Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, tarihte kısa bir süre sayılacak son 15 yılda Irak'ta 2 kez savaş çıkarıldığını anımsatarak, Türkiye'nin geleceği açısından yaşamsal önem taşıyan olayların gerçekleştiğini bildirdi. ''Ortadoğu: Belirsizlikler İçindeki Geleceği ve Güvenlik Sorunları'' konulu uluslararası sempozyumun açılışında şunları söyledi:
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, tarihte kısa bir süre sayılacak son 15 yılda Irak'ta 2 kez savaş çıkarıldığını anımsatarak, Türkiye'nin geleceği açısından yaşamsal önem taşıyan olayların gerçekleştiğini bildirdi. ''Ortadoğu: Belirsizlikler İçindeki Geleceği ve Güvenlik Sorunları'' konulu uluslararası sempozyumun açılışında şunları söyledi:
''Bölgede yeni sorunlar çıkmasını engelleyecek sağduyulu politikalar izlenmesi, nükleer silahlardan arınmış barış ve istikrar içinde Ortadoğu'nun tesisi bakımından büyük önem taşıyor'' dedi.
ABD ve koalisyon güçlerinin 19 Mart 2003 tarihinde başlattıkları Irak harekâtı ile başlayan sürecin, Ortadoğu'yu doğrudan etkilediğini dile getiren Orgeneral Büyükanıt, savaşın başlangıcından itibaren milyonlarca Iraklının katledildiğini, yer değiştirdiğini, birçoğunun da mülteci konumuna getirildiğini belirtti.
2004 yılında, 2030 yılına bakıldığında enerji ihtiyacının her yıl arttığını ve küresel ölçekte yüzde 70'lere ulaşan bir açığın oluşacağını anlatarak, bunun Çin'de yüzde 90'lara, ABD'de de ise yüzde 50'lere ulaşacağının öngörüldüğünü dile getirdi. Ortadoğu coğrafyasının bugün dünya petrolünün yüzde 55'ine, doğalgazın da yüzde 40'ına sahip olduğuna dikkati çeken Orgeneral Büyükanıt, ''Sanıyorum sadece bu rakamlar bile Ortadoğu'daki istikrarsızlığın nedenlerini anlama konusunda bir fikir veriyor. Şunları kendimize sormak durumundayız; acaba Ortadoğu'yu bu duruma getiren etnik, dinsel ve ideolojik çatışmalar mı, yoksa bu çatışmaları tetikleyen işlevi dış ve büyük çerçevede olan güçler mi?'' sorusu dikkat çekiciydi.
Orgeneral Büyükanıt, "Irak'ta meydana gelecek etnik ve dini bölünme Ortadoğu'nun bölünüp parçalanmasına ve yeni çatışmalara zemin oluşturabilir. Bunu iyi anlamamız ve dikkatli olmamız gerekiyor. İnsanların birbirlerini katlettikleri bir coğrafyada tekrar birlikte ve istikrar içinde olmaları çok zordur. Tarih, bu hususun örnekleri ile doludur" diyerek Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ortadoğu'da çeşitli etnik ve dinsel grupların yüzyıllara varan süreçte bir arada yaşadıklarını anımsatmış. "Bu çatışmalar neden ve ne zaman başladı, bu sorunların kaynağı ne? Kişisel görüşüm, bu sorunların birinci dünya harbi sonrasında başladığıdır. Tarihi iyi okuyamazsak ne bugünümüzü, ne de geleceğimizi sağlıklı bir şekilde değerlendiremeyiz" demişti.
Bu yüksek şuurlu, milli onurlu ve olumlu tespitlerinin ardından, Büyükanıt Paşa "Türkiye Cumhuriyeti'nin önüne başka sıfatlar takılmasına asla izin verilmeyeceğini" ifade etmiş ve bununla "Ilımlı İslam'ı" kastettiğini belirtmişti.
Bize göre bu tarihi açıklamaların şöyle okunması gerekirdi:
a) "Ilımlı İslam" gibi safsata ve dayatmalarla, hem Atatürk'ün eseri ve emaneti olan Cumhuriyetimizin, hem de Yüce Dinimizin yozlaştırılmasına kesinlikle fırsat verilmeyecektir. Ne dış güçler, nede işbirlikçiler, boşuna heveslenmemelidir.
b) Ilımlı İslam'ı BOP projesinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Öyle ise, ABD ve İsrail'in İslam coğrafyasını yeniden şekillendirme ve dolaylı işgal etme girişimlerine Türkiye müsaade etmeyecektir.
c) Ilımlı İslam'la bağlantılı "Yeni Osmanlı Modeli" tuzakları hazırlayan AB ülkelerinin ve Türkiye ziyaretinde bunu açıkça dile getiren İngiliz Kraliçesinin sinsi heves ve hesapları için geleceğimiz ve egemenliğimiz feda edilmeyecektir.
d) Diyarbakır'da CHP lideri Deniz Baykal'ın "Biz Türkiye olarak AB'ye girmekle, kaderimizi 26 ülkenin ortak kaderine terk edeceğiz… E tabi biz de onların hakkında söz söyler hale geleceğiz.." açıklaması, gizli AB hıyanetinin ifşası mahiyetindedir. Evet AB'ye girmemiz halinde, Kurtuluş Savaşı öncesi gibi sadece Yunanistan tarafından değil, 26 Haçlı ülkesi tarafından Türkiye ekonomik, sosyal ve siyasal yönden işgal edilecektir.
e) Büyükanıt Paşamızın: "Bölgemizde, sorun çıkarmayan sağduyulu politikalar izlenmesi ve nükleer silahlardan arınmış hale getirilmesi gerektiği" şeklindeki uyarıları da, İran'dan ziyade İsrail'e yönelik çok ciddi ve cesaretli bir mesaj niteliğindedir.
Büyükanıt Paşa'nın bu sözlerinden, Adana İncirlik üssünü nükleer silah deposuna çeviren ve tüm yazılımı ABD, İngiltere ve İsrail tarafından gerçekleşen ve Türkiye'den gizlenen bu "koynumuzdaki yılan"dan beter tehlikeye de dikkat çektiği de hatırımıza gelmektedir.
f) ABD'nin, Irak'a demokrasi, özgürlük ve insan hakları için değil petrolü sömürmek ve emperyalist hegemonyasını pekiştirmek için geldiği, ilk defa ve en yetkili ağız tarafından, çok net biçimde dile getirilmiştir.
g) Ve belki Org. Yaşar Büyükanıt Paşa'nın en dikkat çekici ve derin tahlil gerektirip sevindiren sözleri "Osmanlı dönemi Türk-İslam Medeniyetinin adalet ve insaniyet anlayışına, bütün mezhep ve kökenleri, farklı din ve kültürleri kucaklayan yaklaşımına, bugün bölgemizin ve insanlık âleminin ne kadar muhtaç olduğunu ima ve işaret etmesidir.
Evet Şanlı Tarihimizin kültür ve medeniyet köklerine ve Aziz Atatürk'ün geleceğe yönelik hedef ve ilkelerine dayalı yerli ve adil bir medeniyet atılımı mutlaka gereklidir ve bu bağımsızlık ve bekamızın yegane çaresidir.
Yüksek Mahkemenin, AKP'nin türbanla ilgili anayasa değişikliğini iptal kararına gelince:
Önce, bazı yargıçların, inancımızın gereği, halkımızın geleneği ve İslam'ın simgesi olan başörtüsüne, Haçlı AB ülkelerinin ve AİHM üyelerinin kafası ve kastıyla bakıp bakmadıkları, kendilerinin yanıtlayacağı ve yaraladıkları ma'şeri vicdanlarda yargılanacağı bir meseledir, geçelim..
Gelelim bu kararın bize göre, yararlı ve zararlı sonuçlarına:
Yararları:
a) Bu karar, başörtüsünü; sözde üniversitede serbest bıraktıracak, ama orta öğretimde, meslek liselerinde ve tüm kamu kesiminde resmen ve kanunen yasak duruma sokacak, AKP ve MHP'nin akrepliğini ortadan kaldırması bakımından oldukça yararlıdır.
b) AB heveslisi ve BOP görevlisi olarak Türkiye'yi Avrupa'ya eyalet, İsrail'e vilayet yapma ve egemenliğimizi devredip geleceğimizi karartma hıyanetine figüranlık üstlenen AKP iktidarından kurtulma gerekçesi sayılabileceğinden dolayı da bu karar hayırlı sonuçlara vesile olacaktır.
c) Keyfi yorumlara ve sınıf diktatoryasına kapalı, temel insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına dayalı, Dini değerlerimiz ve milli geleneklerimizle barışık; toplumsal konsensüsle sağlanmış, tamamen açık ve net bir yeni anayasa hazırlanması ihtiyacına olan beklentiyi güçlendirmesi ve hızlandırması bakımından da olumlu sonuçlar doğuracaktır.
Türban düzenlemesiyle ilgili iptal kararından sonra, tahkir ve tahrik edici suçlamalara muhatap olan Anayasa Mahkemesi yaptığı açıklamada:
"Sorunların çözüm yeri Meclis'tir" denilerek, hem AKP hükümetinin hem de Büyük Millet Meclisinin; gerek demokratikleşme, gerekse anayasa ve kanunları düzeltip güncelleştirme konularında ürkek ve gevşek davranıldığını… Kaba tabirle, "kaçak oynandığını" ve ellerin taşın altına sokulmadığını…
Sadece, ucuz kahramanlıklar ve kolaycı manevralarla sorumluluktan kaçıldığını ve yükün başkalarının sırtına yıkılmaya çalışıldığını vurgulamıştı…
Zararları ise:
% 99‘u oluşturan Müslüman milletimizin % 1'lik azınlıklar kadar bile özgürlüklere sahip bulunmamasının verdiği bir özgüven bunalımıyla İBDA-C gibi veya Binladin tipi provakatörlerin kışkırtmasına kapılıp, ülkemizi bir kaos ve kargaşa ortamına sürükleme riskidir ki, bu konuda ciddi önlemler alınması gereği ortadadır.
Üç soru.. Güç konu!
Anayasa Mahkemesi'nin, anayasanın iki maddesinde yapılan değişikliği iptal etmesi iki soruyu gündeme getirmiştir. Bunlardan birincisi, bu kararın başörtüsüne yasak getirip getirmediği, ikincisi de mahkemenin önünde duran diğer önemli bir dava; AKP hakkında açılan kapatma davasını etkileyip etkilemeyeceğidir.
Bunlardan birincisine verilecek cevap peşinen "hayır" şeklindedir. Yani mahkemenin aldığı bu karar mesnetsiz bir şekilde, inatla sürdürülen başörtüsü yasağına yeni bir dayanak oluşturmuş değildir. Bu sorunun tatminkârlığına bakmak için söz konusu iki maddede yapılan değişikliği yeniden hatırlamak yeterlidir.
Onuncu madde: "Devlet organları ve idari makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadır."
Kırk ikinci Madde: "Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir." Burada açıkça görülmektedir ki, yapılan düzenleme başörtüsüne ait değil, kişilerin haklardan yararlanmak konusundaki eşitliklerine ait bir değişikliktir. Esasında bu temel hak, mevcut anayasanın başka maddelerinde ve yasalarda birçok yerde zaten zikredilmektedir. Dolayısıyla iptal edilen değişikliği: "Hizmetlerden yararlanılması konusunda başörtülüleri başı açıklar gibi sayarsanız biz buna müsaade etmeyiz" şeklinde yorumlarsanız, bu hukuki değil, siyasi bir tercihtir. Ayrıca günümüz kabile devletlerinde bile böyle bir dayatmanın olmadığını herkes bilir.
Bir devletin vatandaşlarının eşit olduklarını belirtmek için anayasa çıkartmak bile günümüzde gülünç addedilir.
Çünkü bu zaten böyledir ve aksine bir şeyin lafı dahi abestir.
Meclis'teki birçok partiden 411 milletvekilinin oylarıyla yapılan böyle bir değişikliği, anayasanın 4. maddesini gerekçe göstererek iptal etmek; aynı zamanda şu anlama da gelir: "Hizmetlerden yararlanmak konusunda eşitlik istemek anayasanın değiştirilemez temel ilkelerine aykırıdır." İşte bunu dediğiniz zaman da "temel ilkeleri" savunacak bir avuç azınlık dışında hiç kimseyi bulmanız ve milleti yanınızda bulmanız mümkün değildir. Oysa anayasalar sadece azınlık için değil, bütün toplum için yapılan millet-devlet sözleşmeleridir.
İkinci soruya, yani bu iptal kararının AKP hakkında açılan davayı etkileyip etkilemeyeceğine gelince; elbetteki etkileyecektir. Ancak böyle bir karardan ise; laikliği korumak iddiasında olan çevrelerin zararlı çıkacağı Türkiye'nin yaşadığı yakın tecrübeyle sabittir.
Yukarda ki iki sorudan ziyade, esas sorulması gereken soru şudur:
Acaba AKP ve MHP neden böyle bir sürecin tetikleyicisi olmuşlardır?
Çünkü yapılan değişikliklerin iddia edilenin aksine başörtüne bir serbestlik getirmediğini, başörtüsüne serbestlik getirmek için yasal bir düzenlemenin yeteceğini MHP ve AKP'li yetkililer defalarca açıklamışlardır.
Hatta toplum hafızası, yapılması gereken yasa değişikliği konusunda AKP ve MHP'nin mahkeme sürecinden önce birçok defa karşı karşıya gelip sert tartışmalar yaptıklarını hatırlamaktadır. Uzun süre devam eden bu tartışmalar, konunun mahkemeye intikal etmesinden sonra AKP'nin, yasa değişikliğini mahkeme kararından sonraya bıraktığını açıklamasıyla sonlandırılmıştı.
İptal edilen anayasa değişikliği başörtülülerin soluklanacağı bir çözüm olmadığına göre, AKP ve MHP neden Türkiye'yi bu gerilimli sürece sokmuş, neden çözüm bekleyen önemli bir sorunun çözümünü gayya kuyusuna atmışlardır? Kanaatimizce, esas cevap bu soru içinde saklıdır.[1]
Doğru çizebilmek için, hem cetvelin düzgün ve sağlam olması, hem de çizen elin sağlıklı ve dürüst olması gerekir. Eğri cetvelle, veya felçli ellerle doğru çizmek mümkün değildir. Türkiye'mizde ise, maalesef; hem cetvel (Hukuk Sistemi) yamultulmuş, hem de çizen eller ve beyinler felç olmuş vaziyettedir.
AKP ve Yüksek Mahkeme, bir nevi havanda su dövmüşlerdir. "Olmayan yasaya, olmayan değişiklik ve olmayan değişikliğe olmayan iptal!" ile milletimiz, aylarca boş yere meşgul edilmiş; kof vaatler, ümitler ve hakarete varan tepkilerle maalesef devletinden ve ülkesinden bezdirilmiştir.
Oysa bu karar, başörtüsüne yasak getirmemiştir ve getiremezdi!
Anayasa Mahkemesi'nin, kamuoyunda üniversitede başörtüsü yasağını kaldıran karar olarak bilinen Anayasa değişikliklerini iptal etmesi, bazı medya organları tarafından "Türbana ret!" denilerek sevinçle karşılanıyor. Ancak mahkemenin iptal ettiği değişikliklerle ilgili kararın hiçbir şekilde başörtüsü yasağı getiremeyeceğinin altını çizen hukukçular, iptal edilen Anayasa değişikliklerinin, neredeyse eski maddelerle tamamen aynı olduğunu ve maddelerde başörtüsü ile ilgili tek harfin geçmediğine dikkat çekiyor. Anayasa'nın davaya konu olan maddelerinin iptal edilen fıkraları ile birinci fıkraları neredeyse aynı:
Madde 10 (eski)
"Devlet organları ve idare makamları, bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır…"
10. Madde değişikliği:
"Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır"
42. Madde (eski)
"Kimse öğretim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı ve kullanılmasının sınırları kanunla tespit edilir ve düzenlenir."
42. Madde değişikliği:
"Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir."
İşte ihlal edilen Anayasa maddeleri
Madde 10:
Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir… Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Madde 11:
Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Madde 13:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir."
Madde 148:
"Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler…"
Madde 153:
"Anayasa Mahkemesi, bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez."
Beyler, ülkemiz ve milletimiz bunları hak etmiyor!
Ey bu milletin inancıyla, bu cennet ülkenin huzuru ve çıkarlarıyla savaşanlar!
"Siz kimsiniz, nesiniz, necisiniz, nereden geldiniz?
Sizi "ufolar" mı getirdi. Hangi gezegenden akın ettiniz?
Kıyamet öncesi dışımızdaki gezegeni, nükleer bir saldırıyla yok edip dünyaya saldıracak Yecüc Mecüclerin arasından mı, "ufolar"ca alıp ülkemize salıverildiniz?
Milletin inancına, milletin anasına, milletin kızına saldırmak bu ülkeye, saldırmakla eş anlamlıdır. Bu millet bir İstiklal Savaşı vererek var oldu, varlığına kastedenleri kovdu.
Kars'ta yaşanan bir olaydan bahsediyoruz. Ne ilk ne de son olacağa benziyor. Söyleyecek söz bulamıyoruz.
Kafkas Üniversitesinin 2007-2008 eğitim öğretim yılı mezuniyet töreninde okul birincisi Serkan Aydın, sahneye davet edilip ödülü verildi.
Ödülünü aldıktan sonra bir konuşma yapan birinci Serkan Aydın heyecanlanarak konuşmasını yarıda keserek, Sivas'tan gelen anne ve babasını sahneye davet etti. Güvenlik görevlileri başörtülü annenin sahneye çıkmasını engelledi.
Yahu bu ne ukalalık, saldırganlık, saygısızlıktır; millete, onun anasına, kızına kölelik muamelesi yapmak küstahlıktır, kışkırtıcılıktır!..
Artık bu ülke bu çirkinliği kaldıramıyor.
Bu millet Birinci Dünya Savaşı'nda bir imparatorluğu kaybetti. Üzerinde bulunduğumuz toprakları da çok görüp işgal ettiler. Komutanı paşası, eri erbaşı, anası bacısı, kızı kızanı dişini tırnağına takıp İstiklal Savaşı verdi ve Türkiye cumhuriyeti'ni kurdu.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Lozan Antlaşması'yla dünya milletlerine kendini kabul ettirdi. Lozan Antlaşması'nda, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Müslümanlardan oluşur. Azınlıklar gayrimüslimlerdir" denir. Bu madde Lozan Antlaşması'nın olmazsa olmaz temelidir.
Ve bugün çıkarılan suni problemlerin hepsini hiç hükmüne indirecektir.
Şimdi soruyoruz: Hangi haddini bilmez, kendini bilmez, nasipsiz Müslüman milletin dini vecibelerini yerine getirmeyi engelleyebilir?
Kendini efendi, milleti uşak yerine koyan bu kirli niyetli kişiler kimlerdir? Güçlerini Sevr'e taraf olan işgalcilerden mi AB, ABD ve İsrail'den mi almakta, gavurlara mı güvenmektedir?" şeklindeki feryatlara ve fesatlıklara niçin sebebiyet verilmektedir?
Cumhuriyetimizin dini ve milli temeli dinamitlenmektedir
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Şevki Aydın: "Başta Mustafa Kemal, Cumhuriyet'i kuranlar, 'dini doğru, sağlıklı bilen, çağı doğru kavrayıp okuyabilen ve ona göre dini öğretebilen din görevlileri yetiştirelim' demiştir, ama ne yazık ki atılan bu temeller üzerinde mesele sürdürülmemiştir. Dinin yıllarca bilgisizliğe ve istismarcı kesimlere bırakılması bir talihsizliktir" sözleri oldukça önemlidir.
Kendi ülkesinde bu kadar aşağılanmak ve temel insan haklarından mahrum bırakılmak, çok tehlikeli ve endişe verici umutsuzluk ve olumsuzluklara yol açabilir!
"Hep birlikte vatandaşlıktan çıkmak için İçişleri Bakanlığı'na dilekçe verelim. Birleşmiş Milletler'in Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme'sinin tanıdığı haklardan yararlanmak üzere BM'nin Ankara Temsilciliği'ne müracaat edelim."
Çaresizliğin, umutsuzluğun, haksızlık karşısında duyulan isyanın bir tezahürü olan bu mektup, iki gündür işittiğim acılı feryatlardan sadece bir tanesidir!
Kendi ülkesinde bu kadar aşağılanmaktan ve itilip kakılmaktansa vatansız kalmayı düşünecek kadar çaresiz kalan bu insanları nasıl avutabiliriz? Onlara ne umut verebiliriz? Neyi beklemelerini söyleyebiliriz?" diyenlerin feryadına artık kulak verilmelidir.
Sonuç: Gelinen nokta bir rejim krizidir. Ve artık öyle pansuman ve palyatif tedbirler değil; kalıcı, akılcı, kucaklayıcı köklü ve temelli değişimler beklenmektedir. Ve elbette bütün bunların milli, ilmi ve insani olması gerekir. Türkiye bu fırsatı heba etmesi halinde geleceğimiz ve güvenliğimiz tehlikeye girecektir.
Evet: "Herkes kendi meşrebine göre Anayasa Mahkemesi kararını değerlendirebilir! Bu karara olumlu ya da olumsuz bir anlam yükleyebilir. Sadece bu tartışmada kullanılan kavramlardaki ortak tanım, kaygılardaki ortak payda eksikliği bile insanın içini karartmaya yetmektedir. Kararı yalnızca hukuki çerçeve içinde görmek mümkün değildir. Yargı siyasi bir karar vermiştir bunun da siyasi sonuçları olacağı kesindir. Farklı kelimeler kullanmak da mümkün, ancak bugün Türkiye'de yaşanan bir rejim krizidir. Temel kurumlar kendilerini tahrip etmekte, rejim içe doğru patlama noktasına itilmektedir. Bu kriz, aşılmadan önce daha da derinleşecektir…" diyenlerin niyetleri ne olursa olsun, tespitleri yerindedir ve Türkiye tarihi bir karar vermek mecburiyetindedir. Çünkü değişim kaçınılmaz görünmektedir.
"Eski hal, muhal; Ya yeni hal, ya izmihlal!" Yani; çürümüş ve çözülmüş eski dönem ve düzeni devam ettirmek mümkün değildir. Ya, yeni, yeterli ve dengeli bir değişim gerçekleşecek veya yıkılış kaçınılmaz hale gelecektir.
Ama umuyor ve inanıyoruz ki milli Türkiye buna asla izin vermeyecektir.
ÖZE DÖNÜŞ
İnkâr ve isyan, basitlik; hem de kepazeliktir
Aklı olan iman eder; dua'ya baş indirir!
Tesadüfçü Darwincilik; tam bir şempazeliktir
Atomlardan fezalara; Mevla'ya baş indirir!
İnce bir proje gizli, gözlerin bebeğinde
Bu dünya nasıl oluşmuş, cehennem göbeğinde?
Sahibine sadakat var; kedinde köpeğinde
Sen Yaratan'a yaran ki; doğaya baş eğdirir!
Tüm emirleri yararlı, yasakları zararlı
Kur'an'a çağdışı diyen, zır deliden zırvalı
Bir mikrop, bir damlacık su; seni boğar, zavallı
Yüce Allah'a sığın ki; deryaya baş eğdirir!
Allah diye Amerka'ya, tapan gizli kâfirdir
Kurtuluşu Avrupa'da; aryan hain, gafildir
Milli öz ve bilincimiz; Rabbim bize kâfidir
Ata'nın yolunu tutan; dünyaya baş eğdirir!
Hem şu mimsiz medeniyet, bak çöküyor çok şükür
Müslüman Türk'e sataşan; soysuz yüzüne tükür
Güçlü ordumun onuru; gör kimleri ürkütür
Mehmetçik metaneti; dağ, ovaya baş eğdirir!
Ahmet Hoca ah çekerim, şanlı tarih özlerim
Milli Türkiye merkezli, şanslı devrim gözlerim
Bir sürü sahte sofular, günah sayar sözlerim
Oysa Hak'ka teslim olan; gün aya baş eğdirir!
[1] 7 Haziran 2008 Milli Gazete Başyazı

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…