SONSUZ CENNET HAYATI
VE
KUSURSUZ TABİATI
Yüce Rabbimizi tanıyıp, Elçilerine tâbi olmak… Küfür ve kötülükten sakınıp olgun ve dolgun kul olmak… Dünyada izzet ve hürriyete, ahirette cennet ve rü’yete ulaşmak için ve imtihan olunmak üzere yaratılıp gönderildiğimiz bu dünya hayatı hem çok kısadır, hem de pek çok sıkıntı ve sorunlar barındırmaktadır. Aklını ve vicdanını kullanıp Allah’a iman ve itaat eden, ailesine, çevresine ve herkese iyilik ve yardım gayreti güden, başkalarına her türlü zulüm ve zahmetten, haksızlık ve ahlâksızlık girişiminden sakınıveren iyi insanlar; bu dünyada vicdan huzuru ve iman onuru içinde yaşayıp, öldükten sonra da sonsuz ve kusursuz cennet hayatına kavuşacak, orada her türlü mutluluğu yaşayacak ve daha da ötesi, Allah’ın hoşnutluğuna ulaşacaklardır. En güzel ve en mükemmel yaratılıp donatılmış bir tabiat ortamında, muhteşem sarayların arasında ve mükellef sofraların başında… En temiz ve en leziz kuş etleri ve kebap çeşitlerinin, tarifsiz meyve ve sebzelerin ve cennet içkilerinin sunulduğu… Gılmanların ve Vildanların hizmet için koşuşturduğu… Her türlü üzüntü ve endişenin sonsuza dek kaybolduğu bir CENNET’i ve AHİRET’i yok sayanlar ne kadar bahtsız ve zavallı insanlardır. Ömrünün bir kısmını inkâr ve günahlarla geçirse bile, Yüce Mevlâ’nın af ve mağfiretine sığınıp tevbe edenlerin bağışlanacağı müjdesine kulak asmayanlar… Geçici bir dünyanın fani rahatlığı için ebedi hayatını riske atanlar ne kadar acınası mahlûklardır!..
Cennet Ortamı ve Aile Hayatı
İnsanlarda binlerce hissiyat ve pek çok duygular vardır. Allah bu duygu ve arzuların tamamını ahirette doyuracak olan mükemmel imkânları ve nimet sofraları hazırlamıştır. Bu nedenle akli, hissi, kalbi ve nefsani olsun, her türlü arzu ve ihtiyaçlarımızı Allah’ımız ihmal etmeden doyuracaktır. Yeter ki bu dünyada bu hisler ve istekler için Allah’ın koyduğu sınırlara riayetkâr olalım. Mükemmeliyetin ve güzelliğin her türlüsüne meyilli olan ve en yüksek mertebeleri aşk derecesinde arzulayan insan için Kur’an-ı Kerim’de Cennet nimetleri hakkında detaylı bilgiler verilmiş ve onun da ötesinde Allah’ın rızası vadedilmiştir. Ruhani ve nefsani bütün nimetleri içinde barındıran Cennet, aynı zamanda bedeni ve cismani bütün lezzetlerin de tatmin mekânıdır. Yemek, içmek ve evlenmek cennetin en yüksek nimetleri sırasında gösterilmiştir. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerin beyanına göre; dünya hayatında kurulan aile hayatları, eşlerin her ikisi de cennete liyakat kazanmaları halinde ebediyen beraber olacak ve karı koca münasebetleri sonsuza kadar cennette devam edecektir. Ancak imandan nasibi olmayan ve inkâr üzerine ölen eşler, Hz. Nuh ve Hz. Lut (AS)ların hanımları ve Asiye’nin kocası olan Firavun gibileri ebediyen eşinden ayrı kalacak ve inkârlarının karşılığı daimi olarak cehennemde azap çekeceklerdir. İman ve salih amellerinden dolayı cennete giden mü’min kadınları Cenab-ı Hak rahmet ve kudretiyle her türlü dünyevi arızalardan arındırarak tertemiz eşler suretinde; mü’min, müstakim ve mücahid kocalarına iade edecektir. Hurilerden daha güzel olarak yeniden yaratılan o dünyalı kadınlar eşlerine ebedi bir hayat arkadaşı olacak ve hurilere sultan yapılacaktır. Hiçbir kıskançlık ve rekabet duygusu olmaksızın sonsuza kadar sevdikleriyle birlikte Cennetten istifade edip huzurlu ve onurlu bir hayat yaşayacaklardır. Dünya hayatındayken evlenemeden ahiret âlemine göçen, iman etmiş erkek ve kadınlar da cennette evlendirilecek ve orada evlenmemiş kimse kalmayacaktır.
Kuşkusuz cennette her lezzetin ve faziletin yanında cinsi ilişki de vardır. Kur’an’da kişilerin eşlerinden ve ayrıca hurilerden bahseden ayetler, dolayısıyla bu tür birliktelikten de söz etmiş olmaktadır. Arap edebiyatında 40-70 gibi sayılar daha çok bir şeyde fazlalığı ifade etmek için kullanılır. Çokluktan kinayedir; yani cennet ehli her arzu ettikleri yerde eşleri hazır olacak anlamındadır. Hadislerde cinsi münasebetin dünyadakinden daha lezzetli olduğunun ifade edilmesi için, onun önemli bir unsuru olan “cinsel güçle” açıklanmıştır. Abdullah bin Abbas’ın, “Cennetin hiçbir nimeti dünyanınkine benzemez. Yalnız bir isim benzerliği vardır” şeklindeki ifadesi, cennetteki evlilik nimeti için de geçerlidir. Sonsuz bir hayatta ve sırf dostlar için hazırlanmış bir mutluluk diyarındaki lezzetlerin derecesi her türlü tanımlamanın üstünde ve ötesindedir. Oradaki güzellikler hadislerde ifade edildiği üzere; ne bir göz görmüş, ne bir kulak işitmiş, ne de bir kimsenin aklından, hayalinden geçmiştir.
Cenneti dünya kıyasıyla tam anlayamadığımız için bazı sorular aklımıza gelebilir, bu normaldir. Cennette insan bir anda pek çok yerde bulunabilecek, her insana altından şarıl şarıl sular akan bağlar ve saraylarla dolu dünya kadar geniş bir yer verilecektir. İnsanın istediği her şey anında olacağı gibi, istemediği hiçbir şey de görülmeyecektir. Cenneti dünyanın ölçüleriyle anlamak mümkün değildir. Anne karnındaki çocuğun, aklı ve duyması olsa ona dünya hayatını anlattığımız zaman anlaması nasıl mümkün değilse, bu dünya da cennete göre anne karnı gibidir. Anlamamız mümkün değildir. Bu nedenle anne karnında sadece göbeğinden beslenen bir insan, dünyaya geldikten sonra gözü, kulağı, ağzı, dili vs. pek çok uzvuyla çeşitli nimet ve lezzetlerden istifade etmektedir.
Cennet, Her Türlü Saadet Diyarıdır!
Yâsin Suresi 55. ayette Yüce Allah şöyle buyuruyor; “Gerçek şu ki o gün cennet halkı, (tadılacak nimetlerin ve yaşanacak zevklerin en güzeline kavuştukları için) ‘sevinç ve mutluluk dolu’ sürekli bir meşguliyet içindedirler.” Rahmân Suresi’nde ise şöyle buyruluyor; “O cennetlerde gözlerini kocalarından başkasına çevirmeyen (öyle güzel) hanımlar vardır ki, kocalarından önce kendilerine ne bir insan dokunmuştur ne de bir cinn… Onlar yakut ve mercan gibidirler.” Cinselliğin insan hayatında önemli bir yer tuttuğu şüphesizdir. Kur’an’da vurgulandığı üzere karşı cinsler hayatlarını birleştirmekle bedeni ve ruhi tatmine erişmektedir. Aynı tatminin uhrevi hayatta da devam etmesi tabiidir. Cennet tasviri ile ilgili çeşitli ayet ve hadislere göre, cennette hem dünya kadınları hem huriler bulunacaktır. Ayetlerde geçen “tertemiz zevceler” ifadesi, hurilerle birlikte dünya kadınlarını da kapsamına almaktadır. Zuhruf Suresi 71. ayette Yüce Allah; “Orada cennette, nefislerin arzu ettiği ve gözlerin hoşlandığı her şey vardır. Ve siz orada ebedi kalacaksınız.” buyurmaktadır. Cinsellik de nefislerin arzu ettiği şeyler arasındadır. Dolayısıyla ayet, cennette cinsel hayatın da bulunduğunu aktarmaktadır. Cennete giriş öncesinde mü’minlere uygulanacak bedeni ve ruhi arındırma operasyonu sonunda kadınların cinsi hayatlarını olumsuz etkileyen ve mutluluklarını bölen fizyolojik arızaların ve ruhi depresyonların tamamen giderileceği anlaşılmaktadır. Çeşitli ayet ve hadislerde cennet kadınlarının güzelliği, zarafeti ve çekiciliği konusunda canlı tasvirler yapılmaktadır. Bir rivayette huriler kendi ayrıcalıklarından söz edecekleri bir sırada, cennetteki dünya kadınları dünya hayatında işledikleri güzel ameller sebebiyle onlardan üstün olduklarını ifade edecekler ve onları susturacaklardır.
Bir erkeğin kaç eşe, özellikle kaç dünya kadınına sahip olacağı hususunda farklı görüşler ileri sürülmesine rağmen, bu konuda sahih rivayet Buhari ile Müslim’de yer alan hadis olmaktadır. Buna göre cennetteki her erkeğe zarif ve şeffaf tenli iki kadın verilecek ve orada evlenmemiş kimse kalmayacaktır. Kadınların ikisi de huri veya dünya kadını olabileceği gibi, birinin huri birinin de dünyalı olması muhtemel sayılmıştır. Cennetteki cinsi hayatla ilgili tasvirlerde güzellik, çekicilik ve benzeri faktörler kadınlara nispet edildiği halde bu tür tasvirlerin sağladığı özendirici sonuç ve avantajların genellikle erkekler için söz konusu edildiği ve kadının adeta erkeğin zevklerini tatmin eden bir vasıta olarak gösterildiği şeklinde bir itirazın ileri sürülmesi yanlıştır. Arap dilinde kadınlı erkekli bir topluluğa hitap edilirken veya onlara yönelik açıklamalar yapılırken müzekker (eril sigaların) kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca hemen bütün toplumların sanat ve edebiyatlarında kadın, zarafet ve cazibenin odak noktası olarak kabul edilmiştir. Aşk şiirleri ve diğer sanat alanlarının ana teması kadınlar olmuşlardır. Büyük bir çoğunlukla kadın; talep eden değil, talep edilen konumunda bulunmaktadır. Aynı üslup ve yaklaşımın cennetteki cinsi hayatın tasvirinde de hâkim olduğu anlaşılmaktadır. Kimsenin bekâr kalmayacağı, cennet hayatında erkeğe biri dünya kadını, biri de huri olmak üzere en az iki eş verileceği halde kadının birden fazla kocaya sahip bulunmaması da aynı temaya bağlı olmalıdır. Bu durum fıtrata (Yaratılış Kanunlarına) da uygun bulunmaktadır.
Gerçekten dünya hayatında kadın psikolojisi üzerinde sürdürülen çalışmalardan, yapılan anket ve araştırmalardan onun monogam olduğu, yani gönül ve hayal âleminde sadece bir erkeğe yer verdiği anlaşılmıştır. Bu aynı zamanda insan türünün devamını sağlayan ana rahminin korunması, dolayısıyla nesebin tayini ve neslin bekâsı için de lazımdır. Zaten asıl amaç, cismani zevkler sağlayan cennet nimetleri değil Allah’ın rızasıdır. Bedeni ihtiyaçları gideren ve cismani zevkler sağlayan cennet nimetleri, aslında cennet sakinleri için bile amaç değildir; ulaşılmak istenen asıl hedef Allah’ın rızasıdır. İnsan için bu rızaya nail olmak, Allah’ın Kendi katından bedene bahşettiği ruhu yine O’na yöneltmek, O’nu müşahede etmek, O’nunla konuşmaktır. Müslümanlar arasında minnet ve şükran duygularını dile getirmeye vesile olan en samimi ve en yaygın dua ifadesi, Allah razı olsun cümlesidir. Allah’ın dostları; O’na en yakın olan, O’nun rıza ve muhabbetini kazanan, O’nu gönülden sevip rıza ve teslimiyetle en büyük mutluluğa erenlerdir. Cennet ve Allah rızası münasebetini dile getiren bir ayette; “Allah mü’min erkeklerle mü’min kadınlara içlerinde ebedi kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler, Adn bahçelerinde güzel meskenler vadetti. Allah’ın rızası ise hepsinden daha üstündür. İşte en büyük saadet budur.” denilerek uhrevi saadetin bu manevi unsurunun maddi içerikli kavramlarla anlatılan diğer bütün nimetlerden daha değerli olduğu açıkça ifade edilmiştir. Fecr Suresi’nin sonunda ise; “Ey huzura kavuşmuş insan, sen O’ndan razı-hoşnut, O da senden razı-hoşnut olarak Rabbine dön, seçkin kullarım arasına katıl ve cennetime gir.” denilmiştir. Sahih hadislerde belirtildiği gibi bütün mü’minler cennetteki yerlerini aldıktan sonra, Cenab-ı Hak kendilerine hitap ederek hallerinden memnun olup olmadıklarını soracak, onlar da son derece memnun olduklarını ifade edeceklerdir. Bunun üzerine Allah, “Size bundan daha değerli bir şey veriyorum, size rızamı lütfediyorum ve artık size gazabımın bir daha dokunmayacağını müjdeliyorum” diyecektir. Cennet, dolayısıyla cehennem ve ahiret hayatı sadece ruhlar âleminde değil; ruh ve bedenden oluşan, ayrıca bağ, bahçesi, nehri, yapısı ve benzeri bulunan bir maddeler ve realiteler dünyasında başlayıp devam edecektir. Sadece Kur’an ayetleri çerçevesinde bile mevcut nassların içerdiği maddi unsurları manevi ve ruhi anlatımlar veya sembollerle tevil etmek mümkün değildir. İmam-ı Gazzali, cennet zevklerinin; hissi, hayali ve akli olmak üzere, üçe ayrıldığını ve herkesin kendi kabiliyetine göre bunların tamamından veya bir kısmından faydalanacağını kabul etmiştir. Dünya hayatında özellikle hayali ve akli zevklerin kusuru olan kesintiler ahirette bertaraf edilip bu zevkler süreklilik kazandığında son derece cazip olurlar.
Cennette Kötülük Bulunmayacaktır!
Hadislerden anlaşıldığına göre cennette her bir insana 500 senelik, tahminen yeryüzü kadar bir yer verilecektir. Bu kadar geniş bir yerde ve bütün dostlarıyla beraber olacağı âlemde, kendi hususi dairesi ve özel saltanat bölgesi de ayrıdır. Bununla beraber bütün kötü huyların cennette hiçbir yeri olmayacaktır. Bu nedenle kıskançlık olmayacağı gibi, helali olmayana şehveti de bulunmayacaktır. Nitekim gözü olmayan göremiyor, duyması olmayan duyamıyor. Gözü olmayan birinin size bakmasından rahatsız olmayacağınız, henüz şehevi duygusu gelişmemiş bir çocuğun, annenizin veya kız kardeşinizin yanında olmasından endişe duymayacağınız açıktır. Demek ki cennette kötü düşünce ve huyların yeri yoktur. Onlar bu âlemde imtihan için verilmiştir. Cennette imtihana gerek olmadığından kötülüklerin ve şeytanların yerleri de yoktur. Sadece helaline olan şehvet duygusu başkasına kapalıdır. Bu nedenle kimse kimseden rahatsız olmayacaktır.[1]
Cenab-ı Hak Cenneti ve mutlu mü’minleri Kur’an’da şöyle anlatmaktadır:
67- (Mahşerde) Müttakiler (küfür ve kötülükten sakınan mü’minler) hariç olmak üzere, o gün (dünyadaki) dostlar (artık) birbirlerine düşmandırlar.
68- “Ey (müttaki) kullarım, bugün sizin için ise (asla) korku yoktur ve siz mahzun da olmayacaksınız.”
69- “Ki onlar, Bizim ayetlerimize (ve Kur’ani hükümlerimize) gerçekten iman edip (gereğini yapanlar ve samimiyetle) Müslüman olanlardır.”
70- “(Haydi) Siz ve eşleriniz cennete girin; (orada) sevinç içinde ağırlanacaksınız.”
71- “Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı her şey vardır. Ve siz orada süresiz kalacaksınız.”
72- “İşte, (dünyada iman, itaat ve cihadla) yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur” (diye müjdelerle karşılanacaklardır).
73- “Orada sizin için pek çok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz (sonsuz ve kusursuz bir mutluluğa kavuşacaksınız).”
74- Şüphesiz suçlu-günahkârlar (münkir ve mücrim kullar ise), cehennem azabı içinde süresiz kalacaklardır.
75- Onlardan (azap asla) hafifletilmeyecektir ve orada onlar (kurtuluş ve huzur) umutlarını hepten kaybetmiş (kimseler olacaklardır).
76- Biz (böyle yapmakla) onlara zulmetmedik (zulmetmeyiz); ancak onların kendileri zalimlerdir (ve bunlar cehenneme müstahaktır).
77- (İnkârcılar, münafıklar ve zulüm yapanlar cehennem yetkilisine:) “Ey Malik (söyle), Rabbin bizim işimizi bitirsin (ve öldürüp yok etsin!)” diye seslenip (yalvaracaklardır.) O ise: “Gerçek şu ki siz (burada ebediyyen) kalacaksınız (ve bu azaba mecburen katlanacaksınız)!” diyerek (onları susturacaktır).
78- “Doğrusu (dünyada iken) size Hakkı getirmiş (Kur’an’la ve Resulüllah’la sizi uyarmıştık); fakat çoğunuz Hakk’tan hoşlanmadınız (ve Ondan nefretle uzaklaştınız).”
79- Yoksa onlar, (İslam nizamı gelmesin ve zulüm düzenleri devam etsin diye) işi sıkı mı tuttular (çok etkin ve kesin tedbirler mi aldılar, buna mı güveniyorlar)? İşte şüphesiz Biz de (işimizi ve tedbirlerimizi) sıkı tutanlarız. (Küfür ve kötülük iktidarını yıkmaya kararlıyız.) (Zuhruf: 67-79)
Her arzusuna anında ulaşacağı… Hiçbir sıkıntı ve sorunla asla karşılaşmayacağı… Bütün Enbiya ve Evliya ile dostluklar kurup onların ziyaretlerine varacağı… Dahası, Allah’ın rızasına, rıdvanına ve rü’yet (misilsiz Cemalinin tecellisini görme) bahtiyarlığına kavuşacağı… Böylece sonsuz ve kusursuz bir saltanat hayatı yaşayacağı CENNET’i kazanmak için; iman, ibadet, istikamet, dini ve insani gayret gibi hayırlı ve yararlı şeyleri bırakıp; inkârcılık, münafıklık, fasıklık, (günahkârlık ve zulümkârlık) peşine düşüp, korkunç azap ve İlahi gazap zindanı olan CEHENNEM’e gidenler ne kadar akılsız ve vicdansız insanlardır!
- https://www.youtube.com/watch?v=QNLR0XUaUwg

Fecr Suresi’nin sonunda ise; “Ey huzura kavuşmuş insan, sen O’ndan razı-hoşnut, O da senden razı-hoşnut olarak Rabbine dön, seçkin kullarım arasına katıl ve cennetime gir.” denilmiştir. Sahih hadislerde belirtildiği gibi bütün mü’minler cennetteki yerlerini aldıktan sonra, Cenab-ı Hak kendilerine hitap ederek hallerinden memnun olup olmadıklarını soracak, onlar da son derece memnun olduklarını ifade edeceklerdir. Bunun üzerine Allah, “Size bundan daha değerli bir şey veriyorum, size rızamı lütfediyorum ve artık size gazabımın bir daha dokunmayacağını müjdeliyorum” diyecektir.
https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/sonsuz-cennet-hayati-ve-kusursuz-tabiati/
Bu makale, cennetin kusursuzluğunu ve ebedi saadetin ancak iman, sabır ve salih amel ile kazanılacağını hatırlatırken, mefhum-u muhalifinden bakıldığında şu hakikat daha berrak görünmektedir: Dünya hayatını nihai hedef sayan, lezzeti yalnızca maddede arayan insan, aslında hakiki zevki ıskalamaktadır. Çünkü dünya nimetleri ne kadar artarsa artsın, fani olanın verdiği haz sınırlı ve geçicidir; kalbin derinliklerinde aranan o tam tatmin hiçbir zaman gerçekleşmez. Bu yönüyle makale, dolaylı olarak şunu da öğretmektedir: İnsanın önüne serilen dünya nimetleri, peşinden sürüklenecek bir gaye değil, imtihan vesilesidir.
Nitekim hakiki lezzetin, tasavvuf ve kelam literatüründe ifade edildiği üzere, Cemalullah yani Allah’ın cemalini müşahede etmek olduğu hatırlatılmaktadır. Cennetteki nimetlerin tasvir edilmesi de esasen bu büyük hakikate hazırlık içindir. Çünkü insan aklı ve kalbi, mutlak güzelliği doğrudan kavrayamayacak kadar bu aleme kayıtlıdır; bu yüzden Kur’an ve Islami metinlerde cennet, insanların anlayabileceği lezzetler üzerinden anlatılır. Ancak bu tasvirlerin işaret ettiği nihai hakikat, maddi nimetlerin ötesinde bir vuslat ve rıza halidir.
Bu açıdan bakıldığında bize şu dersi verir: Eğer insan dünya lezzetlerini nihai hedef haline getirir, her hazzı burada tüketmeye çalışırsa; aslında daha büyük ve daha saf olan lezzeti ertelemiş değil, ondan mahrum kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış olur. Çünkü cennetin tasviri, dünyada bütün arzuları doyurmak için değil; aksine, insanın nefsini terbiye ederek hakiki hazzı ahirete saklaması gerektiğini öğretmek içindir.
Neticede yazının işaret ettiği ana fikir şudur: İnsanı ebedi saadete götüren yol, lezzetlerin peşinden koşmak değil; lezzetlerin sahibine yönelmektir. Dünya, bu yönelişi sınayan bir menzil; cennet ise bu yönelişin mükafati ve asıl lezzetin tecelli edeceği yerdir.
Milli Çözümün filolojik derinliğiyle Kur’an ayetlerini ve konularını anlamak da cennet lezzeti gibi haz veriyor insana. Sanki bir elmas madeni keşfi yapmışcasına…
Emeğinize, yüreğinize, kaleminize sağlık…
Şehitler ölmezse peygamberlerden sonra zikredilen Sadıklar da ölmez inşallah. Özetle Mümin’e ölüm yoktur. Sadakat ehli için asıl mesele yaşadığın her an rıza-ı ilahiye uygun davranmak, her an Allah benimle şuurunda ve edebinle, emrolunduğu gibi dosdoğru olmaya çalışarak, sütü bozukluk yapmayarak, ahdine sadakat göstererek, ümit besleyerek ve sadece Zatından korkarak yaşamaktır.
Elimizdeki nimetin farkında olursak dünyamızı da cennet gibi yaşamak bizim elimizdedir.
Allah kişinin zannı üzerinedir. Kulunun yaptığı veya yapmadığını bir tarafa bırakıp zannına bile mükafat verebilecek kudrettedir. Bu ne yüce bir devlettir.
Rabbim cümle Sadığı bu dünyadaki gibi cennetinde de Peygamberlerle, şehitlerle zikir halkasında buluştursun. Huu zikrinde nefeslerimizi birbirimize karıştırsın…
İMAN – REHBER – BİAT – CİHAD – GAYRET – HİMMET – RIZA – RIDVAN – CENNET – RÜ’YET!..
Aklını ve vicdanını kullanıp Allah’a iman ve itaat eden, ailesine, çevresine ve herkese iyilik ve yardım gayreti güden, başkalarına her türlü zulüm ve zahmetten, haksızlık ve ahlâksızlık girişiminden sakınıveren iyi insanlar; bu dünyada vicdan huzuru ve iman onuru içinde yaşayıp, öldükten sonra da sonsuz ve kusursuz cennet hayatına kavuşacak, orada her türlü mutluluğu yaşayacak ve daha da ötesi, Allah’ın hoşnutluğuna ulaşacaklardır.
Cennete layık olmak için çalışmak elbette önemlidir. Bir kısım insanlarda cennet hakkında, olsa da olur olmasa da olur şeklinde bir umursamazlık, bir ilgisizlik bir edepsizlik mevcuttur. O ki Allah böylesi bir ikramda bulunmayı vaad etmiş bize ne oluyor ki önemsiz ve lüzumsuz görebiliyoruz haşa. Oysa ahirette insan için iki ihtimal vardır, cennet ya da cehennem. İkisinin arası bir yere gitme gibi bir seçenek yoktur. Cenneti gereği gibi takdir edemeyen, onun özlemini çekmeyen, ona kavuşmak istemeyen bir kişinin cennete layık olmadığı ortadadır. Cennete layık olmayan bir kişinin de elbette oraya sokulması söz konusu değildir. Cennete kabul edilmeyen bir kişinin gideceği tek bir yer vardır: Cehennem. Bu yüzden, Allah’ın müminlere çok büyük bir lütuf ve armağanı olan cenneti umursamamak, ona girmeyi arzulamamak, bu tutumundan vazgeçmediği sürece kişinin ateş halkından olduğunun en açık alametlerindendir.
“Allah-u Teâlâ Hz. her yüzyılın başında bu dini ikame edecek birini bahşeder.”
Yani: “Her yüz sene başında bir müceddid (yenileyici, düzeltici, devrimci) gelir. Esasta değil uygulamada çok gerekli ve önemli değişiklikler gerçekleştirir. Asrın icabına göre bazı teşkilat ve tedbirler geliştirir. Muannidlere (inatçılara) cevap verir. Açıklaması kendi zamanına kalan bazı meseleleri açıklar. Yani yaşadığımız dönem içinde Allah dinini hakim kılacak insanlığı aydınlatacak yol gösterecek cennet hayatını ve rabbimizin rızasını rıdvanını kazanmanın şartının bu Hadisi Kutsi de belirtilen Peygamberlik dönemi bitmiştir Efendimizle ondan sonra her yüzyılda bir gönderilen dönemin o Rehber şahsiyetini arayıp bulup Ona tâbi olmanın cenneti kazanmamız konusundaki tabiri caizse kestirme ve sağlam yolunun önemini unutmamak gerekiyor. Daha doğru ifade etmek gerekirse ; O Rehber şahsiyete teslim olmadan Hakta sabit durmak mümkün değildir. Mümkün olsaydı Allah peygamberleri elçileri Rehber Şahsiyetleri niye göndersindi. Hak üzere sabit duramayan da ne cenneti ne rızayı ne rıdvanı ne de rü’yeti kazanması mümkün olamayacaktır.
Dünyada hava su vb. nimetler olsun, ebedi alemde Cennet nimeti olsun, Allah’ın ikramı olmasa, bir mümin için tüm nimetler anlamlarını yitirirler… Mesela Hz. Yusuf’un son derece kötü şartlardaki bir hapishaneyi vezirin karısının kendisini çağırdığı fiilden daha “sevimli” bulması, Allah’ın rızasının mümin için olan önemini gösterir. Allah’ın rızasına uygun hareket etmek, O’nun hoşnutluğunu kazandığını bilmek, mü’min kimse için her şeyden daha kıymetli olsa gerek. Çünkü yaratıcımız fıtratımız gereği helallerin huzur onur kaynağı, haramların ise vicdanımızı kaplayan huzursuzluk daraltı gibi haller yaşatır şekilde takdir etmiştir.
Mü’minin Allah’ın rızasını hoşnutluğunu kazanabilmiş olmasından dolayı hissettiği sevinç ve huzur nimetlerin zirvesidir desek yanılmış olmayız galiba. Dahası, Allah’ın verdiği her şey için O’ndan razı olmanın, O’na daimî bir şükür içinde bulunmak en saygın mutluluklar arasında olsa gerek. Bununla beraber rü’yetine mazhar olmak. Ancak ne kadar gayret çaba fedakarlık cefakarlık göstersek de Hakta, Cennete layık olamayız eğer cennetle müşerref olunursak bu ancak ve ancak Allah’ımızın merhameti şefkati cömertliği gereği olmuştur..
MÜCADELE SURESİ 21.AYET
(Unutmayınız ki) Allah, “muhakkak Ben ve Elçilerim galip geleceğiz” diye yazmış (ve kararlaştırmış)tır. (Allah’ın partisi ve Kur’an’ın takipçisi olanlar mutlaka kazanacak ve başarıya ulaşacaklardır.) Gerçekten Allah, en büyük Kuvvet sahibidir, Güçlü ve Üstün olandır.
(BAK: https://www.mealikerim.com/58/mucadele/21 )
Bakara 25
(Ey Resulüm!) İman edip salih amellerde bulunanları müjdele! Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu (üstün) ürünlerden her yedirildiğinde: “Bu daha önce (dünyada iken) de rızıklandığımızdır” diyerek (sevinip ferahlayacaklardır). Bu, onlara (dünyadakine) benzer olarak sunulmuş (sonsuz ihsan ve ikramlarımızdır). Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.
Âl-i İmran 107
(İman, itaat ve istikamet ehli olup) Yüzleri ağaranlar ise, artık onlar Allah’ın rahmetine gark olacaklar, onlar (cennet) içinde de temelli kalacaklardır.
Muhammed 15
Takva sahiplerine va’ad edilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan (akan musluklar ve) ırmaklar, tadı değişmeyen sütten (akan musluklar ve) ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan (akan musluklar ve) ırmaklar ve süzme baldan (akıtan musluklar ve) ırmaklar (akmaktadır) ve orada onlar için meyvelerin her türlüsünden (hazırdır) ve Rablerinden (özel) bir mağfiret (ve fazilet) vardır. Hiç (böyle ödüllendirilen bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını ‘parça parça koparan’ kaynar sudan içirilip (alçaltıcı acılar içinde kıvranan) kimseler gibi (sayılır) mı?
Rabbim bizleri verilen hidayet nimeti karşısında nankörlük edip şımaranlardan etmesin. Cennetinde Cemaliyle buluştursun. Cennet nimetlerine kavuştursun
zalimlerin zulümde tavan yaptığı Yaşadığımız bu dönemde Allah-u tealanın bizden razı olacağı cennetine girmemize vesile kılacağı ve en büyük ibadetlerin başında olan, zalimlerin sistemini çökertip hakkın hakimiyeti için çalışmak olduğunu anlıyorum.
MAKAMSIZIN ARZUSU…
Gönül ne mülk ister, ne köşkün katı,
Sırrına ermektir, ömrün hasatı,
Cennet dedikleri, bir hoş sıfatı,
Seni görmeyince, zindandır bana.
Huriye, gılmana, meylim yok benim,
Zatından gayrıya, haylim yok benim,
Dünyadan ukbâya, derdim çok benim,
Sadece Cemâl’in, dermandır bana.
Makamı, rütbeyi, attım da geldim,
Varlığım yükümdü, sattım da geldim,
Hiçlik hırkasını, yırttım da geldim,
Zatının nûru ki, ummandır bana.
Nârından korkup da, bükmem boynumu,
Aşkınla çizmişim, her an yolumu,
Ateş mi zapt eder, Senli kulunu?
Kahrın da, lütfun da, ihsandır bana.
İster yak kül eyle, savur yelinde,
İstersen boğ beni, nârın selinde,
Rızan mühür vursun, bütün halime,
Seninle her anım, miractır bana.
Çizdim sayfalardan, ödül, cezayı,
Sana kurban ettim, arz-ı semayı,
Terk ettim sonunda, her bir iddiayı,
Sırrında kaybolmak, imandır bana.
Sıyrıldım mülkünden, unuttum canı,
Neyleyim Sensizken, Cenneti Nârı?
Sildim hafızamdan, cümle mekanı,
Bu garip can feda, kurbandır Sana.
Cennet bir damladır, Cehennem zerre,
Bakmam Senden gayrı, başka bir yere,
Savurdum varlığım, her bir sehere,
Deryanda boğulmak, fermandır bana.
Cennet bir perdedir, Cemâl’e engel,
Cehennem perdedir, Celâl’e engel,
Mekanı terk eyle, Hakk’a doğru gel,
Nûrunun gölgesi, cihandır bana.
Şahitlik mülkünde, Yalçın garibim,
Eğilmem gayrıya, Hakk’tır nasibim,
Aşkın nârı varken, Sen’sin tabibim,
Cihanda Cemâlin, seyrandır bana.
Lisanım kurudu, söz bitti artık,
Varlık davasını, biz dürdük artık,
Cennet-Cehennemi, boş verdik artık,
Sadece “Hû” demek, vuslattır bana.
Asla layık olmadığımız, günahkar, isyankar bir hayata sahip olduğumuz halde, bizleri kendi davasından haberdar eden… Kendi davasına bizleri bağlayan Rehber Şahsiyetleri tanıma şerefine ulaştıran Rabbimizden, ümidle istiyoruz ki, Yarabbi layık olmadığımız, ve asla “hakkıyla” kendi amellerimizle içine girme şerefine nail olamayacağımız, ebedi cennetinden ve sonsuz rızandan bizleri mahrum etme…
Aniden gelecek bir ölümle, ebedi gazabına ve cehennemine düçar olacak, kötü sondan hepimizi muhafaza eyle..
Allah insanı cennette yaşamaya uygun yaratmıştır. İnsanın asıl yaşam yeri cennettir, insanoğlu bu dünyada sürgün hayatı yaşamaktadır. sürgün hayatında olduğunu unutan insanların bir çoğu bu dünyada sorunsuz sıkıntısız problemsiz cennet misali bir dünya arzulamak tadırlar ama inanan insanlara mümin kullarına Allah yine bu dünyada da cennet hayatından bir parça tattırmaktadır. Tattırdığı bu cennet nimetlerinin en önemlisi ise huzur ve mutluluktur huzur ve mutluluğu nasıl kaynağı ise kadere teslimiyetle tevekkülden kaynaklanmaktadır. Bu dünyadaki iyi ve güzel nimetler ahirette Rabbimizin inanan mümin kullarına ikram edeceği nimetlerden çok küçük bir kısmıdır ve onlarda cennet nimetleri yanında onların kokusu derecesindedir. Bu dünyada cennet nimetlerinin bazılarını Rabbimiz sadık mümin kullarınada tattırmaktadır, hakikisini ise cennet tattırması duası ve ümidiyle…
İmanlarımızı tazeleyen bu mükemmel makale için Allah üstadımızdan razı olsun. Yüce Allah’ın cenneti ile ilgili birçok detayın paylaşıldığı bu yazıda özellikle cennette insanlara 500 senelik yeryüzü kadar yer verileceği hususu oldukça dikkat çekicidir. Yani bu dünyada yarım dönüm dahi yeri olmayan bir kulun Allah’ın rızası doğrultusunda iman ve cihatla hayatını geçirmesi durumunda cennette dünya kadar yerlere sahip olması Yüce Allah’ın sonsuz lütfunun bir göstergesidir.
Rabbimiz bizleri, ailemizi, dava arkadaşlarımızı cenneti ile müşerref kılsın, hak davadan yollarımızı ayırmasın İnşallah..
FECR SURESİ 27-30 AYETLERİNDE;
27-(Mü’min, müstakim ve mücahit kimselere ise:) Ey mutmain (tatmin bulmuş ve huzura kavuşmuş) nefis! (Mutlu ve kutlu kişi,)
28-(Haydi, Allah’ı) Razı etmiş, (sen de) hoşnut ve memnun edilmiş olarak, Rabbine dön!
29-(Ve artık sadık ve makbul) Kullarımın arasına katıl!
30-Ve (sonsuz, kusursuz saadete ulaşmak üzere) cennetime gir! (bakalım, buyrulacaktır.)
https://www.mealikerim.com/89/fecr
AYETİ KERİMELERİNİN MUHATAPLARINDAN OLABİLMEYİ RABBİM BİZLERE NASİP EYLESİN. Allah’ın rızasına, rıdvanına ve rü’yet (misilsiz Cemalinin tecellisini görme) bahtiyarlığına kavuşmayı, Aziz Erbakan Hocamızın ve Üstadımızın dizi dibinde haşrolmayı, bu güzelliklere nail olacak Dünyada gerekli iman ibadet, istikamet dini ve insani gayretleri en güzel şekilde yerine getirebilmeyi Rabbim bizlere kardeşlerimizle birlikte nasip eylesin Amin.
Ya Rabbi cennetini umuyor ve cehenneminden korkuyoruz. Bizim cennet azığı ve garantimiz olan cihat gayretimizde ihlasla başarılı kıl ve akıbetimizi hayreyle… Ailemiz ve mücahit kardeşlerimizle beraber lütfeyle…
Nankörlerden eyleme…
Amin…
Ya Rabbîî 🤲🤲🤲
Yüce Zatını Bilmeyi, Gerçek Muhabbetle Sevmeyi ve Zatının Kudret Tecellisini Görmeyi bizlere lutfeyle.
Bu lutuflara ulaşabilecek amelleri işleyip, Razı Olduğun kullarının arasına dahil eyle 🤲🤲🤲…
AMİN…
Rabbimiz aklını ve vicdanını kullananlardan Rabbimizin rızasına ulaşanlardan eylesin.
Nankörlerden eylemesin.
Günahlarımızı bağışlasın ve tövbelerimizi kabul etsin inşallah.
Hakka ve elcisine sadakat ve bağlığımızın kabul edilmesi, sadık kardeşlerimizin, hepimizin günahlarımızın bağışlanması, kutlu dönüşümlere ulaşması ve cenneti kazanmak için dualar ediyoruz.