YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a5b6cfcb1aa6
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 1 0 0 9 1
Bugün : 19537
Dün : 53755
Son 30 gün : 1697465
Toplam : 58334578
IP Adresiniz : 18.97.9.175

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

YENİ NATO TUZAĞI
ve
“Türkiye Kürdistanı” Hazırlığı

4.8 19 oy
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Osman ERAYDIN

Osman ERAYDIN

Abone Ol
Bildir
18 Yorum
En yeni
En eski En Çok Oylanan

Edilgenlik bir hastalık ve huydur. Özellikle edilgen yöneticiler kendi milletlerini emperyalist güçlere köle yaparlar. Çünkü kendileri de kölelikten zevk alır ve bu durum onlar için gayet doğal bir yaşam biçimidir. Erbakan Hocamızın şu sözü emperyalistlerin bu tür köle ruhlu insanları nasıl kullandığını çok güzel ifade ediyor: “Yahudi, sen aslansın sen kaplansın diyerek seni kendine hizmet ettirir”. İşte edilgen insanlar, kendilerince “efendi” ittihaz ettikleri insanların verdiği görevleri hiç düşünmeden yerine getirirler. Efendileri kendilerine ahmak ta dese her türlü hakareti de yapsa, tekrar ihtiyaç duyduğunda sırtını iki sıvazladı mı bu köle ruhlular köleliklerini en güzel şekilde yerine getirirler. Bu tür toplum ve yöneticilerin ruh yapılarını Kur’an’ı Kerim Zuhruf suresi 54. ayette ne güzel açıklıyor;

(Firavun) Böylece kendi kavmini küçümseyip hafife aldı (onları basit ve haysiyetsiz ayaktakımı kimseler saydı). Buna rağmen, yine onlar kendisine (hürmet ve) itaatini (artırdı). Gerçekten onlar fasık (duyarsız, davasız ve bayağı insanlardan oluşan) bir kavim olmuşlardı. (Çünkü Firavun kendilerini hakir gördükçe, ona daha çok yanaşmışlardı.)

https://www.mealikerim.com/43/zuhruf/54

Âl-i İmran 54
Onlar (Yahudilerden inanmayanlar, Hz. İsa’yı öldürmek üzere) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık onlara) bir düzen kurdu (ve şeytani oyunlarını bozdu). Allah, düzen kurucuların (ve tuzak hazırlayanların) en hayırlısıdır.

https://www.mealikerim.com/3/ali-imran/54

“Yeryüzünde yaşayan 6 milyar insanın huzuru, barışı, saadeti batının eline ve insafına bırakılamaz.” – Prof. Dr. Necmettin Erbakan

ZALİMLİKTE SINIR TANIMAYANLARDAN, AHLAKSIZLIKTA SINIR TANIMAYAN BATININ GERÇEK YÜZÜNÜ HERKES GÖRDÜ. HALA ABD DEN HALA AB DEN MEDET UMMAK AKIL ALIR GİBİ DEĞİL. MÜSLÜMANLARA EN BÜYÜK ZULÜMLERİ YAPAN ZALİMLİKLERİ YAPAN KİŞİLERDEN ÜLKEMİZ VE İNSANLIK ADINA OLUMLU ADIMLAR ATMALARINI BEKLEMEK…DAHA NE YAŞAYACAĞIZ DA ÖĞRENECEĞİZ BUNLARLA BİRLİKTE DEĞİL DE İSLAM BİRLİĞİ İÇERİSİNNDE OLMAMIZ GEREKTİĞİNİ. DAHA NE YAŞAYACAĞIZ VE GÖRECEĞİZ Kİ ARTIK ERBAKAN HOCAMIZIN PLAN PROGRAM VE PROJELERİNİ HAYATA GEÇİRİLMESİ İLE ANCAK ÜLKEMİZ VE İNSANLIK HUZURA MUTLULUĞA VE SAADETE ERECEĞİNİ ANLAYACAĞIZ. BU BÖYLE GİTMEZ. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN 1980 YILINDA TRT EKRANLARINDA HAYKIRDIĞI ŞU SÖZLERİN GERÇEKLEŞMESİ İLE İNŞALLAH ÜLKEMİZ VE TÜM İNSANLIĞIN SAADETİNİN TEK ÇARESİ ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULACAKTIR İNŞALLAH.

“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: 
 TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; 
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, 
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”

Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)

Fetö ile mücadele kapsamında kaptilan askeri hastaneler dışında aynı gerekçeyi fırsat bilerek devletin pek çok önemli kurumu ıslah edilmek yerine yok edilimistir.

Örneğin; Telekomünikasyon, İletişim Başkanlığı (TİB) yani devletin tüm İnternet ve telefon dinleme/izleme trafiğini yöneten bu kamu kurumu, 671 sayılı KHK ile tamamen kapatıldı. Alt yapısı Bilgi Teknolojileri ve İletisim Kurumu (BTK) na devredildi. Artık dinlemeler ve takipler partili Cumhurbaşkanligi sisteminin kontrolüne geçti

Türk Silahlı Kuvvetlerine subay yetsitiren köklü tarihi kurumlardan Kuleli Askeri Lisesi, Maltepe Askeri Lisesi, Işıklar Askeri Lisesi ve Deniz/Hava Liseleri gibi tüm Askeri okullar 669 sayılı KHK ile tamamen kapatıldı.

Harp akademileri: TSK’ya kurmaya subay yetiştiren köklü akademiler lağvedilip yerine Milli Savunma Üniversitesi kuruldu. Kurmay subay okulu askeri disiplinden uzak bir üniversiteye çevrildi.

Askeri Yüksek İdare Mahkemeleri (AYİM) yani devlete ait olan ve askeri idari yargıya bakan bu yüksek mahkeme tamamen kapatıldı.

Askeri Yargıtay: TSK bünyesindeki Askeri hakimlerin görev yaptığı  bu yüksek mahkeme lagvedilip Askeri yargı sistemi sivil yargıya (Yargıtay ve Danıstay) entegre edildi.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ( HSYK) kapatılıp Hakimler Savcılar Kurulu (HSK) kuruldu. Ancak ; kurul üyelerinin yarısını Cumhurbaskanı atarken yarısı mecliste ki siyasal çoğunluk tarafından seçilen bir sistem geldi. Yargının ele geçirilmesine tepki göstermek için başka bir ele geçirme yöntemi seçilmiş oldu.

Bakara 120
Sen onların milletlerine (Siyonist ve emperyalist emellerine ve zulüm düzenlerine) tâbi olmadıkça Yahudi ve Hristiyanlar, kesinlikle Senden (ve Ümmet-i Muhammed’den) asla razı olacak (memnun kalacak) değillerdir. (Eğer Yahudi ve Hristiyanların zalim takımı, Müslüman bilinen kimselerden razıysa ve yardımcı oluyorlarsa, anlayın ki bunlar, kendilerinin güdümüne girmişlerdir.) De ki: Şüphesiz (tek) kurtuluş ve huzur yolu, Allah’ın yoludur (Peygamberin sünneti ve sistemidir). Eğer Sana gelen bunca ilimden (ve Kur’ani haber ve hükümlerden) sonra onların (yani Siyonist ve emperyalist odaklara yanaşanların) hevâlarına (ve şeytani arzularına) uyacak olursan, (artık) Senin için Allah (tarafın)dan ne bir dost, ne de bir yardımcı kalıverir.

https://www.mealikerim.com/2/bakara/120

Malumunuz 15 Temmuz 2016 Alçak FETÖ kalkışmasının akabinde 31 Temmuz 2016 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 669 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bütün Askeri Liseler (Kuleli (1845), Işıklar (1845), Maltepe (1928) ve Heybeliada Deniz (1852) Askeri Liseleri), Astsubay Hazırlama okulları, Harp Akademileri kapatıldı, Bütün; Kara, Hava ve Deniz Harp Okulları ise bir şekilde statü değiştirip Milli Savunma Üniversitesi adı altında toplanmıştır. TSK’nın komuta kadrosunu yetiştiren ve eğiten bu ana omurga, bu kalkışma sanki fırsat bilinerek yok edilmeye çalışılmıştır. Ama bundan daha vahimi de vardı. Belki “Her Türk (Zaten) Asker Doğar” diyerek bu hıyanet ve basiretsizlik bir şekilde stratejik olarak sineye çekilebilirdi ama “Maalesef Her Türk (Askeri) Doktor Doğmuyordu”. Yine bu kararname ile, başta, o her daim istismar ettikleri II. Abdülhamid tarafından 1898 yılında Gülhane Seririyat Hastanesi adı altında kurulan GATA; sayıları 22’yi aşan askeri hastane ile birlikte kağıt üzerinde Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi adı altında diğer hastanelerle birlikte sivilleştirilmiş ama gerçekte ise kapatılmıştır.

2016 yılında GATA ve askeri hastanelerin kapatılmasıyla sivil sistemde doğrudan pratikte ve sahada “askeri cerrahlık” kadrosu kalmamış, sınır ötesi operasyonlardaki sahra hastanelerine sivil hekimler geçici olarak görevlendirilmiştir.

Savaş alanında en kritik kavram “önlenebilir ölüm” yönetimidir. Ağır balistik yaralanmalarda (örneğin ana damar parçalanmaları) askerin hayatını kurtarmak için dakikalarla yarışılır. Sivil cerrahlar her hastayı kurtarmak üzere tek bir vakaya saatlerce odaklanacak şekilde eğitilirken; askeri cerrah sahada taktik triyaj yapar. Hangi askerin sahra şartlarında kurtulma şansının olduğunu, hangisine öncelik verilmesi gerektiğini askeri mantıkla yönetir. Bu filtrenin olmaması, kurtarılabilecek yüzlerce askerin “şehit” verilmesiyle sonuçlanır.

Düşman sizi öldürmek yerine yaralayarak lojistiğinizi, bütçenizi ve insan kaynağınızı tüketmek ister. Harp cerrahı, bu stratejik tuzağı bozan en kritik aktördür. Yaralıyı hızla stabilize edip, lojistik hattını rahatlatan ve askeri yeniden cepheye döndüren bir cerrahi sistemin yokluğu; düşmanın en ucuz mühimmatla en büyük stratejik zaferi kazanmasına altın tepside fırsat sunmaktır.

Türk askerinin cephede gözünü kırpmadan ölüme yürüyüşü, yalnızca bir can teslimi değil, zamana ve mekâna meydan okuyan derin bir mutabakatın tezahürüdür. O, toprağa düşerken bilir ki; canından aziz bildiği vatan, geride bıraktığı ailesinin şerefle başı dik yaşayacağı, adaletin ve temel insan haklarının korunduğu kutsal bir sığınak olarak kalacaktır. Bu duruş, namlusunun ucunda yarını, göğsünün içinde ise evlatlarının özgürce nefes alacağı bir ülkenin hürriyet senedini taşıma iradesidir. Siperde yankılanan “Geride asla bir asker bırakılmaz!” andı ise kuru bir askeri doktrin değil, orduyu tek bir vücut kılan sarsılmaz bir ruh köprüsüdür. Bu yemin, ölümün soğuk pençesinde bile bedeninin sahipsiz kalmayacağını bilmenin vakarı, kundağa sarılır gibi bayrağa sarılacağına duyulan o mutlak ve asil güvendir.

Dahası Mehmetçik, cephenin o karanlık cehenneminde namluya sürülürken, vurulduğu an arkasından uzanacak şefkatli ve kudretli ellerin varlığından emindir. Yaralandığı vakit, sahra çadırının isli ışığında dahi tıbbın ve cerrahinin en kusursuz sadakatle, tüm imkanlarını onun yaşaması için seferber edeceğini çok iyi bilir. Vücuduna saplanan şarapnel ne kadar derin olursa olsun, arkasındaki askeri sağlık teşkilatının inancı ve dehası ondan daha derindir. İşte bu yüzden Türk askeri cephede seve seve can verir; çünkü o, kanıyla suladığı toprağın asil bir vatana, arkasındaki hekim ordusunun bir can kurtarma kalesine ve namusunu emanet ettiği devletin ise geride kalanlara adil bir yuva olacağına gözü kapalı inanmıştır.

Tüm bu tarihi, askeri ve bilimsel gerçeklerin ışığında açıkça görülmektedir ki; 2016 yılında FETÖ ile mücadele bahanesi adı altında GATA’nın ve sayıları 22’yi aşan askeri hastanelerin lağvedilmesi, yalnızca fiziki binaların kapısına kilit vurulmasından ya da idari bir tabela değişikliğinden ibaret değildir. Bu hamle; parayla satın alınması, laboratuvarlarda simüle edilmesi veya sivil tıp müfredatlarıyla ikame edilmesi asla mümkün olmayan devasa bir askeri sağlık birikimini, usta-çırak usulüyle nesilden nesle aktarılan kurumsal hafızayı ve dünyada eşi benzeri bulunmayan stratejik bir bilimsel bilgi ve pratik birikimini (know-how) doğrudan hedef alan, kasıtlı ve haince bir kurumsal gömme operasyonudur. Harp sahasının ateş hattından ameliyathaneye uzanan bu benzersiz deneyim, 5-10 yıllık sivil rotasyonlarla veya kağıt üzerindeki reformlarla bir günde yeniden inşa edilebilecek bir yapı değildir; bedeli son 40 yıldır cephede vatan evlatlarının canı, kanı ve gazilerimizin fedakarlıklarıyla ödenmiş milli bir servettir.

2026 yılı itibarıyla devletin en üst kademelerinin bu zafiyeti nihayet bir “milli beka sorunu” olarak tescil edip GATA’yı ve askeri tıp sistemini asli ruhuyla yeniden kurmaya girişmesi çabaları, geçmişte yapılan bu radikal tasfiyenin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve ülkenin savunma hattına vurulmuş en ağır ve en bilinçli darbelerden biri olduğunun en somut tarihi itirafıdır.

Çok söze ihtiyaç yok gibi…Makalede gerekli anlatımlar gayet net ve mert şekilde ifade edilmiş. Teşekkür ediyorum kaleminize sağlık…

BATININ TEMSİLCİLERİ Erdoğan’ı ve kurmaylarını sevmeleri kucaklamaları gayet doğal.. Neden mi? Çünkü:
Malum Akp’nin seçmeni – tabanının büyük çoğunluğunun Milli Görüş’ten geldiğini düşünecek olursak; bu büyük çoğunluk dediğimiz kimseler yine büyük bir kısmı halk tabiriyle İSLAMCI CAMİA olma özelliğine sahip malum. Bu çoğunluğun Milli Görüş’te iken en büyük özellikleri ANTİ EMPERYALİST OLMALARI – BATI KARŞITI OLMALARI değil miydi?!!!
Geldiğimiz noktada ise bu büyük çoğunluğu ise şimdi 25 yıllık Akp iktidarının getirdiği nokta ise akıllara durgunluk verecek derecede BATI HAYRANI – BATI SEVİCİLİĞİ – BATIYA GÜVENME – BATIYI MEMNUN ETME – BATININ TEMSİLCİLERİNİ YANİ NATOSUNU , ABD’SİNİ, AB’SİNİ BU KADAR KUCAKLATMAYI başarmıştır Akp!… İslam Birliği savunucularını bu noktaya taşıdı Erdoğan…

Hal böyle iken; BATI HAYRANI ve BATI DESTEKLEYİCİSİ böylesi bir Siyasi İktidardan acaba ülkemiz için hayırlı yararlı iyi doğru adil bir hizmet beklenebilir mi? Şuan günümüzde ve ülkemizde sömürü faizci düzenden bizi kurtarmalarını bekleyebilir miyiz bu BATI HAYRANLARINDAN ( AKP VE SİYASİ İKTİDARDAN ) …

Bu Batı Sevicileriyle ülkemizi Lider Ülke Türkiye olma vasfının hakkını verebilecek siyaset ve stratejinin uygulayabileceklerini beklemek ahmaklık olmaz mı? Şu meşhur atasözümüzü hiç akıldan çıkarmamak gerek: Domuzdan post, gavur’dan dost olmaz!… Devletimizin Savunma Sanayiindeki gelişmeleri 70’li yıllardan itibaren Aselsan vb. Savunma teknoloji Ağır Sanayileriyle DEVLETTEKİ SÜREKLİLİK ya da DEVAMLILIK gereği ülkemiz 70’lerden bu yana onlarca koalisyon hükümetleri geldi geçti bu DEVAMLILIĞI kimse engelleyemedi bugüne kadar. Bu gerçeği hiç aklımızdan çıkarmamak gerekiyor.

Sağ kesim de Sol kesimde iktidarı muhalefetiyle malesef CFR’ciler ve CHATHAM HOUSE’cularla bu ülkeyi AHLAKTA EKONOMİDE YARGIDA İLİMDE VE ONURLU SİYASETTE ileri taşımanın mümkün olmayacağı ortadadır.

TEK ÇARE VE ÇÖZÜM’ÜN ; MİLLİ ÇÖZÜMLÜ MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİYLE KAPİTALİST DÜZENDEN ADİL DÜZEN’E GEÇMEKTİR. HER VATAN EVLADI BU KONUNUN ÜZERİNE YOĞUNLAŞMALIDIR VE GEREĞİNİN GAYRETİNİ ÇABASINI GÖSTERMELİDİR.
9

Son düzenleme 8 gün önce Osman Nuri ÇELİK

Nato çıkar çatışmaları nedeniyle zaten pratikte bitme noktasına gelmiştir. Ek olarak tüm yükünü ülkemizin kurumlarına yıkacak ve kurdukları tuzaklarla ülkemiz için adeta yapışkan bir bomba haline gelecektir. Makalede de belirtildiği gibi zaten başından beri siyonist haçlı hristiyan birliği gibi çalışan Nato son kurbanı olarak bizi seçmiş olup kesilmeye götürülen kurbanlık koyun gibi başımızı okşamaktadır. Yandaş medya zirvenin ilk anlarından itibaren yok melani şöyle baktı yok Trump şöyle övdü yok bizimki şöyle dik oturdu, yok mehter içlerini titretti diyerek milletimizi uyutmakta adeta uyuşturmaktadır.

Ama Erbakan hocamızın da buyurdukları gibi bakalım neler olacak bakalım nasıl bütün kurguları boşa çıkacaktır.

Allah’ın yardımı ve zaferi çok yakındır…

Küresel Siyonist merkezlerin, NATO’yu bir kalkan değil, bir tasma olarak kullanarak ülkemizi Ortadoğu’daki kendi emperyalist senaryolarına figüran yapma gayretleri, aslında Kur’an-ı Kerim’in biz mü’minlere uzun yıllardır haber verdiği, münafık ve kâfir ittifaklarının günümüzdeki somut tezahürüdür. Başkentimiz Ankara’da gerçekleştirilen ve güya güvenliğimizin sigortası gibi sunulan bu zirveler ve arkasında gizlenen “Çerçeve Yasa” dayatmaları; İslam coğrafyasını parçalara ayırmak isteyen Siyonizm’in, Anadolu’yu da bir “terörsüzleştirme” tiyatrosuyla bölmeye hazırlama projesidir.

Cenab-ı Hak, Maide Suresi 51. ayet-i kerimesinde “Ey iman edenler! (Fitne çıkarmamak, anarşi ve ahlâksızlığı kışkırtmamak ve karşılıklı hak ve hürriyetlere saygılı bulunmak şartıyla; Ehl-i Kitapla birlikte yaşayın, komşuluk yapın, ülke ve bölge nimetlerini paylaşın, ilmi ve iktisadi konularda yardımlaşın, ama gerçekten iman ve Allah’a itimat ediyorsanız sakın ha!) Yahudilerin (ırkçı emperyalist kesimlerini ve yine haksızlık ve ahlâksızlık hedefleyen bazı) Hristiyan (merkezlerini) veliler (yöneticiler) edinmeyin. (Onları dost ve dürüst zannedip, kendinize idareci, karar verici olarak kabullenmeyin. Zulüm ve hıyanet örgütlerine ve girişimlerine destek vermeyin.) Çünkü onlar, (sizin değil) birbirlerinin dostları ve destekleyicileridir. (Artık) Sizden her kim onları dost (ve rehber) edinip (peşlerine giderse), kesinlikle o da onlardandır. Şüphesiz Allah (Siyonist Yahudilere ve emperyalist Hristiyanlara değer ve destek veren ve Müslümanlara hıyanet eden) zalimler topluluğuna hidayet etmez (onların iman nurunu karartır). [Not: Bu ayet Yahudi ve Hristiyan kimselerle iyi ve insani ilişkileri, ticari ve bilimsel işbirliğini değil; zulüm sistemlerinin ve oluşumlarının güdümüne girmeyi yasaklamaktadır.]” buyurarak, NATO gibi Haçlı ve Siyonist ittifakların merkezlerinden bizlere bir hayır gelmeyeceğini açıkça beyan etmektedir. Bugün NATO’nun güney kanadını koruma bahanesiyle ülkemizi bir savaş ve bölünme iklimine sokanların durumu, Âl-i İmrân Suresi 118. ayette şöyle belirtilir: “Ey iman edenler! Sizden olmayanları (Yahudi ve Hristiyanların hain takımını ve işbirlikçi münafıkları) sırdaş (müttefik) edinmeyin. (Çünkü) Onlar size (her fırsatta) kötülüğe ve zarar vermeye uğraşırlar, size zorlu bir sıkıntı verecek şeylerden de hoşlanırlar. Onların buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, göğüslerinde (gönüllerinde) gizli tuttukları (nefret ve hıyanetleri) ise, daha büyüktür. (Böylece) Size ayetlerimizi (imanın ve inkârın alâmetlerini) kesinlikle açıkladık; belki akıl erdirip (Haçlı Siyonistlerden ve işbirlikçi hainlerden uzak kalırsınız diye, size bu gerçekler tebliğ ve tavsiye edilmektedir).”

İşte bu yüzden, makalede ifade edilen o tehlikeli sürece karşı, sadece siyasi manevralarla değil, Kur’an’ın bizlere emrettiği “Hakk’ı üstün tutma” şuuruyla ve kendi milli senaryomuza dönerek karşı durmak zorundayız. Ayasofya’yı ve ülkemizin stratejik noktalarını sinsi birer piyon gibi kullanıp, bizi bölgesel bir kalkan haline getirmeye çalışanlara karşı uyanık olmak, aynı zamanda inancımızın bir gereğidir. Zira Enfâl Suresi 30. ayette hatırlatıldığı gibi “…İnkârcılar Seni tutup bağlamaları (ve hapse atmaları) veya öldürmek (suretiyle Senden kurtulmaları, ya da Seni ülkenden çıkarıp) sürgüne yollamaları için, aleyhinde tuzak kuruyor (ve hesap yapıyorlardı). Onlar Sana bu hileyi düşünürken, Allah da onlara tuzak kuruyordu. (Sana hicret emri vererek; Medine’ye gitmeni ve İslam devletini kurarak geri dönüp Mekke’yi fethetmeni ve müşrik düzenlerini tepelemeni kolaylaştırıyordu.) Doğrusu Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.”

Allah’ın yardımı, ancak O’nun çizdiği istikamette, Siyonist planlara karşı tavizsiz bir milli duruş sergileyenlerin üzerindedir; gerisi ise kof birer palavradan ve hüsranla bitecek birer oyundan ibarettir.

Cenab-ı Hak, Saff Suresi 13. ayette; “Ve (cihad ehli için; dünyada iken de beklediğiniz ve) seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah’tan ‘yardım ve zafer (nusret erişecek)’ ve yakın bir fetih (önünde sonunda mutlaka gelecektir. Gerçek mücahit) mü’minleri müjdele (ki; va’ad edilen bu mutlu ve kutlu netice, sadece onlar tarafından beklenmektedir).” müjdesini haber vermektedir. Kur’an’da, mü’minler ne kadar büyük bir baskı, sinsi bir kuşatma ve zahiri bir çaresizlik içinde olurlarsa olsunlar, Allah’a sadakatle bağlı kaldıkları müddetçe İlahi yardımın ve mutlak zaferin her an gerçekleşeceği açıkça ilan edilmektedir. Zafer inananlarındır ve çok yakındır…

BÜYÜK KAOS

Zalimler , caniler, Einstein liler ülkeme gelmiş fakat malisef mehterlerle karşılanıyorlar ve en lüks ikramlarla memnun edilmeye çalışılıyorlar.. Bu ne gaflet ve dalalettir…Atatürk ün Nutuk unun günleri yaşanıyor resmen…

Terör şebekesi örgüt ve DEM Parti çevreleri, hazırlanacak düzenlemenin; yalnızca silahsızlanmaya veya “pişmanlık yasası” niteliğine indirgenmemesi gerektiğini savunuyordu. Demokratik siyaset alanının genişletilmesi ve hukuki güvencelerin oluşturulmasının da sürecin ayrılmaz parçası olduğu ifade ediliyordu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında Kürt meselesinin demokratik çözümü için çerçeve yasa çağrısını yinelemişti. NATO Zirvesi üzerinden iktidarın güvenlik politikalarını da eleştiren Bakırhan, “Türkiye’nin önündeki asıl yol, savaş mimarisine eklemlenmek değil; Kürt meselesinde çerçeve yasayla barışı hukuka bağlamaktır” demişti.”

Terör devletlerinin ortak amaç larını inşaAlkah yakında sonlandıracak Rabbimiz… Zalimlere destek çıkanları Allah CC kahreylesin.. Amiin

Başta Üstad Ahmet Akgül olmak üzere, şahsınızın ve diğer Milli Çözüm yazarlarının hakikatleri haykıran ufuk açıcı yazılarını büyük bir titizlik ve hayranlıkla takip etmekteyim. Bu doğrultuda kaleme aldığınız son makaleniz de küresel sistemin yerli işbirlikçiler eliyle Türkiye üzerinde uygulamaya koyduğu sinsi planları adeta bir röntgen gibi önümüze sermektedir.

NATO’nun Siyonist ve Masonik kökenlerinden başlayarak, Temmuz 2026 Ankara Zirvesi’nin perde arkasındaki Ortadoğu ve İran tuzaklarına, Ayasofya’nın ibadete açılmasının arka planındaki gizli hesaplardan, Meclis çatısı altında yürütülen ‘Çerçeve Yasa’ teslimiyetine kadar her konuyu muazzam bir cesaret, vatanseverlik ve entelektüel bir birikimle analiz etmişsiniz.

Milli Görüş lideri merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocanın basiretli duruşunu ve saptamalarını günümüz olaylarına bu denli ustalıkla uyarlamanız, zihinlerdeki sis perdesini tamamen dağıtmıştır. ‘Milli senaryomuzu yazamazsak figüran oluruz’ haykırışınız, kalbi vatan sevgisiyle çarpan milletimize rehber niteliğindedir.

Milli hassasiyetleri gözeten bu onurlu duruşunuz, sarsılmaz kaleminiz ve Türkiye’nin bekasına yönelik bu hayati uyarılarınız için zatıalinizi en kalbi duygularımla tebrik ve takdir ediyorum. Kaleminize, yüreğinize ve emeğinize sağlık.

 

“NATO”NUZ DA SİZİ KURTARAMAYACAK…

1949’da Sovyetler Birliği tehdidine karşı kurulan NATO, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılınca, birçok kişi “Artık NATO’nun varlık sebebi ortadan kalktı.” diye düşünüyordu. Ancak öyle olmadı. İngiltere eski Başbakanı Bayan Margaret Thatcher’ın 1990 NATO toplantısında “NATO düşmansız yaşayamaz, yeni düşman İSLAM’dır” demiş ve düşmanın rengi kırmızıdan yeşile dönmüştü.

Aynı yıllarda “Komünizm bitti, Batı’nın yeni düşmanı İslam’dır.” tartışmaları başlamıştı. En meşhuru Samuel P. Huntington’ın 1993’te ortaya attığı “Medeniyetler Çatışması” teziydi. Bu tez, bundan sonra temel çatışmanın ideolojiler arasında değil, medeniyetler arasında yaşanacağını; özellikle Batı ile İslam dünyası arasında gerilimlerin artacağını savunuyordu.

Ardından 1995 yılında NATO Genel Sekreteri olan Willy Claes’ın, yaptığı bir konuşmada; “İslami fundamentalizm, bir zamanlar komünizm ne kadar tehlikeliyse en az o kadar tehlikelidir.” diye açıkça belirtmesi; NATO’nun yeni düşmanının artık İslam coğrafyası olacağının ilanıydı.

Nitekim; NATO’nun faaliyet alanı 1991’den sonra hızla değişmiş ve her operasyon için farklı gerekçeler (BM kararları, terörle mücadele, müttefik savunması, korsanlıkla mücadele, insani yardım vb.) ileri sürülerek sırayla Bosna (barış uygulama görevi), Kosova, Afganistan, Irak (eğitim misyonu), Libya, Somali açıkları, Pakistan (insani yardım) ve Türkiye (hava savunması) gibi çoğunlukla Müslüman coğrafyalarda faaliyet göstermeye başlamıştı.

Hatta; Libya’da Muammer Kaddafi yönetimi ile muhalifler arasında iç savaş başlayınca; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1973 sayılı kararı ile NATO’ya; Uçuşa yasak bölge oluşturulması, Sivillerin korunması, Silah ambargosunun uygulanması yetkilerini vermişti. NATO da bunun üzerine Operation Unified Protector operasyonunu başlatmıştı.

Ancak NATO: “Sivilleri koruma” yetkisini, Rejim değiştirme operasyonuna dönüştürmüştü. BM’nin verdiği görev sivilleri korumaktı; NATO ise fiilen Kaddafi’nin devrilmesini sağlayan taraf hâline gelmiş ve birkaç ay sonra Kaddafi öldürülmüş ve rejim çökmüştü. Maalesef bunun için de Türkiye bugünkü iktidar sayesinde operasyon üssü olarak kullanılmış; İzmir’den hava trafiği kontrol edilmiş, İncirlik’ten kalkan uçaklarla hava bombardımanı yapılmış ve Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait 4 fırkateyn, 1 denizaltı ve 1 akaryakıt gemisi ile operasyona destek verilmişti. Halbuki öncesinde; “Ne işi var NATO’nun Libya’da?” diye kükremişti Dindar Kahramanımız!.. Kıbrıs Harbi sırasında, herkesin ambargo koyduğu bir dönemde bize uçak yakıtı ve mühimmat gibi her türlü yardımı yapan Libya’ya ve Kaddafi’ye maalesef bu iktidar eliyle böyle bir vefasızlık yapılmıştı.

İşte bu NATO’ya bu iktidar sayesinde ülkemizde ev sahipliği yapılıyordu. Peki, bu NATO’nun asıl meselesinin yalnızca Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran olmadığını; Batı’nın tek kutuplu düzenine meydan okuyan her devlet, her bölgesel güç ve her bağımsız jeopolitik iradeyi potansiyel tehdit olarak gördüğünü bu iktidar bilmiyor muydu? İşte Ankara’da yapılan NATO Zirvesi’nin asıl düşünülmesi gereken tarafı: NATO kendisine yeni bir düşman aramıyordu, yeni bir (Siyonist) dünya düzeni inşa ediyordu!..  

İşte Siyonizm emrinde olan (yazının başında isimleri verilen Siyonistlerce kurulan) bu NATO, yeni (Siyonist) dünya düzenini inşa ederken; bunun finansmanını yine üye ülkelerden tahsis etmek üzere şu anki yıllık toplam savunma harcaması olan 1,4 trilyon doları, yeni verilen %5’lik taahhütlerle 2035 yılından önce yıllık 2,5+ trilyon dolara çıkarmayı hedeflemekteydi. (Ve böylece Yeni Siyonist Dünya Düzenini kurma maliyetini de NATO üyesi ülkelerden tahsil etmekteydi.)

Bakalım; NATO’ya Menderes’le ilk girişimizde, Kore’ye asker gönderilmişti. Şimdiki NATO’nun yeni yapılanmasında (aslında yeni NATO tuzağında) bize ne rol biçmişler, toplantı sonrası ortaya çıkacaktı. Bizi ülkemiz için endişelendiren ise; NATO’nun bize biçtiği yeni rolü bu iktidarın harfiyen yerine getireceğinden şüphe duymamamızdır.

İşte bu sebeple NATO’nun bu yeni tuzağının farkında olmayan bu iktidarla, artık bu ülke yönetilemezdi. Çünkü İktidar, ülkenin güvenliği, çıkarı ve bekası ile değil, ya neyle ilgileniyordu; AB ile tam üyelik diye söze girilerek aslında Avrupa savunma projeleri ve milyarlarca avroluk AB savunma fonları dışında tutulan Türkiye’nin “Avrupa’nın askeri ve savunma sanayii pastasından” pay alması için uğraşılıyordu. Ama; asıl “NATO’nun düşmanı hala İslam coğrafyası mı” sorusu ise hiç gündeme gelmiyordu. Ve işte tam da bu sebeple mutlaka, tek ve son çare olarak acilen Milli Mutabakat iktidarına ihtiyaç vardı.

Bu arada, Türkiye genelindeki tüm askeri hastaneler 31 Temmuz 2016 tarihinde yayımlanan 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılarak sivil yönetime devredilmişti. Ancak; özellikle Suriye, Irak ve Libya’daki yoğun sınır ötesi operasyonlarda sivil hastane sisteminin cephe gerisindeki askeri ihtiyaçları, savaş cerrahisini ve mayın/şarapnel yaralanmaları gibi spesifik alanları tam anlamıyla karşılayamadığı bizzat askeri kanat tarafından rapor edilmeye başlanmıştı.

Ama iktidar buna karşı tek bir adım atmıyordu ve bunun için yeni bir bina ve kadro da gerekmiyordu. Bir kararname ile kapatılmış bir kararname ile yeniden açılabilecekken, sanki inadına ve bir daha açılmamak üzere 29 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan yeni bir yönetmelikle, Türk Silahlı Kuvvetleri mevzuatından “Askeri Hastaneler, GATA ve Haydarpaşa Askeri Hastanesi” ibareleri tamamen çıkarılıyordu. Subay ve astsubayların tedavilerinin sivil devlet hastanelerinde yapılacağı kesin kurala bağlanıyordu. Yani kapıya yasal olarak tekrar askeri hastanelerin açılmaması için son kilit de vurulmuş oluyordu.

Ama her ne hikmetse 10 yıldır sesi çıkmayan, Askeri Hastanelere ihtiyacımız var diyen askeri raporları görmezden gelen, iki ay kadar önce askerlerin sivil hastanelerde tedavi görecekleri kesin hükme bağlanmasını içine sindiren en vatan sevdalısı (!) ve milliyetçisi olan MHP, aklımızla alay etmeye devam ediyordu. Bu sefer tam Ankara NATO zirvesi öncesi; “Askeri hastanesi olmayan tek NATO ülkesi biziz” diyor ve Askeri Hastanelerin açılmasını istiyordu. Ama konu Meclise taşınıyor, oylama yapılıyor, MHP ise her zamanki gibi ürkek davranarak ya oylamaya katılmıyor ya da katılsa da parmak kaldırmıyordu ve önerge reddediliyordu.

Ey MHP! Eğer ülkenizi seviyorsanız ve tarihi bir hizmet yapmak istiyorsanız tek yapmanız gereken, acilen “Cumhur İttifakı”nı hemen terk etmenizdir. Bu; ülkemiz için şu an yapılacak en büyük hizmet ve sizin için en büyük şeref olacaktır… Çünkü yeni NATO ve Kürdistan tuzağı adım adım sizin sayenizde uygulanmaktadır. Ve hele asıl sizin de içinde olduğunuz 3’lü koalisyon döneminde çıkarılan “İkiz Yasalar” heybedeki büyük turptur. O yüzden bu PKK’lılar kendi akıllarıyla masaya otursalar ne ala ama dışarıdan-(ABD-AB-İsrail) sokma aklıyla ve güvencesiyle hareket ettikleri için fütursuzca tehditler savurabilmektedirler.

Başarılı olacaklar mı peki? Yoo! Ama olacaklarını sansınlar diye ipleri biraz uzun bırakıldı!..

Son düzenleme 9 gün önce Osman Eraydın

Şimdi soralım;
İran İslam ülkesi değil miydi?
Bu Trump yıllardır İSRAİLLE beraber İslam coğrafyasında katliam yapmadı mı?
Filistinlileri bunlar katletmedi mi?
Pedofil sapık Trump değil miydi?
Yıllar önce Türkiye’yi işgal planını (24 saatte bir ada ülkesi nasıl işgaledilir tatbikatını) NATO isim vermeden yapmadı mı?
Yav duymadım diyeniniz var mı?! Yok değli mi?!
O zaman;
Neredesiniz ey AKP kutsayıcı İran sempatizanı Radikal dinciler?!
Yoksa “oğlunuza iş vereceğiz” diye söz mü aldınız?!
Ülkeniz bölünüp elden gidiyorken Bozkurt bayrağını, Üç hilali elinden düşürmeyen ülkücüler neredesiniz?!
Filistin katliamını meydanlarda Konserlerle eğlence vari protestolarla kınayan, Coca Cola boykotçusu dinciler ne oldu size?!
Halkçı Sosyal Demokratlar…
Mahir Çayanların, Deniz Gezmiş tişörtlü modacı solcular neredesiniz?!
Yoksa sizler de Hanfendinin kollarını Trump’a açtığı gibi gönlünüzü mü açtınız vatan düşmanlarına?!

Kaleminize sağlık.

Ankara’da yapılan Nato Toplantısı için başta Trump olmak üzere Nato ülke Liderlerinin Ülkemize gelmelerini Osmanlı yeniden doğuyor, Dünya Lideri herkese diz çöktürdü gibi ucuz ve uyuz kahramanlık edalarıyla yandaş tv ve sosyal medya üzerinden halkımıza durmadan empoze etmektelerdi.
Ancak Milli Çözüm sadece bu makaleyle değil günler, haftalar hatta aylar öncesinden ferasetiyle her zaman halkımızı uyarmıştır.
Şimdi Aziz Milletimizin her bir ferdinin, Vatanperver yetkililerimizin ve toprağın altımızdan kaydığını fark eden şuurlu Vatandaşlarımızın ülkemizdeki farklılıklar ve aykırılık zannedilen hususlarda köprüyü kurmuş olan Milli bir Çözüm etrafında toplanarak tek vücut olarak son kale Anadolu muzu tarihte olduğu gibi bolluk bereket ve adalet diyarına çevirmek ve diğer ülkelere de örnek olacak gerçek Demokrasi seferberliğini başlatmamız artık seçenek değil ZORUNLULUK’tur.

Milli Çözüm; yeni NATO tuzağını ve “Türkiye Kürdistanı” hazırlığını deşifre etmekteydi!

NATO, Amerika’daki en güçlü Yahudi Lobilerinden biri olan CFR tarafından kurulmuştur.

Bilderberg-Masonluk-Yahudilik çıkarlarına hizmet için kurulan NATO’dan yine bu çıkarlara hizmet eden ünlü faili meçhul şebekesi Kontrgerilla doğmuştur.

Kontrgerilla, dünyanın çeşitli ülkelerinde İsrail ve ABD’nin çıkarlarına uygun hükümetleri başta tutmak, ya da bu çıkarlara hizmet edebilecek olanları iktidara taşımak için faaliyetlerde bulunmaktadır.

İsrail’in Filistin’deki soykırımları karşında “İsrail yalnız değildir” diye açıklamalar yapan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg değilmiş gibi; İslam’ı düşman olarak gören NATO’yu BARIŞ KİLİDİ; Türkiye’yi düşman olarak gören APO’yu BARIŞ GÜVERCİNİ yapmaya çalışmak maskaralıktır!
Siyonistlerin asıl amacı; CIA’nın 21. yüzyıl için hazırladığı projeksiyonda belirttiği gibi “Sünni dolunayı ile Şii hilâlin savaşı” başlatmaktır.

Hem NATO’yu hem de PKK’yı aynı Siyonist odaklar kurmuşlardı ve yönetmekteydiler!
Hem NATO, hem PKK ortak düşman gördükleri İslam ve Türkiye ile ilgili stratejilerini değiştirip “DÜŞMAN” stratejisinden “DOST GÖRÜNÜMLÜ DÜŞMAN” stratejisini uygulamaya başlamasılardır.
Siyonistler “DOST GÖRÜNÜMLÜ DÜŞMAN” stratejisini ise, “DÜŞMAN GÖRÜNÜMLÜ DOST” gördükleri işbirlikçiler ile birlikte yürütmekteydiler.

İşte, NATO’yu kuran Siyonist CFR’nin resmi internet sitesindeki Türkiye ile ilgili düşünceleri:
“Türkiye, “düşman dost ” terimiyle tanımlamalıdırlar”
“Türkiye bugün NATO üyeliğine başvursaydı, ön kapıdan giremezdi.”
“Artık Güvenilir Bir Ortak Değil”
“Türkiye NATO’da kalsa bile, Amerika Birleşik Devletleri ve ittifaktaki diğer üyeler Türkiye’nin güvenilir bir ortak olduğu yanılsamasından vazgeçmelidir. Türkiye’yi, ABD’nin bir diğer yoldan çıkmış müttefiki Pakistan için kullanılan “düşman dost ” terimiyle tanımlamalıdırlar.”
“CFR Başkanı Richard N. Haass, bu nedenle Amerika Birleşik Devletleri’nin “tüm nükleer silahlarını geri çekmesi, Türkiye’nin üslerine olan bağımlılığını azaltması ve istihbarat paylaşımını ve silah satışlarını kısıtlaması” gerektiğini savunmaktadır.”
Bakınız: https://www.cfr.org/articles/natos-turkey-ties-must-change

Gölge CIA olarak da bilinen RAND Corporation ise resmi internet sitesinde “Türkiye’ye Yöneliş: NATO Neden Türkiye ile İlişkisini Güçlendirmeli?” başlıklı bir makalede; “NATO’nun Türkiye ile ilgili gerçeklere direnmek yerine, bundan faydalanmanın yollarını bulmalıdır” diye analizler yapıyordu. 
“NATO’nun Türkiye ile ortaklığını derinleştirmek, zihniyet değişikliği gerektiriyor. Avrupalı ​​liderler, Türkiye’nin asla arzuladıkları Batılılaşmış, değer odaklı bir müttefik olamayacağı yanılsamasından vazgeçmelidir. Bunun yerine, bugün var olan Türkiye ile ilişki kurmalıdırlar. Ortak çıkarların ideolojik uyumdan daha öncelikli olduğu daha çok karşılıklı çıkar ilişkisine dayalı bir yaklaşım en gerçekçi olanıdır.”
“Ve Türkiye’nin, anlaşmalardan öylece çekilebilecek siyasi veya ekonomik gücü yoktur.”
“Türkiye ideal bir müttefik değil, ancak günümüzün jeopolitik ikliminde ideal müttefikler NATO’nun karşılayamayacağı bir lüks.”
Bakınız: https://www.rand.org/pubs/commentary/2025/03/turning-towards-turkey-why-nato-needs-to-lean-into.html

DİKKAT!..

NATO toplantı süreci devam ettiği şu günlerde Türkiye Emperyalist Hristiyanlar ve Siyonistlerle yani yılanlarla aynı çuval içindeydi.

Türk Ordusuna kahramanlık edalarıyla Siyonist ve Emperyalislere kurşun asker rolü biçilmesine dikkat edilmeliydi.

Oturduğu sandalyeden kalma cesareti kalmamış! AKP iktidarının bu süreçte Milli Silah sanayimizin peşkeş çekimesi tehlikesi dikkate alınmalıydı. (Kamuoyunda tartışılan Aselsan’ın satılması gibi..)

Libya örneğinde olduğu gibi ülkemiz müslüman ülkelere saldırı üssü olarak kullanılmamalıydı.

Hatta lüzumsuz pohpohlarla çevre ülkelere karşı gereksiz kahramanlık kılıflı(!) düşmanlıklara girilmemeliydi.

Bütün NATO üyesi devletlerin Askeri Hastanelerinin olmasına rağmen bu hastaneleri kaldıran AKP iktidarı yeni kurulması ACİLEN ÖNGÖRÜLEN hastaneleri açmaya ne kadar istekliydi!?

Açılması planlanan hastaneler ve PERSONELİ NASIL SEÇİLECEKTİ. Durumun aciliyetinden yeni bina inşasından daha önce bu konuların üzerinde durulmalıydı.

Var olan hastane binaları (kısmen) acilen ORDUMUZUN hizmetine planlamalıydı. (Bölge Hastaneleri bunun için uygundu.)

Not: Unutulmamalıydı!
Türkiye’deki Filistinli mülteci ve yaralıları tedavi eden doktorların MOSSAD ajanı çıkmasından ders alınmalıydı.

Ve yine terör örgütü sempatizanı ve işbirlikçi cemaat personele dikkat edilmeliydi.

(Her şeye rağmen, umarız ki MHP, çok geç de olsa, işbirlikçi ve derin tahripçi AKP iktidarının suç ortağı olduklarının, kendilerine ve ülkemize çok pahalıya patlayacağının farkına varmaya başlamışlardır. Erbakan Hocamızın ilginç ve gerçekçi benzetmesiyle: “Freni patlamış olarak uçurumdan aşağı yuvarlanmaya yaklaşmış bir iktidar kamyonunun kasasına atlayarak” bir nevi intihar inadından vazgeçmeye hazırlanmaktadır!)

Erbakan Hoca’nın o meşhur ve çarpıcı benzetmesi:”Freni patlamış olarak uçurumdan aşağı yuvarlanmaya yaklaşmış bir iktidar kamyonunun…” Gecenin karanlığında, dağ yolunda, frenleri tamamen boşalmış, farları titreyen devasa ve ağır bir kamyon. Direksiyon hakimiyeti kaybolmuş, tekerlekler uçurumun kenarındaki çakılları ezerek hızla aşağıya doğru kayıyor. Bu benzetme kaçınılmaz bir sonun, büyük bir gerilimin ve kontrolsüz bir gücün trajedisini ortaya koyuyor. Şunu önemle belirtmek gerekir ki, burada “kamyon” sadece bir araç değil; içindeki tüm yükle (yani ülkenin geleceği ve sorumluluklarıyla) birlikte felakete sürüklenen bir yapının, bir çöküşün sembolüdür.

Kuranı Kerimi yani mealikerimi bir kez daha, yüzeysel değil, Siyonist Merkezlerin karşısında, adeta harp dairesinin komuta merkezinde savaşı yöneten bir komutan gibi okumamıza vesile olan Ahmet Hocamıza ve şahsında tüm Milli Çözüm ekibine, Cenabı Hak’tan en büyük zaferleri bahşetmesini niyaz ederiz…

Rahman ve Rahim Allahın Adıyla! 

♦️ ..Kalbinde maraz bulunan (şuursuz Müslüman)ları görürsün ki, hâlâ (Yahudi ve Hristiyanlarla ve onlara ait bâtıl kural ve kurumlarla uzlaşmak ve dostluk kurmak hususunda) onların arasına koşuşturup yarışırlar (kâfirlere yaranmaya çalışırlar ve bu münafıklıklarına bahane olarak da); “Aleyhimize gelişen ve değişen zaman içinde, başımıza bir felaket dokunmasından (ve Müslümanların mağlup olmasından) korkuyoruz. (Bari hiç değilse, Yahudi ve Hristiyanların yardımını kaçırmayalım, diye düşünüyoruz)” diyerek (sahte mazeretlere sığınırlar). Fakat pek yakında Allah (Müslümanlara) umulmadık bir fetih haberi ve zaferi veya Kendi katından mutlu bir emri (ve kutlu bir lideri) gönderecek de (o münafıklar) kendi içlerinde gizledikleri (şeytani heves ve hesaplarına) bin pişman (ve perişan) olacaklardır.

♦️ (O küfür cephesi ve köle düzeni yıkıldığı zaman şuurlu ve onurlu) Mü’minler (münafıklara) şöyle (seslenip) diyeceklerdir: “Bunlar mıydı o, bütün güçleriyle sizinle beraber olduklarına (ve arkanızda durup sizi koruyacaklarına) yemin edenler?” (Bakın o tapınıp sığındığınız şeytani güç odakları nasıl da yıkılmış ve sizi sahipsiz bırakmışlardır?) Artık (münafıkların) bütün çabaları boşa çıkmış ve hüsrana uğramışlardır.

Maide Suresi 52-53

Son düzenleme 10 gün önce Mehmet Sıtmapınar

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
18
0
Görüşlerinizi duymak isteriz, lütfen yorum yazınız.x
Paylaş...