YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e79e2b451bc
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 0
Bugün : 46065
Dün : 58085
Bu ay : 1204910
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53349968
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Mısır’da Müslümanlara yönelik korkunç bir katliam yaşanmakta, zulmeden darbe rejimi de, İhvanı Müslimin’in temsil ettiği mazlum ve mağdur kesimler de, maalesef aynı Siyonist senaryolara alet edildiklerinin farkına varamamaktadır. Büyük İsrail hevesindeki tüm Siyonist merkezler, dış güçler ve onların işbirlikçileri, Mısır’ın parçalanması için mutlaka bir iç savaşın çıkarılmasını amaçlamıştır. Nasıl olsa; İhvan’ın ve karşıtlarının, ordu ve polis mensuplarının ve sivil halkın hepsi birbirini boğazlasa, bir tek Yahudi’nin burnu kanamayacak, hiçbir gâvurun canı acımayacaktır.

Bu nedenle, askeri cuntanın saldırganlaşması kadar, Mursi taraftarlarının inatlaşması da bizce ve özellikle bu süreçte sakıncalıdır. Bazen, sadece haklı olmak, çok vahim sonuçlar ve sorumluluklar doğuracak eylemleri meşru kılmaya yeterli olmamaktadır. “Yol hakkı bizimdir” diyerek, kırmızı ışıktan geçip son sürat üzerimize gelen tırın önüne, kalabalıklar halinde atlamaktaki “haklılık” bize hiçbir şey kazandırmayacak, doğacak facianın yaralarını saramayacaktır. Bunu: “Zulme teslim olmak ve haklarımızın gaspına tepkisiz kalmak” şeklinde de anlamamalıdır. Ancak kurulan büyük tezgâhın farkına varmak ve Siyonist senaryolara figüranlık yapmamak, kısaca öfkeyle kalkıp zararla oturmamak için elbette daha dikkatli, tedbirli ve temkinli davranmak, yani bulanık suların durulmasını kollamak daha akıllıcadır. Asla hatırımızdan çıkarmayalım ki; Siyonist odakların ve onların güdümündeki Haçlı Batı’nın, öyle insani kuralları ve vicdani duyarlılıkları bulunmamaktadır. Onların Siyonist hesapları ve emperyalist çıkarları dışında, hiçbir kutsal inancı yoktur. Bakınız, güya İslam’ın ılımlısına razı olan ve sadece radikalizme karşı olduğunu sıkça açıklayan Barbar batılılar (Amerika ve Avrupa), İşte Suriye’de, dünyanın dört bucağından topladıkları El-Kaide militanlarına, hem de AKP iktidarının yardımıyla, her türlü silah, teçhizat ve teknoloji desteği sağlamakta; ama her türlü baskı ve kışkırtmaya rağmen asla şiddete bulaşmayan İhvanı Müslümin’i ise, tüm meşru ve demokratik tavrına ve siyasi seçimleri kazanmasına rağmen; düşman ilan edip askeri darbelere davetiye çıkarmakta ve destek sağlamaktadır.

Aslında ta başından beri, Recep T. Erdoğan’ın Eşbaşkanı atandığı BOP gibi, ARAP BAHARI’nın da bir Amerikan planı olduğunu söylediğimizde, bize karşı çıkanlar, sahnelenen Siyonist senaryoları, daha yeni yeni anlamaya başlamışlardır. ABD, Mısır’da, katılım oranı sadece %42 olan bir seçimde, oyların %51’ini alarak Mursi’ye Cumhurbaşkanlığı yolunu açmış ve “İhvanı Müslimin’i iktidarda başarısız kılmak ve umut olmaktan çıkarmak” amacıyla bu fırsatı tanımıştır. Ve yeni anayasa halkın sadece %19’unun katılımıyla onaylanmıştır. Belki gerçek demokrasiye imkân verilse İhvan daha fazla oy alacaktı. Ama, böylesine sakat ve sakıncalı sonuçlarla İhvan’ı iktidara taşımaları, onları hazırlıksız yakalayıp yıpratmayı amaçlamıştı. Rahmetli Erbakan Hoca’nın da, aynı şeytani maksatlarla iktidar olmasına ve Refah-Yol’u kurmasına razı olduklarını, Hocamız Aytunç Altındal’a bizzat kendileri açıklamıştı. Ne var ki Rahmetli Hoca, bütün bu tuzaklara hazırlıklıydı, ekonomik ve sosyal alanda büyük başarılara imza attı, havuz sistemiyle faiz lobilerinin sömürü hortumlarını kıstı, tarihi D-8 atılımıyla yeni bir dünyanın temellerini attı. Dış güçlere ve işbirlikçi hainlere, klasik irtica yaygaraları dışında, hiçbir mazeret bırakmadı. İktidardan ayrılırken de ordu-sivil çatışmasına yol açacak hiçbir taşkınlığa ve kardeş kavgasına kapı aralamadı. Bugün, Mısır’da İhvanı Müslimin’in ve Mursi’nin izlemesi gereken bu akıllı ve hayırlı tavırdır. Hatta Erbakan’ın mağduriyetini istismar eden AKP ve Erdoğan’ın, bu derece yüksek oy oranıyla iktidara ulaşması, Erbakan’ın Refah-Yol dönemindeki icraatlarına halk nezdinde duyulan güvenin ve Ona sahiplenmenin bir yansımasıydı. Ve burada sıcak koltuğunda oturup kendilerini “Haydi direnin, hakkınızı yedirmeyin!” diye kışkırtıp ucuz kahramanlık taslayanların, Mısır’daki darbeyi tertip ve teşvik eden ve destek veren ABD ve AB’nin işbirlikçileri olduğunu unutmamaları lazımdı.

Bu arada Mısır Ordusu içinde de, bu korkunç katliamlardan ve iç savaş çıkarılıp ülkenin parçalanmasından ciddi rahatsızlık duyan ve kaos ortamından kurtulmak üzere hukuki ve ahlaki çıkış yolları üzerinde kafa yoran milli tavırlı komutanların varlığı ve huzur hazırlığı konusundaki duyumlarımız da inşallah doğrudur ve hayırlı sonuçlara vesile olacaktır. Güya antiemperyalist ve antisiyonist tavırlar takınan bizdeki Darwinist ulusalcıların, ABD ve AB destekli askeri darbeye hararetle alkış tutmaları, en demokratik seçimler sonucu iktidara gelen İhvan’ın indirilmesine ve binlerce masum insanın katledilmesine “oh be, dinciler devrildi, dinsizler iktidara geldi” diye şebekvari çığlık atmaları, aslında nasıl bir Amerikan uşakları ve haçlı Avrupa hayranları olduklarının ve ondan türediklerine inandıkları maymun soylarının açık bir ispatıydı. Onların derin kinleri sadece İslam’aydı ve işte Mısır’daki Kıpti Hıristiyanlar ve Amerikan-İsrail maşası paşalarla bunlar aynı saftaydı. Ve bu nedenledir ki, yüzde değil, anca binde birler seviyesini bir türlü aşamazlardı ve Müslüman halkımızdan rağbet ve kıymet bulamazlardı. Mısır Savunma Bakanı Abdulfettah El Sisi’nin düzenlediği basın toplantısında “Allah’ın razı olmadığının yanında olacağız, onlara destek çıkacağız” gafları Allah’ın bunları şaşırtıp içyüzlerini ortaya koymasıydı.

Şeytan her taşın altındaydı ve Mısır’daki darbeyi ve arbedeyi de yine Siyonistler hazırlamıştı!

Rahmetli Erbakan Hoca’mızın yıllar önce söylediği şu sözü, tarihin değiştiremediği gerçekleri bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır: “Biz her taşın altında Yahudi var demiyoruz. Fakat Yahudi’nin hiçbir taşın altını boş bırakmadığını da biliyoruz!”

1- Son iki ayda binlerce masum Müslümanın şehit edildiği Mısır trajedisinde asıl sorumluların, vahşetin destekçisi ve müsebbibi olarak yine aynı karanlık odaklar olduğu anlaşılmıştı. Mısır’daki ihanetin planlayıcısı, yine Ortadoğu’nun bağrına hançer gibi saplanan katil Siyonist İsrail çıkmıştı.

2- Başbakan Netanyahu, İsrail kabinesindeki bakanları, Mısır’daki katliamlara sessiz kalınması konusunda uyarmıştı.

3- 2 Haziran 2011 seçimleri öncesinde, İsrail’de gerçekleşen bir panelde konuşan iki Siyonist bu planı hatırlatmıştı. Siyonistler, İhvan’ın seçimleri kazanması halinde Sisi’ye yoğun baskı yaparak Mursi’yi devirmek için bütün güçleriyle çalışacaklarına dair söz almıştı.

4- ABD’nin Mısır’a yaptığı 1.3 milyar dolarlık askeri ve 250 milyon dolarlık ekonomik yardımın kesilme tehlikesini de yine İsrail devre dışı bırakmıştı.

5- İsrail Mısır arasındaki yakınlaşmanın, Mursi’nin devrilmesinin ardından daha da geliştiği gözlerden kaçmamıştı. Sina yarımadasındaki gruplara karşı birlikte savaşan iki ordu arasında, geçmişte de iyi olan ilişkiler son dönemde daha da artmıştı.

6- Mursi’nin Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Gazze halkı üzerinde eskisi gibi baskı kuramayan İsrail ise, işe Gazze’ye destek veren İhvan iktidarını devirmekle başlamıştı.  Sisi’nin ilk icraatı Refah Sınır Kapısı’nı kapatmak oldu…

7- 3 Temmuz darbesinin ardından İsrail’e yaranmak için her şeyi yapan Sisi komutasındaki Mısır ordusu İsrail’in bölgedeki menfaatine olan her türlü adımı atmaktan geri kalmamıştı. Bölgedeki ortak tatbikat bunun son örneğini oluşturmaktaydı.

8- İsrailli milletvekili Ayalet Shaked, Türkiye’nin Güneydoğu’sunu ve Kıbrıs’ı da içerisine alan Arz-ı Mevud aşkını ilan eden twitinde, “Libya ufalanmıştır. Irak parçalanmıştır. Suriye’de iç savaş yaşanmaktadır. İran kaçak nükleer bomba yapmaya çalışıyor, durdurulması lazımdır. Mısır’da askeri darbe başarılmıştır. Artık bu toprakları teslim alma zamanıdır” ifadelerini kullanmıştır.[1]

Mursi; tehlikeyi sezmekte, olumlu ve ılımlı tedbirler geliştirmekte çok geç kalmıştı!

Mısır’ın devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, muhalefetin erken seçim önerisini reddetmişti. Darbe öncesi İngiliz Guardian gazetesine demeç veren Mursi, anayasadan, düzenden sapılmasına kesinlikle müsamaha göstermeyeceğini, istifasının kendisinden sonra geleceklerin meşruluğunu yok edeceğini ve ülkeyi büyük bir kaosa sürükleyeceğini söylemişti. Özel medya kanallarının muhaliflerin gücünü abarttığına işaret eden Mursi, şiddet olaylarının müsebbibi olarak hala eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’e bağlı olan yetkilileri göstermişti. Medyanın ufak tefek olayları büyüterek sanki tüm Mısır şiddet olaylarına sahne oluyormuş gibi yansıttığını belirten Mursi, olayların “derin devlet ve eski rejimden geriye kalanlar tarafından koordine edildiğini” belirtmişti. Mübarek’e bağlı bazı kişilerin, Müslüman Kardeşler’deki yandaşlarına saldırmaları için parayla adam tuttuklarını ifade eden Mursi, “Yolsuzluktan elde ettikleri paraları var. Ve bu parayı şimdiki rejimi yıkmak ve eski rejimi yeniden iktidara taşımak için kullanıyorlar. Parayı, saldırı düzenlemeleri için eşkıyalara dağıtıyorlar” demişti. Bazı ülkelerin bu süreçte önemli rol oynadığına dikkati çeken Mursi, bu ülkelerin hangileri olduğunu ise söylememişti. “Her devrimin düşmanı vardır. Bazı çevreler de Mısır halkının demokrasi sürecini engellemeye çalışıyor. Bu kesinlikle kabul edilemez” diyen Mursi, kendisine önemli yetkiler tanıyan anayasa değişikliğinden pişmanlık duyduğunu da ilk kez dile getirmişti. Mursi, muhaliflerin diktatörlük işareti olarak eleştirdiği değişikliği kısa bir süre sonra iptal etmişti. Mursi, parlamentonun halihazırda boş olan alt kanadına milletvekili seçimi tamamlandığında anayasal değişiklikleri ilk oturumda bizzat sunacağının sözünü vermişti. Mısır’da müttefikleriyle laiklik yanlısı muhalifler arasında çıkan çatışmalarda en az 12 kişinin yaşamını yitirmesi, yüzlerce kişinin de yaralanmasının ardından Başbakan Hişam Kandil, İçişleri bakanı Muhammed İbrahim, Genelkurmay Başkanı General Abdülfettah el-Sisi ve diğer üst düzey yetkililerle toplantı üstüne toplantı yapan Mursi, göstericilerin önünde toplandığı El-İttihadiye Sarayı’nı terk ederek Mısır’ın son Kralı Faruk’un doğduğu Kubbe Sarayı’na geçmişti. Bu arada, Mısır’da Cumhurbaşkanı Mursi karşıtı göstericilerin, başkent Kahire’nin Mukattam bölgesinde bulunan Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) Genel Merkez binasına girdiği bildirilmişti.(AA) Bütün bu gelişmelere rağmen, Mursi, askerin ve muhalefetin tenkit ve tekliflerine maalesef tansiyonu düşürücü ve uzlaşma umutlarını diriltici bir yanıt ve yaklaşım verememişti.

Mısır olaylarını daha doğru değerlendirmek için iç dinamiklerini bilmek lazımdı:

Mısır’da Siyasi Yapı:

Mısır’daki siyasi aktörleri ve denge faktörlerini aşağıdaki gibi tasnif edebiliriz:

1- Siyasi Partiler: 

2- Dinî Hareketler:

a- Müslüman Kardeşler

b- İslami Cihad 

c- Cemaat-i İslamî

d- Selefî Akımlar: 

Şer’i Cemiyet   

Sünnet Yanlıları Cemiyeti  

Tebliğ ve Davet Cemaati  

Kurumsallaşmamış Selefi oluşumlar

e- Tasavvufî Oluşumlar

3- Dini Kurumlar:

Ezher Şeyhliği

Mısır Müftülüğü

Kıpti Patrikliği (Mısır halkının %11 kadarı Kıpti Hıristiyan’dır)

4- Parti Dışı Siyasi Platformlar: 

6 Nisan Gençlik Hareketi    

Kifaye Hareketi  

Değişim İçin Ulusal Birlik   

Devrim Gençleri Koalisyonu 

Mısır İçin Demokratik İttifak 

Mısır Oluşumu 

Mısır Herkesin Üstündedir İttifakı 

5- Toplumsal Kanaat Önderleri:  

Muhammed Bedı’ Abdulmecıd Samı

Tarık El Bişri 

Saffet Hicazı

Memduh Hamza 

Muhammed Hasaneyn Heykel

6- Yargı, Ordu Bürokrasisi ve Parlamento: (Yargı, Ordu, Mısır Halk Meclisi)

7- Sivil Toplum Kuruluşları:  

Meslek Sendikaları 

Sosyal Yardım Dernekleri 

İnsan Hakları Örgütleri    

8- Medya Organları: 

A- Resmi Televizyon Kanalları  

B- Yarı Resmi Gazeteler:

El Ahram Gazetesi 

El Ahbar El Yevm  

El Tahrir Matbuat ve Neşriyat Evi  

C- Özel Televizyon Kanalları: 

El Cezıre Haber Kanalı, Dream Kanalları Grubu, Orbıt Kanallar Grubu, El Mıhver Kanalı, El Hayat Kanallar Grubu, On TV Kanalı, En Nas ve E’r Rahme Kanalları, Mısır 25 Kanalı  

D- Özel Gazeteler:

El Vefd Gazetesi, Hürriyet ve Adalet Gazetesi, Onur Gazetesi, Nasırcı Arap Gazetesi, Bugün Mısırlı Gazetesi, El Şuruk Gazetesi, Günlük Anayasal Gazete, Milletin Sesi Gazetesi 

E- İnternet Siteleri:

Al Youm Al Sabı, Mısravı, Al Mısrıyyun, İhvan Online, Mısır’ın Penceresi Sitesi, Gözlem Şebekesi  

Siyasi Partiler:

1907- 2011 döneminde kurulan ve varlıklarını devam ettiren partiler ile kurulmakta olan partileri ideolojik, felsefi yaklaşımlarını göz önüne alarak, dört ana grupta sınıflandırabiliriz:

A- Dini Eğilimli Siyasi Partiler

B-  Ulusalcı/Milliyetçi Eğilimli Siyasi Partiler

C- Liberal Eğilimli Siyasi Partiler

D- Sol/Sosyalist/Komünist Eğilimli Siyasi Partiler

A- Dini Eksenli Siyasi Partiler:

25 Ocak 2011’den sonra diktatör Mübarek yönetiminin yıkılması ile birlikte dini eksenli cemaat ve hareketler, çok hızlı bir şekilde partileşmişlerdir. Partileri, Müslüman Kardeşler Hareketi, Selefi Hareket ve diğer İslami hareketler olarak üç ana grupta toplayabiliriz. Bunların bir kısmı kurulmuş bir kısmı da kuruluş aşamasındadır.

1- Müslüman Kardeşler Hareketi Zemininde Kurulan Partiler:

a) Hürriyet ve Adalet Partisi  

Müslüman Kardeşler Hareketinin siyasi koludur. Örgütsel gücü ve siyasi tecrübesi diğer siyasi hareketlerin tamamından daha fazladır. Başkanı Dr. Muhammed Mürsi’dir.

b) Adalet ve Kalkınma Partisi 

Başkanı, Müslüman Kardeşlerin eski yöneticilerinden olan Halid el-Zaferani’dir. Türkiye’deki Adalet ve Kalkınma Partisini kendisine model almıştır.

c) Uyanış Partisi 

Başkanı, Müslüman Kardeşlerin eski yöneticilerinden İbrahim el-Zaferani’dir.

d) Mısır Akım Partisi

Başkanı, İslam Lütfü olup muhafazakâr demokrat bir partidir.

e) Vasat Partisi 

2- Selefî Hareket Zemininde Partiler:

Nur Partisi  

Islahat ve Uyanış Partisi  

Mısır Uyanış Partisi 

Köken Partisi 

Fazilet Partisi   

Islahat Partisi 

3- Farklı İslami Anlayış ve Metotlara Sahip Partiler:

Selamet ve Kalkınma Partisi  (İslami Cihad)

İnşa ve Kalkınma Partisi (Cemaat-i İslamî )

İslami İşçi Partisi 

B- Ulusalcı/Milliyetçi Partiler:

Arap Demokrat Nasırcı Parti 

C- Liberal Eğilimli Partiler:

Özgür Mısırlılar Partisi    

Mısır Özgürlük Partisi  

Adalet Partisi 

Yarın Partisi 

Onur Partisi  

Demokratik Cephe Partisi 

Yeni Vefd (Delegasyon) Partisi 

D- Sol/Sosyalist/Komünist Eğilimli Partiler:

a- İşçi Partisi 

b- Sosyalist Güçler Cephesi  

Sosyalist Güçler Cephesi ismini almış bu hareket, Halkçı Sosyalist İttifak Partisi, Mısır Sosyalist Partisi, Sosyalist Mısır Partisi ve Devrimci Sosyalistler Hareketi’nden meydana gelmiştir.

c- Ulusal İlerlemeci Birleştirici Topluluk Partisi 

d- Mısır Özgür Sosyalistler Partisi 

e- Mısır Komünist partisi

“Çıkış yolu: Zulme ve İşbirlikçilere Karşı Birleşik Cephe Oluşturulmalıdır:

Müslüman Kardeşler Hareketi, şer ittifakını ve onun yerli işbirlikçilerini tasfiye edebilmek için darbeye karşı başlattığı, Şiddete bulaşmayan sivil itaatsizlik direnişini, süreçten rahatsız olan ve de olabilecek olan her kesimi içine dâhil edebileceği bir Birleşik Cephe Hareketi’ne dönüştürmek zorundadır.”[2]Doğru. Ancak bu direniş inatlaşmaya varmamalı, ordu millet çatışmasına veya iç savaşa yol açacak tavır ve zıtlaşmalardan kesinlikle sakınmalıdır. Çünkü dış güçlerin istedikleri zaten bu ortamı hazırlamak ve Mısır’ın parçalanmasını kolaylaştırmaktır. Bunun için Müslüman Kardeşler hareketi, uzun vadeli bir yol haritası çizmek durumundadır. Bize göre Mısır siyası yapısı ile ilgili duygusallıktan uzak derinlemesine bir çalışma yapılarak kişiler, kurumlar, yapılar arasında uzlaşma ve ayrılma noktaları belirlenip ortak paydalar göz önüne alınarak söz konusu aktörler, sürece katılmalıdır.

Müslüman Kardeşler Hareketi, Türkiye gibi ülkelerin tecrübelerinden yararlanmalı ve Adil Düzen projeleri Mısır’a uyarlanmalıdır.

Mısır halkına çok hukuklu bir sistem teklifi yapılarak, herkesin kendi hukukunu yaşayacağı ortak bir düzenin kurulabilmesi için Birleşik Cephe Hareketi’ne destek sağlanmalıdır. Mısır halkının zalimlerin safında yer almaması için tebliğ mekanizması etkin bir şekilde devreye sokulmalıdır.

Mısır’daki Ehli Kitapla olan ilişki, 3/64 ve 29/46 ayetleri kapsamında ele alınmalıdır. Birleşik Cephe Hareketinin etkili olabilmesi için ortak bir dil ve söylem geliştirilmeli ve kullanılmalıdır.

Batının fiili işbirlikçi kuklaları ve İslam düşmanları hariç Tahrir Meydanı eylemlerine katılanların hiç biri, karşı safta görülmeyip kazanılması amaçlanmalıdır. Bu noktada Cuntacılar hariç tüm subay ve erler kadrosu, kazanılması gerekenler olarak görülmeli, ona göre davranılmalıdır.

Müslüman Kardeşler Hareketi zemininde kurulan tüm partiler, tek bir çatı altında toplanmalıdır. Süreç ilerledikçe, şer ittifakı, Müslüman Kardeşler Hareketi içerisinde ihtilaf çıkarmaya çalışacaktır. Bu noktada gösterilecek zafiyet, yıkımdır, dikkatli olunmalıdır.

21. Asır Haçlı seferlerinin amacı, İslam coğrafyasının, dini, etnik ve mezhebi olarak parçalanıp kontrol altına alınmasıdır. Siyonizm’in güdümündeki şer ittifakının Küresel kapsamdaki yeni stratejisinin bu olduğu ve İslam’ın her çeşidini boğmaya çalışıldığı asla unutulmamalıdır.

Ve “Kâfirler (ve işbirlikçi münafık kesimler) birbirlerinin velileri (himayecileri ve destekçileri)dir. Eğer siz birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat meydana gelecektir.” (8 Enfal 73) tespitleri üzerinde dikkatle durulmalıdır.

İhsanoğlu neden tepkilerin odağına alınmıştı?

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in ardından Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın da, İslam İşbirliği Teşkilatı’na ve Teşkilatın Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’na “darbeye sessiz kalıyor” tepkileri tam bir şarlatanlıktı.

Erdoğan’la Gül’ün Çabalarına Yazıkmış!

Twitter üzerinden sert bir açıklama yapan Çelik, “İhsanoğlu’nun ne iş yaptığını bilen var mı? Bu zat, darbeden sonra Mursi’yi suçlamıştı” diye yazmıştı. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri seçilmesi için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük çaba harcadığını hatırlatan Çelik, “Hatırladıkça ‘yazık’ diyorum, İslam İşbirliği Teşkilatı, böyle günlerde sesini yükseltmeyecek de ne zaman yükseltecek. Yoksa teşkilatta herkes parası kadar mı etkin? Yoksa General Sisi’ye giden paralarla İİT’nın suskunluk kaynağı aynı mı? Danimarka’nın, Hollanda’nın sesi İİT’ından daha gür çıkıyorsa bu ne iştir?” diye yakınmıştı.

İstifasını basıp oradan ayrılırmış!

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Mısır’daki zulüm karşısında sessiz kalmasını eleştiren bir diğer isim de Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’dı. Bozdağ bu kuruluşun kralların çıkarlarının değil İslam’ın teşkilatı olduğunu söyledi ve gazetecilerin bir sorusu üzerine şunları açıklamıştı:

“Teşkilat Genel Sekreteri olsam, ‘Bu zulüm karşısında İslam ülkelerini işbirliğine davet ediyorum’ derdim. İşbirliğine yanaşmazlarsa ‘Böylesi zulüm karşısında sessiz kalmasının onursuzluğunu taşıyamam’ diye devam ederdim. İstifamı basar, oradan ayrılırdım.”

İhsanoğlu’nun Hüseyin Çelik’e yanıtı da utandırıcıydı!

Eleştiriler üzerine Hürriyet’ten Uğur Ergan’a konuşan İhsanoğlu şunları aktarmıştı:

“Benim yaptığım açıklama, BM Güvenlik Konseyi’nin açıklamasının gerisinde değildir. Aynı seviyededir. Bazı arkadaşlar bunun ötesinde ifadeler duymak, dinlemek istiyor olabilirler. Ben şahıs olarak herkesten daha fazla şeyler söyleyebilirim. Ama müşterek bir mekanizmanın hareketini, konsensüsünü aramak zorundayım. Genel Sekreter demek, teşkilat demek değildir. İİT’nin 3 yıllık zirve dönem başkanı da Mısır’dır.”

“Bizim sicilimiz ortadadır” diyen Ekmeleddin İhsanoğlu, Libya katliamına ortak olan Erdoğan ve yandaşlarını dolaylı olarak kınamıştı:

İhsanoğlu NTV’ye verdiği demeçte özetle şunları anlatmıştı:

“Mısır’da ölenler arasında benim de yakından tanıdığım insanlar var. Zamanında Libya’da Kaddafi’ye karşı ne AB, ne Arap Ligi ne de BM Güvenlik Konseyi’nin ağzı açılırken, Kaddafi’ye karşı ilk açıklamayı biz yaptık. Bizim sicilimizin ne olduğu ortadadır. Bunun farkında olmayanlar, farklı kanaatler ortaya koyabiliyorlar” diyerek kendini haklı çıkarmaya çalışmıştı.

“Mursi’nin, yine dindar ve İhvan’a yakın diye propaganda edilen Sisi’yi ordunun başına nasıl getirdiğini sormak gerekir” diye havalar atan ve önceleri alkışladığı Mursi’yi suçlamaya çalışan Mustafa İslamoğlu’na göre bundan ders çıkarılması lazımdı: “Acılarımızdan ders almazsak bunları bir daha, bir daha yaşarız. Sadece Mısır’da değil her yerde bir basiret kıtlığı görüyorum. Aklımızın yerine ağzımızı koyma zaafımız, bizi perişan ediyor. Yani slogan atıyoruz. Müslümanlar olarak en büyük problemimiz bu. Duygumuzun seli, aklımızı yok ediyor. Bu yüzen plan yok, strateji yok, ince düşünce yok. Bunun yerine bağırma, slogan, görünme var. Ama bu varlar, o yokların yerini tutmuyor” diyenlerin hala Adil Düzen dışında hiçbir ilmi proje ortaya koyamamış olmaları… Erbakan Hoca’nın: İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı, İslam Ortak Pazarı, İslam Dinarı, İslam Savunma Paktı, İslam Kültür ve Eğitim İşbirliği Kurumları gibi İslami ve insani programlarına hala sahip bile çıkmamaları, bunların ayarını ortaya koymaktaydı.

Bu Şeytani girişimler zalimlerin aleyhine sonuçlanacak, Darbeciler ve destekçileri pişman ve perişan olacaktı!

Örneğin Arap baharı Batı’ya farklılıkları bir arada barış içinde yaşatma yeteneğini ispatlamaya çalışırken, Mursi tam ters cephedeki Selefîlerin “şeriat” taleplerini dengelemek zorunda kalmıştı. Mısır’da İhvan’ın Tunus’ta Nahda’nın önüne bir yandan eski işbirlikçiler, bir yandan da Selefiler ayak bağı olmuşlardı. Ama sonunda İhvan, darbe ile devrilirken Selefîler darbeye verdikleri destekle bu hıyanetin altında kalıp boğulmuşlardı. Bizdeki eski İrancıları, sonradan Hizbullah diye ortaya çıkanlarla aynı tıynet ve zihniyete sahip selefiler Mısır darbesi ile rezil olmuşlardı. Daha önce her dört kişiden birinin oylarını alan Selefîlerden Mısır’da geriye hiçbir şey kalmamıştı. Suud ailesinin, yıllar boyu yatırım yaptıkları Selefî hareketi, darbecilere destek vermek adına bozuk para gibi harcanmıştı.

“ABD başta olmak üzere Batı dünyası, Mısır’da ve Suriye’de olanlara, İsrail’in güvenliği açısından yaklaşmaktadır. Ateş çemberi içinde kalan İsrail dahil olmak üzere bu kan deryasının hiç kimseye hayrının olmayacağını kısa zamanda fark etmeleri lazımdır. Asıl ve öncelikli sorun bölgenin aktörlerinin omzundadır. Suud monarşisinin ve Körfez emirliklerinin bu kadar pervasız ve aracısız sahaya inmeleri ve ellerindeki bütün sermayeyi tüketmeleri, bir şeylerin sona yaklaştığını da hatırlatmaktadır. Darbeciler aradan geçen bir buçuk aya rağmen, hâlâ Mısır’ı yönetebilir hale gelemediler ve giderek bu umutlarını kaybediyorlar. İhvan, stratejik bir karar ile direnişten vazgeçse bile artık darbecilerin Mısır’ı yönetemeyecekleri açıktır. Darbeciler ve destekçileri kaybederken, silahlı gücün ve paranın İslâm dünyasında bir anlamı kalmamıştır. Hem darbecilerin silahı, hem de Arap monarşileri kaybetmiş durumdadır”[3] diyen Fetullahçı Mümtazer Türköne, sanki İsrail’in güvencesi ve geleceği için ABD’ye yol göstermeye çalışmaktaydı.

Üstelik Amerika da geri adım atmaya başlamış ve “Mısır’a yapılan yardımları gözden geçireceklerini” açıklamışlardı!

Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest, Mısır’a yapılan yardımların gözden geçirildiğini açıklamak zorunda kalmıştı. Ülkedeki eylemler dolayısıyla gönderilmesi planlanan F-16 uçakların ve ‘Parlak Yıldız’ adlı ortak askeri tatbikatının iptal edildiğini hatırlatan Earnest olayların sürmesi durumunda yeni kararlar alınabileceğini de hatırlatmıştı. Mısır’da yaşanan olayları bir kez daha kınadıklarını dile getirirken, barışçıl gösteri yapan birçok kişinin geçici hükümetin uyguladığı şiddete maruz kaldığını ifade eden Earnest, bu durumun Başkan Obama tarafından da kınandığını vurgulamıştı. Geçici hükümetin insan haklarına saygı ve demokratik sivil bir yönetime geçmek konusunda vaatlerini yerine getirmediğini ve kendilerini bu konuda başarısız bulduklarını söyleyen Earnest, askeri rejim tarafından atılan adımların ABD ve tüm dünyada kaygıları artırdığını aktarmıştı.

Amerika’nın hiçbir kuklasına sürekli sahip çıkmayacağı, yeterince kullandıktan veya başını ağrıtmaya başladıktan sonra bunları çok ucuza harcayacağı ise zaten bilinip durmaktaydı.

Bu arada Sisi Cuntasının, Mısır’daki Müslüman Kardeşler teşkilatını etkisizleştirmek amacıyla, İhvanı yasadışı sayacak, siyasi ve sosyal hizmetlerini yasaklayacak bir yola başvurması ise, olayları tamamen çığırından çıkaracak ve başlarına daha büyük belalar açacaktır.

Sina’da 25 Mısır polisine şüpheli infaz!

Mısır’da geçen ay darbe yapan ordunun Müslüman Kardeşler (İhvan) hareketini yasadışı ilan etmeyi tartıştığı bir dönemde, Sina Yarımadası’nda 25 polisin öldürülmesi, ordu içindeki hainlerle İsrail’in işbirliği içinde bu katliamı yapıp İhvan’ın üzerine yıkmaya çalışacaklarını hatırlatmıştır. Minibüsle silahsız olarak görevlerinden dönen polisler, Gazze Şeridi sınırındaki Refah kasabası yakınlarında silahlı kişiler tarafından yere yatırılarak kafalarına kurşun sıkılmıştı. Gözlemciler, katliamın İhvan’ı terörizmle irtibatlandırmak için kullanılabileceğini vurgulamıştı.

Erkeksen gereğini yapmalısın!

Başbakan Erdoğan, partisinin il başkanları toplantısında yaptığı konuşmada Mısır’da yaşanan gelişmelerin arkasında İsrail’in varlığını ve buna dair bir belgeye de sahip olduklarını açıklamıştı. 2011 tarihli bir panelde konuşan Fransız Yahudi’si Bernard Henri-Levy’nin sözlerine atıfta bulunan Başbakan Erdoğan’dan beklenen, derhal harekete geçmesi ve icra makamında olması hasebiyle “gereğini yapmasıydı”. Suriye’ye müdahale konusunda oldukça iştahlı ve aceleci davranan Erdoğan’ın, Suriye’den bin beter katliamların yaşandığı Mısır cuntasına karşı sadece kurusıkı laf atıştırması da dikkatlerden kaçmamaktaydı.

Erdoğan, 2 Haziran 2011 tarihli ve şu andaki İsrail Adalet Bakanı Tzipi Livni’nin de katıldığı bir panelde konuşan Fransız Yahudisi düşünür Bernard Henri-Levy’nin, Müslüman Kardeşler’in seçimleri kazanması durumunda, “Demokrasi bunu istiyor diyemem, bırakalım seçim süreci işlesin diyemem” yorumuna göndermede bulunarak Levy’nin, aynı konferansta Mısır’daki seçimleri Müslüman Kardeşler’in kazanması durumunda tutumunun nasıl olacağı sorusuna, “Bu durumda orduyu göreve çağırırım” şeklindeki yanıtını hatırlatmıştı. Şimdi Sn. Başbakan’ın yapması gerekenler şunlardı!

Öncelikle Türkiye’ye giydirilmeye çalışılan “BOP gömleğini” çıkarıp eşbaşkanlıktan istifa etmelidir.

American Jewish Committee (Amerikan Musevi Komitesi-AJC) tarafından verilmiş olan Üstün Cesaret Ödülü’nü iade etmelidir.

İsrail’in güvenliği için Türkiye’ye konuşlandırılan Kürecik radar üssünü kapatıp Patriotları geri göndermelidir.

Dış politikadaki önceliklerimizi ve angajmanlarımızı “İsrail tehdidi” merkezli olarak yeniden düzenlemelidir.

En azından Danimarka ve Hollanda kadar gayret ve cesaret gösterip büyükelçileri geri çekmelidir.

Özür mizanseni ile ustaca üstü örtülen ve tazminat seviyesine indirgenen Mavi Marmara katliamının hesabı “laf kalabalığına” getirmeden soruluvermelidir.

Bir ülkeyi kamuoyu önünde terör devleti ilan ederken bir yandan da o ülkeyle her türlü ilişkiyi sürdürmek, ahmaklık değilse kendi halkını aldatmaktır.

Yaman bir çelişki yaşanmaktadır.

Sayın Erdoğan’ın İsrail konusunda neler söylediği ortadadır. İsrail kendisinin en önemli seçim kozlarındandır. Sıkıştığı anda İsrail’e yüklenip durumu kurtarmaktadır. Halkının haklı İsrail karşıtlığını ustaca kullanan Erdoğan bir anlamda tribünlere oynayıp İsrail’in işini kolaylaştırmaktadır. Gelin Mavi Marmara katliamının ayrıntılarını hatırlayalım:

1- İsrail resmen özür dileyecekti.

2- Mavi Marmara kurbanlarının yakınlarına tazminat ödenecekti.

3- Gazze’ye uygulanan ambargoya son verilecekti.

Şimdi madde madde “tüm şartlarımız koşulsuz kabul edildi” kandırmacasını deşifre edelim.

•      “İsrail özür diledi” diyorlar ancak ortada bu özre dair hiç bir yazılı belge bulunmamaktaydı. Bir devlet başka bir devletten özür diliyorsa bunun kaydının olması lazımdı.

•      İkinci şartımız İsrail’in Mavi Marmara kurbanlarının ailelerine tazminat ödemesi konusunda ince bir detay ortaya çıkmıştı. Zira İsrail davasını geri çekmeyene tazminata yanaşmamıştı, bu da ikinci kandırmacaydı.

•      Üçüncü kandırmaca ise “İsrail Gazze’ye ambargoyu gevşetecek” açıklamasıydı. Çünkü İsrail Gazze’ye ambargoyu bırakın kaldırmayı daha da ağırlaştırmıştı. Obama, Erdoğan ve Netanyahu arasında o meşhur telefon görüşmesinin gerçekleştirildiği gün Gazzeli balıkçıların 6 mil olan denize açılma hakkı 3 mille sınırlandırılmıştı. Ne diyelim, kandırılmaya doymayanlar utansın!



[1] 20 Ağustos 2013; Milli Gazete

[2] Milli Gazete / Burhaneddin Can

[3] 20.08.2013 / Zaman

 

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...