(Ahmet Akgül Hocamızın son konferans notları)
Peşinen, samimi bir inancımı ve kanaatimi belirterek başlıyorum: Türkiye merkezli adil ve asil bir dünya değişimi ve yeni bir medeniyet devrimi oldukça yakındır! Tabii ve tarihi şartları ve talihli fırsatları Türkiye'yi buna mecbur bırakmaktadır.
Ama şu anda Türkiye, tarihinin en karanlık tehlike ve tuzaklarıyla boğuşmaktadır.
Devlet çatırdamakta, Din ılımlaştırılıp Emperyalizmin hizmetine sokulmakta, milli birlik bağları koparılmakta, ekonomi iflas noktasında, ahlaki yapı giderek yozlaşmakta, aile yıkılmakta, açların ve muhtaçların sayısı on milyonları aşmaktadır. Bütün stratejik kurumlarımız, fabrikalarımız, bankalarımız, limanlarımız, maden ocaklarımız yabancılarca yağmalanmış ve ülke toprakları parsel parsel satılmaya başlanmıştır.
Kısaca, Atatürk'ün Nutku'nun 1. cildinin 1. konusu olarak anlattığı, Kurtuluş Savaşı öncesi ülke manzarasıyla bugünkü Türkiye manzarası aynıdır!
Madem böyle olacaktı da, biz şanlı Çanakkale Direnişi ve Milli Mücadeleyi niye yaptık? dedirtecek talihsiz olaylar yaşanmaktadır.
Ekonomi IMF'nin, dış politika ABD'nin, iç politika AB'nin, bölgesel politika İsrail'in keyfine bırakılmıştır.
Ahlaki yozlaşma ürkütüyor ve toplum çıldırıyor!
– Erzurum'da bir lise öğrencisi, 3 yıl boyunca akrabaları ve okul hademesinin tecavüzüne uğradı.
– Adana'da tanımadığı üç kişi tarafından zorla bir otomobile bindirilip ormanlık alanda uyuşturucu hap içirilerek dirençsiz hale getirilen B.B.'ye sırayla tecavüz edilip sonra da vücudu jiletle keserek, kollarında ve bacaklarında sigara söndürerek işkence yapıldı.
– Boşanan anne babanın bakmak istemediği ve İstanbul'daki bir yuvaya yerleştirdiği 12 yaşındaki kız çocuğuna, yuvaya 100 metre uzaklıktaki bir kuaför dükkânında tecavüz eden iki esnaf yakalandı!.
– Adana'da 5 yaşındaki kız çocuğu, tecavüze uğradıktan sonra boğularak atıldı.
– İtalyan sanatçı Pippa Bacca, Gebze yolunda tecavüze uğradı. Barış mesajı vermek amacıyla çıktığı yolda, hırsızlık suçundan sabıkalı M.K. tarafından tecavüz edilen Bacca, daha sonra öldürülerek toprağa gömüldüğü anlaşıldı.
– 30 bin YTL'lik borcunu kapatamadığı için ekmek ve soğan alamayan baba 11 ve 14 yaşındaki kızlarını mahalle bakkalına sattı.
– Ensest (aile içi cinsi) taciz ve tecavüzlerde ürkütücü bir artış yaşanmaktaydı. Amca, dayı, baba ve dedelerin öz kızlarına ve torunlarına yönelik ahlaksız yaklaşımları artık sıradan bir olay halini almıştı. Hatta bu konuları gündeme taşıyan Tv programları güya yeriyor ve halkı uyarıyor görüntüsü ile bir nevi reklamını yapmaktaydı. Bütün bunlar Darwinist düşüncenin, maneviyatsız eğitimin, soysuz ve sorumsuz tv dizilerinin ve porno internetçiliğinin doğal sonuçları ve sosyal yaralarıydı. Evet, Erbakan hocanın kutlu milli görüş davasını, niye "önce ahlak ve maneviyat" diye başlattığı ve bütün şer güçlerin ve işbirlikçi hainlerin niye O'na karşı topyekün savaş açtıkları şimdi daha iyi anlaşılmaktaydı.
Bütün bu olumsuz ve onursuz gidişatın temel ve gizli nedenlerinden birisini hemen söyleyelim: Türkiye'yi Türkler yönetmiyor!.. Beyaz Türkler, Efendi Türkler yönetiyor!.
Biz insanları kökenleri ve kültürlerinden dolayı yargılayacak bağnazlıktan uzağız!.. Ama hıyanetlere karşı da dikkatli olmalıyız.
Atatürk "Ne mutlu Türklere!" dememiş, ya "Ne Mutlu Türküm Diyene!" buyurmuştur. Yani aslı Çerkez, Arnavut, Boşnak, Pomak, Rum, Ermeni ve Yahudi de olsa, kendisini Türkiye'nin ve Türklerin bir parçası gören, bu milletin ve devletin yararlarına sevinen, zararlarına üzülen kimseleri övmüştür.
Ama Türkiye'yi, İsrail ordusunda askerlik yapan Zeyno Baranlar yönetiyor!
Bazen insan, şaşkınlıktan "hadi be" diyor.
Mesela Hürriyet'in uluslararası muhabiri(!) Defne Barak'ın İsrail Başbakanlarından Ehud Barak'ın öz be öz yeğeni olduğunu öğrendiğimizde "hadi be!" demiştik.
Sonra; yıllarca Türkiye ekonomisini idare eden Devlet eski Bakanı G.T'nin öz amcasının Robert T…. adıyla Amerikan ordusunda subay olduğunu öğrendiğimizde de "Hadi be" demiştik.
Geçen gün Amerika'yı yakından tanıyan ve internet portalları dahil olmak üzere Amerika'daki tartışmaları yakından takip eden bir büyüğümüzden Zeyno'nun İsrail ordusunda 5 ay boyunca askerlik yaptığı iddiasını duyunca yine "hadi be" demekten kendimizi alamadık. O da Amerika'daki Türklerin rağbet ettiği bir tartışma formunda okumuş. Anlayacağınız Türkiye'de olmasa bile Amerika'da yaşayan Türkler arasında son dönemin en hit dedikodusu bu.
Bu arada Zeyno dediğimiz, Zeyno Baran. Zafer Mutlu'nun üvey kızı. Bir dönem Kemal Derviş'in Dünya Bankası'ndaki ekibi arasında yer almıştı.
Amerikan dış politikasında etkili Washington merkezli, "Think Thank" kuruluşlarının, en muteber isimlerinden biri.
Amerika'da ilk olarak Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi, CSIS'da, Türkiye ve Kafkasya uzmanı olarak çalıştı. İlginçtir 1998 yılında CSIS'ta iken Gürcistan programını(!) O kurdu. (Bölgenin en önemli enerji koridoru üzerinde yer alan Gürcistan O günden sonra kendine gelemedi.)
2006 yılından bu yana Neocon'ların kontrolündeki Hudson Enstitü'de çalışıyor.
Türkiye O'nu en son; "2007 yılında Türkiye'de darbe olma ihtimali yüzde 50" açıklamasıyla tanıdı. Darbe olmadı ama bu açıklamadan çok kısa bir süre sonra darbe gibi 27 Nisan muhtırası geldi!
Zeyno Baran bir süre önce Yahudi asıllı ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Matthew Byzra ile evlenmişti.
Asıl sorunlar saklanıyor, vatandaş ucuz kahramanlıklarla oyalanıyor!
Hatırlarsınız, uyanık Kayserili vatandaş, kalede Bizans bayrağı görünce celallenmişti!..
Bayrağın üzerinde haç var ya, bunlar da uyanık, hemen anlamışlardı Hıristiyan bayrağı olduğunu.
Gel gelelim aynı uyanık vatandaş, "Avrupa Birliği'ne evet" deyip Meclis'in tamamı AKP'si CHP'si MHP'siyle, Haçlı Hıristiyan hizmetkârlığıyla doldurmuştu..
Çünkü Avrupa Birliği bayrağında haç yok, anlayamıyor uyanık Kayserili onun Hıristiyan bayrağı olduğunu.
Ama AB bayrağındaki 12 yıldızın İsa'nın 12 havarisini temsil ettiğini bilmiyordu.
Hem de yalancıktan birkaç saatliğine Kayseri Kalesine değil, ilelebet Türkiye'nin üzerine gerçekten asılacak Hıristiyan bayrağına "evet" dediğini anlayamıyordu.
Ve hemşehrileri Abdullah Gül'ün ABD tavsiyesiyle Ermenistan'a koşmasına ses çıkarmıyordu!.
Solcu ve sağcı sahtekârlar, kendi uydurdukları bir Kemalizm'in peşindedir.
Oysa, Atatürk, müspet ilimle, aklıselimle ve yüksek vicdani kanaatiyle; mü'min bir kimsedir:
"Ey Millet, Allah birdir. Şanı yücedir. Allah'ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz efendimiz hazretleri, Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kur'an'daki mânası açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uygun düşmektedir." (7 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir'deki Paşa Camiinde verdiği Hutbe, Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C.2 S.93)
"Hz. Muhammed; O Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinden bugün milyonlarca insan yürüyor. Herkesin adı silinir, fakat O sonsuza kadar ölümsüzdür." (1926 yılında ise Ali Rıza Ünal isimli yakınına, Hz. Muhammed hakkındaki görüşü, Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri, S 135)
"Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, cilt 3 S.30)
"Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete sahiptir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, cilt 2 S.66)
"Büyük bir inkılap yaratan Hazreti Muhammed'e karşı beslenilen sevgi, ancak Onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir" (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, sayı 100, S. 4)
"Camilerin mukaddes minberleri halkın ruhî, ahlâkî gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyinlere hitap edilmekle; Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur. (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt 1, S.225)
"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in (SAV) gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Muhammed'i (SAV) örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler." (Nedim Senbai, Atatürk, A.Ü. Dil, Tarih, Coğrafya Yay., S 102, 1979)
Bu tarihi ve tabii gerçeklere rağmen, sağcı masonik ırkçılıklarına veya solcu ulusalcılıklarına Atatürkçülük kılıfı geçirmeye ve Onu istismar etmeye yeltenen öyle sahtekârlar türemiştir ki, Mustafa Kemal mezarından kalkıp gelse ve yukarıdaki kanaatlerini bizzat söylese, Ona:
"Bu dediklerin gereksiz ve geçersizdir, hatta gericiliktir!.. Atatürkçülüğü bizden öğrenmeniz gerekir.. Bu küflenmiş kafayı terk etmezsen haddin bildirilecektir!." diye küstahça hücum edeceklerdir.
Zaten Atatürk'ün vasiyetnamesi de bu konuları içermektedir:
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusu ve 1. Cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Atatürk'ün sağlığında, Eski Türkçe olarak kaleme aldığı, bilinen fakat eksik açıklanan vasiyetnamesinin devamı olan ölümünden 50 yıl sonra açılmasını istediği, Türk Milletini, Türk-İslam Alemini, Vatikan'ı ve dolayısıyla Tüm Beşeriyeti (İnsanlık Alemini) ilgilendiren, gizli bir vasiyetnamesi vardır.
Atatürk ve İslam Dünyası
Mustafa Kemal'in "Hilafet" düşüncesi de, kendi sınırları, üniter yapıları ve milli konum ve sorumlulukları korunan Müslüman ülkelerin oluşturacağı bir organizenin başındaki otorite anlamındadır. Yoksa, hiçbir etkinliği ve yetkinliği bulunmayan sembolik bir "hilafet" kurumunun yararsızlığının, hatta istismara yönelik zararlarının farkındadır. Bu nedenle, sonunda birtakım konjonktürel baskılar ve stratejik geri adımlarla hilafet kaldırılıp, bütün yetki ve sorumlulukları Büyük Millet meclisine aktarılmıştır.
"Hilâfeti muhafaza edeceğiz. Şu şartla ki, Büyük Millet Meclisi ve millet, hilafetin dayanacağı bir mesnet ve kuvvet olacaktır."
"…Bütün İslâm aleminin gerçek kurtuluşuna kadar varlığını korumayı görev bildiğimiz hilâfet makamı Türkiye Devleti'nin ne istiklâli, ne idaresi ve ne de hakimiyeti ile zıtlık teşkil etmez. Bu makam ve bu makamda oturan kişinin varlığı, sebebiyet verilmedikçe sakıncaların kaynağı olarak düşünülemez. Fakat şurası kesinlikle bilinmelidir ki, herhangi bir makam ve şahıs tarafından bu sakınca doğurulduğu gün orada teori biter, pratik ve uygulama başlar." (18. 01. 1923, İzmit Konuşması)
Ama aynı Atatürk, o günkü şartlarda dış tahrik ve tertiplere fırsat vermemek için, Hilafeti Meclisin uhdesine alıp kaldırırken, Ortodoks ve Ermeni kiliselerin Patrikhanelerinin ve Yahudi hahambaşılık müessesesinin de mutlaka kaldırılması gerektiğini özellikle vurgulamıştır. Ama İslam düşmanlığını Atatürkçülük kisvesiyle kusanlar, bugün, Patrikhanelere ve hahambaşılık müessesesine ve Vatikan'daki Papa Hazretlerine saygıyla sahip çıkarken, "hilafet" veya "İslam Birliği" kavramlarını duyunca anırmaya başlamaktadır.
İşte Atatürk'ün bu yöndeki kanaatleri:
"Hilafetle beraber Türkiye'de mevcut olan Ortodoks ve Ermeni kiliseleri, patrikhaneleri ve Musevi hahamhanelerinin ortadan kaldırılması lazımdır. Hilafet ve bu muhtelif patrikhaneler asırlardan beri ruhani yetkilerinin sınırları dışında çok büyük ayrıcalıklar aldılar. Halkın anlayışına dayanarak bahşedilen hukuk dışı ayrıcalıklar ile cumhuriyet idaresinin uygulanması mümkün değildir…" (04. 05. 1924, New York Herald Tribune Muhabirine Demeç) demiştir.
Kurtuluş Savaşında manevi önderler
Şeyh Senusi 1918 yılında Sultan Vahdettin'in daveti üzerine bir denizaltıyla İstanbul'a gelmiştir.
Bir müddet sonra, böyle sarayda oturmanın ne manevi sorumluluğa, ne de senusi adabına yaraşmayacağını anlayarak bir yolunu bulup Anadolu'ya Mustafa Kemal Paşa'nın yanına geçmiştir. Son İslâm toprağının düşman çizmesiyle çiğnenmemesi için tebliğ cihadına girişmiştir. Hatta bunu Sultan Vahdettin'in teklif ve tavsiye ettiği de söylenmektedir.
Mehmet Akif Ersoy'u yanına alıp Cami Cami dolaşarak halkı aydınlatmış Mustafa Kemal Paşa'ya ve Milli Mücadeleye katılmış bir tarikat şeyhidir.
Mustafa Kemal Paşa Trablusgarp cephesinden tanıdığı bu. değerli din adamını Heyeti Temsiliye Başkanı seçtirmiştir.
İstiklal savaşının kazanılmasında gerçek âlimlerle birlikte çok çaba sarf eden Senusi bir gün rüyasında "Peygamberimizin Mustafa Kemal'e sağ elini vererek destek olduğunu görmüş bu rüyayı gittiği her yerde anlatarak M. Kemal Paşa'ya manevi destek vermiştir.[1]
İşte o rüya;
"Şeyh Senusi Hazretleri bir gece Peygamber Efendimizi rüyasında görmüş ve koşup elini öpmek istiyor. Peygamberimiz ise kendine sol elini uzatıyor. Buna şaşıran ve mahzun olan Şeyh Senusi Hz. Peygamber'e hitaben;
– Ya Resullullah Niçin Sağ Elinizi Vermediniz? diye yakınıyor ve
– Sağ Elimi Ankara'da Mustafa Kemal'e Uzattım" cevabını alıyor!"[2]
Kuvayi Milliye hareketine de destek veren Şeyh Ahmet Senusi 15 Kasım 1920'de Ankara'ya gelerek Anadolu'da vereceği vaazlara başladı. Tüm İslâm ülkelerini Anadolu hareketini desteklemeye çağırdı.
Mustafa Kemal Atatürk meclisin açılışında Senusi'nin onuruna bir davet verdi ve onu şöyle takdim edip tanıttı.
"Bütün Alem-i İslâm'ın hürmet ve muhabbetini hakkıyla kazanmış olan bu tarikatı onun mümtaz mümessilini, riyasetinde bulunduğum TBMM namına hürmetle selamlar ve kendisine davamıza gösterdikleri necip alaka ve bizi bu yolda mücadeleye devam hususunda teşviklerinden dolayı minnetle anarız."
Ahmet eş-Şerif Senusi 1920'de bir beyanname yayınladı.
Bu beyanname çok önemlidir, işte beyanname;
"İslâmî farzların" namazdan sonra en önemlisi cihat görevidir. Hüküm-kuvvet sahibi TBMM çeşitli, düşmanlara karşı müdafaada bulunup İslâm mülkünü istiladan kurtardığından meşruiyeti her türlü şüphenin üstündedir. Bütün hukuk ve görevler Meclis'indir. Millet Meclisinin başkanlığında bulunan Mustafa Kemal Paşa hazretlerinin bu millî ve dinî mücadelelerini İslâmî ölçü ile destekleyip adı geçen kişinin ve meclisin oluşturduğu Kur'an'a ve dayanışmaya uygun olan bu usûl dışında bir görüş yürütülmesi İslâm'a aykırıdır ve büyük bir vebaldir.[3]
Mustafa kemal'in hem Filistin'de bir İsrail Devleti kurulmasına ve Mescid-i Aksa'nın ve Kudüs'ün Müslümanların elinden çıkmasına, hem de İngiliz Masonlarınca desteklenen Vehhabi Suudi Yönetiminin Hz. Peygamber Efendimizin, Medine'deki mübarek makamının yıkılması hesaplarına karşı "Gerekirse bunları önlemek üzere Türk ordusunu üzerinize göndermekten ve kanımızı dökmekten sakınmayacağız!" uyarılarında bulunması (Bak. Gazete Vatan Can Ataklı 9.8.2008)
Ve maalesef her nedense, Masonların yuvalandığı dışişleri arşivlerinden böylesi tarihi belgelerin çıkarılıp toplumdan saklanması da, bu konudaki kanaatlerimizi güçlendirmektedir.
Kemalizm ile Atatürkçülük farklıdır
· Devamlı ve kasıtlı olarak aynı şey gibi gösterilmeye çalışılsa da, aslında Atatürkçülük ve Kemalizm, birbirinden çok farklı, ayrı ve hatta aykırı kavramlardır.
· Atatürkçülük; her bakımdan tam bağımsızlığı, milli ve yerli kalarak kalkınmayı temel alırken, Kemalizm, başta ABD olmak üzere, Batı emperyalizmine sığınmanın ve kapitalizme kapılmanın adıdır.
· Kemalizm; Atatürk'ten sonra, CHP milletvekili ve sözde profesör Yahudi Avram Galanti gibilerce uydurulup, İsmet İnönü eliyle uygulatılmış ve Mustafa Kemal'in devamı ve davası gibi gösterilip Onun aziz hatırasından intikam kastıyla hazırlanmış bir "karşı devrim" sahtekârlığıdır.
· Zaten İsmet İnönü, ne siyasi olarak ne de askeri olarak, hiçbir zaman bağımsız ve kararlı bir başkan ve komutan olabilecek kabiliyet ve karakteri kazanamamış, liderliğe değil, emirberliğe yatkın bir şahıstır. İşte Kemalizm, Atatürk'ün şaibeli ölümünden sonra, gizli sabataist cunta ve Mason Localarınca, Mustafa Kemal tarafından yönetimden ve yetkilerinden uzaklaştırılmasının ve dışlanmışlığın intikam hırsıyla yanıp tutuşan İsmet İnönü'yü "2. adam" rolüyle başa geçirerek, uygulayacakları despotizmin ve din tahribinin suçunu Atatürk'ün üstüne yıkma planı ve palavrasıdır.
· Atatürk'ün ismini duvarlardan indiren, resmini paralardan sildiren, Ona bir mezar yerini bile çok görüp yıllarca Etnografya Müzesinin küflü mahzenlerinde bekleten ve bütün devlet kadrolarını değiştirip hıyanetleri sebebiyle Atatürk'ün kovduklarını, hatta yurtdışından getirtip en önemli ve stratejik noktalara yerleştiren İsmet İnönü'nün ve Atatürk'ün kapattığı kahpe ve mel'un Mason sürüsünün Kemalistliği; Atatürk'ü dejenere etmenin ve milli hedeflerini değiştirmenin jelatinli kılıfıdır.
· Kemalizm; Laikliği yanlış tanımlayıp yozlaştırarak iki yönlü din düşmanlığı yapmıştır.
1- İnönü'nün CHP'si bir yandan dini ve manevi hayatı tamamen dışlamış, İslami olan her şeye saldırıp savaş açmıştır. Böylece, Atatürk'ün konjonktür gereği zahiren ve mecburen kabul ettiği, ama sürekli ertelediği ve ayakları yere basınca tam aksine hareketlere giriştiği (Örneğin Filistin'de bir İsrail devleti kurulmasına ve Vahhabilerin Hz. Peygamberimizin kabrini yıkmasına karşı, İslam gayretiyle cesaretli ve etkili tepkileri "Lozan'ın Türk Milletinin İslamiyet'ten tamamen koparılmasına yönelik gizli anlaşma maddelerini", İnönü tatbikata başlamıştır.
2- Bu din tahribatını ve dindar halkımıza her türlü baskı ve barbarlığı acımasızca yürüten Kemalistler, bir yandan da, İslami kavram ve kurumların içini boşaltmak, Hıristiyan kafalı Müslümanlar oluşturmak ve bugünkü ılımlı İslamcılığın temellerini atmak üzere tamamen istismar ve suistimal amaçlı İmam Hatip Kursları ve İlahiyat okulları açmaya çalışmıştır.
· Atatürk, İslam Dinini; hurafe ve bidatlardan ve koflaşmış kurumlardan kurtarma, ruhsuz şekilcilik ve taklitçilik hastalığını kurutma, toplumu yaygın cehalet ve meskenet tuzağından çıkarıp müspet bilime ve imani bilince ulaştırma gayreti yürütürken, İsmet İnönü ve Kemalistler tam tersine, kabuk ve yamuk din anlayışını destekleyip, İslam'ın özünü çürütme ve kökünü kurutma gayesi gütmüşlerdir.
Peki Türkiye merkezli büyük değişimin nasıl gerçekleşmesi bekleniyor?.
Geçen şöyle bir rüya görüyorum:
1. Amerika sarsılan prestijini kurtarmak ve aykırı sesleri susturmak üzere, Körfezden, İncirlikten, ve Kerkük'teki yeni üstünden uçaklar ve füzelerle ve İsrail'le birlikte İran'a saldırıyordu.
2. AKP iktidarı Irak'ta olduğu gibi ABD'nin bu İran cinayetine de ortak oluyor, toplumda ve tabanında bir nefret dalgası oluşuyordu.
3. Rusya, Çin, Pakistan ve İran ABD'ye karşı cephe açıp harekete geçiyor.
4. bu gelişmeler üzerine zaten krizdeki küresel ekonomi iyice düşüyor ve bundan en çokta maalesef Türkiye etkileniyordu.
5. halkın yoğun tepkisi ve iktidarın çaresizliği ve beceriksizliği üzerine Cumhurbaşkanı Anayasal görevi hükümeti ve meclisi feshedip Milli Görüş hükümeti kuruluyordu.
6. Türkiye üslerini artık ABD'ye kullandırmayacağını açıklıyor ve Anti empertalist cepheyi destekliyordu.
7. Bu arada Amerika'nın yıllarca ezdiği ve sömürdüğü Almanya ve Japonya, 2. Dünya Savaşının intikam hırsıyla bu yeni cepheye katılıyor. AB de ABD desteğini çekiyordu.
8. Amerika İran'da kesin bir hezimete uğratılıyor, tüm Ortadoğu, Asya, Afrika, Güney Amerika ve Avrupa'daki üslerini ve işgal bölgelerini terk edip çıkmaya mecbur kalıyor ve NATO dağılıyordu.
9. İsrail çıbanı deşiliyor. Siyonist ve saldırgan merkezler hizaya getiriliyordu.
10. başından beri bu gelişmeleri yönlendiren Milli Türkiye Merkezli, Adil ve Asil yeni bir dönemin evrensel kurum kuruluşları ilan ediliyordu!.
Evet rüyamda bunların 2008'de gerçekleşeceği söyleniyordu!..
Ve Hz. Mevlana: "Bu müjdenin hayaline inci, mercan hediye edilir; ama gerçeğine ise ancak can verilir" diyordu.
[1] Bak. Hayrettin Yücesoy Senusilik- Sufi bir ihya hareketi
[2] Bak. Avni Altıner Her Yönüyle Atatürk sh:154
[3] Hilafet ve milli Hakimiyet s. 240

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…