Amerika'daki başkanlık seçimi sonuçlarının ülke ve dünya dengelerini derinden etkileyeceği, hatta değiştireceği kanaatleri, tamamen boş beklentilerdir ve ABD'nin "tek ve yenilmez süper güç" imajını devam ettirmeye yöneliktir. Çünkü ABD'yi başkanlar değil, Yahudi Lobileri yönetmektedir. Ancak son birkaç dönemdir, Yahudi Lobileri kendi başkan adaylarını seçtirmekten acizdir. Amerika'da Siyonizm karşıtı organize bir oluşum giderek güçlenmektedir.
Artı, Türkiye menşeli milli ve insani bir merkezin dünya dengelerindeki etkinlik ve yetkinliği, ehlince daha çok sezilir ve sözü dinlenir hale gelmiştir.
Buraya kadar anlatmaya çalıştıklarımızı özetlersek:
1- ABD "tek süper güç" özelliğini çoktan yitirmiştir.
2- ABD'yi başkanlar, bakanlar, hatta senato ve kongre değil; Yahudi Lobilerin güdümündeki teşkilatlar ve bürokratlar yönetmektedir.
3- Ancak Siyonist odaklar eski güçlerini artık yitirmiş ve Amerika önemli ölçüde yerli ve milli mahfillerin güdümüne geçmiştir.
4- Bu yeni "mahfil"lerle Türkiye merkezli insani cephenin, çoğu kez danışıklı dövüş şeklinde, çok ince ayarlı ve mevcut dünya düzenini değiştirmeye programlı bir ilişki içerisinde hareket ettiği hissedilmektedir.
5- Yani Amerika'da başkanlık seçimlerinde kimin galip geleceği değil, seçilen kişinin hangi merkezlerce ve hangi istikamette yönlendirileceği önemlidir.
Siyonist merkezle, insani cepheyi kısaca kıyaslayacak olursak;
a) Siyonist merkezin; klasik, konvansiyonel ve nükleer silah konusundaki korkunç ve ezici üstünlüğüne karşılık,
İnsani cephenin, bütün bunları etkisiz ve geçersiz kılacak, yeni ve orijinal teknoloji harikaları vardır ve kullanılmaya hazırdır.
b) Siyonist Merkezin tüm dünyada yaygın ve saygın, müthiş ve masonik organizeli "kalifiye insan" potansiyeline karşılık,
İnsani cephenin, yine dünya çapında inanç ve ideal sahibi, samimi ve şerefli; sayıca az ama etkin, özgül ağırlığı yüksek ve seçkin bir kadrosu bulunmaktadır.
c) Siyonist merkez; finans gücüne, faizci bankacılık sistemine sahipken,
İnsani cephe, stratejik madde ve maden üretimini, tabii gıda ve tarım sektörünü ve enerji potansiyelini elinde tutmaktadır.
d) Siyonist merkezin, genellikle bilim adamlarını, medya patronlarını, sivil toplum kuruluşlarını ve think-thank uzmanlarını avucunda tutmasına karşılık,
İnsani cephe, beş-altı asırda ancak çıkabilen bir süper beyne ve siyaset dahisine sahip olmanın şansını ve avantajını taşımaktadır.
Velhasıl, birisi Şeytanın ve Şeddatların şebekesi; bizimkisi ise Hakkın ve Rahmanın mümessili konumundadır.
Yahudileri üç ana sınıfa ayırmak gerekir:
1- "Bütün insanlığı köleleştirmek ve dünyaya hakimiyet" gibi siyonist saplantıları; şeytani hile ve hıyanet hesapları bulunmayan samimi ve insani kesimdir. Böylelerine karşı hiçbir ön yargımız ve rahatsızlığımız söz konusu değildir.
2- Irkçı emperyalist ve Siyonist fikirli; kendilerini seçilmiş has insan, başkalarını ise adam suretli hayvan görecek kadar kibirli şeytani bir taifedir.
Bunlarda da şu anda ikiye ayrılmış vaziyettedir:
a) Bir kesimi: Kudüs merkezli, arz-ı Mev'ud hedefli, Talmut (saptırılmış Tevrat ve Firavun yasaları) endeksli dünya hakimiyeti gayesini ve Büyük Orta Doğu Projesini mutlaka ve pek yakında gerçekleştirmek, bunun için her yola baş vurarak İran ve Türkiye gibi engel ülkeleri hizaya getirmek gerektiğini savunan, FANATİK ve SİVRİ Siyonistlerdir.
b) Diğer kesimi ise:
"Bu saldırgan tavır, başta Müslümanlar olmak üzere tüm insanlığı aleyhimize kışkırtmakta, İsrail ve Yahudi'lere karşı büyük bir nefret dalgası oluşturmaktadır. Oysa zaten ABD ve AB bizim kontrolümüzdedir. BM, NATO, IMF gibi evrensel kurumlar bizim güdümümüzdedir. Ekonomik, kültürel, diplomatik ve psikolojik kuvvet ve hakimiyet bizim elimizdedir. Bu nedenle, Arz-ı Mev'ud hayalleri ve Büyük İsrail projeleri için; demokrasi ve özgürlük yaftalı mevcut sömürme ve sindirme düzenimizi riske atmak gereksizdir, hatta intihar gibidir" diyen sinsi ve STATÜKO takipçisi Yahudileridir.
Kanaatimizce bu iki Siyonist kesimden en tehlikeli ve alt edilmesi gereken ekip, sinsi ve statüko takipçisi mahfillerdir.
Çünkü bunların stratejisinin yürütülmesi, vahşi kapitalizmin ve Siyonist sermaye hakimiyetinin devam etmesi anlamına gelir.
Ama sivri ve saldırgan Siyonistlerin projeleri devreye girmesi, bu bağlamda örneğin İran'ın nükleer tesislerine bir saldırı düzenlenmesi ise; Rusya, Çin, Pakistan ve İran'ın anti emperyalist bir cephe oluşturmalarına hız vereceğini, Türkiye'nin de bir şekilde bu oluşumu destekleyeceğini ve ABD'nin Orta Doğudan büyük bir hezimetle çekileceğini ve sonunda İsrail'in hizaya getirilip yeni bir medeniyet devriminin gerçekleşeceğini netice verecektir.
İşte bu nedenlerle, Amerika'daki asıl sinsi ve tehlikeli Siyonistler Hüseyin Barack Obama'yı aday göstermiş ve desteklemişlerdir. Ve Obama'ya "ABD'nin Irak'tan çekileceğini, İran'a saldırmak bir tarafa, hatta Ahmedi Nejat'la masaya oturup görüşebileceğini" söyletmişlerdir.
Peki acaba bunu yapabilecekler midir?.
Hüseyin Barack Obama'nın Müslüman geçmişini ve siyahi kökenini istismar ederek, yani bir nevi İslam'a ve zenci topluma sığınmaya mecburiyet hissederek Onu destekleyen ve seçtiren sinsi ve statüko temsilcisi Siyonistler, dünyadaki insani cephenin çok ince ve derin bir stratejiyle, Barack Obama'yı ileride kendileri yönlendirmek ve değerlendirmek üzere, bir olta yemi olarak, dolaylı biçimde statükocu Yahudi mahfillerin gündemine getirip getirmediklerini bilmekte midir?
Evet, Amerika'da devlet projeleri "derin mutfakta" pişirilmekte, başkanların etkisi ve yetkisi ise "şef garson" olmaktan öteye geçmemektedir. Ne var ki Amerika'da "Siyonist derin devletin" yanında, artık bir de "yerli ve insani derin devlet" faaliyettedir ve etkindir. Dahası, bu yeni derin merkez, sivri ve fanatik Yahudileri de, kendi yanlarına çekmiş vaziyettedir.
Ve bu arada, George Bush'un 21. Ocak tarihine kadar resmi ve yetkili başkan kalacağı gerçeği de, göz ardı edilmemelidir. Hatta iki kademeli başkanlık seçimlerinde, eyaletlerin belirlediği delegelerin (seçiciler heyetinin) büyük çoğunluğu "Demokrat"tır, ama Cumhuriyetçi adaya oy verme ihtimali bile gündemdedir. Elbette bu bir sürpriz beklentidir, ama ihtimal dahilindedir.
Kaldı ki; Obama'ın kazandırılması, koca koca yorumcu ve yazarların iddia atiği gibi, ne dünyadaki kötü gidişin düzeltilmesi ve ne de Amerika'da ki dengelerin değiştirilmesi için öyle tarihi bir fırsat falan değil; bize göre gayet sıradan bir hadiseden ibarettir. Ne var ki, Obama eliyle ve pansuman tedbirlerle ABD halkının ve insanlığın gazını alıp Siyonist sömürü saltanatlarını yürütmeye çalışan şeytani merkezler, insani cephenin bu gelişmeyi ve Hüseyin Barack Obama imgesini, ne tür bir değişim ve dönüşümün fitilini ateşleme malzemesi yapıldığını fark ettiklerinde, her halde kahırlarından felç geçireceklerdir.
Obama'nın, genel sekreterliği sicilli bir Siyonist teröristin oğluna verilmiştir
Obama, Beyaz Saray'ın ‘bekçiliğine' Filistinlileri katleden çete üyesi teröristin oğlu bir siyonisti getirerek ayarını ve amacını ortaya koyuyor.
ABD'nin ilk siyah başkanı olara tarihe geçen Kenya asıllı, Yahudi analı Barack Obama'nın baş danışmanlığına ve Beyaz Saray Genel Sekreterliğine İsrailli Rahm Emanuel getiriliyor. Rahm Emanuel'in babası, siyonist çetelerin Osmanlı ordusuna karşı girdikleri çatışmalarda Etzel adlı bir terörist örgütün üyesi. Bu örgütün 1948'den önce Filistinlilere düzenlenen saldırılarda bir çok katliama imza attığı biliniyor.
Beyaz Saray genel sekreteri, başkana en yakın danışmanlardan sayılıyor. Tüm Beyaz Saray personeli, başkanın gündemi, Oval Ofis'e kimin girip girmeyeceği bundan soruluyor. Emanuel'in, Obama'nın teklifi ile bu göreve gelmesi, ülkesi İsrail'de bayram coşkusuyla karşılanıyor.
İsrail: "Beyaz Saraydaki adamımız"!
İsrail'in etkin gazetelerinden Maariv, Obama'nın genel sekreterliğine getirilen Emanuel için ‘Beyaz Saray'daki adamımız' başlığını atıyor. Wynet adlı internet sitesi ise, Emmanuel'in akrabalarından birinin, "Obama'nın İsrail'e duyduğu dostluktan emin olmasaydı onun danışmanlık teklifini kesinlikle kabul etmezdi" şeklindeki sözlerini aktarıyor. Aynı internet sitesinin Şikoga'da faaliyet gösteren Yahudi Federasyonu başkanı Michael Kosign'le yaptığı röportajda Emmanuel'in İsrail'e son derece bağlı birisi olduğunu, çocuklarını İsrail'i desteklemek için düzenlenen bütün faaliyetlere çağırdığını, söz konusu toplantılarda yaptığı konuşmalarda İsrail'i ateşli bir şekilde desteklediğini söylüyor.
Siyonist baba katliamcı İrgun militanı!
Gazeteler, Emmanuel ailesinin tarihini ve geçmişini okuyucularına aktarırken; babası Benyamin'in İsrail pasaportu taşıdığını, siyonist çetelerin İngiliz ordusuna karşı girdikleri (danışıklı dövüş) çatışmalarda Etzel adlı bir terörist örgüte üye olduğunu kaydediyor. (Asıl amacın, güya Filistin'i Osmanlılardan koparan İngiliz askerlerini kovarak, İsrail'i kurmak olduğunu herkes biliyor. Ve zaten İngilizler de bu senaryoda figüranlık yapıyor) 1948 yılında İsrail'in kuruluşundan önce de bu örgütün Filistinlilere karşı saldırılarda bulunduğu ve meşhur Deir Yasin katliamını düzenleyenin de bu örgüt olduğu belirtiliyor.
Haaretz gazetesi, Benyamin'in 60'lı yıllarda ailesiyle birlikte ABD'nin Şikago kentine giderek burada ikamet ettiğini, ancak ailenin İsrail'e bağlılığını devam ettirdiğini, Emmanuel'in 1991 yılındaki Körfez Savaşı'ndan önce İsrail ordusuna bağlı askerlik bürolarına adını yazdırarak askere gitme talebini ilettiğini hatırlatıyor.
Baba Emanuel, 1931-48 yılları arasında Filistin'e saldırılar düzenleyen Siyonist militan grup ‘İrgun'un üyesi oluyor. İrgun'un bugünkü siyasi uzantısı ise sağcı parti Likud oluyor. Oğlunun göreve getirilmesiyle ilgili mutluluğunu dile getiren Emmanuel, yaptığı açıklamada: "Halen yaşamakta olduklarından mutluluk duyduğum ebeveynimin ABD'nin ilk Afrika kökenli Başkanı'nın beni bu göreve atadığını görmelerinden dolayı çok sevinçliyim." diyor.
İşte sevgili İbrahim Karagül, hayran olunacak bir feraset ve harika bir münasebetle; Erbakan Hoca'nın yıllar önce kullandığı ve Siyonist odaklarda panik başlattığı şu sözlerini yazısına başlık yapmıştı:
Dengelerin değişmesi ve dünyanın dönüşmesi kaçınılmazdır.
"Yüzyılın ekonomik kriziyle yüzleşmeye doğru sürüklenen, kendisiyle birlikte bütün dünyayı sarsan ABD'de, "panik yapmayalım ama gıda stoklamaya başlasak iyi olacak" açıklamalarıyla birlikte marketler, ABD tarihinde ilk kez gıda satışlarına sınırlama koymaya başladı. Hipermarketler zinciri Wal Mart'ın müşterilerinin alabileceği pirinç miktarını sınırlandırması tüm dünyada yankı yaptı. Avrupa basını bu durumu; "küresel gıda krize ABD'ye ulaştı" şeklinde tanımladı. Demek ki gıda krizi, sadece geri kalmış ülkelerde değil, endüstrileşmiş ülkelerde de kendini hissettirecek.
Mortgage kriziyle başlayan, finansal sistemi çöküşün eşiğine getiren, siyasi ve sosyal depremlere yol açacağından korkulan ekonomik krizden çıkışı sadece finans devlerini kurtarmak olarak algılayanlar dünyayı daha beter hale getirecek gibi.
Bugün sadece finans ve gıdada kendini hissettiren, yarın üretim sektörünü de vurması beklenen krizin, tüketimin üretimi geçtiği bir dünyaya faturası ne olacak?
İşte bu aşamada, gelişmiş ekonomiler için kabus senaryoları çizilirken, bu durumun küresel düzeyde büyük bir dönüşümü beraberinde getireceği, Batı'nın tek yanlı üstünlüğünü içeren düzenin sonuna gelindiği, insanlığın yeni bir tarihsel bir kırılmaya tanık olabileceği belirtiliyor.
Peki büyük dönüşüm kanlı mı olacak kansız mı?
Bu sözü ilk kez Necmettin Erbakan söylemişti. Yanlış anlaşıldı, tersinden anlaşıldı. Ve sözün bedeli çok ağır ödetildi. Aynı söz, şimdi dünya için söyleniyor. Dünya bu büyük değişimin, kanlı mı kansız mı olacağını tartışıyor. Ve aynen bu cümlelerle tartışıyor.
Ekonomik ve siyasi buhrandan çıkışın tek yolu, küresel bir konsensus oluşturmak… İnsanlığın ortak geleceği için ortak hareket etmek. Yeni bir dünyayı birlikte kurmak. Bu tür çağrılar yapılıyor artık. ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere, Hindistan, Almanya, Japonya, Brezilya ve iki Afrika ülkesinin temsil edileceği yeni bir sistem inşası isteniyor mesela. (Dikkat ederseniz İslam dünyası yine burada yok.) 1945'te kurulan sistemin sonunun geldiği vurgulanıyor. Bu siyasi arayış. Yeni bir ekonomik düzenin, finans sisteminin kurulması isteniyor.
Ancak maalesef, insanlığı büyük yıkıma sürükleyecek olayların işaretlerinin belirginleştiği dönemde bile çatışma, rekabet, güç mücadelesi ve hegemonik arzular baskın çıkıyor.
"Ekonomik, siyasi değişim… Tarihsel rollerin değişimi…" yaklaşıyor!?
Daha şimdiden bütün bunların kanlı olacağının dramatik örneklerini yaşamaya başladık. Batı, kendisi dışında hiçbir bölgenin mesela Asya'nın yükselişini kaldıramıyor, hazmetmiyor. Bedeli ne olursa olsun tarihsel üstünlüğünü garantiye almak amacıyla yeryüzünün her bölgesine müdahale ediyor. Türkiye ve bölge ülkelerine bu yüzden bütün enerjileriyle çıkarma yapıyorlar. Gündelik ittifak ilişkilerinin ötesinde yapısal, uzun vadeli projeler uyguluyorlar.
Onlar tarihin sonunu çoktan ilan etmişlerdi. Büyük bir kibirle ve açgözlülükle insanlığın son noktaya ulaştığını, bu son noktanın da kendi zaferleri olduğunu ilan etmişlerdi. Ancak şimdi çok büyük bir sorunla yüzleşiyorlar. Hiç istemedikleri, beklemedikleri, inanmadıkları bir tükenişle… Tarihin sonunu ilan ettiler ama yepyeni bir tarih başlıyor. Bu kırılma anı, bazıları için tarihin sonunu bazıları içinse yepyeni bir başlangıcı ifade ediyor.
Değişimin kanlı olacağını görmeye başladık. Çok sancılı olacağını da….[1]
Independent: Asıl saldırgan Obama'dır
Yerlisi, yabancısı bütün medya ABD Başkanlık seçimini Barack Obama'nın kazanacağında hemfikir. Aynı zamanda Amerikan politikalarında "değişim" yaşanacağında da. Bu gerçek mi? Yanıtı The Independent'ta 26 Ekim'de yazdığı makaleyle Alexander Cockburn (Aleksandır Kokbörn) veriyor:
"Obama silahlı kuvvetlerin asker sayısını 90 bin artırmayı istiyor. Afganistan'daki savaşı tırmandırmayı, ABD'nin Usame bin Ladin'i öldürmek üzere girişeceği tek taraflı bir harekâtı önlemesi halinde Pakistan topraklarına saldırmayı ve yeni bir uluslararası istihbarat ve eylem altyapısı yaratarak 100 ülkede terörle savaşı yürütmeyi öneriyor. Bunun Bush'un 20 Eylül 2001 'de söylediklerinden ne farkı var?
"Obama kazanırsa bunun ülke dışındaki ilk sonuçları kaba ve yeni bir emperyal güç gösterisi olacak… Obama İran konusunda da McCain'den çok daha şahin bir tutum içinde.
"Obama bankacıların ve Wall Street'in petrol şirketlerinin, kömür şirketlerinin, nükleer lobinin, büyük tarım birliklerinin karşısında diz çöküyor. Pentagon müteahhitlerinin gözünde McCain'den daha popüler." (Aktaran Radikal, 27 Ekim 2008)
Yardımcısı Joe Biden'ın konuşmaları da yukarıdaki bilgileri doğruluyor. Biden seçilirlerse "2009'un ilk altı ayında uluslararası bir krizle sınanacaklarını" bildiriyor ve şöyle diyor: "Size bu krizin nereden kaynaklanabileceğine dair en az dört beş senaryo çizebilirim. Ortadoğu'dan çıkabilir. Hint Alt kıtası'ndan çıkabilir. Petrol denizinde yüzdükleri için yeniden şımarmış olan Rusya'dan çıkabilir." (Ceyda Karan, Radikal, 27 Ekim 2008)
Obama'nın yardımcısı Yahudi Biden şunları söylüyor:
"Kaide orada yaşıyor. Orada. Bu gerçek. Bizler Irak'taki kötü politikaya o kadar çok odaklandık ki, gerçek sorunu göremiyoruz. CIA'mız bin Ladinin hayatta ve iyi olduğuna işaret ediyor. Pakistan ile Afganistan arasındaki dağlarda. Taliban geri dönüyor. Nükleer silah elde edip İsrail'i ve bizi tehdit eden İran'ı boşuna konuşuyoruz. Oysa Pakistan hâlihazırda nükleer silahlarla dolu ve bunlar şu gün İsrail'i de vurabilir, Akdeniz'i de, Hint Okyanusu'nu da…"
Barack Obama'nın gizlenen yanı
ABD'nin 44. Başkanı, Barack Hüseyin Obama Kenyalı bir siyahi babanın ve Amerika'nın Kansas Eyaleti'nden beyaz bir annenin oğlu olup, babasının ayrılışından sonra annesinin ailesi tarafından büyütülüp, eğitilmiştir. Aile güçlü bir eğitime çok önem vermiştir.
Barack Obama'nın annesinin Kansas'lı bir beyaz olduğu özellikle gündeme getirilmemiştir. Bu beyaz annenin dini ise daha bir özenle gizlenmiştir. Size bir ipucu: Yahudilerin, babasından ziyade, annesi Yahudi olanları kendilerinden saydıkları bilinmektedir.
Barack Obama'nın beyaz annesinin siyah babasından ayrılması ve Obama'nın anne tarafınca ciddi ve masraflı yetişme sürecine tabi tutulması ise ayrı bir hikâyedir. Seçim kampanyasına kadar "Hüseyin" ismi unutturulan Obama'nın çocukluktan beri içine gömdüğü baba hasreti, Ona kitap yazdıracak kadar derindir.
Obama'nın yazmış olduğu kitap babasına aittir. Onun Afrika'dan Amerika'ya gelişi, renginin ve kendi kontrolünde olmayan faktörlerin onun önüne yığdığı güçlükleri konu eden "Babamın Hayalleri", (Dreams from my Father) kendisine umulmadık bir şöhret ve servet kazandırmıştır. Orada bile Obama'nın ana teması "ümit, inanç ve fırsatları, imkânları doğru değerlendirme" olmuştur.
2004 yılında Boston'da yapılan Demoktrat Parti kongresinde Obama'nın yaptığı konuşma herkesi büyülemiştir. Barack Obama'nın siyaset sahnesinde birden bire bir yıldız gibi parladığı gün, o kongre günü olmuş ve bu olaydan birkaç ay sonra da İllionis (Illinoy olarak okunur) eyaletinden senatör olarak Washington'a gitmiştir.
Martin Luther King gibi büyük siyahi liderlerden beri yıllardır, "I have a dream!" (Benim, bir rüyam ve hayalim var) diyerek gayret eden ve son 48 yıldır "We shall overcome" (Elbet galip geleceğiz) diyerek ümit meşalesini söndürmeyenlerin vicdan ve hayallerini yakalayan Obama, "The day is today for the American Dream to come true" yani ;"Gün, bugündür. Büyük Amerikan hayalinin gelişmesi ve gerçekleşmesi sizin elinizdedir" diyerek, nüfusun yüzde 52'sini arkasına alarak çok büyük bir zafer kazanmış görünmektedir. Demoktrat Parti hem Senato ve hem de Kongre'de çoğunluğu ele geçirmiştir. Fakat ne hikmetse hiç kimse, Siyonist Yahudi Lobileriyle ilişkilerinden bahsetmemektedir.
Amerika'nın en güçlü lobilerinin başında Yahudi lobileri gelmekte olup, ABD dış politikasında çok etken bir rol oynamaktadır. Dünyada ABD'den en çok yardım, destek, bağış ve gönüllü hizmet almayı Yahudi lobisi sayesinde İsrail gerçekleştirmeyi başarmaktadır. Bu lobiler masraftan kaçınmazlar. Her partide de sempatizanları olabilecek senatör ve kongre üyelerini seçtirmeye gayret eder ve genelde de çok başarılı olurlar.
Diğer bir grup, özellikle Boston ve Kaliforniya'da çok etkili ve faal olan Ermeni lobisidir. 1900'lerin başından beri yılmadan, bıkmadan Türkler ve Türk asıllı bütün devletler aleyhine çalışmakta ve misyoner kuruluşlardan büyük destek görmektedirler. Bunlar sık sık Yunan ve Rum lobisi ile de işbirliği yaparak güçlü bir cephe geliştirirler. Son yıllarda Yahudi lobisinin de bu Ermeni ve Rum lobisiyle yakın işbirliği yaptığı görülmektedir.
Yahudi güdümlü güçlü diğer lobiler arasında petrol şirketleri ile büyük silah ve savaş malzemesi üreticileri lobileri fevkalade güçlü, zengin ve etkili lobiler olup, mutlaka dikkate alınmalıdır. İlaç ve tütün-sigara lobileri de mutlaka sayılması gerekenlerdendir. Bunların tümünün ABD'nin özellikle dış ülkelerde ve diğer kıtalardaki politikalarını çok yakından izlediği, hatta yönlendirmeye çalıştığı bilinen bir gerçektir.
1- Obama da aynı yoldan geçmiş ve pekçok söz vermiştir. Mesela mutlaka Ermenilere, "sözde soykırım" iddialarının (kendisine gösterilen bazı dokümanlar ışığında) kongreden geçirileceğine dair yazılı olarak söz vermiştir.
2-Yunanlılara ve Rumlara, Kıbrıs'ta birleşmiş ve Yunan idaresinde bir ada görmek istediğini ifade etmiştir.
3- Filistin ve İsrail'e o topraklarda iki devlet olması gerektiğini ve Kudüs'ün de her iki devlet tarafından başkent olarak kullanılması gerektiğini söylemiştir.
4- Hindistan'a ise alt kıtadaki ana problemin Keşmir problemi olduğunu ve Müslümanlara çok haksızlık yapıldığını ifade etmiştir. Keşmir'deki haksızlıkların uluslararası mücadelenin o bölgede odaklanmasına sebep olduğunu belirtmiştir.
5- Irak'tan bir an önce çekilmek gerektiğini savunmuştur. Bu örnekler seçim propagandası sırasında oluşan fikir ve söylemlerden bazılarını meydana getirmekte ve olayın ne kadar karmaşık olduğunu gözler önüne sermektedir.
Bunların sonucunda, tabii olarak, mesela Türkiye, Obama'nın hareket ve kararlarını merakla izlemekte, iş başına geçince gerçeğin farklı olduğunu idrak etmesini ummaktadır.
Diğer taraftan mesela, Irak'ta nelerin olacağı belli değildir. Obama, "16 ay içinde tamamen çekilmeyi" düşünmektedir ama hem merkezi Irak hükümeti (kukla hükümet) hem de Kuzey Irak'taki gruplar Amerikalıların henüz ayrılmasını istememekte ve en az 20 yıl daha kalmasını arzu ettiklerini dile getirmektedirler. Buna silah – petrol lobilerinin gücü ve diğer lobi istekleri de katılınca, Obama'nın kendi karar ve isteklerinin kaçta kaçını gerçekleştireceği büyük bir merak konusudur. Lobilerin ve dış etkilerin ağırlığı ile ABD'nin çıkarlarının ağırlığı dikkatle ölçülmelidir.
a) İsrail söylenenlerden asla memnun değildir ve bunu sözle ve medya ile de belli etmiştir, zira onların Kudüs'ü paylaşmak gibi bir projeleri bulunmamaktadır.
b) Hindistan mutsuz olmuştur; zira şimdiye kadar kimse Keşmir konusunda böylesine net tavır koymamıştır. Siyonist güdümlü Obama, Pakistan-Hindistan arasını iyice bozmak ve savaştırmak amacındadır.
c) Kafkaslarda ne olacağı meçhuldür. Bush gibi pervasızca NATO genişleme projesine devam mı edecektir? Yoksa Avrupa devletlerinin tavsiyelerine kulak verilerek, daha temkinli adımlar mı atılacaktır? Bu olaylar tekrar bizi dış politikaya bakmaya zorlamaktadır.
d) Ekonomik alanda ABD'ye en büyük rakip Çin'dir. Enerji kaynakları için ise Rusya, Orta Asya Türki Cumhuriyetleri ve İran Amerika'nın karşısındadır.
e) Kafkasya olayları sebebi ile Amerika'nın Rusya ile bir ‘bilek güreşi' yaptığı bilinmektedir. Bu çekişme hangi yönde gelişir, henüz bu belli değildir. Diğer taraftan İran'la Bush dönemi sürekli bir çekişme, tehdit ve ‘savaş tamtamlarının çalınması' içinde geçti. Yeni şartlar altında Obama'nın daha akıllıca bir yol bulması ve uygulaması neredeyse imkânsızdır.
6- Afganistan bütün bu problemlerin ortasında ‘saatli bir bomba' gibi oturmaktadır. Keza, Irak'taki istikrarsızlık ve işgal, Ortadoğu için infilak etmeye hazır bir bomba gibi sürüp gitmektedir. Bütün bu yerlerde yeni bir şeylerin yapılması ve kötü gidişatın mutlaka durdurulması gerekmektedir, ama acaba İsrail ve Yahudi lobisi ile silah ve petrol lobileri buna izin verecek midir? Daha muhafazakâr ve Cumhuriyetçi gruplar yeni metod ve uygulamaları benimseyebilecekler midir?[2] soruları hala yanıtsızdır.
Ve işte laik ve demokratik Amerika'nın Tarikatçı başkan adayları
Dinlerin manevî boyutunu öne çıkaran tarikatların dünya üzerindeki mevcudiyeti ve etkinliği devam ediyor.
Tarikat denilince her ne kadar akla Türkiye örneği gelse de, başımızı biraz kaldırıp dünyaya doğru çevirdiğimizde, bilhassa Hıristiyan ve Yahudilik inancına mensup olanların son derece etkili bir biçimde kendi tarikatlarını güçlendirmeye, kendi inançlarını yaymaya çalıştıkları görülüyor. Evanjelizm bir tarikat olduğu gibi Siyonizm de benzer kötü emellere hizmet eden ve karşılarına İslâm'ı alan birer din yorumu, yani tarikat oluyor. Arkasında rahip desteği olmayan kimseler Amerika'da delege bile seçilemiyor. Kaldı ki, başkan adaylarının en muteber destekçisi yine rahiplerden oluşuyor.
Amerikan başkanlarının güçlü bir tarikat desteğine ihtiyaç hissetmesi, bu destekle devletini yönetmesi, bilhassa bu desteğin Amerikan dış politikasında belirleyici rol üstlenmesi üzerine düşünmek gerekiyor.
Son günlerini yaşayan başkan Bush'un seçilmesinde ve dış politikasını şekillendirmesinde önemli katkısı olan Evanjelist'ler bu seçimlerde de sözlerini dinleyecek bir başkana ihtiyaç duyuyor.
Rahipler ve tarikatlar Amerikan siyasetinde söz sahibi olmak, Amerikan politikalarına yön verebilmek için son derece net bir biçimde başkan adaylarına desteklerini ve dualarını açıklayıp duruyor.
Evanjelist rahiplerden John Hagee, McCain'i desteklediğini şubat ayında açıklıyor ve McCain de bu desteği kabul ediyor.
McCain'e desteğini açıklayan bir başka rahip Rod Parsley ise "Müslümanlık karşıtı" vaazlarıyla biliniyor. Parsley, You Tube'da da yayınlanan bir vaazında, "İslâm ile tarihî çatışmamız" benzeri ifadeler kullanıyor. Sadece Cumhuriyetçi başkan adayı rahip ve tarikat desteğine sahip değil. Hüseyin Barack Obama'nın rahibi Jeremiah Wright Jr. pek tabii olarak bu seçimlerde yirmi yıldır cemaatinden olan Demokrat adayı destekliyor. Rahip Wright'ın, 11 Eylül saldırılarının gerçekleşmesinde Amerikan hükümetinin politikalarının rolünü sorgulayan kişi olarak hatırlanıyor.[3]
[1] Yeni Şafak
[2] Doc. Dr. Oya Akgönenç / Milli Gazete
[3] Osman Toprak / Milli Gazete

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Medeniyet Medinesi, Türkiye Vatan olmuş en mukaddes ülküye İlham vermiş, ilahiye “türkü”ye Eşleri Arzu’dur, şehitler…
Milli Çözüm'ün yıllardır yazdığı, haçlı siyonizm cephesinin tüm motivasyonun vadedilmiş topraklar olduğu, hepsinin bunlar için…
ABD ve İsrail’in haksız ve ahlâksız biçimde İran’a saldırı sırası; Armageddon Savaşı’nın Başlatılması ve Sapkın…
Donald Trump beyaz saray ofis de çekilmiş bir foto sosyal medyada paylaşılmıştı. Fotoğrafta tüm evanjelist…
Niyet ve gayenle, imtihandasın “Ameller niyetle” diyor Peygamber Ne çok vesveseyle izdihamdasın Huzur bulur; “Men…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihin ve kaderin kendisine yüklediği sorumluluk bilincini acilen en yüksek, seviyeye çıkarmak…
İslam’sız bir Anadolu, sanma ki yurdun kalacak Darwinist Maoist Deist, hep kuduz kurdun kalacak Türklüğe…
“(Yoksa) İnsanlar; sadece ‘iman ettik’ demekle, (öyle) imtihana tâbi tutulmadan (ve sonunda yeterli ve geçerli…
Hidayet ve inayetle, Milli Çözüm’le tanıştım Sorunları çareleri, Kerim Meale danıştım Milli Çözüm şiirleri insanlığı olgunlaştırmaya,…
Nadir element rezevlerinin özellikle Bor madenlerinin tamamına yakınını, IMF üzerinden Yahudi iradesindeki sermayeye devretmek.. Sadece…