YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e8165902303
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 1
Bugün : 9074
Dün : 56818
Bu ay : 1224737
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53369795
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Oda TV “İki İHH neden kavga etti?” başlıklı bir yazı yayınlamış:

“Almanya’daki IHH ile Türkiye’deki İHH arasındaki kavga, Türkiye İHH’nın Almanya’dan “gemi almak” için para toplamak istemesiyle yaşandı. Özünde aralarında sorun yok. Tek farkları, birinde eski Milli Görüş’ün, diğerinde yenisinin gömleğinin bulunması. Ve en önemlisi, insanları o gemiyle ambargo delmeye zorlayan ve 9 kişinin ölümüne neden olan o İHH’cı Bülent Yıldırım da yargılanmalı. Çünkü, eli kanlı İsrail’in yeni vahşetine çanak tutulmuştur. TCK’da bu suçun adı, dolaylı kast’tır…

Olayın aslını şöyle özetleyelim; İslami kesimin sermayeye ulaşması ve paraya kavuşmasıdır. Yüksek yardım idealleri özünde bir bahanedir. Bu tür örgütlerin daha önceki yardım operasyonlarının tümünde aynı şey olmuştur. Ortaya kutsal bir amaç konulmuş, o amaç için para toplama harekatına girişilmiş ve sonunda o paralar bir takım “İslam’ı alet eden” çevrelere akıtılmıştır. Tabii yardımların bir kısmı da yerlerine ulaştırılmıştır… En azından görüntüyü kurtarmak için böyle olması gerektiğinden… Türkiye’deki İHH bu nedenle amacına ulaşmıştır… Artık her hareketinde kendisine her türlü yardım akacaktır.

Gemi parası hangi yardımdan?

İHH bir vakıf olduğunu söylüyor ve mütevelli heyetinde bir AKP’li milletvekili bulunuyor. Yani işin bir de siyasi bağı var… Öyleyken, son yıllarda islami kesimde yükselen “gemi alma merakı” ve heyecanına da şaşmıyoruz. Şaştığımız, bu vakfın gemiyi nasıl aldığı…? Olaya şöyle bakalım; Bu vakıf ya da dernek, “belirli bir amaç” için para toplayabilir. Örneğin, kendilerinin sık sık belirttiği gibi “sahra altı Afrika’daki katarakt ameliyatları” için… Ya da Filistin’deki yardıma muhtaç insanlar için… Sudan için… Veya Gazze için… Peki, bu yardım paralarıyla gemi alınırsa ne olur? O zaman, toplanan paralar amaç dışı kullanılmış olur. Soruyu şimdi şöyle soralım; Mavi Marmara gemisi için ödenen para nereden gelmiştir? Başka bir yardım kampanyası için toplanan paralardan mı bu bedel ödenmiştir, yoksa bunun için ayrı bir kampanya mı yapılmıştır? Gemi parası yurt dışından geldiyse, hangi yöntemler kullanılmıştır? Bu amaçla Almanya’da para toplanmış mıdır?

İkinci hassas konu daha başka… O da Milli Görüş bağı ya da gömleği ile ilgili…

IHH’lar arasında kavga gemiden çıktı.

Almanya’daki IHH e.V. (e.V.: Kamuya yararlı dernek) ile Türkiye’deki İHH’nın bir bağı olmadığı vurgulanıyor. Ancak, neden aynı ismi kullandıkları konusunda İHH yetkilileri mantıklı bir açıklama getiremiyor.

Biz getirelim…  Her iki organizasyon da aslında birbirinin kopyasıdır. Ülkeleri aralarında bölmüşlerdir… Birisi Almanya’daki yardımların rantını yer, diğeri Türkiye’dekinin.

Bir süre önce Türkiye’deki İHH, Avrupa ve Almanya’dan yardım toplamak için ilan vermişti de, iki İHH birbirine girmişti. O yardım kampanyasında “Filistin’e gidecek gemi alacağız” teması işleniyordu. Ama Almanya IHH kendi ‘çöplüğünde’ o İHH’nin fazla ‘ötmesine’ izin vermedi. Üstelik, Deniz Feneri olayında gördüğümüz filmin aynısı yine iki örgüt arasında da oynanıyor. Farklıymış gibi görünürken, “aynılıklarının ve ortak isim kullanmalarının semereleri”nden faydalanıyorlar. Aksi halde, birbirlerine karşı “isim hakkı” davası açmaları gerekirdi… İki örgüt arasındaki asıl ayrım, Milli Görüş içindeki çatlaktır… Almanya’daki IHH, Alman resmi raporlarında da olduğu gibi “Milli Görüş organizasyonu”dur ve bu yan hala Erbakan Hoca’ya bağlıdır. Türkiye’deki İHH ise yenilikçilere kaymıştır… Gömlek ise aynı gömlektir; Milli Görüş gömleğidir…

Milleti ölüme götüren o adam yargılanmalı

İsrail’e yapılan Mavi Marmaralı operasyonun önceden planlanıp planlanmadığı bilinmez… Gördüklerimiz, en azından oraya gitmek için gemiye binmiş bazı insanların “ölümü göze aldığını”n her fırsatta dile getirilmiş olmasıdır. İHH Başkanı Bülent Yıldırım, bir arkadaşının operasyondan yarım saat önce yazdığı mektubu okuyor ve şehadete hazırlandığını belirtiyor. Diğer ölenlerin yakınlarının anlatımları, bunların en azından bir kısmının öleceğini bile bile o yola çıktığını gösteriyor. Avrupa’dan da onca gemi o yola çıktı. Kalan 9 ayrı gemidekilerden bir tanesi bile “Biz ölüme ya da şehit olmaya gidiyoruz” demedi. “Yardım götürüyoruz” dedi… Onların gemileri de durduruldu ama hiç kimse elinde silah olan askerle savaşmaya kalkışmadı… Çünkü, bizce bu Bülent Yıldırım ve bazı İHH üyeleri 9 kişiyi bile bile ölüme götürmüştür. Onlar İsrail’in vahşetinin müsebbibi olmuşlardır. TCK’ya göre, bu “dolaylı kast”tır ve suçtur.

Giyilen o gömlek hiç çıkmıyor

Ne diyordu, Almanya’daki raporlar ve bazı sivil toplum kuruluşları:

“Alman Anayasayı Koruma Dairesi raporlarına göre IHH, Milli Görüş organizasyonu ile bağlantılıdır. Giessen’deki Gazze ile ilgili toplantıyı düzenleyenlerden biri olan IHH 2008 yılında HAMAS örgütü ile yakın ilişkiye geçmiştir. Onların amacı ise İsrail’in yok edilmesidir.”

Bu durum ortadayken, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kalkıp bütün nefreti İsrail üzerine yığarak politika üretmesine de şaşmamak gerekiyor. Giyilen Milli Görüş gömleği, parti değişse de çıkmıyor çünkü… Duygusal ve aşırı sert konuşmalar, yüksek hitabet sanatıyla kitleleri peşinden sürüklemek ve bir düşman yaratmak, geçmişteki benzer liderlere pek yaramadı. O konuşuyor, kimi bağırıyor, kimi alkışlıyor, kimi tekbir getiriyor. Milli Görüş gömleğini kendine ten yapmış olanlardan biri Bülent Arınç da ağlıyor. Sanki bir yeri ağrıyor…[1] diye çıkışmıştı…

Ey Oda TV sakinleri ve Ali Güven seslendiricileri!..

Evet, Hala Milli Görüş’ün devamı gibi sunmaya çalıştığınız, ama Siyonist güçlerin “kiralık kahyaları” olduklarını özenle sakladığınız, “son kullanma tarihi” yaklaştığı için çöpe atmaya hazırlandığınız bu hıyanet taifesinin bir değil, çok yerleri ağrıyor! Ama feryadınızdan anlaşıldığına göre asıl yontulmamış kazığın sizlere battığını ve hayati organlarınızı yırttığını gösteriyor!

Ey Oda Tv denen malum odakların odalık kalemşörleri…!

Ey Siyonist Yahudi lobilerinin, yerli sabataist Beybileri!…

Ey AKP’nin ve Fetullah Gülen gibi dincilerin (Dindarların değil, din istismarcısı kesimlerin) ülkemize, devletimize ve milletimize yönelik tahribatlarını gündeme getirmekle, görünüşte milli duyarlı bir tavır sergileyen, ama gerçekte, bütün bunların suçunu İslamiyet’e ve Milli  Görüş’e yıkma gayretiyle sinsi mahiyetini ele veren; Theodor Herzl’in ve Moiz Kohen Tekinalp’in çömezleri!…

Şimdi söyleyin bakalım.

ABD derin devleti, 300’ler meclisi başkanı Rockefellerin talimatıyla, İsrail yüce konseyinin uyarısı ve Fransız Mason Locasının tertibatıyla, Türkiye’de tezgahlanan 28 Şubat senaryolarıyla, Erbakan ve Milli Görüş tasfiye edilip, Recep T. Erdoğan ve AKP iktidara hazırlanırken o meşhur Yahudi lobileriniz “EŞŞEK” miydi, yoksa artık olayları ve organizasyonları kontrol edemeyecek kadar “ÇARESİZ VE GEVŞEK” miydi?

Ta il başkanlığı ve belediye başkanlığı süreçlerinde, şöhret, servet ve etiket zafiyetlerinden yararlanıp Milli Görüş’e karşı şımartıp kışkırttığınız Recep T. Erdoğan’a “Yahudi Cesaret Madalyası” takan Büyük Şeytanlarınız, “EŞŞEK” miydi, yoksa artık iyice “ÇAPTAN MI DÜŞMÜŞ” lerdi?

Bunlara yanıtınız hayır ise;

O halde siyonist Yahudi şebekesi ve Türkiyedeki hain sabataist şebekleri, Milli Görüşü parçalamak, Recep T.Erdoğan’ı reklam edip parlatmak ve AKP’yi iktidara taşımakla şu şeytani hedefleri gütmüşlerdi:

  1. Böylece hem Erbakan endişesinden ve onun Adil Dünya projelerinden kurtulacağız.
  2. Hem önceki işbirlikçi piyonlarımıza göre çok daha ucuz ve uyuz figüranlar kullanacağız.
  3. Bunları tepe tepe kullandıktan sonra “tuvalet deliğine süpürme vakti” gelince, hıyanet icraatlarının rantını biz toplamış olacağız, ama bütün suçunu ve sorumluluğunu da bizim ayartmamızla kaytarıp kaçtıkları Milli Görüş’ün sırtına yıkacağız.
  4. Böylece bir taşla binlerce kuş vuracağız, BOP hayaline ve Büyük İsrail hedefine yaklaşacağız.

Ama büyük ümitler bağladığınız, uğruna büyük tavizleri ve riskleri göze aldığınız bu stratejinizin sonunda aleyhinize işlediğinin geç farkına varılmıştı. Evet Milli Görüş gömleğini çıkaran makam ve menfaat uğruna kutsal davasını, vatanını, İslam dünyasını ve insanlığını satmaktan sakınmayanlar, sizlerin kiralık uşaklarıydı. Hidayetleri kararmış, vicdanları katılaşmıştı..

Ama dünyayı gizlice yöneten Senhadrin Yahudilerinin (300’ler, 33’ler, 13’ler ve 3’ler komitesinin) çok iyi bildiği ve elinden el-aman çektiği “ÇOK YÜKSEK BİR BEYİN” ve “ÇOK GÜÇLÜ BİR EL”, Siyonist zalimlerin ve işbirlikçi hainlerin bütün planlarını iman manevralarıyla boşa çıkarmıştı… Yani Yüce Rabbimiz, Hz. Süleymanın hizmetine verdiği gibi, bugünkü insi şeytanları ve uşaklarını da, onlar farkında olmadan “HAK’KIN” ve “HAYRIN” hizmetinde kullanmıştı. Çılgınlığınızın, hırlamanızın altında işte bu gerçekler yatmaktaydı.

Milli Görüşten resmen ve hakikaten ayartıp, ayırdığınız ve sömürü arabanıza koştuklarınız dışında, ha Milli Görüşün arasında, yan kuruluşlarında hatta üst tabakasındaki adamlarınızın varlığından, her halde “büyük baş” larınız haberdardı. Çünkü Siyonist sömürü ve zulüm saltanatının en korkulu rüyası Hakka dayanan ve şeytanı kalbinden ve kafasından vuracak olan Milli Görüş davası ve Erbakan’dı. Bu nedenle özellikle O’nun etrafı kuşatılmış, en muhterem(!) ve en mücahit(!)  adamlarınız Milli Görüşe sızdırılmıştı. Ama Erbakan, sizin şeytanlarınızı bile binek katırı olarak kullanmayı başarmıştı…

Elbette sizin hedefiniz ne Recep T. Erdoğan’lar, ne Bülent Arınç’lar ve ne de Bülent Yıldırım’lar değil, bizzat Erbakan’dı. Ama niye  saklayalım düşmanınızı iyi tanıyacak ve onu alt etmeye yoğunlaşacak kadar usta bir şeytan olduğunuz için sizi kutlamak lazımdı. Bu noktada asıl hayıflanılması gerekenler, “dost”larını tanıyıp sahip çıkamayacak kadar gafil ve korkak Müslümanlardı!…

9 Haziran 2010 Haber Türk canlı yayına telefonla bağlanıp:

İsrail’in Yardım Konvoyuna saldırısını tarih boyunca sürekli zulme uğramış ve üzerinde soykırımlar yapılmış bir Yahudi toplumunun psikolojik travma halinin geliştirdiği nefsi müdafaa refleksini hesaba katmadan bu olayı doğru okumak ve yorumlamak mümkün değildir.”

Şeklinde bu Siyonist vahşetine mazeret ve meşruiyet kılıfı geçirme gayretindeki Zaman yazarı ALİ BULAÇ gibilerinin de, Fetullah Gülen’in de aynı Yahudi Lobilerinin beşinci sınıf kiralık elemanları olduğu da, herhalde yakında anlaşılacaktı.

“Her seferinde kamuoyunun belli bir ilgisini çeken Bilderberg Toplantısı bu yıl 3-6 Haziran Günlerinde İspanya Barcelona’da Sitges tatil kasabasındaki Dolce Otel’de yapıldı. Üçte ikisi Batı Avrupa, geri kalanı ABD ve Kanada’dan 130’a yakın kişinin katıldığı toplantıda şu başlıklar ele alındı: Finans reformu, Güvenlik, Siber Teknoloji, Enerji, Pakistan, Afganistan, Gıda Sorunu, Global Isınma, Sosyal Şebekeler Oluşturma, Tıp Bilimleri, Nükleer Silahlar, AB-ABD ilişkileri.

Katılımcıların üçte biri üst düzey hükümet üyeleri ve bürokratlar, geri kalanlarsa finans, sanayi, eğitim ve iletişim sektöründe üst düzeyde görev yapanlardı. Yanılmıyorsam bu yılki Bilderberg Toplantısı’nın “en kendi halinde” katılımcısı bendim. Benim dışımda Türkiye’den dört kişi daha vardı. İki bakan davet edilmişti fakat işlerinin yoğunluğu gerekçesiyle olsa gerek katılamadılar ve böylece önceki yılların aksine Türkiye resmi düzeyde Bilderberg’de temsil edilememiş oldu…

Bilderberg Toplantısı’nın özellikle ilk iki gününde yabancı basının hemen hepsinin ilk sayfalarında Mavi Marmara baskını ve Türkiye-İsrail ilişkilerinde yaşanan kriz hali ele alınmıştı. Nitekim katılımcılar biz Türklerle hep bu konuyu ve ek olarak İran’la yaşanan nükleer sorunda Ankara’nın pozisyonunu tartışmıştı. Fakat toplantının kendisinde Türkiye, İran konusundaki tutumu nedeniyle çok kısıtlı bir şekilde anılmak dışında hemen hemen hiç gündeme taşınmamıştı. Öyle ki toplantının molaları sırasında internetten Türk gazetelerine bakanlar, “dünyayı yönetenler”in gündemiyle Türkiye’ninkilerin pek örtüşmediğine tanık olmuşlardı…

Bilderberg düzenleyicileri Chtanam House kurallarını kaldırılması, hatta gevşetilmesi durumunda toplantıya üst düzey katılımı sağlamakta zorlanacaklarını, gelenlerin de görüşlerini ifade etmede kendilerini yeterince özgür saymayacaklarını düşünüyorlardı. Hal böyle olunca Bilderberg etrafındaki efsaneler ve komplo teorileri varlığını sürdürüyordu…

Sonuçta ortaya “dünyanın nasıl yönetileceği”nin tartışılıp karar verildiği bir zirveden çok, zaten bir şekilde dünyanın yönetilmesinde rolü olan önemli şahsiyetlerin “işler nasıl gidiyor?” gibi genel bir soru etrafında yürüttükleri çok geniş ve hayli verimli bir “beyin fırtınası” çıkıyordu. Bilderberg Toplantısı’nın Soğuk Savaş’ın bitmesiyle bir ölçüde kabuk değiştirdiği ortadaydı fakat yine de belirgin bir muhafazakârlık göze çarpmıyordu. Örneğin o kadar adları anılmakla birlikte Doğu ülkelerinden, özellikle Çin ve Rusya’dan katılımcılar yoktu. Yine şaşırtıcı bir şekilde, Batı Avrupa’ya çoktan entegre olan eski Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinden de kimsenin davet edilmemiş olduğu görülüyordu. Bu arada Latin Amerika’dan da katılımcı olmadığı dikkat çekiyordu..[2]

Diyen Vatan gazetesi yazarı ve yeni “Siyonist Bilderberg reklamcısı” Ruşen Çakır, bu birazda acemiliğin verdiği itiraflarla, “İsrail’in İHH saldırısının, iç siyaseti yeniden dizayn etmeye yönelik bir senaryonun parçası” olduğunu, yoksa “Gizli Dünya Devletinin hükümeti sayılan Bilderbergle, zaten her bakımdan kontrollerine aldıkları Türkiye’yi gündeme bile taşımadıklarını” aktarmıştı.

Değerli Milli Gazete yazarları Mustafa Kurdaş ve Mustafa Yılmaz’ın hatırlatmasıyla, “fotoğrafa değil videoya bakmak” gerekiyordu.

Erbakan Hoca;  “Bir olayı anlamak istiyorsanız fotoğrafa değil, videoya bakacaksınız” diyordu

Gerçekten öyle; çünkü fotoğraf sadece o anı gösterir. Video ise bir süreci gözler önüne seriyordu.

Bakın Video’dan izleyince ne kadar ilginç bir görüntü çıkıyordu.

Yıl 1956: Süveyş Kanalı krizi patlak verdi. İsrail Fransa ve İngiltere ile birlikte Mısır’a saldırdı. Türkiye’nin tepkisi;  İsrail Büyükelçisini geri çekmek, Telaviv’deki elçiliği maslahatgüzarlık seviyesine düşürmek ve İsrail Büyükelçisi’ni geri göndermek oldu.

Yıl 1967: Arap-İsrail- savaşı başladı. Türkiye Araplardan yana tavır aldı.  Topraklarındaki NATO üstlerinin Amerika tarafından İsrail’e  lojistik destek amacıyla kullanılmasını reddetti.

Yıl  1975: Türkiye, Birleşmiş Milletlerde “Siyonizm’in ırkçılık olduğu” yönündeki karar tasarısına olumlu oy verdi.

Yıl 1979: İsrail Parlamentosu kabul ettiği bir yasayla Kudüs’ü İsrail’in daimi başkenti ilân etti. Pasif kalan Türk Dışişleri Bakanı MSP’nin çabası ile düşürüldü.

Yıl 1980: Kenan Evren Türkiye Kudüs Konsolosluğu’nu kapattı. İsrail’le olan diplomatik ilişkiler en alt seviye olan ikinci katiplik düzeyine indirildi.

Yıl 2010: İsrail Arapları değil ilk kez doğrudan Türkleri hedef aldı. Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara Gemisi’ne uluslararası sularda saldırdı. Gemideki 9 sivil ve silahsız Türk’ü şehit etti. Oysa daha bir hafta önce İsrail Türkiye sayesinde OECD üyesi olmuş ve son 50 yıldaki en büyük diplomatik başarını elde etmişti.

Fotoğrafa bakınca; İlk anda Türkiye bu saldırıya sert tepki vermiş gibi görünüyordu. İsrail’i, “Haydutluk, korsanlık, barbarlık, vahşilik…” ile suçlayan kahraman bir Başbakan portresi çiziliyordu.

Ama videoya bakınca maalesef görüntü şuydu: Türkiye, tarihin en büyük krizinde, tarihin en cılız tepkisini veriyordu!.

Mavi Marmara olmasaydı

1- İptal edildiğini sandığımız askeri tatbikatların iptal edilmediğini, aksine üç yeni askeri tatbikat anlaşması yapıldığını,

2- Türkiye’nin İran sınırında, İran’ı gözetlemek üzere kurulmuş bir MOSSAD istihbarat üssünün hazırlandığını,

3- Akdeniz’deki uluslararası suların resmi otoritesinin İsrail’e bırakıldığını ve bunun Fetullah Gülen fetvasıyla kesinlik kazandığını asla öğrenemeyecektik.



[1] Ali GÜVEN, Odatv.com, 08.06.2010

[2] Ruşen Çakır, Vatan, 08.06.2010

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
2 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

cihad
Sizce CİHAD a toplumu davet edenler canlı yayında birtane cihad ayeti lafzıyla beraber istense okuya bilirlermi?

cihad
Sizce CİHAD a toplumu davet edenler canlı yayında birtane cihad ayeti lafzıyla beraber istense okuya bilirlermi?

Picture of Aykut ÖZÜBÜYÜK

Aykut ÖZÜBÜYÜK

YORUMLAR

Son Yorumlar
2
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...