5 Mart 2015 tarihinde LaleGül TV’de yayınlanan, “Bu Haftanın Sohbeti” programının son 15 dakikalık bölümünde, Ahmet Mahmud Ünlü (Cübbeli Ahmet) doğrularla yanlışları harmanlıyor, kendini yüceltmek için Erbakan’ı küçümsemeye yelteniyor ve şu talihsiz sözleri sarf ediyordu:
(Erbakan Vakfı’nın davetlisi olarak Bursa’ya gelen) “Şimdi Ahmedi Nejad, ne işi var yav? Yani sahabeyi sevmeyen adam, beni sevse ne olur? Yani bu adamlar niye geliyor buraya arkadaş? Bide bizim millet tezahürat yapmış ona. Yav, Suriye’de milleti kesiyor bu adamlar, bunun neyine tezahürat yapıyorsun? Ehlisünneti mahvetti bu adamlar ya. Yarabbi, Allah’ım feraset ver basiret ver, şuur ver ya rabb el-âlemin! Birkaç Suriyeli orda, çıkmış protesto ediyor, “biz mahvolduk bu İran’ın yüzünden” diye, onları da tartaklamışlar…
Erbakan Hocamız bu kafada değildi. Ben Ona bizzat dedim. Şurda evde hanımının vefatından sonra mevlit okundu, Ramazanda, Fatih camiinde. Resul Hoca, ben, bir de Mehmet Kaya mı vardı bizim dernek başkanı. Üç kişi idik, gecenin biri ikisi. “Hocam” dedim, şu siyaset işini bırak! Zaten sen de diyorsun ki “Bizim müşahit bile bize rey vermemiş”, çünkü bir tane bile rey çıkmadığına göre müşahit de bizi kandırmış diyorsun. Yav ayıp oluyor (artık) biz üzülüyoruz dedim. Sen bu kadar evliya ulema görmüşsün, taa Ali Haydar efendiler falan hepsinin dersinde oturmuşsun. Biz dedim senden bu dine hizmet bekliyoruz. Şimdi yaşlısın, daha çok hizmet edersin. Bak dedim Hocam, sen öldüğün zaman Vehhabiler Vehhabiydi diyecek, İrancılar İrancıydı diyecek. Ne olur, şu siyaseti bırak da, beş-on vilayette büyük toplantı yapalım, “eğer ben siyaset yapmazsam, partililer gelmez, salon boş kalır” diye korkma, en önde ben oturacağım, cemaati de ben toplayacağım. Sadece ehlisünneti anlat. (sanki ömrü boyunca -hâşâ- yanlış şeyler anlatmış gibi) Ali Haydar Efendi kimdi, Mehmet Zaid Efendi kimdi, mezhepler niye lazım, tasavvuf niye lazım, bu gençliğe bir daha bir rehberlik yap dedim. (pis pis sırıtarak) Adamcağız böyle ağladı. “Kimse bana böyle bir yol açmıyor, bana böyle bir şeyi bir tek sen dedin, ne büyük büyük bir şey söylüyorsun!” dedi bana. Zaten o sırada ağırlaşmıştı, ama yine de bir şey yapabilirdi, velâkin fırsat vermediler adama. Kendi adamları da hainlik ettiler. Adam ölür ölmez şimdi en yakınındakiler aleyhine konuştular…
(Hoca) Adil Düzen’den bahsediyordu; ne demek Adil Düzen? Kur’an’dan bahsediyor, adaletten bahsediyor. Adalet nerde var? Adalet Kur’an’da var. Adamcağız ne dedi yani, ne yanlış etti… Vatanına milletine hiçbir hainlik etmedi, ama adama neler ettiler neler, onların da Allahu teala belalarını dünyada ahirette veriyor verecek…
Bahri Zengin diye bir adam vardı. O da O’nun baş adamlarındandı, partide. Bir gün (Erbakan’la birlikte) geldiler bizim eve, Efendiyi de bekliyorum gelecek diye, oturuyoruz. Benim kütüphaneyi gördüler böyle. O Bahri Zengin durdu baktılar şöyle.. “aa kitaplar maşallah” eee? “Bu Buhari var ya” dedi, eee? “Hiç dedi bunda sosyalden bişe yazmaz” dedi, Erbakan Hoca bir bozuldu. O sırada (Bahri Zengin) “üç mezhepte namazları cem etmek var, bu Hanefi’de niye yok?” dedi yav. (Erbakan) Hoca durdu mübarek, “ya o hadisleri İmam-ı Azam senden önce görmüştür, sen ne konuşuyorsun! deyip ona onu susturdu, ama işte yanında böyle adamlar vardı mezhepsiz, ondan sonra İrancı, ondan sonra Vehhabi, ve adam da ne yapsın? Siyaseti biliyorsunuz Çıfıt çarşısı. Her kesim gelmezse, rey vermezse (işin yürümüyor). Böylece o adam da (Erbakan Hoca) perişan oldu gitti… Hâlbuki ilimle uğraşaydı… Ehlisünnet düzenini insanlara anlatsaydı. Bir çığır açtı ama Allah daim etsin, maalesef safkan olmadı.”
Cübbeli Ahmet’in, haddini aşıp, çiğ ve çirkin bir şımarıklıkla:
Aziz Hocamızı “saflıkla, aklını fırsatını daha lüzumlu işler varken siyasetle uğraşıp israf yapmakla” itham etmek, ahmaklık olduğu kadar bir edep-hürmet hamlığıdır.
a) Öncelikle belirtelim ki: büyük şahsiyetler, her türlü insanı çevresinde ve hayırlı hizmette ve kendi özel kabiliyetleri istikametinde değerlendirebilen zatlardır. İnsanların bazı hataları ve yanlış saplantıları yüzünden onların doğal ve sosyal yeteneklerinden yararlanmamak, fıtratları ve fırsatları israftır.
b) Her konuda en güzel ve en mükemmel örneğimiz (üsvetün hasanetün) efendimiz, yakın çevresinde günahkâr (fasık) ve itikadı bozuk (münafık) tiplerin varlığına katlanmış, ıslahları için çalışmış, kabiliyetlerini hayra yönlendirmeye uğraşmış, açıkça fitne-fesat çıkarmadıkça onları dışlamamıştır. Bu Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin -hâşâ- “saflığının” değil, insafının ve insan taşımanın ispatıdır. Sıradan taraftar değil, hatta Uhud Savaşı’na mücahit (disiplinli ve güvenilir asker) olarak hazırlayıp birlikte yola çıktıkları insanların üçte birinin münafık çıkıp, hem de cepheden geri dönmesi yüzünden “nasıl peygamber ki, etrafına aldığı ve cihat için birlikte yola çıktığı insanların gerçek ayarını ve amacını bile önceden anlayamıyor? Gibi edep ve ahlak dışı ve İslam itikadına aykırı bir iddia nasıl temelinden yanlış ve yakışıksız ise, Hocamıza yönelik –güya O’na acıyor ve savunuyor rolüyle- bu ithamlar da o denli haksız ve hayâsızdır.
Siyasi cihadın önemine gelince:
Rahmetli Hocamızın defalarca vurguladığı gibi “dini kitaplarımızın yazdığı, âlimlerimizin anlattığı, Kur’an ve sünnetin buyruklarının lafta kalmayıp uygulanması ve İslam’ın bizzat yaşanması için “iyilikleri (İslam hükümleri) emredecek, kötülükleri (haram ve haksız işleri) men edecek –yani Emri bil maruf ve nehyi anil münker görevini yerine getirecek olan ancak devlet ve hükümet imkânıdır”, yani inançlı kadroların iktidar olmasıdır. Bunun en makul ve münasip yolu ise siyasi parti resmiyetinden yararlanmaktır. İşte bu siyasi gayret ve hizmetleri sonucu Erbakan hocanın bu dine, devlete, millete ve ümmete bizzat yaptığı ve dolaylı şekilde bazı odakları Müslümanlara taviz vermeye mecbur bıraktığı hizmetleri, bir asırdır diğer bütün cemaat, tarikat ve meşreplerin toplam hizmetlerinden kat kat fazladır.
İslam’ın asıl özelliği; sadece sohbet ve edebiyat değil, asıl tatbikat ve icraat dini olmasıdır.
Müslümanları siyasi şuurdan mahrum bırakmak, son iki asırdır Haçlı ve Siyonist mihraklarının en sinsi ve sürekli propagandasıdır. 1996 yılında Libya Evkaf Bakanı’nın davetiyle katıldığımız Trablus’taki Dünya Tasavvuf Kongresi’nde, 650 kadar çok seçkin ve seviyeli ilim, irfan ve devlet adamına, Erbakan Hocamızın görevlendirmesiyle “Adil Düzen’de Ahlaki Yapılanma” konusunu anlattığımızda, Şam Üniversitesinden bir Doçent Kardeşimiz bizi “Siyaset yapmakla suçlayınca, Nijerya Devlet Başkan yardımcısı kalkıp o arkadaşımızı: “Bu sözlerin nedeniyle, önce Efendimizden, sonra Raşit halifelerinden özür dilemen gerekiyor. Çünkü siyaset, hak ve adaletle bir devleti yönetme ve bozulan düzeni dengeleri yeniden ıslah edip İslamlaştırma sanatıdır ve başta Aleyhisselatü Vesselamın ve diğer Hülafanın mesleği ve icraatıdır. Bizim tarikatlarımızın çoğu ya Hz. Ebubekir Sıddık Hazretlerine veya Hz. Ali Efendimize dayanmaktadır, onlar da siyasetle meşgul olmuşlardır. Siyaseti dışlamak veya kötülemeye kalkışmak, hikmete de, edebe de, Dinimizin özüne de aykırıdır!” diyerek uyarmış ve salondaki ulema ve meşayihin takdirlerini toplamıştı.
Cübbeli’nin Adil Düzen cahilliği sırıtmaktaydı
Gelelim Cübbeli’nin “Adil Düzen” tarifine… Erbakan Hocamızın hazırlatıp insanlığa tanıttığı Adil Düzen, İslam’ın ekonomik, siyasi, ahlaki ve bilimsel (eğitim) esaslarına uygun yeni ve orijinal bir sistem durumundadır. Yüce Dinimizin iman, ibadet ve ahlak konularındaki temel esasları ve bunlara dayalı müçtehit imamlarımızın içtihatları ortadadır ve çok şükür en ince ayrıntıya kadar yanıtlanmıştır. Ama yukarıda saydığım 4 konuda, çok önemli temel kurallara, içtihat ve icmalara rağmen, çağımızın şartlarına, ihtiyaçlarına ve standartlarına uygun yeni kurum ve programları hazırlayan ve bir devlet düzeni olarak insanlığa sunan yegâne proje Adil Düzen çalışmalarıdır. Öyle anlaşılıyor ki, değil bir ilim adamı sorumluluğuyla, hatta gayretli bir mümin merakıyla bile, Cüppeli Hoca bunları okumamıştır, içeriğinden habersiz bulunmaktadır. Şimdi biz 700 sayfalık Adil Düzen kitabımızı kendilerine gönderiyoruz. Bunların yanlışlık ve noksanlıklarını –ki elbette olabilir- açığa çıkarması, doğrularını da ortaya koyması, böylece hem bizi uyarması hem de bu topluma İslami bir anayasa taslağı sunması farzdır. Bunu yapmıyorsa, ya cahildir ya korkaktır.
Bu tenkit ve teklifleri yaparken de, öyle “bunlar hangi ayet ve hadisten çıkarılmıştır?” gibi ilmi değeri olmayan ve cahilliğini örtmeyi amaçlayan sorulara sığınmak yerine, Adil Ekonomik, Siyasi, İlmi ve Ahlaki Düzen’le ilgili yüzlerce prensip ve projenin “hangi sarih ayetlere, sahih hadislere ve İcma-i ümmete aykırı” olduğu tek tek göstermesi ve doğru tercihleri de belirtmesi şarttır. Bu konuları kendi TV’lerinde ve cemaatleri önünde tartışıp ispatlamaya da biz her zaman hazırız ve memnuniyet duyarız. Öyle cami cemaatinin karşısına çıkıp ulema ve evliya rolü taslamak kolaydır ve ucuz kahramanlıktır.
“Güya Erbakan’a akıl vermiş” havasıyla kendisini yücelteceğini zanneden zavallılar, Hoca’nın bir ömür net ve mert şekilde mücadele ettiği ve bütün İslam dünyasını intibaha getirdiği şeytani Siyonist merkezlerin, içimizdeki basit işbirlikçileri ile biraz ters düştüğü için başına neler getirdiklerini ve Kur’ani iddialarından nasıl çark ettirip vazgeçirdiklerini, piyasaya saçılınca kimlerin yüzlerinin etini dökecek, hangi rezaletlerin tertiplenip kaydedildiğini iyi bilenlerin biraz daha edepli ve erdemli olmaları, kendi çıkarlarınadır.
Edep ve hürmet sınırlarını aşıp Erbakan Hocamızı; “bünyesinde İrancıları ve Vehhabi kafalıları barındırıp palazlandırmakla” itham edenler, bu tiplerin dış güçlerle pohpohlandığını ve Milli Görüş’ü batırmak için kışkırtıldığını, ama her birinin sonunda mecburen ayrılıp kaytardığını niçin atlamaktadır? Siyonist ve Haçlı Şeytanların İslam Dünyasını Şii-Sünni kavgasıyla boğuşturup kendilerine bağımlı ve muhtaç kılmaya uğraşırken Aziz Hocamızın tarihi D-8 oluşumuna önce İran ve Pakistan’ı katarak talihli bir gerçek barışı sağlama ve başarma çabalarını hala kavrayamayan kafalar Siyonistlerin kışkırttığı İran-Irak savaşında ve Haçlıların Libya saldırısında emperyalist ABD’nin mi tarafındadır? Hayır biz sadece İslam’ın, insanlığın ve mazlum halkların yanındayız.
Yoksa Bay Cübbeli, 26 İslam ülkesini parçalayıp büyük İsrail hayalini hedefleyen BOP’un eş başkanlığını yapan ve Haçlılarla bir olup Libya’yı yakıp yıkan Sn. Erdoğan’ın ve AKP iktidarının: faizi dünya gerçeği sayıp yaygınlaştırma, zina cezasını kaldırma, Kur’an’ın hayat ve huzur sigortası saydığı kısası-idamı çağdışı sayma, eşcinselliği meşrulaştırma, yerli ve milli sanayi kurumlarını satıp savma gibi tahribatlarına mazeret ve meşruiyet kazandırmak için mi, Erbakan Hoca’yı küçümsemeye, zavallı göstermeye, O’nun hakkında bir takım istifhamlar (yanlış ve asılsız algılar) oluşturup gözden düşürmeye uğraşmaktaydı? Üstelik bunlar Vehhabi Suud Krallığıyla stratejik ortaktı? Yoksa Bay Cübbeli, Amerikan kapatması ve Papalık hizmetkârı Fetullah Gülen gibi Erbakan’ın da oturup, sadece evliya menkıbeleri anlatarak toplumu uyuşturmasını mı arzulamaktaydı?
Bunlar Vahdet Gazetesi’ni çıkarmaya başlarken de Muhterem Babam ve Üstadım Ahmet Akgül Hocamız, oldukça duyarlı, tutarlı ve hayra teşvik amaçlı uyarılarda bulunmuş, çok önemli ve gerekli sorular sormuş, ama hala bir satır bile yanıt alınamamıştı.[1]
Şaşkınlık ve sahtekârlığın şahikası!
‘Cübbeli Ahmet Hoca, ‘Her Bir Uzuv için Şifa Ayetleri’ kitabında, bakın toplumu nelerle oyalayıp avutuyor ve hiç yüzü kızarmadan şunları söylüyordu: ‘Erkeğin tenasül uzvu için okunacak (Kur’an ayetleri) 4 tertip vardır:
Şimdi zerre izanı ve vicdanı olanlara hatırlatıyoruz: Ümmetin ve aziz milletimizin ekonomik, siyasi, sosyal ve psikolojik binlerce sorunu varken ve Hocaların bunlara çözüm önerileri ve kurtuluş projeleri üretmeleri gerekirken, Müslümanları tutup ‘tenasül uzvunun zayıflığının izalesi’yle uğraşanlar ve Yüce Kur’an’ımızı bu safsatalara alet etmeye kalkışanlar, bir de utanmayıp Erbakan gibi bir dâhiye güya “akıl vermiş” rolü oynayanlar tek kelime ile zırvalamaktadır.
Cübbeli Ahmet Hoca, “Ehli Sünnet yoluna sahip çıkma ve bozuk itikatlara karşı Müslümanları uyarma” konusunda haklıydı. Çünkü Ehlisünnet İslam’ın temel kaynaklarına dayalı olarak en duyarlı ulemanın haklı ve hayırlı yorumlarını yansıtmaktaydı. Ancak bugün Cübbeli gibi Hoca takımının Ehlisünnet kılıfı altında, Haçlı (ABD ve AB) emperyalizmiyle ve Yahudi Siyonizm’iyle uyumlu, cihat ve Adil devlet şuuru uyuşmuş bir İslam anlayışını yutturmaya ve toplumu uyutmaya çalıştıkları sırıtmaktaydı.
Evet, cübbeli Ahmet Hoca acı bir gerçeğe parmak basmıştı: Erbakan Hoca’mızın etrafında fasıklar, fesatçılar, menfaatçiler hatta münafıklar ve ajanlar vardı.. Vefatından sonra da teşkilatlarının ve siyasi mirasının önemli noktalarını bu tipler kapmış ve kapatmışlardı… Ancak bu Aziz Hocamızın “Saflığı” değil, insan “sarraflığı”ydı. Tarih boyunca bütün şeytani odakların ve şer kurumların, en becerikli adamlarını, Nebilerin ve Hak dava rehberlerinin etrafına sokmaya ve camiasını saptırmaya çalıştıkları bir vakıaydı ve bu doğal bir tavırdı ve imtihan sırrıydı. Zulüm düzenlerinin ağır baskılarına ve etraflarının münafıklarca sarılmasına rağmen lider mümin şahsiyetler, haklı oluşumlarını başlatma ve önemli aşamalara taşıma başarısına –biiznillah- ulaşmışlardır.
Erbakan Hoca’ya “siyaseti bırakırsam çevreme kalabalık toplayamam” diyorsan, söz ben senin toplantılarını hınca hınç dolduracağım” diyerek, zırvalayan zavallı!… Erbakan Hoca, Allah’ın inayeti ve manevi cazibesiyle hem de dünya Siyonizm’ine ve işbirlikçi etkin yerli Mason çevrelere rağmen çağlayan mitinglerinde milyonları toplayıp coşturan, ölümünde bile tarihin görmediği bir coşku seli ile yine milyonları saatlerce mübarek cenazesinin ardından koşturan Zattır. Sen kim oluyorsun da Hoca’yı kendin gibi kalabalık meraklısı sanıp böylesine küstahça tekliflerde bulunuyorsun? Senin bu tutarsız ve ayarsız tavrını görünce şimdi CHP’ye yamanan Mehmet Bekaroğlu’nun “Sn. Erbakan sizin yerinizde olsam, parti parasında hileli harcama bahanesi ile verilen haksız cezayı gider hapishanede çekerim, böylece halkın gözünde manevi kahraman haline gelirsin” şeklindeki teklifi karşısında Aziz Hocamızın “Bakın Mehmet Bey tam soyadına uygun bir teklif yaptı!” yanıtını hatırladım. Malum “Bekaroğlu, evli olmayan yani nikâhsız birinin evladı” anlamını taşımaktadır. Ama O bu sözdeki ince ayarı ve bu uyarıyı bile, aynı senin gibi anlayamamıştı. Erbakan Hoca kendisine: “senden önce hiç kimse böyle bir beyinsizlik ve edepsizlikte bulunmamıştı!” demeğe çalışmış, ama zavallı bunun bile farkına varamamıştı. Çünkü “siyasi cihattan vazgeç” demek, “devlet ve hükümet imkanlarını İslam’ın ve Müslümanların değil, masonların ve münafıkların güdümüne bırak!” ahmaklığını kusmaktı…
Siyasi cihat ve Milli iktidar olmadan, Müslümanlar “Namaz kılan köleler” konumundan kurtulamayacaktı.
Erbakan Hoca F-4 Üreten Fabrikayı Satın Alıp Türkiye’ye Taşıyacaktı!
Şu günlerde peş peşe düşen F-4 savaş uçakları ile ilgili tarihi bir gerçek ortaya çıkmıştı. Türkiye’de ilk kez yerli Gümüş Motor ve Devrim Otomobilinin 1960’larda üretimine öncülük eden Refah-Yol Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, F-4’ün şirketi McDonnell Douglas’ı satın alıp, yenilerini Türkiye’de üretimine başlayacaktı. Ancak uluslararası Siyonist sermaye çeteleri ve yerli işbirlikçileri 28 Şubat Postmodern Darbesi ile buna engel olmuşlardı.
Son aylarda Malatya ve Konya’da düşen ve 6 şehidi kurban verdiğimiz savaş uçakları F-4 ile ilgili bir bilgiyi Milli Gazete gündeme taşımıştı. Refahyol Hükümeti’nin devrilmesine sebep olabilecek kadar büyük olan savunma sanayimizle ilgili bilgiye göre, Erbakan sayesinde; ekonomik kriz yaşayıp batmak üzere olan F-4 Phantom’un da üreticisi olan McDonall Douglas firması Türkiye tarafından satın alınıp fabrikası, bütün ekipmanları ile Türkiye’ye kurulacaktı. Ancak milletin önünü kesen hain güçler ve dava dönekleri AKP’liler bu tarihi fırsata engel olmuşlardı. İşte Cübbeli gibilerin aklının yatmadığı veya kasıtlı olarak toplumdan sakladığı Erbakan gerçeği bunlardı.
Süreç Şöyle Başlamıştı:
Refahyol Hükümeti iktidara geldiği 1996 Haziran’ından sonra Başbakan Erbakan yerli savunma sanayi ve sivil uçak üretimi için güvendiği bürokratları atamıştı. O sıralarda Amerika’da ekonomik kriz yaşayan ve F-4’lerin de üreticisi olan ve MD 90 geniş gövdeli sivil yolcu uçaklarını da üreten McDonall firmasının bu durumu Erbakan’ın dikkatinden kaçmamıştı. Şirketle ilgili ön fizibilite ve alt yapı çalışmalarını yürüten ekip, daha sonra McDonall Douglas firmasının sahibi ile bir dizi gizli görüşmeler yapmıştı. Erbakan’ın talimatları doğrultusunda hareket eden bürokratlar, sivil uçak fabrikasının tamamıyla satın alınarak Türkiye’ye taşınmasını zamana yayarak 5 yıl içinde çalışan Amerikalılar yerine tamamen Türk mühendis ve işçilerin kontrolüne alınacaktı. Sivil havacılıkta geniş gövdeli yolcu uçağı MD 90 üretiminden sonra ise, fabrikası Türkiye’ye getirilerek deneyim kazandıktan sonra savunma sanayine öncelik tanınacaktı.
Erbakan Uçak Fabrikasını Türkiye’ye Taşıyacaktı!
Başbakan Erbakan’ın büyük bir gizlilikle yürüttüğü McDonall Şirketini satın alıp Türkiye’ye taşıma girişimi, uluslararası derin yapıları kuşkulandırmıştı. Harekete geçen küresel savunma lobisi, Türkiye’de 28 Şubat Darbe Planı yaparken, öte yanda büyük uçak firmaları Mc Donall Douglas’a hemen müşteri çıkıp bu yolu kapatmıştı. Böylece Yahudi Boing firması, McDonall’ı satın alarak merge denilen birleşmeye mecbur kalmıştı.
Erbakan’ın yerine, seçimsiz bir şekilde post modern darbe ile iktidara getirilen Anasol-D (Yılmaz, Ecevit-Sezgin) Hükümeti, bütün bu çalışmaları tarihin tozlu raflarına kaldırdıktan sonra THY için 4,5 Milyar Dolarlık 54 adet uçak alım işini yabancı firmalara aktarmıştı. O günden beri Türkiye, yolcu uçaklarını da, savaş uçaklarını da Batılılardan almakta, modernizasyonunu ise İsrail’e yaptırmaktaydı. Ve işte bu uçaklar da patır patır düşüp parçalanmaktaydı.[2] Dindar kahraman rolü oynayan AKP iktidarları ise diğerlerinden daha Amerikancı ve Batı bağımlısı çıkmıştı.
Velhasıl Cübbeli Ahmet gibi akıl ve irfan fukarası laf cambazlarının bir türlü kavrayamadığı Erbakan’ı Siyonist lobilerin beyin takımı çok daha iyi anlamış ve gerekli tedbirleri almışlardı.
Sahi bu arada, Cüppeli Hz.lerinin açıkça çattığı ve hakaretler yağdırdığı İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedi Necat’ı davet edenler ve Erbakan’ın maddi ve manevi mirasını istismar edenler acaba nerelere saklanmışlardı? Bu itham ve isnatlara hak ettiği cevapları vermeleri gerekirken hangi hayal gemilerinde tur atılmaktaydı? Ve yine, seçim öncesi muhterem Cübbeli’nin evine–ayağına gidip diz çöküp himmet bekleyen Sn. SP yetkilileri, -ki bunların en yoğun olduğu Beykoz ve benzeri yörelerde, oylarının tamamına yakını faizci ve fuhuşçu AKP’ye aktarılmış belki de gizli pazarlıklarla satılmıştı- şimdi Aziz Hocamıza yönelik Cübbeli’nin bu patavatsızlıklarına niye bir yanıt vermeye yanaşmamışlardı?
Şimdi sizlerle İslam Dininin sosyal ve ekonomik yönleriyle ilintili ilginç bir araştırmanın sonuçlarını paylaşacağım. 2010 yılında George Washington Üniversitesi’nden Scheherazade S. Rehman ve Hossein Askari’nin uluslararası bir akademik dergide (Global Economy Journal) yayımlanan “İslam Ülkeleri Ne Kadar İslami?” adlı bilimsel makale oldukça aydınlatıcı ve şaşırtıcıydı.
Makale İslam Dininin ekonomik ve sosyal gelişmeler üzerinde bağımlı mı yoksa bağımsız bir değişken mi olduğu? sorusundan yola çıkarak hazırlanmıştı. İslam asıllı bu Amerikalı araştırmacı yazarlar, din eğer bağımsız bir etken ve değişken ise; politik ekonomi, ekonomik performans, etkin üretim kapasitesi, çalışma ahlakı gibi konuları etkileyen ve disiplinize eden bir değişken olabileceği görüşünü paylaşmışlardı.
Bu Profesör araştırmacılar; İslami öğretilerin, insanlara verilen özgür iradenin dışında, sosyo-ekonomik kurallar, politik sistem ve programlar, ahlaki ve hukuki nizamlar ve Adil yönetim esasları gibi konuların nasıl şekillendirilmesi hususunda prensipler getirdiğini vurgulamış ve günümüzde pek çok İslam âliminin fark etmediği veya gizlediği bir gerçeğe parmak basmışlardı. İslam öğretisinde, toplumun haklarının kişinin haklarından daha önemli ve öncelikli sayıldığını belirten yazarlar, bunu sağlayan kurallar arasında “zarar verilmemesi, israf ve tahribin engellenmesi, gereksiz lüks ve şatafatın hoş görülmemesi, ahlaki olmayan yollarla gelir üretilmemesi” konularını örnek olarak sunmaktadır. İslam’da kişisel mülkiyet haklarının korunduğunu, ancak toplum çıkarlarıyla çatıştığı durumlarda toplum menfaatinin ve devlet düzeninin öne çıktığını savunmaktadır.
ABD’li bilim adamları ve yazarları, İslam dininin ortaya koyduğu ekonomik ve sosyal ilkelerin temelinde iktisadi adalet ve sürdürülebilir büyüme, yaygın refah ve istihdam, İslami ekonomik ve finansal teamüllerin uygulanmasının olduğunu anlamışlardı. Bu çerçevede, dünya ülkelerini sıralamak için kullandıkları İslam’dan kaynaklı 12 temel prensibi şöyle sıralamışlardı:
1. Toplumun tüm üyelerine eşit iktisadi fırsatlar,
2. İktisadi adalet kuralları,
3. Sözleşmelerin ve mülkiyet haklarının korunması,
4. Çalışmak isteyen herkese istihdam imkânlarının oluşturulması,
5. Eşit eğitim imkânlarının sağlanması,
6. Yoksulluğun önlenmesi ve temel ihtiyaçların karşılanması (gıda, yiyecek, elbise, sağlık gibi),
7. Vergilerin belirli ve seçkin grubun değil toplumun diğer ihtiyaçlarının karşılanması için kullanılması,
8. Tabii kaynakların toplumun bugünkü ve gelecekteki üyeleri düşünülerek harcanması,
9. Yolsuzlukların önünün tıkanması,
10. Destekleyici bir finansal sistemin oluşturulması,
11. Faizin kaldırılması da dahil yeni ve adil kredi sisteminin kurulması,
12. Devlet yapısının bu ihtiyaçları karşılayacak verimlilik ve etkinlikte olması,
Yazarlar bu kuralların Kur’an-ı Kerim ve hadislerde bahsedilen kurallarla uyumlu olduğunun altını çizdikten sonra, çeşitli uluslararası istatistikleri de kullanıp dünya ülkelerini puanlayarak İslam’a yakınlık oranlarına göre sıralamışlardı:
Sonuçta ortaya çıkan duruma göre ilk sırada Yeni Zelanda, 8. sırada İngiltere, 13. sırada İsviçre, 17. sırada Almanya, 25. sırada ABD yer alıyor sıralamada. 104 devlet ve 104 devletçik arasında yapılan sıralamadaki en yukarıda yer alan İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülke 38. sıradaki Malezya’ydı. Türkiye ise “ekonomik ve sosyal alanda İslamilik” sıralamasında ancak 103. sırada yer almıştı. Bu makale aslında, ister Müslümanların ister Müslüman olmayanların yaşadıkları ülkelerde ekonomik ve sosyal ilerlemenin ancak İslami prensiplerle olacağını ortaya koymaktaydı. Yazarlara göre, Müslümanların çoğunlukta oldukları ülkeler maalesef İslami prensiplerden uzaklaştıkları için geri kalmışlardı.[3]
Tekraren; önemle ve özellikle hatırlatalım ki, bu sıralama, İslam ülkelerindeki Müslümanların iman ve itikat bağlantılarıyla ve ibadet hayatıyla ilgili duyarlılık derecesini değil, yaşadıkları ülkelerdeki Devlet düzeninin, ekonomik, sosyolojik ve psikolojik politik disiplininin, hukuki prensip ve sistemlerin İslam’ın özüne ve öğretilerine ne denli yakın veya uzak oldukları gerçeğini araştıran yabancı ve tarafsız bilim adamlarının, istatistiklere dayalı sonuçlarıdır. İşte bu araştırma Cübbeli Ahmet, Fetullah Gülen gibi tarikat ve cemaatlerin ve AKP gibi sözde dindar hükümetlerin, Müslümanları gerçek Kur’an düşüncesinden ve İslami değer ve dengelerden ne denli uzaklaştırdıklarının bilimsel fotoğrafıdır.
Rehman and Askari: How Islamic are Islamic Countries?
APPENDIX 2 (Addendum):
OVERALL ISLAMICITY INDEX RANK
|
|
|
**http://www.bepress.com/gej/vol10/iss2/2 DOI: 10.2202/1524-5861.161
[1] Bak: Milli Çözüm Dergisi 137. Sayısındaki (Şubat 2015) “Vahdet” Gazetesi ve Hikmet Terazisi başlıklı yazı
[2] Bak: 11 Mart 2015 Milli Gazete Ahmet Yavuz ve Ahmet Açıkay haberi.
[3] Bak: Küresel Bakış. myulek@aya.yale.edu

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Bazılarımızın durumu şuna benzemektedir: “Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.” Hakke’l-Yakin iman; şartsız sadakati…
ANLAYANA SİVRİ SİNEK SAZ, ANLAMAYANA DAVUL ZURNA AZ..
HÜNER; HAKK’A KUL OLMAKMIŞ!.. Bu hayat ki, imtihandır Dünya fani, bir cihandır İki kapılı…
Batılı ülkeler dahi ABD’nin hukuksuz savaşlarına mesafe koyarken, Türkiye’nin NATO karargâhlarıyla "koçbaşı" yapılmak istenmesi ve…
Mustafa Kemal'in “Ey Türk Gençliği! İstiklal (her bakımdan tam bağımsızlık) ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali…
Makale; olaylar ve kavramlar arasında örüntü kurarak tam bir bilimsel yöntemle ve yenikikçi bir bakış…
1) Baltık’tan Akdeniz’e uzanan ve esas olarak Rusya’yı hedef alan ama daha geniş çerçevede Asya’ya…
Şüphesiz her insana sa’yü gayretinden ve kendi emeğinden başkası verilecek değildir. (Herkes ancak hak ettiğine…
Şu an Siyonizm o kadar pervasız hale geldi ki; yine kendi kurduğu kurllara dayalı sistemi…
Varlık Tezgahı ve Kendi Kaderini Dokuyan İnsan… "İpini kuvvetle eğirdikten (ve ördükten) sonra (tekrar dönüp) sökerek çözen (kadın) gibi olmayın!" (Nahl,…