"Taraf" tetikçisinden Vakit müsveddesine, ılımlı İslamcı süprüntülerden, sabataist-mason sosyalistlere; GKB İlker Başbuğ'un ifadesiyle: "Aktütün saldırısını, PKK'nın zaferi, TSK'nın ise zafiyeti" şeklinde gösteren tüm malum ve mel'un kesimlerin hepsinin, bu cesaretlerini bizzat Yahudi Lobilerinden ve dış güçlerden aldıkları kesinlik kazanıyor.
Bakınız, AB Uyum Taslağı'nda önümüzdeki 4 yıl içinde AKP Hükümeti'nin yapmayı planladığı değişiklikler yer alıyor. Taslak'ta TSK ve yüksek yargı hedef alınırken, ulusal ekonominin tamamen tasfiye edileceği AB'ye taahhüt ediliyor. Yapılması planlanan değişiklikler yeni yasama döneminde birer birer TBMM gündemine hazırlanıyor.
AKP Hükümeti, Avrupa Birliği'ne taahhüt ettiği değişiklikleri öngören gayrı milli "Ulusal Program Taslağı"nı hazırlamış bulunuyor. Taslağın önemli bir bölümü Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef alan taahhütlerle dolu. Taslak'ta Uluslararası Ceza Divanı'na üyelik öngörülüyor. Bu üyelik TSK'nın terörle mücadelesini sekteye uğratmayı hedefliyor. Uluslararası Ceza Divanı sözleşmesinin imzalanması durumunda, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yaptığı operasyonlar dahil, PKK ile mücadelenin bu divana şikayet yolunun açılması amaçlanıyor. PKK'nın, Doğu ve Güneydoğu'daki terörle mücadelede görev almış çok sayıda komutanla ilgili Ceza Divanı'na başvurmak için hazırlık yapıldığı belirtiliyor. 1 Temmuz 2002'de kurulan Uluslararası Ceza Divanı, dört suç türüne bakıyor: Savaş suçu, insanlık suçu, soykırım suçu ve saldırı suçu.
Büyük tuzak hazırlanıyor!
Milli duygu ve duyarlılık ehline göre bu Ceza Divanı'na üyelik girişimleri altında şu şeytanlıklar seziliyor:
a) "ABD ve AB yetkileri, ülkemizi bölme amaçları doğrultusunda, PKK eylemlerinin daha da yaygınlaşması için desteklerini artıracaklar
b) Görevinin gereğini yapan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını ise, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde sanık sandalyesine oturtacaklar!
Bu girişim "Askeri arkadan vurma hazırlığı" olarak görülüyor.
1 Haziran 2005 tarihinde AKP'nin oylarıyla kabul edilen yeni Türk Ceza Kanunu'nda yapılan "soykırım suçu düzenlemesinin" de bu amaca hizmet ettiği anlaşılıyor.
Sınır güvenliği polislere verilmeye, ordu etkisizleştirilmeye çalışılıyor
AB Program Taslağı'na göre sınırlarda askerler değil, "Sınır polisleri" görev yapacak. AB tarafından 'entegre sınır politikası' olarak adlandırılan bu proje, İçişleri Bakanlığı ile birlikte yürütülecek. Proje, kara, deniz ve hava sınır güvenlik birimlerinin tek bir çatı altında toplanmasını ve Türkiye sınır güvenliğinin düzenli şekilde Avrupa Polisi ile irtibatlı hale gelmesini içeriyor. Taslağın kabulü halinde gerçekleşecek olan bu proje ile sınırların denetimi kademeli olarak askerden alınarak "Sınır polisi"ne devredilecek. Taslak'ta, yapılması planlanan yeni uygulamaya göre: "Türkiye'nin tüm sınır kapıları ile yeşil ve mavi sınırlarında görev yapmak üzere ve profesyonel bir sınır güvenlik teşkilatının kurulması öngörülüyor. 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu'na istinaden, Polis Akademisi Başkanlığına bağlı bir "sınır güvenliği meslek yüksek okulu" kurulması ve hizmet içi eğitim çalışmalarının desteklenmesi" hedefleniyor. Proje ayrıca, "Europol" isimli Avrupa polisinin operasyonlara katılmasına da imkân sağlamayı amaçlıyor.
Askeri mahkemelerin görev ve yetkileri değiştiriliyor
TSK'yi hedef alan planlar sadece bunlarla sınırlı bulunmuyor. Programda, Askeri mahkemelerin görev ve yetkilerinin değiştirilmesi de planlanıyor. Bu değişiklikler şöyle ifade ediliyor: "Yapılacak düzenlemeler ile askeri mahkemelerin görev ve yetkilerinin demokratik hukuk devletinin gerektirdiği ölçüler çerçevesinde tanımlanmasına devam edilecektir.
Bu çerçevede;
1- Askeri mahkemelerin sadece hakîm sınıfından üyelerden oluşması,
2- Askeri mahkemelerin askeri bölge dışına çıkartılması,
3- Sivil kişilerin askeri mahkemelerde yargılanmasına engel olunması gerekiyor. AKP böylece askeri mahkemeleri 'sivilleştirme'yi taahhüt ediyor.
TSK harcamalarını Genel Kurmay yerine Sayıştay'ın yapması sağlanıyor!
Taslak'ta TSK harcamalarının tamamen Sayıştay tarafından yapılmasının sağlanacağı da belirtiliyor. Böylece ordu etkisiz ve yetkisiz hale getirilmeye ve küçük düşürülmeye çalışılıyor. Üstelik sinsice, askerle polis arasına rekabet ve husumet sokularak birbirine karşı kışkırtılıyor.
Barzani'yi ziyaret, Kürdistan'a resmiyet kazandırıyor
Hükümet Irak'a gidiyor. Muhatabı kim? Barzani… Barzani'nin Irak'ta dünyaca kabul görmüş resmi bir statüsü var mı? Yok! O zaman Barzani'nin muhatap alınması uluslar arası teamüllere göre ne ifade eder? Elinde Mehmetçiğin kanı bulunan bu zata resmi kimlik kazandırır, tanınmış olur. İşte "lafı ne kadar dolandırsalar da" bu görüşmenin anlamı budur.
Gözümüzün önünde ABD, İngiltere ve İsrail'in projesi uygulamaya konuyor. BOP'a hoş geldiniz (!)… "Gırnata'yı teslim eden Ben-i Ahmer Devleti'nin son sultanına selam olsun(!)…"
Böylece Aktütün baskınının arkasında Barzani'nin, Barzani'nin arkasında da ABD'nin olduğu ortaya çıktı. Yan figürleri de unutmayalım. MOSSAD ve İngiliz İstihbaratı. Anlaşılan o ki, bu baskın zamanlaması çok iyi hesaplanmış.
Belli ki ABD Irak'tan çekilecek. Özal döneminde çekiç güç ile start verilen proje son aşamada. Kucağımızda büyüttüğümüz, "öngörüsüz siyasiler eli ile" Türkiye'ye tehdit haline getirilen Barzani ve Talabani'ye yaşama hakkı gene Türk siyasileri eli ile sağlanacak.
İkiz yasalar boşuna çıkarttırılmadı. Diyarbakır'da AB tarafından İstinat mahkemeleri binası ne amaçla yapılıyor? Bütün yollar neden "Büyük Yahudi Kürdistanı"na çıkıyor?
Artık şu sorunun cevabını bulmalıyız:"AKP'nin başı iktidar olma uğruna ABD'ye hangi sözleri vermiştir?"
Asker, Aktütün baskını arkasından neler bekliyordu?
Sandı ki, hükümet artık bazı adımlar atacaktır, "PKK ile mücadele etme yerine, müsaade etme" yasalarını gözden geçirmek zorunda kalır. Ama öyle olmadı. Asker gene hayal kırıklığına uğramıştır. Taraf gazetesinin misyonu ne? Ordu'nun itibarı ile oynamak. Ordudan kim rahatsız? ABD ve birtakım AKP'liler, Fetullahçılar… Muhalif basın bir bir susturulurken, susturmak için akıl almaz yöntemler uygulanıp reklam veren şirketler bile kıskaca alınırken, Taraf'a neden devlet kurumlarının reklamı yağdırılır? Her şey bu kadar açık yapılıyor iken, bu "Hele görelim, biraz daha bekleyelim!" tiyatrosu niye oynanır?
Belli ki AKP'nin ikbal ve iktidar karşılığı verilmiş sözleri vardır.
Geçmişte ki teskere maskaralığını bir hatırlayın. Başbakan uzun süre ayak diredi, sonra kamuoyu baskısı ile meclisten teskere çıktı. Ardından Kasımpaşalı, meclis yetkisi ile yetinmeyip "ABD'ye bir gidelim bakalım" diyerek Bush'dan icazet almaya gitmedi mi?
Başbakan'ın anlaşma şifreleri bir bir ortaya çıkıyor. AKP'ye istikrar garantisi karşılığı, Paşaların ve ABD-İsrail karşıtlarının tutuklanması" şartı koşulduğu anlaşılıyor!? Bunu biz söylemiyoruz, Bilderberg'ci Fehmi Koru söylüyor. Hem de gayet normal karşılayarak ve de nerede ise övünerek azdır. Tutuklama kararı Erdoğan-Bush görüşmesinde alındı ise ve ABD bu tutuklamalar karşılığında istihbarat vermeyi kabul etti ise, o zaman, "ABD çıkarlarına ters düşenler tutuklanıyor"?
Bir ülkede insanlar tutuklanabilir. Yargı önüne çıkar, suçları varsa cezasını çeker, suçları yoksa beraat eder. Ancak böyle bir karar yabancı bir ülke isteği ile alınırsa, bu tutuklamalar "utanç vericidir". Başbakan yalanlamadığına göre, Koru'nun iddiası doğru oluyor. Pekiii, ABD bu tutuklamaları niye talep etti? Karşılığında verilen sözler nedir? Bir gün bu soruların cevabı mutlaka ortaya çıkacaktır.
Başbakan, "Ordunun her istediğini verdik" diyor. Neyi vermiş? Sınır ötesi harekata onay veremiyor. Askerin operasyon yapabilmek için savcıdan izin alması gerekiyor. Bomba taşıdığından şüphelendiği kişileri durdurup arama yapamıyor. Ateş edilmesini, yani zayiat vermeyi bekleyip ancak savunma yapma hakkını kullanabiliyor. PKK leşlerini toplayıp ailesine teslim ediyor. Terörist cenazeleri belediye araçlarında ve "biji Apo" sloganları eşliğinde gömülüyor. Asker ölen terörist sayısı kadar silah teslime mecbur tutuluyor. Terörist ölüsü 3, silah 2 ise yargılanıyor!?.
"Şehit kanları üzerinden siyaset yapmayın" diyen Başbakan, kendisi şehit kanları üzerinden Barzani'ye resmi kimlik hazırlıyor!
Haaa… bir de şu İçişleri Bakanınız…Böyle bir bakan var mı, yoksa iyi saatte olsunlara mı karıştı(!)?… Hava Kuvvetleri Komutanı'na "istifa" diyenler, jandarmanın bağlı olduğu Sayın Bakan'ı neden istifaya çağırmıyor? Yoksa böyle bir bakanın olduğundan sizlerinde mi haberi yok(!)? 1 Mayıs işçi mitinginde polis olmaktan çıkıp intikam tugayına dönüşen ve içlerinde CİA elemanlarının bile olduğu söylenen polis vahşetinde neden kimse İçişleri Bakanı'nın istifasını istemedi.
Evet, 16 askeri şehit düşmüş bir komutanın golf oynaması şık değildir, ayıptır da. Pekiii, İçişleri Bakanı'nın konu mankeni gibi duruşu çok mu etiktir? Ayrıca Süleymaniye olayında Tayyip Bey nerede idi? Nota verecek misiniz diye soranlara "müzik notası mı" diye son derece gayrı ciddi bir laf eden Tayyip Bey değil miydi? Dışişleri Bakanı Gül nerede idi? Mantı mı yiyordu? Kıymetli AKP'niz şimdi Süleymaniye tertipçileri ile sarmaş-dolaş değil mi? Bunlara alkış tutanların H.K.K.'nına istifa et demesi sadece ahlaksızlıktır! Biz ne diyoruz? Kimsenin yalakakası olmadığımız için Komutanın da yaptığı yanlış diyoruz. Keşke asker düşmanlarının "lağıma dönüşmüş dillerine" bu fırsat verilmese idi? Bu Soros beslemelerine "olmayan insafınız kurusun e mi" diyorum.
Evet beyler ve bayanlar… 23 şehidimiz üzerinden Barzani resmi kimlik kazanıyor. Belli ki ABD'nin talebi bu? Kısacası, Yahudi Kürdistanı'na giden yolun taşları Türk Devletine hükümet edenlerce döşeniyor.
Ben utanıyorum… Kimlerden mi?
Şehitlerimizden, gazilerimizden, Çanakkale'de yatanlardan… Toprağın kara bağrında, sıra dağlar gibi duranlardan… Kurtuluş Savaşı'nın son darbesi olan Büyük Taarruz'da Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya verdiği sözü yerine getiremediği için intihar eden Miralay Reşat Bey'den… Doğmamış çocuklarımızdan… Bu teslimiyetçi, bu mıymıntı ruhtan ve bunları seyredip destekleyen herkesten utanıyorum…[1]
Fransa eki başkanı ve başmason Michel Rocad'a göre:
"Türkiye, AB'nin hayat sigortası" sayılıyor!
Eski bir Fransız başbakanı için oldukça ileri sözler bunlar. Fransızların neredeyse yüzde 80'i Türkiye'nin müstakbel AB üyeliğine itiraz ederken, 1988-1991 yılları arasında başbakanlık yapmış olan Michel Rocard, bütün Fransa'yı tahrik eden "Türkiye'ye Evet" kitabını yazıyor.
Eylül ayı başında yayınlanan ve kuvvetli bir şekilde 'tam üyeliği' savunan kitap, Fransa'nın AB dönem başkanı olduğu bir dönemde yayınlanırken kamuoyundaki tartışmaları körüklüyor. "Türkiye'ye ilişkin muazzam bilgi eksikliği üzerine kitabı yazmaya karar verdim." diyen Rocard, AB'nin geleceğinin Türkiye'den geçtiğini söylemekle yetinmiyor, Türkiye'nin 'yaşlı kıtanın' hayat sigortası olduğunun altını çiziyor. Yani psikolojik ve ekonomik yönden çözülen ve çöken Avrupa, Türkiye'yi içine alıp kullanabilirse Siyonist ve emperyalist sömürü saltanatının devam edeceğini söylüyor. Münafık Zaman Gazetesi de bunu manşetten överek veriyor.
Avrupa Parlamentosu'ndaki ofisinde Zaman'a konuşan eski Başbakan; ekonomi, nüfus, ortak dış politika, İslam âlemi ile ilişkiler ve enerji kaynaklarının Avrupa'ya güvenli ulaşımı için Türkiye'nin üyeliğini şart görüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin Türkiye ile müzakereleri durdurmaya teşebbüs dahi edemeyeceğini kaydeden Rocard, böyle bir hamlenin hem Sarkozy'nin kendi kabinesinde mukavemet göreceğini hem de AB'yi 'felç edeceğini' düşünüyor. Rocard'a göre İslam âlemi ile sağlıklı ilişkiler kurabilmenin yani sömürebilmenin tek yolu Türkiye'nin üyeliğinden geçiyor. Tarih olarak da 2023'ü veriyor, Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yıldönümünü önemsiyor.
Türkiye'de ordunun zayıflatılıp, polisin güçlü kılınması da onun için önemli sayılıyor.
Kamil Yeşil'in doğru tespitiyle: Türkiye tarihi bir karar aşamasında ve yol ayrımında bulunuyor!
"Şunu açıkça itiraf etmemiz ve gönülden kabul etmemiz isteniyor: Türkiye bu haliyle bırakılmayacak. Ya? Türkiye ya büyüyecek ya küçülecek; ama bu haliyle kesinlikle bırakılmayacak. Kuzey Irak'ta kurulacak bir Kürt devletinin BOP içine alınması ve Musul-Kerkük'ün buraya dâhil edilmesi ve bütün bunlara Türkiye'nin vaziyet etmesi "Türkiye'nin büyümesi demek" onlara göre. Bunun için de siyasal yapının değiştirilmesi, yeni Anayasa ve Başkanlık sistemi vs. gerekli. Arkasından DTP'nin seslendirdiği özerklik devreye girecek. Türkiye eyalet sistemine geçecek ve böylece Türkiye'nin sınırları Musul'u, Kerkük'ü hatta Kuzey Irak'ı içine alacak şekilde genişleyecek.
Eğer Türkiye bunu yapmazsa alt yazı Türkiye'nin küçüleceğini söylüyormuş. Yerel yönetimlerin yetkisinin artırılması, kültürel ve toplumsal haklar, özerk yönetim vs. bu bağlamda zikrediliyor. Bugün anlıyoruz ki Kenan Evren'in "Asmayıp da hapishanede besleyelim mi?" söylemine karşı çıkanların gerekçesi suçluluk, suçsuzluk, insan hakları ve adalet filan değil; düpedüz bu günler geçer ve nasıl olsa bir yol bulunur, bir af ile o insanlar serbest kalır düşüncesiymiş. Evet, Türkiye'de mutlaka bir yolunun bulunarak katillerin, canilerin, vatan hainlerinin, çetelerin, tecavüzcülerin bir gün serbest bırakılacağına dair hep bir umut(!), bir beklenti vardır ve bu beklenti bugün hem Ağca'yı hem "bebek katili İmralı sakini" ve onların taraftarları için geçerlidir.
Hıncal Uluç'un, Aktütün baskını sebebiyle genelkurmaya yönelttiği "İçinde af olmayan bir çözüm teklifiniz var mı?" sorusunun püf noktası bu açıklamamız ile ilgili işte. Bundan böyle İmralı'da elebaşının affı, hatta siyasete girişi vs. konuşulacaksa bu, Türkiye'deki hukukun ve Anayasa'nın alt yazılı bir hukuk ve anayasa olduğundan başka bir anlama gelmez. Peki, bu ne demek? Türkiye'yi otuz, kırk yıl sürecek bir anarşi ve terör ortamına sürüklerseniz, sonunda mutlaka amacınıza ulaşırsınız. Kürt-çü-ler bunu başardı, ey diğer etnik ve dini gruplar, siz de başarabilirsiniz, demek. Bir baskın olayı bu kadar çok anlama gelebilir mi? Hukuk alt yazılı olursa gelir, daha fazlası da vardır.
Çareyi uzaklarda aramanın bir anlamı yok. Önce şu alt yazılı hukuk ve demokrasiden kurtulalım, alt yazılı terör de ona bağlı olarak bitecektir."
Yasemin Çongar, niye Taraf'a transfer oluyordu?
"Yasemin Çongar, Hudson'ın internet sitesinde yayınlanan bir raporu Milliyet'te haber yaptığında Türkiye karışmıştı. İş Genelkurmay'ın Çongar'ın gazeteciliğini kınamaya kadar varmıştı.
O zamanlar "Çongar'ın muhabirlik enerjisiyle bu işi yaptığını, kınamanın yakışıksız olduğunu" düşünüyordum, bunu da yazmıştım.
Önceki gün Georgetown'da bir masada bu konu yeniden açıldığında Hudson haberi hakkında başka gelişmeler ortaya çıktı.
Amerikalı kaynağım "O haber biraz Türkiye'de Ordu'yu yıpratmak için kullanıldı anladığım kadarıyla" dedi, "Haberin sunumu, içeriği, öne çıkartılan bilgiler adeta özel olarak belli bir amaca hizmet ediyordu."
Konuyu biraz daha araştırdığımda şu ilginç bilgiyle karşılaştım: O gün AKP'nin Amerika kökenli üyesi Egemen Bağış, Türk gazetelerinin temsilcilerini teker teker arayarak haberin nasıl verilmesi gerektiğini dikte etmiş. Ancak bazıları direnmiş elbette.
Milliyet gazetesi, o süreçte temsilcileri Çongar'ın tamamen arkasında durdu. Savunma yapmasına fırsat tanıdı, Genelkurmay'ın sert çıkışına rağmen gazeteciyi harcamadı. Kısacası doğru olanı ve yakışanı yaptı.
Ancak Çongar'ın Milliyet'ten ayrılması da bu dönemden sonraya denk geldi. Çongar'ın Türkiye'ye dönme gerekçesini sorduğumda, o dönem bir arkadaşı bana "Milliyet arkasında durmadı" demişti. Şaşırmıştım, çünkü Milliyet bir gazete çalışanına nasıl sahip çıkması gerektiyse o şekilde sahip çıkmıştı.
O yüzden de Türkiye'ye dönüş kararı Milliyet'le ilgili değil, Çongar'ın kafasındaki misyonla ilgili olmalıydı.
Solcu gelenekten gelen ve her zaman Ordu karşıtı olan liberal bir isim Çongar.
Ancak benim kafamdaki yapbozu tamamlayan Hudson haberinin "askeri yıpratmak için kullanıldığı" teorisiyle Taraf'ın yayınlarının tamamının, hatta tek amacının "askeri yıpratmak için" olduğu gerçeğinin birleşmesi ve uyuşmasıydı.
O zaman haberini TSK'yı yıpratmak amacıyla yazdığı söylenen, bu yüzden Genelkurmay tarafından kınanan Çongar şimdi sadece Genelkurmay'ı yıpratmak için çıkan Taraf'ın üst düzey yöneticiliğine atanmıştı.
Peki motivasyon ne? Yasemin Çongar neyi amaçlamıştı?
Para mı? Yasemin Çongar'ın sadece para için böyle bir şey yapacağına inanmak yanıltıcıydı.
Amerika'nın çıkarları mı? Ancak unutmamak gerekir ki tek bir Amerika da yok; farklı kurumların farklı gündemleri, planları vardı. Yasemin Çongar hangi Amerika'nın adamıydı?
CIA'de çalışmış kocasından mı etkilenmiş olmaktaydı? Yoksa evle iş hayatını ayıracak kadar profesyonel sanılmaktaydı."
Evet evet, TSK düşmanlığıyla malum Taraf gazetesinin başına oturtulan kocası CIA ajanı Yasemin Çongar'ın mutlaka bir motivasyonu ve misyonu vardı!..
"Terörle böylesi mücadele eden hangi ülkede kendisine aydın diyebilen insanlar Ordu'ya böylesi bir savaş açabilirdi? Terörle mücadele edecek, Türkiye'yi koruyacak tek kurumu yıpratmanın anlamı neydi?
Ancak çok büyük bir güç buna izin veriyorsa, "Ordu'ya karşı savaşa cesaret edilebilirdi? Sadece direktifle.
Bu yaz Güngören'de bomba patladığında şunu merak etmiştim:
"Acaba Güngören'deki patlama ve bundan sonra olabilecek başka eylemler, başka terör olayları Türkiye halkı üzerinde bir ‘şok' yaratmak için tasarlanmış olabilir mi?"
Türkiye'nin kritik dönemecinde hiçbir olayı birbirinden bağımsız düşünmek mümkün görünmüyor çünkü.
"(…) Ergenekon davasının Türkiye'nin yeni dünya düzenindeki yerinin yeniden şekillendirilmesiyle ilgili olduğu tezine bu gibi terör olayları cuk oturuyor. Bu dava, Türkiye'nin İran'la savaşa girme ihtimalinden, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terörle tavizsiz mücadelesinden, artan petrol fiyatlarından bağımsız mı?"
Bağımsız değil elbette. Dünün sorularına, bugün bir ek daha yapmak istiyorum. Soru-cevapla devam edelim:
PKK sadece Türkiye'nin bir iç meselesi mi?
Türkiye'deki düzeni yıkmak için dağlara kaçıp örgüte katılanlardan ibaret değil PKK artık. Çok daha büyük bir planın parçası olarak kullanılan, Ortadoğu'daki yeni şekillendirmeyle ilgili. Bir de buna yurtiçindeki psikolojik savaşı ekleyelim. Bu psikolojik savaşın mimarlarını çözdüğümüzde, PKK'nın yeni yapısını ve üzerinde oynanan oyunları da anlamak kolaylaşacaktır.
Ahmet Altan'ın tetikçiliğinde yayınlanan propaganda bülteni neden radikal dinci Vakit'le aynı manşeti attı?
İkisi de Türk Ordusu'nu yıpratmak için emir alıyor çünkü.
Hedefte neden Türk Silahlı Kuvvetleri var?
Çünkü Türk Ordusu, "Yeni dünya düzeni"ne, bağımsız Kürdistan'a, Büyük Ortadoğu Projesi'ne karşı çıkan tek kurum Türkiye'de. Başka bütün kaleler düştü
Peki Taraf gazetesi neden çıkıyor?
Psikolojik harpte "inandırıcı" gibi görünen bir propaganda bülteni eksikliğinden. İslamcı gazetelerin neye hizmet ettiği biliniyor, Taraf'ın ise sözde "bağımsız" bir imajı var. Ancak İslamcılar tarafından finanse edildiği çok açık. Cemaat'e yakın. Zaten attığı manşetler de Vakit ve Zaman'la ortak.[2]
Son Not: Recep T. Erdoğan'a:
"TSK eğitimsiz ve yetersiz olduğundan PKK ile başa çıkamıyor. Bu nedenle Özel Polis Teşkilatının terör mücadelesini ve hatta tüm sınır güvenliğini devralması gerekiyor!" diyen Batılı dostlarına ve yerli uşaklarına karşılık Genel Kurmay Başkanı ve bakanlarını Eğridir Komando Okuluna götürüp Mehmetçiğin marifet ve meziyetlerini gösterdi.. Hepsinin ağızları uçuklamış gibiydi..
Eh, herhalde, Diyarbakır'a zırhlı panzer içinde ancak girebilen, beş vilayetten gelen takviye birlikler, helikopterler ve çifter çifter zırhlı Mercedesler himayesinde, şehre 5 km uzaklıktaki memur ve polis mahallesine uğrayıp, Tunceli'nin içine bile giremeyen, Van ve Hakkari'de çelik yelekler giyerek bile sokaklarda yürüyemeyen kahraman Recebimiz, herhalde TSK'nın gücünü artık öğrenmiş olması gerekirdi.
[1] Zahide Uçar / internetajans.com
[2] 09.10.2008 / Oray Eğin /Akşam

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah bela yazmaz; kul azmadıkça... Biliyoruz ki Allah dilediğine hidayet verir. Rabbimizin hidayet vermeyi dilemesi…
Yeryüzündeki üç asırlık küresel sistem, Türkiyedeki siyasal uzantıları olan klikler de dahil olmak üzere, bütün…
Tecelli nur akışının mükemmel yorumu… Allah razı olsun. Aklınıza, kalbinize, aşkınıza, muhabbetinize bereket…
TIKANMIŞ VE ÇÜRÜMÜŞ BUGÜN Kİ SİSTEME KARŞIN, ERBAKAN HOCAMIZIN FİKRİ DÜŞÜNCELERİNİ SÖZDE DEĞİL, ÖZDE YAPACAK…
MİLLİ GÖRÜŞ HAİNLERİ!.. Davaya hıyanet, eden kişiye Parti teslim eden, hainden ehven!.. Milli Görüş evren,…
Şehitler ölmezse peygamberlerden sonra zikredilen Sadıklar da ölmez inşallah. Özetle Mümin’e ölüm yoktur. Sadakat ehli…
Bireysel olarak zayıf yönlerimizi bilip güçlendirmek ve Genel olarakta zincirdeki zayıf halkaları Sağlam kılacak şekilde…
Makaleyi okuyunca; mevcut partilerin amaç ve gayeleri Genel başkanlarının hangi odaklar ile iletişim halinde olup…
İMAN - REHBER - BİAT - CİHAD - GAYRET - HİMMET - RIZA - RIDVAN…
Aziz Erbakan Hocamız "Akıl işin sonunu düşünmek" derdi. İşte şiir bu sözün tam bir tefsiri…