YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980a82d3c84e
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 4
Bugün : 24214
Dün : 57744
Bu ay : 81958
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48785271
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

ABD'nin sürekli destek verdiği İsrail'in Lübnan saldırılarının ardından Amerikan Yahudi toplumu arasında İsrail-ABD ilişkileri üzerine hararetli tartışmalar başladı. Ve tarihinde ilk defa Siyonist lobinin kurmayları ve Gizli Dünya Devleti'nin Yahudi patronları ikiye ayrıldı.

İngiliz Financial Times gazetesi, İsrail'in Lübnan'ı yerle bir etmesine izin veren Washington'a kızan Amerika'daki bazı Yahudi çevrelerin, İsrail ile Filistin arasında barışın sağlanması için çalışacak yeni bir Yahudi lobisini örgütlemeye çalıştığını açıkladı. Gazete, "Yeni İsrail Projesi" adı verilen örgütlenmeye, ABD Başkanı George Bush'a karşı çıkışlarıyla tanınan dünyaca ünlü Yahudi asıllı milyarder işadamı George Soros'un da destek vereceğini yazdı. Gazetede yer alan haberde, Amerika'daki Yahudi toplumu içinde, bazı Filistinliler ve Soros'la birlikte barış için lobi faaliyetinde bulunacak yeni bir girişimin başlatıldığı vurgulandı. ABD'deki diğer Yahudi lobilerine alternatif olacak bu grubun, ABD'nin Ortadoğu'da devreye gireceği ve iki devletli bir çözüm için lobi faaliyetlerinde bulunacağı anlatıldı. Yeni yapının, Amerika'daki en etkili lobi kuruluşlarından biri olan Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi'ne (AIPAC) rakip olabileceğini ileri süren Financial Times, ancak yeni oluşumun liderlerinin, şimdilik bunu reddettiğini yazdı. Gazeteye konuşan Yeni İsrail Projesi'nin yöneticilerinden Jeremy Ben-Ami, "Lübnan krizi bu tartışmalara aciliyet getirdi. Tartışmalar, İsrail'in güvenliğinin Filistin krizini barışçıl bir yolla çözmekten geçtiği görüşünü Yahudi toplumuna benimsetme çabasını içeriyor. İsrail'in geleceği ve güvenliği için derin endişe duyuyoruz. Lübnan savaşı, İsrail'in karşı karşıya kaldığı tehlikeyi gösteriyor ve bunun için mümkün olan en kısa zamanda barışa ihtiyaç var." Diyerek dolaylı biçimde Bush yönetimini ve onu destekleyen Yahudileri suçladı. Financial Times, projeye destek verenler arasında ABD Yahudi Kongresi'nden David Elcott, ABD'nin eski dış politika planlamacısı ve Soros'un başkanı olduğu Açık Toplum Enstitüsü yetkililerinden Morton Halperin ve "Barış hemen Şimdi" örgütünün Başkanı Debra DeLee gibi isimlerin yer aldığını kaydetti. İsrail'in Hizbullah'a karşı kullandığı taktikleri eleştiren ve Filistinlilerle siyasi bir çözüme ulaşılmasını isteyen George Soros'un da projeye destek vermesi bekleniyor.

 

ABD-İsrail ilişkilerine yönelik tartışmalar, Chicago Üniversitesi'nden John Mearsheimer ve Harvard Üniversitesi'nden Profesör Stephen Walt'ın mart ayında yayınladıkları "İsrail lobisi" araştırmasında; "İsrail'in Amerika'yı her alanda ablukaya aldığını ve Amerikan yönetimlerinin İsrail'in çıkarına olmayacak hiçbir eyleme imza atamadıklarını" kaydetmeleri üzerine alevlenmişti.[1] Bu Siyonist çetenin ikiye çatlaması ve aralarında ciddi görüş ayrılıklarının başlaması, Deccalizmin (emperyalizmin) yıkılış habercisidir.

Henry Kissinger teklif ediyor: ABD ile İran anlaşsın!?

Bu Siyonistlerin amacı: Milli Görüş merkezli D-8'lere ve Türkiye öncülüğündeki Yeni Bir Dünya projesine karşı, İran'ın Amerikan safına katılmasıdır. Bakınız, Kissinger'in kiralık kalemi Cüneyt Ülsever ne hikmetler yumurtluyor.

"20. yüzyılın 21. yüzyıla emanet ettiği en büyük beyinlerden birisi olduğuna inandığım Henry Kissinger, geçenlerde yaptığı bir kısa konuşmada aynı konuya değindi. Kissinger, ABD-İran çatışmasının bir yere gitmediğini, iki tarafın da denetimi dışında bir sürü patlamalara yol açabileceğini, bundan tüm Ortadoğu devletlerinin zarar görebileceğini, ideoloji ihraç etmeye çalışmak yerine dünyadaki mümtaz yerini almak için çaba sarf edecek bir İran yönetiminin Batı'da kabul görebileceğini söylüyordu.

ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkeler, denetim dışı altüst olacak bir Ortadoğu haritası yerine, bölgede bugünkü yerleşik devletlerin çıkarlarını koruyan bir harita üzerine anlaşabilirler ve bu haritanın karşılığında da İran'ı dünyadaki yerleşik düzenin mümtaz bir temsilcisi olmaya davet edebilirlerdi.

Konuşma sırasında ortaya çıktı ki; Henry Kissinger benzer görüşlerini daha önce yazılı olarak da, benim daha evvel görmediğim bir makalesinde ifade etmişti:

"The Next Steps With Iran: Negotiations Must Go Beyond the Nuclear Thret to Broader Issues" İran'la Atılacak Sonraki Adımlar: Görüşmeler Nükleer Tehditten Daha Geniş Meseleleri Kapsamalı- (Washington Post- 31.08.2006)

İran'ın Ortadoğu'da "emperyal egemenliğinin" sadece bölgede değil, dünyada kabul görmeyeceğinin altını çizdikten sonra bana göre makalenin en can alıcı noktasında Kissinger diyor ki:

"(İran'ın global dünyaya davet edilmesi) şeffaf olarak doğrulanabilir objektif politikalarla anlatılmalıdır. Bir jeopolitik diyalog, nükleer zenginleştirme krizine getirilecek erken bir çözümün yerini tutmaz. Bu iki konu birbirinden ayrı ve ivedilikle ele alınmalıdır. Ancak, (nükleer tehdit ile ilgili) müzakerelerde alınacak sonuçların İran'ın geniş (global) dünyaya kabulü için ilk adım olduğuna dair güçlü duruşun açıkça anlaşılması gerekir."

Ancak, her anlaşma "optimum bir nokta"da karşılıklı anlaşmayı içerir. Ya İran, Batı'yı devrim ihracatı yapmayıp Ortadoğu'da klasik ve Batı ile ortak sürdürülecek bir hegemonyayı kabul ettiğine ikna ederse? O zaman Türkiye'nin bölgede "önemi" ne şekil alır?

Barışsever her ulusalcı, bu ihtimali hesaba katmak zorundadır.

Görünen o ki, ABD'de bazı beyinler bu konuda beyin jimnastiği yapmaya başlamışlar bile.[2]

Wilson'un kakofoni çıkışı neocon Rubin'i çıldırttı? Çünkü Wilson siyonistinin sinsi değil hissi davranıp, Genel Kurmayımızı hedef alması, akıl ve vicdan sahiplerinin gözünü açmaktaydı.

Amerika'da AK Parti karşıtlığıyla bilinen neocon (yeni muhafazakar) Michael Rubin, ABD'li diplomatların Türkiye'deki irtica iddialarını önemsememesine sert tepki gösterdi.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'ın, "Türk medyası ve iç politikasında daima belirli bir kakofoni (kuru gürültü) olduğu" yönündeki açıklaması Rubin'i çileden çıkarttı. Wall Street Journal gazetesinde "Erdoğan'ın Türkiye'si" başlıklı bir yazısı yayınlanan Rubin, Cumhurbaşkanı Sezer ve Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt'ın irtica açıklamalarından yola çıkarak Türkiye'de İslamî rejim tehdidi olduğunu iddia etti. ABD'de liberal eğilimli akademik çevrelerce eleştirilen American Enterprise Institute'un araştırmacısı olan Rubin, Türk siyasetçileri ve yetkililerinin işinin anayasayı savunmak olduğu bir vakitte ABD'li diplomatların Türk endişelerini görmezden geldiğini ve İslamî tehlikeyi hafife aldığını öne sürdü. Rubin, "Yönünü Batı'ya çevirmiş laik Türkiye devleti risk altında." ifadesini kullandı. Michael Rubin, Türkiye'de rejim endişesi olmadığını ifade ederek, "Türkiye, güçlü, istikrarlı ve laik bir demokrasidir." diyen Wilson'un bu görüşünün ABD Dışişleri tarafından da desteklenmesine büyük tepki gösterdi. İmam-hatip, başörtüsü, Suudi sermayenin Türkiye'ye gelişi ve YÖK'le tartışmaları örnek gösteren Rubin, "Demokratlar sistem içinde değişiklik için mücadele ederken, İslamistler rejimi değiştirmeye çalışıyor." iddiasında bulundu. AKP'nin anti-laik hedefleri olduğunu ve bunların iyice belirginleştiğini öne süren ABD'li yazar, Başbakan Erdoğan'ın kendisini AB'ye adamasının hedefinin esasında Türk ordusunun siyaset üzerindeki etkisini kırmak olduğunu savundu. Amerikan yönetimini âdeta göreve çağıran Rubin, "Diplomasi sadece müspet yönleri öne çıkarıp olumsuzlukları görmezden gelmemeli. En azından, ABD'li diplomatlar liberalizm uğruna bu duruma aracı olmamalı." diye yazdı. Aralık 2005'te ABD'ye ziyarette bulunan Org. Büyükanıt'ın AK Parti karşıtlığıyla bilinen American Enterprise Institute'un davetini kabul ederek burada Türk gazetecilerle sohbet toplantısına katılması tartışmalara neden olmuştu.[3]

Bush, Irak'ın Vietnam'a benzediğini kabul etti… Bu ABD'nin insafsızlığının ve iflasının ilanıydı! 

ABD Başkanı George Bush, ilk kez Irak Savaşı ile Vietnam Savaşı arasında benzerlikler olduğunu kabul etti. Beyaz Saray ise Bush'un sözlerini düzeltti. 

ABC News'e bir röportaj veren Bush, Irak ile Vietnam Savaş'ında önemli bir dönüm noktası olan Tet Saldırısı'nın birbirine benzeyip benzemediğinin sorulması üzerine "Doğru olabilir." cevabını verdi. "Irak'ta kesinlikle daha fazla şiddet var." diyen Bush, "direnişçilerin, Irak'tan ayrılmaları için yetecek kadar zarar vermeye çalıştıklarını" savundu. Bush'u düzelten Beyaz Saray sözcüsü Tony Snow ise Irak'ın, 1968 Vietnam'ının tersine dönüm noktasında olmadığını söyledi. Show, "Başkan, Teröristlerin ABD kamuoyunu etkilemek amacıyla medyayı ve olayları kullanmaya çalıştığını söylemek istedi." dedi. 1968 başlarında Vietnam Savaşı'nda yaşanan ve savaşın kaderini değiştiren Tet Saldırısı, ABD'nin Kuzey Vietnamlıları ağır kayıplar verdirerek geri püskürtmesiyle sonuçlanmıştı. Ancak bu saldırının ardından birçok kişi, zaferin "kazanılamaz olduğunu veya çok pahalıya patlayacağını" düşünmeye başlamıştı.[4]

Amerika itiraf etti: Irak'ta küstahça ve aptalca davrandık! 

ABD Başkanı George Bush'un, "Irak da Vietnam" itirafının ardından ABD Dışişleri Bakanlığı'nın üst düzey bir yetkilisinden de Irak'ta başarısızlık itirafı geldi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakındoğu İşleri Bürosu Kamusal Diplomasi Yetkilisi Alberto Fernandez, ülkesinin Irak'ta "aptalca ve kibirlice davrandığı durumlar olduğunu" söyledi.

ABD için son durak: Irak

Her geçen gün daha da derinleşen Irak bataklığından kurtulmaya çalışan ABD, çırpındıkça batmaya devam ediyor. ABD'nin Irak'ta bozguna uğradığı gerçeği, ABD müttefiki ülkeler tarafından da artık yüksek sesle dile getiriliyor.

Kerkük politikası da iflas etti

Öte yandan, Irak'ın geleceği ile ilgili planlarını, Irak direniş gücünün giderek artması dolayısıyla sürekli değiştirmek zorunda kalan ABD, bu kez de Kerkük'ün statüsünün belirleneceği 2007 referandumunun daha ileriki bir tarihe ertelenmesi kararını almak üzere. ABD kongresinin telkiniyle, Irak'taki durumu araştırmak ve makul önerilerde bulunmak üzere kurulan bağımsız Irak Çalışma Grubu'nun raporunda, Irak anayasasında öngörüldüğü gibi 2007 yılı sonundan önce Kerkük'ün geleceğiyle ilgili referandum düzenlenmesinin bölgeyi şiddete boğabileceği kaydedildi.

Independent'de, işgalci kadronun itirafları

Baskı, şiddet tecavüz ve işkence ile yeryüzünde bir korku imparatorluğu kurmaya çalışan ABD'nin Irak politikasının iflas ettiği, ABD'nin yüksek tirajlı gazetelerinden Independent tarafından da manşetten atılan "birer birer gerçekleri söylüyorlar" başlığıyla duyuruldu. Independent gazetesinin dünkü manşet başlığının altında Irak'ın işgalinde rol oynayan, bu işgali savunan ABD'li üst düzey bürokratların isimleri, fotoğrafları ve aradan geçen yıllarda değişen ifadeleri yer alıyor.

İşte Yeni İsrail Projesini destekleyen Bush Karşıtı Siyonistlerin itirafları:

Colin Powell: 2003 yılında Birleşmiş Milletler'e Saddam Hüseyin'in kitle imha silahları olduğunu söyleyen Powell, 2004 Mayıs'ında bu bilgilerin doğru olmadığını itiraf etti.

Paul Bremer: Geçici Irak Yönetimi'nin Başkanı, 2006 yılının Ocak ayında işgalin beklediğinden daha zor geçtiğini belirtip, "Direnişle karşılaşacağımızı göremedik" dedi.

Zalmay Halilzad: Irak Büyükelçisi, genelde izlenen olumlu havaya ters olarak Mart ayında "Pandora'nın kutusunu açtık. Eğer şiddet durmazsa, Afganistan ve Taliban Irak'ın yanında bir hiç olarak kalacak" dedi.

Richard Perle: Savaşın planlayıcılarından birisi olarak görülen Perle, Kasım ayında 'Irak'ta büyük hatalar yapıldığını' söyledi.

Donald Rumsfeld: İstifa eden Amerikan Savunma Bakanı'nın bir iç yazışması bu hafta basına sızdı. Bu notta Rumsfeld "Amerikan birliklerinin Irak'ta yaptıkları bir işe yaramıyor" diyor.

Robert Gates: Savunma Bakanlığı'nın müstakbel ismi Gates, dün Senato'da 'Irak'taki savaşı kazanıyor muyuz?' sorusunu "Hayır" diye yanıtlamıştı.

Bush ve Blair'in kutuları boş

Independent'ın "Birer birer gerçekleri söylüyorlar" manşeti atılan kapak sayfasında iki kutu ise boş bırakılmış. Bu kutulardaki isimler 'Tony Blair' ve 'George Bush'.[5]

ABD Başkanı George Bush, Irak'ın üç özerk bölgeye bölünmesine kesinlikle karşı olduğunu söylüyor, ama İsrail güdümündeki bir Kürdistan için var gücüyle çalışıyor!.

Bush, Amerikan Fox News televizyonuna demecinde, Irak'ta üç özerk bölge kurulması durumunda bunun, hem Sünnileri Şii radikallerle yarışma ortamına sokacağını hem de Kürtlerin Türkiye için sorun yaratacağını kaydederek bu durumda da bölgede şimdikinden çok daha büyük bir karışıklığın çıkacağını belirtti. Bush, Irak Başbakanı Nuri el-Maliki ile dün yaptığı telefon görüşmesine ilişkin Fox News'un sunucusu Bill O'Reilly'ye bilgi verirken önemli açıklamalar yaptı. O'Reilly'nin, Irak'taki sorunun çözümü için ülkenin üç özerk bölgeye bölünmesi ve taraflara petrol verilmesi karşılığında çatışmamalarının istenmesi konusunda ne düşündüğünü sorması üzerine Bush, "Bunun doğru yol olduğunu sanmıyorum. Bu, şiddeti artırır ve durumu daha tehlikeli hale getirir. Başbakan El Maliki de aynı şekilde düşünüyor" dedi. Bush, El Maliki'nin, ülkenin üçe bölünmesine kesinlikle karşı çıktığını ve kendisinin de, tamamen aynı görüşü paylaştığını vurguladı. Federalizmin, yerel yönetimle merkezi hükümet arasında bir görev bölümü niteliği taşıdığını anlatan Bush, "Ancak ülkeyi bölmek ve 'üç özerk bölge olacak' demek; hem Sünnileri, Sünni ülkeleri, Sünni radikalleri Şii radikallerle bir yarışma içine sokar hem de Kürtler, Türkiye ve Suriye için sorun yaratır. Bu da, şimdikinden daha büyük bir karışıklığın çıkması anlamına gelir" diye konuştu. Bush, Irak petrolü konusunda da "Ben, petrolün halka ait oluğuna inanıyorum ve Iraklıların bunu anladığı ölçüde, petrol ülkenin birleştirilmesine yardım eder" dedi. 

Irak'ta "Müslüman Barış Gücü" oluşturulup Yahudi ve Hıristiyan emellerine alet edilecek

Barzani, Washington'da törenlerle karşılandı, Beyaz Saray'da ağırlandı. Başkan Bush, aynı ilgiyi, hatta fazlasını Talabani'ye de göstermişti. Biri Irak'ın, diğeri Kürdistan'ın devlet başkanı…

Bu arada Türkiye, Kuzey Irak'a açılan Habur sınır kapısının karşı tarafına "Kürdistan Bayrağı" çekilmesini protesto ediyor. İyi de, bu yeni değil ki.

1995'te yazmışım "Kürdistan fiili olarak kuruldu" diye.

1995 yılında Habur'dan geçerken pasaportuma "Kürdistan" mührü vurulmuştu.

Ancak Barzani'nin ABD ziyaretinin, Kürdistan meselesiyle alakası yok.

Barzani ABD'ye Irak'a yönelik ABD planları ile ilgili olarak konuşmak için çağrıldı.

ABD Irak'tan artık çıkmak istiyor. Ancak arkasında kaotik bir ortam bırakmak niyetinde değil.

ABD'nin geliştirdiği çözüm ülkedeki ABD ve İngiliz askerlerinin yerine "Müslüman Barış Gücü" yerleştirmek..

Baştan beri ABD'nin aklında olan bu çözüm giderek netleşiyor.

Amerikalılar ve İngilizler gidecek, yerine Türkiye, Mısır, Pakistan askerlerinden oluşan Müslüman Barış Gücü konuşlanacak. Hatta bu güce birkaç Müslüman ülkenin daha asker vermesi planlanıyor ama ağırlık bu üç ülkede olacak. Dahası ABD bu gücün asıl unsurunun Türk askerinden oluşmasından yana. Yani Kürdistan'ı koruma görevi Türk askerine düşüyor!..

ABD'nin bu planının son ABD gezisi sırasında Tayyib Erdoğan'a "çıtlatıldığı", Erdoğan'ın da askerlerle görüştükten sonra "olabilir" mesajı yolladığı konuşuluyor.

Dışişleri'nden bir yetkili, "Bize ulaşmış resmi bir plan yok ama bu konunun çok konuşulduğunu biliyoruz" dedi. Tabii bu resmi bir açıklama değil.

Barzani'nin ABD ziyaretinin ardında bu plan var. Daha önce Irak'ta Türk askeri görmek istemediklerini söyleyen Barzani'ye, Bush'un "Göreceksin şaşırma" demek için Beyaz Saray'a çağırdığı belirtiliyor… [6]

Soros: "Bush görevi bıraksın, servetimden vazgeçerim!" Diyor. Çünkü dünyayı gizlice ve ABD eliyle sömürelim diyen Siyonistlerin safında yer alan Soros, Büyük İsrail hayalcilerini körükleyen Bush'un kendi başlarına bela açacağını düşünüyor!.. 

Dünyaca ünlü Yahudi asıllı spekülatör George Soros, ABD Başkanı George W. Bush'un görevini bırakması durumunda tüm servetinden vazgeçeceğini söylüyor.

Soros, uluslararası terörizmi Bush liderliğindeki Amerikan politikasının ürettiğini belirtti. Amerikan PBS televizyonunda The Charlie Rose Şov'a konuk olan Soros "Age of Fallibility: Consequences of the War on Terror" (Yanılgılar Çağı: Terörizmle Savaşın Sonuçları) adlı son kitabı ve ABD dış politikası hakkında değerlendirmelerde bulundu. "11 Eylül saldırılarından sonra terörizmle mücadele yolumuzu kaybettik." diyen Soros, bunun neticelerinin büyük bir yıkım oluşturmakta olduğunu savundu. Irak savaşının bir hata olduğunu kamuoyunun kabullendiğini öne süren George Soros, Irak'ın işgalinin "masum kurbanlar" ürettiğini öne sürdü. ABD'li milyarder, dünyadaki Amerikan nefretinin arkasında Irak'ın işgalinin önemli rolü olduğunu kaydetti. Terörizmin ana kaynağının işgal ve insanları rencide etme olduğunu dile getiren Bush karşıtı Soros, İsrail'in Gazze Şeridi'ni işgaliyle Hamas'ın; Lübnan'ı işgaliyle de Hizbullah'ın kendini gösterdiğini belirtti. Terörü doğuranın asıl Amerika'nın terörle mücadele politikası olduğuna işaret eden ABD'li milyarder George Soros, "Irak'ı işgal ettiğimiz için Sünni direnişi var, Mehdi ordusu var. Suudi Arabistan'da birlik konuşlandırdığı için El Kaide, ABD'ye sırt çevirdi." diye konuştu. Terörü, Amerikan politikası üretiyor ABD işgallerinden sonra buradaki halkın potansiyel direnişçi ve terörist konumuna düştüğünü savunan Soros, "Bu insanların yüzde 80'i masum. Onları bu hale biz getirdik. Biz orayı işgal edinceye kadar onlar terörist değildi. Oraya girilince kardeşlerinin direnişlerine destek verdiler." şeklinde konuştu. "Bush, görevini bırakırsa servetinizin yüzde 90'ından vazgeçer misiniz?" şeklindeki soruyu Soros şöyle cevaplandırdı: "Yüzde yüzünü. Çünkü bu insanlığa büyük bir hizmet olur. Bush'un yanlış planları nedeniyle dünya kötü yöne gidiyor." Soros'un kişisel malvarlığının 12 milyar dolardan fazla olduğu belirtiliyor.

İsrail Büyükelçisi: "İran'a saldırı hata olur!" demiş… Herhalde sonlarını sezmiş!..

Fatih Altaylı Anlatıyor:

İsrail'in Ankara Büyükelçisi Avivi cuma günü ziyaretime geldi.

Hamas liderinin Türkiye ziyaretine tepkisini sordum.

"Basın abarttı. Bence çok da mühim bir şey değil. Biz sizin kadar tepki göstermedik" dedi. Oysa Metehan Demir'in konuştuğu İsrail Cumhurbaşkanı, Hamas liderinin Türkiye ziyaretinden çok da mutlu olmadıklarını söylemişti.

Şaşırdım. İran'ın nükleer güce sahip olması konusunda "İsrail'den daha çok çevre ülkeler, hatta Avrupa için tehlike" dedi.

"Peki İran vurulmalı mı?" diye sordum. "Hayır vurulmamalı. Çok yanlış olur" dedi ve anlattı: "Zaten isteseniz de vuramazsınız. Irak'taki nükleer reaktörü biz vurmuştuk. Hatırlarsınız… Ama İran Irak değil. Hem vurmak güç, çünkü çok yaygın bir tesisler ağı var, hem de vurmaya gerek yok. İran'ı vurmak çok daha komplike sorunlara yol açar."

"Peki ne yapmak gerek" dedim.

"Uluslararası camia el ele vermeli" dedi. "Birleşmiş Milletler öncülüğünde bir siyasi baskı kurmak gerekiyor. İran'ı siyasi olarak köşeye sıkıştırmak lazım. Gerekirse çok sıkı bir ambargo uygulanmalı. Dayanamayacakları bir uluslararası baskı gerek. Türkiye burada çok önemli" diye anlattı.

"Herkesin nükleer silahı var. İran'ın da olsa ne olur?" dedim.

"İran'ın bu silahı uzağa yollama kapasitesi de var.

Madrid'le Pekin arasında her yere fırlatabilirler. Bu bir risktir" dedi.

"Fırlatacaklarına inanıyor musunuz?" diye ısrar ettim.

"Asıl mesele bölge dengeleridir. İran bu silaha sahip olursa, bölgede herkes ya yapmak, ya da satın almak zorunda kalır. İran nükleer güce sahip olursa, mesela Suudi Arabistan da mutlaka edinir. Nükleer yarış bölgede başlar" dedi. Türk-İsrail ilişkilerine de değindik. "İlişkiler iki yıl önce biraz sallandı. Ama şimdi çok çok iyi. Ticaret hacmimiz tarihin en yüksek düzeyine geldi. Türk firmalar İsrail'de pek çok iş aldı. Bizim Türkiye'den aldığımız işler var. Sorunlu günler geride kaldı" dedi.

"Ya Kuzey Irak. Oradaki faaliyetleriniz rahatsızlık yaratıyor" dedim. "Bizim orada bir faaliyetimiz yok. Bizim orada faaliyetimiz olduğu iddiası tamamen bir Suriye propagandasıdır. Irak'ta Türkiye'nin ve İsrail'in çıkarları ortak. Bölünen bir Irak istikrarsızlık yaratır. Bundan en fazla zararı ise siz ve biz görürüz" diye fikrini belirtti.

"Ama bilim adamlarınız makalelerinde Irak bölünmeli diye yazıyorlar" diye itiraz ettim.

"O onların fikri olabilir. Bizim politikamız değil. Fikirleri de yanlış" dedi. Bu sohbetin en ilginç tarafı Büyükelçi Avivi'nin, kendi Cumhurbaşkanı ile tam ters bir fikre sahip olmasıydı.[7]

Evet, Siyonist çetenin ikiye çatlaması, çok önemli ve tarihi bir olaydır. Şimdi sömürü baronları biri biriyle uğraşmaktadır ve şeytanın şatosu sarsılmaktadır. Bu gelişme, elbette Müslümanların ve mazlumların da işini kolaylaştıracaktır. Çünkü, "Artık Vakit Tamamdır." Ve Allah nurunu tamamlayacaktır!..

İsrail'de, Siyonistler arasındaki anlaşmazlık büyüyor!

İsrail'de, Başbakan Ehud Olmert ile Savunma Bakanı Amir Peretz arasında ipler geriliyor. Savunma Bakanı Amir Peretz'in, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ı telefonla arayarak, Gazze'den atılan Kassam füzelerini durdurması istemiyle iyice su yüzüne çıkan gerginlik, Olmert'in Peretz'i görevden alacağı veya bakanlar kurulunda bir başka göreve kaydıracağı yolundaki iddiaları da gündeme taşırken, Peretz'in yerine atanacak muhtemel isimler de telaffuz ediliyor.

İşçi Partili bakanların bir kısmı, Olmert'in Peretz'i görevden alması halinde hükümetten ayrılacakları tehdidinde bulundu. İsrail Radyosu, Peretz'in savunma bakanlığından istifa etmesi halinde, Ehud Barak'ın İşçi Partisinin muhtemel savunma bakanı adayı olduğunu duyurdu.

Peretz'in savunma bakanlığına atanması yerine, yetkileri genişletilmiş sosyal-ekonomik bir bakanlığı almasını savunanlar da var. Peretz'i istifa etmemesi halinde, Olmert ve Peretz'in, en azından 2007 Mayıs ayında yapılacak İşçi Partisi genel kuruluna kadar birlikte çalışabilecekleri de belirtiliyor. Ekim ayı sonunda İsrail Evimiz Partisi Başkanı, aşırı radikal görüşleriyle bilinen Avigdor Lieberman'ı hükümete Başbakan Yardımcısı ve Stratejik Tehditlerden Sorumlu Bakan olarak katan, İsrail Evimiz Partisinin 11 milletvekili ile Knesset'teki milletvekili desteğini 78'e çıkaran Başbakan Ehud Olmert ise koalisyonunu daha da genişletme peşinde… Olmert'in, halen boş olan sosyal güvenlik bakanlığını, koalisyona katmayı planladığı Birleşmiş Tevrat Yahudiliği partisine verme niyetinde.

Olmert ile İşçi Partisi arasında, Avigdor Lieberman ve partisinin hükümete katılması sırasında da gerginlik olmuş, İşçi Partililer koalisyondan ayrılma tehdidinde bulunmuş, ancak Peretz, koalisyonda kalınması yönünde tavır almıştı. İşçi Partili Bilim, Kültür ve Spor Bakanı Ofir Pines-Paz ise bu katılıma karşı çıkarak, bakanlık görevinden ayrılmıştı.

"Ne barıştan, ne Abbas'tan umudumu keserim"

Peretz ise ismi savunma bakanlığı için geçen eski Başbakan Ehud Barak ile ilgili olarak Yediot Ahronoth gazetesine yaptığı açıklamada, "Barak savunma bakanı mı olmak istiyor? O Lübnan'dan kaçısın mimarıydı" diye kinayeli bir cevap verdi.

İşçi Partisince düzenlenen bir konferansta ise Peretz, Başbakan'la olan anlaşma uyarınca Birleşmiş Tevrat Yahudiliği partisi sosyal güvenlik bakanlığını almazsa, bunu başka bir bakanlıkla değiş tokuş ederek kendilerinin alacağını söyledi.

Peretz, "Size söz veriyorum; gelecek hafta bu makamı Başbakan'dan alacak ve bu koltuğa kimin oturacağına karar vereceğim" dedi. Kendisini hedef alanları da şiddetle eleştiren Savunma Bakanı, "Üstlendiğim yurttaşlık görevine çok önem veriyorum. Eğer sorumsuzca yapılan bir şey varsa, bu da şahsıma karşı içeriden ve dışarıdan yöneltilen eleştirilerdir. Çünkü bunlar ulusumuzun moralini yıpratıyor" diye konuştu.[8]


[1] 25.10.2006 / Zaman

[2] 24.09.2006 / Cüneyt Ülsever / Hürriyet

[3] 21.10.2006 / Zaman

[4] 20.10.2006 / Zaman

[5] Milli Gazete / 09.12.2006

[6] 27.10.2005 / Fatih Altaylı / Sabah

[7] 02.04.2006 / Fatih Altaylı / Hürriyet

[8] Milli Gazete / 25.11.2006

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...