YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e7d4e81e607
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 0
Bugün : 54665
Dün : 58085
Bu ay : 1213510
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53358568
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Bismillahir-Rahmanir-Rahim

“Böylece helak olacak kişi, açık bir delil ve beyyineden (sonra, bilerek ve hiçbir bahane göstermeyerek) helak olsun; (manen ve vicdanen) diri kalacak (ebedi huzur ve hayat bulacak) kişi de apaçık delilden-belgeden (ve her şeyi bilerek ve sorumluluğunu yerine getirerek) dirilik kazanıp (mutluluğa kavuşsun diye bu ayetler gelmekte ve insanlar ikaz edilmektedir) (Enfal: 42 son kısım)

Bazı gazete sayfalarında, sosyal medyada ve kulis odalarında çarpıtılarak konuşulan ve aleyhimize bir karalama kampanyasına dönüştürülmeye çalışılan bir konuyu açıklığa kavuşturmak, dostlarımızı ve merak duyanları rahatlatmak amacıyla bu açıklama bir ihtiyaç halini almıştır.

23 Şubat 2015 tarihinde (1 hafta öncesinde ve sonrasında da tekraren) bize telefon açan SP Elazığ İl Başkanı değerli kardeşim İbrahim Hacıbekiroğlu Bey:

“Teşkilat mensuplarımızın büyük çoğunlukla bizi 1. sıra Milletvekili adayı yazdıklarını, fikren ve fiilen zaten birlikte olsak da, artık resmen de hizmete katılmamızı ve aramızdaki soğukluğun kaldırılmasını arzuladıklarını ve bu konuyu Oğuzhan Asiltürk’e de (telefonda) açtıklarını ve olumlu karşıladıklarını, bu nedenle Ankara’ya gidip bir kahvesini içmemizin çok iyi olacağını” belirtip kanaat ve kararımızı sormuşlardı. (Not: Bu görüşmeler ve karşılıklı söyleşiler her ikimizin cep telefonlarında kayıtlıdır.)

Biz kendilerinin bu samimi arzularına ve duyarlılıklarına teşekkür ettikten sonra, haklı ve hayırlı davamıza resmen ve sorumluluk yüklenerek hizmet etmeyi bir şans ve şeref sayacağımızı belirtip şunları hatırlatmıştık;

“Merak ediyorum, bizim Genel Başkanımız Mustafa Kamalak Bey olduğu halde, neden bu konuları Onunla değil de, Onun altındaki istişare heyeti başkanıyla konuşmaktasınız? Sn. Kamalak, -haşa- sadece bir vitrin mankeni ve Oğuzhan Asiltürk’ün kuklası ise, bu toplumun partimize itibar ve itimat etmesini beklemekte ne kadar haklıyız? Allah’ın izni ve inayetiyle partimiz iktidar olacaksa, yetkili Başbakan Mustafa Kamalak mı, Oğuzhan Asiltürk mü olacaktır. Yani halkımız hangisine oy atacaktır? Oğuzhan Asiltürk bu denli mutemet ve mübarek bir insan ise, niye Aziz Hocamız kendisinden sonra Genel Başkanlığa onu değil de, Sn. Mustafa Kamalak Beyi işaret ve tensip buyurmuşlardır? Biz evrensel proje ve prensiplere sahip bir siyasi cihat teşkilatı mıyız, yoksa Oğuzhan Asiltürk Tarikatı mıyız?” dedikten sonra kendilerine şu maruzatımızı aktarmıştık:

“Türkiye’nin en sıkıntılı ve partimizin en zayıf ilinde 1. değil, en son sıradan aday olmaya hazırım. Hiç aday yapılmadan da istediğiniz bölgede bütün gücümle çalışmaya varım ve bunu kutlu bir görev sayarım. 40 yıldır şahsıma yönelik bütün haksız suçlama ve dışlamaları da asla hesaba katmayacağım. Ancak masonik ve münafık çevrelerce:

“Bosna’ya yardım paralarını iç etti” “Partiye verilen devlet yardımını zimmetine geçirdi” şeklindeki haksız ve dayanaksız iddialara muhatap ve mahkûm olan Aziz Erbakan Hocamız’a yönelik: “Davaya hizmet için toplanan paraları -güya- el konulmasın ve zayi olmasın diye mala çevirip kendi üzerine tapuladı ve bunları çocuklarına miras bıraktı; Onlar da beytül malın üzerine yattı!” şeklindeki alakasız ve ahlaksız bir iftirayı hiç kimse yapmamış ve zalim çevrelerin ağzına sakız atmamıştır.

Elbette bu iddia ve iftirada, asıl suçlanmak ve sorumlu tutulmak istenen çocukları değil, bizzat Erbakan olduğunu anlamamak için, ya AHMAK veya ALÇAK olmak lazımdır! Çünkü defalarca ve İslami kaynaklarıyla yazdığımız gibi “Beytülmalı, cihat paralarını, hatta ganimet paylarını, her ne sebep ve bahaneyle olursa olsun; kendi şahsi mülküne-zimmetine geçiren, vefatı ve tutuklanması halinde bunların hizmete iadesi için şahitli vasiyet belgesi ve durum bildirgesi düzenlemeyen yetkili kişiler, en büyük vebal altındadır ve açık hadislerle Hz. Peygamber Efendimizin lanetine uğramıştır!?”

Aziz Hocamız bu tür bayağılıklardan elbette uzak ve müstesna bir zattır. Öyle ise, ilk yapılması gereken ve bizim de kesin beklentimiz; Aziz Hocamızın ruhaniyetini töhmet altında tutan bu asılsız ve asaletsiz ithamların yalan ve yanlış olduğunun, Milli Gazetemizde ve TV5’te acilen yayınlanmasıdır.

“Yahu, şimdi bunların sırası mıdır, birlik dirlik zamanıdır!” gibi sözler, maalesef “hakarete mazeret kılıfı uydurmak” ve sorumluluktan kaçmaktır. Hocamız gibi Zat’a, hatta herhangi bir insana, böylesine iftiraları dışarıdakiler atarsa günah, içerdekiler atarsa mübah mıdır? Başkalarının haksız ve ahlaksız iddialarına karşı susmak “dilsiz şeytanlık” da, kendisini YİK Başkanı sayanların alakasız ve dayanaksız isnatlarına karşı el bağlayıp pusmak kahramanlık mıdır? Ya da, Erbakan’a asılsız isnatlarda bulunup töhmet altında tutmak bir hak da, Oğuzhan’ın bu iddiasına karşı çıkmak yasak mıdır? Bu nasıl bir vicdan, bu nasıl bir iz’an, bu nasıl bir İslam ve insanlık anlayışıdır? Yoksa bütün bunlar, Erbakan’a duyulan gizli kin ve intikam duygusunun dışa vurulması mıdır?

Ancak 28 Şubat’ta yapılacak İl Başkanları toplantısına katılacağını, orada bu yapıcı ve yaraları sarıcı temennilerimizi gündeme taşıyacağını ve bizi neticeden haberdar kılacağını söyleyen İbrahim Bey her nedense o tarihten günler geçmesine rağmen maalesef bir daha dönüp bizi aramamışlardı. Artık akıl ve vicdan sahibi olan kardeşlerimizin, kimlerin hangi niyet ve mahiyet sahibi olduklarını ve herkesin gerçek ayarını ve amacını anlamaması için hiçbir bahanesi kalmamıştı. Bu uyarılılarımızın ne anlam taşıdığı ise, çok yakında gayet net olarak ortaya çıkacaktı!

Anlaşılan Sn. İl Başkanımıza bu samimi ve gerekli hatırlatmayı yapma fırsatı ya hiç tanınmayıp lafı ağzına tıkılmış ve caydırılmış veya bu haklı, barışçıl ve yatıştırıcı açıklamayı yapmayı, gurur ve kibir ehli iftiracılar şanlarına yakıştıramamışlardı.(!) İşte bu kafaların yönettiği bir organizede resmen aday olmak onların Erbakan iftiralarına meşruiyet kazandırmak ve yalanlarını doğrulamak anlamı taşıyacağından, buna iz’anımız ve imanımız asla razı olamazdı. Biz kutlu davamıza yine serbest ve samimi olarak hizmete devam etme kararı aldık.

Allah aşkına, bu konulardaki uyarı ve duyarlılıklarımıza karşı; “bunlar doğrudur ve gerçeği yapılmalıdır…” veya “Bunlar yanlıştır, asılsızdır…” diyecek ve bizi ikaz edecek veya destekleyecek bir yiğit dava adamı çıkmayacak mıdır? Asla unutmayalım ve ona göre davranalım ki, şu üç esas imanın lazımı (gereği ve tabii sonuçları)dır: (3 “G” esası)

1- Ulvi GAYRET ve CEHD: Şehadet getirerek Allah’a (C.C) ve Resulüne (S.A.V) iman eden kimse; artık kesinlikle Allah için sevip, Allah için buğz edecek, Dinin gayretini çekecek, din düşmanlarına karşı cihat edecek, İslam’a aykırı her türlü haksızlık ve ahlaksızlığı, kimden görürse ona müdahale edecektir.

2- Ulvi GAYE ve GAİLE: Gerçekten iman eden bir Mü’min, Onun nizamını hâkim kılmayı ve sonunda rızasına ulaşıp Rabbine kavuşmayı en kutsal gaye bilecektir. Asıl derdini ve endişesini bunlar teşkil edecek, dünyevi gayeler için dini ve vicdani görevlerini ertelemeyecektir.

3- Ulvi GAVİL ve GAVİY (sağlam) irade: Sadık Mü’min, Allah’a ve Hak davasına verdiği biat ve itaat sözünden asla vazgeçmeyecek, ancak en yetkili ve etkili makamda bulunanların bile İslam’a ve insanlığa aykırı söz ve davranışlarına kesinlikle müdahale edecek, riyakârlık ve yalakalık göstermeyecek, kınanmak ve dışlanmak endişesiyle “neme lazım” demeyecektir.

Ve asla hatırımızdan çıkarmayalım ki: Etkinliği, yetkinliği ve etiketi ne olursa olsun, biz Hak’ta ve Hayırda sağlam durdukça, Allah bizi herkesin elinden kurtaracak; ama yalancılık ve yalakalık yapar ve haksızlıklar karşısında susup pusarsak, hiç kimse bizi Allah’ın elinden alamayacaktır!

Arkadaşlarımıza bunun yapılması ve aday olmamız halinde, Türkiye’deki bütün adayların katıldığı bir mecliste, kısaca şu konuşmayı yapacağımızı da vurgulamıştık:

“Böylesine onurlu ve huzurlu bir topluluğa nutuk atmak haddimi aşmaktadır. Zor zamanların ve dar ortamların sağlam adamları olduklarını, bu şartlarda bile hizmet aşkıyla aday olarak ispatlamış olan bu seçkin ve samimi topluluk, elbette sorumluluklarının farkında ve şuurundadır. Yüksek müsamahanıza ve sabrınıza sığınarak, inşallah ilk ve son olarak; teşkilat mensuplarımızın kafalarını kurcalayan ve çalışma azmini kıran bir hususun kökünden çözüme kavuşturulması ve herkesin rahatlaması için ve sadece Allah rızası için çok kısaca bir maruzatımı, genel kanaatlere ve endişelere tercüman olarak dinleme lütfunda bulunacağınızı umuyorum.

Hak davalar, onun rehberi ve şahsı manevisi olan zatlarla anılır ve sahip çıkılır. “Her kavmin (her dönemin) bir hadisi (hidayet rehberi, Hakka ve hayra hizmet lideri) vardır” (Rad: 7) ayetinin sırrıyla Milli Görüş davamızın Lideri ve şahsı manevisi de Aziz Hocamızdır. Bu bir Sünnetullahtır ve şeytanın değişmez bir tuzağıdır ki, insanları hayırlı davalarından soğutmak ve caydırmak için önce, onun şahsi manevisi olan Zat’a yönelik yoğun karalama kampanyaları başlatılır. Hocamıza yönelik “Bosna yardım paralarını zimmetine geçirdi” “Devletin partiye verdiği bütçe desteğini şahsi harcamalarına nakletti” gibi, elbette asılsız ithamlar, kasıtlı ve marazlı çevrelerce ağızlarına sakız yapılırken, bir de parti yetkililerince sarf edilen; “Davaya hizmet için toplanan paraları, zayi olmasın ve el konulmasın diye Hoca mala çevirip üzerine tapuladı ve bunu miras alan çocukları da Beytülmalın üzerine yattı” şeklindeki bazı iddiaları kendilerine dayanak yaparak, Erbakan üzerinden Milli Görüş’ü güvenilmez gösterme gayretleri hızlandırılmıştır.

Şimdi parti yetkililerince, bu tür itham ve iddiaların yanlışlığını, ve çarpıtıldığını Milli Gazete ve TV5’te açıklamaları; bu seçimde rahat ve huzurlu çalışmamız, içimize sokulmaya çalışılan fesatlıkları aşmamız açısından oldukça lüzumlu ve yararlıdır. Eğer böyle bir şey varsa, Hoca 40 gün hastanede vuslatını beklerken, neden bunu düzeltme ve fitneleri önleme tedbiri almamıştır? Ve yine bu itham ve iftiralar doğruysa, haberi olan yetkililer neden bir sefer olsun sağlığında Aziz Hocamızı uyarmamış da, vefatından sonra ve kendini savunamaz konumda iken gündeme taşımışlardır? Yok eğer sağlığında Hoca uyarılmış ve kulak asmamışsa, neden bu durumu o gün gizli tutanlar, şimdi açığa vurmuşlardır? Bunlar nasıl bir Mü’minlik ve mertlik sayılacak, hatta bu tutarsız tavırların sahibi üstelik mürşit konumuna taşınacaktır?

Doktora yapmak için gittiği Almanya’da, Rusya soğuklarında donan ve çalıştırma çaresi bulunmayan meşhur LEOPAR tanklarının ateşleme sistemini yeniden icat ederek; hem mazot, hem benzin, hem gazyağı ile çalışabilecek bir keşif geliştirince, bunun patentini satın almak üzere kendisine Alman yetkililer tarafından bir servet değerinde para teklifi yapıldığında:

“Hayır bunu size para karşılığı satmayacağım, sadece bu projemi daha da geliştirip size hediye olarak bırakacağım… Ancak bunun için özel patent merkezinizi bana açmanız ricasında bulunacağım” diyerek Alman’ların bilimsel şifreli kozmik odası sayılan ve ancak özel devlet kararıyla bazı ilim adamlarına açılan çok gizli arşivler üzerinde 1 yıl çalışma yapan ve hepsini hafızasına yazan bir yüksek dehaya ve örnek dava adamına böyle bir menfaat fırsatçısı yaftası yapıştıranlar ne kadar vicdansızdır!

Şimdi birileri kalkıp “Efendim, teşkilat içi sorunlar, kendi aramızda ve kapalı ortamlarda konuşulup tartışılmalıdır. Bunların alenen yazılması yanlıştır!” bahanesine de sığınmamalıdır. Çünkü Hocamıza dönük asılsız isnat ve iftiralar gizli ve özel sohbetlerde değil, bütün kamuoyu huzurunda ve TV. ekranları karşısında yapılmıştır. Öyle ise başta İmamı Gazali bütün İslam uleması ve Ahlakiyatçıları “Böyle halkın önünde işlenen iftiraların, yine toplum nezdinde itiraf edilmesi gerektiğini” şart koşmuşlardır. Particilik ve sahte liderlik rolü oynamıyor, İslam’a göre davranıyorsak işte gerçekler bunlardır.

Sn. Ekrem Şama’nın yaptığı ve Milli Gazetede yayınlayıp Allah Dostu Erbakan” kitabına da aldığı Sn. Süleyman Arif Emre Bey röportajında;

“1970 senesinde ve Milli Nizam Partisi sürecinde Erbakan Hoca’nın kendisini çağırıp: “Bugün yanıma Oğuzhan Asiltürk isminde mühendis bir genç geldi. Partide bekçilik ve hizmetçilik dahil her işi yapmaya hazır olduğunu söyledi. Ben kendisini tanımıyorum, lütfen araştırıver ve değerlendir” dediğini, kendisinin de ona il başkanlığı verdiğini, ama beceremediğinden sonra vaz geçtiğini aktarmaktadır. Şimdi aynı kitapta Oğuzhan Asiltürk kendisi: “İTÜ’de 1. sınıfta iken orada doçent olan Erbakan Hoca’yı 1954 yılında tanıdığı, dava arkadaşlığına başladığı ve o tarihten sonra hiç ayrılmadığı” iddiasında bulunmaktadır. Oysa 1954 ile, Süleyman Arif Bey’in anlattığı 1970 arasında tam 16 yıl bulunmaktadır. Bir iki ay veya yıl olsa, haydi karıştırıldı deme imkânı vardır. Ama Süleyman Arif Bey’in “1970 yılında ilk defa tanıdık” dediği Asiltürk, bu 16 yıllık yanlışı nasıl konuşmaktadır ve böyle palavra ve patavatsızlıklarla bizi aldatıp yanıltan kişilerle nereye varılacaktır? Kaldı ki Erbakan Hoca 1954 yılında (Mayıs 1954’e kadar Almanya’da) Üniversite’de bulunmayıp askerlik yapmaktadır. (Mayıs 1954’te başlayıp, 18 aylık süreci Ekim 1955’te Teğmen olarak tamamlamıştır.)

Bunun gibi Oğuzhan Asiltürk’ün; “Siyasi çalışmaların başlangıcı olan, Bağımsızlar Hareketi ortaya çıktı. O dönemde, Hoca Konya’dan, diğer arkadaşlar çeşitli illerden aday oldu. Sonra Milli Nizam Partisi’nin kuruluşu için harekete geçildi. Kars’ta inşaat mühendisi olarak görev yaparken, Hoca telefonla beni MNP’nin kuruluşuna davet etti. Sonra Hoca MNP’nin genel başkanı, ben ise Ankara il başkanı oldum. Arkasından ilk kongrede de beni GİK’e uygun gördü. Belli bir süre sonra, MNP kapatıldı”[1] iddiaları da Süleyman Arif Emre Beyin anlattıklarından tamamen farklıydı, aykırıydı ve uydurmacaydı! Çünkü Arif Emre Bey “Hoca’nın hiç tanımadığı bir mühendisin gelip kendisinden görev istediğini” aktarmıştı.

Biz samimi duygularımızı ve sorumluluklarımızı ortaya koymuş bulunmaktayız. Parti içinde ilim ve irfan ehli zevatın ve yine akıl ve vicdan erbabının bu yazdıklarımızdaki yanlışlık ve haksızlıkları delilleriyle ortaya koymaları ve bizi uyarmaları imani ve insani bir vecibedir, farzdır. Aksine, bunlar doğru olduğu halde uyulmuyor ve gereği yapılmıyorsa artık vebal onların sırtındadır. “Zaten onlar da buna layık ve ehil idiler” (Fetih Suresi: 26. Ayet son kısmı) hükmü ve hikmeti gereği, Cenabı Hak hem hidayeti, hem de inayeti ve zaferi, layık ve sadık kullarına nasip edeceğinden, önünde sonunda hainlerin de içini dışa dökeceğinden asla şüphe duyulmamalıdır.

“Kim Allah’a (O’nun Kur’an’ına ve Resulünün buyruklarına) davet edene icabet etmezse, artık o yeryüzünde (Allah’ı-haşa) aciz bırakacak (ve kaderin hükmünü değiştirip bozacak) değildir” (Ahkaf: 32)

“Böylece helak olacak kişi, açık bir delil ve beyyineden (sonra, bilerek ve hiçbir bahane göstermeyerek) helak olsun; (manen ve vicdanen) diri kalacak (ebedi huzur ve hayat bulacak) kişi de apaçık delilden-belgeden (ve her şeyi bilerek ve sorumluluğunu yerine getirerek) dirilik kazanıp (mutluluğa kavuşsun diye bu ayetler gelmekte ve insanlar ikaz edilmektedir) (Enfal: 42 son kısım)

Her şeye rağmen, bugüne kadar olduğu gibi bundan böyle de Allah rızası ve sorumluluk duygusuyla Milli Görüş davası daha iyi anlaşılsın ve Saadet Partimiz bir oy daha fazla alsın diye Milli Çözüm Dergisi Ekibi olarak bütün gücümüzle çalışacağımızdan hiç kimse şüphe duymamalıdır. Kesinlikle biliyor ve bekliyoruz ki, elbette sonunda sadıklar kazanacak, sahtekârlar elenecek ve rüsvay olacaktır.

Çünkü “farz-ı ayın” olan bir ibadeti, yani herkesin bizzat yapması gereken bir hizmeti yerine getirmek için resmi bir görev ve yetki de şart değildir. Örneğin dini hizmetleri organize etmek üzere kurulan Diyanet işleri teşkilatında, ya yetersiz ve gereksiz görülerek veya başka bir sebeple müftü, vaiz, imam gibi resmi görevler verilmeyen bir mümin, bunları bahane ederek camiye gitmekten ve Müslümanları namaza teşvikten geri durması asla caiz değildir. Bunun gibi ya zararlı görülerek veya kasıtlı engellenerek siyaset yoluyla halka ve hayra hizmet partisinde resmen görev verilmeyen kimselerin, bu bahane ile Milli ve manevi mesuliyetlerini terk etmesi Hakkın hâkimiyeti için gayret göstermemesi büyük bir vebaldir. Yanlışlık ve haksızlık yapanlar ise hesabını Allah’a kendileri verecektir.

Bizim duamız: “Biz Allah’a tevekkül ettik, Rabbimiz bizi zalim kesimlerin fitne aleti kılma! Ve bizi kafirler topluluğunun (hile ve hakaretinden) rahmetinle kurtar!” (Yunus:85-86) ayetleridir.

Ey Allah’ın bize lütfettiği ilim, hikmet ve istikamet makamımız ve Kur’an ayetleriyle uyarılarımız kendilerine ağır gelenler (kıskançlık-düşmanlık gösterenler!) Biz Yüce Allah’a tevekkül edip bu Hak yola girmişiz. Bütün şeriklerinizi (dış güçlerinizi ve işbirlikçilerinizi) toplayıp üzerimize hücum etseniz bile, bizi Hak davamızdan çevirmeye gücünüz yetmeyecektir! (Bak: Yunus:71 ayetinin meali ve tefsiri)

Bütün dava arkadaşlarıma ve dostlarıma selam ve saygılarımla.

Ahmet AKGÜL 

 


[1] 16.12.2012 – Milli Gazete / Anadolu Gençlik Dergisi Aralık sayısı (ENES YASİR-MİLLİ GAZETE)

5 1 vote
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...