YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a60d7669cfc7
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 1 0 1 0 5
Bugün : 36269
Dün : 57979
Son 30 gün : 1734059
Toplam : 58594206
IP Adresiniz : 216.73.217.68

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

KİMDİR MÜNAFIK?

Yalandan haramdan, türlü riyadan
Dost Sana sığındım, fâni rüyadan
Ümidim Hak Resul-i Kibriya’dan
Allah’ın dostları, hoş musaddıktır1
Din istismarcısı, has münafıktır!..

BOP’un piyonları, sopu2 karışık
Hocama buğzeder, Haç’la barışık
O Milli Görüş’ten, neden ayrışık
Özü hiç durulmaz, hep bulanıktır
Hidayet kararmış, baş münafıktır!..

“İslam Kahramanı”, rolü oynuyor
Yüz milyarlar çalmış, hâlâ doymuyor
Halkı aç perişan, feryat duymuyor
Kendin saray sanır, kuş yuvacıktır
Kâfirden aşağı, her münafıktır!..

Emirdir Siyondan, gelen istekler
Zahir atıp tutar, gizli destekler
Batı’ya hizmetkâr, bizi köstekler
Hain; İsrail’le, hep muvafıktır3
Sözde sert konuşur, tam münafıktır!..

Rahatsız olmuyor, bâtıl düzenden
Haç’a hizmet edip, halkı ezenden
Faiz fuhuş kumar, b.kta yüzenden
Göz haram söz yalan, özü sapıktır
Hak davadan kopan, bil münafıktır!..

Ayet hadis okur, tersini yapar
“Nass var” deyip makam, çıkara tapar
Otuz yıl her adım, Kur’an’dan sapar
İman nuru sönmüş, aklı çarpıktır
İşbirlikçi olmuş, saf münafıktır!..

Halka hizmetkârım, Hakka köleyim
Ya Rab bu hasretle, yazık öleyim
Adil Düzen yoksa, nasıl güleyim
Zalim kötülükte, hep müsabıktır4
İblisle yarışır, çün münafıktır!..

Adil Düzen yoksa, adilik yaygın
İyiler bayağı5, kötüler saygın
Uyanın insanlar, kalmayın baygın
Zulme boyun eğen, korkak fasıktır
Vicdan insaf yoksa, o münafıktır!..

Vicdanı çürümüş, halk tokatlıyor
Her gün günah zulüm, bine katlıyor
Bak Milli Çözüm’den, ödü patlıyor
Haçlı AB ile, kim muvafıktır
Tanıyın o kişi, tam münafıktır!..

  1. Musaddık: Gerçeği doğrulayan.
  2. Sop: Sülale, kök.
  3. Muvafık: Uygun hareket eden, elverişli.
  4. Müsabık: Öne geçmeye çalışan, yarışan.
  5. Bayağı: Değersiz, kıymetsiz.
5 9 oy
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Elif ÇAĞIL

Elif ÇAĞIL

Abone Ol
Bildir
10 Yorum
En yeni
En eski En Çok Oylanan

“Biz, Ahmet’in Etrafını Temizliyoruz, Daha da Temizleyeceğiz!”

(Erbakan Hocamız bir mana aleminde) “Sana böyle dediklerinde kendilerine sor bakalım. En son söylediğimiz, tavsiye ettiğimiz hangi talimatımızı yerine getirmişler ve hayatlarına yerleştirmişler? Biz hemen hemen her konuda tavsiye ve tembihatta bulunduk. Bazen tek tek isimle belirttik. Bazen genel söyleyip ‘muhatapları üzerlerine alınsınlar’ dedik. Sohbetlerde dinlediler veya grup mesajlarında okudular. O anda içlerine bir hüzün veya konuya bağlı bir coşku oluştu ama hemen kısa bir süre sonra ‘Bu uyarı hangi kardeşimize ise Allah yardımcısı olsun!’ deyip geçtiler.

Aslında o uyarı tam da kendisineydi.

Sonra hemen telefondaki oyunlarına veya hayat gailelerine hızlı bir şekilde geri döndüler, bittiii… Biz ne demişiz? Nasıl demişiz? Kime demişiz? Hiiç aldırmıyorlar!…

Sor bakalım; kaç kişi bu rüyaları biriktiriyor. Hayatlarında önlerine çıkan bir sorunda kaç kişi arama motoruna o konuyu yazıp, o konuyla ilgili rüyayı bulup, açıp okuyor? Rüyalarla görevli kişilerin dışında kaç kişi eskiden yeniye ihtiyaç duydukça bakıyor rüyalara? Biz sizlere rüyayla ilk ne zaman seslenmişiz mesela? …Tavsiye ve talimatlarımız önemsenmez, öncelik konusu olmaz ve onlara uyulmazsa nasıl kurtuluş bulacaklar?

… Sonra devam ettiler: “Biz, Ahmet’in etrafını; uyarı ve talimatlara kulak asmayan, üzerine alınmayan ama sürekli önde olmaya, kendini göstermeye çalışan, ‘giyinip, kuşanayım, hep dikkatleri ben toplayayım’ diyenlerden; en ufak bir sarsıntıda yalpalayıp, yok olup gitmeye hazır vaziyetteki kişilerinden temizliyoruz, daha da temizleyeceğiz!” buyurdular.

Not: 12 Aralık 2018 tarihli bir rüyadan alıntıdır…

Münafık!
“GİZLİ DÜNYA DEVLETİ” adlı Şeytan tiyatrosunda, Siyonist ve emperyalistlerin hazırladığı “BATIL DÜZEN” senaryosunda rol alıp, halkların ürkütülmemesi ve Siyonist-emperyalist projelerin daha rahat yürütülebilmesi için Müslümanlık rolü yapan işbirlikçi figürandır.

Münafık; Şeytani eylemini, sözde Rahmani söylemle gizlemeye çalışandır!
Şeytani eylem;  Siyonist ve emperyalistlerin kurum ve kurallarıyla, Siyonist ve emperyalistlerin gayelerine hizmet etmektir.
Sözde Rahmani söylem; Şeytani eyleminin gerekçesini; “İslam’a hizmet için Siyonist ve emperyalist kafirlerle zahiren işbirliği görüntüsü vermekteyim; sakın benden şüphelenmeyin!” diyerek gizlemeye çalışmaktır.

İşte Münafık;
Sözleriyle “İslam Kahramanı” rolü oynayan…
Ayet hadis okuyup, “Nass var” deyip, makam çıkar hatırına tersini yapıp Kur’andan sapan…
Aziz Erbakan Hocamıza buğzeden, ama Siyonist Yahudi ve Haçlı emperyalistlerle barışık olan…
Siyonist ve emperyalistlerin işbirlikçisi olan…
Açıktan Siyonist ve emperyalistlere atıp tutmasına rağmen, gizliden gizliye destekleyen…
Sözleriyle İsrail’e sert konuşup, eylemleriyle İsrail ile tam muvafık olan…
Siyonist ve emperyalistlerden gelen istekleri emir telakki eden…
Batılılara ve Batı’nın kurum ve kurallarına hizmetkârlık yapmasına rağmen, Müslümanlara ve Müslümanların kurum ve kurallarına köstek olan…
Bâtıl düzenden rahatsız olmayan…
BOP’un piyonu olan…
Milli Görüş’ten ayrışık…
Milli Çözüm’den ödü patlayan…
Hidayet kararmış…
İman nuru sönmüş…
Aklı çarpık…

Tanıyın o kişi, tam münafıktır!..

Allah münafıkların röntgenini çeken bu müthiş şiir için üstadımızdan razı olsun. Ek olarak kendimizi de şiirde yer alan şeytani hasletlere ya da sinyallerine sahip olup olmadığımız hususunda sürekli sorgulamamız gerektiği hususunu ““Münafık kimdir?” sorusu başkalarını haksızca yargılayıp giyotine gönderme aracı değil, bireyin Kur’an ve Sünnet ışığında kendi ruhunu ve kalbini röntgenden geçirme şuurudur.” cümlesi ile hatırlatan aşağıdaki yorumlar için abilerimize de teşekkürlerimizi iletiyoruz.

MÜNAFIKLAR UZAYDA DEĞİL,YANIMIZDA VE İÇİMİZDE DOLAŞMAKTADIR

Evet, Allah münafıkların kimler olduğunu gösteriyor (farkı fark ettiriyor, ayırıcı ölçüyü veriyor). Hem de öyle bir gösteriyor ki, birkaç yıl sonraki “Muhammed Suresi”nde (Bedir Savaşı öncesi) deşifre edildiklerini görüyoruz. Ana tema yine aynı; cihad ve infak:

“Mü’minlerden (bir kısmı da: ‘Kur’an’da, silahlı savunma ve savaşa izin veren) bir sure indirilse ya! (Bununla ilgili ayetlerin gelmesi gerekmez mi? Yeter artık eli kolu bağlı beklediğimiz)’ deyip dururlardı. Fakat (ne zaman ki) içinde ‘kıtal’ zikri (çatışma ve cihadın emredilmesi) geçen, hükmü açık bir sure indirilip, (düşmanlarla) çarpışmaktan söz edilince, kalplerinde hastalık bulunan (bu tipleri) görüyorsun ki; ölümden korkarak bayılıp düşenler gibi, (ürkek ve isteksiz) Sana bakıyorlardı! Halbuki evla olan (ve onlara yakışan şöyle davranmaktı: Mü’minlere düşen, cihad davetini ve görevini) itaat ve ma’ruf (güzel bir) sözle (karşılamaktı). Böylece iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah’a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olacaktı. (Yani, lafa gelince; Allah’a, Resulüne, Hakk dava ve devlet liderine itaatten ve cihaddan bahsetmek kolaydır, ama iş ciddiye bindiği zaman sadakat gösterenler pek azdır. Ey kaypak ve kolaycı tipler!) Demek iş başına gelip (iktidar imkânıyla) yönetimi ele alırsanız; hemen yeryüzünde (ülkenizde, bölgenizde ve dünya genelinde) fesat çıkaracak, (zalim ve facir güçlerin arkasına takılacak, inanç esaslarınızla ve Hakk davanızla) tüm yakınlık bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız, öyle mi?! (Bu tavrınız sizin ayarınızı ve ahlâkınızı ortaya koyacaktır.)” (Muhammed: 20-22)

Yani: “Cihad, Hak hâkim olsun diye çalışmak ve çarpışmak için neden ayet gelmiyor?” deyip duruyordunuz. Şimdi açık ve kesin olarak cihada izin veren ayet gelince yerinizde çakılıp kaldınız. “Ama, fakat…” diyerek mazeretler ileri sürüyorsunuz. “Onlar bizim yakınlarımız, kendi ırkımız, aynı Arap akrabalarımız” diye bahaneler uyduruyorsunuz. Ama o eski ve nefislerine esir günleri niye hatırlayıp insafa gelmiyorsunuz? O günlerde ne akraba, ne ırk, ne soydaş dinlemiyordunuz. Yağma, talan, birbirinizi boğazlama ile geçiyordu ömrünüz. O zaman hiç de savaştan kaçmak için bahane aramıyordunuz. Şimdi bu bahaneler de neyin nesi oluyor? Kaldı ki Allah size; yağmalayın, talan edin, en yakınlarınızı bile kesip doğrayın demiyor. Tam tersi, bunların bir daha olmaması için, bütünün iyiliği, mutluluğu, Hak ve adaleti yerleştirmek için savaşmak gerektiğinde çıkın ve mertçe savaşın diyor. Bununla onu nasıl aynı kefeye koyuyorsunuz? Tevhid ve terbiyeden uzak o eski rezil, sefil ve berbat günleri nasıl da unutuyorsunuz? (Razî, Kurtubî, İbni Kesir, Zemahşerî, Beydavî)…

“İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah’ın indirdiğini (Kur’an’ın hükümlerini) beğenmeyip çirkin karşılayan (kâfir ve zalim odaklara yanaşıp): ‘Size (istediğiniz) bazı işlerde itaat edeceğiz (ama bunların dışında eskisi gibi Müslüman ve Mücahit görüneceğiz)’ diyerek (haince va’adlerde bulunmuşlardı.) Oysa Allah, sakladıkları şeyleri (ve sır olarak konuştuklarını) biliyordu (ve elbette hesabını soracaktı).” (Muhammed: 26)

Yani; münafıklar, müşriklere el altından şöyle diyorlar: Allah’a, ahirete, kıyamete inanmak gibi konularda sizinle ayrılıyorsak da; bu (Hz.) Muhammed’in (hâşâ) huzurumuzu bozan, akrabaları birbirine kırdıran, ülkede kargaşa çıkaran, gençlerin aklını karıştıran ve ihtilâlci fikirleri aşılayan birisi olduğu konusunda sizinle örtüşüyoruz. Çünkü bizi kendi ırkımızla, kendi akrabalarımızla savaşa çağırıyor. Hatta “terörist” eğilimleri olduğu bile seziliyor. Hiç peygamber böyle yapar mı? Bir peygamber eline kılıç alıp savaşır mı? Allah’a ve ahirete inanmaya, hayırlı işler yapmaya, iyiliğe, güzelliğe çağırsın; tamam bunları anladık. Ama bu cihad, zekât, infak, müsavat filan da ne oluyor? Evet, bugün de zalim dünya düzenine, Siyonizm’e ve Batı emperyalizmine karşı duran, hak, adalet ve hürriyeti savunan, İslam kardeşliğini ve insan eşitliğini öne çıkaran davetçilere, çoğu tarikat ve takva ehli geçinenlerin tavrı da, onlardan farklı bulunmuyor! Muhammed Suresi’nin sonu da çok ilginçtir. Medine’de “Haydi savaşa!” sesleri duyulunca daha önce “protokolde” ön sıralara oturanların, Peygamberin yanına kadar sokulanların, etrafında pervane olanların birdenbire kaytardıklarını ve “mırın kırın” etmeye başladıklarını görüyoruz. Bunlar ayette geçtiği gibi; kalpleri hastalıklı “Müslüman münafıklardan” başkası değildi. İşte Muhammed Suresi bunları anlatıyor… Surenin, baştan sona “cihad” temasını işledikten sonra “infak” çağrıları ile sona ermesi de çok manidar:

“İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye (nakdiniz ve vaktinizle Hakk davasını desteklemeye) çağrıldığınızda; buna rağmen bazılarınız cimrilik yapmaktadır. Oysa kim cimrilik ederse artık o, ancak kendi nefsine cimrilik ettiğinden (manevi ziyandadır). Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; asıl fakir (ve her halde Allah’a muhtaç) olan sizlersiniz. (İman ve akıl bunu anlamak ve ona göre davranmaktır.) Eğer siz (Hakk’tan ve cihaddan) yüz çevirecek olursanız, (Allah) yerinize sizden başka bir kavmi-kesimi getirip-değiştirir (ve onları zafere ulaştırır)…” (Muhammed: 38)

Ve yine Kur’an’da “münafıklar” (Münâfikun) diye ayrıca bir sure bile vardır. Buradaki ana tema da yine, çok ilginçtir; infaktır…

Surede münafıkların “Allah’ın Peygamberinin yanındakilere bir şey vermeyin ki dağılıp gitsinler” dediği hatırlatılır. Oysa göklerin ve yerin hazinelerinin Allah’ın olduğu vurgulanır; şan ve şeref sahibi olduklarını iddia ederek Medine’ye dönünce ayak takımını Medine’den sürüp atacaklarını söyleyerek böbürlenenler olduğu hatırlatılır; oysa şan ve şerefin (izzetin) Allah’ın, Peygamberin ve “mü’minlerin” olduğu ve fakat “münafık” takımının bu bilinçten yoksun bulunduğu anlatılır (Münâfikun: 7-8). Mü’minlerin şan ve şeref sahibi olmak istiyorlarsa bu münafıklardan ayrılarak yapmaları gerekenin ne olduğu özetlenerek on bir ayet olan “Münâfikun Suresi” şöyle bitmektedir:

“Ey iman edenler (ve Müslümanlık iddiasında bulunanlar!) Ne mallarınız ne de evlatlarınız, sakın sizleri Allah’ı anmaktan (her durumda ve her konuda Kur’ani buyruklara göre yaşamaktan geri bırakmasın ve sakın tutkuyla dünyaya bağlanarak ahireti hatırlayıp hazırlanmaktan sizi) alıkoymasın. Her kim böyle yaparsa işte onlar hüsrana uğrayanlardır. Herhangi birinize ölüm gelip de: ‘Rabbim! Ne olursun, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen de, (İslam’ı bütünüyle) tasdik edenlerden ve (malımı İslam ve insanlık uğrunda harcayıp) sadaka verenlerden ve (her türlü küfür ve kötülükten uzaklaşıp) salih amel işleyenlerden olsam!’ diye (boşuna yalvaracağı ve bu dileğinin asla kabul olunmayacağı gün) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan infak edip (harcayın. Her çeşit imkân ve fırsatı hayır ve hizmet yolunda kullanın. Çünkü) Allah, kesinlikle kendi eceli gelmiş bulunan hiçbir kimseyi erteleyip (ömrünü uzatmayacaktır). Allah, yaptıklarınızdan (bütünüyle) Haberdardır (niyetinizi de, mahiyetinizi de elbette bilip durmaktadır).” (Münâfikun: 9-11)

Yine Hicret’in 9. yılındaki Tebük Seferi boyunca ve sonrasında nazil olan ve müşriklere ültimatom (beraet) verilmesi ile başlayan “Tevbe Suresi”, Mescid-i Dırar (İslami hareketi içten yıkmak ve kâfirlerin işini kolaylaştırmak üzere, hayır ve hizmet kılıflı ayrı bir cemaat ve teşkilat) sahibi eski rahip yeni Müslüman-Münafık İbni Selül Ebu Amir’in, Medine’yi işgale çağırdığı dönemin dünya gücü Bizans’a karşı meydan okuma anlamına gelen, 50 dereceye varan sıcaklıktaki otuz bin kişilik İslam’ın izzet ve cesaretini, sadıklarla sahtekârların ayrışma sürecini gösteren “çöl yürüyüşünü” konu edinir. Türlü mazeretler ileri sürerek bu seferden geri duran “münafıklar” en ağır şekilde burada eleştirilir. 129 ayet olan surenin neredeyse tamamında münafıklığın ve korkaklığın adeta genetiği çözülmektedir. Sözü namus bilme (sıdk/sadakat) adına cesaret, yiğitlik, bahadırlık, erdem ve dürüstlük temaları işlenir. Özellikle son bölümde münafıkların telkinine kapılarak seferden geri duran birkaç sahabenin nasıl vicdan azabı çekişleri ve tevbenin gerçek örneği haber verilir.

Sure boyunca cihad ve infak kaçkını münafıklığın nasıl geliştiğini, Müslüman kılıfına nasıl da bürünebileceğini, hatta sahabelerden bazılarını bile nasıl etkileyebileceğini ve nihayet mü’min olmanın ne anlama geldiğini sarsıla sarsıla okuyacaksınız. Müslüman kılığına bürünmüş bir münafık olmakla, gerçek bir mü’min olmak arasında bocaladığınızın farkına varacak; defalarca “Galiba ben mü’min değilim, aman Allah’ım!” deyip korkudan Allah’a sığınacak ve secdelere kapanacaksınız…

Daha fazla uzatmayalım… Bu verdiğimiz örneklerden başka Tahrim, Haşr, Fetih, Nisa ve Ahzâb surelerinde münafıklar isim verilerek anlatılır. Buraları özellikle nüzul sırasına göre okumalıdır. Marazlı tiplerin nasıl da deşifre edildiklerini göreceksiniz. Daha isim verilmeyen birçok yer var ama bunlar Kur’an’ın kime münafık dediğini anlamamız için gayet net bölümlerdir. Bunların hepsinde de ayırıcı özelliğin “infak ve cihad” olduğunu, Müslüman kılığına bürünmüş münafık ile gerçek mü’minin arasındaki asıl farkı bunların ortaya koyduğunu görürsünüz. Çünkü münafıklar üşenerek de olsa namaz da kılarlar. Allah’a ve ahiret gününe inandıklarını söyleyip dururlar. Dini ritüelleri (nüsukları) aksatmıyor görünürler hatta gösteriş olsun diye ifrata varırlar. Gayet iyi konuşurlar; inşaallahı, maşaallahı dillerinden bırakmazlar. Kılık kıyafette de gösterişte yarışırlar. Her halleriyle Müslümanların arasındadırlar. Hatta Müslümanlar deyince ilk önce onlar akla takılırlar. Din, iman nutukları atmada kimse onlara kavuşamazlar!.. Fakat iki şeyde onları göremezsiniz; cihad ve özellikle de infaktan kaytarırlar. Münafıklar, rahatlarından ve menfaatlerinden fedakârlığa yanaşmazlar… Ahiret hayatını ve Allah’ın rızasını değil, dünyayı öne alırlar. Dinlerini dünyalarına basamak yaparlar.

Ölçü budur! Yani candan ve maldan fedakârlık etme söz konusu olunca onlar ortalıkta bulunmazlar. Hatta, mahkeme, hapishane endişesiyle, hemen Avrupa ve Amerika’ya kaçıp adını hicret koyarlar. Oysa Kur’an-ı Kerim; canlarıyla ve mallarıyla cihad edenleri anarken, bırakın Müslümanı, “sâdıkûn” tabirini kullanır. Yani sadıklar; sözünün eri olanlar, sözün namusu ile yaşayanlar, Allah deyip de can ve mal söz konusu olunca yan çizip kaçmayanlar, sadakatlerini canları ve malları pahasına ortaya koyanlar…

Kur’an’da münafıkın kim olduğuna dair yüzlerce ayeti okuduğumda zihnimde canlanan, belki biraz ağır gelecek ama söyleyeceğim şu oldu: Münafık sadaka veren, mü’min ise infak edendir! Yani; “Müslüman münafıklar” göstermelik hayırlar, vicdan bastıran yardımlarla yetinir. Her sene hac, umre, mevlide önem verir. “Müslüman mü’minler” ise zekât dışında ihtiyaç fazlasını bile Allah yolunda ve cihad amacıyla severek harcayabilendir. Müslüman münafıklar (dıştan teslim olmuşlar) yılda bir kez, ıkına sıkıla, o da kırkta birini verir. Müslüman mü’minler (içten teslim olmuşlar) ise, yılda bir kırkta bir demez, bollukta ve darlıkta, iyi günde kötü günde infak eder, paylaşır, bölüşürler…

https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/munafiklar-uzayda-degil-yanimizda-ve-icimizde-dolasmaktadir/

“Münafık Kimdir?” Sorusunun Derinliği

 

İslam düşünce ve siyaset geleneğinde, toplumsal çözülmenin ve itikadi yozlaşmanın temeline oturtulan en hayati kavramlardan biri “Münafıklık” kavramıdır. Münafıklığın, psikolojik ve sosyolojik boyutlarını Üstad Ahmet Akgül’ün ve Milli Çözüm Külliyatı’nın ilmi, siyasi ve fikri süzgecinden geçirerek bütüncül bir yaklaşımla ele alıp derlemeye çalıştık.

“Münafık kimdir?” sorusu, İslam düşünce tarihinde sosyo-psikolojik ve itikadi bakımdan sorulmuş en sarsıcı sorulardan biridir. Bireyin kendi varoluşsal samimiyetiyle yüzleştiği bir nirengi noktasıdır. Ancak bu soru sorulduğunda insan tabiatının en zayıf damarı hemen devreye girer: Birey, zihninde kurguladığı nifak portresini daima kendi dışındaki “ötekilere” giydirme eğilimindedir. İnsan zihninin ve toplumsal benliğin en büyük zaaflarından biri, psikanalitik literatürde “yansıtma” (projection) olarak adlandırılan ve olumsuz nitelikleri daima “öteki”ye yükleme eğilimidir. Kişi münafık portresini daima kendi dışındaki unsurlara layık görmekte; kendisini ise aklama tezkeresi almış hüsnüniyet abidesi olarak konumlandırmaktadır Münafıklık, sanki sadece tarihin donmuş sahnelerinde kalmış (Ebu Süfyan’ın veya Abdullah b. Übeyy’in çağındaki) veya toplumsal dar ve marjinal alanda yaşayan uzak bir sınıflandırma gibi algılanmaktadır.

Oysa bir kimsenin bu soruya vereceği cevabın mahiyeti, soruyu kime sorduğuyla doğrudan ilgilidir.

Soruyu; İnsan, Kendi Nefsine Sorduğunda: İnsanın kendi nefs-i emmâresi, fıtratı gereği sürekli kendisini temize çıkarma (tezkiye) ve savunma mekanizmaları (mazeretler) üretme eğilimindedir. Kur’an-ı Kerim’in, “Hayır; insan kendi nefsine karşı bir basirettir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile…” (Kıyamet: 14-15) ayetinde beyan buyrulduğu üzere nefis, kendi kusurlarını örtecek yaldızlı gerekçeler bulmakta ustadır. Dolayısıyla soruyu nefsine soran bir insan, kendisinde asla nifak emaresi bulamayacak; daima kendisini dinin veya davanın “en ihlaslı merkezi” ilan edecektir.

Sorunun muhatabı ilahi vahiy ve Nebevî basiret olduğunda ise işin rengi radikal bir biçimde değişmektedir.  Kur’an aynasına ve Nebevî ölçülere bakıldığında, nifakın dışımızda veya uzayda değil; bizzat içimizde, yanı başımızda ve hatta kendi benliğimizde yeşerebilecek gizli bir kalp marazı olduğu anlaşılır. Asr-ı Saadet’in en büyük şahsiyetlerinden Hz. Ömer (RA)’ın, sırdaş sahabe Hz. Huzeyfe (RA)’e sık sık başvurarak: “Allah aşkına söyle, ben de münafıklar listesinde var mıyım?” diye endişeyle sorması, nifak marazının ne denli sinsi bir tehdit olduğunu, kişinin belki de kendinin dahi farkında olamadığından dolayı da sorunun odağına kişinin önce kendi nefsini oturtması gerektiğini gösteren en somut örnektir.

Münafığın Tanımı:

Sözlük kökeni itibarıyla münafık kelimesi; Arap tavşanı (jarboa) gibi iki ayrı deliği/yuvası bulunan ve bir delikten tehlike sezip diğerinden kaçan, yani “iki yüzlü” hareket eden kimseden mülhemdir.

İslami literatürde münafık; içten teslimiyet göstermediği (kalben inanmadığı) halde dıştan Müslüman görünen, özü ile sözü birbirine uymayan kişidir.

Kur’an kavramsal çerçevesinde Müslümanlık iki boyutludur:

1.  İçten (Gayben) Teslimiyet: Hz. İbrahim örneğinde olduğu gibi kalbi tasdik ve ihlasla yönelen gerçek mü’minlik.

2.  Dıştan (Şeklen) Teslimiyet: Hucurât Suresi 14. ayette bedevilere hitaben “Siz henüz iman etmediniz, sadece ‘teslim olduk’ deyin” buyrulduğu üzere, hukuki veya içtimai zorunluluklar sebebiyle İslam dairesinde görünen dışsal teslimiyet.

Münafıklar hukuken Müslüman muamelesi görseler de , hakikatte ve ahirette kâfirlerden daha aşağı bir konumdadırlar; nitekim “Şüphesiz münafıklar cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar” (Nisa: 145) ilahi hükmü bu acı gerçeği tescillemektedir.

Münafıklığın kısaca ve genel olarak iki boyutu vardır.

1- Ameli Münafıklık: Konuştuğunda yalan katmak, Söz verdiğinde caymak, emanete hıyanet etmek, Husumet anında hırçınlaşmak.

2- İtikadi Münafıklık: İslam’ın muamelat/adalet boyutunu reddedip bâtıl sistemlere razı olmak, İnfak ve Cihad görevinden kaçıp dünyayı tercih etmek.

Peki kişi hiç farkında olmadan Münafık olabilir mi?

En kritik soru şudur: Bir insan, “ben münafığım” demeden veya bilinçli olarak bir hainlik tasarlamadan da münafıklaşabilir mi?

Açıkça gözüküyor ki; nifakın en tehlikeli türü, kişinin farkında olmadan, aşama aşama içine sürüklendiği itikadî ve ahlaki yozlaşma ve nihayetinde münafıklıktır.

İnsanın farkında olmadan münafıklaşma süreci şu psikolojik ve kalbi merhalelerle gerçekleşir:

– Sinsi Şeytani Telkinler ve Mazeret Üretme: Şeytan, insanı doğrudan küfre çağırmaz; onu “Allah’ın adını kullanarak” ve iyi niyet kılıfları sunarak kandırır (Hadid: 14). Kişi nefsani arzularına uyar, ardından yaptığı hataya şer’i veya mantıki gerekçeler uydurur.

– Kendi Kendini Islah Edici Sanma: Kur’an, Bakara Suresi 11-12. ayetlerde münafıkların temel psikolojisini çizer: Kendilerine “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. İşte bu “öz-aldanış” (kendini haklı ve makbul görme durumu), kişinin münafıklaştığının dahi farkına varmasını engeller.

– Kalbin Derece Derece Marazlanması ve Mühürlenmesi: Tıpkı vücuttaki kılcal damarların tıkanarak organı kangrene sürüklemesi gibi; infak, cihad, fedakârlık ve itaat gibi amellerden kaçınmak kalpte leke oluşturur. Sözünde durmama ve yalan söyleme sürekli hale geldikçe, Allah kalbe nifakı yerleştirir (Tevbe: 77).

Davanın En “Has Adamı”, “Ağabeyi” veya Merkezinde Olup da Münafıklaşmak.

Münafıklık, tarihin hiçbir döneminde sadece dışarıdaki düşmanın bir özelliği olmamıştır. Aksine münafıklar, daima İslami cemaatlerin ve davaların içinden çıkar; tebliğin ilk yıllarında (Mekke gibi çile dönemlerinde) değil, imkânların, gücün ve makam beklentilerinin arttığı (Medine veya iktidar dönemleri gibi) süreçlerde türerler.

Peki, davanın en ön safında duran, saygı duyulan bir “ağabey”, has adam veya üst düzey bir görevli nasıl bu duruma düşer?

1.  Girişteki Niyet Bozukluğu veya Sonradan Yozlaşma: Bazıları başlangıçtan itibaren dünyevi ganimet, makam veya nüfuz için yapıya sızarlar. Bir kısmı ise ilk başta samimi heyecanlarla katıldıkları halde; zamanla şöhret, servet, kibir, enaniyet ve haset gibi marazlara yenik düşerek yozlaşırlar.

2.  “Özel Görevli” ve “Seçilmişlik” Yanılsaması (Enaniyet): Davada yıllarca hizmet etmiş olmanın verdiği gururla, kendilerini her türlü hatadan beri, üstün ve vazgeçilmez görmeye başlarlar. Cemaat içi hiyerarşide veya hizmette zor ve riskli işleri gençlere/başkalarına ihale edip, kendileri sadece itibar ve konfor devşirmeye yönelirler.  Davada kıdem kazanmış olmanın getirdiği manevi gururla kendisini “dokunulmaz”, “vazgeçilmez” ve “hiyerarşi üstü” görme hastalığı baş gösterir.

3.  Mescid-i Dırar Mantığı ve Kulisçilik: Kendi tekelci iktidarlarını veya özel kliklerini korumak amacıyla, dava liderine, ana gövdeye ve sadık kadrolara karşı gizli toplantılar düzenler, içten içe nifak tohumları ekerler. Fakat bunu yaparken yine “davanın ve hizmetin geleceğini düşünüyormuş” rolü oynarlar.

Dava İçindeki Gizli Münafıkları ve Kalbi Marazlıları Deşifre Etme Ölçütleri

Kur’an-ı Kerim, münafıkların dış kılık kıyafetlerinin, cüsseli yapılarının ve konuşma yeteneklerinin insanları etkileyebileceğini (“Söz söylediklerinde dinlersin, adeta dayandırılmış kütük gibidirler” – Münâfikun: 4) bildirir. Ancak onların maskesini düşürecek ilahi ve nebevî mihenk taşları mevcuttur:

Dava içindeki münafıkları deşifre etmenin basit ve temel ölçüleri:

1- İnfak ve Cihad sahasında (Maddi ve Bedeni Fedakarlık): Ciddi mali ve bedeni sorumluluk gerektiğinde mazeret üretip kaytarır; rahat ve rant anında ön saflara geçer. Kur’an’da münafıkları ayırt ettiren en bıçak keskinliğindeki ölçü cihad ve infaktır. Şahsi konforu, makamı veya mali dengeleri riske girdiğinde hemen gevşeklik gösterip mazeret üreten; ancak ganimet, itibar ve popülarite görünce protokolün en önüne kurulan tipler kendilerini ele verirler.

2- Dış odaklarla, teşkilat dışı kimselerle dostluklar: Dava kardeşlerine karşı sert ve soğuk iken,  diğer insanlara karşı bilgiçlik taslamak ve caka satmak için şirin gözüküp, çevresindeki insanları küçük düşürmeye çalışmak. İzzeti Allah’ın ve mü’minlerin yanında değil, kendi teşkilatlarının, dava kardeşlerinin yanında da değil, bilakis küfür odaklarının, fasık teşkilatların veya kimselerin yanında ararlar. Kendi dava kardeşine imha edilmesi gereken bir rakip gibi bakarken, dış odaklara “esneklik” ve “şirinlik” sergiler.

3- Söylem ve Usul (Konuşma Tarzı ve Üslup Fesadı): “Sen (o münafık dönekleri) sözlerini konuşma tarzından (ve gerçekleri çarpıtma ve hıyanetlerine bahane uydurma tavırlarından da) anlarsın…” Muhammed Suresi 30. Ayetinin bildirdiği gibi; “Lahnü’l-Kavl”, sözün üslubundaki eda ve sinsi niyet tonudur. Sözlerin, konuşma tarzından, sürekli ümitsizlik, vesvese, felaket haberciliği pompalamak ve devamlı başkalarının aleyhine ama kendi lehine bahaneler uydurmak. Kaderi unutmuş hezimetçi söylemler, sürekli dava erlerinin hevesini kıracak vesveseler ve “biz dememiş miydik” kuruntuları nifakın kelami tecellisidir.

4- Gizli Kulisler: Haklı kadro ve kişileri engellemek ve “Kişileri yönetemiyorsan, kişiler üzerindeki algıları yönet” kirli şeytani taktiği gereğince insanları, bilhassa dava arkadaşlarını, diğerlerinin gözünde itibarsızlaştırmak ve küçük düşürmek. Teşkilat disiplininden ve yetkili mercilerden bağımsız olarak kendi aralarında fısıldaşır, gizli toplantılar düzenler ve fesat üretirler. İhlaslı dava erlerini gözden düşürmek için iftira ve karalama kampanyaları yürütürler.

Sonuç Olarak:

“Münafık kimdir?” sorusu başkalarını haksızca yargılayıp giyotine gönderme aracı değil, bireyin Kur’an ve Sünnet ışığında kendi ruhunu ve kalbini röntgenden geçirme şuurudur.

 Bir kimse davanın tam merkezinde, en yetkili makamlarda veya “ağabey” rolünde bulunsa dahi; nefsin kibrine, nifak ve fesat kaçkınlığına, güç odaklarıyla (Nefis ve Şeytan ile) iş birliğine ve teşkilat içi fesada kaydığı an farkında olmadan Münafıklık bataklığına saplanabilir.

Toplumsal ve teşkilatsal varlığın korunması; bir yandan her ferdin kendi nefsini Kur’an ve Sünnet aynasında hesaba çekmesiyle, diğer yandan davanın sıhhatini tehdit eden bu marazlı tiplere karşı Kur’ani basiret, feraset ve net/sert tavır ölçütlerini titizlikle uygulamakla mümkündür .

Davanın sıhhati ve ümmetin selameti için yapılması gereken; insanları kişisel peşin hükümlerle itham etmek değil, Kur’an’ın tanıttığı bu sinsi ahlak biçimini ve basiret ölçülerini çok iyi tanıyarak hem kendi benliğimizi korumak hem de dava bünyesine sızan marazlı yapılara karşı uyanık olmaktır. İnşallah.

 

MÜ’MİN; YALNIZ VE SADECE ALLAH’TAN KORKAR,
MÜNAFIK; ALLAH’TAN BAŞKA HER ŞEYDEN KORKAR!…

Münafıkların en belirgin özellikleri; çıkar ve menfaatlerinin zarar göreceklerini anladıkları an, verdikleri sözlerinden hemen cayıp tutmamaları… Yaşam tarzları biraz değişip risk oluşup can veya mal kaybı endişesiyle tehlikeye girince, hemen verdikleri vaatleri unutarak dostuz dediklerini yarı yolda yalnız bırakıp kaçmalarıdır… Kaçarlar ama bu seferde fitne odaklarıyla daha önce yaptıkları “gizli işbirliğini” bu sefer, açıktan yaparak, korkaklıklarını gizlemeye çalışırlar… 

Bunlar; Allah’tan çok mü’minlerden korkarlar (Haşr: 13)… Bu sebeple sürekli bir teyakkuz ve endişeli bir ruh halinde yaşarlar ve sürekli “dehşet ve yılgınlık” içinde bocalayıp dururlar. İçlerindeki endişeli ve korku dolu ruh hali simalarına, konuşmalarına ve beden diline yansır.

Bu nifak ve haset ehli kimselerin, sürekli moral bozucu sözleri, eleştiri ve itiraz edici cümleleriyle fitne üretip, kardeşler arasında birliği ve uhuvveti bozmaları sebebiyle bir dava içinde bulunmaları asla o davaya güç kazandırmaz; aksine kardeşleri birbirine düşürmeye çalışarak davanın gücünü zayıflatmaya çalışırlar.

Bir Hak davada en tehlikeli düşman, dışarıdaki değildir, içeriden yayılan münafıklık hareketidir. Dedikodu, suizan, gizli gruplaşma ve sürekli moral bozarak, nifak oluşturmak bunların en etkili metotları ve stratejik tavırlarıdır.

Mümin; sözü ile özü bir olandır. Verdiği ahdi, şartlar değişse bile korur; kardeşlerini sıkıntılı günlerde yalnız bırakmaz muhabbet ve meveddet ehli olan biridir.

Dış düşmandan önce iç çözülmeye sebep olan bu münafıklık hastalığı, Hak davanın direncini zayıflatan kanser uru gibi ve aynen kanserde olduğu gibi metaztas yaparak tüm vücudu sarabilir.

İşte Tevbe: 47. Ayeti; bu münafık tiplere hak etmedikleri bir değer vererek; kulak asanların (yani adam yerine koyup bunları dinleyenlerin veya bir sebeple ayrılıp gitmelerine ve fitne üretmeye dışarıdan devam etmelerine rağmen hala bunlarla irtibatı kesmeyenlerin, hatta “hala beni arıyorlar halimi hatırımı soruyorlar” diye sevinenlerin, aslında) bilerek veya bilmeyerek onlara haber taşıyanlar ve hatta casusluk yapanlar hükmünde olduğunu haber vermesi; METAZTAS’a sebep olup hastalığı yaymayın ve hastalanmayın diye açık bir uyarıdır.

Halbuki Kur’an, sayının çokluğundan önce niyetin temizliğine önem verir. Samimiyet, istişare, emanet ve kardeşlik hukuku korunursa küçük topluluklar bile büyük işler başarabilir. Mümin fitne yerine, güven taşımalıdır; ümitsizlik değil umut aşılamalıdır.

Son düzenleme 22 saat önce Osman Eraydın

SIDKI – DOĞRULUĞU OLMAYANLAR; SİNSİLİKLERİNİN KURBANI OLACAKLARDIR!..

Efendimiz SAV. şöyle buyurmuşlar:

“Ahir zamanda öyle kimseler türeyecektir ki bunlar dinlerini dünyalığa alet edeceklerdir. İnsanlara karşı kuzu postuna bürünmüş (kurt) gibi gayet yumuşak ve güzel huylu görünürler. (Kalıpları kuzu) kalpleri ise kurt gibidir. Aziz ve Celil olan Allah C.C. bunlar hakkında şöyle buyurur: Bunlar acaba benim sonsuz mağfiretime mi güvenerek (böyle bir alçaklığı çekinmeden) yapıyorlar? Yoksa bana karşı açıkça meydan mı okuyorlar? Celalim hakkı için bunlara öylesine ağır ve acı bir musibet vereceğim ki herkes hayretinden şaşa kalacaktır.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizi)

Yine Efendimiz SAV. buyurmuşlardır ki:

“Sizin aranızdan öyle gruplar türeyecektir ki siz onların namazları yanında kendi namazlarınızı, onların oruçları yanında kendi oruçlarınızı ve diğer hayırları yanında kendi amel ve hayırlarınızı küçük ve değersiz bulacaksınız. Onlar devamlı Kur’an’da okuyacaklardır. Fakat bu okudukları Kur’an, boğazlarını aşmayacak (ve iman kalplerine oturmayacaktır.) (Bütün ibadet ve hizmetleri menfaat devşirmeye ve sadece gösterişe yönelik olduğundan) bunlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklardır.”
(Buhari-Tecridi Sarih s.178)

Unutmayalım; bir doğrunun istismarı, inkârından daha çok tehlikelidir. Bu yüzden dolayıdır ki; münafıklar , kafirden eşeddir. Çünkü;

“Asıl tehlikeli olanlar;
Eğri olduğunu kabul edenler değil..
Eğri olup, doğru görünmeye çalışanlardır!” buyurur Üstad Ahmet AKGÜL Hocam.

Bak Milli Çözüm’den, ödü patlıyor
Haçlı AB ile, kim muvafıktır
Tanıyın o kişi, tam münafıktır!..

Milli Çözüm’den ödü patlayanlar genelde riyakarlar sahtekarlar çifte standartçılar münafıklardır. Zira, Milli Çözüm külyutmaz!.. Maskenin arkasını görme yeteneğinde zirvedir Milli Çözüm… Nifakı teşhis edebilme marifetinde üstüne yoktur Milli Çözüm’ün… Ve dolayısıyla çağımızda en zirve halini almış olan nifak, dışı itibariyle sarık sakal cübbe olduğu kadar, Kur’an’ın ayetlerini, Peygamberin hadislerini istismar edip eğrilterek ve kendisine Hakk dostu havası vererek insanları Allah’ın rahmet ve mağfireti ile aldatmaktır. Bu aldatmacayı bozacak olan şey ise imani şuur ve ferasettir.

“Bu karanlık düzenden ve bu münafık yönetimden razı olanlar,yarasa gibi aydınlıktan ve Adil Düzen nurundan korkan kimseler gibidir.” (Üstad Ahmet AKGÜL Hocam)

Efendimiz SAV. buyurmuşlardır ki:
“Bir edepsizliğin cezası, bir hayrı işleyememektir.”
Yani Hayra hizmetkâr ve Hakka Tercüman olan harekete tuzumuz biberimiz veya Hakk için bir gayretin çabanın ortağı olamıyorsak mutlaka en basit anlatımla edebsizlik veya yanlışlıklar çirkinlikler alçaklıklar yapmışızdır. Çünkü, bu haklı yolda 1 (bir) gün geçirmeyi hatta zafere erişmekten bile daha kazançlı görmeyen bir insan gaflettedir. Samimiyetten ve ihlas gerçeğinden tam nasibini alabilmiş değildir buyururlardı Üstadımız. Rabbimiz sonumuzu hayreylesin.

MAİDE SURESİ 67. AYET
وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِۜ
“Ey Resulüm! …Allah Seni insanlar(ın zararın)dan koruyacaktır…”

Münafıklık; Allah’ın tahtı olan kalpte sahte ilahlarla kıyılan bir nikahı, topluma ‘dini bir tören’ gibi ambalajlayıp satma sahtekarlığıdır.

YA RABBİ BAŞTA GAZZE’DEKİ, DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ KARDEŞLERİMİZ OLMAK ÜZERE TÜM MAZLUM MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZİN DÖRT GÖZLE BEKLEDİĞİ FERASET EHLİ, ADİL DÜZENİ YERYÜZÜNE HAKİM KILINACAK YÖNETİCİLERİ İŞ BAŞINA GEÇİR. MEVCUT DÖNEMDE YERYÜZÜNDE MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZ EN BÜYÜK ACILARI YAŞADILAR. ARTIK AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN BAŞLATTIĞI ADİL DÜZEN MEDENİYETİNİ TAMAMA ERDİRECEK YÖNETİCİLERİ BİZLERE NASİP EYLE. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN EN SADIK TALEBE VE TAKİPÇİLERİNİ PLAN PROGRAM VE PROJELERİNE SAHİP FERASET EHLİ YÖNETİCİLERİ BİZLERE NASİP EYLE ALLAHIM. ZALİMLERE DİZ ÇÖKTÜRECEK, HALKIN İLİĞİNE KADAR SÖMÜREN ZALİM DÜZENLER YERİNE TÜM İNSANLIĞIN SAADETİNE VESİLE OLACAK ADİL DÜZEN MEDENİYETİNİ BİR AN ÖNCE YERYÜZÜNE HAKİM KIL ALLAHIM. BİZLERİ DE BU UĞURDA CANLA BAŞLA ÇALIŞAN MÜCAHİT MUTTAKİ KULLARDAN EYLE. AMİN.

Son düzenleme 1 gün önce Hasan Çelik

Bizim inancımıza göre münafık:
• Özü ile sözü başka olan…
• İddialarıyla icraatları uyuşmayan…
• İtikadıyla irtibatları zıtlaşan…
• İslamcı geçinip TAĞUTİ nizamlara yanaşan (Nisa: 60)…
• Eline imkân ve iktidar geçince; içki, kumar, fal ve şans oyunları gibi şeytanın necis icraatlarını meşrulaştıran ve yaygınlaştıran…
• Haçlı sapkınların ve AB’ci şaşkınların haksız ve ahlâksız keyfi için bir yılbaşı rezaletinde ülkeyi on milyarlarca dolar zarara uğratan ve milyonlarca Müslümanı teşvik edip-özendirip günahlara batıran, ama hâlâ Dindar-Kahraman rolü oynayan ve bunların kiralık şakşakçılığını yapan ve faizin %50’ye çıkarılmasına fetva uyduran insanların genel vasfıdır!..


ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
10
0
Görüşlerinizi duymak isteriz, lütfen yorum yazınız.x
Paylaş...