YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
697fe7748b71c
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 2
Bugün : 5749
Dün : 57744
Bu ay : 63493
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48766806
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

AKP, kesenin ağzını açtı ve 1.5 trilyonluk kongre yaptı

AKP, 11 Kasım 2006 Cumartesi günü yaptığı 2. Olağan Büyük Kongre için kesenin ağzını açtı.

Kongre için toplam 1.5 milyon YTL'lik bir bütçe ayıran AKP, görkemli bir kongre organizasyonu için hiçbir masraftan kaçmadı. Kongre organizasyonu için 800 bin YTL harcayan parti, delegelere verilecek deri çanta, kongre günü dağıtılan kumanya ve delegelerin konaklama masrafları için 700 bin YTL ayırdı. AKP'nin 11 Kasım Cumartesi günü gerçekleştirilen 2. Olağan Büyük Kongresi, toplam 1.5 milyon YTL'ye maloldu. Kongre için toplam 1.5 milyon YTL'lik bir bütçe ayıran parti, hiçbir masraftan kaçınmadı. Parti, Türk Halk Müziği sanatçısı Özhan Eren'e iki yeni şarkı yaptırdı. Partinin yeni şarkıları, kongre salonunun düzenlenmesi başta olmak üzere tüm kongre organizasyonu 800 bin YTL'ye maloldu. Delegelere verilecek deri çanta, kongre günü dağıtılacak kumanya ve delegelerin konaklama masrafları için de 700 bin YTL harcadı.[1]


[1] (iha) 

 

Abdullah Gül maddesi

Kongrede Başbakan'ı dinleyen her AKP delegesinin kafasından sanırım aynı soru geçti: "Acaba siyasi bir veda konuşması mı, Tayyip Erdoğan'ın son kongresi mi?"

Çünkü eğer Tayyip Erdoğan, Çankaya'ya çıkarsa, aynı delegeler en geç haziranda yeniden buluşacak. Yeni bir genel başkan ve daha önemlisi başbakan seçecek. Dolayısıyla adı olağan da olsa bu kongrenin genetik şifresinde Çankaya yazıyor. Nitekim sürpriz tüzük değişikliği de yine Çankaya yokuşunu gösteriyor. Biliyorsunuz AKP'de genel başkan adaylarına yüzde 20 barajı getirildi. Yani aday olabilmek için delegelerin en az beşte birinin imzası gerekecek. Ama asıl Erdoğan'dan sonraki kongrede yaşanabilecek risklerden korkuluyor. Anlaşılan Erdoğan arkasında -merhum Turgut Özal gibi- 18 Türk büyüğü bırakmak istemiyor. Veliahtı için -ki çok kuvvetle muhtemel Abdullah Gül- şimdiden yol temizliğine başlıyor.[1]

AKP tüzüğünün birçok maddesi değiştirildi

Ortak akıl' nerde kaldı

Kurulalı 5 yıl olmasına rağmen, başlangıçtaki 165 maddelik tüzüğün tam 50 maddesi değiştirildi. Değiştirilen maddelerinin tamamı da Genel Merkez yönetiminin yetkilerini arttıran düzenlemeler oldu. Oysa AKP'nin kuruluş günlerinde Erdoğan ve parti kurmayları sürekli olarak "Ortak Akıl ve Demokratik Yönetim" sözü veriyordu.

Millî Gazete'ye konuşan AKP Milletvekili Ersönmez Yarbay, "Yapılanlar yanlış. Genel Başkanın, MKYK'nın yetkilerinin arttırılması ile dikensiz gül bahçesi oluşturulmaya çalışılıyor. Ama dikensiz gül bahçesi oluşturmak isterken gülleri kuruttular" diye konuştu.

AKP her konuda olduğu gibi parti tüzüğü değiştirme hızında da bir rekora imza attı. Gerçekleşen AKP kongresi ile ilgili tartışmalar sürüyor. Özellikle kongre'de gidilen tüzük değişiklikleri tartışmaların ve eleştirilerin odak noktasını oluşturuyor. Son AKP kongresindeki en önemli değişiklik ise Genel Başkan değişikliğini zorlaştıran tüzük değişikliği ile Parti yönetimini eleştiren milletvekillerinin ihracını kolaylaştıran disiplin cezaları ile ilgili değişiklik oldu. Buna göre olağanüstü kongre için 5'de 1 Delege imzası şartı getirilirken, Bakanları ve parti yönetimini eleştirenlere disiplin cezası verilmesi kolaylaştırıldı.

Partinin önemli isimlerinden Ersönmez Yarbay, Parti yönetimini, dikensiz gül bahçesi oluşturmaya çalışmakla suçladı. Yarbay, "Dikensiz gül bahçesi isteniyor. Ama hayat hiçbir zaman dikensiz gül bahçesi olmamıştır. Dikensiz gül bahçesi oluşturmak isterken gülleri kuruttular" dedi. Milli Gazete'ye konuşan Ersönmez Yarbay, "Parti 5 yaşında ama 5 defa tüzük değiştirildi. Başlangıçta söylenen ilkelerden o kadar uzaklaşıldı ki..165 maddelik tüzüğün tam 50 maddesi değiştirildi. Bu değişikliklerle maalesef sürekli olarak alt kademelerin, tabanın yetkileri merkeze devredildi. Bu yetki devirleri partiyi merkezi bir parti haline getirdi. Daha önce boşalan il ve ilçe başkan ve yöneticileri, delegelerin oylarıyla seçilirken şimdi Genel Merkez'in yetkisine verildi. Bunlar Partiyi Demokrasi ilkesini zedeleyen bir parti haline getirdi. Başlangıçtaki tüzük doğruydu ama şimdi

Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay, AKP kongresinde de eleştirileriyle dikkat çekmişti. Yarbay, 1.5 trilyon lira harcanarak yapıldığı iddia edilen AKP Kongresi'nin, "Dernek Kongresi'nin ötesine geçemediği" eleştirisinde bulunmuştu. Yarbay, "biz iktidar partisi olarak bir günlük kongre yapmamalıyız. Bir günlük kongre yaparsak, bu dernek kongresi olur. İktidar partisi kongresi olmaz. MHP büyük bir gökdelen yaptırdı, seçime gitti ve baraj altında kaldı. Kaynaklarımızı gökdelenlere, büyük binalara yatırarak, iktidar olacağımızı zannetmeyelim. Gösterişli, görkemli binalara, güvenlik birimlerini aşarak kimse giremez. Ama hiçbir zaman unutmayalım binalar oy almaz, halkla ilişkiler alır" diye konuşmuştu. [2]

AKP Cumuhurbaşkanlığı hayali kurarken Sinan Aygün'den hükümete 1 aylık süre!

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, Türkiye'de yıllardır ekonomik verilerin olduğundan farklı olarak kamuoyuna yansıtıldığını belirterek, "Önümüzdeki 1 ay içinde herkes gerçekleri öğrenecek, üstü kapalı duran konular gün ışığına çıkacak. Belki 1 ayı da bulmaz, 15 günde ortaya çıkar. Sakın birileri düğmeye bastı zannetmeyin, bunlar biriken konular" dedi.

Bursa'nın tekstil başkenti olduğunu söyleyen Aygün, "Tekstilde 2005 yılında 140 milyar dolar ihracat gerçekleşmiş. Ama gerçekte böyle mi? Sadece tekstil üretimi için 80 milyar dolarlık makine ithal ettik, 30 milyar dolarlık da iplik ithal edildi. O zaman bizim gerçek ihracatımız sadece 30 milyar dolardır. Türkiye'de bir envanter çıkaramıyorsunuz ki gerçekler anlaşılsın. Örneğin DPT nerede, galiba kapandı. Bırakın herhangi bir bilgi paylaşmayı, burs almak için bile beni arayan yok" diye konuştu. Aygün, ülkede ekonominin verilerinin gerçekleri yansıtmadığını, büyüdüğü söylenen ekonominin gerçekte küçüldüğünü öne sürerek, "Eğer ekonomimiz büyüseydi borcumuz azalırdı, burada IMF olmazdı. Ama bakın dış borcumuz azalacağına sürekli artmış, IMF kapımızda bekliyor. Türkiye'de 1 ay içinde herkes gerçekleri öğrenecek, üstü kapılı duran konular gün ışığına çıkacak. Belki 1 ayı da bulmaz, 15 günde ortaya çıkar. Sakın birileri düğmeye bastı zannetmeyin, bunlar biriken konular" diye konuştu.

Aygün, konuşmasında, Türkiye'de çoğunlukların göz ardı edildiğini ama azınlıkların kanunlarının hemen çıkarıldığını söyleyip şöyle konuştu: "Patrik elindeki sopasıyla dolaşıp sürekli bir şeyler istiyor. Patrik kim peki? Bizdeki bir caminin imamı, evet statüsü bu. Temsil ettiği kitle de bir kısım azınlık. TBMM tatilde toplanıp azınlıklar için kanun çıkarıyor, sırf azınlıklar mallarını alsın diye. Tamam verelim ama o zaman bizim mallarımız da verilsin. Musul'da, Kerkük'te, Bosna'da Üsküp'te, Suudi Arabistan'da, Mekke'de Kudüs'teki mallarımız verilsin önce. Siyasetçiler ceylan derisi koltuklara oturunca başkalaşıyorlar. Hayır olmaz, sizi çoğunluk iktidara getirdi, onların istediği kanunları çıkarın. Tohum kanunu çıkarıyorsunuz. Hiç tohum konunu çıksın diye ortaya çıkan, yürüyen kimse gördünüz mü? Hayır yok, bulamazsınız ama bu kanun yüzünden mağdur olan çok. Bu ülkede Müslümanlar çoğunlukta çoğunlukların kanunları çıkarılsın" dedi.[3]

Başbakan Erdoğan'ın sahip çıktığı "Medeniyetler İttifakı"; sadece BOP'un maskesi ve hıyanet kılıfıdır.

Bu bir katliam ittifakıdır

Medeniyetler İttifakı Projesi Üst Düzey Grup raporunda, İsrail-Filistin sorununun Batı ile Müslüman toplumları arasındaki ayrılığın başlıca sembolü haline geldiği, uluslararası istikrara yönelik en büyük tehlikelerden biri olmaya devam ettiği belirtilerek, BOP Projesi'nin önünde sorun olarak Filistin kaldığı belirtildi.

Çırağan Sarayında yapılan Medeniyetler İttifakı Projesi Üst Düzey Grup 4. Toplantısı kapsamında bu grubun hazırladığı raporda, 20. yüzyılda kaydedilen siyasi ve teknolojik gelişmelerin milletler arasında örneği bulunmayan bir uyuma erişilmesi ve geniş çaplı küresel refahın iyileştirileceği bir dönemin yaşanması ümidini artırdığı vurgulandı.

Ancak artan küresel eşitsizlikler, fakirlik ile özgürlüğün yaygınlaştırılamamasının bu umudu kırdığına işaret edilen raporda, bu süreçte, kültürel homojenleştirmeden, dağılmış aile yapılarına, geleneksel hayat tarzlarının sürdürülmesinde karşılaşılan zorluklardan çevre bozulmasına kadar varan geniş bir yelpazede risklerle ve kayıplarla karşılaşılabildiği dile getirildi.

Raporda, bu yeni tehditler karşısında bazı çevrelerin, özellikle de sürekli olarak ayrımcılığa, küçük düşürülmeye veya marjinalleştirilmeye maruz kalan grupların, tepkilerini kendi kimliklerini daha saldırgan bir tarzda ortaya koymak suretiyle gösterdiği vurgulanarak, şöyle denildi:

"Bu dinamiğin kendini en derin şekilde hissettirdiği alan da hiç şüphesiz Batılı ve Müslüman toplumlar arasındaki ilişkiler olmaktadır. Batılı ve Müslüman toplumların arasındaki mevcut gerginliğin kaynağını anlamak için tarih ve dinin ötesine bakmak ve yakın geçmişteki siyasi gelişmelere odaklanmak gerekmektedir."

Müslüman ülkeleri etkileyen batılı politikalar

Müslüman ülkeleri etkileyen Batılı politikalara da değinilen raporda, şu görüşlere yer verildi:

"İsrail-Filistin meselesi, Batılı ve Müslüman toplumlar arasındaki ayrılığın başlıca sembolü haline gelmiş olup, uluslararası istikrara yönelik en büyük tehlikelerden biri olmaya devam etmektedir.

Batının Müslüman ülkelerde yürüttüğü askeri harekatlar halen tüm dünyaya yayılmakta olan korku ve düşmanlık ortamının derinleşmesinde önemli bir etkendir.

Irak'taki şiddet ve ölüm sarmalı ile Afganistan'da süren ihtilaf, terör gruplarının kadrolarını takviye etmelerini kolaylaştırmaktadır.

Buna ilaveten uluslararası hukukun uygulanması ve insan haklarının korunması bakımından çifte standartların hakim olduğu algılaması, tüm dünyada birçok Müslümanın kendini artan şekilde savunmasız hissetmesine yol açmaktadır."

Müslüman toplumlardaki eğilimlerden de bahsedilen raporda, İslam dünyasının büyük bölümünün içinde bulunduğu kötü durumu sadece dış müdahalelerle izah etmenin mümkün olmadığına işaret edildi.

İlerici ve gerici kuvvetler arasında iç tartışmanın İslam dünyası içerisinde sosyal ve siyasi meselelerin yanı sıra İslami hukukun ve geleneklerin yorumlanmasında da kendini gösterdiği kaydedilen raporda, bu durumun da derin bölünmelere ve bazı hallerde aşırılık ve şiddete yol açtığı bildirildi.

Raporda, ayrıca, BM Genel Sekreteri Annan tarafından özellikle kriz anlarında kültürler arası gerginliğin giderilmesine yardımcı olacak, karşılıklı anlayışın geliştirilmesine katkı sağlayacak ve uzlaşı yollarının oluşturulmasına çalışacak bir yüksek temsilci atanması da tavsiye edildi.

Bu çerçevede ortaklıklar kurulması ve eyleme yönelik taahhütlerin dile getirilmesi için düzenli bir platform oluşturulmasını öngören hükümetler ve uluslararası kuruluşlarla, sivil toplum ve özel sektör temsilcilerini de içerecek bir "Medeniyetler İttifakı Forumu"nun BM'nin uhdesinde tesis edilmesi hususunun da değerlendirilmesi istendi.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İspanya Başbakanı Zapatero'ya desteklerinden dolayı teşekkür ederek, "Bu raporun amacı, farklılıkların giderilmesidir" dedi.

Avrupa'nın Dayatmaları

Raporda yer alan başlıca tavsiyeler de şöyle sıralandı:

Raporun tavsiyeler bölümünde, aşırılığın artmasına yol açan faktörlerden birinin İslam dünyasındaki siyasi hareketlerin bastırılmış olması olduğu da vurgulanarak, şu görüşlere yer verildi:

"Bu nedenle İslam dünyasındaki iktidar çevreleri tarafından şiddet yanlısı olmayan siyasi gruplara dinci veya laik nitelikleri gözetilmeksizin siyasete katılım imkanı sağlanması, hem Müslüman, hem de Batılı toplumların çıkarlarına hizmet edecektir.

Müslüman ve Batılı toplumlar arasındaki gerginliği körükleyen birçok mesele, esasen siyaset ile dinin kesişme noktalarında ortaya çıkmaktadır.

Bunlar arasında siyasi ve dini liderler tarafından kullanılan bazı kışkırtıcı söylemlerin yıkıcı tesiri ile bu söylemlerin medya tarafından geniş kitlelere yayılmasının yol açtığı etkiler yer almaktadır."

Raporda, bu nedenle liderlerin ve kamuoyunu şekillendirenlerin sorumlu davranmaları istenirken, bu kişilerin kültürler arası anlayış ile dini inanç ve geleneklere karşılıklı saygının geliştirilmesi için ellerinden gelen gayreti göstermeleri istendi.  [4]

 AKP'nin güvendiği Bush iktidarı da iflas ediyor!

Dünya "Neo-Con"ların yenilgisini kutluyor

Washington'da yaşanan siyasal değişikliklere, dünyadan olumlu tepkiler geldi. AP'nin haberine göre Paris'ten Pakistan'a siyasetçiler, analistler ve sıradan yurttaşlar, Demokratlar'ın güç kazanmasının ABD Başkanı George W. Bush'u, "dünyada daha yatıştırıcı bir politika izlemeye zorlayacağı" umutlarını dile getirdiler; "kovboy" başkana, dünyadaki sorunlara yaklaşımda alçakgönüllü olması gerektiği yönünde "ders verildiğini" bildirdiler.

Irak'ın geleceğiyleyle ilgili olarak ise farklı beklentiler dile getirildi. Demokratlar'ın baskısıyla Irak'taki ABD güçlerinin hızla çekilmesi durumunda "hem bölgenin, hem de Irak'ın kaosa sürükleneceğini" dile getirenlerin yanısıra, hızlı bir çekilmenin olmasının beklenmediğini dile getirenler de oldu.

AP Sosyalist Grubu: "Kabusun sonu olsun"

Irak'ın işgaline karar vermesinden ötürü Bush'un dünyada pek sevilmediğinin belirtildiği haberde, Avrupa Parlamentosu'ndaki Sosyalist gruptan 200'ü aşkın milletvekilinin ortak açıklamasında olağan dışı bir üslup kullanıldığına dikkat çekildi.

Sosyalistler'in açıklamasında, Bush'un, iktidarı devraldığı 2000 yılı başlangıç kabul edilerek, "ABD'deki seçim sonuçları, dünyanın 6 yıldır karşı karşıya bulunduğu kabusun sonu olsun" denildi. Sri Lankalı siyasal analizcilerden Jehan Perera da açıklamasında, "seçim sonuçları, ABD'nin dünyayla ilgili politikasının değişmesi gerektiğini, şu andaki çatışmacı biçiminden, uzlaşmacı bir biçime dönüşmesi gerektiğini gösterdi" dedi.

Bölge için felaket uyarısı

Dubai'deki "Körfez Araştırma Merkezi" adlı kuruluşun Irak uzmanı Mustafa Alani, Irak'taki ABD güçlerinin çekilmesinin tüm bölge için bir felaket olabileceği uyarısında bulundu. Alani, çekilme durumunda Irak'ın bölünüp iç savaşa sürüklenebileceğini, bu durumda komşu ülkelere mülteci akınları olacağını söyledi. Alani, bu koşulların, yeni teröristlerin ve terör eylemlerinin doğumu için uygun ortamlar oluşturacağına dikkati çekti.

İtalya Başbakanı Romano Prodi de, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in istifa kararının, ABD politikalarında değişikliğin hızlanacağı anlamına geldiğini vurguladı. Prodi, Amerikan politikalarında izlenecek yeni yönün ne olacağının gelecek haftalarda görüleceğini dile getirdi.

Danimarka Başbakanı Fogh Rasmussen de açıklamasında, Kongre'nin ve başkan Bush'un, "Irak ve Afganistan ile ilgili sorunlara yaklaşımda ortak bir tutum belirlemeleri" çağrısı yaptı. Rasmussen, dünyanın ABD'den bu konuda çaba göstermesini beklediğini kaydetti.

  Cumhuriyetçiler, Senato'da da çoğunluğu kaybetmiş bulunuyor!

ABD'de yapılan Kongre seçimlerinde büyük bir zafer kazanan Demokrat Parti, Temsilciler Meclisinin ardından Senatoda da çoğunluğu elde etti. Tartışmalı son Senato seçiminde, Virginia eyaletinde oy sayma işleminin sona ermesinin ardından Demokrat aday Jim Webb'in, Cumhuriyetçi rakibi George Allen'dan yaklaşık 7 bin oy daha fazla kazandığı bildirildi. Seçimi yenik kapatan Cumhuriyetçi Allen, resmi sonuçların açıklandığı 27 Kasım'dan sonra yeniden oy sayımı yapılması talebinde bulunabilir. Ancak uzmanlar, bu durumda bile 7 bin oyluk farkın kapanmasının olası görülmediğini belirtti.

Bu gelişmenin ardından Demokrat Parti ve bu partiyle birlikte hareket eden bağımsızlar, 100 üyeli Senatoda Başkan George W. Bush'un Cumhuriyetçi Partisine karşı 51-49'luk bir üstünlük sağladı. Böylece ABD'de Demokrat Parti, 1994'ten bu yana ilk defa Kongre'nin iki kanadında birden çoğunluğu elde etmiş oldu. Demokratların Temsilciler Meclisinde üstünlüğü ele geçirdiği, seçim gecesi geç saatlerde ortaya çıkmıştı.

Temsilciler Meclisinden sonra Senatonun denetimini de rakip Demokrat Partiye kaptıran Cumhuriyetçi Başkan Bush'un, geriye kalan iki yıllık görev süresinde ülkeyi yönetme yeteneğinin önemli ölçüde sınırlandığı yorumları yapılıyor.


[1] 12.11.2006 / Enis Berberoğlu / Hürriyet

[2] 14.11.2006 Milli Gazete

[3]  (cha) 

[4] 14.11.2006 Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Orhan YILAN

Orhan YILAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...