YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69801f8955a21
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 3
Bugün : 9711
Dün : 57744
Bu ay : 67455
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48770768
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

ABD bütün krizlerin anasını yaşayacak mı?

Uzun vadeli konut kredilerinde patlak veren kriz Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi için giderek büyük bir tehdit halini alıyor.

ABD bütün krizlerin anasını yaşayabileceği ve global ekonomiyi durgunluğa sürükleyebileceği konuşuluyor. Bu yöne işaret eden birçok gelişme gözleniyor. Durumun kötüleşmeye devam edeceğe benziyor. Ama nereye kadar? IMF Baş ekonomisti Simon Johnson’un deyimiyle, “Eski moda petrol şokunun 2007 modeli bir mali krizle çarpışma olasılığını yaşıyoruz. Bu da ‘mükemmel bir fırtına’ potansiyeli yaratıyor.” (…)

Birçok ekonomist bu tahmini çok iyimser buluyor. Bunların hesabına göre, bankalarca securtisation şeklinde paketlenen konut kredilerinin tutarı 900 milyar dolardır. Bunların muhtemelen yüzde 20-25lik bölümüyle ilgili yükümlülükler yerine getirilemeyecek. Eğer bu doğruysa piyasada kimin elinde olduğu belli olmayan 200-250 milyar dolarlık radyoaktif kâğıt var demektir. Bu rakamın 400 milyar dolar olduğunu söyleyenler bile bulunuyor!?

Henüz pek gündeme gelmeyen patlamaya hazır diğer bir bomba daha var: 900 milyar dolar civarındaki tüketici kredileri. Bunların bir bölümü de mortgage borçları gibi ödenemeyecek. Ama hangi bölümü, şimdilik kestirilemiyor.

Bütün bunların ve halının altına süpürülmüş başka batık kredilerin toplam zararının ne olabileceği bilinmiyor.

ABD’de mortgage faciası derinleşiyor

ABD’de yüksek riskli tutsat (mortgage) kredi piyasası krizi nedeniyle evlerini kaybedenlerin oranı, üçüncü çeyrekte rekor düzeye ulaştı. Mortgage Bankacıları Birliğinin verilerine göre, Temmuz-Eylül döneminde, ipotekteki evlerini kaybedenlerin oranı, tüm zamanların en yüksek oranı olan yüzde 0,78’e ulaştı. Bir önceki dönemdeki oran yüzde 0,65 olarak gerçekleşmişti.

ABD yönetiminin, krizin derinleşmemesi ve insanların evlerini kaybetmemeleri için faizleri geçici olarak dondurması hiçbir netice vermemişti. Bu arada, ABD Merkez Bankası’nın da, faiz oranlarını yeniden indirmesi bekleniyor. Özetle Amerikan ekonomisi ve küresel sömürü sermayesi adım adım iflasa sürükleniyor.

Türkiye’nin Bütçe batağı

2007 bütçesi, yılbaşında 16.8 milyon YTL açık ile Meclis’ten çıkmış, Temmuz’daki düzeltmede (revizyonda) açığı, yılın tamamı için 8 milyar YTL’ye indirilmiştir. Temmuzda açıklanan bütçe düzeltmesi sonunda, yılsonuna kadar, yıllık bütçe harcamalarında 3 milyar YTL kısıntı yapılacağı, 5 milyar YTL’de gelir artışı sağlayacağı, toplam olarak yıllık açığın 8 milyar YTL azaltılacağı öngörülmüştü.

Ekimde Maliye Bakanlığı’nca açıklanan gerçekleşme tahminine göre, yılbaşında Meclis’ten çıkan 205 milyar YTL’lik 2007 yılı harcama toplamının, 203 milyar YTL’ye inmesi beklenmektedir. Gelirler toplamının ise, yılbaşında tahmin edilen 152 milyar YTL yerine, 154 milyar YTL olarak gerçekleşmesinin tahmin edildiği açıklanmıştır. Bu rakamlara göre, bütçe açığının da 17 milyar YTL yerine, 2 milyar YTL azalarak 15 milyar YTL olarak gerçekleşeceği açıklanmış olmaktadır.

2008 yılı bütçesinin Meclis’e sunulması sırasında yapılan bu gerçekleşme tahmini, 2007 yılının ortasında yapılan düzeltme rakamlarını geçersiz hale getirmiştir. Son gerçekleşme tahminlerine göre 2007 yılının faiz dışı fazla (FDF) rakamı da, başlangıçtaki 36 milyar YTL’lik tutardan, 2 milyar YTL azalarak 34 milyar YTL’ye inecektir. Bu indirimin kaynak artmasıyla ilgisi yoktur, aradaki fark, ek borçlanmayla karşılanmak zorundadır.

Çifte seçim yılının yarattığı harcama hızlanması içinde, değişen bu rakamların yılsonuna kadar nasıl biçim alacağı belli değildir. Bununla birlikte, son gerçekleşme tahmini düzeyinde gerçekleşse bile, yıllık bütçe açığı, 2006’daki 4.6 milyar YTL’lik değerinden, yaklaşık üç kat artarak 15 milyar YTL’ye çıkmış olacaktır. Bu ölçüde artan yıllık bütçe açığı ile 2007 yılının enflasyon hızı hedefi olan yüzde 4 düzeyine ulaşılamayacağı gibi, şimdi tahmin edilen yüzde 6.5 düzeyinde tutulacağı bile kuşkuludur:

Seçim yılındaki fazla harcamalar nedeniyle artan bütçe açığı, kamu kuruluşlarının hastanelere, eczanelere ve benzeri temel gereksinimlere varıncaya kadar büyük harcamaların ertelenmesi ile ancak gösterilen düzeyde tutulabilmiştir. Yılın son üç ayında bunlardan bir kısmının ödeneceği beklenmektedir. Bu yüzden bütçe açığının beklenen düzeyin de üstüne çıkması olasılığı vardır. Bu olasılığın gerçekleşmesinin, enflasyon baskılarını artırmasından endişe edilmektedir.

Seçim harcamalarından çoğunu yapan belediyeler ve yerel yönetimlerin, devlet Hazinesi’ne ne kadar borç devredeceği henüz açıklanmamıştır. Bu tutarların çok yükselmiş olması ve yerel yönetim gelirlerinden karşılanamaması olasılığı yüksektir. Her dönemde olduğu gibi, bu yerel yönetim borçları, merkeze devredildikleri takdirde, yerel yönetimlere yeni harcama olanakları yaratması kaçınılmaz olacaktır. Bu harcamaların enflasyon baskısını artırması da beklenmelidir.

Kamu kesimine petrol ve doğalgaz sağlayan kuruluşların, artan petrol ve doğalgaz fiyatlarına uygun olarak kendi ürünlerine zam yapmalarının ertelenmiş olması, yeni dönemde enerji fiyatlarına zam yapılması olasılığını artırmıştır. Olasılık gerçekleşince, ekonomiye zincirleme fiyat artışları getireceği tahmin edilmektedir.

2007 bütçe uygulaması, gelecek dönemde enflasyonun hızlanması konusunda işaretler vermektedir. Enflasyonun hızlanması olasılığını artıran maliye politikası uygulamasındaki bu bozulma düzeltilmelidir. Meclis’e yeni sunulan 2008 yılı bütçesi, gelecek yılda da aynı eğilimlerin sürdürüleceği izlenimini vermektedir. Gelecek yıl bütçesi, daha sonra ele alınacaktır.[1]

Faiz ve başarı şarlatanlığı

Faize 10 yılda 335 milyar dolar akıtıldı

Hükümetin izlediği IMF politikaları yüzünden halk fakirleşirken, ülke kaynaklarının ise rantiyeye aktarıldığı açıktır. Son 10 yılda faize bütçeden tam 335 milyar dolar kaynak ayrıldığına dikkat çeken uzmanlar, AKP’nin son 5 yıllık iktidarı döneminde faize giden kaynağın miktarının ise 180 milyar dolar olduğunu haykırmaktadır. “Bu bir felakettir, soygundur, halkın fakirleştirilmesi ve ülkenin iflasıdır.

Şirketler zor günlere hazırlıklı mı?

Finans Enstitüsü Direktörü ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Ekonomist Cemil Ertem, ABD ekonomisinin krize gireceğine dair korkular nedeniyle dünya piyasalarında yaşanan sarsıntıları değerlendirirken: “Geçen sene tam bu zamanlar Greenspan, ABD ekonomisinin resesyona gireceğini kesin bir dille söylemişti. Ama FED Başkanı ve halefi Barnenke olmak üzere şimdi ABD ekonomisini yön veren birçok yatırım bankası ve fon yöneticisi o zaman onun bu ciddi uyarısını dikkate almadı. Barnenke, faizleri indirmede çok gecikti. Bunun sonucunda ABD, Avrupa ve Asya piyasaları 7.3 trilyon dolar kaybetti” yorumunu yapıyor.

Bu krizin arkasında ABD Başkanı George Bush ve ekibinin gidici olarak görülmesinin de etkisi olduğunu savuna Ertem, “ABD çok kesin olarak makas değiştiriyor. Bush ve ekibi artık kesin gidici olarak görülüyor. Gelen demokratlar çok farklı bir politika izleyecekler” diyor.

YTL’de kayıp fazla olmaz

YTL’nin ani ve keskin değer kayıpları beklenmemesi gerektiğini, ancak YTL’nin de diğer fiyatlar gibi gerçek değerini bulacağını belirtiyor. Ertem, Türkiye’ye sermaye girişleri azalacağından büyümede ciddi düşüşler olabileceğine de dikkat çekerek:

“Petrol fiyatlarının düşmesi Türkiye için bir avantaj gibi gözükse de kısa vadeli sermaye girişlerinde yavaşlama olacağından bu avantaj Türkiye’yi rahatlatmayacak. Burada Türkiye için kritik noktalardan biri de Avrupa. Avrupa’da ciddi büyüme düşüşleri olursa Türkiye’de çok ciddi sorunlar başlar. Ancak Avrupa Merkez Bankası şimdilik ihtiyatlı ve gelen kriz dalgasını bertaraf edecek hazırlıkta gözüküyor. Avrupa ekonomisi ABD ekonomisi kadar daralma yaşamayacak. Bunun bizim için avantaj” olduğunu söylüyor.

İki günlük hasar 26 milyar YTL

Borsada 2 günlük kayıp 26 milyar YTL’yi aştı. Borsada işlem gören şirketlerin piyasa değeri geçen 18 Ocak 2007 Cuma gününe göre 26 milyar 105 milyon YTL geriledi.

İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında (İMKB) işlem gören şirketlerin piyasa değeri 18 Ocak Cuma gününe göre 26 milyar 105 milyon YTL geriledi. Borsada başlayan gerileme devam etti. Ulusal 100 Endeksi, günü ortalama yüzde 2,09 düşüşle tamamlarken, endeks günün tamamında 950,37 puan geriledi. Buna bağlı olarak Borsada işlem gören şirketlerin piyasa değerleri de düştü. Şirketlerin toplam piyasa değeri yaklaşık 299,8 milyar YTL iken, iki gün içinde yaşanan düşüşle birlikte şirketlerin toplam piyasa değeri de yaklaşık 273,7 milyar YTL’ye geriledi. Böylece şirketlerin piyasa değeri iki günlük sürede yaklaşık 26,1 milyar YTL düşmüş oldu. Borsada en yüksek piyasada değerine sahip şirket konumundaki Turkcell’in 18 Ocak 2007 Cuma günü kapanışta 25 milyar 960 milyon YTL olan piyasa değeri bir sonraki işlem günü 23 milyar 540 milyon YTL’ye gerilerken, ikinci sırada yer alan Akbank’ın piyasa değeri de 22 milyar 200 milyon YTL’den 21 milyar YTL’ye düştü. İki günde Garanti Bankası’nın piyasa değeri yaklaşık 1,5 milyar YTL, İş Bankası’nın piyasa değeri ise yaklaşık 690 milyon YTL geriledi.

Çöken piyasalar değil, ABD’nin karşılıksız politikası

Geçen bir yılda yaşanan kaybın aslında yüksek faiz ve yüksek petrol fiyatı ile şişen piyasaların köpüğü olduğunu söyleyen Cemil Ertem “Bir yerde gerçek düzeylere yani olması gereken rakamlara geliyoruz. Yalnız son bir yılda değil, Bush işbaşına geldiği ve yüksek faiz, karşılıksız dolar politikasını uyguladığından beri şişen rakamların sonuna geliyoruz. Çöken sanıldığı gibi ABD’nin mortgage piyasası değil, ABD’nin karşılıksız dolar ve askeri harcama politikasıdır” diye konuştu.

El değiştirmeler yaşanacak

Dünya ekonomisinin Bush iktidarının karşılık olarak bastığı yaklaşık 20 trilyon doları geri alma sürecinde bulunduğunu ifade eden Ertem şu değerlendirmeyi yaptı: “Şimdi FED faizleri yüzde 2’lere kadar düşürecek. Birçok fiyat, başta petrol olmak üzere gerçek değerine yaklaşacak. YTL de tabii ki bu süreçte gerçek değerini bulacak. Türkiye gibi cari açıkla nefes alan ve özel sektörün borçlu olduğu ekonomiler de önümüzdeki günlerde el değiştirmeler ve ciddi sıkıntılar yaşanacak. Nakit girişi sürekliliği olmayan ve kısa vadeli borçları olan firmaları güç günler bekliyor.”

2008 cari açık beklentisi 40.4 milyar dolara düştü

Piyasaların TÜFE bazında yıllık enflasyon beklentisi de yüzde 6.47, yıl sonu cari açık beklentisi 40.5 milyar dolara, dolar kuru beklentisi 1.2942’ye yükseldi.

Piyasaların TÜFE bazında yıllık enflasyon beklentisi de yüzde 6.47, yıl sonu cari açık beklentisi 40.4 milyar dolara, dolar kuru beklentisi 1.2942’ye yükseldi. Merkez Bankası mali ve reel sektördeki karar alıcılarla her ay iki kez gerçekleştirdiği Beklenti Anketi’nin Ocak ayı ikinci dönem sonuçlarını açıkladı. Katılımcıların TÜFE bazında Ocak ayı enflasyonuna ilişkin beklentileri yüzde 0.20 ile yüzde 1.50 arasında değişti. Beklentilerin uygun ortalaması yüzde 0.92 olarak hesaplandı. Ocak ayı birinci anketinde söz konusu oran yüzde 0.94 çıkmıştı. Ocak ayı ikinci anketinde gelecek ay (Şubat) için beklenen oran ise birinci ankete göre 0.02 puan düşerek yüzde 0.47’ye gerilerken, iki ay sonrasının Mart aylık enflasyonuna ilişkin beklentinin yüzde 0.57 olarak değişmedi. Gelecek üç ayın altı aylık Hazine bonosu ihalesi yıllık bileşik faiz oranı beklentisi birinci ankete göre 0.15 puan artarak yüzde 15.88’e yükseldi. Gelecek 12 ayın altı aylık Hazine bonosu bileşik faizi beklentisi de 0.20 puan artarak yüzde 14.72’ye çıktı.

Yıllık enflasyon beklentisi yüzde 6.47

Piyasaların yıl sonu enflasyon beklentileri ise yüzde 4’le yüzde 9.1 arasında değişti; beklentilerin uygun ortalaması yüzde 6.47 düzeyinde gerçekleşti. Yıllık enflasyon beklentisi birinci ankete göre 0.03 puan arttı. 12 ay sonrasının enflasyon beklentisi de 0.07 puan artarak yüzde 6.01’e, 24 ay sonrasının TÜFE beklentisi de 0.06 puan artarak yüzde 5.17’ye yükseldi.

Rekor cari açık beklentisi

2008 sonu cari işlemler açığı beklentisi 39 milyar 582 milyon dolardan 40 milyar 410.5 milyon dolara yükseldi. Bankalar arası döviz piyasasında ay sonu itibariyle dolar kuru beklentisi 1.1752’den 1.2035’e, yıl sonu dolar kuru beklentisi 1.2798’den 1.2942’ye, 12 ay sonrasının dolar kuru beklentisi de 1.2951’den 1.3161’e çıktı. 2008 büyüme oranına ilişkin beklenti yüzde 5’ten yüzde 4.9’a düşerken, gelecek yılın büyüme oranı beklentisi yüzde 5.1’den yüzde 5.2’ye yükseldi.

Bu yazıyı kaleme aldığım gün bize komik gelen minik bir haber okuduk. Önce haberin başlığı dikkatimi çekti; “Durmuş Yılmaz, en başarılı 5 merkez bankası başkanından biri olarak seçildi!” Hayırdır inşaallah! Ne derler? ‘Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?!.’ Bizim başkanı kim/ler en başarılı seçmiş? Minik haberin tamamını sizinle aynen paylaşıyorum:

“IMF-Dünya Bankası yıllık toplantılarının resmî yayın organı olan “Yükselen Piyasalar” dergisi, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ı, 2007 yılında yükselen piyasalardaki en başarılı beş merkez bankası başkanından birisi ilan etti. Dergi, TCMB Başkanı Durmuş Yılmaz’ı “Yükselen Avrupa Piyasalarının En Başarılı Merkez Bankası Başkanı” seçerken, 2006 yılında başkanlık görevine getirilen başkanın genel seçimler ve sonrasında yaşanan küresel konut kredisi krizine rağmen başarılı bir para politikası uyguladığına dikkat çekti. Yılmaz’ın uygulamalarıyla Türkiye’yi daha dayanıklı ve güvenilir bir ülke hâline getirdiği vurgulanan değerlendirmede, başarının, bankanın Para Yönetimi Araştırma Merkezi’nin güçlendirilmesiyle elde edildiği görüşüne yer verildi. Araştırma merkezinden aldığı doğru verilerle, daha isabetli piyasa beklenti anketlerinin elde edildiği belirtilirken, Yılmaz’ın, enflasyonu da kontrol altında tutmak için faiz politikasını isabetli yürüttüğü bildirildi.”[2]

Bu haberden bir gün öncesinde Millî Gazete’deki birinci sayfa ve ekonomi sayfalarının bütün manşetleri “FAİZ” ve bütçe açıkları üzerineydi.

MG, birinci sayfa: “Maliye Bakanı açıkladı: 2008 Bütçesi de faize gidiyor…” MG, ekonomi, 6. sayfa: “Faiz, kara delik gibi… Saatte 5 milyon dolar faiz ödüyoruz… Türkiye, yılın ilk dokuz ayında saatte yaklaşık 5 milyon, günde ortalama 117 milyon, haftada 1 milyar 97 milyon ve ayda 4 milyar 700 milyon dolar faiz ödemesi gerçekleştirdi…

Dokuz ayda 32 milyar dolar faiz ödendi… Geçen yılın ikinci yarısında yükselen faizler nedeniyle iç borçlanmanın daha yüksek maliyetle gerçekleştirilmesinin bu yılın aynı dönemine yansıyan etkisiyle giderek artan faiz ödemeleriyle, bütçeye yılın tümü için konulan ödeneğin yüzde 81’i ilk dokuz ayda tüketildi. Bu yıl Ocak-Eylül döneminde toplam faiz ödemeleri 42 milyar 771.6 milyon YTL’ye (31.9 milyar dolar) ulaştı. İç talep daralmasına bağlı olarak dolaylı vergi tahsilatının yavaşlaması sonucu toplam vergi gelirlerindeki artışın yüzde 5.5’te kaldığı anılan dönemde, faiz ödemelerindeki artış ise yüzde 13.7’ye ulaştı…”

MG, ekonomi, 7. sayfa: “Bütçede faize 56 milyar YTL ayrıldı… 2008 bütçe rakamlarında en dikkat çeken konu faize ayrılan ödenekler oluşturdu. Önümüzdeki yıl için faize 56 milyar YTL ödenek ayrılırken, bu rakam 2007 yılına göre 7 milyar YTL’lik bir artışa tekabül ediyor. Oransal olarak da faiz giderlerinde geçmiş yıllara göre iyileşmeden ziyade kötüleşme söz konusu. Faiz giderlerindeki bu yüksek artış 2008 yılının Türkiye ekonomisi için çok zor geçeceğinin bir göstergesi olarak algılandı. Maliye Bakanı Unakıtan da açıklamaları ile bunu teyit etti. Faiz giderlerindeki bu artışın gerekçesi olarak dünya piyasalarında yaşanan sıkıntılara dikkat çeken Unakıtan, ABD ve arkasından Avrupa’da baş gösteren mortgage krizinin etkilerinin devam ettiğini ve burada yaşanan sıkıntıların 2008’de nasıl bir seyir izleyeceğini kestiremediklerini söyledi…” IMF-Dünya Bankası da Maliye Bakanı Unakıtan’ı ‘en başarılı’ seçerse, hiç şaşmayın!..

Gazetelerini açanlar sanayici ve ihracatçı derneklerinden işveren ve işçi sendikalarına (TİM, TİSK, Türk-İş, Hak-İş, MÜSİAD, TUSKON, TÜGİD, İSİDEF, TÜMER, TURSAB ve diğerleri) kadar yayılan bir genişlikteki sivil toplum kuruluşları tarafından TCMB’ya faizi indirmesi için çağrıda bulunulan bir ilânla karşılaştılar. Aynı günün akşamı T.C. Merkez Bankası, enflasyonun orta vadeli hedefe yakın gerçekleşme olasılığının yüksek olduğu gerekçesiyle faizi sadece 0.50 puan indirdi. Bu durumda gecelik faiz oranları: Borçlanma faiz oranı yüzde 17,25’den yüzde 16,75’e, borç verme faiz oranı yüzde 22,25’den yüzde 21,50’ye indi. Geç Likidite Penceresi Faiz Oranları: Geç Likidite Penceresi uygulaması çerçevesinde, Bankalararası Para Piyasasında saat 16.00-17.00 arası gecelik vadede uygulanan Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 13,25’den yüzde 12,75’e, borç verme faiz oranı ise yüzde 25,25’den yüzde 24,50’ye çekildi.

İşte bunu yapan Merkez Bankası Başkanı, IMF-Dünya Bankası tarafından ‘En Başarılı Merkez Bankası Başkanı’ seçilmiş! İlgili bir haberin başlığı şöyle: ‘Uyuşturuluyoruz’. Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Oğuz Satıcı, Merkez Bankası’nın faiz indirimini yetersiz bulurken, bankanın sıcak para ve yüksek faizle Türkiye’yi afyonladığını ileri sürdü: Oğuz Satıcı “Merkez Bankası, yüksek faiz politikası ve sıcak para ile Türkiye’yi sarhoş etmeye, afyonlamaya devam ediyor. Merkez Bankası akıl tutulması içinde.” tepkisini gösterdi. Ben bu haberdeki bu ‘akıl tutulması’ benzetmesini çok tuttum. ‘Akıl tutulması’nın bir adım ötesi ‘deliliktir’.

Faizle Kalkınma Deli Saçmalığıdır

Bir yazar (Sabah, Nazlı Ilıcak) meseleyi bir cümlede özetlemiş: “Gazetelerde (tam sayfa) yer alan reklâmı çok beğendim. TİM, TİSK, Türk-İş, Hak-İş, MÜSİAD, TUSKON, TÜGİD, İSİDEF, TÜMER, TURSAB, “Yeter artık [faizleri] indirin… Üretim ve istihdam ölmesin” diye Merkez Bankası’na yol gösteriyorlardı…”

Diğer bir yazarın (Referans, Ertuğ Yaşar) yazısının başlığı daha da dikkat çekiciydi: “Kendi ayağına kurşun sıkmak”. Başlık böyle olunca, yazının sonu aynen şöyle: “Genelkurmay Başkanımız Yaşar Büyükanıt’ın ABD için yaptığı ve Financial Times gazetesinin birinci sayfasında manşete çektiği yorumu biz burada Merkez Bankası için yineleyelim: “Merkez Bankası (yüksek faiz ile) kendi ayağına kurşun sıkmaktadır””.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı ise Merkez Bankası’nın faiz indirimini yetersiz bulurken, “Merkez Bankası, yüksek faiz politikası ve sıcak para ile Türkiye’yi sarhoş etmeye, afyonlamaya devam ediyor. Merkez Bankası akıl tutulması içinde” tepkisini göstermişti. Bugün işte bu ‘akıl tutulması’ ya da ‘faiz ve delilik’ üzerinde durmak istiyorum.

Tevafuk bu olacak ya; tam da bu hafta “Faiz yiyenler şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar…” diye başlayan ayetin (2/275) tefsiri üzerinde çalışıyordum. Kelimelere dikkat; ‘faiz’ ve akıl tutulması, delilik, cinnet…

Bundan sonrasını o çalışma notlarımdan aktarıyorum.

Şimdi biz baştan beri anlatılan ‘faiz meselemize’ dönelim ve burada anlatılanlarla irtibatını anlamaya çalışalım. Faizli işler yapanların yaptığı işler delilerin yaptığı işleri yapmadır.

Deli ne yapar? Deli normal insanların kabul ettiği kuralları çiğner. Mesela, soyunup çıplak gezmeye başlar, sosyal kuralları tanımaz, yasağı bilmez, ayıbı bilmez, ne yaptığını bilmez. Bazen kendisine gelecek zararları da bilmez. Saldırgan olur. Hani ‘delidir, ne yapsa yeridir’ deriz ya; işte öyle bir şey.

Bu ayeti tam tahlil etmek için bir psikiyatri, bir deli doktorunun delilik arazlarını ortaya koyduktan sonra, faizli ekonomide delilik alametlerinin nasıl ortaya çıktığını anlatması gerekir. Kur’an bize bir temsili vermektedir. O temsilin inceliklerini ortaya koymak ise ilme aittir. İlim bunu ne kadar ortaya koyarsa Kur’an’ı o kadar daha iyi anlamış olacağız. Bu temsildeki incelikler bundan sonra devam ettirilecek bir çaba ile daha iyi anlaşılmalı, faizli işlemlerin delilik olduğu daha iyi anlaşılıp anlatılmalıdır.

Sömürü sermayesi insanları soymaktadır. Tüm insanlar akılsız olmasa soyulur mu, sömürü sermayesi onları soyabilir mi? Eskiden diyelim ki sermayenin altını vardı, onu piyasaya sürüyor ve faizi istihkak ediyordu. Çünkü bizde altın yoktu, onda vardı. Şimdi ise sermayenin bir şeyi yok, matbaada karşılığı olmayan dolarını basıyor ve tüm insanları soyuyor! Merkez Bankaları da delicesine kendilerini oraya bağlamış, soyuluyor; sonra aynı Merkez Bankaları bu sefer kendi halkını soyuyor!

Oysa, insanlar “karşılıksız para” yerine “karşılığı olan senet sistemi”ni, “mal senedi sistemi”ni geliştirirlerse sömürü sermayesi karşılıksız para basamaz. Bassa bile işe yaramaz. Devletler kendi halkına “faizsiz kredi” verseler, onun doları işe yaramaz hâle gelir ve sömürü biter.

Bu kadar basit şeyi yapmayanlar cin çarpmışlardan daha beter durumda değil midirler?

‘Faizsiz iş yapalım’ dediğimizde; ‘faiz birden kalkmaz ki’ diyorlar.

Evet, akıl hastaları, faiz bir gecede kalkar; ‘ben devlet olarak faizi almıyorum ve vermiyorum, sadece para değerini koruyorum’ derseniz, ertesi gün artık kimse faizle para almaz ve bu iş sona erer.

Tek sorun kalır; Türkiye’nin dışarıya taahhüt ettiği dış borçlar ve faizleri ne olacaktır?

Bu da çok kolay bir şekilde kalkar.

– Dolar borcu YTL borcuna çevrilecektir.

– Para borcu mal borcuna çevrilecektir.

– Dış borç iç borca çevrilecektir.

– Borç iştirake çevrilecektir.

Bu saydıklarımızın hiçbirini kabul etmeyen olursa; ‘alın ana paranızı’ dersiniz. ‘Efendim, hayır almıyoruz, biz ille de faiz istiyoruz!’ diyebilirler. Onun çözümü de askerimizin süngüsünün ucudur…

İyi bilin ve hiç şüpheniz olmasın ki, dünya delilere bırakılacak kadar değersiz değildir.

Ama deliler, aklı başında olmayanlar, aklını kullanmayanlar faizle sömürülmekte, işsiz ve aç olarak çırpınmaktadırlar. Faizi kaldırdığınız gün işsizlik sorunu biter. Çünkü orada artık sermaye sorunu diye bir sorun kalmaz; çalışana “faizsiz kredi” verirseniz artık işsiz kimse kalmaz.[3]

Aydınlık’ta Z. Ruhsar Şenoğlu’nun çok önemli bir röportajı yayınlandı

Özal döneminde Türk Parasını yöneten Ali Kocatürk, Dünya ekonomisini anlattı:

ABD’nin savaşı sürdürecek parası yok!

“ABD, 130 ülkede 702 askeri üste konuşlanmıştır; Suudi Arabistan ve Çin’den, yılda 700 milyar dolarlık fazla çekilerek yapılan borçlanmalarla, askeri harcamalarla üstünlüğünü korumaya çalışmaktadır. Dolar gücünü, bu desteklerle sağladığı askeri üstünlükten almaktadır. ABD’nin gücü, dolara endekslenmiştir, artık dolar bu üstünlüğü sürdürecek güç olmaktan çıkmaktadır.”

Eski Hazine, Banka ve Kambiyo Genel Müdürü Ali Kocatürk, sermayenin kendisini tahrip ederek yok etmeye başladığını söyledi. Kocatürk’e göre kriz, mali sektörü, “imparatorluk” dediği global mali piyasaları kucaklamaktadır. Aynı zamanda İşçi Partisi Milli Hükümet Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı ve Parti’nin Merkez Karar Kurulu üyesi olan Ali Kocatürk, çöküntünün her an, herhangi bir nedenle tetiklenebileceğine dikkat çekti. Kocatürk, doların üstünlüğüyle birlikte ABD’nin de üstünlüğünü yitirmekte olduğunu anlattı.

Özal döneminde Türk parasını yöneten Kocatürk, Türkiye’deki güncel tartışmaya da ışık tutan bir değerlendirmeyle, krize karşı “acil önlem” uyarısı yapıyor: “Bu tehlikenin göz ardı edilmesi, TED faizleri indirdi, şimdi sıra bizde’ gibi dolaylı kur destekleriyle sözüm ona önlem alınması, sermaye hareketleriyle ilgili olağanüstü hal ilan edilmemesi ve düzenlemelerin yapılmaması yıkıcı etkiler doğuracaktır.”

Şimdi Amerika’da yaşayan Ali Kocatürk’le röportajı, e-posta üzerinden gerçekleştirdik.

Aracı kurumlar-bankalar yatırım fonları ilişkisi

Amerikan mortgage sistemi neden çöktü?

Önce çöken şeyin ne olduğunu, çöküntünün varlık koşullarını ve bu koşullardaki değişmelerin neden ve etkilerini belirlememiz gerekiyor.

Amerikan konut kredileri sektörü, bankalar ile aracı kurumlardan oluşmaktadır. Bankaların yanı sıra, aracı kurumlar, bankalardan borçlanarak konut kredisi açan kurumlardır ve konut kredilerine dayalı olarak ihraç ettikleri kağıtlar, ikinci piyasada işlem görmektedir. İkinci piyasa, yatırım fonlarından oluşmaktadır. Yatırım fonları, bu konut kredilerine dayalı kağıtlara yatırım yapan kuruluşlardır.


[1] 24/10/2007 / Mustafa Aysan / Radikal

[2] (Washington, aa, Zaman, 20 Ekim 2007)

[3] 22-23.10.2007 / Reşat Nuri Erol / Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Selman YÜCEL

Selman YÜCEL

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...