YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
698000172625a
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 2
Bugün : 7975
Dün : 57744
Bu ay : 65719
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48769032
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Lozan, ülkemizin tapusuydu. Şanlı Kurtuluş Savaşımız sonunda; sınırları belirlenmiş, bağımsızlığı tescil edilmiş yeni Türkiye kuruluyordu. Belki her şey, istediğimiz gibi olmuyordu, zaten buna imkân ve fırsatta bulunmuyordu… Ama milletimizin hürriyet aşkı ve Mustafa Kemal’in strateji dehasıyla, Osmanlının külleri üzerinde yeni bir devlet doğuyordu…

Ülkemizi işgal eden Haçlı emperyalistler ve perde arkasındaki Siyonistler de, elbette bazı hesaplar güdüyordu. İsmet İnönü’nün özel danışmanı ve Lozan’ın gizli diplomatı, Yahudi Başhahamı Haim Nahum:

·     Müslüman Türklerin zorla ve silahla uzun zaman sindirilemeyeceğini

·     Bu milleti İslam ahlakından ve Kur’ani anlayıştan mutlaka uzaklaştırmak ve yozlaştırmak gerektiğini

·     Manevi tahribat yanında, maddi yönden de, Anadolu insanının fakir, muhtaç ve çaresiz bir duruma getirileceğini ve ekonominin gizli Yahudilerin ve işbirlikçilerinin eline geçirileceğini

·     Sanat, edebiyat ve moda görüntüsü altında, kendi temel değerlerinden: tarihinden, töresinden ve kültüründen kopuk ve kozmopolit bir nesil yetiştirileceğini

·     Böylece, Türkiye’nin ve Türklerin resmen ve ismen Müslüman kalsa da, fikren ve fiilen öz benliğini ve milli bilincini yitirip demokrat köleler haline geleceklerini ve Mason locaları eliyle yönetileceklerini söylüyor ve bu maksatla, Sevr’in zamana yayılması ve adım adım uygulanması gerektiğini öğütlüyor ve kabul ettiriyordu.

Bütün bu sinsi ve Siyonist hedefleri çok iyi sezen, ama stratejik tavizlerle Batılı güçleri idare eden Atatürk, tehlikeyi atlatıp ayakları yere basınca; ekonomiden siyasete, eğitimden diyanete hemen her sahada milli adımlar ve tarihi atılımlar başlatıyor ve 1935’te gizli hıyanet odakları olan ve Siyonist-emperyalist merkezlerin içimizdeki karakolları gibi çalışan Mason Localarını kapatıyordu.

Aldatıldıklarını ve sürekli atlatıldıklarını anlayan dış güçler, çareyi Atatürk’ten kurtulmakta buluyor ve onu şaibeli ve şüpheli tedavilerle ölüme sürüklüyordu.

Yerine getirdikleri ve ikinci adam yaftası geçirdikleri, İsmet İnönü eliyle Türkiye’de yeniden sömürgeleştirme süreci ve masonlar demokrasisi başlatılıyordu.

Türkiye’nin Milli Mücadele çizgisinden ve Mustafa Kemal düşüncesinden saptırılma ve gizli sömürge yapılma sürecini, çok değerli ve ülke dertlisi yazarımız Yılmaz Dikbaş şöyle sıralıyordu:

“Türkiye Cumhuriyeti tarihinin, Atatürk’ün ölümünden hemen sonra başlayıp günümüze kadar gelen süreci aslında, adım adım ilerleyen Gaflet, Dalalet ve Hiyanet’in bir dökümüdür.

İşte Bu Sürecin, Kilometre Taşları Diyebileceğimiz Aşamaları:

·  İsmet İnönü, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği ile sorun yaşandığı günlerde, Amerikalı bir gazeteciye şunları söylüyordu:[1]

“Eğer Rusya, gelip aradaki anlaşmazlıklara olumlu bi­çimde çözme teklifinde bulunsa bile, ben Türk siyasetinin Amerikan siyasetiyle el ele gitmesi taraftarıyım.

Yorum: Gaflet’e ilk adım!

·  İsmet İnönü, Cumhurbaşkanı seçildikten 4,5 ay sonra, 1 Nisan 1939 günü, T.C. Devleti’ni, bir ülkeye imtiyaz tanıyan ilk anlaşmayı yaptı. 5 Mayıs 1939 günü yürürlüğe giren bu anlaşmaya göre Türkiye, Amerika Birle­şik Devleri (ABD)’ye;

“Gerek ithalat ve ihracatta ve gerekse diğer tüm konularda en ziyade müsaadeye mazhar ülke statüsü tanıdı[2] Ayrıca, ABD sanayi malları için %12 ile %88 arasında değişen oranlarda gümrük indirimleri sağladı. ABD’ye, ticaret başta olmak üzere ‘tüm konularda’ imtiyazlar tanıyan 1 Nisan 1939 anlaşması imzalandığında, Atatürk’ün bu tür anlaşmaları imzalayan ‘Bekir Sami’yi görevden alışından 18 yıl, ölümünden ise yalnızca 140 gün geçmişti.

Yorum: Gaflet ve Dalalet!

·       1945’ten sonra motor ve ağır sanayi yatırımlarından vazgeçildi, bu yöndeki eğilimler resmi politikadan çıkarıldı. Türkiye, yabancı sermayeye denetimsiz olarak açıldı, gübre ve tarım ürünleri dahil ithalata yönelindi; yoğun olarak dış borç alındı. Petrol Kanunu çıkarılarak petrol işletmeciliği devlet tekelinden çıkarıldı. Başında İsmet İnönü’nün bulunduğu CHP, 1947 yılında programını değiştirdi ve Demir Çelik Kombinaları, Genel Makina Fabrikası, Elektrolitik Bakır Kombinası gibi ağır sanayi projelerinden vazgeçildiğini açıkladı. Makine Kimya Endüstrisi (MKE)’nin gerçekleştirdiği ve Danimarka dahil birçok ülkeye ihraç edilen 8 kişilik yolcu uçağı üretimine son verildi.

Yorum: Gaflet ve Dalalet aşamaları geçilmiş. Hıyanet’e giden yola girilmiştir.

·       Amerikan donanmasının Missouri Zırhlısı 5 Nisan 1946 günü İstanbul’a geldiğinde büyük törenlerle karşılanmıştı. O günlerde TBMM’de inanılmaz konuşmalar yapılıyordu. Başbakan Şükrü Saraçoğlu, Türkiye’nin ABD’ye olan 4,5 milyon dolar borcunu ödemesi üzerine yaptığı konuşmada şunları söylüyordu:

“Hepimiz inanıyoruz ki, ABD’ye bu parayı vermekle borcumuzun yalnız maddi kısmını ödüyoruz. ABD’ye bir de manevi borcumuz var ki, onu da özgürlük, eşitlik, bağımsızlık ve insanlık davalarında Amerika’nın bulunduğu saflarda bulunmak suretiyle ödeyeceğiz.”[3] Yine aynı konuda konuşma yapmak üzere kürsüye gelen CHP Bursa milletvekili M. Baha Pars, şöyle konuşuyordu:

“Bugün bu büyük milletin, Amerika’nın, insanlığa yaptığı yardımı hatırlayıp teşekkür ederken, peygamber gi­bi temiz ve kusursuz Roosevelt’i ve onun halefi olan kıymetli devlet ve millet adamı Trumanı hürmetle selamlarım. “[4]

Yorum: CHP’Ii Başbakan Şükrü Saraçoğlu ve CHP milletvekili M. Baha Pars’ın yukarıdaki sözleri: Gaflet, Dalalet ve Hıyanet’in de ötesinde, aşağılık duygusuyla çürümüş bir ruhun dışavurumunu, ulusal onurdan yoksunluğu göstermektedir. Peki, ulusal onur nedir? Buna da sizlere bir örnekle anlatayım. İstanbul Erkek Lisesinde Felsefe ve Mantık öğretmenim rahmetli Nurettin Topçu, doktora çalışmasını Fransa’da Sorboun’da yapar. Çok başarılı bulunan doktora tezi kitap olarak bastırılır. Başarılı doktora vermiş öğrenciler için düzenlenen törende, nasıl bir ödül istediği sorulduğunda, Nurettin Topçu, üniversitenin gönderine Türk bayrağının çekilmesini ister. İşte, ulusal onur sahibi böyle olunuyor.

·       27 Aralık 1949 tarihi, Türk Milli Eğitim tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu tarihle ABD ile yapılan “Eğitim İle İlgili Anlaşma” ile Türk çocuklarının eğitimi resmen Amerikalılara teslim edilmiş oldu. Sözü edilen Anlaşmanın birinci maddesi şöyleydi:

“Türkiye’de, Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu adı altında bir komisyon kurulacaktır. Bu komisyon, niteliği bu anlaşmayla belirlenen ve parası TC Hükümeti tarafından finanse edilecek olan eğitim programlarının yönetimini kolaylaştıracak ve Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri tarafından tanınacaktır.” T.C. Hükümeti bu anlaşmayla, kendi parasıyla kendini bağımlı hale getiriyordu. Anlaşma’nın 5. maddesi, yetkilerin kime devredildiğinin en çarpıcı kanıtıydı:

“Türkiye’deki Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu, dördü T.C. vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden oluşacaktır. ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi, komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı verecektir.”[5]

Yorum: Türkiye’nin geleceği olan çocuklarının eğitimi, sömürgeci ABD’ye teslim ediliyor. Peki, bu Hıyanet değilse nedir?

·       Türkiye Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, 20-25 Şubat 1952 tarihlerinde Lizbon’da yapılan NATO Konseyi Zirvesinde şöyle konuşuyordu;

“Karşınızda büyük bir İstekle ve kayıtsız şartsız işbirliği zihniyetiyle hareket etmeyi ilke edinen bir Türkiye bulacaksınız.[6]

Yorum: Peki, Hıristiyan Avrupalılarla kayıtsız şartsız işbirliğini ilke edindiğini söylemek; Gaflet, Dalalet ve hatta Hıyanet değil de neydi?

·       Başbakan Adnan Menderes, 29 Kasım 1955 günü Demokrat Parti Meclis Grubunda kendi milletvekillerine yaptığı konuşmada şöyle diyordu: “Siz isterseniz, hilafeti de geri getirebilirsiniz.” (Tabii bu halife İslami şuur ve huzuru ve milli onuru temsil etmeyecek, ABD ve İsrail’in kuklası olacaktı. Yani ılımlı İslam’ın temelleri atılmaktaydı M.Ç)

Yorum: Yorum yok!

· 1958’de Başbakan Adnan Menderes, şunları söylüyordu: “Milli ya da bağımsız diye adlandırılan bir dış siyaset gütmek, gerçekte Birleşmiş Milletler’deki demokrasi anlayışından uzaklaşmak demektir.[7]

Yorum: Milli ve bağımsız dış politikalardan vazgeçen siyasi liderler; böyle yapmakla sömürgecilerin kucağına düştüklerini, Gaflet, Dalalet ve hatta Hıyanet’e giden yola girdiklerini nasıl görememişlerdir?

·       ABD ile Türkiye arasında 12 Kasım 1956 tarihinde “Tarım Ürünleri Anlaşması” imzalandı. Bu anlaşmaya göre. ABD Türkiye’ye: 46,3 milyon dolarlık (o dönemde 1 dolar=10 TL) buğday, arpa, mısır, dondurulmuş et, konserve, sığır eti, don yağı ve soya yağı satacaktı. Bu ürünler az gelişmiş bir tarım ülkesi olan Türkiye’nin temel tarım ürünleriydi ve bunlar ABD gibi bir ülkenin eşit olmayan rekabetine terk ediliyordu. Ama daha da ağır olanı, anlaşmanın 2. ve 3. maddeleriydi:

“Madde 2: Türkiye’nin yetiştirdiği ve bu anlaşmada adı geçen ya da benzeri ürünlerin Türkiye’den yapılacak ihracatı ABD tarafından denetlenecektir. Madde 3 (b):

Türk ve Amerikan Hükümetleri, Türkiye’de Amerikan mallarına talebi arttırmak için birlikte hareket edeceklerdir.”[8]

Yorum: Türk ekonomisinin belkemiği olan tarımı, sömürgeci ABD’nin denetimine bırakanlar, Türk milletine ihanet etmişlerdir.

·       Demokrat Parti bastonlu, 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, seçim çalışmaları nedeniyle 20 Ekim 1957’de İstanbul’da Taksim Meydanı’nda yaptığı konuşmada ilân ediyordu:

“Türkiye 30 yıl sonra küçük Amerika olacaktır.”[9] (Bunun Türkçesi: Türkiye adım adım ABD sömürgesi yapılacaktır M.Ç)

Yorum: Sömürgecilerin uşaklığını kabullenenler, bir süre sonra, küçük çapta da olsa onlar gibi olmaya özenirler.

·       12 Eylül 1963 tarihinde Türkiye ile Avrupa Birliği arasında, Ankara Anlaşması İsmet İnönü tarafından İmzalandı. Bu tarih, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çok önemli bir dönemin başlangıcıdır. Türkiye-AB ilişkileri resmen bu tarihte başlamış, Türkiye, AB sarmalına bu tarihle girmiştir. Bu anlaşma ile Türk hükümeti, “Kayıtsız Şartsız Türk Milletine Ait Olan Bağımsızlığını” AB’ye teslim yoluna girmiştir.[10]

Ankara Anlaşmasının imzalandığı 12 Eylül 1963 tarihinden günümüze kadar görev yapmış ve yapmakta olan cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar ve milletvekilleri, Türkiye’yi AB’ye üye yapmaya teşebbüs ederek hem Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüsten hem de Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmaya teşebbüsten yargılanmalı ve Türk Ceza Kanunu’nun 309. ve 302. maddelerine göre cezalandırılmalıdırlar.[11]

Yorum: Yoruma gerek var mı?

·       Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12. Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay, Türkiye’nin 5. Cumhurbaşkanı oldu. 1966-1972 yılları arasında Çankaya’da oturan Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, 1968’de şunları söylüyordu: “Bugünkü laik okullar birer anarşi yuvası haline geldi. Bu laik okullarda yetişen gençlere memleket idaresi tes­lim edilemez. On yıl sonra bunların hepsi işbaşına geçecekler. Onlara nasıl güvenebiliriz? Hem biz, laik okullara karşı İmam-Hatip okullarını “bir alternatif” olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri bu İmam-Hatip okullarında yetiştireceğiz”[12] (Acaba Cevdet Sunay’ı böyle düşünmeye iten gerekçeler ve endişeler nelerdi? M.Ç)

·       AID’in 1975 yılında Türkiye’ye gönderdiği Richard Podol, Washington’a gönderdiği raporda şunları yazıyordu: “Türkiye’de önemli mevkilerde Amerikan eğitimi görmüş bir Türk’ün bulunmadığı bakanlık ya da iktisadi devlet kuruluşu (KİT) hemen hemen kalmamıştır. Müs­teşarlık ve genel müdürlük mevkilerinden de daha yüksek görevlere geçmeleri beklenmektedir. AID tüm çaba­larını bu gruba yöneltmelidir.”[13]

Yorum: Sömürgeci ABD, bakanlık ve iktisadi devlet kuruluşlarında müsteşarlık ve genel müdürlük koltuklarına Amerikan eğitimi görmüşlerin oturmasıyla yetinmemiştir. Her bakanlığa, uzman/danışman adı altında kendi adamlarını yerleştirmiştir. Bugün Başbakanlık başta olmak üzere, tüm bakanlıklarda onlarca yabancı uzman/danışman cirit atmaktadır. Bunların sayısı, adları, öğrenim düzeyleri, ne kadar ve kimden ücret aldıkları kimse tarafından tam bilinmemektedir. Ben bunları öğrenmek için çok çaba harcadım, yazmadığım bakanlık kalmadı. En sonunda, Türkiye Büyük Millet Meclîsi Başkanı’na dilekçeyle başvurdum. Gerekirse Anayasayı da değiştirebileceğini söyleyen Başkan Bülent Arınç, verdiği cevapta ne dedi biliyor musunuz? Ba­kanlıklar bana bağlı değil, bu konuda bilgim yok, dedi!

·           Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 17. Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren 1983 yılında şöyle konuşuyordu:

“İmam-Hatip okullarında iyi eğitim veriliyor. O çocuklardan zarar gelmez. Türkiye, laikliği dinsizlik olarak algılamış, yanlış tatbikatlar yapmıştır. 1930’lardaki laiklik anlayışını yanlış olarak görüyorum.[14]

Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 10.08.1981 tarihinde Çanakkale’de vatandaşlara yaptığı konuşmada şunları söylüyordu:

“Muhterem din adamlarının elini öpeceğiz”[15] (Acaba bunlar istismar mıydı, yoksa samimi bir pişmanlık mıydı? M.Ç)

·         Ufuk Güldemir, “Teksas, Malatya” adlı kitabında şu bilgiyi veriyor:

“CIA personel biyografisine göre Turgut Özal, gelmiş geçmiş en Amerikan yanlısı Türk Lideridir.”

Yorum: En Amerikan yanlısı demek aslında, ‘En katkı­sız Amerikan uşağı’ anlamına gelmektedir. Önce başbakan olan katkısız Amerikan uşağı Turgut Özal, 1989-1993 tarihlerinde Cumhurbaşkanı olmuştur. Türkiye’nin sözde ilerici aydınları, “Katkısız Amerikan uşağı Çankaya’ya çıkamaz!” diyememişlerdir. O dönemde, aydınlanmacı yazarlarının, “Tehlikenin farkında mısınız, katkısız bir Amerikan uşağı Çankaya’ya çıkıyor” diye halkımızı uyardıklarına hiç tanık olunmamıştır!

·       23 Şubat 1996 tarihi, Türk Dış Politikası’nda bir dönüm noktası oldu; Türkiye İle İsrail arasında “Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması” imzalandı.

İsrail ile böyle bir anlaşma Türk tarihinde ilk kez gerçekleşiyordu. Türkiye-İsrail askeri işbirliği ile Türkiye artık Ortadoğu’da taraf oluyor, Siyonist İsrail’le saf tutuyor ve Araplarla İran’ı karşısına alıyordu.

Türk tarihinde önemli bir dönüm noktasını oluşturan bu Anlaşmayı, 23 Şubat 1996 tarihinde Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir, İsrail’i ziyareti sırasın­da imzalamıştır. Bu anlaşma, TBMM’de tartışılmamış, oylanmamış ve onaylanmamıştır! Bu Anlaşma imzalandığında, devletin tepesi şöyle oluşmaktaydı:

Cumhurbaşkanı: Süleyman Demirel

Başbakan: Tansu Çiller

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı: Deniz Baykal

Devletin tepesindeki bu yetkili ve sorumlu kişiler, Türkiye-İsrail Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması’nın Meclis’te onaylanmamış olmasını, sivil liderlerle konuşulmamış olmasını hiç sorgulamamışlardır. Sessiz kalarak yapılan anlaşmayı kabullenmişlerdir.[16]

Yorum: Orgeneral Çevik Bir’in, TBMM’de görüşülmemiş, tartışılmamış, oylanmamış ve onaylanmamış bir askeri anlaşmayı, hem de tarihimizde bir benzeri olmayan anlaşmayı, Siyonist İsrail’le imzalamış olması, Gaflet ve Dalalet’in ötesinde tam bir Hıyanet değil de, ya nedir? Süleyman Demirel, Tansu Çiller ve Deniz Baykal, sessiz kalarak bu Hıyanet’e ortak olmuşlardır.

·       Avrupa Birliği’nden uydurma üç proje karşılığı 700.000 Avro Hibe alan Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) yönelim kurulu üyesi, daha sonra Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkan Yardımcısı olan, 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde CHP’den milletvekili seçilen Prof. Dr. Nur Serter, 1996 yılında yazdığı kitapta bakın ne diyordu:

“Atatürkçülük, dar kalıpçılıktır.”

Yorum: Yorumumuzu, Neyzen’in ünlü bir dörtlüğünden uyarlama yaparak verelim.

Kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler;

Kimi Mandacı, kimi Misyoner, kimi Dar Kalıpçı dediler.

Kimliğini öğrenmek için ADD’ye ettim telefon,

Bizdeki kayıtlara göre o şimdi, CHP’de şakşakcı dediler!

Prof. Dr. Nur Serter’in adını, “Mandacı Profesörler başlığı altındaki yazımda da bulacaksınız.

·         Eski DSP milletvekili, eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem, 1997 yılında şöyle konuşuyordu:

“Türkiye’de zaman zaman ‘memleketi bölelim, yarısında başka bir memleket oluşsun. Bunun da özgürlüğü olsun’ şeklinde tartışmalar gündeme gelmektedir. Bir liberal, bir solcu ve gazeteci olarak bu bana normal gelebilir ve Türkiye’ye hiçbir zarar vermeyeceğini düşünebilirim. Ama bunu siyasete, yaşama geçirmek için belli bir konsensüs lazımdır. Ve o konsensüs inşallah terör meselesi bittikten sonra oluşabilecek bir konsensüstür.”

Yorum: Memleketin bölünüp parçalanmasını: liberal, solcu ve gazeteci kimliğiyle kabullenen, inşallah bir gün gerçekleşir diye dua eden İsmail Cem, dışişleri başkanı olmuş, cumhurbaşkanlığına da aday gösterilmiştir.

Gerçek apaçık ortadadır: Hıyanet’e en hazır olanlar, devletimizin en yüksek makamlarına gelmişlerdir.

·       Türk çocuklarının eğitim ve öğrenimlerinden sorumlu 670 bin kişilik Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ordusu, 1998 yılından itibaren Avrupa Birliği (AB)’nin boyunduruğu allına girmiştir. Bu tarihten sonra MEB’de hazırlanan program ve projeler AB’nin gönderdiği yabancı uzmanların ve yine AB’nin atadığı danışmanlık şirketlerinin yönetim ve denetiminde gerçekleştirilmiştir.[17]

Yorum: Türk çocuklarının eğitiminin Hıristiyan Avrupa Birliği’nin yönetim ve denetimi altına girmesine 570.000 öğretmenden bir teki bile karşı çıkmamış, “Çocuklarımıza ve gençlerimize her şeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine ve ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşmak gereği öğretilmelidir diyememiştir. Bir tek öğretmenimiz dahi ortaya çıkıp, Hıristiyan AB programlarını uygulamayı şiddetle reddediyor ve istifa ediyorum, deme cesaretini gösterememiştir. Başöğretmen Atatürk’ün şu sözlerini hatırlayan tek bir öğretmen dahi olmamıştır: “Öğretmenler, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, yeni nesli sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.

Söyler misiniz. 1998’den sonra hangi fedakâr öğretmen ya da eğitimci ortaya çıkıp. “Türk çocuklarının öğretim ve eğitimini Hıristiyan Avrupa Birliği’nin yönetim ve denetimine bırakamayız! İsyan ediyorum, tüm Atatürkçü öğretmenleri de isyana çağırıyorum!”, diyebilmiştir?

Peki, hala her yıl Köy Enstitüleri’nin kuruluş yılını kutlayan değerli öğretmenlerimiz nerededir? Onların AB Mandasına karşı çıktığı görülmüş, işitilmiş midir?

Şimdi bu beyefendilere, hanımefendilere soruyoruz: Türk çocuklarının eğitim ve öğretimi, Hıristiyan AB’nin yönetim ve denetimine teslim edildi. Sizlerden bugüne kadar, bir tepki, bir karşı duruş ne gördük ne de işittik! Yoksa sizler de, AB’ye bir ‘Medeniyet Projesi’ olarak bakan AB Mandacılarından mısınız? Bol bol, “Aydınlanma ışığı sönmeyecek” diye nutuklar atmayı bırakıp, gerçek niyetlerinizi Türk halkına açıklayınız! Türk çocuklarının eğitim ve öğrenimini Hıristiyan AB’nin yönetim ve denetimine teslim edenlerle buna karşı çıkmayanlar; Gaflet, Dalalet ve hatta Hıyanet içindedirler!

·           1998-2006 yılları arasında Türkiye’de, kendilerine Sivil Toplum Kuruluşu denilen, dört yüzü aşkın sendika, oda, vakıf, dernek, birlik, kooperatif ve üniversite, Avrupa Birliği’nden toplam 2 milyar Avro’dan fazla hibe aldılar. Bu hibelerin içinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tek bir kuruşu dahi yoktu.

Biz, bu kuruluşların adını tek tek açıkladık.[18] Yalnız bu kuruluşların adlarını ve AB’den aldıkları hibelerin miktarlarını açıklamakla kalmadık. Bu kuruluşların yönetim kurallarındaki görevlilerin de adlarını da tek tek yazdık. Binlerce yöneticinin adı kitabımızda yazıldı. Bugüne kadar, AB’den hibe aldıklarını yazdığım kuruluşların yöneticilerinden, “Hayır, biz AB’den hibe almadık” diyen çıkmadı. Bunlardan bazıları, “Aldık ama…” diye savunma yapmaya kalktılarsa da, yaptıkları aslında, “Şecaat arz ederken, merdi kipti sirkatin söyler”in ötesinde bir değer taşımıyordu.

Yorum: AB’den karşılıksız para alan kuruluşlar, Anadolu’nun bağrına sokulmuş birer Truva Atı’dır. Truva Atları, bunların yöneticileri ve bunları savunanlar; Gaflet, Dalalet ve hatta Hıyanet içindedirler.

·         Onursal Yargıtay başsavcısı Vural Savaş, 2001 yılında şöyle konuşuyordu:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin 200 bin haini vardır. 200 bin hain başka bir ülkede yoktur. Bu şahıslar Türkiye Cum­huriyeti’nin her kurumuna sızmışlardır. Medyada da vardır. Fakat en çok bilim adamları arasında vardır. Hukukçularımız arasında da vardır… “

Yorum: “Mandacı Profesörler” ve “Mandacılar Saldırıyor” başlıklı yazılarımda, Vural Savaş’ın sözünü ettiği bilim adamları ve hukukçuların adlarını bulacaksınız.

·         Eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, 2001 yılında uyarıyordu:

“Bugün Türk devletinin onuru, şahsiyeti, haysiyeti ve halkın namusu tehdit altındadır. “

Yorum: Daha başka ne desin?

·       Ünlü holding patronu, TUSİAD üyesi Rahmi Koç, 2001 yılında bize gözdağı veriyordu:

“Dünya süratle küçülüyor, tek Pazar haline geliyor tabii… Amerika herkese istediğini yapıyor. Bu dünyada kuvvetli olursanız kanunlara manunlara riayet etmenize gerek yok. ABD ne derse, bugün herkes ona boyun eğmek durumundadır.

Yorum: Rahmi Koç, Türkiye’nin en büyük iki holdinginden birinin patronudur. Holdinglerin, yani büyük şirketlerin, vatanları, milliyetleri yoktur. Şirket tüzüklerinde; ulusal onur, şeref, namus, utanma ve vatanın bölünmez bütünlüğü gibi kavramlar yer almaz. Şirketlerin tek bir amacı vardır: Para kazanmak, çok kazanmak, her koşulda kazanmak. Büyük şirket patronu Rahmi Koç da, doğal olarak yalnız şirketinin kazancını düşünerek, kayıtsız şartsız bir Amerikan uşağı olduğunu söylüyor. Bunda şaşılacak bir şey yok.

·       ARI Hareketi Derneği Başkanı Kemal Köprülü, 2001 yılında bir konferansta gençlere şöyle öğüt veriyordu: “Siz gençler, Ankara’yı tamamen unutun. Bu sistem iflas etti”

Yorum: En pervasız Hainler, ABD’deki kuruluşlardan, AB’den yüklü hibe alanlar arasından çıkıyor. Kemal Köprülü bunlardan sadece biridir. Unutmayınız, “Gâvurun ekmeğini yiyen, gâvurun kılıcını sallar!”.

·       Eski ANAP Van milletvekili, eski büyükelçi, hukuk doktoru Kamran İnan, 2004 yılında şunları söylüyordu: “Yabancıların en rahat at koşturduğu memleket Türkiye’dir. Dışarıdan uzatılan ellerin en kolay karşı el bulduğu memleketlerden biri, Türkiye’dir. Kendi içinde en büyük sayıda hain yetiştiren memleket Türkiye’dir. Bu çok acıdır. Avrupa’da 407 Türk Derneği, kendi devleti aleyhine faaliyet gösteriyor. Devlet aleyhine faaliyet gösteren insanların sayısı, 205 bin.” [19]


[1] Prof. Dr. Taner Timur, “Çok Partili Hayata Geçiş”. İletişim Yayınları

[2] Ulus Gazetesi. 10.05.1938’den aklanın Hikmet Bila, “CHP 1919-1999”. Do­ğan Kitap- 2. Baskı, sf.89

[3] Hikmet Bila. “CHP 1919-1999”, Doğan Kitapçılık, sf. 118

[4] A.g.e

[5] Haydar Tunçkanat, “İkili Anlaşmaların İç Yüzü”. Ekim yay. Sf.48 / kaynak gösteren. Metin Aydoğan, “Türkiye Üzerine Notlar 1923-2005” / Umay Yayınları, 24. Baskı, sf-132

[6] Doğan Avcıoğlu, “Milli Kurtuluş Tarihi”, İstanbul Matbaası, 1974, 3. Cilt, sf.1606

[7] Attila İlhan. “Hangi Atatürk?”, sf. 188

[8] Haydar Tunçkanat. “Amerika, Emperyalizm ve CIA”. Tekin Yayınevi 1987, sf.35

[9] Doyan Avcıoğlu. “Milli Kurtuluş Tarihi”. İstanbul Matbaası. 1974. 3. Cilt. sf.1677

[10] Yılmaz Dikbaş. “Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi”, AsyaŞafak Yayınları, İstanbul. Mayıs 2007, 5.Baskı, sayfa:24

[11] A.g.e. Sayfa:713-718

[12] Cengiz Özakıncı, “İblisin Kıblesi”. Otopsi Yayınları, Kasım 2005. İstanbul, 4. Basım, sf.17-18

[13] Metin Aydoğan, “Bitmeyen Oyun”. Kum saati yayınları. Şubat 2002. 8. Baskı, sf.91

[14] Ahmet Taner Kışlalı, “Haftaya Bakış”, Cumhuriyet, 03.03.1986 yazısını kaynak gösteren Metin Aydoğan. “Türkiye Üzerine Notlar”, Umay Yayınları, Kasım 2005, 24. Basım, İzmir. sf. 133

[15] Çetin Yetkin. “12 Eylül’de İrtica-Niçin ve Nasıl Gelişti”. Ümit Yayıncılık. Ağustos 1994

[16] Yılmaz Dikbaş, “İsrail’in Nükleer Silah Cephaneliği”, Asya Şafak Yayınları, İstanbul, Nisan 2006, sayfa: 134-139

[17] Yılmaz Dikbaş. “Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi”, AsyaŞafak Yayınları. İstanbul. Mayıs 2007. 5. Baskı. sayfa:610-642

[18] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi”, AsyaŞafak Yayınları. İstanbul. Mayıs 2007, 5. Baskı, sf:317-430

[19] Gaflet Dalalet Hıyanet / AsyaŞafak yy. / 4. Basım, sh: 9-24 – Önsöz

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Mevlüt SUNGUR

Mevlüt SUNGUR

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...