklı yorumlayabiliyorsa; Yahudi olan bir reformist, ya da ABD'de yeniden yapılanmacı (reconstractionizm) Yahudilerin lideri olan ve yıllar önce vefat eden Moredehay Kaplan gibi Yahudiliği sadece bir kültür, örf olarak algılayan, diğer taraftan Humanistik Yahudiler gibi Tevrat'ı ırkçı bir doküman, Yehova'yı ırkçı bir tanrı şeklinde yorumlayan, hatta İsrail'in kuruluş yıldönümünde Siyonist İsrail'in kuruluşunu lanetlemek için New York'un caddelerinde yürüyüş, gösteri yapan çeşitli Yahudi ekolleri de var. Bu ekoller, Yahudiliği bugün İsrail'e hakim olan Hz. İsa öncesi ve sonraki dönemlerden itibaren Museviler içerisinde etkin olan ve bugün İsrail'de hakim olan Ortodoks-rabbinik anlayışın temelini oluşturan Ferisi mezhebinin katı, radikal, literalist, lafzi Tanah (Tora-Tevrat, Nevim, Ketubiim) yorumuna dayanan ırkçı, seçkin, Tanrının oğulları inanışını merkeze alan ve aynı zamanda tüm insanların Yahudiler için köle olarak yaratıldığı saçmalığına inanmıyorlar. Ya da Nil'den Fırat'a kadar olan toprakları Tanrı Yehova'nın İsrail halkına vaat ettiği şeklindeki "arz'ı mevud" dogması için, bölgedeki tüm Müslümanları katletmenin vacip olduğu anlamındaki kan akıtmayı kutsayan inancı paylaşmıyorlar. Örneğin Neturei Karta adındaki Yahudi hareketine göre İsrail devleti Tevrat-Tora'ya aykırı olarak kurulmuştur ve Tanah'ın gerçek mesajına göre Siyonizm ve İsrail sapkın-heterodoks bir Yahudilik anlayışının ürünüdür. Mesih gelmeden ve Yahudi kutsal kitabının tamamı olan Tanah'ta belirtilen, Filistin'e, Kudüs'e girmenin ön koşulları olan adalete ve barışa dayanan ilahi emirler yerine getirilmeden devlet kurulamaz. Yani kelimenin tam anlamıyla tüm Yahudiler ırkçı ve Siyonist değildir. Örneğin bizzat Yahudi halkı tarafından "Beyrut Kasabı" olarak adlandırılan Ariel Şaron insanlık dışı Sabra ve Şatilla katliamını yaptığı zaman, Telaviv üniversitesinden Benjamin Kohen adlı profesör, bu katliamı açıkça kınamıştır. Yine Kudüs İbrani Üniversitesi eski rektörü Yudas Magnes, Yahudiliğin ve dolayısı ile Tevrat'ın ırkçı ve siyonist düzlemde yorumlanmasının bizzat Yahudiliğin ve kadim İsrail peygamberlerinin mesajının özüne ters düştüğünü söylemiştir. Öte yandan Musevi düşünür İsrail Shahak, İsrail'in şiddete dayalı politikalarına karşı savaş açmıştır. Yine ilk defa İsrailli fizikçi Moredehay Vanunu, İngiltere'de Sunday Times'e demeç vererek İsrail'in elinde Mısır'daki Assuan barajını ve Türkiye dahil tüm Ortadoğu'yu vurabilecek nükleer füzeler olduğunu ifşa etti ve bu yüzden İsrail hapishanelerinde yıllarca tutsak kaldı. Yine bilindiği gibi asırlarca önce büyük filozof Baruh Spinoza, Ortodoks Yahudilik yorumunu reddettiği için cemaatten kovulmuştur.
İsrail'in barbarlığı…
Peki öyleyse İsrail neden katliamlar yapıyor? Bunun birçok nedeni var ve bir kaçını izah edelim. Birincisi: İsrail devlet aygıtı büyük ölçüde Hz. İsa döneminin Ferisi mezhebini temel alan katı, radikal, ırkçı ve siyonist anlayışı savunan, Tanah'ın fundamentalist-entegrist bir yorumunu yapan Rabbinik ve Ortodoks geleneğin emrinde. Bu geleneğin şakirtleri isterse "kibutslarda" yaşasınlar ve sosyalist bir anlayışa sahip olsunlar, bu değişmez. Hatta en katı, ırkçı ve Siyonist Yahudilerin, sosyalistlerin yaşadığı "kibutslardan" çıkması çok manidardır. Bu gelenek Yahudi kutsal kitaplarının tümü olan Tanah, Talmud, Gemera, Mişna ve Kabbala gibi öğretileri tamamen lafzi bir yoruma tabi tutup, yani bu külliyatın iman, aşk, adalet, merhamet, infak, sevgi boyutunu dışlayıp "arzı mevud" vaal edilmiş toprakları almak için en acımasız katliamlar dahil, her şeyin mübah olduğuna inanmaktadırlar. Zira onlara göre İsrail eski Dış İşleri Bakanı Moşe Dayan'ın dediği gibi "vaat edilmiş" topraklardan taviz vermek, Yahudi dininden çıkmakla eş anlamlıdır. |
İkincisi: Yahudilerin en az iki bin yıldır devlet kuramayıp, 1948'de ancak bu fırsatı ele geçirmiş olmaları ve yine diaspora döneminde çektikleri acılar işkenceler ve katliamlar (bu katliam ve işkencelerin tümünü Asur ve Babil hariç, Batılılar, yani Hıristiyanlar yapmıştır Müslümanların bu noktada hiçbir dahilleri yoktur, hatta Yahudiler en rahat ve güvenli dönemlerini Müslümanların hakimiyeti altında yaşamışlardır.) Musevileri hastalık derecesinde bir paranoyaya, patolojik bir piskoza kanalize ederek, devleti koruma refleksi ile her türlü kural dışı, savaş hukukunu hiçe sayan silahlı mücadeleyi yapmaktadırlar. (Kaldı ki, karşılarında düzenli bir ordu da yoktur. En fazla ellerinde hafif silahlar olan direnişçiler ve nihayet Hz. Davut'un misyonu ile gücün ve şirkin sembolü Calut'a-Golyat'a taş atan Filistinli çocuklar vardır. Kaderin bir tecellisi olarak, Yahudileri şimdi Hz. Davut değil, Calut temsil etmekte, Hz. Davut'u ise elinde sapan taşları ile Filistinli çocuklar sembolize etmektedir.)
|
Üçüncüsü: ABD'de özellikle yönetimde etkili olan "evangelist" radikal Hıristiyan grup ve mezheplerle, Siyonistlerin kutsal topraklarla ilgili düşüncelerinin örtüşmesi. En azından evangelistlerle Siyonistler, Mesih'in gelmesi için kutsal toprakların Müslümanlardan arındırılması gerektiği noktasında uzlaşmaya varmışlardır. Bilindiği gibi başkan Bush sadık bir evangelisttir.
Dördüncüsü: ABD'nin ve ona yön veren çok uluslu şirketlerce Otadoğu'ya hakim olmak, sömürmek ve bölgede ABD'nin varlığı için İsrail'in ileri bir karakol olarak ayakta kalmasının zaruretine inanılması… Öyle ki, Siyonistlerin ABD'deki en önemli dergisi Kivinum, Amerika'nın Körfez savaşını, İsrail'in korunmasının yanında, çok uluslu şirketlerin kışkırtması sonucu yaptığını açıkça yazmıştır. Bunun içindir ki, ABD Saddam'ın elinde nükleer silah var bahanesi ile Irak'ı işgal ederken, İsrail'in Ortadoğu'da en büyük nükleer güç olmasına ses çıkarmadığı gibi, İsrail'e her türlü ekonomik ve silah desteğini vermektedir.
Beşincisi: Ortodoks İsrail yönetiminin bir buçuk milyarlık İslam dünyasının bir araya gelip İsrail'e mukavemet edecek güçten, fikir birliğinden yoksun olduğunun bilincinde olması, belki de İsrail'in aşırı pervasız politikalarının temelinde İslam dünyasının bu perişan hali yatmaktadır.
Altıncısı: İsrail sadece Filistinlileri değil, Ortadoğu'da, Türkiye ve özellikle İran dahil, kendisinden güçlü hiçbir İslam ülkesi istememektedir. Zira Brezinski ve birçok stratejisyenin de söylediği gibi İsrail'in güvenlik politikası ve stratejisi bölgedeki Müslüman ülkelerin bölünüp parçalanması konseptine oturmuştur. Bundan dolayı İsrail bölgedeki tüm etnik, bölgesel, mezhepsel, ekonomik ve siyasal çatışmaları desteklemektedir. Yine Kaliforniya üniversitesinden İbrani dili profesörü Yonah Sabar, İsrail'in ayrılıkçı Kürt guruplarını desteklediğini açıkça söylemiştir. Hatta ona göre ayrılıkçı Kürtler, diğer taraftan yönetimde etkili olan gerçekte Yahudi olan ve kendi aralarında Talet lehçesi ile İbranice konuşan, ancak kamusal hayatta Müslüman ismi kullanan ve Kürtçe konuşan Sabatayistler, İsrail'in stratejik ortağıdır. Fakat kanımızca bu yargı tüm Kürt gruplar için geçerli değildir. Zira Kürtler her çağda İslam ümmetinin şerefli bireyleri olarak Müslüman dünyada yerlerini almışlardır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, ABD İsrail'i kayıtsız şartsız desteklemekten vazgeçmediği, İsrail devletinde Yahudiliğin Tevhid geleneğindeki anlamına yakışır şekilde barışçı ve insancıl yorumunu yapan guruplar iktidara gelmediği sürece Ortadoğu'da barış imkansız gözükmektedir. Ayrıca İslam ülkeleri tek vücut olarak Filistin meselesinde aynı politikaları benimsemeli ve behemehal Ariel Şaron, Ehud Olmert gibi radikal politikacılar ve Yahudi fundamentalistler iktidardan uzaklaşmalıdır.
Tecrit edilen Filistin'de hastalar ölümle pençeleşiyor
Filistin'de insani kriz
Filistinliler Hamas hükümetinin işbaşına gelmesiyle birlikte cezalandırılıyor. 370 kilometrekarelik bir alanda 1,5 milyon insanının yaşadığı tecrit altındaki Gazze'de, açlık ve ilaçsızlık insan yaşamını ve özellikle hastaları tehdit etmeye başladı.
Filistin Medya Merkezi, Gazze'deki Şifa hastanesi kaynaklarına dayanarak, nisan ayı içinde, ilaç ve diyaliz yetersizliğinden 3 böbrek hastasının hayatını kaybettiğini açıkladı.
Filistin Sağlık Bakanlığı Acil Durum Genel Müdürü Dr. Muaviye Hasaneyn de özellikle böbrek hastaları için kritik önemdeki ilaçların temininde krizin çok ciddi boyutlarda olduğunu belirterek, Gazze'de böbrek hastası 600'den fazla çocuğun yavaş yavaş ölüme terk edilmekte olduğu uyarısında bulunuyor.
Bu çocuklardan 150'sinin düzenli olarak diyalize girmek zorunda olduğuna dikkati çeken Hasaneyn, Gazze'deki sağlık krizini bir ''felaket'' olarak nitelendiriyor. Gazze'nin en büyük hastanesi olan Şifa'daki böbrek ve kanser hastalarının durumunun giderek ''ciddiyet'' arz ettiği belirtiliyor. AA muhabirine açıklamalar yapan Şifa hastanesi doktorları, böbrek hastaları için hayati önemdeki, kan hücrelerini yapan Eritrepoitin gibi ilaçların gerek yokluğunun, gerek mali darboğaz nedeniyle hastalarca alınamamasının hastaları ciddi anemi tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığını belirtti. Doktorlar, kanser hastaları için de durumun farklı olmadığını, birçok hastanın ilaç ve kemoterapi tedavisi göremediğini kaydediyor.
Öte yandan İsrail'in ''İnsan Hakları İçin Doktorlar'' adlı insan hakları örgütü, Gazze Şeridi ve Batı Şeria'daki sağlık kriziyle ilgili çağrıda bulundu. Örgüt, İsrail'i Filistin toprakları üzerindeki ablukayı kaldırmayaçağırdı, Filistinli hastaların tedavi için Doğu Kudüs, İsrail ve yurtdışına gitmelerinin sağlanmasını istedi. Filistin Sağlık Bakanlığı'nın 13 bin 700 dolayındaki sağlık çalışanı, diğer kamu çalışanları gibi mart ayından bu yana maaş alamıyor.
Nükleer Silah Deposu İsrail Unutuluyor, İran'a Çatılıyor:
Yaptırım tehditlerinden korkmadığını açıklayan Ahmedinejat:
"Batı'nın hali çok gülünç" diyor
Ahmedinejad, nükleer silah deposu olan Batı ülkelerinin, İran'ın barışçıl nükleer programını durdurmaya çalışarak çifte standart uyguladığını ve bunun gülünç olduğunu söylüyor.
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, nükleer çalışmalarını durdurmak isteyen Batı ülkelerini çifte standart uygulamakla suçladı ve ‘'yaptırım tehdidinden korkmuyorum'' dedi. Ahmedinejad, Endonezya'nın Metro televizyonuna yaptığı açıklamada, sorunu, çözebilecek her ülkeyle müzakere etmeye hazır olduğunu, ancak ülkesine yönelik yaptırım tehdidinde bulunulmasının görüşmeleri zora soktuğunu belirti.
İran Cumhurbaşkanı, İsrail hariç her ülkeyle masaya oturabileceklerini ifade etti ve ‘'Eğer biri suratınıza bir silah doğrultursa ve ‘konuş' derse bunu yapar mısınız?'' diye sordu. Ahmedinejad, nükleer silah deposu olan Batı ülkelerinin, İran'ın barışçıl nükleer programını durdurmaya çalışarak çifte standart uyguladığını ve bunun gülünç olduğunu kaydetti.
Nükleer programlarının barışçıl olduğunu, nükleer silah üretiminde faydalanılmadığını ve askeri bir amaçlarının bulunmadığını ifade eden Ahmedinejad, ‘'Başkalarına bağımlı olmaya ihtiyacımız yok. İran'ın, çıkarlarını gözetme yeterliliği mevcuttur'' şeklinde konuştu.

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…