Siyonist Wolfovitz Irak'ın Bölünmesini İstemişti!
1 Mart tezkeresi ABD'yi acıtmaya devam ediyor. Eski ABD Savunma Bakanlığı Müsteşarı Douglas Feith kitabında, "1 Mart tezkeresi geçmiş olsaydı Türkiye yüklü bir mali yardım alacak ve Irak'ın geleceğinde söz sahibi olacaktı" demişti. Milliyet gazetesinden Ahu Özyurt, Washington'dan geçtiği haberde konuyla ilgili şunları kaydetti: "War and Decision" (Savaş ve Karar) adlı kitabında Irak'ın işgali sürecini anlatan Douglas Feith şimdi Georgetown Üniversitesi'nde ders veriyor. 2001-2005 arasında ABD Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı yapan ve bu nedenle Irak'ın işgalinde rol oynayan Douglas Feith, "War and Decision" (Savaş ve Karar) adlı kitabında, Türkiye'nin 1 Mart 2003 tezkeresini geçirmesi halinde yüklü bir mali yardım alacağını iddia etmekteydi.
Savunma Bakanlığı'ndaki görevinden Rumsfeld'le birlikte ayrılan Feith, ABD Başkanı George W. Bush'un Irak'a girmeye hazırlandığı dönemde Türkiye'nin ikna edilmesi sürecini değerlendiren kitabında, "Türkiye'nin 1990-91 Körfez Savaşı'nda gördüğü mali zararı ve Kürt göçünü düşünerek ABD yönetimi büyük bir yardım paketi hazırladı. Türk yetkililer, Irak parçalanır ve Kürtler bağımsızlık ilan eder diye korkuyordu."
Saddam sonrası Irak için Türkiye'ye farklı bir rol düşünüldüğünü belirterek, "ABD yönetimi olarak, onların (Türklerin) stratejik kaygılarını dikkate aldığımızı söyledik ve Saddam sonrası süreçteki yeniden yapılanmada önemli rol oynayacakları sözünü verdik."
"Türkiye'yi ikna sürecinde en önemli rolün eski Ankara Büyükelçisi ve dönemin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Marc Grossman'a düştüğünü kaydeden Feith, "Türkiye'de iktidarda ilk kez seçimle gelmiş İslamcı bir parti olması işimizi kolaylaştırmadı. ABD'ye yakın iktidarların geleneğinden uzaktılar ve kilit görevdeki isimler Meclis'ten yasa geçirmek konusunda tecrübesizlerdi" sözleriyle AKP'nin iktidardaki ilk 4 ayı içinde savaş konusunda yaşadığı sıkıntıyı dile getirdi.
Tezkerenin reddedilmesinin Türk yönetimini de şaşırttığını kaydederek; ABD'nin Türkiye'yi kaybetmesinin sorumluluğunun da dönemin Dışişleri Bakanı Colin Powell'a ait olduğunu: "Powell'ın neden Türk yetkilileri ikna etmek için daha fazla çaba göstermediği merak edildi. Powell, birkaç telefon konuşması yaptı ama hiç Türkiye'ye gitmedi. Prestiji ve etkisiyle Türk milletvekillerini kazanabilirdi" sözleriyle belirtmişti.
Savaşa giden süreçte Saddam'ın muhaliflerini de organize etmek isteyen Paul Wolfovitz'in kuzeyde Kürt, güneyde ise Şii olmak üzere iki bağımsız bölge oluşturulmasını teklif ettiğini kaydeden Douglas Feith, "Kuzey ve güneydeki iki ‘özgür Irak' yönetimi oluşturulacak ve diplomatik tanınma ile Irak'ın önemli maddi varlıkları muhaliflerin eline geçecekti. Petrol kaynakları ABD korumasına alınacak böylelikle rejimin içeriden çökertilmesi sağlanacaktı" dedi.
Türkiye'nin bir dönem lobiciliğini de üstlenen Douglas Feith, Saddam sonrasında kurulacak Irak yönetimi için Japonya ve Almanya örneklerini verdikten sonra Türkiye'yi Arap ülkeleriyle birlikte değerlendirdi. Arap ve Müslüman dünyasındaki demokratik reformların ABD için de yararlı olacağını savunarak: "Geçen yüzyılda Müslümanlar ve Arapların, özellikle de Müslüman Türklerin farklı kültürleri içinde barındıran demokratik bir yapı üretmesi mümkün olmadı. Ama bu yine de imkânsız değil" saptamasıyla Türkiye'nin federatif yapıya geçmesi gerektiğini söylemişti. Evet Yahudi cıfıtı Wolfovitz, İslam coğrafyasını bölmeyi hedefleyen BOP'un senaristlerindendi. 1 Mart tezkeresinin geçmesi halinde Türkiye'ye para verileceği de yalan ve hileydi.
İsrail Dünyanın Başına Bela Kesilmişti
"İsrail dünyanın başına bela, yıkılmaya mahkûmdur" diyen Yahudi Hahamlar Filistin'deki katliamlarını sert bir dille kınayıp, "Biz Siyonist değiliz" diyerek İsrail'i uyardı.
"Siyonizm Karşıtı Yahudiler" hareketinden hahamlar, Katar'ın başkenti Doha'da İslam dünyasının tanınmış düşünürlerinden Yusuf el-Karadavi ile bir araya geldi. İsrail'in yok olması gerektiğini söyleyen Yahudi hahamlar, İsrail'in Filistin'de işlediği katliamları sert bir dille kınadı.
Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Dr. Yusuf el-Karadavi semavi din mensupları olarak Müslümanlarla Yahudiler arasında hiçbir problemin olmadığını, Müslümanların düşmanlığının Yahudi milletine değil emperyalist mütecaviz Siyonist harekete yönelik olduğunu vurguladı.
Doha'daki evinde Siyonizm karşıtı İngiliz hahamları kabul eden el-Karadavi Siyonizm ve İsrail Devleti'nin kurulmasına muhalif olan Yahudi hahamların iştirak ettiği tüm görüşme, panel ve konferanslara katılmaya hazır olduğunu açıkladı.
El Karadavi'yi ziyaret eden haham heyetinde yer alan Aharon Kohen, İsrael Dovid Weis ve Dovid Sholomo Fidelman Tevrat hocaları olup "Notura Carty" yani "Siyonizm karşıtı Yahudiler" cemaatini temsil ediyor. "Rabbani Yahudiler" olarak bilinen bu grup kendilerini siyonist yayılmacılığına karşı Eski Kudüs kentinin koruyucuları olarak kabul ediyor.
Ünlü Arap televizyonu el-Cezire'nin davetlisi olarak Katar'a gelen Yahudi hahamların ceketlerindeki rozetlerde, "Ben Yahudiyim, Siyonist Değil" yazılıydı.
Haham Aharon Kohen, Şeyh el-Karadavi'nin Yahudilerin tarih boyunca İslam devletlerinde hiçbir problemle karşılaşmadığı düşüncesine katıldığını söyleyerek Siyonizmi "yaşı yüz yılı geçmeyen zalim ve mütecaviz siyasi bir hareket" olarak değerlendirdi ve "Tevrat öğretilerine dayanan gerçek Yahudilik Siyonizmin karşısındadır ve onu tanımamaktadır." Bize göre İsrail Devleti'nin varlığı dünya için bir baş belasıdır!" itirafını yaptı.
Haham Weis: İsrail eninde sonunda yok olacak
Haham Dovid Weis ise "başta Amerika ve İngiltere üzere büyük güçler İsrail'in yaptıklarının Siyonist olmayan Yahudi öğretileriyle tamamen çeliştiğini öğrendiği takdirde Arap-İsrail çatışması bir gecede biteceğini" hatırlattı.
"Tevrat gerçekleri ve iki bin yıllık Yahudi tarihi ömrü ne kadar uzarsa uzasın İsrail Devleti'nin sonunda yok olacağına işaret ediyor" diyen Weis İsrail'den çok daha güçlü olan Sovyetler Birliği'nin nasıl parçalandığını anımsattı.
Yahudi Hahamlar Şeyh el-Karadavi'nin semavi din mensupları arasında barış ve dünyada istikrar çağrısını da övdü. El Karadavi daha önce de 2004 yılında Dünya Müslüman Alimler Birliği'nin bir merkezinin de bulunduğu İngiltere'de Siyonizm karşıtı Yahudi hahamlarla bir araya gelmişti.
Irak Ulema Heyeti'nden Arap ülkelerinden çağrı:
İsrail'e Götürülen Iraklı Çocukların Akıbeti Belirsizdi!
Irak'ta işgal karşıtı Müslüman Ulema Heyeti, ülkedeki hasta çocukların ‘tedavi bahanesiyle' İsrail'e götürüldüğünü belirtti. Heyetten yapılan yazılı açıklamada Bağdat Yeşil Bölge'de yer alan Iraklı ve Amerikalılardan oluşan bir Irak Sağlık Yardım Merkezi'nde çalışan doktorun skandalla ilgili bilgiler verdiği bildirildi.
Verilen bilgilere göre bu merkezdeki Iraklı hasta çocuklar Tel Aviv'deki bir hastaneye tedavi amacıyla transfer ediliyor. Heyet, İsrail'in bu çocukları hangi amaçla kabul ettiğini sorguladı. Irak'ta işgalin başladığı günden bu yana yaşanan kriz, insanlık dramı, trajedi, soykırım, vahşet ve katliamlardan İsrail'in sorumlu olduğuna dikkat çeken Ulema Heyeti'nin açıklamasında "Bu sebeple hem işgali başlatan, tetikleyen ve devam etmesi için elinden geleni yapmaktan çekinmeyen İsrail'in herhangi bir şekilde insani hedeflerle bu son skandalı gerçekleştirdiği düşünülemez. Bu mümkün değildir." denildi.
Ulema Heyeti, İsrail'e gönderilen çocuklara sahip çıkmasını istediği Arap ülkelerine çocuk, kadın ve yaşlı insanların tedavileri için hastanelerini Iraklılara açmaları çağrısı yaptı.
ABD'nin Ortadoğu Politikası ve Araçları Nelerdi?
Önce amaçlara bakalım;
1) Irak, Suriye, İran ve Türkiye'yi bölüp küçülterek kendine bağlı, "yerel yönetimler" oluşturmak.
2) Bölgeyi, Batı kapitalizminin bir arka bahçesi haline getirirken enerji ve su kaynaklarının (rezervlerini) denetimini kendi elinde tutmak.
3) Bu denetimi sağlayabilmek için Karadeniz, Doğu Akdeniz, Türk Boğazları, Hazar Denizi ve İran Körfezi'nin kontrolü altında olması gerekiyor. Aksi halde hem Rusya'nın hem de Şanghay İşbirliği Örgütünün yolunu kapatamaz.
ABD'nin bu genel amaçlara ulaşmak için kullandığı araçlar şunlardır;
1) Kürdistan'ın oluşturulması; Kürdistan projesi ABD'nin Ortadoğu hesaplarında bir koçbaşı, bir lokomotif konumundadır.
– Irak, İran, Türkiye ve Suriye içinde gerekli altyapı hazırlığı sürmektedir ve Irak'ın kuzeyindeki kukla devlet tamamlanma aşamasındadır.
– İkinci ayak, Türkiye'nin Güneydoğusunda hazırlanıyor. DTP Meclis'e yerleştirildi. AB süreci içine kilitlenmiş ve kurumsal tepkileri denetim altına alınmış bir Türkiye'ye ihtiyacı vardır.
AKP'nin ABD (ve AB)ye bağımlı olması dış güçlerin elindeki en büyük koz. Onu, içerdeki bölücü odaklar ve kimi sermaye çevreleri izliyorlar.
Kürdistan Batı kapitalizmi (ve emperyalizmi) için Arap ülkelerine, İran, Türkiye, Azerbaycan ve Rusya'ya karşı kullanılabileceği en etkili silahtır. GAP'a karşı PKK'yı kurdurup harekete geçiren Amerika'dır.
2) Fener Patrikhanesi ABD (ve AB) nin ikinci silahları. Patrikhane'nin Vatikan benzeri bir yapıya dönüştürülüp ABD ve AB'nin himayesi altına sokulması Türkiye'den çok Rusya ve Ukrayna'ya yönelik bir stratejidir. Bu ülkelerin nüfuslarının Ortodoks olmaları Fener Patrikhanesi tarafından yönlendirilmelerine olanak sağlayacaktır.
Moskova'nın (Putin'in) Fener'i tanımaması, bu haklı nedene dayanır. Bu konuda Türkiye ile Rusya'nın çıkarları örtüşüp uyuşmaktadır.
3) Sözde Ermeni soykırımı tasarıları sanıldığından çok daha kapsamlıdır. Sınırların değiştirilmek istenmesi Ermeniler için değildir, Büyük İsrail'e hazırlıktır.
– Doğu Karadeniz'in Ermenistan ve Gürcistan bölgesinde geniş kapsamlı bir "ABD-AB etki alanı" oluşturulacaktır.
– 8-10 yıl içinde Ermenistan'ın veya Ermenistan-Gürcistan Federasyonu'nun AB'nin ve NATO'nun üyesi yapılmaları kuvvetle muhtemeldir. Böylelikle Doğu Karadeniz, Güney Kafkasya, kapitalizmin askeri, iktisadi ve siyasi denetimi altına sokulmuş olacaktır.
– Kürdistan-Ermenistan-Gürcistan hattı bu bölgede bütünleştirilmeye çalışılmaktadır.
Böylelikle, "Kürt-Sünni ve Hıristiyan hattı" Doğu Karadeniz, Güney Kafkasya, Körfez, Doğu Akdeniz ve İstanbul dörtgeninde tamamlanacaktır.
4) NATO, ABD'nin Ortadoğu politikasındaki askeri ve siyasi araç konumundadır. Afganistan'da, Irak'ta, Lübnan'da ve Türkiye'de (İncirlik) fiilen çalışır durumdadır. Bulgaristan ve Romanya NATO'ya sokularak Batı Karadeniz denetim altına alınmıştır.
Türkiye'nin NATO içindeki konumu, "Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal stratejik çıkarları ile keskin bir biçimde çatışmayı başlatmış bulunuyor. "TSK'den 2002-2008 döneminde yapılan kimi açıklamalar, bu çelişkiyi net olarak vurgulamaktadır.
5) Türkiye'nin AB ile bağlandığı tek yanlı süreç, ABD'nin Ortadoğu politikasındaki temel taşlardan bir tanesidir. ABD, "Türkiye'yi AB'nin bekleme odasında bağlı tutarak", Kürdistan, Ermenistan, Patrikhane projelerini yürütmekte kolaylık sağlamaktadır.
– 1993'ten itibaren Avrupa Parlamentosu başta olmak üzere AB kurumlarının bu üç konuda aldığı kararlar incelendiğinde, "Hepsinin de ABD'nin Ortadoğu politikalarına katkı sağladıkları" anlaşılacaktır.
– Öte yandan, ABD'ye bağımlı AKP hükümeti de, "AB süreci kullanılarak", Washington'un Ortadoğu politikaları doğrultusunda yönlendirilip yararlanılmaktadır.
Kıbrıs'ta, sınır ötesi operasyonlarda, Barzani'nin tanınmasında ve Güneydoğu belediyeleri üzerinde AB süreci ve politikaları başarıyla kullanılmıştır.
– Vakıflarla ilgili yeni düzenlemeler de Lozan'ın zeminini bozarak Türkiye'nin çözüştürülmesini hızlandıracaktır.
Şefik Soyuyüce'nin GAP anısı
Bir parantez açıp GAP'a gidelim: 26 Ocak 2008'de Ankara'da verdiğim konferans sonrasında Şefik Soyuyüce ile sohbet ettik. 1954 yılında Harp Akademileri'nde yüzbaşı olarak eğitim görüyormuş ve bir proje hazırlamış. Bu proje Dicle ve Fırat nehirlerinin ilerideki stratejik önemlerini vurguluyormuş. Suyun bölgede, petrol kadar önemli olacağı savunulmuş.
Bu proje önce Genelkurmay Başkanlığı'na gitmiş. Genelkurmay raporu Başbakanlığa göndermiş. Oradan da, "gereği için" Su İşleri Genel Müdürlüğü'ne gitmiş. Burada Şefik Soyuyüce'nin Dicle ve Fırat için hazırladığı rapor, Güneydoğu Anadolu Projesi yani GAP adını almış.
Bu kurumda da Süleyman Demirel'in bulunduğunu biliyoruz. Meğer Süleyman Bey'in "GAP'ı gaptırmam" diye dayatmasının arkasında bu varmış. Ama projenin esas sahibi, onu akıl eden insan Şefik Soyuyüce, bunu da bu arada duyurmuş olalım…
Göz göre göre…
Yukarıda sıraladığım gelişmeler ve gerçekler yalnız bizim kaynaklarımızdan değil ABD ve Avrupa kaynaklarınca da doğrulanıyor. Buna rağmen Türkiye'de gösterilmesi gereken toplumsal ve kurumsal tepkiler yeterince oluşamıyor.
Muhalefet partileri yetersiz kalıyor
Bürokrasi tepki veremiyor.
Diğer etkili kurumlar sessiz duruyor.
Türkiye'nin elinde potansiyel olarak olanaklar bulunmasına karşın, "bu olanaklar özellikle kullanılmıyor". Çünkü yönetimler, ABD ve AB'ye endekslenmiş bulunuyor.
BOP'nin engellenmesi için: "Batı'nın dayatmalarını, Avrasya ile dengeleyecek yönetimleri iktidara getirmek zorundayız.
"Aksi halde Türkiye Cumhuriyeti, BOP içinde eritilmiş olacak. Bu gerçeğin artık herkes tarafından görülmesi gerekiyor."[1]
Amerika'nın Beyrut utancı ve yenilgisi!
Amerika adına bir utanç daha yaşanıyor. Şii Militanlar; kornalar çalıp, zafer işaretleri yapıp, ciplerinin camlarından silahlarıyla sarkıp, Lübnan'ın İsrail ve ABD kuklası hükümetini kaybettiği savaşı kutluyor. Gerçekten de kukla hükümet savaşı kaybetmiş bulunuyor. Ulusal ordu sadece katliamları önlemek için sokaklarda dolaşıyor. İran yanlısı Hizbullah'ının gizli telefon şebekesini yok etmek ve Hizbullah'ı silahsızlandırmak şöyle dursun, Fuat Sinyora Kabinesi'nin yapabildiği tek şey, tıpkı yeşil hattaki Irak hükümeti gibi, eski Türk sarayında oturarak şiddeti kınamak oluyor…
Lübnan ordusu Hizbullah'ın barikatlarını seyrediyor ve hiçbir şey yapamıyor. Tahran'la Washington savaşında, şimdilik de olsa, İran kazanmış görünüyor. Sinyora hükümetinin Amerika destekçisi Durzi lider, Velid Canbolat Batı Beyrut'taki evinde esir tutuluyor. Aynı şey öldürülen başbakan Refik Hariri'nin oğlu Saad Hariri için de geçerli. Koreitem semtindeki sarayında, polis ve askerlerin koruduğu Hariri, Hizbullah'ın onayı olmadan kıpırdayamıyor.
Hamas, Filistin hükümetinin bir parçası olduğunda Batı reddetmişti. Ama sonunda Hamas Gazze'nin hakimi oldu. Hizbullah Lübnan hükümetinin bir parçası olunca Amerikalılar reddetti. Şimdi Hizbullah Batı Beyrut'un hakimi oldu. Hizbullah sözcüsü, Seyyid Hasan Nasrallah, bunun Lübnan için "yeni bir dönem" olduğunu söylüyor.
Bu bir iç savaş değildi. Darbe (Coup d'etat) de değildi. Bu Ortadoğu'da Amerika'ya karşı yürütülen savaşın bir parçası idi. Evet Amerika, artık kaybediyor!..
Hizbullah Beyrut'u Aldı, ABD Lübnan'ı Kaybetti
Tam da Türkiye'nin Suriye-İsrail arasında arabuluculuk yaptığı, Golan tepelerinin Suriye'ye iadesinin tartışıldığı döneme denk gelen kriz için ilginç bir yorum daha var: İran'a yönelen tehdit Lübnan'a kaydırılıyor. İki yıl önce de aynı iddia gündeme gelmiş, Tahran ve Hizbullah'ın İran'a yaklaşan tehdidi Lübnan'a kaydırdıkları öne sürülmüştü.
Bugünkü durum, "büyük bir hesaplaşmanın yaşanmasından önceki son yoklama" olarak tanımlanıyor. İsrail eski istihbarat şefi Aharon Zeevi Farkash; "Batı ve Arap dünyasının Lübnan'daki üç yıllık çabası boşa gitti" derken, son savaştan sonra uluslararası müdahalenin iflasını ilan ediyor. Ona göre Lübnan'da Hizbullah'ın bileğini bükecek bir güç yok. Eğer öyleyse ciddi bir tavır değişikliği olacak, bu da savaş anlamına geliyor.
Lübnan, çokuluslu bir oyunun kurbanı olacak gibi. İran ile ABD arasındaki mücadelenin kurbanı… ABD orayı bir garnizon ülkeye çevirmek için silah yığınağına artırırken İran ve Suriye ise savunma hattını Lübnan'dan başlatıyor.
Bu tablo için şu anki tespitler şöyle: ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi bu sefer Lübnan'da çöktü. ABD karşıtı savaşı yürütenler önemli bir mevzi kazandı. Bu ABD için büyük bir utançtır. Aynı yöntemi Filistin'de de deniyorlar. Mahmud Abbas üzerinden Hamas'ı ezmeye çalışıyorlar. Benzer bir hezimeti Gazze'de de yaşayabilirler.
18 din ve mezhebi barındıran bu karmaşık ülke üzerindeki oyun bölgesel aktörlerle uluslararası gücün çekişmesinden başka bir şey değil. Kriz bu şekilde ilerlerse Lübnan'da beklenen büyük çatışma başlayacak. Hizbullah gerçekten de iki ateş arasında kalabilir. Batı, bazı Arap ülkeleri ve İsrail, Lübnan'a karşı büyük bir operasyona başlayabilir. Şüphesiz bu müdahalenin hedefi Hizbullah'la sınırlı olmayacak. Doğrudan İran ve Suriye'yi vurmaya odaklanacak. Yarın ne olur bilemeyiz ama şu an itibariyle ABD ve müttefikleri Lübnan'da büyük bir hezimet yaşıyor."
[1] Prof. Erol Manisalı / Jeopolitik

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…