YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ccc5ffb0248
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 3
Bugün : 11910
Dün : 56731
Bu ay : 11910
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52156968
IP'niz : 216.73.216.63

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Merve Kavakçı "Vakit" Gazetesindeki yazılarının bir kısmını toplamış ve ortaya bir kitap çıkmış..[1]

Yer yer eleştiriyor pozuyla, AKP'yi temizlemeye ve "yegane ümit" haline getirmeye çalışmış..


[1] Bak: Siyasetin Oyunu. Beyen yy. Mart 2008

"Osmanlı'nın mehter yürüyüşünü bilir misiniz?" AKP gönlünde yatan değişim rüzgârlarını ancak mehter takımının ilerleyişindeki gibi bir tempoda reform paketlerine dönüştürebiliyor: İki adım ileri, bir adım geri" diye başlamış ama: "AKP hükümetinin, Türkiye insanına yıllardır vaad edilen ama bir türlü -ne sebeple olduğu açıklanmaksızın- hayata geçirilemeyen bir dizi reforma imza attığı bir gerçek. Yıllarca, yüzünü batıya dönme, Avrupalılaşma adına Türkiye insanını uykuda tutan sekülerist hükümetlerin batılılaşma adına yapmadığı -yapamadığı- bazı yenilikleri icraata geçirmiş olması -hele bir de partisinin meşruiyeti üzerinden yürütülen güç savaşları ortasında bunu başarabilmiş olması- çok önemli" şeklinde alkışlamış, sonrada: "Tabii, başörtüsü yasağı, YÖK ve meslek okulları gibi milletin içini alev alev yakan konularda iki senedir hiçbir şey yapılamamış olması, Başbakanı önce belediye başkanı sonra da başbakan yapan, Kırklareli günlerinde onu yalnız bırakmayan "kemik" kitlenin yavaş yavaş kırılması ile içine kapanıyor olması da AKP'nin genel başarısının değerlendirilmesinde bir o kadar önemli. Her alanda özgürleşmeye destek veren bir tavır sergilemesi beklenen bu hükümet döneminde bile yaptırımı "titizlikle" sağlanan Kur'an-ı Kerim'i çocuklarımıza öğretme yasağının halen devam ediyor olması da düşündürücü" diye biraz sızlanmış, ardından "Hükümet malum sebeplerden -"Türkiye laiktir, laik kalacak"çıların çıkaracağı potansiyel bit kaostan- dolayı bu sorunların çözümüne şimdilik yanaşmaz gözükmeyi tercih ediyor. Ancak çözüm bekleyen soranlar bunlarla sınırlı değil ki. AKP'yi -eğer üzerine düşerse- halkı ve uluslararası topluluk önünde ona çok daha puan kazandıracak, laikçi, dindar, liberal, demokrat, herkesi takdir saflarında toplayacak bir dizi reform beklemekte. Mesela; cezaevlerinin durumu: İşkencenin bir önceki hükümet döneminde belgelendiği cezaevlerinin koşulları radikal bir değişiklikle iyileştirilebilse, AKP'nin içte ve dışta elini güçlendirmez mi?" sözleriyle, ılımlı İslamcıların, ABD ve AB patronlarının tavsiyelerini sıralamış.[1]

Bir yandan da: "Üzgünüm, çok üzgünüm!" yakınmalarıyla, kendisinin de mağdur olduğu başörtüsü konusunda AKP'nin ahlaksızlığını ve vefasızlığını hatırlatmış: "Türkiye'nin de üyesi olduğu Parlamentolar Arası Birlik (IPU), İngiliz Parlamentosu üyelerinden Lord Eric Avebury'nin girişimleri ile milletvekili seçilmem sonucunda Mecliste yaşananları "inceleme altına almıştı. Yapılan titiz araştırmadan sonra, birliğin, İnsan Haklan Komitesi 2002 yılında, milletvekilliğimin "keyfi tasarrufla engellenmiş" olduğu yönünde, yani benim, lehime bir karar yayınladı. Bu karar Ecevit hükümetinin, "Hayır, ne münasebet! Kavakçı, başörtülü olduğu için TBMM'den çıkartılmadı ki" türünden yaptığı savunmaya rağmen alınmıştı iki yıl önce. Ancak merkezi Cenevre'de bulunan IPU'nun konu ile ilgili araştırması bununla kalmayıp, ilgililerden hatanın "düzeltilmesi" (redress) talebinde bulunuldu. AKP Hükümetinin iş başına gelmesiyle de benimle irtibata geçen IPU yetkilileri, "Seçildiğinizde sizinle aynı partinin mensupları olanlar, bugün hükümet üyesi oldular, davanız IPU Genel Kurulu'nda görüşülmeye başlanmadan önce, ne şekilde bir düzeltme yapacaklar?" diye sordular (Haklı olarak IPU da bu yeni idarenin hakikatleri ışığa kavuşturmasını bekliyor, olayları gerçek haliyle, "olduğu gibi" değerlendiriyordu. Ben de yazılı olarak verdiğim cevapta, "Hükümet mensuplarının ailelerinde de aynı mağduriyetin yaşandığını, bu sebeple, milletvekili seçildiğimde benimle aynı sıraları paylaşan, şimdiki AKP'lilerin Ecevit'in vermiş olduğu savunmaya imza atmayacaklarından emin olduğumu ifade ettim.

Bu karar "milletvekilliğimin keyfi tasarrufla engellendiğini, milletvekilliği görevime son verilişin, Anayasa'ya uygun olarak yürütülmediğini, sadece benim değil, beni seçen seçmenin de haklarının ihlal edildiğini" tekrar ettikten sonra şöyle devam ediyordu: "Komite, IPU Genel Sekreteri'nin TBMM'ye yollamış olduğu yazılara cevap alamamış olmasından dolayı üzgündür, TBMM'yi Kavakçı'nın usule riayet edilmediği için maruz kaldığı maddi ve manevi zararların telafisine tekrar davet etmekte, bu bağlamda Kavakçı'ya o günlerdeki Meclis'te reva görülenlerden dolayı, şu andaki Meclisin bizzat esef duymuş olduğunu hatırlatmaktadır."

Dedim ya üzgünüm.. Beş sene önce tam bu günlerde, aynı sıralarda… mağdurun yanında… bugün ise devlet makamında… acaba mağdurun yanında mı yoksa….? Beklenen "özel" bir muamele değil, sadece haklıya hakkın teslim edilmesiydi. IPU'nun görebildiğini görmekti. Aksi halde, Ecevit'ten ne farkımız kalır?"[2] nazlanmalarıyla, kendisini AKP'yle aynılaştırmış!.. Hem de bizzat, kendisine ve başörtüsü meselesine olan bu hıyanetlerine rağmen, onlara arka çıkmış!?

Merve Hanım başörtüsü istismarcısı AKP'lilerden daha net ve mert bir "Başörtüsü inkarcısı" olan, eski Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer'i de iğnelemeye kalkışmış:

"Bana öyle geliyor ki; Sayın Sezer iki sene önce Bayan Arınç krizi ile barizleşen başörtüsü karşıtı tavrını korumayı özellikle tercih ediyor. Sayın Sezerin -bizlerin dışarıdan gördüğü tavrının dışında- konu ile ilgili duruşunun kendini bir nevi ayrıcalıklı kıldığını hissettirmek istediğini düşünüyorum. Adeta, şöyle yine uzaktan yakından başörtüsünü bulaştırabileceği bir gelişme olsa diye bekler gibi bir hali var. Bunları yazıyor olmamla, sakın bu durumdan şikâyetçi olduğumu düşünmeyin. Benim AKP-Sezer eksenli başörtüsü krizlerinden en az Sayın Sezer kadar keyif aldığım söylenebilir. Açıklayayım: TBMM Başkanının eşi ile birlikte Sezer çiftini yurtdışına uğurladığı günkü ilk krizden dünya basınında dahi yankı bulan Cumhuriyet Bayramı krizine, NATO zirvesinde yaşanan başörtüsü krizinden bu son düğün krizine kadar bütün başörtüsü-Sezer savaşlarının aslında sağlıklı çözümlere giden yolun temel taşları arasında olduğunu düşünüyorum.

Tıpkı, Başbakan'ı bir zamanlar istikbalinin önünü kesebilmek için cezaevine kapatan zihniyetin, aslında Başbakan'ın kahramanlaşmasına hizmet ettiği gibi, Sayın Sezerin medenilikle ve Türkiyeli olmakla bağdaşmayan başörtüsü karşıtlığı, Başbakan eşini ve başındaki örtüsünü halkın gözünde ancak yüceltiyor.

Bir tarafta yaşını başını almış, Cumhurun başında herkesi kucaklaması beklenirken, nezaketten kaybetmek pahasına da olsa tutuculuğundan hiçbir taviz vermeyen bir Sezer, diğer tarafta kişisel kırgınlığını bir kenara bırakıp insani vazifesini yapacak kadar olgun, Sezer'i annesinin son yolculuğunda yalnız bırakmayıp merhumenin tabutunu Sezerle birlikte omuzlayan genç Erdoğan. Halkımız bunu görmüyor mu zannediyorsunuz?.."[3] sözleriyle aynı ayarı taşıdıkları Recep Beyi alkışlamış!..

Merve Kavakcı, Erbakan Hoca'nın da, herkesçe bilinen o yüksek marifet ve meziyetlerini sıralamış ama, bu sözleri "rüşveti kelam" cinsinden aktarmış: "Tayip Erdoğan ve AKP'de Onun devamı ve başarısıdır!" imajını uyandırıp, bunların suçlarını Milli Görüş'e yıkmaya çalışanlara malzeme sağlamış:  

"Bu ülkede statükoyu zorlayan, onu sorgulayan, değişim taraftarı, böyle gelmiş böyle giderciliğe dur deme cesareti gösterenlerdir ötekiler. Onlar istisnasız her seferinde, önlerine set çeken rejim şakşakçılarıyla yüz yüze gelirler. Sayın Erbakan da böylelerinin karşısındaki duruşunun bedelini oldum olası ödeyen bir siyasetçi, Erbakan'ın siyaset anlayışıyla, özel hayatında seçtiği yaşam tarzıyla belki uyuşmayabilirsiniz. Geldiği geleneği, siyasette kullandığı yöntemi benimsemeyebilirsiniz. Ancak, onun bu milletin insanına hizmet aşkından, ender rastlanan dâhi zekâsından, statükoya karşı halktan, haktan yana verdiği mücadelesindeki samimiyetinden şüphe edemezsiniz. Sözünü ettiğim "halktan yana mücadele" son on yılların mücadelesi değil.

Ve belki de Onu asıl önemli kılan "yalnız" duruş… Yığınlar insana cesaret verir, gücünü kamçılar, pekiştirir; oysa marifet yalnızlıkta sergilenebilen cesarettedir. İşte onunki öyle bir cesaretti. Onun için de kıymetliydi. O duruşta gizlenen cesaretti bugünün lider kadrosunu da yeşerten, büyüten, önce İstanbul'u, sonra da Türkiye'yi fethettiren" diyerek görevini tamamlamış ve şöyle noktalamış:

"Şimdi AKP, Erbakan sınavında… Şayet bir eski başbakanın katkıları görmezlikten gelinir ve cezaevine yollanırsa hakka, hukuka dair bütün sınavlar kaybedilmiş olur. Unutmayalım: Oyun bitince, piyon da, şah da aynı kutuya girer… Kaçınılmaz günün hesabından korkalım."

Ve maalesef AKP'ye bu vefalı ve vicdanlı tavır nasip olmamış, ama Merve Hanım da bu yüzden AKP'ye hala hiçbir tavır koyamamış!?

Şimdi gelelim Merve Kavakçı'nın, akıl ve algılama ayarını gösteren itiraflarına:

"TBMM'ye girdiğimde örttüğüm lacivertli kırmızılı başörtüm, ABD Kongresi'nde yapılacak bir sergiyle, dini semboller arasında bir hafta boyunca sergilenecek. Ne ironik… Müslüman Türkiye'nin "Büyük Millet Meclisi'nden kovulan başörtüsü, Hıristiyan Amerika'nın meclisinde alkışlanacak."mış![4]

Figüranların en zavallısı, BOP'a eş başkan yapılanlar değil de, nasıl kullanıldığının bile farkında olmayanlarmış…

Bu zavallılar, O başörtüsünü bahane ederek, 28 Şubat sürecini kurgulayan ve uygulayan Siyonist Amerika'nın şimdi niye Türkiye Meclisinde taktırmadığı eşarbını, kendi Meclisinde sergileyip pazarladığını bile kavrayamamış!… "Hıristiyan Amerika'nın" değil, Siyonist Neo-con'ların, ılımlı İslam şeytanlığıyla, kendileri gibi şarlatanları pohpohlayıp şımartarak, dünyadaki Deccal Düzenlerini devamlı kılmak; Yeni ve Adil bir düzene önderlik potansiyeli olan Türkiye'yi yıpratıp yumuşak lokma yapmak hesaplarını bile anlayamamış…

Merve Kavakçı, Genel kurmay Başkanımıza da laf atarak, demokrat Donkişotlar kervanına katılmış:

"Büyükanıt Paşa'nın "Ali iyi çocuktur" sözü ve TBMM Şemdinli Komisyonuna verilen ifadeler Van Savcısı'nın harekete geçmesi için yeterli mesnet kabul edildi. Kimi bunu orduya "darbe"' olarak yorumlarken kimi de devletin kutsalına karşı haddi aşma olarak okudu. Oysa demokratik sistemlerde asker yargıdan muaf tutulabilir mi? Hayır."[5] diye haykırmış. AKP'yi Milli Görüş gömleğinden soyundurup iktidar kuklalığına taşıyan ve şimdi de delikten aşağı atmaya hazırlanan Amerika'nın niye Yaşar Büyükanıt Paşa'yı yıpratmak için çırpındığını hiç hesaba katmamış.

"Oysa sadece birkaç ay önce Büyükanıt Paşa, doğuya yaptığı bir gezi sırasında onu "Devletlu" görüp kendine ulaşmayı başaran bir köylü kadının bildiği tek dil olan Kürtçe'yle bir şeyler talep etmesine sinirlenmiş, "Git önce ülkenin dilini öğren, sonra bir şey iste!" diye tersleyebilmişti."[6] sözleriyle, kendi aklınca Yaşar Paşa'yı haklamış..

Oysa o kadıncağıza, Türkçe bilmesine rağmen, kasıtlı olarak Kürtçe konuşma yaptırıldığını, böylece: "Burası Türkiye değil, Kürdistan'dır!" mesajının verilmeye çalışıldığını, GK Başkanımızın da bu küstahlığı hemen sezip, gereken duyarlı tavrı takındığını, Merve Hanım nedense atlamış.!?

Ve tabi AKP'nin akrepliklerini bahane ederek İslam'a sataşan soytarılar bulundukça, hem Merve Kavakçılar kahramanlaşacak, hem de Recep T. Erdoğanlar iktidar olmak için zorlanmayacaktı!

"Gazete haberinin başlığı "Kadın düşmanları"! Konu, Kuveyt'in ilk kadın milletvekili ve aynı zamanda bakanı olan Masume Mûbarek'in parlamentoda görevine başlamak için yemin törenine geldiğinde yaşanan "ilkellikler". Statükoyu korumakla görevli gazetedeki bu habere göre aşırı İslamcılar Kuveyt'teki ilk kadın bakana tahammül edememişler ve çılgına dönmüşler, Allah Allah, benzer görüntüler Türk siyasi hafızasına kazınmamış mıydı? Aaa evet, unutmuşum(!) Bana da aynı şeyi yapmışlardı; ama 'İslamcılar" değil, çağdaş(!) batıcılar(!)…

Oysa, Kuveytli bir grup milletvekili bu Hanımın seçilmiş değil de atanmış bir bakan olmasına itiraz etmişler. Ancak Meclis Başkanı Casim El Hofari konuyu "uzmanların araştırdığını" ve Masume'nin bakan olmasında herhangi bir engel olmadığını söylemiş. Mübarek de güzelce yeminini etmiş ve görevine başlamış. Yani hukukun üstünlüğü tanınmış. Mekanı cennet olsun, dönemin Meclis Başkanı Septioğlu da benim ant içebilmem için epeyi mücadele vermiş; ama azgın DSP'lilere laf geçirememişti. Bu durumda ne oluyor? Ecevitçi DSP'liler Kuveytli İslamcılardan daha geri kafalı oluyor! Laf dinlemeyen, hak, hukuk tanımayan yobazlar! Anlayacağınız, Türkiye'nin Kuveyt kadar olabilmesi için bile daha epeyi yolu var. Haberi veren gazete ise okurun zekasına hakaret sayılacak sürçü lisanının farkında bile değil. Şecaat arz ederken sirkatin söylüyor… İkiyüzlülüğü de cabası. Gazete, şimdi Kuveytli İslamcıları kınıyor; halbuki dün Türkiyeli laikçilerin aynı türdeki davranışını ölesiye alkışlıyordu."

Üstelik bu haberin asparagas olduğu ve "İslamcı" vekillerin kadın bakana iddia edildiği gibi bir itirazlarının olmadığı anlaşılmıştı.

Kadınlarını hakir gören bir anlayışla nereye varılabilir? Kadınlarının % 70'ini dinî inancından dolayı dışlayan bir sistemde egemenlik, halkın egemenliği midir? O yüzde yetmişini sosyal ve siyasal alana entegre etmeyen hatta etmemek için direnen bir zihniyetin toplumsal barışa hizmet ettiği söylenebilir mi? "Zor" kullanarak hiçbir yere varılamaz, öyle olsaydı, 1981'den beri bu ülkedeki başörtülü kadınlara reva görülenler onları yıldırır, sayılarını azaltır, zamanla yok ederdi. Sorarım öyle mi oldu? Hayır. Yasaklar ancak özgürlüklere olan talebi artırdı. Bundan yirmi beş yıl önce başörtüsü yasağının bugün Türkiye ile ilgili ulusal ve uluslararası gündeme oturacağını kim öngörebilirdi? Cumhurun cumhurbaşkanına yıllar sonra açılmak üzere yolladığı sembolik mektupların önemli bir bölümünün, başörtüsü mağdurlarının ıstıraplarını dile getireceğini kim bilebilirdi? Ve onların "toplumsal bir güç" olacağını… Kim düşünebilirdi?

Bugün başörtülü kadını "azad" edecek toplumsal mutabakat sağlanmış durumda. Buna kimsenin itirazı olamaz. Bir süredir ağızlarda gevelenen "kurumsal" mutabakatın işaretleri de yine bugünlerde alınmakta. Siyasal mutabakat ise "yolda". Hükümet, partiler arası konsensüs tekliflerini salim kafayla değerlendirmeli, bu acıyı artık dindirmeli. Bir defada ve ebediyen."[7] diyerek, başında kavak yelleri esen Merve Hanım, AKP'nin başörtüsüne sarmalayıp milletten saklamaya çalıştığı hıyanetlerin hesabını mutlaka vereceğini, manevi bir tokat ve milli bir tavırla devrileceğini hiç düşünüp taşınmamıştı…

Eh, ne diyelim, şu Merve Kavakçı'lara:

"Atatürk'ü kazanç kaynağı yapmışlar. Şaşırmadım, Sanki yapmadıkları şeydi, Atatürk'ü bir ideoloji haline getirip ondan hayat felsefesi çıkaranlar, Onu insani vasıflarından ayıklayıp tanrısallaştıranlar, kalplerini "Atatürk Atatürk" diye attıranlar şimdi de Onu, kapitalist sistemle bütünleştirmeye hazırlanıyorlar. Atatürk resimli kredi kartları, Atatürkçü Düşünce Derneği'ne maddi destek sağlamak üzere üretilmiş bir dehanın sonucu olarak Türk halkının hizmetine sunulacakmış. Şaşmadım. Herhalde faiz oranlarını düşük tutarak karta olan talebi artırmayı da akıl etmişlerdir. "Neyle ödeme yapacaksınız efendim, Visa'yla mı?" diye soranlara "Hayır, Atatürk kartıyla" cevabını verenlere, yaptıkları alışveriş miktarınca da promosyon hediyesi de verirler, tahminim. Halkı her an teşvikte tutmak gerekir, değil mi yani? Sonra kartı başkasına tavsiye edip yeni müşteri, pardon destekçi kazandıranları da ihmal etmemek gerekir. Onlara da işyerinde bir promosyon verilebilir mesela. Hatta daha iyisi, Atatürk kartı olmayanlar cezalandırılabilir. Mesela, onlar her ay kredi kartı borçlarını faize bulaşmadan ödüyor olsalar bile, ödedikleri kadar da borç "yüklenir", had bildirme babından. Kartı olana kapılar açılır, olmayanın suratına kapatılır yani."[8] dedirtenler utansın!. Ve bu millet, Din istismarcılarıyla devrim sahtekarlarının gizli ittifakını fark edip, artık çoktan hak ettikleri Osmanlı tokadını, bunların yüzsüz suratlarına patlatsın…

Bu arada, herhalde soranlar çıkacaktır: "İyi de, bunları Erbakan Hoca niye milletvekili yaptı ve öne çıkardı?.."

El cevap:

"Atatürk, sonunda başına bela olacak, hatta bir kısmı idam sehpasına yollanılacak kimseleri ve yine bir kısmı CHP'de, bir kısmı Demokrat Partide, bu ülkeye ve millete hıyanete yeltenecek isimleri niye milletvekili veya bakan yaptı ise, işte o yüzden…"

Yahu, kavun değil ki, koklansın… Alınlarında da yazmıyor. Nerden bileceksin.. İşte böyle fırsat ve ruhsat verince, onların ayarını görecek ve öğreneceksin!..

Fatih Altaylı'nın Teke Tek programında "Peki bu ülkenin Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyen bir adamı niye Humeyni kadar sevmiyorsun. Eğer Atatürk olmasaydı burada belki de İngilizler vardı. Fransızlar vardı?" sorusuna:

"Yani İngilizler olsaydı: benim haklarım daha geniş olacaktı. Zaten mesele bu yani. İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorsa benden Atatürk'ü sevmemi bekleyemezsiniz!"

"Benim fikirlerimi savunacak parti kurulamaz Türkiye'de. Zaten bu yasak. Benim fikirlerimi herhangi bir parti savunmaya kalktığı zaman parti kapanır" sözleriyle, kendileri AKP'li oldukları halde Milli Görüş'ü hatırlatmak ve hedef yapmak için provokatör gibi davrandıkları sezilen ve masonik medyaya malzeme veren Nuray Bezirgan'ın, jet hızıyla Kanada pasaportu almasını sağlayan da Merve Kavakçı idi. Ve Kanada'nın, Siyonist Yahudilerin kontrolündeki ikinci İsrail olduğunu herkes bilmekteydi.


[1] sh: 23-24

[2] sh: 21-22

[3] sh: 30-31

[4] sh: 30

[5] sh: 175

[6] sh:176

[7] sh: 41-42

[8] sh: 135

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Elif BAŞARAN

Elif BAŞARAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...