YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e7f5a50a838
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 1
Bugün : 1662
Dün : 56818
Bu ay : 1217325
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53362383
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Vakit ve Yeni Şafakçı Numan Bey Şakşakçılarının, SP'ye Biçtikleri Misyon: AKP'YE ANTRENÖR VE YEDEK LASTİK

Evet bunların hepsi de, AKP amacımız, SP aracımız demeye getiriyor.
İşte Resul Tosun (Yeni Şafak 29 Ekim 2008) "Parti'ye muhalefet şimdi geliyor" (Yani yedek lastik olarak SP şişiriliyor!) yazısında bakınız neler söylüyor:
 

a) "Detaylar üzerinde durmayacağım. Bu Saadet kongresi siyaset tarihimizde yeni bir dönüm noktasının işaretlerini verdi. Numan Kurtulmuş'un önünün açılması, Milli Görüş camiasındaki geleneksel politikaların terk edildiği veya terk edileceğinin; Milli Görüş camiasına yeni bir heyecan geleceğinin işaretlerini verdi."

Resul Tosun:

Numan Kurtulmuş'un önünün açılması; camiadaki geleneksel politikaların terk edileceğinin işaretlerini verdi" derken "Milli Görüş, Numan Bey eliyle, Adil Düzen, D-8'ler,  Önce Ahlak ve Maneviyat, Yerli ve Milli Kalkınma gibi genel ve temel prensip ve politikalarını terk edeceği beklenmektedir" mesajını ve müjdesini (!) dile getirmekteydi.

b) "SP'nin yeni dönem politikalarının en fazla AK Parti'yi etkileyeceğini düşünüyorum. Çünkü Ak Parti'yi AK Parti yapan Milli Görüş camiasının yetiştirdiği politikacılardır. Ayrıca AK Parti'nin oy tabanının omurgasını da Milli Görüş oyları oluşturmaktadır. Milli Görüş partilerinde parti içi demokrasinin işlemeyişi, genel merkezlerin buyurgan politikaları AK Parti'yi doğurmuş ve Milli Görüş teşkilat mensuplarıyla ve seçmenleriyle yeni bir kimlik ile bir bütün olarak AK Parti'ye kaymıştı" buyurun Bay Tosun: AK Parti'nin zaafı ya da dezavantajı tek adam partisi olmasıdır. Parti bütün gücünü Tayyip Beyden almaktadır. Tayyip Bey maalesef yenilikçi hareket sırasında vaadilen parti içi demokrasiyi özlenen düzeyde gerçekleştirememiştir" diyerek yanıldıklarını, AKP'de daha katı ve kötü bir lider sultasının yaşandığını, ama bu gerçeği de, demokrasi hatırına değil, kendisinin aday yapılmadığı için gündeme taşıdığını bir nevi itiraf ediyor, ama Numan Kurtulmuş'un demokrat davranacağının garantisini yine veremiyordu.

c) "Şimdi SP bu tabana yönelecek ve muhtemelen AK Parti'yi tahminlerin ötesinde bir şekilde etkileyecektir.

Çünkü AK Parti artık iktidar partisidir ve ne kadar başarılı olursa olsun iktidar partilerini eleştirmek kolaydır. İcraat yapanların en küçük kusurları bile muhalefet nezdinde büyük öneme haizdir. Kongredeki bazı abartılı eleştiriler SP'nin bunu yapacağını gösteriyor.

SP, AK Partiye oy veren Milli Görüş tabanının yarısını hatta dörtte birini bile ikna etse AK Parti önemli ölçüde etkilenecek demektir..

Hani hep söyleniyor ya AK Parti'nin en büyük avantajı muhalefetinin bulunmaması diye. İşte o söylem artık tarihe karışabilir.

ç) "SP'nin kazanma ihtimali daha zayıftır ama bu kapışma üçüncü partilerin aradan sıyrılmasını getirebilir. SP, AK Parti'yi de düzen partisi olarak gördüğü için bunu önemsemeyecektir ama AK Parti'nin bu fotoğrafı çok iyi okuması lazımdır." Yani SP'nin barajı aşma şansı yok gibidir. Öyle ise AKP'ye dolaylı destek sağlayıcı bir misyon üstlenmelidir.

d) "Oysa SP öyle değildir. Numan Bey yalnız değildir. Heyecan dolu bir teşkilata sahiptir. Teşkilatın eksiği lider idi şimdi Numan Bey ile onu da telafi etmiş oldular. SP bu heyecanlı teşkilat ile AK Parti'yi sıkıştırabilir. AK Parti iktidar partisi olduğu ve çok sayıda belediyeleri de elinde bulundurduğu için SP, eleştirecek malzeme bulmakta sıkıntı çekmeyecektir.

Hele paraşütle siyasete inip AK Parti'den belediye başkanı seçilen halktan kopuk tipler SP'nin ekmeğine yağ sürmektedirler." (Yani bizi unutmayın, kullanın, emrinize ve siyonizmin hizmetine amadeyiz..)

e) "Numan Bey emanetçi gibi durmaz da kendisi olursa ve ölçüsüz eleştirilerin yerini mantıklı ve tutarlı söylemler alırsa, AK Parti'nin karşısına ciddi bir muhalefet çıkacak demektir." Yani Erbakan Hoca'nın güdümünden ve Milli Görüş'ün asli istikametinden çıkacak bir Numan Kurtulmuş, AKP'ye yedek lastik olabilir ve Resul Tosun gibi Milli Görüş kökenlilerin tekrar kıymete binip AKP'den aday yapılma şanslarını artırabilir…

Ve Hakan Albayrak (27 Ekim 2008),  "Numan Kurtulmuş: Umudumuzu yeşerten asil bir ses" başlıklı yazısında ve "28 Şubat'tan günümüze Milli Görüş'ün seyrüseferi" devamında:

a) "Numan Kurtulmuş'un Saadet Partisi liderliğini niçin "umudun yeşermesi" olarak görüyorum? Bu çok uzun bir hikâye. Kısaltarak anlatmaya çalışayım:

Batı emperyalizmine, faizci kapitalist sisteme, Avrupa Birliği üyeliğine muhalefeti ile tebarüz etmiş olan Milli Görüş hareketi 28 Şubat sürecinde maruz kaldığı ağır oligarşik baskıların üstesinden gelebilmek için Batıcı liberal aydınların söylemlerine iltica etmişti. Konferanslarla, panellerde, sempozyumlarda mütemadiyen bu aydınlar konuşturuluyordu. Milli Görüş temsilcileri de onlar gibi konuşarak Avrupa Birliği üyeliğinin olmazsa olmazlığından söz ediyor, liberalizmi övüyor, NATO'nun İslam dünyasıyla bir derdinin olmadığını ileri sürüyor ve hatta Amerika Birleşik Devletleri'ndeki muvazaalı demokrasiye iltifat ediyorlardı.

Anayasa Mahkemesi'nin kapattığı Refah Partisi'nin yerine kurulan Fazilet Partisi, resmi söylem bakımından, Batı'nın güvenini kazanmaya ahdetmiş bir parti görünümündeydi." İyi de bunların hepsi şuanda sizin de sahip çıkıp kahramanca savunduğunuz AKP'de değil mi?

b) "Sonunda bu taktiğin gizlediği dava unutulacak ve taktiğin kendisi dava haline gelecek" deyip duruyordum. Nitekim bu süreç, Fazilet Partisi'nin de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması üzerine, "Kahrolsun Amerika" demeyi ayıp sayan, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası ile iş tutmaktan gocunmayan, Avrupa Birliği üyeliğini "medeniyetin kıyısında kalıp kenar mahalle ülkesi olmamak için" elzem kabul eden, dînî ve bölgesel birlik arayışlarını istihza ile karşılayan Adalet ve Kalkınma Partisi'ni doğurup iktidara taşıdı. Bu parti "Milli Görüş gömleği"ni çıkaranların partisiydi. Gömleklerini çıkarmayan Milli Görüşçüler, Saadet Partisi ile 'yola devam' dediler. Daha doğrusu 'yola dönüş' dediler" tespitleriyle;

c) "Kuruluş ve ilk yükseliş dönemindeki Batıcı duruşunu bir ölçüde revize eden ve Milli Görüş davasına da uygun düşecek bazı müsbet icraatlarda bulunan (mesela Suriye ve İran'la işbirliğini geliştiren, Irak'taki Şii-Sünni geriliminin düşmesine katkıda bulunan, Afrika açılımını başlatan) AK Parti hükümetine karşı fevkalade kırıcı bir 'kategorik red' söylemi tutturarak -hatta 'ulusalcıvari' bir topyekün savaş siyaseti güderek- hakkaniyet ölçüsünü kaybettiği intibaını uyandıran ve bazı dikkatsiz konuşmalarla / uygunsuz ifadelerle AK Parti seçmenlerinde aşağılanma duygusuna yol açan Saadet Partisi alternatif olma özelliğini kaybederken, genel olarak anti emperyalist duruş ve İttihad-ı İslam davası da Saadet Partisi'ne duyulan tepki veya en azından ilgisizlik yüzünden biraz daha 'irtifa' kaybetti" sözleri arasındaki çelişki, bunların Numan Kurtulmuş aşkının perde arkasını da açığa vurmaktaydı.

d) "Niye Numan Kurtulmuş?

Çünkü ihtiyacını hissettikleri "taze kan"ı, hasretini çektikleri "dinamizm"i, Tayyip Erdoğan'ın karizmasıyla yarışabilecek karizmayı ve Milli Görüş'ün kadîm söylemini yeniden üretip 'asrın idrakine söyletecek' entelektüel donanımı onda görüyorlardı.

Bendeniz de (Saadet Partili olmayan pek çok arkadaşım gibi) Numan Kurtulmuş liderliğindeki bir Saadet Partisi'nin siyasette can çekişen idealizmi ihya edebileceği ihtimali üzerinde duruyor ve Erbakan Hoca'nın bu ihtimale bir şans tanımasını bekliyordum." (SP'li olmayan, yani SP'nin amacına, davasına ve misyonuna inanmayan bir kişinin SP'ye yönelik tavsiye ve tekliflerinin altında iyi niyet arayacak kadar safolirikler hala var mı acaba?)

"Gerçi partinin genel idare kurulu daha ziyade 'eski tüfekler'den oluşuyor, Kurtulmuş yeni bir ekip kuramadı; fakat genel başkanlığın sunduğu imkânlar Türkiye siyasetinde yeni bir rüzgâr estirmek için yerlidir" diyor ve Numan Kurtulmuş'un Saadet'i AKP'ye yedek lastikliğe yönlendiriyordu.

e) Kürt meselesinin çözümüne dönük radikal bir teklif paketi hazırladığını ve bu paketi "şehit anaları"nın da yüreklerine tesir edecek bir söylem ve üslupla takdim ettiğini düşünün mesela…

Yeni bir rüzgâr esmez mi?" Yani SP, BOP kapsamında, Kürdistan kurulması ve Sevr'in uygulanması için, AKP'ye dolaylı destek sağlasın isteniyor…

f) "Süleymaniye ile Anadolu illerinin kardeşliğinden söz etti…

Halep ve Şam ile birlikteliğimizin ihyasından söz etti…

Kürtlerin hukukunu gözetmekten söz etti…

Alevilerin hukukunu gözetmekten söz etti…" diye övüyor ve AKP, daha doğrusu AB ve ABD adına umutlanıyor.

g) Ve "Gazan mübarek olsun Numan Kurtulmuş!" diye bitiriyor.. Özetle SP'nin daha dindar ve kahraman söylemlerle AKP'nin  boşluğunun doldurulmasını ve BOP'a yedek lastik rolü oynamasını öneriyor..

AKP'nin yarı resmi yayın organı Vakit Gazetesi de aynı sinsi senaryoyu seslendiriyordu. Anlaşılan Yeni Şafakçılar da, Vakitçiler de, Zamancılar da aynı masonik mutfaktan besleniyordu..

Türkiye'nin, "Saadet"e ihtiyacı var! (Ali Karahasanoğlu)

a) "Saadet Partisi'nin yeni Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, ayağının tozuyla, anamuhalet partisi olacak etkin bir siyaset anlayışını vaad etti.

Gerçekten de, Türkiye'nin buna ihtiyacı var. Etkin bir siyasi muhalefete o kadar susadık ki…

Siyasi iktidarı, eleştirileri ile doğru istikamete yönlendirecek bir muhalefet.. Yıkıcı değil, yapıcı bir muhalefet.. Temel hakların kısıtlanması için uğraş veren değil, daha fazla özgürlük isteyen etkin bir muhalefet!" Yani AKP'ye arka bahçelik ve göstermelik  muhalefetle dolaylı destekçilik sağlayacak bir SP'ye ihtiyaç hissedilmektedir.." diyor.

Rüşveti kelam cinsinden Erbakan dönemleri de övülüyor:

b) "Bir zamanlar Necmeddin Erbakan Hoca'nın, 24 milletvekili ile yaptığı icraatı, bugün 330 milletvekili ile yapamıyorlar..

Laf olsun diye yazmıyorum bunları.. Somut örnek de vereyim size.. Daha önce de kısaca değinmiştim.. Kendi başımdan geçen, birebir içinde olduğum bir olay..

Yıl 1973.. Ortaokula başlayacağım. Ama, askeri muhtıra sonrasında, İHL'lerin orta kısımları, normal ortaokul haline dönüştürülmüş. Meslek dersleri kaldırılmış.

"İHL havası soluyalım da, varsın meslek dersleri olmasın" düşüncesi ile, İHL'nin orta kısmına kaydoluyorum. O yıl, MSP-CHPkoalisyon ortaklığı gerçekleşiyor. Eğitim yılının hemen hemen başı.. 24 milletvekili olan Necmeddin Erbakan, gelecek seneye falan tehir etmeden, hemen o yıl, İHL'lerin orta kısımlarını açtıran kararı hükümete aldırıyor.

Düşünün, askeri muhtıra ile ortaokulun kapatılmasının üzerinden daha bir yıl geçmiş.. Senin sadece 24 milletvekilin var.. Ve hemen o yıl, hatta yılın sonunu da beklemeden, ikinci yarıyıl başlamak üzere, hemen meslek derslerini ortaokula koyduruyorsun!

Bir bu icraata bakın. Bir de bugünkü AKP'nin çekingen icraatlarına" deniyor, ama "bu nedenle artık hepimiz Saadet Partisindeyiz.  AKP ile bir yere varılacağı umudunu yitirmişiz" deniyor. Ya, SP, eylem ve söylemleriyle AKP'yi canlandırsın, ayıplarını kapatsın ve devamını sağlasın isteniyor!

c) Ali Karahasanoğlu: "AKP Kararlılığını gösterip, "Anayasa Mahkemesi'nin yapısı dahil, her şeyi masaya yatırıyoruz. Sonu neye varırsa varsın, aklın emrettiği, objektif tüm değişiklikleri yapıyoruz" desin, tartışmayı başlatsın…

Fransa'da, Almanya'da, Hollanda'da, Avusturya'da, Amerika'da nasıl ise, Anayasa Mahkemesi'nin yapısı, koysun hepsini önümüze.. Sonra da, "İstemezükçü takım, buyursun, arzu ettiğini seçsin"  teklifini yapsın…

"Ben teklifimi sundum, bundan sonrası ‘Zırtooo! artık" deyip yollarına devam etsinler.

"Ama darbe olur. Temel yapı değiştirilmek isteniyor gerekçesi ile asker yönetime el koyar!"

Haydi oradan!.. Çok dinledik biz, bu mavalları.. Ne olacaksa olsun artık.!.

Darbe yapacak birileri varsa, buyursunlar yapsınlar..

Şu an yaşananlar, darbe döneminde yaşananlardan daha mı iyi sanki?

Başörtü ile okuyamazsın. Kur'an Kursu'na gidemezsin. Memursan, namazını vaktinde kılamazsın. Ama "Darbe olmadı ya!" diye sevindirik olursun!" gibi bir kahramanlık ve Karahasanlık taslıyor. Ama hala, "bu iş AKP ile olmaz, bu dönek kafalar ve ödlek kadrolarla bir yere varılmaz" yerine:

"İşte, 330 milletvekiline rağmen, "Yapılacak bir şey yok" havasına mahkûm edilmiş AKP'liler de, belki Numan Kurtulmuş başkanlığındaki Saadet'in muhalefeti ile kendilerine çeki-düzen verirler.. Kim bilir belki de bu vesile ile, sadece iktidar değil, muktedir de olurlar!" diyerek Numan Kurtulmuş'un Saadet Partisinin; ayarlarını bizden bile çok iyi bildikleri ve yukarıdaki gibi ikrar ettikleri AKP'yi, birazcık cesaretlendirip canlandıracak ve ringde kalmasını sağlayacak  bir antrenör gibi davranmasını umuyor ve öğütlüyor!?

Umarız Sn. Numan Kurtulmuş, bütün bu pohpohlamaların gerçek niyetinin farkına varır ve Milli Görüş'ün asil ve asli çizgisinde sağlam ve sadık kalır.  Erbakan Hoca'nın; çağı kurtaracak prensip ve projelerini, anlamaya, inanmaya, savunmaya ve uygulamak için çalışmaya başlar ve inşallah başarır. Aksi halde nice "Kurtulmuş" sanılanlar, maalesef bu sinsi ve Siyonist siyaset serüveninde kullanılmış, kurtlanmış ve sonunda kurtulmuşlardır.

Aynı kahraman Vakit'in bir diğer Karahasan'ı da Hüseyin Üzmez'di.. Yanlış anlamayın, bizim dikkat çekeceğimiz, ne bu 77 yaşındaki ruh hastası adamın 23 yaşındaki karısıyla, ne de 14 yaşındaki kıza sarkıntılık iddialarıyla ilgili değildi. "İddialar ispat edilmedikçe, kişilerin masumiyeti" ilkesine elbette riayet edilmeliydi.

İşte Vakit'in bu kahraman yazarı. Bu radikal İslamcı… Bu katıksız şeriatçı… Bu koyu İrancı Hüseyin Üzmez, tahliyesinin ardından 29 Ekim 2008 günü, AB havarisi ve AKP hamisi, ATV'nin Fuat Kozluklu adlı spikerinin misafiriydi.

Yıllarca, Malatya'da Mehmet Emin Yalman'a kurşun sıktığını, her fırsatta yazan ve her konuşmasında kasıla kasıla hatırlatan Hüseyin Üzmez, bu sefer ATV'de "cinayetin tetik çekmenin yanlışlığını ve çağ dışılığını" itiraf etmekteydi. Oysa bir gün evvelinde bile basın mensuplarına "ben gazetecilere kurşun sıkmış adamım" diye göz dağı vermişti!.

Aynı Hüseyin Üzmez:

"14 yaşına gelmiş ve bulağa erişmiş bir kızla evlenilebilinir. Ama bu sadece İran'da ve Arabistan'da geçerlidir. Biz, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyetinde yaşıyoruz ve bununla iftihar ediyoruz" demekteydi. Böylece hem şeriatçılığını hem İrancılığını bir çırpıda silip atıvermişti…

Yetmez, Atatürk hakkında ölçüsüz ve törpüsüz çıkışlarıyla ünlü kahramanımız, hapishanede evcilleştirilmiş olacak ki, bu sefer sık sık Mustafa Kemal'e rahmet ve minnet duygularını dile getirmek ihtiyacını hissetmişti.

İşte bunların en kahramanlarının bile, nasıl yalaka ve yalama bir karakter taşıdıklarının en taze resmiydi.

Peki ya, birkaç hafta önce birbirine horozlanıp hakaretler yağdıran (daha doğrusu hamakat ehlini avutup oyalayan) Aydın Doğan'la Recep T. Erdoğan'a malum ve meşhur masonlardan ve AKP'de ki Siyonist sigortalardan Ülkü Güney'in oğlunun düğününde aynı masaya oturtulup düğün şahitliği yaptıran melun merkezlerin bu aşağılayıcı tavrını "başbakan kahramanlığı ve Aydın Doğan'ın geri adım atması" şeklinde yorumlayan ve bununla: Aziz ve muhterem kahraman, asil ve muhteşem insan Recep T. Erdoğan adına böbürlenip bayram yapan beyinsizlere ne demeliydi?!.

Daha bir iki sene öncesine kadar, Tayip Erdoğan'a, yıllarca "it yese kudurur" cinsinden küfürler ve kötülemeler yöneltenler yine kendileriydi!.

Ama şimdi, ne inciler döktürülmekteydi.

O nikâh şahitliğinin anlamı

O fotoğrafa bakınca neler hissettiğinizi bilmiyorum.

Doğrusu garipsenmeyecek gibi değil.

İki tarafta da "hiçbir şey olmamış" gülücükleri.

İki tarafta da rol yapma sıkıntısının dışında bir rahatlık…

Masanın bir tarafında Başbakan öbür tarafında Aydın Doğan.

Ortada sadece iki tane ürkek can.

Yani tam bir "vay be" haberi.

Başbakan Tayyip Erdoğan'la Aydın Doğan'ın beraber katılmış olduğu nikâhtan bahsediyorum.

Üç gün öncesine kadar kanlı bıçaklı olan bu ikili daha Başbakanın "ümüğümüzü sıktırmayacağız" açıklamaları internet sitelerinden çıkarılmamışken,

"Bu kavganın sonucu ne olur" anketleri henüz sonuçlanmamışken, kendilerine bile sürpriz olabilecek bir oldubittiyle aynı masada nikâh şahitliğinde bulundular.

Nikâh, AKP Bayburt Milletvekili Ülkü Güney'in oğlunun nikâhıydı.

Yani Başbakan ev sahibi sayılırdı.

Geri adım atan, adımlarının yönünü değiştiren ise Aydın Doğan'dı.

"Başbakan gelecek" bilgisinden her haldeki haberi vardı.

Bu nikâha başbakan katılmamış bile olsaydı Aydın Doğan'ın bu daveti kabulü tek başına "geri adım attı" demeye yeterdi.

Başbakanla kavgalıyken söylediği "biat medyası da" Başbakanla ancak bunları yapıyordu.

Peki, ne olmuştu da tavırlar böylesine geniş bir açı çizerek değişmişti.

Doğan medyası Çiller'in nasıl dize getirildiğini baskı üstüne baskı yaparak anlatıp, tarihin tekerrür etme kabiliyetini hatırlatırken, ne olmuştu da tarihe iş kalmadan olay halloluvermişti.

Bence bu farkın oluşmasına sebep olan şey; Başbakan Erdoğan'la Çiller arasındaki farktan kaynaklanmıyordu.

İki başbakan döneminin Ankara'sından kaynaklanıyordu.

İki Ankara'nın taşıdığı önemden kaynaklanıyordu."

Şimdi anladınız mı Recep'in kahramanlığını ve Aydın Doğanları hizaya sokmasını. Vay bee!?

Oysa Sn. Numan Kurtulmuş edebiyat ebelerinin değil; iyi niyetli, laf değil proje üreticisi bir ilim adamı olarak Sn. Süleyman Karagülle'nin tavsiyelerine kulak vermelidir:

Sayın Kurtulmuş'u bekleyen sorunlar vardır. Akevler'in Numan Kurtulmuş'tan beklediği hususları onları temsilen ben açıklamış olayım:

a)      Numan Kurtulmuş'un ilk görevi Muhterem Erbakan'ın çizgisinden ayrılmamaktır. Erbakan ailesine ve çalışma arkadaşlarına olan saygısını sürdürmeli, onlarla diyalog içinde olmalıdır.

b)     Numan Kurtulmuş partinin tüm kadrosunu değiştirmelidir. Ancak bu değiştirme dışarıdan yenileri almaktan çok, şimdi kenarda duran kadro yeniden iş başına gelmelidir. Mevcut kadro da faal halde partide kalmalıdır. Bunun sadece nöbet değişikliği olduğu bilinmelidir. Yeniden iş başına gelenler eskilerine saygılı olmalıdır.

c)     Numan Kurtulmuş, aynen Erbakan gibi Akevler Adil Düzen Çalışanlarının çalışmalarından yararlanmalı, Adil Düzen tekrar ana hedef olmalıdır. Artık Millî Görüş sloganı ile değil, Adil Düzen sloganı ile dünyaya hitap edilmelidir. Milli Görüş, her milletin kendi sorunlarını kendisinin çözmesi görüşüdür. Adil Düzen ise  tüm insanlığın ortak çözümleridir. (Bize göre ise, Milli Görüş'le Adil Düzen birbirinin bütünleyicisidir. İkisi de gerekli ve geçerlidir. M.Ç.)

d)     Numan Kurtulmuş'un en zor ama çok önemli dördüncü görevi vardır, o da diğer partilerle diyalog kurmadır, Kur'an diyor ki; "Birr (iyilik)  ve takvada yardımlaşın, ism (kötülük) ve udvanda (düşmanlıkta) yardımlaşmayım" (Maide: 5/2) İktidar muhalefet ayırmaksızın birr ve takvada her parti ile beraber olunacaktır, ism ve udvanda her partiden uzak olunacaktır. Adil Düzende ekseriyet sistemi yoktur. Tüm partilere teklifler gitmelidir. Uzlaşma İçinde nisbi sistemde bütün partiler birlik yapmalıdırlar. Partimiz ne iktidar ne de muhalefet yanlısı olmalıdır, partimiz hak ve adalet yanlısı olmalıdır. Saadet Partisi'ne yeni yolda, hak yolunda Cenabı Allah'tan başarılar dilerim.[1]

Hatta Milli Gazete yazarı İsmail Müftüoğlu bile içindekileri kusmaya başlıyor ve Hoca'yı suçluyordu:

Güya Hasan Celal Güzel'den aktarma yapıyordu ama onun bu kirli fikirlerine katılarak veriyordu.

"Hiçbir şahsî hırsı ve beklentisi bulunmayan Kutan'ın, bundan önceki kongrede yerini Prof. Dr. Numan Kurtulmuş'a bırakmamış olması, kendisinin değil, Erbakan ve ihtiyar heyetinin hatâsıdır. Tarafsız gözlemciler, Kurtulmuş'un genç ve yeni görüntüsüyle 22 Temmuz Genel Seçimleri'nde daha başarılı olacağı konusunda hemfikir idiler.

SP'nin yeni Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş'u yakından tanır ve takdir ederim."

Yetmişli yılların sonlarında, MSP'de yeniden bakan yapılmayınca; şeytanın bile aklına gelmeyen iftira ve zırvalarla Erbakan Hoca'ya salyasını akıtarak saldıran… Ama yıllar sonra güya pişmanlık numarasıyla yeniden Milli Görüş'e sığınıp Hoca'ya yağcılık yapan bu İsmail Müftüoğlu'nun, herhalde kabuk bağlamış nifak çıbanları yeniden deşiliyordu.. Daha doğrusu artık Erbakan'dan umudunu kestiği için şimdi de Numan Kurtulmuş'a yaranmaya çalışıyordu. Bu tavırlarıyla:

"Deki: Herkes (ancak) kendi yaratılışına (fıtrat hamuruna) göre davranır" (İsra: 84) ayetini hatırlatıyor ve "sadakallhülazim" dedirtiyordu.

13 Kasım 2008 tarihli yazısının sonuna ise şöyle bir not düşüyordu:

"Saadet partisini iktidara taşımak için şahıs perestlikten ziyade, prensiplerin öneminin deklare edilmesi şayanı arzumuzdur." Bre fırsatçı fesat! Niye şimdiye kadar Saadet partisinde şahıslara mı tapılıyordu? Yoksa, inancımızın emrettiği sadakat ve itaat şahıprestlik olarak mı görülüyordu? Böyle meretçe imalar yerine mertçe ve mümince, kimi kast ettiğini açıklamaktan niye korkuluyordu?

Şiir:

Ne kadar yoğursan da; külden çamur olmazmış

Arpa da yenir amma; hiç has hamur olmazmış

Ayarları bozulan; terazi hak tartmıyor

Koşsa da, tazı kürkü; asla samur olmazmış!


[1] www.akevler.org

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Nevzat GÜNDÜZ

Nevzat GÜNDÜZ

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...