YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a2cb35d6045d
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 9 5 8
Bugün : 6503
Dün : 49540
Bu ay : 663626
Geçen ay : 1826018
Toplam : 56372417
IP'niz : 216.73.216.215

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

HACC VE MEŞ'ARİL HARAM
(ŞUUR DONANMA MEKÂNI)

Cuma namazı, Müslümanların haftalık yerel kongresi… Bayramlar, bölgesel; Hacc ise dünya Müslümanlarının yıllık genel kongresi gibidir.

Haccın başlıca etkinlik (menasik)leri:

1- İhram: Kefen ve Mahşere DİRİLİŞ!

2- Vakfe: Dik ve sağlam DURUŞ!

3- Tavaf: Huzur ve heyecanla DÖNÜŞ!

4- Sa’y: Gayret ve ümitle DİRENİŞ!

5- Recm (Taşlama): Nefsani putları ve şeytani Tağutları DEVİRİŞ!

6- Yeniden Toparlanıp DERLENİŞ!

1- DİRİLİŞ (İhram): Hac ve umre için niyetlenen mü’minlerin Mekke çevresindeki ve belli bir mesafedeki “Mikat” denilen yerlere gelince; ibadet ve nefse muhalefet amacıyla, aslında mübah ve helal olan bazı şeyleri kendisine haram etmesi…

Bitki, hayvan ve insanlara karşı her türlü eziyet ve hakaretten… Süslenip bezenmekten, cinsi münasebetten vazgeçmesi…

Gusül ve abdestle temizlenip baş açık, yalın ayak, kefen gibi iki dikişsiz beyaz peştemale bürünmesidir.

Bu manzara, bir nevi kefeniyle kabirden kalkıp mahşere yürüyüş provasıdır. Dünyadaki bütün nimetlerin, servetlerin, etiketlerin gelip geçici olduğunu hatırlatmaktadır.

Çünkü o ihram içerisinde;

Zengin mi, fakir mi?

Asker mi, sivil mi?

Yetkili mi, sıradan birisi mi?

Şöhretli mi, sade mü’min mi?

Belli olmamaktadır.

İhram denen giysilerde:

İnsanların nefislerini okşayan, başkalarının farkını ortaya koyan ve üstünlük taslamasına sebep olan;

Resmiyet, etiket, apolet, kalite, sarık, cübbe gibi ayrıcalıklar bulunmamaktadır.

Çünkü Allah, insanların görünüşüne ve yüzüne değil; içine ve özüne bakmaktadır.

Çünkü mahşer günü, “kalb-i selim”den ve salih amelden başka, yani takva dışında, hiçbir şey teraziye konulmayacaktır.

Telbiye:

Hacılar; ihrama girdikten, gurur ve kibrini tepeledikten sonra “telbiye” getirip Allah’ı yüceltmeye ve imanını yenilemeye başlamaktadır.

“Lebbeyk, buyur Allah’ım! Davet ettin divanına geldim. Her yerde ve her halde emrindeyim ki:

Senin ne Zatında, ne şeriatında ne de icraatında asla eşin, şerikin ve benzerin yoktur. İbadet ve hizmetlerim yalnız Senin içindir, her türlü ihtiyacım ve isteğim de sadece Sendendir.

Onun için, emret ki, huzurunda ve hizmetindeyim!..

Her türlü hamdü sena da, nimet ve ihsan da kesinlikle Sana mahsustur. Bütün mülk ve mevcudat ve gerçek hükümranlık da elbette Sana aittir.

Yegâne kuvvet ve kudret sahibi Sensin, Amerika ve Avrupa ve arkalarındaki Siyonist odaklar değildir. Ve Senin nusret ve inayetin kullarına kâfidir.

Ne mülkünde, ne de hükmünde asla ortağın, yardımcın, danışmanın yoktur. Bunların aksine inananlar, kâfirdir.”

2- DURUŞ (Vakfe):

Kurban Bayramı’ndan bir gün önceki, Arefe günü (Zeval) öğlen vakti girişinden bayram sabahı (fecr) şafak sökünceye kadar olan zaman içinde, Arafat denen bölgede, bir müddet dua için durmak, Allah’a yönelip yakarmak, tevbe istiğfarda bulunmaktır.

Vakfe; duruş anlamındadır. Allah’ın rahmet ve mağfiret kapısında sabırla ve huşûyla duruş!..

Kulluğunun, kusurunun farkına varış. Acizliğini ve çaresizliğini kavrayış…

Haksızlığa ve ahlâksızlığa karşı onurlu duruş!..

Zulme ve Deccalizm’e karşı, vakarlı ve kararlı duruş!..

Döneklikten, dengesizlikten ve ödleklikten uzak; tutarlı duruş!..

ŞİİR

Vakfe, durmak demek; mertçe mü’mince
Hazreti Adem gibi; ne sadık duruş!..
Özü sağlam, sözü sağlam değilse
Davasından caymak, en fasık duruş!..

Hakk’a karşı boynu; eğik gerektir
Haksızlığa karşı; çevik gerektir
Aç kurtlara aciz, geyik gerektir
Ne çirkin; riyakâr, münafık duruş!..

Zulme meydan verme; dik dur, diri dur
Haram, haksız kazanç, pistir, geri dur
Kaytarıp da kaçma, münkeri durdur
Budur insanlığa, muvafık duruş!..

Edeple, erdemle kalmak huzurda
Vakfe, hizmet için durmak hazırda
Müslüman utanır, mason safında
Gâvura uşaklık, ne sapık duruş!..

3- DÖNÜŞ (Tavaf):

Tavaf; Beytullah sayılan ve Cenab-ı Hakkın vahdet ve azametinin simgesi olan Kâbe’nin etrafında huzur ve huşû içerisinde aşk ve vecd ile dönmek… Sultan’ın sevdası ve Sübhan’ın saygısıyla pervane olup, zikre düşmek… Allah’ın rızasını ve rıdvanını dilenip dua ve devran etmek… Kâbe’yi sol yanına ve kalbinin tarafına alıp, 7 sefer telbiye ve teslimiyetle tavafını sürdürmek… Sadece Safa-Merve karşısına geldiğinde zalim ve hainlere, İslam’ın izzet ve cesaretini göstermek üzere “remel” yaparak vakarlı ve çalımlı yürümek demektir.

TAVAF

Melekler felekler, zevk ile döner
Zerreler küreler, şevk ile döner
Mest olmuş mü’minler, meşk ile döner
Allah’ım rızana; çağrına geldim!

Nebiler veliler, yürüyor saf saf
Cümle ruhaniler, eyliyor tavaf
Herkes “Allah!” diyor, yoktur başka laf
Lebbeyk kulluğunun, tacına geldim!

Adem’le Havva’nın, aşkına benzer
Cezbene kapılmış, şaşkına benzer
Kaynar gözyaşlarım, taşkına benzer
Bedenim benliğim, harcına geldim!

Dön divane gönül, Kabe’ye doğru
İnsafla gel artık, tövbeye doğru
Şeytanlar çekiyor, AB’ye doğru
Lebbeyk, Haç’tan kaçıp; Hacc’ına geldim!

4- DİRENİŞ (Sa’ıy):

Sa’ıy; Haccın vaciplerinden sayılan bir harekettir. Safa ve Merve tepeleri arasında kalan ve sonradan kapatılan yerde karşılıklı 3 sefer (toplam 7) gidip gelme şeklindedir. İki yeşil direk arasında “hervele” yaparak acele ve gayretle yürünmektedir.

Sa’ıy; başarı ve zafere ulaşmak için, her konuda gayret ve ümitle direniş ve denemenin bir simgesidir. Çünkü Hz. Hacer’in, yavrusu Hz. İsmail için, ihtiyaç hissederek ve tam bir içtenlikle giriştiği arayış, zemzemle ödüllendirilmiştir.

5- DEVİRİŞ (Şeytan’ı taşlama)

Arafat’taki vakfe dönüşü, Müzdelife’den toplanan ve su ile yıkanan nohut-fındık arası taşlardan;

Kurban Bayramı 1, 2 ve 3. günleri,

a- Cemre-i Ula (Büyük Şeytan)

b- Cemre-i Vusta (Orta Şeytan)

c- Cemre-i Akabe (Küçük Şeytan)

Diye bilinen mahallere sıra ile 7’şer tane taş atmak şeklindeki temsili bir ibadettir. Böylece her gün 21, üç günde toplam (63 + Son Akabe Cemresi 7, Toplam = 70) taşla şeytanların düzeni devrilmektedir.

• Cemre-i Ula (Büyük Şeytan): Deccal düzenini ve emrindeki NATO, BM, IMF gibi şeytani merkezleri ve İsrail Siyonizm’ini.

•  Cemre-i Vusta (Orta Şeytan): Amerika ve Avrupa emperyalizmini ve diğer ülkelerdeki şeytani sistemleri…

Cemre-i Akabe (Küçük Şeytan) ise:

• Hain ve iş birlikçi, ABD’ci, faizci ve AB’ci hükümetleri

• Bâtıl-bozuk zihniyetli partileri

• Fasık ve fesatçı yayınlar yapan TV’leri, gazete ve dergileri

• Mason ve münafık sivil örgütleri

• Bel’am tipli hoca efendileri, şeyhleri, sahte ve sapık din önderlerini temsil etmektedir.

Büyük âlim Ömer Nasuhi Bilmen’in: “Bu cemreler habis ruhlara ve şeytani oluşumlara alâmet ve işaret olabilir” tespiti oldukça yerindedir. Müslüman Hacılar; putlaştırdıkları nefsani arzularını, hayvani duygularını ve tüm şeytani huylarını bu taşları vesile ederek şeytana iade etmektedirler.

6- YENİDEN TOPARLANIP DERLENİŞ:

Arafat dönüşü, Cemre öncesinde “Meş’ari Haram = Kutsal Şuur Kazanma” ve cemre taşları toplama aşaması! Meş’ari Haram: Kutsal şuurlanma, dostu düşmanı tanıma, düşmana karşı silahları mermilerle doldurma, yani şeytana atılacak taşları özenle hazırlama durağıdır. Şeytanın insan suretli askerleri olan Siyonist ve emperyalist zalimleri tanımadan… Onların işbirlikçisi olan sözde Müslüman ülke yöneticileri hainleri fark edip uzaklaşmadan… Ve tüm şeytani duygu ve davranışlardan tevbe edip bunları İblis’e atmadan, şuursuz bir şeytan taşlama amacına ulaşmayacaktır.

CEMRE MERMİLERİ

Bu taş Deccal için ve İsrail’e
Bak Bağdat’ı yıkar, hem Basra ile
Zalimlere hainlere, hep sıra ile
Atıyom taşımı, ulaştır Ya Rab!..

Uhud’da Hendek’te; kum taneleri
Olmuştu Resul’ün, cephaneleri
Ebabiller taşır, bu mermileri
Atıyom taşımı, ulaştır Ya Rab!..

Ebrehe ABD, olmuş saldırır
Bebek parçalanır, gelin çıldırır
Hangi vicdan bu vahşeti kaldırır
Atıyom taşımı, ulaştır Ya Rab!..

Yalan, haram, zulüm; tüm günahları
Riya, kibir, haset, fesatlıkları
Şeytandan aldığım, kötü huyları
Hep geri atıyom, şahid ol Ya Rab!..

Kuşkusuz dünyanın en büyük toplantısı, her sene Hac mevsiminde Müslümanların kıblesi Kâbe’nin bulunduğu Mekke şehrinde Hac ibadeti amacıyla gerçekleşen toplantıdır. On beş asır boyunca her sene milyonlarca insanın katıldığı bu muazzam toplantıyı, dünyanın her tarafından gelen Müslümanların iştirak ettiği küresel bir kongre olarak kabul eder isek, acaba sözlü olmasa bile fiilen bu kongrede ne kararlar alınmaktadır? Hac ibadetin gayesi nedir? İbadet amaçlı dünyanın bu en büyük toplantısı, bütün beşeriyet ve Müslümanlar için hangi mesajları içermektedir?

Muazzam bir nizam ve ahengin bulunduğu kâinatta hiçbir şey başıboş ve gayesiz değildir. Zerreden en büyük galaksilere kadar her şeyin bir gayesi, yaratılışın birçok hikmeti bulunmaktadır. Kâinatın en üstün canlısı olan insanın yaratılış gayesi, bütün peygamberlerin bildirdiğine göre “Hâlık’ı tazim ve mahlûkata şefkattir.”

İslam’ın bütün ibadetleri, insanı yaratılış gayesi doğrultusunda eğitir ve bilinçlendirir. Başka bir ifadeyle Allah’a tazim manasına gelen “Tevhid” ve yaratılanlara şefkat manasına gelen “Adalet” bilincini artırma ve geliştirmeyi amaçlar. İslam’ın temel beş şartından biri olan Hac ibadetinin birçok hikmeti ve gayesi bulunmaktadır.

Tevhidin simgesi Kâbe’yi ziyarettir

Hac ibadetinin temel şartlarından biri, Müslümanların kıblesi olan Kâbe’yi tavaf etmektir. Kâbe yeryüzünde Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail (AS) tarafından sadece Allah adına yapılmış bir binadır. Onun kutsallığı, inşasında kullanılan malzemelerden değil, bütün peygamberlerin tebliğlerini dayandırdıkları “Tevhid” inancının simgesi olmasından kaynaklanmaktadır.

Kâbe Müslümanların kıblesidir. Her gün beş kez gezegenimizin her tarafından milyonlarca insan yönünü ona çevirerek namazını kılar. Kâbe, kâinatı yaratan şefkat ve merhamet sahibi olan Allah’ın birliğine inanan milyarlarca Müslümanın birleştiği bir noktadır. Bu açıdan bu kutsal yapı, birliğin simgesidir. İnançta birlik, düşüncede birliğe dönüşürse anlam ifade eder. Düşüncede birliğin ifadesi, söylemde birliktir.

Kelime-i Tevhid, inanç ve düşüncedeki birliğin sözle ifadesidir. Küre-i Arz’ın en gür sedası Kelime-i Tevhid’dir. Kâinattaki bütün varlıkların her an hal dilleriyle ifade ettikleri bu cümle ile mü’minler, inanç ve düşüncelerindeki birliği dilleriyle ifade etmektedirler: “Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed (AS) Allah’ın elçisidir.” Peygamberler zincirinin son halkası olan Hz. Muhammed’den önce gelen peygamberler, getirdikleri mesajlarını, “Allah’tan başka ilah yoktur” temel esasına dayandırmışlardır.

Tevhid, birliği gerektirir

Yeryüzünde Tevhid inancının simgesi olan Kâbe’yi tavafa gelenler hep bir ağızdan, “Allah’ım, Senin çağrına geldim. Sana itaat ederim. Senin ortağın yoktur. Sana şükrederim. Bütün nimetler Sana aittir. Mutlak mülk sahibi Sensin. Senin ortağın yoktur” cümlelerini tekrar ederek Tevhid inanç ve düşüncesini dile getirirler.

İnançta birlik; düşünce birliğine, söylem ve eylem birliğine dönüşürse anlam ifade eder. Peygamberler, insanları Tevhide davet ederek inançta, düşüncede, söylem ve eylemde birlik sağladıkları için beşeriyete önder ve örnek olmuşlardır. İnandığı gibi düşünmeyen, düşündüğü gibi konuşmayan ve konuştuğu gibi yaşamayanlar, kendilerini çelişkilerden kurtarmadıkları gibi, beşeriyete örnek ve önder olamazlar.

Hac; inançta, düşüncede, söylem ve eylemde birliği sağlayan bir ibadettir. Kâbe’yi tavaf eden mü’minler; inançları, düşünceleri, söylem ve eylemleriyle bu birliği göstermektedirler. Onların Kâbe’yi tavafları bir bakıma kâinatla bütünleşme eylemidir. Zerreden küreye kadar hareket halinde olan cisimlerle aynı doğrultuda dönmektedirler.

Gezegenimizin yaklaşık dörtte birini oluşturan Müslümanlar, tek Allah’a inandıkları, tek kıbleye yöneldikleri ve hep birlikte dilleriyle Kelime-i Tevhidi söyledikleri halde niçin eylem birliği içinde değillerdir? Niçin ayrılık (tefrika) Müslümanları zayıf duruma düşürdü? Niçin İslam toprakları zalim sömürgecilerin işgali altıdadır? Niçin her gün on binlerce Müslümanın kanı akıtılmaktadır? Barış ve huzur yurdu olması gereken İslam diyarında niçin savaşlar ve çatışmalar devam etmektedir? İslam âleminin kaynakları niçin talan edilmektedir? Allah’tan başka hiçbir ilah kabul etmeyen Müslümanlar, niçin kendilerini ilah konumunda gören ve insanların temel hak ve özgürlüklerini ihlâl eden zalim diktatörlere boyun eğmektedirler? gibi sorulara Hac’da cevap aramalıyız. 

Düşünceyi biçimlendirmeyen inanç, söyleme yansımayan düşünce ve eyleme dönüşmeyen söylem ne ifade eder? Kâbe tavafı; düşünceye yansıyan imanın, söze yansıyan düşüncenin ve eyleme dönüşen söylemin tatbikatı değil midir? Müslümanlar kâinatın ve Kâbe’nin Sahibine verdikleri sözü kendi hayatlarında ve ülkelerinde uyguladıkları ölçüde refah (felah) ve barışa (salaha) ulaşırlar.

Hac ibadeti; Kâbe’yi tavaf edenlerin, Tevhid inancı etrafında küresel birlik ve dayanışma içinde haksızlıklara karşı ortak tavır alma bilincini geliştirdiği ölçüde anlam ifade edecektir. Bu muazzam kongrede hacılar, hal dilleri ile hayatlarını Tevhidi anlayışa göre düzenleyeceklerini ilân etmektedirler. Kâbe’nin Sahibine söz vermektedirler.

Müslümanlar, Tevhid inancının gereği olarak kendi ülkelerinde ve dünyada birlik ve dayanışma içinde oldukları ölçüde huzur ve saadete ererler. Küresel barışa hizmet ederler. Allah’a ortak koşanlar (müşrikler), insanlık tarihinin hiçbir döneminde barış ve huzur sağlamamışlardır. İçlerindeki çatışmayı düşüncelerine, söylem ve eylemlerine yansıtmışlardır. Her dönemde yeryüzünde fesat çıkartmışlardır. 

Hac ile ulaştığımız iç barışı (deruni sulhu), evimizde, şehrimizde, ülkemizde ve yeryüzünde tesis etmeye gayret ettiğimiz ölçüde zilletten kurtulacağımızı Hac ibadetimiz ifade etmektedir.

Hac ibadetinin temel şartlarında biri de, Hicri yılın Zilhicce ayının dokuzunda öğle vaktinden bir sonraki günün şafak vaktine kadar olan zaman diliminde Arafat’ta bir süre durmaktır (vakfe). Her sene yeryüzünde bütün Müslümanları temsilen üç milyona yakın Müslüman Arafat’ta vakfe yapar.

Arafat vakfesi, bir bakıma Allah’a hesap verme anıdır. Hacılar, dünyada yaptıklarının hesabını her şeyi bilen ve gören Allah’a Arafat vakfesiyle arz ederler. Hesap gününün dünyadaki bir provasıdır. Dünyanın her yerinden, dilleri, renkleri, ırkları ve statüleri farklı milyonlarca insanın vakfede bütün dünyevi makam ve statüleri bir kenara bırakarak yan yana durmaları ve aynı dualarla Allah’a yalvarmaları, yeryüzünde benzeri olmayan muazzam bir tablo oluşturmaktadır.

Bu tablo, farklılıkta birlik tablosudur. Allah’a ve imanın şartlarına inanmanın bir yansımasıdır. Bu tabloda ayrılık değil, birlik ve dayanışma vardır. Eğer Müslümanlar Arafat’ta Allah’a verdikleri sözleri hayatlarının her aşamasına aktarabilseler, kendi evlerinde mutlu, kendi ülkelerinde huzurlu olurlar ve yeryüzünde barış ve adaleti tesis etmenin önündeki bütün engelleri kaldırırlar. Beşeriyeti zalimlerin sömürü ve zulmünden kurtarırlar. Müslümanlar, Arafat’ta sergiledikleri birlikteliği ülkelerinde ve küresel bazda gösteremedikleri ve Allah’a verdikleri sözleri yerine getirmedikleri için dâhilî ve harici zalimlerin zulmünden yakalarını kurtaramamaktadırlar.

Arafat vakfesi, zulme karşı duruşu hatıra getirmektedir.

Kâinatta denge ve nizamı tesis eden Allah, yeryüzünde sosyal barış ve dengenin adaletle sağlanacağını, “Rahman (olan; dünyada yarattığı her varlığını ve tüm kullarını esirgeyip koruyan, onların isyan ve kusurlarına bakmayıp yine de bütün ihtiyaçlarını karşılayan ve düzelip ıslah olmaları için fırsat ve mühlet tanıyan, O çok merhametli Allah…) Ki Kur’an’ı (gönderip, eğitimde tedricen talim ve terbiye yöntemiyle) belletti. (Allah CC) İnsanı (üstün meziyet ve faziletlerle yaratıp) halk etti. Ona beyanı (iletişim kurmayı ve duygularını başkalarına anlatmayı) öğretti. (Çimen ve çiçek cinsinden) Bitki(ler) ve ağaçlar da (Rahman olan Allah’a) secde halindedirler. Gökyüzünü de O yükseltti ve (bütün âlemde mizanı) mükemmel ve muhteşem dengeyi yerleştirdi. Sakın ha, (her türlü) ölçüde taşkınlık ederek haksızlık yapmayın (dengeyi ve düzeni bozmayın. (Her çeşit) Tartıyı adaletle yapın. Teraziyi eksik tutmayın. (Mizanda ve nizamda haddi aşmayın; İslami, ilmi ve insani ölçüleri taşmayın.) (Rahmân: 1-9) ayetleriyle sosyal dengeyi sağlama görevinin insana verildiğini belirtmektedir. İnsan, tevhid ve adalet anlayışıyla teşkilatlanarak yeryüzünde adaleti tesis ederek sosyal dengeyi sağlamakla görevlidir.

Arafat’ta vakfeye duran ve tövbe eden hacının günahlarının affedileceğini Allah’ın Resulü (AS) haber vermiştir. Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed (AS), insan haklarını ihlâl (üzerinde kul hakkı olanlar) edenlerin, hakları ihlâl edilenlerden helâllik almadıkça afv-u İlahiye mazhar olamayacaklarını beyan etmiştir. Çünkü insan hakları ihlâli sosyal dengeyi bozar. Sosyal barışı ortadan kaldırır. Tevhidi inkâr (şirk), kâinattaki denge ve nizamı inkâr anlamında olduğu gibi; haksızlık da sosyal dengeyi altüst eder.

Vakfede duran mü’min, hal diliyle “başkasına zulmetmeyeceğini ve kendisine de zulmedilmesine rıza göstermeyeceği” hususunda bir bakıma Allah’a söz vermektedir. Arafat’ta ellerini semaya kaldıranlar, insan haklarıyla Hesap Günü’ne gelmeyeceklerini hep beraber karar vermektedirler.

Barış dini ve nizamı olan İslam’ın öngördüğü sosyal yapıda kimseye zulmedilmez. Kimse de kendisine zulmedilmesine rıza göstermez. İbadetlerle eğitilen Müslümanlar, öyle insanlardır ki; başkasına haksızlık yapmazlar. Kendilerine de haksızlık yapılmasına razı olmazlar. İnsan haklarını ihlâl zulüm olduğu gibi; haksızlığa razı olmak, zalimi desteklemek ve sübvanse etmek demektir.

Müslümanlar, tarih boyunca başkasına zulmetmediler. Bazı zalim-despot hükümdarlar hariç, gittikleri yerlerde adaleti tesis ettiler. Bugün Müslümanların içinde bulundukları zillet ve sıkıntı, zalimlere karşı sessiz kalmaları ve hatta bazı Müslümanların ve idarecilerin zalimlerle iş birliği yaparak İslam dünyasını talan etmelerine payende olmalarından kaynaklanmaktadır.

Arafat vakfesi birlik ve dayanışmanın simgesidir

Tek Allah’a inanan, tek kıbleye dönerek ibadet eden Müslümanlar, Arafat vakfesiyle gösterdikleri birlik ve beraberliği evlerinde, kentlerinde, ülkelerinde ve bütün dünyada adaletin tesis edilmesi hususunda gösterseler, kendilerini ve bütün beşeriyeti zilletten kurtarırlar. Irkçı küresel emperyalizm son dört yüzyıldan beri bütün dünyayı sömürmek için her şeytani yol ve yöntemi denedi. Dünya ve İslam âleminin kaynaklarını çarçur etti. Beşeriyetin üçte ikisini yoksulluk ve sefaletle baş başa bıraktı.

Bugün finansman alanında tekelleşen ırkçı-tekelci mihraklar, yeni post modern sömürgecilik yöntemlerini geliştirmekle uğraşmaktadır. Geçen yüzyılın başında İslam coğrafyasını parçalayarak talan eden bu mihraklar, Büyük Ortadoğu Projesiyle halkı Müslüman olan ülkelerin haritalarını yeniden çizmeye hazırlanmaktadır.

Arafat’ta vakfeye duran hacılar, kul hakkıyla Allah’ın huzuruna çıkmayacakları sözünü verdiler. Zulme rıza da bir bakıma haksızlıklara ses çıkartmayarak haksızlığa ortak olmak demektir. Hac ibadetini bitirdikten sonra hacılar dünyanın her yerine dağılacaklardır. Evlerine, şehirlerine ve ülkelerine döneceklerdir. Arafat’a verdikleri sözleri gereği her yerde ve her ortamda haksızlığa karşı tavır alırlarsa hem kendilerini, hem çevrelerini ve hem de bütün beşeriyeti zilletten kurtarmış olurlar.

İzzet; tevhid ve adalete inanan, söylem ve eylemleri ile adaleti tesis ederek barış ve dayanışmayı sağlamaya çalışanların hakkıdır. Zalimler ve onları destekleyenlerin nasibi zilletten başka bir şey değildir.

Hac ibadetinin ikinci derecede önemli olan (vacip) şartlarından biri de şeytan ve taraftarlarını taşlamaktır. Kurban Bayramı’nın ilk üç gününde şeytan taşlanması, Küresel Tevhid ve Adalet Kongresi mesabesinde olan Hac esnasında önemli anlamlar taşır. Şeytan, ilimle donatılan ve yaratılanların en şereflisi olan insana, kibirlenerek secde etmeyen ve insanları tevhid ve adalet anlayışından uzaklaştırmaya çalışan bir varlıktır. Şeytanın taraftarları (hizbi) da kâinattaki ahenk ve düzeni inkâr eden, ilmi gerçekleri kabul etmeyen ve yeryüzünde haksızlık yaparak bozgunculuk (fesat çıkartanlar) yapan zalim ve despotlardır.

Zulmü ve zalimi ret eylemi: Şeytan taşlama ibadeti

Simgesel bir eylem olan şeytanı taşlamakla Müslümanlar, Arafat’tan Mekke’ye dönerken Mina’da belirtilen yerlerde şeytan ve taraftarlarını reddettiklerini ilân ederler.

Şeytan ve hizbi, insanı Allah’a isyana davet ederler. Yeryüzünde haksızlık yaparak ve insanların tercih özgürlüğünü sınırlayarak fesat çıkartırlar. Şeytanın taraftarları, bozgunculuğa insanların tevhid ve adalet anlayışını değiştirerek başlarlar. Organize olmuş topluma ait olan ortak gücü (egemenliği) zorla, hile ve yalanla ele geçirirler. Toplumun ortak gücünü kullanarak kitleleri baskı ve dayatmayla idare etmeye çalışırlar. Bu gücü belli bir sınıfın ve zümrenin emrine verirler.

Ülkenin bütün imkânlarından bu sınıf veya zümre yararlanır. Millete ait olan devletin gücüyle kitleleri sindirirler. Gerçekleri fark edenleri ve despot rejimi eleştirenleri potansiyel tehlike ilân ederler. Kavramların içini boşaltır veya anlamsız kavramlar icat ederler. Kavram kargaşası oluştururlar. Kitleler bu kavram kargaşasıyla meşgul edilir. Yalanla talanlarını halktan gizlemeye çalışırlar.

Şeytan ve taraftarları, haksızlık yaparak her yerde ve ortamda fesat çıkartırlar.

“Kendilerine: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde (tam bir pişkinlikle): ‘Biz sadece (halkın ahlâkını ve toplum nizamını düzeltip iyileştirmek isteyen) ıslah edicileriz’ demekte (ve fesatlıklarına ıslah kılıfı geçirilmekte)dir.

İyi bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar (sosyal ve siyasal hayatı ve tabiatı bozanlar) kendileridir, ama (bunun) şuurunda değillerdir.

Onlara; ‘Siz de diğer insanların iman ettiği gibi iman edin, (asırlar boyu milyarlarca Müslümanın ve binlerce ulemanın icma ve ittifakla yürüdükleri Hakk yola girin)’ denildiği zaman; ‘Biz hiç, o bayağı ve aşağı kimseler gibi iman eder miyiz? (Biz bu dine ve davaya öyle sıradan ve aklı noksan basit insanlar gibi inanıp, onlar gibi hareket edemeyiz)’ derler. Halbuki asıl ayarsız ve akılsız olanlar kendileridir, fakat (farkında değildirler, bunu) bilmezler.

(Bu münafıklar) İman edenlerle karşılaştıklarında (sadık din ve dava ehliyle bir arada bulunduklarında): ‘Biz de iman etmiş kimseleriz (ama İslam’a hizmet için kâfirlerle zahiren işbirliği görüntüsü vermekteyiz; sakın bizden şüphelenmeyiniz!)’ derler. (Ancak) Şeytanları (ve şer odaklarıyla gizlice buluşup) baş başa kaldıklarında (ise); ‘Şüphesiz biz (asıl) sizinle beraberiz, (sizin hedeflerinize hizmet etmekteyiz.) Biz (mü’min ve Müslüman kesimleri sadece idare ve) istihza etmekteyiz’ (zira ‘onların desteğini almak mecburiyetindeyiz’) derler.” (Bakara: 11-14)

Mina’da şeytan taşlayanlar bir bakıma şeytani zihniyeti reddettiklerini ilân etmektedirler. Şeytan ve taraftarlarını taşlamakla hacılar, bu kutsal ibadeti yerine getirdikten sonra her ortamda ve durumda bozgunculuğa ve bozgunculara karşı tavır alacakları sözü vermektedirler.

Şeytani zihniyete destek vermek İslam’a ve insanlığa ihanettir

Hac ibadetini yerine getiren Müslümanlar, Mina’da şeytan ve taraftarlarını reddetmek anlamına gelen tavırlarını her yerde ve ortamda şeytani zihniyete karşı da sergileseler, İslam âlemi içinde bulunduğu yoksulluk ve sefaletten kurtulur.

İslam dünyası, yer küresinin merkezinde bulunmaktadır. Güney Yarım Küre ile Kuzey Yarım Küre arasındaki ticaret, İslam dünyası üzerinde yapılmaktadır. Allah bu coğrafyayı önemli doğal kaynaklarla donatmıştır. İslam dünyası yoksul değildir. Kasten ve gafletle yoksul bırakılmıştır. Müslümanların tasarruflarına el koyanlar, yatırımlarını İslam coğrafyasının dışında yapmaktadırlar. Bir bakıma masum Müslümanların üzerine yağan bombaları finanse etmektedirler.

İslam’ın bütün ibadetleri gibi hac ibadeti de tevhid ve adalet bilincimizi artırdığı oranda anlam ifade eder. Allah’ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. Kendimizi Rabbimizin istediği şekilde eğitip yetiştirmek için biz ibadetlere muhtacız.

Hac, her yıl dünya Müslümanlarını temsilen milyonlarca insanın katıldığı Küresel bir Tevhid ve Adalet Kongresidir. Bu kongrede bilfiil alınan karar şudur: “Allah birdir. Ortağı ve benzeri yoktur. İnsana doğal hakları veren ve alan tek İlah Allah’tır. O’ndan başka hiçbir güce doğal haklarımızı sınırlama ve ortadan kaldırma yetkisini vermeyeceğiz. Yeryüzünde tevhid ve adaletle barış ve dayanışmanın önderi olan rahmet ve şefkat Peygamberi Hz. Muhammed, Allah’ın Resulüdür.”

Bu karara uyanlar, yeryüzünde her dönemde felah bulmuşlardır. Peygamberlerin ortak mesajlarına göre; onlar ahiret yurdunda imtihanı kazanacaklardır. Bu karara uymayan ve zalimlere payanda olmaya devam edenlerin bu dünyada nasibi zillettir. Onlar, ölüm ötesi dünyada da zarara uğrayanlardan olacaklardır.[1]

  1. 31.12.2006 / Milli Gazete / Arif Ersoy
5 21 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Abonelik
Bildir
12 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Siyonizm’in boyunduruğu altında yaşamaktan rahatsız olmayan, Allah’ın Nizamı hâkim olsun, Adil bir Düzen kurulsun diye çabalamayan milyonlarca hacı var maalesef. Her hacı, haccın etkinliklerini bu yazıda olduğu gibi anlayıp uygusaydı; Müslümanlar, hatta tüm insanlık bu zulüm çarklarının arasında ezilmezdi.

Hac İbadeti Şuurlu Müslüman olmayı öğretir. Bütün insanlığın saadeti için Adil Bir Düzen kurulması için çalışmayı öğretir. Zalimlere ve İşbirlikçilere karşı dik durmayı ve Hakkı yeryüzünde hakim kılmak gerektiği öğretir. Tüm bunları ancak Hakka tercüman olanlar anlatır ve yaşar. Rabbim bir an zulüm altındaki tüm Müslüman kardeşlerimizin kurtuluşuna ve bütün insanlığın saadetine vesile olacak Adil düzen Medeniyetinin kurulmasını nasip eylesin. Ali İmran suresi 110 . ayeti kerimesinde Rabbimiz “Siz (sadece Müslümanlar için değil, bütün) insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. (Çünkü siz, ülkenizde ve yeryüzünde) Ma’rufu (Hakkı ve hayrı) emredip yürütecek, münkeri (zulmü ve kötülükleri) nehyedip önleyecek (bir Adil Düzen kurmaya) çalışırsınız. Ve Allah’a (tam) iman edip (bağlanırsınız) …” buyurmuşlardır. Adil düzene dayalı yeni bir dünya inşallah Milli Çözüm – Üstad Ahmet Akgül Hocamız öncülüğünde kurulacaktır inşallah. Bunun müjdesini aziz Erbakan Hocamız 1980 yılında TRT de şu sözlerle vermişlerdi.;

“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: 
 TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; 
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, 
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
 
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)

İslam’ın bütün ibadetleri gibi hac ibadeti de tevhid ve adalet bilincimizi artırdığı oranda anlam ifade eder. Allah’ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. Kendimizi Rabbimizin istediği şekilde eğitip yetiştirmek için biz ibadetlere muhtacız.”

Yazının tavaf kısmında tavafın zerreden kürreye evrenle bir olarak tevhid inancının bir tezahürü olduğu belirtilmiştir.

Evrenle bir olan ve dinimizin “Yüce yaratıcıya tazim ve mahlukata merhamet ” tanımını bilen insanın, tevhid inancı gereği Adil bir Düzenin kurulması için gayret etmesi gerektiği hususunun haccın her kısmında bizlere anlatıldığını anladığım bu müthiş yazı için Allah üstadımızdan razı olsun.

Milli Çözüm’ün İlk Defa Kaleme aldığı HACC VE MEŞ’ARİL HARAM(ŞUUR DONANMA MEKÂNI) adlı Şuur ve hikmet yazısını okurken aklıma AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ (r.a) 1993 meşhur Arafat konuşması aklıma geldi. Konuşmada özellikle vurguladığı “şuur” (bilinç, farkındalık, idrak) teması, sadece bireysel dindarlık değil, Müslümanların toplumsal ve siyasi sorumluluğu bağlamında ele almıştır. Konuşmanın bu yönüyle öne çıkan mesajları şunlardır:

  • Hac bir şuur kazanma mektebidir. Hacı, sadece ibadetini yapıp dönmez; ümmetin bir parçası olduğunun bilincine varır.
  • Müslüman kimliği günlük hayata yansımalıdır. Arafat’ta edinilen bilinç, dönüşte ekonomik, sosyal ve siyasi tercihlere de yön vermelidir.
  • İslam’ın emirleri hayatın bütününü kapsar. İnanç ile ekonomi, siyaset ve toplum düzeni birbirinden ayrı düşünülemez.
  • Faiz ve zulüm düzenlerine karşı bilinçli olmak gerekir. Erbakan, Veda Hutbesi’ndeki faiz yasağını hatırlatarak Müslümanların bu konuda şuurlu davranması gerektiğini savunur.
  • Ümmet şuuru önemlidir. Dünyanın farklı ülkelerinden gelen milyonlarca Müslümanın aynı yerde toplanması, ortak bir kardeşlik ve dayanışma bilinci oluşturmalıdır.
  • Şuur, sorumluluk doğurur. Hacdan sonra kişinin hayatında bir değişim meydana gelmeli; inanç sadece sözde değil, davranışlarda da görülmelidir.
  • İslam ordusunun askeri olma benzetmesi. Konuşmada hacıların manevi bir eğitimden geçtiği ve döndüklerinde İslami değerlere sahip çıkma sorumluluğu taşıdıkları vurgulanır.

Bu konuşmada “şuur” kavramı genellikle sadece dinî bilgi sahibi olmak anlamında değil; olayları İslami ölçülerle değerlendirebilen, bilinçli tercih yapabilen ve sorumluluk üstlenen bir insan tipi anlamında kullanılır. Bu Arafat konuşmasında da ana vurgu, hac ibadetinin böyle bir bilinç dönüşümüne yol açması gerektiğidir. Yani fazli düzeni reddedip döndüğümde faizsiz bir düzeni nasıl inşa etmek için hangi cihad kuruluşunda görev alınması gerektiği bilincidir. Şimdi ise Milli Çözüm yazılarını takip etmek yayınlamak, yorum yazmak bu hizmetlere ortak olmak tam olarak bu şuur’un neticesidir. Sürçü lisan ettiysek affola

Şu; beyni, kalbi, gönül ve ruh dünyamızı doyurucu makaleyi okuyup, halâ bir çok hususu anlamamazlıktan gelen akıl fukaralarına söylenecek söz kalmadı artık. “Hacca gittim ve kesin kurtuldum” düşüncesinde olanlara en güzel cevap makalede verilmiştir.

Kabul olunacak bir Hacc ibadeti ve böyle bir Hacc sonrasında kazanmamız gereken davranışların nasıl olması gerektiğine dair çok güzel ve çok yönlü, Hacc ibadeti ile amaçlanan şuuru kazandırmaya yönelik rehber niteliğinde bir makale olmuş. Teşekkür ve tebrik ediyoruz. Makaleyi okuduktan sonra insan şu sorunun cevabını net olarak alıyor; Yüzyıllardır milyonlarca Müslüman Hacc ibadetini yerine getiriyor fakat neden Hacc ibadetinin Müslümanlar, Müslüman ve mazlum beldeler üzerinde beklenen etkileri gerçekleşmiyor?

Haccın başlıca etkinlik (menasik)leri:
1- İhram: Kefen ve Mahşere DİRİLİŞ!
2- Vakfe: Dik ve sağlam DURUŞ!
3- Tavaf: Huzur ve heyecanla DÖNÜŞ!
4- Sa’y: Gayret ve ümitle DİRENİŞ!
5- Recm (Taşlama): Nefsani putları ve şeytani Tağutları DEVİRİŞ!
Arafat vakfesi, bir bakıma Allah’a hesap verme anıdır. Hacılar, dünyada yaptıklarının hesabını her şeyi bilen ve gören Allah’a Arafat vakfesiyle arz ederler. Hesap gününün dünyadaki bir provasıdır. Dünyanın her yerinden, dilleri, renkleri, ırkları ve statüleri farklı milyonlarca insanın vakfede bütün dünyevi makam ve statüleri bir kenara bırakarak yan yana durmaları ve aynı dualarla Allah’a yalvarmaları, yeryüzünde benzeri olmayan muazzam bir tablo oluşturmaktadır.

Mina’da şeytan taşlayanlar bir bakıma şeytani zihniyeti reddettiklerini ilân etmektedirler. Şeytan ve taraftarlarını taşlamakla hacılar, bu kutsal ibadeti yerine getirdikten sonra her ortamda ve durumda bozgunculuğa ve bozgunculara karşı tavır alacakları sözü vermektedirler.

Şeytani zihniyete destek vermek İslam’a ve insanlığa ihanettir

Hac ibadetini yerine getiren Müslümanlar, Mina’da şeytan ve taraftarlarını reddetmek anlamına gelen tavırlarını her yerde ve ortamda şeytani zihniyete karşı da sergileseler, İslam âlemi içinde bulunduğu yoksulluk ve sefaletten kurtulur.

Dünyevileşme Salgınına Karşı Meş’aril Haram Şuuru 

İnsanlık tarihi, cephelerde kaybedilen savaşlardan ziyade, zihinlerde ve kalplerde kaybedilen savaşların yıkımlarıyla doludur. Bugün İslam ümmetinin ve modern insanın karşı karşıya kaldığı en büyük tehdit; ne tanklar, ne füzeler ne de ekonomik ambargolardır. Karşımızdaki en sinsi, en tahrip edici ve sessiz ilerleyen pandemi; kalpleri işgal eden, zihinleri uyuşturan “Dünyevileşme” (Vehn) hastalığıdır.
Peyamber Efendimiz (S.A.V.), asırlar öncesinden bugünün anatomisini şu sarsıcı hadis-i şerifle çizmiştir.

“Diğer milletler, insanların birbirini sofraya davet ettiği gibi sizin üzerinize üşüşecekler.” Sahabe hayretle sorar: “Biz o gün sayıca az olacağımız için mi bu duruma düşeceğiz ya Resulullah?” Efendimiz cevap verir: “Hayır, aksine sayınız çok olacak. Fakat siz, bir selin önündeki çer-çöp gibi ağırlıksız olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden sizden korkma hissini söküp alacak ve sizin kalbinize ‘vehn’ koyacaktır.” Sahabe tekrar sorar: “Vehn nedir ya Resulullah?” Allah Resulü tek cümleyle teşhisi koyar: “Dünyayı (aşırı) sevmek ve ölümden kerih hissetmek (korkmak).”

Bu teşhisin ışığında, Milli Çözüm’ün ele aldığı “Hacc ve Meş’aril Haram (Şuur Donanma Mekânı)” başlıklı makale, günümüz Müslümanlarının en büyük hastalığı olan “şekilsel dindarlığa” muazzam bir neşter vurmaktadır. Haccı ve Meş’aril Haram’ı sadece turistik bir arınma seyahati değil; bir askeri karargâh, bir siyasi ve ekonomik şuur donanma merkezi olarak okumak, kalplerdeki dünya prangalarını kırarak ümmeti bu “çer-çöp” olma zilletinden kurtaracak yegane şifredir.

Modern kapitalist sistem, insanı sadece tükettiği müddetçe var olan, haz odaklı ve seküler bir varlığa dönüştürmek ister. Dünyevileşme; kişinin ahireti tamamen inkar etmesi demek değildir. Dünyevileşme; ahiretin varlığına inanıp, hayatı sanki hiç ölüm yokmuş gibi yaşama kurnazlığıdır. Bu hastalık kalbe girdiğinde ibadetler ruhsuz birer ritüele dönüşür; cihat, adalet ve hakkı ayağa kaldırma davası, yerini “konfor alanını koruma” güdüsüne bırakır. Müslüman, dünyadaki zulmü gördüğünde, “Aman huzurum kaçmasın” pısırıklığına sığınır.

Dünyevileşme zincirlerini kırmanın yolu, sadece Allah’ın rızasını gözeten bir adanmışlıkla Şehadet Arzusunu kuşanmaktır. Şehadet; körü körüne bir yok oluş değil, aksine adaleti, hürriyeti ve insanlığın saadetini kendi canından daha aziz bilmenin adıdır. Ölüm korkusunu aşmış, dünyalık menfaat sömürüsüne karşı bağışıklık kazanmış bir inanmışlar topluluğunu küresel şer odaklarının tehdit etmesi veya satın alması imkansızdır.

Sistem bize hep “Sen tek başına bir hiçsin, senin tek bir oyunla, tek bir boykotunla mı bu koca dünya nizamı değişecek?” yanılgısını enjekte eder. Oysa Meş’aril Haram’da (Müzdelife’de) o zifiri karanlıkta topladığımız her bir küçük taş, günümüz dünyasında küresel sömürü mekanizmalarına (Siyonizm’e, vahşi kapitalizme ve ahlaki yozlaşmaya) karşı fırlatılmayı bekleyen birer mühimmattır. Bireysel olarak topladığımız o taşlar, aynı hedefe yöneldiğinde küresel şeytanların saraylarını yerle bir edecek birer siyasi ve sosyal çığa dönüşür.

Eğer Meş’aril Haram’ın o devrimci, cihatçı şuuruyla kuşanıp şehadet arzusuyla dirileceksek; hacda fırlatılan 70 mukaddes taşın her birini, hayatın yedi kritik cephesinde çağdaş şeytanların alnına fırlatmak zorundayız.

SİYASİ VE STRATEJİK TAŞLAR (1 – 10)
 Taş 1: Küresel sömürüye, faiz nizamına ve Siyonist sömürgeciliğe karşı dik duran, sömürüsüz ve “Adil Düzen” merkezli yeni bir dünyayı hedefleyen siyasi yapılara sandıkta oy vermek.
Taş 2: Birleşmiş Milletler’in sömürgeci beşli yapısına karşı, adil bir küresel güvenlik konseyi alternatifini savunmak.
Taş 3: Müslüman ülkelerin askeri, siyasi ve ekonomik ortak çatısı olan İslam Birliği (D-8 / D-60) vizyonu için teşkilatlanmak.
Taş 4: Siyonist siber ve askeri tehditlere karşı yerli ve caydırıcı savunma sanayii ve harp teknolojileri üretmek.
Taş 5: NATO gibi küresel şer ittifaklarının ümmet coğrafyasındaki askeri ve stratejik üslerine karşı uyanık olmak ve bağımsızlığı koruyacak İslam Ordusunu savunmak.
Taş 6: Soykırımcı terör devletlerinin uluslararası mahkemelerde yargılanmasını sağlayacak hukuki mekanizmalar kurmak ve kanıt toplamak.
Taş 7: Kamuda ve sivil toplumda şer odaklarının sızma girişimlerini engelleyecek, adalet ve liyakat eksenli kadrolar yetiştirmek.
Taş 8: Gizli kapılar ardında yapılan, ümmetin aleyhine olan küresel ve gizli anlaşmaları (ikiz yasalar, tahkim yasaları vb.) ifşa etmek.
Taş 9: Siyasi karar mekanizmalarında Siyonist lobilerin ve batı endeksli düşünce kuruluşlarının (Think-Tank) nüfuzunu kıracak yerli strateji merkezleri kurmak.
Taş 10: Mazlum coğrafyaların haklarını uluslararası arenada diplomatik bir güç olarak savunacak kararlı devlet politikalarına öncülük etmek.
EKONOMİK VE FİNANSAL TAŞLAR (11 – 20)
Taş 11: Siyonizm’i ve küresel işgalcileri fonlayan markaları, ürünleri ve dijital yazılımları ömür boyu kesintisiz boykot etmek.
Taş 12: Kapitalizmin köleleştirme aracı olan faizli finans sisteminden tamamen uzak durmak.
Taş 13: Emeğe, helal üretime, risk ortaklığına ve sömürüsüz ticarete dayalı adil ekonomik modelleri hayata geçirmek.
Taş 14: Küresel tekellerin pazar payını küçültmek amacıyla yerli üreticiyi ve esnafı desteklemek.
Taş 15: Dolar ve Euro hegemonyasını kıracak, manipüle edilemeyen ortak bir İslam Dinarı veya blokzincir para altyapısını savunmak.
Taş 16: Kapitalizmin en büyük gıdası olan tüketim çılgınlığına karşı lüks ve israftan kaçınmak.
Taş 17: Müslümanları bankaların faiz ve icra tuzağından kurtaracak Karz-ı Hasen (güzel ödünç) müesseselerini canlandırmak.
Taş 18: Zekatı bireysel bir bahşiş olmaktan çıkarıp fakirliği bitirecek ve cihadı fonlayacak kurumsal fonlara dönüştürmek.
Taş 19: Madenler, enerji kaynakları ve stratejik limanlar gibi ümmet varlıklarının küresel sermayeye özelleştirme adı altında peşkeş çekilmesine karşı durmak.
Taş 20: Tarımda küresel GDO ve kısır tohum tekellerine karşı ata tohumlarını korumak ve gıda bağımsızlığını sağlamak.
TEKNOLOJİK VE SİBER TAŞLAR (21 – 30)
Taş 21: Siyonist sansür mekanizmalarını (Meta, Google vb.) aşacak, mazlumların sesini duyuracak milli sosyal medya ve arama motorları inşa etmek.
Taş 22: Kritik devlet kurumlarını küresel casus yazılımlara (Pegasus vb.) karşı koruyacak siber güvenlik orduları yetiştirmek.
Taş 23: Batı merkezli İslamofobik ve sömürgeci algoritmalara karşı, adalet ve ahlak eksenli alternatif yapay zeka modelleri üretmek.
Taş 24: Haberleşme, enerji ve ulaşım ağlarında yabancı çip ve donanım bağımlılığını sıfırlayarak altyapı bağımsızlığı sağlamak.
Taş 25: Küresel teknoloji devlerinin veri madenciliği yoluyla insanlığın zihnini ve davranışlarını manipüle etmesine karşı dijital mahremiyeti savunmak.
Taş 26: Açık kaynak kodlu ve yerli işletim sistemlerini, yazılımları geliştirip kamuda zorunlu hale getirmek.
Taş 27: Uzay teknolojileri, uydu sistemleri ve istihbarat ağlarında batıya olan bağımlılığı tamamen bitirmek.
Taş 28: Gen teknolojisi ve biyolojik silah üreten küresel laboratuvarların sinsi faaliyetlerine karşı yerli biyolojik savunma sistemleri kurmak.
Taş 29: Genç beyinlerin batıya göç etmesini (beyin göçü) engelleyecek yerli teknoloji ve AR-GE ekosistemleri inşa etmek.
Taş 30: Kripto para ve dijital varlık alanında küresel para baronlarının manipülasyonlarını engelleyecek yasal ve milli koruma kalkanları üretmek.
MEDYA, ALGI VE KÜLTÜREL TAŞLAR (31 – 40)
Taş 31: Batı medyasının algı operasyonlarını deşifre etmek, Siyonist yalanları belge ve kanıtlarla anında çürütmek.
Taş 32: Netflix ve benzeri platformların ahlaksızlık pompalayan yapımlarına karşı; tarihi, ahlaki ve cihat şuurunu işleyen sinema, dizi ve oyunlar üretmek.
Taş 33: İşgalcilerin dilini reddederek kavramsal temizlik yapmak (Örn: “İsrail Cumhurbaşkanı” yerine “Terör Şebekesi Elebaşı” demek).
Taş 34: Yabancı dillerde içerikler, belgeseller ve yayınlar üreterek batı halklarına sömürgeciliğin gerçek yüzünü kendi dilleriyle anlatmak.
Taş 35: Moda, kozmetik ve popüler kültür yoluyla insan bedeninin ve ruhunun metalaştırılmasına karşı tesettür ve iffet ahlakını savunmak.
Taş 36: Müslümanların zihnini işgal eden batı hayranlığı ve aşağılık psikolojisi virüsüne karşı medeniyet şuurunu diriltmek.
Taş 37: Haber ajanslarında batı merkezli tekellerin (Reuters, AFP vb.) manipülatif haber akışına karşı küresel ve adil bir İslam Haber Ajansı ağı kurmak.
Taş 38: Küresel turizm endüstrisinin sunduğu yozlaşmış tatil anlayışı yerine, sıla-i rahim ve şuur eksenli seyahat kültürünü ikame etmek.
Taş 39: Müzik ve sanat dünyasında ruhu uyuşturan, isyana ve batıla teşvik eden akımlara karşı kalbi ve zihni dirilten asil bir sanat anlayışı geliştirmek.
Taş 40: Dijital dünyada “etkileşim” uğruna mahremiyetin ayaklar altına alınmasına ve teşhircilik çılgınlığına karşı ahlaki bir duruş sergilemek.
EĞİTİM VE AKADEMİK TAŞLAR (41 – 50)
Taş 41: Çocukları plazaların kölesi yapan batı endeksli eğitim yerine; fetih, adalet, ahlak ve cihat ruhu aşılayan bir müfredat devrimi yapmak.
Taş 42: Bilimi batının başlattığı yalanına karşı, İslam medeniyetinin bilimsel, felsefi ve ahlaki üstünlüğünü akademik olarak ortaya koymak.
Taş 43: Kapitalizm, liberalizm, komünizm gibi insanlığı felakete sürükleyen izmleri akademik düzeyde çürütüp yegane kurtuluşun İslam nizamında olduğunu göstermek.
Taş 44: Zeki ve ahlaklı gençleri batı merkezli sinsi fonların (Fullbright vb.) kucağına bırakmayacak muazzam yerli burs ve eğitim ağları kurmak.
Taş 45: Üniversiteleri sadece küresel sisteme işçi yetiştiren fabrikalar olmaktan çıkarıp, ümmetin dertlerine çözüm üreten enstitülere dönüştürmek.
Taş 46: İslami ilimleri (Fıkıh, Kelam, Tefsir) çağın iktisadi, siyasi ve sosyolojik problemlerine cevap verecek dinamik bir vizyonla yeniden metodize etmek.
Taş 47: Oryantalizmin ve modern ilahiyat sapmalarının İslam’ın temel akidelerini ve sünneti tahrip etme girişimlerine karşı akademik barikatlar kurmak.
Taş 48: Çocuk eğitiminde dijital bakıcılığa (tablet, telefon bağımlılığı) son verip, anne-baba şefkatiyle şuurlu nesiller yetiştirmek.
Taş 49: Tarih eğitimini hanedan kronolojisinden çıkarıp, ümmetin zafer ve inkıraz sebeplerini analiz eden bir ibret felsefesine dönüştürmek.
Taş 50: Okullarda adil paylaşım, hak yememe ve kul hakkı bilincini teorik değil pratik uygulamalarla (örneğin kasasız/görevlisiz dürüstlük kantinleri) aşılamak.
SOSYAL, TOPLUMSAL VE AHLAKİ TAŞLAR (51 – 60)
Taş 51: Küresel şebekelerin insan soyunu kurutmak ve aileyi yıkmak için fonladığı cinsiyetsizleştirme ve LGBT projelerine karşı toplumsal barikat kurmak.
Taş 52: Gençlerin evlenmesini zorlaştıran kapitalist adetleri, ağır çeyiz masraflarını ve gösteriş çılgınlığını yıkarak evliliği kolaylaştırmak.
Taş 53: Kumar, uyuşturucu, fuhuş, şans oyunları ve dijital bağımlılık tuzaklarına karşı gençliği sokakta ve mahallede koruyacak sosyal koruma ağları kurmak.
Taş 54: Mazluma koşan, hakkı haykıran, tabeladan ibaret olmayan aksiyoner sivil toplum örgütlerinde bedenen ve mali olarak aktif görev almak.
Taş 55: İş hayatında emeğin sömürülmesine, asgari ücret köleliğine karşı çıkıp, işçinin alın teri kurumadan hakkını eksiksiz veren adil bir nizamı savunmak.
Taş 56: Kadını modern dünyanın köleleştirici iş sahalarında bir meta haline getiren zihniyete karşı, onun anne ve cemiyetin kurucu mimarı olan asil makamını korumak.
Taş 57: Akrabalık bağlarını (Sıla-i Rahim) koparan, insanı bencil bir hücreye hapseden modern yalnızlaştırma projesine karşı akraba ve komşuluk hukukunu canlandırmak.
Taş 58: Sosyal adaletsizliğin, zengin ile fakir arasındaki uçurumun derinleşmesine karşı infak ve sadaka köprülerini mahalle bazında kurumsallaştırmak.
Taş 59: Yaşlıları modern dünyanın dışlayan “huzurevi” mantığına terk etmeyip, onları ailelerin baş tacı ve bereket vesilesi kılmak.
Taş 60: Sokak hayvanlarından çevre temizliğine kadar yeryüzündeki tüm yaratılmışlara merhametle yaklaşan, kapitalizmin yağmacı doğa anlayışını reddeden bir ekolojik ahlak geliştirmek.
BİREYSEL, KALBİ VE MANEVİ TAŞLAR (61 – 70)
Taş 61: “Bana necilik” ve “nemelazımcılık” hastalığını tamamen terk edip, yeryüzündeki her mazlumun acısını kalbinde hissetmek.
Taş 62: Disiplin, askeri hiyerarşi ve ümmet birliğinin ilk eğitim alanı olan namazları cemaatle ikame etmek.
Taş 63: Sosyal medya mecralarında saatlerce kaydırarak ömrü ve beyni uyuşturan dijital esaretten irade göstererek kurtulmak.
Taş 64: Cihad şuurunu ve manevi uyanışı yok eden haram ve şüpheli rızlıklardan uzak durup helal lokma titizliği göstermek.
Taş 65: Dünyadaki siyasî, askeri ve ekonomik gelişmeleri günü gününe takip ederek cahil kalmamak, manipülasyonlara karşı bağışıklık kazanmak.
Taş 66: Gece seherlerinde mazlumların zaferi ve zalimlerin kahrı için adanmış bir kalple fiili duayı, kavli dua ile taçlandırmak.
Taş 67: Müslümanların kendi aralarındaki didişmelerini, fırkacılığı, gıybet ve tefrikayı bırakıp kardeşlik hukukunu can pahasına korumak.
Taş 68: Şer odaklarına karşı verilecek uzun soluklu mücadelede sağlam bir dimağ ve güçlü bir fizik için beden sağlığını (kimyasal gıdalardan uzak durarak) korumak.
Taş 69: Küresel çetelerin dünyayı yapay krizlerle teslim alma planlarına karşı israfı önlemek, su ve kaynak güvenliğine bireysel olarak katkı sağlamak.
Taş 70: Dünyevileşme hastalığına yakalanmamak; ölümden korkmayan, sadece Allah’ın rızasını gözeten bir adanmışlıkla ve şehadet arzusuyla yaşamak.

Müslümanlar olarak bugün içine düştüğümüz küresel zilletin, coğrafyamızı kana bulayan Siyonist vahşetin ve ahlaki çürümenin yegane sebebi; elimizdeki mühimmatı yanlış yere fırlatmamız ya da “ben tek başıma neyi değiştirebilirim ki” pısırıklığıyla o taşları eteğimizde kurutmamızdır. Eğer biz sandık başına gittiğimizde oy pusulamızı küresel çetelere boyun eğen kadrolara teslim ediyorsak, mutfağımıza Siyonizm’i fonlayan boykotlu ürünleri sokuyorsak, dijital ekranların başında zihnimizi sömürtüyorsak; Mina’da taştan sütunlara fırlattığımız taşların hiçbir hükmü kalmayacaktır. O taşlar sadece birer ritüel olarak kalacak, günümüzün canlı ve kurumsal şeytanlarına asla ulaşmayacaktır.

Oysa kurtuluş; her bir müminin ölüm korkusunu kalbinden söküp atarak, sadece Allah’ın rızasını gözeten bir adanmışlıkla ve şehadet arzusuyla ayağa kalkmasıdır. Ölümü öldüren, kaybetme korkusu olmayan ve dünyayı ahiretin tarlası kılan bir inanmışlar topluluğunu hiçbir güç teslim alamaz. Meş’aril Haram’da kuşanılan o muazzam cihat şuurunun hayattaki karşılığı, sömürüsüz ve adil bir dünyanın (Adil Düzen’in) kurulması için topyekün bir seferberlik başlatmaktır.

Netice itibarıyla her mümin kendi hayat sahasında bir karar vermek zorundadır: Ya Nemrut’un ateşini seyreden, dünyalık menfaatleri için zalimin zulmüne göz yuman ve sömürü çarklarına sessizce kölelik eden pasif bir kalabalık olacağız; ya da Meş’aril Haram’dan aldığı emirle yola çıkan, elindeki tek bir oyu, tek bir boykotu, tek bir helal lokmayı ve adanmış ömrünü küresel şeytanın alnına fırlatan çağdaş ebabiller olacağız.

Tarihi yeniden yazacak olanlar, sayıca çok olan ama selin önündeki çer-çöp gibi ağırlığı bulunmayan dünyevileşmiş kitleler değil; kalbini şehadet aşkıyla tahkim etmiş, haccı bir askeri karargâh şuuruyla kuşanmış ve yeni bir dünyayı kurmaya yemin etmiş o adanmış muzaffer azınlıktır.

Bizlere ibadetlerin içindeki bu muazzam inkılapçı ruhu ve sarsıcı vizyonu hatırlatan, bizleri her yazısıyla yeniden “şuur donanma mekanına” davet eden kıymetli Üstadım Ahmet AKGÜL’e ve Milli Çözüm dergisine teşekkür eder; ümmetin bu muazzam diriliş şafağına uyanmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.

Mü’minlerden öyle (mert ve metin) er kişiler vardır ki, Allah üzerine (O’nun rızası ve davası istikametinde) yaptıkları ahde (iman, itaat ve cihad sözlerine) sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirip (Hakk uğrunda canını vermiştir), kimi de (gönülden cenneti ve şehadeti umup) beklemektedirler. Onlar hiçbir vazgeçme ve yan çizme (bedel ve bahanesi) ile (Allah adına verdikleri sözlerini)değiştirmemişlerdir. (Ahzab Suresi, 23)

MEŞ’AR-İL HARAM KAVRAMININ KISA TAKDİMİ, YA DA HACCA GİTMEDEN ÖNCE ŞUURLANMA…

Hacc: Dünya Müslümanlarının yıllık genel kongresiydi. Her bir menasikin farklı anlam ve maksatları vardı. Özellikle “MEŞ’ARİL HARAM” (şuur donanma mekânı) konulu makale ilk kez İSLAMİ KAVRAMLAR (Kur’an ve sünnet) LİTARATÜRÜNDE ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ TARAFINDAN YENİ BİR KAVRAM OLARAK AÇIKLAMASI YAPILMIŞ ve bütün mü’minlerin HACC’DA, ŞUURLANMA AÇISINDAN genel bir “ESAS DURUŞU” nun TANIMI VE TAKDİMİ yerindeydi. İşte 100 Kur’ani Kavram kitabımıza da eklenecek şimdiye kadar sadece isim olarak bildiğimiz bir KAVRAMIN fiiliyata dönüştürülmesi olarak da açıklanabilirdi.

Bakara suresinin 198. “Ayeti kerimesinde;  “(Hacc mevsiminde bile) Rabbinizden bir fazıl (rızık ve kazanç) aramanızda (ticaret yapmanızda) sizin için sakınca yoktur. Arafat’tan hep birlikte (Müzdelife’ye) indiğiniz vakitte (şuurlanma durağı olan) Meş’ar-ı Haram’da (Mekke’de, Arafat’la Mina arasındaki ziyaret durağında) Allah’ı anın (zikredip yalvarın). O, sizi nasıl doğru yola yöneltip-ilettiyse, siz de (ibadet ve itaatle) O’nu anıp hatırlayın. (Zikir ve dua ile Rabbinize yalvarın) Gerçek şu ki, siz bundan (İslam’dan) önce hakikaten şaşkın ve sapkın olanlardandınız. [Not: Meş’aril Haram; Arafat vakfesinden sonra Hacıların Müzdelife tepesinde geceleyip şeytan taşlarını topladıkları “Saygıya değer şuurlanma durağı”, dostu düşmanı tanıma ve tedbir alma mekânıdır.]”

Bu ayetlerin devamında tevbe etmek, ciddi bir gayretle Allah’ı çokça zikretmek, tevhide yönelerek ve gereği olan İSLAM BİRLİĞİNİ KURMAK bu bağlamda hem dünya ve hem ukbanın inşaasını gerçekleştirmenin emri ve uygulama şekliydi.

Tam da bu noktada bu makale; ŞUURLA OKUYANLAR VE UYGULAYANLAR İÇİN BİR HACC (ŞUURU) YERİNDEYDİ.

Hürmet ve Selamlarımla.

Last edited 13 gün önce by Ali Çağıl

Hacı olmak:Hakkın hakimiyeti için çalışmak demekmiş.

Aynı gaye için gayret etmek üzere, eğitilip donatılmış,terbiye ve disiplin kazandırılıp bir araya gelerek, emir komuta şeklinde hareket eden topluluğa Ümmet vasfını veren Prof Erbakan Hocamızdır.

Dünyadaki bütün dengesizliklerin giderilmesine dair, bünyesinde köklü çözümler barındıran yegane din İslamdır..

İslamın bu özelliğini etkin hale getirecek olan irade ise şüphesiz İslam Ülkelerinin yönetim mekanizmalarıdır..

Her türlü katliam ve tecavüzün..
Her türlü açlık ve mahrumiyetin kol gezdiği, İslam topraklarındaki bu zillete “Dur”! diyemeyen Hac İbadeti malesef hedefine ulaşmamıştır.
Başı, gövdesi ve ayağı belli olmayan kuru kalabalıkların bir ümmet vasfı da malesef bulunamayacaktır..
Kabenin etrafında ;
Namazlarını ortak (birlikte) kılanlar, ihramlarını birlikte saranlar, traşlarını birlikte olup, ellerini birlikte duaya açanlar, acaba ülkelerindeki yöneticilerine, hükümetlerine, oy verip alkış tuttukları partilerine ;

İslam Ortak Paktının
İslam Ortak Parası ve Pazarının
İslam Ortak Pasaportunun
İslam Ortak Proğramlarının tahakkuku adına niçin soru sorma bilincini kuşanmazlar..
Böylesi bir şuuru kuşanmak için 1500 yıllık süreç yetmez mi?
60 yıllık Erbakan Hareketi olan Milli Görüşün siyasi şuuru ve birikimi yetmez mi?
Son üç asırdır yaşanan zulüm ve zillet yetmez mi?

Haccın gerçek mana ve anlamını bir kez daha önümüze koyan Millî Çözüm şuurunu bize bahşeden Rabbimize sonsuz şükürler ederiz..

Anlamına uygun ve hedefine ulaşmış bir Hac’da bütün Millî Çözüm ekibi olarak buluşmak ümidiyle.

Allah birdir. Ortağı ve benzeri yoktur. İnsana doğal hakları veren ve alan tek İlah Allah’tır. O’ndan başka hiçbir güce doğal haklarımızı sınırlama ve ortadan kaldırma yetkisini vermeyeceğiz. Yeryüzünde tevhid ve adaletle barış ve dayanışmanın önderi olan rahmet ve şefkat Peygamberi Hz. Muhammed, Allah’ın Resulüdür

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
12
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...