BOP’UN SON AŞAMASI:
“Terörsüz Türkiye” Masalıyla Özerk Kürdistan’a Hukuki Zemin Hazırlanması
VE
SP’Lİ YENİ YOL’UN BU HIYANETE ORTAK YAPILMASI
Anlı şanlı TV kanalları ve nice bilgiç köşe yazarları haftalar boyunca;
“Şarkıcı GÜLLÜ’nün terastan nasıl düştüğü…”
“Meşhur sanatçı kadınların fuhuş ve uyuşturucu batağına nasıl üşüştüğü…”
“Erbakan’ı ve Milli Görüş teşkilatlarını zayıflatmak için Siyonist odaklarca kurulup kullanılan İRANCI Selam-Tevhit hareketini oluşturan bir babanın ocağında yetişen… Suriye’de savaş muhabirliği yaparken IŞİD, Hizbullah, Haşdi Şabi gibi malum örgütlerle görüşen… Sonra pişirilip ehlileştirilip Habertürk’ün başına geçirilen Mehmet Akif Ersoy’un FUHUŞTURUCU(!) parti bağımlısına nasıl dönüştüğü… Ve özel sırlarını DIŞ BAKANI Hakan Fidan’la nasıl bölüştüğü…” tartışılıyordu.
Ve Abdurrahman Dilipak; medya mensupları, iş dünyası, sözde sanat camiası ve tabi siyaset ve bürokrasi ayakları bulunan; torpilli tayinler, kapatılan ihaleler, üçlü-dörtlü cinsel rezillikler kotarılan bu mel’anet çarkına yönelik soruşturmaları “Müslümanlara ve dindarlara yönelik karalama kampanyaları!?” olarak niteleyip gerçekleri çarpıtmaktan utanmıyordu…
Narkozcu Medya’nın Halkı Uyutması!
Peki toplum bunlarla oyalanırken etrafımızda neler oluyordu? Bakın İsrail-Türkiye savaş olasılığı her geçen gün artıyordu ve İsrail bunu doğrudan değil, dolaylı yollarla yapıyordu. Gerçekten Doğu Akdeniz’de, Ege’de, Suriye’de ve Gazze’de çok kritik gelişmeler yaşanıyordu. Bizler içerideki gündemle uyutulurken esasında dışarıdaki asıl gündem dikkatlerimizden kaçırılıyordu. Kiralık medya mostraları ateş çemberinin içerisinde olduğumuz gerçeğini bizlerden saklıyordu. Kısmen bağımsız dış basına baktığımız zaman, maalesef Türkiye’nin nasıl bir kuşatma içerisine alındığı, net olarak seziliyordu. Biz bu gerçeklere gözlerimizi kapatırsak, kafamızı kuma sokarsak emin olun o tehlikenin hiç beklemediğimiz bir anda gelip bizi bulacağı unutuluyordu.
Artık ne zaman ne olacağı belli olmayan bir döneme giriliyordu. Hatırlayın, Türkiye’nin hava sahasına kontrolden çıkmış bir İHA dalıyordu. Peki sonuç ne oldu? Bunun sonucunu biliyor muyuz? Ankara’ya kadar gelen bir İHA’yı… Daha doğrusu Ankara’ya kadar gönderilmek istenen bir İHA’yı kim salıyordu?.. Kontrolden çıkması falan yalandı; bilerek, isteyerek Türkiye’ye gönderiliyordu. Bakın İsrail ve Yunanistan Türkiye’yi her iki taraftan; Doğu Akdeniz’den ve Adalar Denizi’nden kuşatmak için çok yoğun bir şekilde propagandalar ve aynı zamanda askeri ittifak ve tatbikatlar yürütüyordu.
Hatırlayınız, geçtiğimiz ay (Aralık 2025) Doha’da bir toplantı yapılıyordu. Bu, Gazze Ateşkesinin ikinci aşamasına geçme toplantısı oluyordu. Peki Gazze Ateşkesinde sözde garantör ülke olan Türkiye bu toplantıya niye çağrılmıyordu?
Çünkü Gazze’deki sözde ateşkesin asıl amacı, bölgemizde kıyametin kopacağı şartları oluşturmaktı ve üç aşamayı içeriyordu. İkinci aşama HAMAS’ın silahsızlandırılması ve Gazze’ye bir uluslararası barış gücünün konuşlandırılması oluyordu. İsrail buna asla müsaade etmeyeceğini yani Türk askerinin Gazze’ye konuşlandırılmasına izin vermeyeceğini söylüyordu!..
Düşünün, parasını yıllar önce peşin verdiğimiz F-35’ler hâlâ niye tartışılıyordu? Bakın işte Bloomberg; “ABD F35’ler şartını işte Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S400’leri geriye iade etmesine bağladı.” diyordu. Oysa ABD’nin F-35’leri Türkiye’ye vermemesinin ana sebebi ise, İsrail’in buna geçit vermemesiydi. İsrail bu anlamda çok ciddi tedirginlik duyuyordu ve F-35’lerin Türkiye’ye verilmemesi için tüm gücünü kullanıyordu. Nitekim bakın Netanyahu bu söylentiler üzerine Amerika’ya gidiyordu ve orada bu konuyu görüşecekleri konuşuluyordu. Niye? Çünkü F-35’ler Türkiye’ye verildiğinde İsrail’in Ortadoğu’daki hava üstünlüğünü bitiriyordu. Şimdi bu F-35’lerden sonra Doha’da yani Katar’ın başkentinde Gazze toplantısı yapılıyordu ve Türkiye çağrılmıyordu. İsrail bölgede tek başına değildi. Onun arkasında İngiltere, Avrupa ve Amerika bulunuyordu. Dolayısıyla burada çok tehlikeli işler dönüyordu. Siyonistler Türkiye’yi denemeye çalışıyordu. Türkiye’nin sahasına giren İHA’nın, sadece Rusya’dan veya Ukrayna’dan geldiğini düşünenler yanılıyordu. Bir üçüncü devlet; Türkiye’nin Çelik Kubbesini, yani hava savunma sistemlerini deniyordu… Şimdi o yüzden İsrail’in son günlerde atmış olduğu adımlar ve bir Hahamın, yine bir emekli Tümgeneralin Türkiye ile ilgili yapmış olduğu açıklamalar üzerinde durmak gerekiyordu. Çünkü konuştukları şeyin aynısı Netanyahu’nun gündemini oluşturuyordu. Şimdi Doha’daki bu toplantıya Türkiye niye katılmıyordu? Amerika bizi niye davet edemiyordu? İsrail’in baskısı nedeniyle bizi devre dışı bırakıyordu… Bakın Netanyahu açık açık Amerika’yı tehdit ediyor ve “Sizi biz kurduk. Elimizi çekersek çökersiniz.” diyordu. Şimdi Amerika mı İsrail’i yönetiyordu, yoksa İsrail mi Amerika’yı yönetiyordu? Varın siz düşünün, varın siz karar verin. O yüzden değerli dostlar; Türkiye’nin özellikle Akdeniz’den, Doğu Akdeniz’den ve Ege’den kuşatılmasını öngören Yunanistan, İsrail anlaşmaları tek tek hayata geçiriliyordu…
Ve hayret, aynı süreçte Türkiye’de PKK ile barış süreci işletiliyor, Doğu ve Güneydoğumuzda özerk bir Kürdistan’ın altyapısı oluşturuluyordu!
Diğer taraftan Suriye’de 13 Aralık 2025’te iki ABD askeri ve bir sivil vatandaşına suikast yapıldı. Peki bunu kim yaptı? Efendim Suriye’nin Palmira bölgesinde DEAŞ yaptı. Şimdi DEAŞ yaptı demek yeni bir işgali hatırlatıyordu. Bakın bunu net olarak söylüyorum. Netanyahu’nun ve özellikle Jerusalem Post gazetesinin kaleme aldığı geniş makalede bundan bahsediliyordu. Çünkü bu olaylara tek yönlü bakarsanız bir şey görülmüyordu. Sistematik olarak Türkiye; Doğu Akdeniz, Suriye ve Ege adalarında sıkıştırılıyor ve aynı zamanda Karadeniz Bölgesinde, Ukrayna-Rusya savaşı üzerinden Türkiye’yi savaşa çekme noktasında da çok ciddi hamleler yapılıyordu. Bunları asla yabana atmamak gerekiyordu. Bütün bunlar yaşanırken içeride günlerce şunu bunu tartışmak, boş işlerle uğraşmak gerçekten bu milleti uyutmaktan başka anlam taşımıyordu.
Şimdi Suriye’de o iki ABD askerinin DEAŞ tarafından öldürülmesi sinsi ve Siyonist bir hazırlığı deşifre ediyordu. Donald Trump, bu DEAŞ’ı kimlerin kurup kullandığını açıkça deşifre ediyordu. Bunu detaylıca açıklıyordu. Bakın bugünlerde Türkiye bambaşka bir meseleyi daha tartışıyordu. O da YPG-PKK’nın silahlarını bırakarak Suriye Hükümetine entegre olması senaryosuydu. Bu, içeride “Terörsüz Türkiye” projesinin devamı olarak konuşuluyordu. Ama PKK-YPG orada bir türlü entegre olmak istemiyordu. Niye? Çünkü İsrail onlara büyük güvence veriyordu. Diğer taraftan Kuzey Irak’ta Kürt bölgesel yönetiminde ciddi bir ağız değişikliğini görüyoruz. İşte Barzani Türkiye’ye karşı artık yavaş yavaş sesini yükseltiyor ve küstahlaşıyordu. Neden? Çünkü İsrail hem Suriye’nin kuzeyine hem de Irak’ın kuzeyine destek verip kışkırtıyordu. Diyor ki, “Suriye bütün kalmayacak. Suriye’de özerk bölgeler oluşacak.” Hele hele PKK-YPG’nin Suriye’deki özerk yapılanması için 31 Aralık 2025’te süre doluyordu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütün uyarılarını yapıyordu. Bakın Dışişleri Bakanı, Millî İstihbarat Teşkilâtı, Savunma Bakanı arka arkaya Suriye’ye gönderiliyordu. En son Genelkurmay Başkanı gidiyordu. En üst perdeden, devlet kararlılığını gösteriyordu. Ama buna rağmen ne oluyordu? PKK-YPG geri adım atmıyordu. Suriye Hükümetine entegre olmuyordu. Neden? Çünkü İsrail’den büyük güvence alıyor ve özerklik istiyordu.[1]
Çelik Kubbe için 6,5 milyar dolarlık anlaşma ne işe yarayacaktı?
Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) koordinasyonunda, ‘Çelik Kubbe’yi güçlendirecek stratejik projelerin hayata geçirilmesi amacıyla Türk Savunma Sanayisi bünyesinde 6,5 milyar dolar değerinde sözleşmelere imza atılmıştı. HAVELSAN’ın ev sahipliğinde 25 Kasım 2025’te düzenlenen Hava Savunma ve Füze Sistemleri İmza Törenine, SSB Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, SSB Başkan Yardımcısı Hüseyin Avşar, ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, Roketsan Genel Müdürü Murat İkinci ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve sektör temsilcileri katılmıştı.
Şimdi sormak lazımdı; aylardır allandıra ballandıra anlatılıp halkımız avutulan bu delinmez Çelik Kubbe, taa Ankara’ya kadar gelen başıboş SİHA’yı niye durduramıyordu? Rusya’dan mı, Ukrayna’dan mı fırlatıldığı bilinmeyen bir SİHA Karadeniz’i boydan boya geçiyor… Oradan taa Ankara yakınlarındaki Elmadağ’daki ROKETSAN civarında düşüyordu… Ardından Balıkesir Manyas civarında düşen bir İHA’ya rastlanıyordu. Hangi ülkeye ait olduğu saptanamıyordu. Ve hiç kimsenin haberi bile olmuyordu ve Çelik Kubbemiz fos çıkıyordu!
Bunların üzerinden bir hafta geçmeden 23 Aralık 2025 tarihinde Ankara Esenboğa’dan kalkan Libya Genelkurmay Başkanını ve beş kişilik askeri erkânı taşıyan uçak, Haymana yakınlarında düşüyor ve hepsi ölüyordu. Bu bir arıza mıydı, sabotaj mıydı, yoksa kasten mi vurulmuştu?! Türkiye’ye resmi bir ziyaret dönüşü, kuduz İsrail’in yeni bir test saldırı ihtimali üzerinde durmak gerekiyordu. Bu ihtimal doğruysa Türkiye’yi içeride ve dışarıda hakkıyla koruyamayan bir iktidarın artık değişmesi kaçınılmaz görünüyordu!..
Ukrayna’da Rus saldırılarında; Türk gemileri de vurulmaktaydı. Ama Dünya Lideri sadece “Hatırlatma” yapmaktaydı!
Ukrayna’daki iki limana Rusya’nın düzenlediği belirtilen saldırılarda üç Türk gemisi hasar almıştı. Gemilerdeki yangınlar söndürülürken, can kaybı ya da yaralanma olmadığı açıklanmıştı. Bunlardan biri, Odessa kenti yakınlarındaki bir limanda isabet alan Cenk Denizcilik tarafından işletilen 185 metre uzunluğundaki Panama bandıralı ro-ro feribotuydu. Bu feribotun Karasu-Odessa seferini yaptığı ve taze sebze-meyve ile gıda malzemesi yüklü olduğu anlaşılmıştı.
Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın, Karadeniz’de sivil gemilerin hedef alınmaması gerektiğini hatırlatıp “Hem Ukrayna hem de Rusya’ya ‘ikazlarımızı iletiyoruz!’” kahramanlığı göğsümüzü kabartmıştı(!) Ankara’da 16 Aralık 2025’te düzenlenen Büyükelçiler Konferansı’nda konuşan Erdoğan, “Son günlerde düzenlenen karşılıklı saldırılar, Karadeniz’deki seyrüsefer emniyetini ciddi biçimde tehdit etmektedir. Ticaret gemilerini, sivil gemileri hedef almanın kimseye bir faydası olmaz. Her iki tarafa da bu konuda ikazlarımızı net bir şekilde iletiyoruz” ifadelerini kullanmıştı.[2]
Saldırının 12 Aralık 2025 16.00’da gemi Çornomorsk Limanı’na demirledikten kısa bir süre sonra gerçekleştiği ortaya çıkmıştı.
Ukrayna Kalkınma Bakanı Oleksiy Kuleba Telegram’dan “Rusya, Odessa bölgesinde sivil bir limana füze saldırısı düzenledi” mesajını paylaşmıştı. Saldırı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “Ukrayna’nın denize erişimini kesme” tehdidinden bir hafta sonra yapılmıştı. Putin bu tehdidi, Ukrayna’nın Karadeniz’de Rusya’nın yaptırımlara tâbi petrolünü gizlice taşıdığı düşünülen tankerlere saldırmasından sonra gündeme taşımıştı.
MOSSAD Karadeniz’deki saldırıların gerekçesini açıklamış oldu: “NATO’nun 5. maddesi devreye sokulsun, Boğazlar ABD’ye açılsın, Rusya’yı vuralım!” Acaba Türkiye, 111 yıl sonra savaşa sokulmak için yeni bir Goeben ve Breslau tezgâhıyla yüz yüze miydi?
Şu güzel ve tarihi tespitlere kulak asılmalıydı:
Liderler vardır ülkelerinin kaderini etkiler. Gemiler vardır dünyanın kaderini etkiler. Bu gemiler Yavuz ve Midilli adlarını verdiğimiz, Goeben ve Breslau yerindedir. Bu iki gemi sadece Almanya ve Osmanlı Devletinin değil, Rusya’nın, İngiltere’nin, Fransa’nın ve Yunanistan’ın kaderini etkilemiş ve 1. Dünya Savaşı’nın Doğu Cephesindeki sonucunu belirlemiştir. Bizlere tarih kitaplarında öğretilen, “İngiliz gemilerinden kaçan bu iki Alman gemisinin Osmanlı Devleti’nin dünya savaşına girmesine neden olduğu” şeklindedir. Ama bu gemiler gelmeseydi Osmanlı’nın sonu nereye evrilecekti? Türkiye Cumhuriyeti ve Bolşevik Rusya kurulabilir miydi? Bunları hiç düşünmedik. Tarihsel olaylar tesadüf değillerdir. Olaylar birbirine bağlı nedenlerle zincirleme olarak gelişirler. Her olayın kurguları ve şartları nihai sonuca giden basamaklar gibidir. Erbakan Hocamızın ısrarla vurguladığı, çünkü Kur’an’ın defalarca hatırlattığı SİYONİZM gerçeğini bilmeyen veya bu şeytani güçlerle iş birliğine girişen hainlerin güdümündeki ülkeler çözüm diye çözülmeye ve çöküşe sürüklenmektedir!
Mahmut Arıkan Cumhur İttifakı’na yeşil ışık yakmıştı: “Kesin demiyoruz, konuşmamız lazım!”
Siyasi arenada ses getirecek bir gelişme yaşanmıştı. Saadet Partisi’nden Cumhur İttifakı’na yeşil ışık yakılmıştı. Genel Başkan Mahmut Arıkan’ın “Konuşmamız Lazım” sözleri, siyasi çevrelerce ittifaka sıcak yaklaştığı yorumları yapılmıştı.
“Bu kesinlikle olur veya bu kesinlikle olmaz demiyoruz!” çıkışı…
Lider Haber TV’de gazeteci Neşe Berber’in sorularını yanıtlayan Mahmut Arıkan şunları aktarmıştı: “Futbol takımı tutar gibi bununla olurum, bununla olmam demeyiz. İlke, prensip ortada. Önce ahlâk ve maneviyat, üretime dair kalkınma, şahsiyetli bir dış politika… (Cumhur İttifakı’na yanaşmak için) Bunun alt başlıklarını konuşacağız. Nasıl 74’te konuştuk, nasıl ki 77’de konuştuk, 97’de konuştuk. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli hükümetlerini ortaya koyduk. (Şimdi de) Konuşmamız lazım. Yine konuşuruz. Bu kesinlikle olur, (veya) bu kesinlikle olmaz demiyoruz.”
Bu sözler “Cumhur İttifakı’na yeşil ışık” şeklinde algılanmıştı!
“Cumhurbaşkanı Erdoğan ile uzun bir görüşme yaptıklarını, görüşmenin Türkiye’deki gelişmeler ve Gazze merkezli yoğunlaştığını” açıklayan Arıkan, şartların oluşması durumunda Saadet Partisi’nin Cumhur İttifakı’na katılabileceklerini aktarmıştı.
Mahmut Arıkan, Neşe Berber’in yönelttiği, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu görüşmede ittifak teklifinde bulunup bulunmadığı sorusunu “Hayır böyle bir şey olmadı. Böyle bir teklifte bulunmadı” şeklinde yanıtlamıştı.[3]
Bu “Terörsüz Türkiye” tuzağının perde arkasını anlamak için DEM Parti raporuna bakmak lazımdı: “Barış yasaları ve geçiş süreci esasları bir an evvel çıkarılmalıdır!” diyorlardı. “Barış Yasaları” ile PKK’yla devlet arasındaki uzlaşmayı, “Geçiş Süreci” ile de Özerk Kürdistan’a hazırlık aşamalarını kastediyorlardı. Zaten Adalet Bakanı gizli ve kirli senaryoları deşifre eden bu cümlelere karşı çıkmıştı.
YENİ YOL Partili ve SP’li Bülent Kaya, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na sundukları raporu paylaşmıştı!
YENİ YOL Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na sundukları raporda terörle mücadelede güvenlik politikalarının yanı sıra temel hak ve özgürlüklerin de korunması gerektiğini vurgulamıştı. Bülent Kaya, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, partisinin raporunu Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na sunduğunu açıklamıştı.
Raporun içeriğine ilişkin bilgi veren Bülent Kaya: “Raporumuzda, böyle bir sürecin önemini, 40 yılı aşkın süredir devam eden bu olayların güvenlik politikalarının yanında mutlaka başka enstrümanlarla da devreye alınarak Türkiye’nin artık bu çatışma, şiddet ve terör ortamından kurtulması gerektiğine dair kanaatlerimizi ortaya koyduk.” diyerek, “Raporumuzda örgütün silahlı fiili varlığına son verme ile ilgili iradesini, kararını ve bunu da hayata geçirebilmesine ilişkin sahada attığı adımları daha da hızlandırabilecek bu fiili varlığına son vermeye imkân verecek yasal adımları atmamız gerektiğini düşündük ve buna dair bir perspektif ortaya koyduk.” ifadelerini kullanmıştı. Bülent Kaya, raporlarında “güvenlikçi politikalar nedeniyle ötelenen temel hak ve hürriyetler ile özgürlükçü politikalara” da yer verdiklerini aktarmıştı.
YENİ YOL Partisi Grup Başkanvekili Mehmet Emin Ekmen de ele geçirilen bu fırsatın heba edilmemesi gerektiğini düşündüklerini söyleyip, “Zaman yönetiminde gecikme olduğuna dair kanaat var. Ortak raporun bir an önce yayınlanarak yasama faaliyetlerine geçmemiz gerekiyor.”[4] diyerek, PKK’nın dayattığı, aslında Siyonist odakların kurguladığı, ANAYASAL değişikliklerin, yani Özerk Kürdistan’a meşruiyet sağlayacak hukuki düzenlemelerin yapılmasına katkı sunacaklarını açıklamış olmaktaydı!
Teröristbaşı Abdullah Öcalan ‘umut hakkı’ çağrısı yapmıştı: Devlet adım atmalıymış!..
Hatırlayınız; Eylül 2025’te terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan, avukatları aracılığıyla bir açıklama yaparak “umut hakkı” talebinde bulunmuşlardı. Öcalan, “Umut ilkesi devletin atması gereken bir adımdır. Bu bagajı kaldırması lazım. Bu, binlerce insanı etkileyen bir meseledir. Hukuk açısından bunun yapılması gerekir.” ifadelerini kullanırken AKP’den de bir açıklama yapılmıştı. Öte yandan DEM Parti de Öcalan’ın talebiyle ilgili yürüyüş yapma kararı almıştı.
Terörsüz Türkiye sürecinde Meclis çatısı altında komisyon çalışmaları sürerken Türkiye’nin yaklaşık yarım asırdır ayağına pranga olan terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’dan gelen talep herkesi şaşırtmıştı. Öcalan, sürecin başlamasında kilit rol oynayan MHP lideri Devlet Bahçeli’nin daha önce gündeme getirdiği “umut hakkı”nı resmen gündeme taşımıştı.
Oysa “Terörsüz Türkiye” kılıfına saklanan sinsi ve Siyonist proje BOP’un son aşaması olarak, Türkiye’de özerk bir Kürdistan oluşumuna zemin hazırlama girişimidir. Bunu ismen ve resmen dillendirmeseler de fikren ve fiilen bu şeytani amaç bellidir. Şimdi SP’nin de ortağı olduğu YENİ YOL’un, AKP iktidarının ve Cumhur İttifakı’nın bu tehlikeli taşeronluğuna katkı verecek gafletleri:
– Ülkemize ve geleceğimize hıyanettir.
– Aziz Erbakan Hocamızın onca emeğine, nasihatine ve vasiyetine hakarettir.
– Selçuklu ve Osmanlı tarihimizdeki ve şanlı Kurtuluş Mücadelemizdeki milyonlarca şehidimizin emanetini zayi etmektir.
Milli Görüş’te bir parti daha mı doğacaktı?
Milli Görüş çizgisindeki Haymana Mutabakatı Heyeti, yaptığı açıklamayla yeni bir partinin sinyalini yakmıştı. “Millî Görüş, çözülme eşiğinde değil; yeniden uyanışın şafağındadır. Bu çalışma, bir nostalji değil; bir tecdid hamlesinin başlangıcıdır” sözleri böyle yorumlanmıştı.
Üyeleri arasında, Yürütme Kurulu Başkanı Hasan Yaşar’ın yanı sıra Mustafa Köylü, Selman Esmerer, Harun Macit, Hasan Yaşar ve İlyas Tongüç gibi isimlerin yer aldığı Haymana Mutabakatı, 05-06-07 Aralık 2025 tarihli toplantı sonuç bildirisini yayımlamıştı. Haymana Mutabakatı Heyeti Yürütme Kurulu Başkanı Hasan Yaşar’ın yaptığı açıklamada “Milli Görüş, çözülme eşiğinde değil; yeniden uyanışın şafağındadır. Bu çalışma, bir nostalji değil; bir tecdid hamlesinin başlangıcıdır.” diyerek yeni bir partinin sinyalini mi yakmıştı?
“Haymana Mutabakatı Heyeti, 05-06-07 Aralık 2025 tarihlerinde mutabakat üyeleriyle geniş katılımlı bir toplantı gerçekleştirmiştir. Toplantıda Türkiye’de ve dünyada yaşanan gelişmeler detaylı biçimde ele alınmış; Filistin-Gazze, Sudan, Suriye, Doğu Türkistan ve Müslüman ülkeler başta olmak üzere küresel gelişmeler kapsamlı şekilde değerlendirilmiştir.
Bu bağlamda, Batı’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasında insan hakları, demokrasi ve özgürlük söylemleri üzerinden kurduğu; insanlığa kan, gözyaşı, zulüm ve sömürüden başka bir şey getirmeyen bu zorba düzeni, bütün kurum ve kuruluşlarıyla çökmektedir. İnsanlık, yeni bir dünyanın doğum sancılarını çekmektedir. Bu dünya; sevgi, şefkat, hak ve adalet temelinde yeniden şekillenecektir. Bu durum, önlenemez ve ertelenemez bir gerçekliktir.
Yeni bir dünya ancak; yeni değerler, yeni kurumlar ve her türlü zorluk ile engeli aşmaya azmetmiş, sağlam ve sarsılmaz bir inanca sahip insanlar tarafından kurulabilir. Heyetimiz, ülkemiz, bölgemiz ve dünyadaki gelişmelerin günümüz şartları çerçevesinde yeniden yorumlanması gerektiği yönündeki iradesini açık ve net biçimde sergilemiştir. Bu irade; geçmişten geleceğe, ilkesel süreklilik zemininde geleceğin yeniden inşasına yönelen kurumsal ve düşünsel bir hamleyi temsil etmektedir. Milli Görüş, tarihsel olarak yalnızca bir parti tecrübesi değil; hak ve adalet tasavvurunun siyasal biçimidir. Bu hareket, inanç temelli bir ahlâk ve maneviyat anlayışı üzerine inşa edilmiş; inanç, ahlâk ve adalet fikrini devlet, ekonomi ve toplumsal düzen alanlarında somutlaştırmayı hedeflemiştir. Toplantıda yapılan değerlendirmeler ışığında esas hedef; siyaseti yalnızca geçmiş başarıların tekrarı olarak görmek değil, aynı kökten beslenen yeni bir kurumsal güç, yeni bir medeniyet dili ve yeni bir toplumsal dayanışma zemini olarak görmektedir.” temenni ve taleplerini dile getirenlere sormak lazımdı:
1- Mevcut SP yönetiminin hangi yanlış ve yararsız tavırları ve taraftarlıkları yüzünden böyle bir girişime mecbur kalındığı niye açıklanmamıştı?
2- Bu yeni teklif ve tavsiyelerin, Milli Görüş davasının ve Erbakan Hocamızın hangi programları üzerine kurgulanacağı, hangi esasların bırakılacağı ve hangi yeni kurum ve kuralların hazırlandığı? soruları niye yanıtlanmamıştı?
3- Mahmut Arıkan yönetiminin ve YENİ YOL hareketinin, PKK’ya özerklik ve hukuki meşruiyet kazandırılacak “Terörsüz Türkiye” tuzağına kapılmaları ve katkı sunma hazırlıkları da bu talihsiz ayrışmanın gerekçeleri arasında mıydı?
- Bak: https://www.youtube.com/watch?v=VmBN1uvDytc
- BBC NEWS – 28 Kasım 2025
- Mynet Haber – 15.12.2025
- Haberler – 17.12.2025

Şuanda Türkiye’mizde mükemmel bir şeklide cambaza bak oyunu sergilenmekte halk yığın boş beleş gündemlerle meşgul edilirken, ülkemizin altını oyan ve 2. Sevr’in son rütuşlarını yapmaktalardı. Ege ve doğu akdeniz’den, güney sınırımız Suriye ve Irak, kuzeyden Rusya Ukrayna tarafından yani kısaca her taraftan sıkıştırıldıkça sıkıştırılmakta idik. 1. Sevr öncesi bu kadar sıkışıklık yaşamamışızdır ama şuandaki 2. Sevr birincisinden daha korkunç bir hal almış durumdadır. İş yerine sık gelen misafirlerimizden birisi ile Çanakkale ve Yemen’de şehit olan dedelerimiz andığımızda misafirimiz dedi ki; “Ben Ç:anakkale’de şehit olanlara çok kızıyorum” dedi. Tabi ben abiyi tanıdığım için “ne demek istiyorsun abi anlamadım” deyince “kardeşim bu ülkenin sınırları Viyana’da, yemen’de iken neredeydiler büyüklerimizin vardır bir bildiği diye diye düşmanı Çanakkale’ye getirinceye kadar neredeydiler” şuanda da ülkemin geldiği halinde daha kötü bir hali vardı. Bir ülkeye ancak bu kadar kötülük yapılırdı. Ekonomisinden, İç ve dış politikasına, ailevi sosyal alanda devletin elle tutulur hiçbir yanı kalmamıştı. Her yerde bir kokuşmuşluk ve çürümüşlük son safhasını yaşıyordu. Türkiye’miz ya şahlanacak yada bu kokuşmuşluk çürümüşlükle beraber batacaktı. Toplumun çok büyük bir kesiminden gelecek ile alakalı bir beklenti ve ümidi kalmamıştı. Çünkü son 20 yılımızda öyle hale getirildik ki az ümidi kalanlarda bunlar eliyle toptan bitip tükenip gitmişti. Bizim ümit ve beklentimiz vardı, bu millet ne zaman bitti, tükendi, yok oldu denildi işte o zaman tekrar küllerinden doğmayı bilmiş ve becerebilmişti. Şimdi ise tarihinde yaşamadığı kadar kötü bir dönem yaşamaktaydı demekki tarihindeki de en büyük sıçrayış ve yükselişi yapacaktı.
MİLLİ ÇÖZÜMÜN UYARILARI VE HAKLILIĞI
İşin bir başka boyutu ise AKP’nin bile bünyesinden süpürülüp düşürülen ve hiçbir seçime girmeden nasıl bir tabana sahip oldukları bilinmeyen Deva ve Gelecek Partileri ile yeni bir oluşuma katılmalarıydı. O kadar aceleye getirildi ki kayyuma gidilecek iki aylık süre bile beklenilmeden “Yeni Yol” adında bir çatı parti kurmuşlardı. Acaba bu tabanları belli olmayan iki parti ile yola çıkan ve son belediye seçimleri ile %0,5 gibi düşük bir oy almaktan utanmayan Saadet Partisi Yöneticilerinin, kim veya kimler böyle bir yola girmesine sebep olmuşlardı? Ve Saadet Partisi’ni sonu belli olmayan bir maceraya sürükleyenler niçin hâlâ sorgulanmazdı? Bunlar, bu durumun Erbakan Hocamızın kurduğu son partiyi bitirmek olduğunu bilemeyecek kadar akıl fukaraları mıydı, yoksa kasıtlı bir hıyanet planı mı uygulanmaktaydı?https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/saadet-partisi-tekrar-ve-mutlaka-milli-gorusu-temsil-ve-teblig-konumuna-tasinmalidir/ 4 NİSAN 2025
Milli Görüş ve Adil düzen projelerinin tek takipcisi ve savunucusu Milli Çözüm kaldığı birkez daha ispatlanmış bulunmaktadır.Saadet partisi yeni oluşum süreciyle kendi temel fikirlerinden vazgeçerek hükümetin açılım tuzağına çekilmiş etkisiz eleman rolüne sokulmuştur. Kürt meselesi diye meselemiz yoktur. İslam kardeşliği vardır.
ERBAKAN Hocamızın buyurduğu gibi başka çaresi yok anahtarları getirip teslim edeceksiniz. Kurtuluşun kapısını artık Saadet partisi değil Milli Görüşün tek temsilcisi Milli Çözüm tutmaktadır. Çok şükür ki Milli Çözüm varda ülkenin kaotik süreçlerinde istikamet sapmalarında olayların iç yüzünü yansıtarak bizleri aydınlatmaktadır. Yani ülke bağımsızlık bekamızın garantisi Milli Çözümün teşhis ve tedavileridir.
Bu bağlamda, Batı’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasında insan hakları, demokrasi ve özgürlük söylemleri üzerinden kurduğu; insanlığa kan, gözyaşı, zulüm ve sömürüden başka bir şey getirmeyen bu zorba düzeni, bütün kurum ve kuruluşlarıyla çökmektedir. İnsanlık, yeni bir dünyanın doğum sancılarını çekmektedir. Bu dünya; sevgi, şefkat, hak ve adalet temelinde yeniden şekillenecektir. Bu durum, önlenemez ve ertelenemez bir gerçekliktir.
Yeni bir dünya ancak; yeni değerler, yeni kurumlar ve her türlü zorluk ile engeli aşmaya azmetmiş, sağlam ve sarsılmaz bir inanca sahip insanlar tarafından kurulabilir. Heyetimiz, ülkemiz, bölgemiz ve dünyadaki gelişmelerin günümüz şartları çerçevesinde yeniden yorumlanması gerektiği yönündeki iradesini açık ve net biçimde sergilemiştir. Bu irade; geçmişten geleceğe, ilkesel süreklilik zemininde geleceğin yeniden inşasına yönelen kurumsal ve düşünsel bir hamleyi temsil etmektedir. Milli Görüş, tarihsel olarak yalnızca bir parti tecrübesi değil; hak ve adalet tasavvurunun siyasal biçimidir. Bu hareket, inanç temelli bir ahlâk ve maneviyat anlayışı üzerine inşa edilmiş; inanç, ahlâk ve adalet fikrini devlet, ekonomi ve toplumsal düzen alanlarında somutlaştırmayı hedeflemiştir. Toplantıda yapılan değerlendirmeler ışığında esas hedef; siyaseti yalnızca geçmiş başarıların tekrarı olarak görmek değil, aynı kökten beslenen yeni bir kurumsal güç, yeni bir medeniyet dili ve yeni bir toplumsal dayanışma zemini olarak görmektedir.” temenni ve taleplerini dile getirenlere sormak lazımdı:
YA RABBİ AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN ŞU SÖZÜNÜN BİR AN ÖNCE GERÇEKLEŞMESİNİ NASİP EYLE. TÜM MAZLUM MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZ BÜYÜK ACILAR ÇEKMEKTE, GÖZLERİ KULAKLARI İNSANLIĞA SAADET GETİRECEK O KUTLU HAREKETİ BEKLEMEKTE. BÜTÜN İNSANLIĞIN KURTULUŞU İNANIYORUZ ERBAKAN GİBİ LİDERİN ÖNCÜLÜĞÜNDE OLACAK. ERBAKAN HOCAMIZIN EN SADIK TALEBE VE TAKİPÇİSİ, PLAN PROGRAM VE PROJELERİNE VAKIF SADECE MİLLİ ÇÖZÜM ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ VAR. BUNU YILLAR ÖNCESİNDEN GÖREN ERBAKAN HOCAMIZ TRT’DE ŞÖYLE HAYKIRMIŞLARDI;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve Yeni Bir Devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980
SP NİN BU GİDİŞATI : ERBAKAN HOCAYI NEKADAR TERK EDEN SİYASETÇİ VAR İSE,
YENİ YOL ADI ALTINDA, ESKİ YOLDAN(FAZİLET PARTİSİNDEN U DÖNÜŞÜ YAPIP )AYRILAN “YENİLİKÇİ HAREKET” İ TEMSİL EDEN EKİP AKP ZİHNİYETİNE DOĞRU GİDİLMEKTE.!!?
YANİ İKİNCİ!! YENİLİKÇİ HAREKET VAKIASI NA DOĞRU, BABACAN DAVUTOĞLU ARIKAN..
SN. ARIKAN LÜTFEN, ERBAKAN HOCAMIZIN EMANETİ OLAN, MİLLİ GÖRÜŞÜN TEK PARTİSİ SAADET PARTİSİNİ, BOP PROJELERİNDEN UZAK TUTUNUZ , EĞER TUTAMIYORSANIZ, KENDİNİZİ SP DEN UZAK TUTUNUZ.!?
BİR KİŞİ BİLE OLSAN, İYİ Kİ VARSIN MİLLİ ÇÖZÜM!
Yazıdaki mühim yerler:
1. “…Erbakan’ı ve Milli Görüş teşkilatlarını zayıflatmak için Siyonist odaklarca kurulup kullanılan İRANCI Selam-Tevhit hareketini oluşturan bir babanın ocağında yetişen… Suriye’de savaş muhabirliği yaparken IŞİD, Hizbullah, Haşdi Şabi gibi malum örgütlerle görüşen… Sonra pişirilip ehlileştirilip Habertürk’ün başına geçirilen Mehmet Akif Ersoy’dan…”
2. “…halkımız avutulan bu delinmez Çelik Kubbe, taa Ankara’ya kadar gelen başıboş SİHA’yı niye durduramıyordu? Rusya’dan mı, Ukrayna’dan mı fırlatıldığı bilinmeyen bir SİHA Karadeniz’i boydan boya geçiyor… Oradan taa Ankara yakınlarındaki Elmadağ’daki ROKETSAN civarında düşüyordu… Ardından Balıkesir Manyas civarında düşen bir İHA’ya rastlanıyordu. Hangi ülkeye ait olduğu saptanamıyordu. Ve hiç kimsenin haberi bile olmuyordu ve Çelik Kubbemiz fos çıkıyordu…”
3- “…Mahmut Arıkan yönetiminin ve YENİ YOL hareketinin, PKK’ya özerklik ve hukuki meşruiyet kazandırılacak “Terörsüz Türkiye” tuzağına kapılmaları ve katkı sunma hazırlıkları da bu talihsiz ayrışmanın gerekçeleri arasında mıydı…”
Karamollaoğlu’nun gibi SP’ye oy kaybettirmek için HDP’ye yaklaşmasıyla; Arıkan’ın icraatı arasında fark göremiyoruz.
Daha doğrusu “bunu bekliyorduk.”
Malesef işbirlikçiler başa getiren şey tıpkı bananeci halkın seçimlerde yaptığı gibi teşkilatların “Genel Merkez ne derse doğrudur” anlayışı. Çünkü kongrede oradaydık, gücümüzün yettiğince anlattık ama cevap aynıydı.
Sürü olmak veya kulluğu ile haklarını bilen, eleştirebilen bilinçli birey olmak, işte mesele bu.
Yazık ki yazık, oyun oynar gibi oy vermenin sonucu sömürü, ahlaksızlık ve işgal demek aslında. Ve de veballer..
Milli Çözüm Söylenmesi gereken son sözü de söylemiş:
“Terörsüz Türkiye” kılıfına saklanan sinsi ve Siyonist proje BOP’un son aşaması olarak, Türkiye’de özerk bir Kürdistan oluşumuna zemin hazırlama girişimidir. Bunu ismen ve resmen dillendirmeseler de fikren ve fiilen bu şeytani amaç bellidir. Şimdi SP’nin de ortağı olduğu YENİ YOL’un, AKP iktidarının ve Cumhur İttifakı’nın bu tehlikeli taşeronluğuna katkı verecek gafletleri:
– Ülkemize ve geleceğimize hıyanettir.
– Aziz Erbakan Hocamızın onca emeğine, nasihatine ve vasiyetine hakarettir.
– Selçuklu ve Osmanlı tarihimizdeki ve şanlı Kurtuluş Mücadelemizdeki milyonlarca şehidimizin emanetini zayi etmektir.
Bakınız: https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/bopun-son-asamasi-terorsuz-turkiye-masaliyla-ozerk-kurdistana-hukuki-zemin-hazirlanmasi-ve-spli-yeni-yolun-bu-hiyanete-ortak-yapilmasi/
28 Aralık 2025 tarihinde yapılan Elazığ İl Divan Toplantısında konuşmacı olarak katılan Saadet Partisi Tanıtma ve Medya İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yılmaz, konuşmasında:
“Çözüm Sürecini desteklediklerini, ancak bu konuda Cumhur İttifakının tavrını samimi bulmadıklarını” ifade etmişti.
Konuşma bitince bir şekilde Mustafa Yılmaz’ın yanına giderek:
“Erbakan Hocamızın Çözüm Süreci ile ilgili; Türkiye’yi bölüp İsrail’e vilayet yapmak projesi olduğuna dair açık ve net beyanlarına rağmen, siz nasıl olur da hala “Çözüm Süreci” diye hıyanet projelerini desteklediğinizi söylüyorsunuz?” diyerek soru sordum.
Sorum karşısında Mustafa Yılmaz, konuşmasındaki “Çözüm Sürecini desteklediklerini, ancak bu konuda Cumhur İttifakının tavrını samimi bulmadıkları” cümlelerini tekrar edince, sert bir şekilde “Erbakan Hocamızı AÇILIM SENARYOLARI gibi hıyanet projelerine bulaştırmayın” diyerek oradan ayrıldım.
Milli Çözüm’ün yıllardır uyardığı gibi;
acaba ülkeyi yönetenler ne yapmaktaydı. İç temizlik filmini oynatarak halkı avutmakta bunların birbirlerine olan kinini de onaylamaktaydı.
Bunlar yaşanırken Yeni Yol’un kuyruğuna takılmış SP ise tarihimize, Erbakan hocamızın mirasına yakışmayan eylemler gerçekleştirmekte ve Cumhur ittifakına yaranmaktadır.
Haymana mutabakatına ilişkin makalenin sonunda sorulan sorular çok haklıdır. Bunlar ;
bu sorulara da acilen yanıt vermeleri gerekmektedir.
Bir devletin stratejik, askeri savunma refleksi, potansiyeli ve varlıkları, ne kadar güçlü ne kadar etkin olursa olsun, eğer bu gücü yönetecek ve gerekli hedeflere yönlendirecek liyakatli, birikimli, bağımsız bir karar mekanizması ve milli bir zihniyet unsuru yoksa, bu imkan ve kabiliyetlerin hiçbir önemi yoktur..
Ancak, Hakka tabi olan bir zihniyetin, elindeki kuvvet tesirini gösterecek ve dış unsurları, bütünüyle etkisiz kılacak bir askeri, dilomatik iradeyi etkili hale getirecektir..
Aksi takdirde kuvveti üstün tutan, Siyonizmin Batı ikliminde yeşeren, işbirlikçi bir yönetim anlayışı böylesi askeri savunma unsurlarını, milli ve bağımsız bir şuur ile yönetme iradesini ortaya koyamayacaktır..!Zaten sonuç da ortadadır.
“At sahibine göre kişner”! Atasözünde vurgulandığı üzere at da bellidir, sahibi de bellidir..!
Yenilikçilik açılımıyla Milli Görüş ten kaçıp ABD-İsraile yanaşan işbirlikçi Akp anlayışı madden ve manen Türkiye’mizi uçurumun kenarına getirmiş durumdadır. Mevcut SP yönetimi de Yeni-yol safsatasıyla Milli Görüşün tek adresi SP yi Cumhur ittifakı na angaje etmeye çalışarak Erbakan ve Adil Düzen inancını unutturup Beton Dökme gayreti içerisinde olsalar da; Şehitlerin ve bir avuç Sadıkların Hümetine Sünnetullah gerçekleşecek , Siyonizm yıkılıp Milli Çözüm eliyle ADİL DÜZEN mutlaka kurulacak inşallah…
İNSANLIĞIN DÜŞTÜĞÜ ŞU ZULÜM VE ESARETTEN – FAKİRLİK VE SEFALETTEN – EZİLMİŞLİKTEN – KAHREDİLMİŞLİKTEN KURTARAMAYAN İLİMLER İLİM ZANNEDİLENLER SADECE EDEBİYATTIR!..
Evet makale; uyuyanı – dalanı – kafası karışanı – temel olan konuları kamufle etmek üzere gündeme getirilen medya manipülasyonlarının oyununa getirilmelerle umudunu yitirenleri aydınlatan uyandıran kafasındaki karışıklıklarını gideren, bu ülke ve insanlık artık düzelmez böyle gelmiş böyle gider diye umutlarını yitirenlere umut ve heyecan aşılayan ve en önemlisi sabah namazına kalkmak için bir tane UYANIK olması yeterli olduğu gibi ülkemiz ve insanlığın gidişinin hem farkında olan hem de farkındalıklarına çare ve çözüm olacak inanç – hazırlıklara – projelere sahip olduğu gerçeğini anlıyoruz. Yüreklerimize su serpiliyor ve oh be çok şükür diyerek Aziz Erbakan Hocamızın devamı takipçisi ve talebesi olmayı tescilleyen bir makaleyle karşı karşıya olduğumuzu anlıyor ve ümidimiz heyecanımız zirve yapıyor. Elhamdülillah.
Evet Saadet Partisi , YENİYOL grubuna dahil edilerek yani Bilderbergci Babacanlara ve CFR’ci davultozlarının kafesine girilmiş olduğunu görüyoruz ve Saadet Partisi kurmaylarından artık ümidimizi inancımızı kaybetmiş durumdayız. Temel Karamollaoğlu yerine zorla ve büyük bir gayretle bıraktığı şahısın da bir zamanlar ölmeseydi AKP’nin saflarına katma gayreti güden Oğuzhanların amacına uygun bir Genel Başkan bıraktığı YENİYOL grubuna takılarak ve yaptığı eylemlerle anlaşılmakta ve tescillenmektedir.. Milli Çözüm’ün sayesinde bu tür yanlışlıkların farkına varan yeni bir oluşum ve grub ekip oluşturanların ise niyetlerinin ve samimiyetlerinin de olmadığı ortada. Makalenin sonunda o kesime de sorulan 3 soru onlarında ayarını niyetini amaçlarını deşifre edici sorular olduğu anlaşılmaktadır. İyi ki varsın Milli Çözüm. Milli Çözüm olmasaydı nerde bir salatalık görsek tuz alıp koşacaktık ve dünya hayatımız boşa heder olacaktı dolayısıyla ahiretimiz de berbat ve perişan olanların safında olacaktı… Rabbimize sonsuz şükürler ediyoruz Milli Çözüm’ü buldurdu tanıttı… Milli Çözüm günümüzde Milli Görüş’ü ve Aziz Erbakan Hocamızın projelerini öğretilerini ve öğütlerini takip eden hayata hakim kılma yolunda gayret ve çabasını hiç yorulmadan yılmadan devam ettiren harekettir gerçeğini bu makale ile bir kez daha gördük.
MİLLİ ÇÖZÜM’ÜN VE Makalenin Kıymetli Yazarının HAYMANA MUTABAKATI HEYETİNE sorduğu şu soruları tekrar burada hatırlatmayı yararlı görüyorum:
1- Mevcut SP yönetiminin hangi yanlış ve yararsız tavırları ve taraftarlıkları yüzünden böyle bir girişime mecbur kalındığı niye açıklanmamıştı?
2- Bu yeni teklif ve tavsiyelerin, Milli Görüş davasının ve Erbakan Hocamızın hangi programları üzerine kurgulanacağı, hangi esasların bırakılacağı ve hangi yeni kurum ve kuralların hazırlandığı? soruları niye yanıtlanmamıştı?
3- Mahmut Arıkan yönetiminin ve YENİ YOL hareketinin, PKK’ya özerklik ve hukuki meşruiyet kazandırılacak “Terörsüz Türkiye” tuzağına kapılmaları ve katkı sunma hazırlıkları da bu talihsiz ayrışmanın gerekçeleri arasında mıydı?
Evet bu soruların cevaplarını mutlaka vermeli o “Haymana Mutabakatı Heyeti”!..
Tüm dünyada barış ve bereket üzerine kurulu yeni bir medeniyet kurma düşüncesi ve hazırlığı olmadan, ülkemiz bölgemiz ve insanlık alemi bugünkü zulüm ve sömürü çarkından nasıl kurtulacağına ve kurtulması gerektiğine yönelik gaye taşımayanların fikirleri gayretleri koşturmaları beş para etmez edebiyattan öte gitmez…!!!
Artık Adil Düzen’e inanan ve onu uygulayacak olan ülkemizde ve yeryüzündeki barış ve bereketi sağlayacak ADİL DÜZEN’İN kurumlarını kurallarını kavramış anlamış içine sindirmiş olanların devranı başlamalı ve başlayacağına inancımız sonsuzdur inşaallah. Ümmeti bu zulüm ve esaretten, bu fakirlik ve sefaletten bu ezilmişlikten bu kahredilmişlikten kurtaramayan, ilimler ilim zannedilenler sadece EDEBİYATTIR. Kur’an’ın Mü’minun Suresi 3. ayetinde rabbimiz buyurur ki: “(Öyle mü’minler ki) Onlar lağviyattan (boş sözlerden ve nahoş işlerden, ömür ve gönül çürütücü ekran seyirlerinden) yüz çevirenler (hayırlı ve ihtiyaç karşılayıcı eylemlere yönelenler)dir. (Bütün okullarda, devlet kurumlarında, özel girişim ortamlarında, televizyon ve internet yayınlarında; yararsız, ayarsız ve hayâsız program ve davranışlardan vazgeçerek, her türlü gereksiz ve erdemsiz tavırlara, beyin ve vakit israfına muarız olup=itiraz edip bunlara muhalefete ve mücadeleye girişen, böylece verimli bir üretim sürecini ve sistemini gerçekleştirenlerdir.)” (BAK: http://www.mealikerim.com/23/muminun/3 )
Yani onlarca yüzlerce cemaat tarikat ulema alim prof şeyh molla hacı hoca takımları olduğu halde şu yaşadığımız Siyonizm’in sömürü sistemi ve düzeninin yıkılması çökertilmesi yerine bütün insanlığın madden ve manen saadet huzur onur bulacağı bir proje düzen sistem hazırlığı bulunan geçtim hazırlığı bulunanı DERDİ TASASI AMACI GAYESİ olan bir tane var mı bir tane olmaz mı yahu!? Malesef yok… Bu derdi gayesi tasası inancı hazırlığı olan günümüzde sadece Milli Çözüm var. O hazırlığa ulaşmak bilgi sahibi olmak isteyenlere hatırlatmış olayım şu linkten ulaşabilirsiniz.
https://www.millicozum.com/mc/kitaplar/tek-ilmi-ve-evrensel-proje-adil-duzen-ve-yeni-bir-dunya/
ADİL DÜZEN KURULMADAN OLMAZ
Tüm yaşananlar ve çıkmazlar birkez daha göstermiştir ki, Merhum Erbakan Hocamızın hazırladığı, Milli Çözüm ve Ahmet Akgül Hocamızın tüm detaylarıyla program haline getirdiği Adil Düzen kurulmadan ve yürürlüğe girmeden; başta ülkemiz olmak üzere, tüm dünyada mazlumların, ümmetin ve insanlığın kurtuluşa ulaşması mümkün olmayacaktır. Şimdi Milli Çözüme neden bu kadar saldırıldığını ve engellenmeye çalışıldığını daha iyi anlıyoruz. Bu gerçekleri cesaretle ve büyük bir inanç ve kararlılıkla dile getirip tüm insanların Hak yola yönelmeleri ve kurtulmaları için mücadele eden, Milli Görüş ve Erbakan Hocamızın belirlediği istikamette ilerleyen Milli Çözüm şuurlularına ve yiğitlerine tebrik ve teşekkürlerimi arz ediyorum.
En Önemli Gerçekleri Anlatan Sadece Siz Kaldınız!
En hayati gerçekler; medyanın uyuşturucu etkisi ve malum figürlerin manipülasyonlarıyla ustaca karartılıyor. Sizin varlığınız; devlet içindeki vicdan sahibi isimler ve duyarlı vatandaşlar için adeta zifiri karanlıkta yol gösteren bir fener niteliğindedir.
Bugün, en önemli gerçekleri tüm çıplaklığıyla yazan, anlatan ve çözüm sunan sadece siz kaldınız. Bir yanda Kürdistan’ın altyapısı oluşturulup Karadeniz’de gemilerimiz vurulurken, diğer yanda ‘çelik kubbe’ söylemleri içi boş birer vaat olarak havada kalıyor. Tüm bu sorunların ana kaynağı olan Cumhur İttifakı’na katılmak için Arıkan’ın yeşil ışık yakması ise Aziz Erbakan Hocamızın onca emeğine, nasihatine ve vasiyetine açık bir hakarettir.
Bugün büyük bir cesaret ve ferasetle dile getirilen bu hakikatlere sırt dönmek, basit bir hata değil; memleketin yarınlarına karşı işlenmiş ağır bir vebaldir. Uyarıları ve çözüm yolları zaman içinde defalarca doğrulanmış bu kaynağa bugün taraf ve tâbi olmamak; aynı hataları bile isteye tekrarlamak, yani ülkenin geleceğine hıyanet etmektir.
ÜLKEMİZ DÖRT YANDAN SARILMIŞKEN!
Oysa “Terörsüz Türkiye” kılıfına saklanan sinsi ve Siyonist proje BOP’un son aşaması olarak, Türkiye’de özerk bir Kürdistan oluşumuna zemin hazırlama girişimidir. Bunu ismen ve resmen dillendirmeseler de fikren ve fiilen bu şeytani amaç bellidir. Şimdi SP’nin de ortağı olduğu YENİ YOL’un, AKP iktidarının ve Cumhur İttifakı’nın bu tehlikeli taşeronluğuna katkı verecek gafletleri:
– Ülkemize ve geleceğimize hıyanettir.
– Aziz Erbakan Hocamızın onca emeğine, nasihatine ve vasiyetine hakarettir.
– Selçuklu ve Osmanlı tarihimizdeki ve şanlı Kurtuluş Mücadelemizdeki milyonlarca şehidimizin emanetini zayi etmektir.
…
1- Mevcut SP yönetiminin hangi yanlış ve yararsız tavırları ve taraftarlıkları yüzünden böyle bir girişime mecbur kalındığı niye açıklanmamıştı?
2- Bu yeni teklif ve tavsiyelerin, Milli Görüş davasının ve Erbakan Hocamızın hangi programları üzerine kurgulanacağı, hangi esasların bırakılacağı ve hangi yeni kurum ve kuralların hazırlandığı? soruları niye yanıtlanmamıştı?
3- Mahmut Arıkan yönetiminin ve YENİ YOL hareketinin, PKK’ya özerklik ve hukuki meşruiyet kazandırılacak “Terörsüz Türkiye” tuzağına kapılmaları ve katkı sunma hazırlıkları da bu talihsiz ayrışmanın gerekçeleri arasında mıydı?
Vatanımız; Cumhur İttifakının dalaleti ile kuşatılmış durumdayken, “Terörsüz Türkiye” masalı ile parçalanmanın eşiğine gelmişken, mevcut siyasi partiler bu duruma ciddi bir tepki vermeyerek veya bizzat destek vererek ülkemizin geleceğine hıyanet etmektedir.
Milliciler bu duruma daha fazla sessiz kalmayacak yeni bir Erbakan istismarına göz yummayacak ve SP’yi rayından çıkarmak isteyen münafıklarq da göz açtırmayacaktır!Ülkemiz bu işbirlizihniyetlerden çok yakında kurtulacaktır.
Ardından ise Erbakan Hocamızın hazırlıyıp ilgili birimlere teslim ettikleri üstün teknolojik silahlar devreye girecektir.
Artık Adil Düzene inanan ve onu uygulayacak olan, ülkemizde ve yeryüzünde gerçek barış ve bereketi sağlayacak Adil Düzenin kurumlarını, kurallarını kavramış, anlamış, içine sindirmiş olanların inşallah devranı başlayacaktır.
Artık ülkemizin, bölgemizin ve insanlık aleminin Erbakanca bir duruşa ve Milli Çözüm açılımına şiddetle ihtiyacı vardır.
Bütün bu harika hazırlıklar kesinlikle güdük kalmayacak ve boşa çıkmayacaktır. Bu üstün teknoloji ve insani projeleri uygulayacak ekipçiler, takipçiler elbette görevini yapacak ve Erbakan’ın Milli Görüş davası Milli Çözüme inananlar eliyle inşallah çok yakın bir gelecekte hedefine ulaşacak.
Türkiye’nin ve tüm dünyanın şu an içinde bulunduğu ateş çemberine ve aslında siyonizmin Armageddon dediği ama inşallah sonlarını getirecek kaosun ne kadar yaklaştığını görmek ve mümin feraset ile fark edebilmek ve buna göre de tedbir alabilmek zorundayız. Zira bunu yapmazsak ve imanı bir şuurla hareket etmezsek ne yazıkki uyandığımızda çok geç olabilir.