YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69803309548ae
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 3
Bugün : 10992
Dün : 57744
Bu ay : 68736
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48772049
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Türkiye ile ABD arasında nükleer işbirliği kafa karıştırıyor

ABD Başkanı George W. Bush, ABD ile Türkiye arasında barışçı amaçlarla nükleer işbirliği yapılmasını öngören anlaşmayı Kongre’nin onayına sunmuş bulunuyor. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre Bush, Kongre’ye gönderdiği mesajda, “bu anlaşma, NATO müttefikimizle aramızdaki siyasi ve ekonomik ilişkileri güçlendirecek ve Türkiye’de kurulması planlanan sivil nükleer sektöre ABD sanayinin nükleer ihracat yapabilmesinin gerekli yasal altyapısını oluşturacak” diyor.

Bush, Türkiye’nin bu anlaşmaya dâhil olmasının, Ankara’nın nükleer malzemelerin dünyada yayılmasına karşı politikalarını güçlendireceğini de kaydediyor. Edinilen bilgiye göre anlaşma, Amerikan şirketlerinin, Türkiye’ye sivil amaçlarla nükleer teknoloji, malzeme ve enerji reaktörü kurulmasında kullanılacak teçhizatı aktarabilmesini öngörüyor.

Anlaşmanın uygulamaya girmesi için Kongre’nin iki kanadı Senato ve Temsilciler Meclisi’nde de onaylanması gerekiyor.  Beyaz Saray’dan verilen bilgiye göre bu anlaşma, aslında 26 Temmuz 2000 tarihinde imzalanmış ve dönemin başkanı Bill Clinton’ın da onayını almıştı. Ancak, ABD kuruluşlarının, “bazı özel Türk kurumlarının, nükleer malzemelerin yayılmasına yönelik bazı faaliyetlerde bulunduğunu ima eden bilgiler edinmesi” üzerine anlaşma, o dönemde onay için Kongre’ye gönderilmesi uygun bulunmuyor.

Açıklamada, söz konusu kaygıların çözüme kavuşturulduğu ve bu çerçevede Bush yönetiminin anlaşmayı Kongre’ye iletmeyi kararlaştırdığı belirtiliyor. Ancak Bush’un bu girişiminin, Rusya ve İran’la Türkiye’nin enerji, hatta askeri işbirliği imkânlarını önlemeye yönelik olduğu ve PKK’yı siyasallaştırma senaryosunu masum göstermeyi hedeflemiş bulunduğu her halinden sırıtıyor.[1]

Irak’ta Kaybolan A-4 Tipi Patlayıcılar, Hala PKK’nın Eliyle Bağrımızda Patlıyor!

ABD yapımı patlayıcılar Irak’tan

En son Diyarbakır’daki kanlı saldırıda kullanılan bombaların yıkıcı ve geniş çaplı hasarı, dikkatleri patlamalara neden olan A-4 tipi bombalara çevirdi. Türkiye, A-4 tipi patlayıcılarla ABD’nin Irak işgalinden sonra tanıştı. A-4 tipi patlayıcılar, ABD tarafından üretiliyor. Irak’ta kaybolan 190 bine yakın silah ve patlayıcı arasında yüzlerce ton A-4 de bulunuyor.

En son Diyarbakır’daki kanlı saldırıda kullanılan bombaların yıkıcı ve geniş çaplı hasarı, dikkatleri patlamalara neden olan A-4 tipi bombalara çevirdi. Türkiye, A-4 tipi patlayıcılarla ABD’nin Irak işgalinden sonra tanıştı. C-4’lere göre oldukça etkili olan A-4 tipi patlayıcılar, ağırlıklı olarak ABD tarafından üretiliyor. Irak’ta kaybolan 190 bine yakın silah ve patlayıcı arasında yüzlerce ton A-4 de bulunuyor. Kaybolan A4’ün miktarı ise, 342 ton civarında olduğu tahmin ediliyor. ABD yapımı kayıp silahların ve patlayıcıların PKK tarafından kullanılması, akıllara onlarca soru işareti getirdi. Cevap bekleyen en önemli soru ise şu: ‘ABD’nin ürettiği ve Irak’a teslim ettiği bu çok etkili patlayıcılar PKK’nın eline nasıl geçti? Terör örgütü bunu, Diyarbakır’ın merkezine kadar nasıl soktu?’

A-4 patlayıcıları geçtiğimiz yıl Başkent’i kana bulayan ve 9 kişinin hayatını kaybettiği Anafartalar Çarşısı önündeki saldırı da kullanıldı. Ayrıca, Mersin, İzmir, İstanbul’daki Kocamustafapaşa, Bayrampaşa ve Beylikdüzü’ndeki saldırılarda da aynı patlayıcıya rastlanıldı. Yakın geçmişte Muğla, Van, İzmir, Ağrı ve Şırnak’taki operasyonlarda çeşitli miktarlarda A4 patlayıcı ele geçirildi.

PKK, 2004’ten bu yana kullanıyor

PKK 2004’ten sonra taktik değiştirdi. Baskın ve silahlı saldırı yerine, araba altlarına bomba koyma, mayınlı bombalama gibi eylemlere girişti. Terör örgütünün 2004’te taktik değiştirmesinden sonra Kuzey Irak’tan Türkiye’ye sokulan patlayıcı miktarında da büyük artış oldu. 2005’te tam 346 kilo plastik patlayıcı ele geçirildi. Bu rakam 2002’de sadece 5 kilo 800, 2003’te 55,9 kilo, 2004’te 231 olarak gerçekleşti. Bu arada, Irak’ta kaybolan 342 ton A-4’ten haber alınamıyor.

Öte yandan, askeri amaçlarla kullanmak üzere üretilen A-4 patlayıcıların Irak’taki otorite boşluğu nedeniyle PKK’nın eline geçtiği aylar öncesinden basına sızdı. Bunların Türkiye’ye sokulmasına yönelik girişimler ise, istihbarat kaynaklarınca da doğrulandı.

A-4’ün bazı özellikleri:

Rengi: Kirli beyaz

Koku: Kokusuz (C-3 ve C-4 badem kokuludur)

Şekil: Cam macunu kıvamında şekil alabilir

Üretimi: Fabrike-özel üretim

Fünye, kapsül, silah, telefon ve silah atışıyla patlatılabiliyor.

C-4’e göre gücü: Yüzde 350 daha fazla (On beş yıl uygun koşullarda saklanabiliyor).

Neden A-4 Kullanılıyor?

Terör örgütünün son yıllardaki saldırılarda C-4 yerine A-4’ü kullanmaya başlaması; yıkım ve etkisinin daha fazla olmasından kaynaklanıyor. A-4, piyasadaki en güçlü patlayıcı olma ve her şekle girme özelliğine sahip. Küçük bir pilin vereceği akımla bile patlatılabiliyor. Kirli beyaz renkte, macun kıvamında ve kokusuz bir madde olan A-4 patlayıcı, patladığında 3 bin derece sıcaklık veriyor ve büyük basınç meydana getiriyor.  A-4, TNT ve C-4 ile birlikte güçlü plastik patlayıcı. 5 gramı 20 gramlık bir C-4’ün yapacağı etkiyi yaratıyor. Hem toprak, hem asfalt yolda kamufle olabiliyor. Uzaktan kumandalı fünye ve mayın güçlendirme amacıyla kullanılıyor. 15 yıl boyunca uygun şartlarda saklanabiliyor.[2]

PKK’nın Kara Kutusu’nun Şifreleri Çözülüyor!

“PKK, üst düzey devlet adamları, siyasetçiler ve istihbaratçılarla kolaylıkla ilişki kurabiliyordu”

Uzun yıllar PKK’nın Avrupa sorumluluğunu üstlenen Kani Yılmaz (Faysal Dunlayıcı) öldürülmeden önce kaleme aldığı anılarında Öcalan’ın 1998 Ekim ayında Suriye’den çıkıp Kenya’da yakalanmasına kadarki süreçte yaşanan ve çoğu bilinmeyen olayları gün ışığına çıkarıyor.

2004’te ayrıldığı PKK tarafından 11 Şubat 2006’da Süleymaniye’de arabasına bomba konarak öldürülen Yılmaz’ın anıları, örgütün Avrupa’nın birçok ülkesinde, hatta Afrika’da üst düzey devlet adamları, siyasetçiler ve istihbaratçılarla kolaylıkla ilişki kurabildiğini gösteriyor… Yılmaz kitabında, 1990 başlarında PKK’nın Almanya başta olmak üzere Avrupa’da şiddet eylemlerine yönelmesi üzerine, Alman Anayasayı Koruma Örgütü’nden (Alman iç istihbarat kuruluşu) bir heyetin Şam’a giderek bizzat Öcalan’la görüştüklerini anlatıyor…[3]

Kemal Burkay: “Öcalan, PKK’yı MİT güdümünde kurdu” diyor

Kürdistan Sosyalist Partisi’nin kurucusu Kemal Burkay, 26 Kasım günü Sabah gazetesinde yayımlanan röportajda, PKK’nın nasıl kurulduğunu ve PKK’nın son dönemde Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelen saldırılarını değerlendirdi. 12 şehit verdiğimiz Dağlıca saldırısını PKK’nın özgür iradesiyle yapmadığını belirten Kemal Burkay, “PKK, tarihinin hiçbir döneminde kendi özgür iradesiyle iş yapmadı, yapamadı” dedi. Türkiye’de PKK’nın bitmesini istemeyen statükocu, gerilim yanlısı güçlerin olduğuna belirten Burkay’la yapılan görüşmenin bazı bölümleri şöyle:

“Abdullah Öcalan PKK’yı kurarken içinde bulunduğu ilişkiler hem Türkler hem de Kürtler için skandaldır, trajikomiktir.”

“MİT, kuruluş aşamasında örgütü denetledi. Öcalan PKK’yı MİT’in güdümünde kurdu. Sonra İran’ın, ardından da Suriye istihbaratının denetimine girdi. Öcalan da Suriye’nin denetlediği Bekaa Vadisi’nde kalıyordu. Bu dönemde Öcalan’la birkaç kez görüştüm. Buna bizzat tanık oldum. Nitekim Uğur Mumcu bu işin peşindeyken cesaretini hayatıyla ödedi.”

Amerika BOP filmleri çekiyor

Amerika, Hollywood yapımı, büyük bütçeli filmlerle, uluslararası çapta, Türkiye karşıtı kamuoyu yaratmayı hedefliyor. Irak’a yaklaşık 30 kadar Hollywood yapımcısını getirmenin çok başarılı bir İş olduğunu vurgulayan bazı Amerikalı yapımcılar konuyla şöyle değerlendiriyorlar:

“Artık, Hollywood’da Vietnam filmleri gibi bir dizi, Irak filmleri de yapılacaktır. Bu filmlerde Kürtler birer kahraman olarak tanıtılıp, bölgelerinde yarattıkları huzur ve istikrar vurgulanacak.” Ermeni lobisi de sözde Ermeni soykırım iddialarına uluslararası destek sağlamak amacıyla 100 milyon dolar nakit parayı Hollywood yapım şirketlerine aktardı.

Sözde Ermeni soykırımı iddialarını destekleyen en önemli edebi eserlerden biri olarak kabul edilen, 1930’larda yayınlanan, Eranz Nobel’in ‘Musa Dağında Kırk Gün’ adlı romanının, sinemaya yeniden uyarlanması için yapılan hazırlıkların da son aşamasında olduğu belirtiliyor.

Aydınlık, çok önemli ve gizemli bir dosya daha açtı. PKK belasının sır perdesini araladı:

PKK’yı CIA – MOSSAD Güdümlü MİT Şefleri mi Kuruyor?

Aydınlık’a ulaşan çok önemli bir bilgi, PKK’nın kuruluşuyla ilgili soruyu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde yanıtlıyor. Söz konusu bilgi, 3 Haziran 2000 tarihinden hemen önce yapılan bir görüşmenin bant çözümü.

Görüşme Abdullah Öcalan’ın avukatlarından D.E. ile Genelkurmay’a bağlı özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görevli bir üsteğmen arasında geçiyor. Üsteğmen görüşmenin bir yerinde Avukat D.E.’ye MİT’le PKK arasındaki bazı ilişkilerden söz ediyor ve şu çarpıcı sözleri söylüyor: “Başından beri girdiği ilişkileri biliyoruz, örgütü kursun diye Öcalan’a 10 milyon lira verildi”!

Uğur Mumcu anlatıyor

“Yıl 1972. Günlerden 31 Mart Cuma. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapılan boykotta gözaltına alınanlar arasında Urfalı bir öğrenci vardı. Adı Abdullah, soyadı Öcalan’dı. Türkiye ihtilalci Komünist Partisi’nin Şafak Bildirisi”ni SBF’de dağıtmak suçuyla 7 Nisan günü gözaltına alınmış ve 27 Nisan günü tutuklanmıştı.

“Askeri Savcı, 22 öğrenci hakkında dava açtı. En ağır ceza, Abdullah Öcalan ve Metin N. Yalçın’a istenmişti.

“Öcalan poliste ve savcılıkta olaylara karışmadığını söylemişti Ancak görgü tanıkları Öcalan’ı suçlamışlardı. İddianamede Öcalan’a Şafak Bildirisi’ni dağıtmak suçundan Ceza Yasası’nın 142,153,159,311 ve 312. maddelerinin uygulanmasını isteyen Askeri Savcı Baki Tuğ, duruşma sırasında görüş değiştirdi. Savcı Tuğ, Öcalan’a Şafak bildirisi dağıtmak suçundan aklanmasını, boykota katılmak suçundan cezalandırılmasını” istedi… Abdullah Öcalan sadece boykota katılma suçundan üç ay hapis cezası aldı.”

Açıklayacaktı, susturuldu!

Yukarıdaki satırlar, Uğur Mumcu’nun, “Kürt Dosyası” başlıklı kitabının ilk bölümünden bir Özet. Uğur Mumcu, kitabı tamamlayamadı. Ağabeyi Ceyhan Mumcu, Uğur Mumcu’nun PKK’nın ilişkilerini ve para kaynaklarını saptadığını, bu yüzden öldürüldüğünü anlattı. Kitap da, ölümünden sonra, ailesinin bulabildiği notlar biçiminde yayımlandı. Ceyhan Mumcu, bu kitabın yarım bir kitap olduğunu vurguladı. Zira, Uğur Mumcu, “birçok bilgiyi kafasında taşıyan bir insandı.”

“Abdullah Öcalan başından beri kullanılan bir kişilik sergiliyor”

“Abdullah Öcalan başından beri kullanılan bir kişidir” diyor Ceyhan Mumcu ve o günleri şöyle anlatıyor:

Böyle bir kitabın yayımlanacağı ve bu kitapta PKK’nın nasıl korunduğunun anlatıldığı öğrenilmişti.

Uğur, Tekin yayıneviyle görüşüyor, kitabı tamamlamak için 1 hafta zaman istiyor. “Kanıtları topladım” diyor.  Öldürüldüğü gün de bir hasta ziyaretine gidiyor, dönüp kitabını yazmaya devam edecek. Ölmeden önce Yaşar Kaya’ya “Kimlerle işbirliği yaptığınızı açıklayacağım” diyor. Yine TRT’de birlikte programa çıkacağı Erdal İnönü ve Ahmet Türk’e bir dosya getireceğini söylüyor. Program Salı günü yapılacaktı, Pazar günü Uğur öldürüldü. Bu dosyayı verecek ve Ahmet Türk’ü “PKK İstihbarat güçlerinin güdümünde” diye uyaracaktı. HADEP diye bir olay vardı o zaman. Erdal İnönü’yü de uyaracaktı” “Barış marış sağlayamazsın bunlarla” diye.

Avni Özgürel anlatıyor

Abdullah Öcalan’ın MİT bağlantısını ortaya koyan bilgiler “Şafak Bildirisi” olayıyla sınırlı değil.

Gazeteci Avni Özgürel de Abdullah Öcalan’ın MİT’le bağlantısını saptayıp yazılarında ve söyleşilerinde bu konuya dikkat çekmişti.

Özgürel, 1965’te üniversite öğrencisiyken önce Türk Ocaklarında çalıştığını, sonra oradan ayrılıp İkinci Kuvayı Milliye diye bir dernek kurduklarını anlatıyor. Devletin de kendilerine destek olduğunu belirten Özgürel, “Komünizme karşı” kullanacakları materyallerin MİT taralından kendilerine ulaştırıldığını anlatıyor:

Bu yayınları veren kuruluşlardan biri de Refik Korkut’un Fikir Ajansı’ydı. Ankara’da İzmir Caddesi’nde bir binanın bodrum katındaki Ajansa sık sık gittiklerini anlatan Özgürel, “Bizim yaşlarda bir genç vardı” diyor, “Ajansa gittiğimde onu hep orada görüyordum. 1966, 1967 yıllarında Ajansta gördüğüm o genç, hayal meyal hafızamda kalmış. Yıllar içinde Abdullah Öcalan’ın resimlerini medyada gördüm ama insanlar yaşla birlikte değişiyor tabii. Ancak 1993’te Öcalan’la yüz yüze geldiğimizde bende birtakım çağrışımlar oldu.

Avni Özgürel, 1993’te Bekaa’ya Panorama’nın genel yayın yönetmeni olarak Abdullah Öcalan’la görüşmeye gidiyor. Özgürel Öcalan’a soruyor: “Ankara’da İzmir Caddesi’nde Fikir Ajansı diye bir yer vardı. Yanlış hatırlıyor olabilirim ama birden bir şey çağrıştırdı. Bende seni orada gördüm gibi bir his uyandı” diyor. Öcalan, “Doğru hatırlıyorsun” diyor. “Ama ben bunları bir müddet sonra açıklayacağım.”

Arkasındaki torpil büyük yerden geliyor!

27 Mayısta, dönemin Başbakanlık Müsteşarı Salih Korur’un kasasından çıkarılan örtülü ödenek hesabının kayıtlarında, Fikir Ajansı Sahihi Refik Korkud’a 1959 yılının Ağustos ayında 28 bin lira ödendiği saptanıyor…

Abdullah Öcalan’ın Fikir Ajansı da “ofis boy” olarak çalıştığı yıllar, Ankara Tapu-Kadastro Lisesi’nde okuduğu dönem. 1969 yılının 30 Temmuzunda diplomasını alıyor ve bir ay içinde Diyarbakır Tapulama müdürlüğüne atanıyor, iki yılını doldurmadan, 1970 Ekiminde torpille İstanbul’a tayin oluyor. Bakırköy Tapulama Müdürlüğü’nde çalışırken İstanbul Hukuk Fakültesine giriyor. Bir yıl sonra da Ankara SBF’ye yatay geçiş yapıyor… 71 Kasım’ında Tapu Kadastro Genel Müdürlüğündeki görevinden istifa ediyor… 21 yaş sınırına rağmen, 22 yaşında kendisine burs bağlanıyor…

Uğur Mumcu’nun “Kürt Dosyası” kitabında ayrıntısıyla anlatılan, “askerliğin ertelenmesi” hikâyesi de ilginç Öcalan’ın. “Şafak Bildirisi” nedeniyle cezaevindeyken SBF dekanlığının gönderdiği yazılarla askerliği erteleniyor. Halfeti Askerlik Şubesi, bir yıl sonra yeniden soruyor Öcalan’ın askerlik durumunu. Dekanlıktan 30 Ocak 1973 günü “1. sınıfta bütünlemeye kaldı” yanıtı veriliyor. 10 Ağustos 1973 günü SBF Dekanlığından Askerlik Şubesi’ne gönderilen yazıda ise Öcalan’ın 2. sınıftan 3. sınıfa geçtiği bildiriliyor… Abdullah Öcalan’ın askerliği böyle böyle 1978’e kadar erteleniyor. Öcalan’ın okuldaki kaydı da 1984’e kadar silinmiyor.

Ve PKK kuruluyor

“Kürt Dosyasının 30. sayfasında şu satırlar yer alıyor:

Abdullah Öcalan, 1973 yılında bir bahar günü birkaç arkadaşıyla birlikte Ankara’da Çubuk Barajı’na gidiyor ve parti kurup gerilla yöntemleriyle ayaklanma hazırlamak gerektiğini anlatıyor ve PKK’nın temelini atıyordu.

Öcalan bazı toplantıları Dikmen’de Kamer Özkan’ın evinde yaptı. Kamer Özkan, sonradan bu çevreden koptu. Türkiye’den ayrılarak Almanya’ya yerleşti. PKK’lılar Özkan’ın “MİT ajanı” olduğunu ileri sürdüler.

Abdullah Öcalan’ın 24 Mayıs 1978 yılında evlendiği karısı Kesire Yıldırım’ın MİT’le bağlantılı olduğu biliniyor. Bu durumu sonradan Abdullah Öcalan da dile geçiriyor. Uğur Mumcu, Kesire Yıldırım’ın babası Ali Yıldırım’ın yaşam öyküsünü ve şeceresini çıkardığı kitabında, Yıldırım’ın Korgeneral Abdullah Alpdoğan’la Dersim ayaklanması sırasında ve sonrasında sık sık görüştüğünü anlatıyor.

İbrahim Güçlü: “1980’de Bekaa’da kararları Kesire Hanım veriyor”

Eski Rızgari grubunun lideri İbrahim Güçlü, 1980’de Bekaa’ye gittiğinde edindiği izlenimi Aydınlık’a şöyle anlattı: “Orada karar süreçlerinde Öcalan’dan çok hanımı Kesire ağırlıktaydı. Kararların alınması, çoğu zaman kararların değişmesi Kesire’nin etkisiyle oluyordu.”

Abdullah ve Kesire Öcalan, evlendikten üç ay sonra Diyarbakır’a yerleşirler. Onları Ankara’dan Diyarbakır’a götüren “Pilot Necati” ordudan ayrılmış ve Diyarbakır’da kum ticareti yapmaktadır. Diyarbakır’da Abdullah Öcalan’ın iki yakın dostu daha vardır. Biri Enver Polat adlı Huruçlu adlı bir eski astsubay. Diğeri, yedek subaylığını Eskişehir’de yaptıktan sonra Diyarbakır’a yerleşen Ferhat Tomutay.

1973 baharında Ankara’da Çubuk Barajı’nda PKK’nın temeli atıldı demiştik. O tarihten sonra Doğu ve Güneydoğu illerine adam yollayarak “örgütlenme” faaliyetlerine başlıyor. PKK’nın ortaya çıkışıyla birlikte söz konusu illerde halk üzerinde “Apo terörü” esmeye başlıyor.

27 Haziran 1979 tarihli Aydınlık gazetesi, “Belgelerle ve Olaylarla Doğudaki 15 Grup” başlıklı yazı dizisinde “Apocular”ı gündeme getiriyor. Abdullah Öcalan’ın MİT bağlantısı, işte o dizide ilk kez aydınlanıyor. Aydınlık, Abdullah Öcalan’ın şeceresini gözler önüne seriyor:

Cinayet şebekesi

1974’tcn sonra kurulan Ankara Yüksek Öğrenim Derneği’nin (AYÖD) yönetim kurulunda yer alan Abdullah Öcalan, dernek içindeki doğulu gençleri kendi çevresine toplamaya çalıştı. Bu yüzden AYÖD’den alıldı.

İlk çıkışlarında Apocular grubu kimse Tarafından ciddiye alınmıyordu. Gerçekten de bu üç beş kişinin savunduğu görüşler ipe sapa gelmez şeylerdi.

Apo, AYÖD’den ayrıldıktan sonra Doğu Anadolu illerini dolaştı ve burada tek tek bazı kişileri saflarına kazandı.

Kendilerine “Ulusal Kurtuluş Ordusu” da diyen Apocular, onlarca cinayet işleyerek, soygunlar yaparak, kahve kurşunlayarak, kendilerinden ayrılanları idam ederek Doğu’daki kargaşalığı körüklediler. 1977’ye kadar önemli bir faaliyette bulunmadılar. Ancak bu tarihten sonra bir saldırı çetesi olarak ortaya çıktılar. Ard arda soygun ve cinayetlere başladılar. Öteki gruplarla sürekli silahlı çatışmalar çıkardılar, bazı ağalara ve aşiretlere fedailik yapmaya başladılar.

Apocuların faaliyetlerindeki bu değişiklik, grubun bu dönemde MİT ve Kontrgerilla içindeki bazı unsurlarla ilişkiler kurmasına bağlanıyor. Doğuda kargaşalık çıkarmak isteyen güçlerin Apo’dan daha uygun bir alet bulamayacakları belirtiliyor. Apoculardan ayrılanlar da, bu grup içinde MİT ve kontrgerillayla ilişkisi olan kişilerin bulunduğunu ve grubu bunların yönettiğini belirtiyorlar.

Apo’nun 1977’de evlendiği Karakoçanlı Kesire adlı kızın babasının MİT mensubu ya da muhbir olduğu söyleniyor.

Apocuların elinde çok miktarda silah var. Bu silahların çoğu kalaşinkof ve tomson. Apocular saldırılarını 5-6 kişilik vurucu timler aracılığıyla yürütüyorlar. Bu timler belirli bir yerde durmuyor, kasaba kasaba geziyor.

Apoculann faaliyetleri daha çok Urfa, Gaziantep, Elazığ, Tunceli ve Maraş yörelerinde toplanıyor.

Apo’nun önde gelen iki adamı neden yakalanamıyor?

Aydınlık’ın 28 Haziran 1979 tarihli sayısında “Apocular” dizisinin ikinci bölümü yayımlandı. “Apo’nun önde gelen iki adamı neden yakalanamadı?” başlıklı bu bölümde, Apocuların iki senedir Elazığ ve Tunceli’de neredeyse serbestçe saldırılar düzenledikleri, cinayetler işledikleri, soygun yaptıkları belirtiliyor. Yazının spotunda şu satırlar yer alıyor:

Sıkıyönetim ilanından sonra Elazığ’da 22 Apocu yakalandı. 12 cinayet ortaya çıktı. Ancak bu olaylarda başı çeken asıl elebaşılar ortada yoktu…

Abdullah Öcalan, örgüt içinde kendisine ters düşeni öldürtme geleneğini daha o yıllarda başlatmış. Aydınlık’taki dizide örneklerle ve ayrıntılarıyla anlatılıyor,

İkinci idam kararı Celal Aydın hakkındadır.  Apo, Celal Dönmez, Ali Gündüz ve Aytekin Tuğluk adlı kişileri bu İşle görevlendirir. Aytekin Tuğluk, Malatya’ya gönderilerek “toplantı var” bahanesiyle önce Elazığ’a, oradan da Karakoçan’a getirilir… Celal Aydın’ın yalvarmaları sonucu değiştirmez!

Daha sonra sıkıyönetim ilan edildiğinde diğer Apocular yakalanırken, Celal Aydın’ı öldürtenlerden Elazığ sorumlusu Metin Gürgöze ortadan kaybolur…

Maraş olaylarından sonra MHP’yi kurtarma girişimi

“Apocular” dizisinin dördüncüsünde, Hilvan anlatılır. Apocuların ağalar ve aşiretler arasındaki sürtüşmeleri kışkırtarak, bölgeyi nasıl kana buladığı gözler önüne serilir. Halkın parasını, silahını vb. gasp etmenin ötesinde bir yılda 8 cinayeti vardır Apocuların…

Dizinin “Apocular” bölümü 8 gün sürdü. 4 Temmuz 1979 tarihli Aydınlıktaki başlık şöyleydi: Apocuların MHP’yi kurtarma operasyonu: K. Maraş olayından sonra üç günde 2 kişiyi öldürdüler… MHP’nin saldırıya uğramış pozlara girmesine zemin hazırladılar…

Apo 12 Eylül darbesinden önce Bekaa’ya kaçıyor

Abdullah Öcalan’ın 12 Eylül darbesinden önceden haberdar olarak Suriye’ye kaçması da, bağlantılarını ortaya koyması açısından dikkat çekici. Öcalan, 1980’den itibaren Suriye’nin istihbarat örgütü Muhaberatın kontrolü altına girdi. Suriye Muhaberatı Öcalan’a Bekaa’da yer gösterdi… Anlaşılan 12 Eylül hareketini, CIA ve MİT Öcalan’a haber vermişti.

Eski Rızgari grubunun lideri İbrahim Güçlü, 1980’de 200 kişiyle geçtiği Suriye’de Abdullah Öcalan’ın Muhaberata teslim oluşuna tanıklık eder. Güçlü, “Ortadoğu’da ilişkiler karşılıklı çıkar remelinde gelişiyordu” dedi Aydınlık’a. “Tarafların kişilikleri, kimlikleri önemli. Bazıları istenmeden verir. Bazıları prensiplidir. Öcalan, pragmatik kişiliğe sahip.”

MİT’in kurduğu Örgüt, 1980’den sonra Suriye Muhaberat’ının kontrolüne girdi. 1990-1998 yılları Suriye’de muhaberat, Kuzey Irak’ta ABD kontrolü biçiminde çift başlı kontrol dönemi. Başyazarımız Doğu Perinçek, PKK’nın 4 dönemini ayrıntılarıyla yazdı..

MİT Müsteşarı Emre Taner “kullandık” demişti

Hizbullah’ı büyüten de MİT oluyor!..

2006 yılında Kasım’ın son haftası, Avrupa Karma Parlamento toplantısına katılacak milletvekillerine MİT karargâhında brifing verilmişti. MİT Müsteşarı Emre Taner, brifingle, Hizbullah terör örgülünün bir dönem devlet tararından kullanıldığını söyledi. Taner ayrıca, “Hizbullah uzun süredir sessizliğe bürünmüştü. Yeniden harekete geçirme faaliyetleri var. Takip ediyoruz. Yakında yeniden seslerini yükseltmek isteyebilirler” diyordu.

MİT Müsteşarı, “Büyük Kürdistan’ın kurulması için bazı ABD ve İsrail kaynaklarının Türkiye’yi hizaya getirme çabalarının yoğunlaştığını söylüyor, bu hedef için önümüzdeki yedi yılın çok önemli olduğunu savunuyordu.


[1] Milli Gazete / 25 01 2008

[2] Ebubekir Gülüm / Milli Gazete / 05.01.2008

[3] 28.112007 / Ruşen Çakır / Vatan

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Tevfik BALA

Tevfik BALA

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...