ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün583
mod_vvisit_counterDün1835
mod_vvisit_counterBu Hafta2418
mod_vvisit_counterGeçen hafta16507
mod_vvisit_counterBu Ay14325
mod_vvisit_counterGeçen Ay85276
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18589586

IP'niz: 18.212.120.195
Bugün: 07 Ara 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12866928

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

AKP ile İttifak; SP İçin İNTİHAR RİSKİ TAŞIMAKTAYDI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 72
ZayıfMükemmel 

 

AKP ile İttifak; SP İçin

İNTİHAR RİSKİ TAŞIMAKTAYDI!

        

Erbakan Hocamızın özellikle vurguladığı gibi: “Yanlışın en tehlikelisi, doğruya en yakın duran yanlıştır. Çünkü doğru ile karıştırılması ihtimali vardır ve dikkatsiz insanlara doğru diye yutturulması kolaydır.”

Bunun gibi “Bâtılın en zararlısı, Hakka en çok benzeyen ve sahte hakikat kılıfıyla bezenen Bâtıldır.” Bu nedenle Millî Görüşçülerin ve SP’nin en çok sakınması ve uzak durması gereken parti AKP olmaktadır. Çünkü AKP’yi kendilerine çok yakın ve pek yatkın gören insanlarımız, bir şekilde bu batağa kaymaları sonucu, o kesim ve zihniyetle kaynaşmaları ihtimali ve tehlikesi oldukça yüksek bir endişeyi barındırmaktadır. Ve hele, freni patlamış bir araba gibi, artık uçuruma yuvarlanan AKP arabasına atlamak bir intihardır!

Bu tehlikeyi en aza indirmenin çaresi ise: SP’nin ve Milli Görüşçülerin, bizi farklı ve faziletli kılan değer ve dinamikler üzerinde yoğunlaşmaları… • Hak ile Bâtılın farkı… • Milli Görüş’ün Kimyası… • Adil Düzen programları gibi eğitim seminerlerinin ve şuurlandırma derslerinin yeniden ve acilen başlatılması lazımdır. Aksi halde AKP ile bir seçim ittifakı ve irtibatı, beklenen tarihi değişimin mayası olacak Millî Görüşçülerin, kendi kimyalarının bozulması, Bâtıl ve çarpık AKP zihniyeti içerisinde yozlaşıp kaybolmaları sonucunu doğuracaktır. Ki bazı hainlerin ve Siyonist mahfillerin asıl amacının da bu olduğu zaten anlaşılmıştır.

Diğer partiler ise, hem görünüşte hem de gerçekte; Millî Görüş zihniyeti ve Adil Düzen projeleriyle alâkaları ve iddiaları bulunmadığından, bunlarla kurulacak ittifak ve irtibatlarla onlara haklı ve hayırlı düşünceler aşılanacak, ama Milli Görüşçüler ise onların yanlışlarına kapılmayacaklardır.

Erbakan Sempozyumu, AKP ile ittifak, hatta iltihak hazırlığı mıydı?

• Sn. Erdoğan 20 Temmuz 2021 tarihinde Kıbrıs Zaferi ziyaretinde, tek kelime olsun Erbakan’ı ağzına almamış ve şükranla anmamıştı!?

• Sn. Erdoğan 06 Şubat 2021 tarihinde Malatya-Sivas yolunda Karakaya Barajı üzerine inşa edilen Tohma Köprüsü açılışına telekonferansla katılıp, Menderes’i, Süleyman Demirel’i ve Turgut Özal’ı sitayişle anmış, ama Erbakan’ı hiç hatırlamamıştı!? Sn. Erdoğan’ın şimdi Erbakan Hocamız için: “O hiçbir şekilde Haklı davasından asla vazgeçmemiştir ve taviz vermemiştir…” beyanları, yoksa kendi yamukluk ve yalpalamalarının bir itirafı mıydı?

• Şimdi Necmettin Erbakan ve Milli Görüş Sempozyumu’na (22-23 Ekim 2021), Sn. Erdoğan’ın hem de gitmeye tenezzül buyurmayıp video mesajla katılarak edebiyat yapması, yaklaşan seçim yatırımı için Erbakan’ı ve Milli Görüş’ü bir istismar aracı olarak kullanma amacı mı taşımaktaydı?

Erbakan’la İHA’ların İrtibatı Niye Özenle Saklanmaktaydı?

• Milli Gazete Yazarı Ekrem Şama 09 Temmuz 2021 tarihli ve “Erbakan kendi projesi olan İHA ve SİHA’ları Bayraktar’a nasıl verdi?” başlıklı yazısında; Özdemir Bayraktar ile de uzun yıllar İl teşkilatımızda beraber çalıştık. O da kim, derseniz, portresini yazabileceğimiz ender şahsiyetlerden biridir. Erbakan Hocamızın daha sonra, kendi projesi olan İHA ve SİHA’ların geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi için görev verdiği mühendistir. O da Erbakan Hocamızın bu projesini kendi firmasında imal ederek 2009 yılında firmasını ziyarete gelen Erbakan Hocamıza sunmuştur. Bugün Türkiye’nin teknolojide göz bebeği olan İHA ve SİHA’lar bu şekilde 2000’li yılların başlarında hayata geçmiş oldu. İsrail’in Heron’u tercih edilmeseydi, yerli İHA ve SİHA’lar daha o yıllarda kullanılmaya başlanacaktıitiraflarıyla İHA, SİHA ve TİHA’ların projelerini Erbakan Hocamızın rahmetli Özdemir Bayraktar’a aktardığını…

• Gazeteci Mete Yarar 22 Nisan 2021’de Beyaz TV’de yayınlanan “Ne Var Ne Yok?” programında; “Yıl 1961’de ve Devrim Arabaları işinin içinde ismi hiç konuşulmayan başka biri daha vardı; bu zat Necmettin Erbakan’dı. Yani Devrim Arabalarının yapılması için teşvik edenlerin başındaydı. Farkında mısınız; 74 Kıbrıs Harbi diyoruz Necmettin Erbakan akla geliyor, D-8 diyorsun Necmettin Erbakan akla geliyor, 1961 Devrim Arabaları diyorsun Necmettin Erbakan akla geliyor, şimdi başka bir şey diyorum; SİHA diyoruz yine Necmettin Erbakan akla geliyor ve hem de nasıl geliyor biliyor musunuz? Bunu sosyal medyada paylaştım burada da paylaşmak istiyorum. Bu konuyu da bana Necmettin Erbakan’a şikâyete giden grupta olan birisi anlatmıştı. Rahmetli Necmettin Erbakan’a (Selçuk Bayraktar’ın babası) Özdemir Bayraktar’ı şikâyet etmeye gidiyorlar. 1990'lı yıllar ve şikâyete gidenler Hoca’ya diyorlar ki; “Hocam; biz askerlerle çok iyi değiliz, çünkü bizimle çok uğraşıyorlar… Ama Siz sürekli askerlerle görüşüp irtibat kuran ve onlarla içli dışlı olup arası iyi olan Özdemir Bayraktar’la çok sık görüşüyorsunuz!?” diye şikâyetlerini ve endişelerini söylüyorlar. Erbakan Hoca şikâyete gelen ekibe dönüyor; “Onlarla uğraşmayın. Çünkü onlar Türkiye'nin önünü açacak SİHA projesini hayata geçirecekler ve Türkiye'nin kaderini değiştirecekler” diyor. Şimdi; düşünebiliyor musunuz, yıl 1990'ların sonu ve ortada henüz SİHA diye bir şey yok ve Erbakan Hoca’nın SİHA’dan haberi var, projeyi de biliyor!.. (Aslında bütün bu teknoloji harikası projeleri bizzat Erbakan üretiyor ve belli kişilere öğretiyor.) Ve “Dokunmayın onlara ve bir daha bana, onları şikâyete gelmeyin.” şeklindeki yorumlarında bu gerçeği vurgulayıp Özdemir Bayraktar’ın TV’lerde konuşturulması ve bu tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması gerektiğini gündeme taşıdığını…

Milli Çözüm Dergisi bu konuyu yıllardır ve defalarca yazdığı halde, Sn. Temel Karamollaoğlu’nun, Recai Kutan’ın, Sn. Necmettin Çalışkan’ın, Sn. Atik Akdağ’ın bu gerçeklere bir kelime olsun değinmemiş olmaları nasıl yorumlanmalıydı? Şimdi ey Sn. Karamollaoğlu, Sn. Kutan!.. “İHA, SİHA ve TİHA’ların asıl projelerini Erbakan Hocamızın hazırlayıp Rahmetli Özdemir Bayraktar’a aktardığını… Bu projeleri gerçekleştirmek istedikleri atölyeleri, Siyonist bağlantılı sermaye baronlarınca defalarca saldırıya uğrayıp kundaklandığı için TSK’ya ait Güneydoğu’daki dağlık bir alandaki korunaklı hangarlarda üretim ve deneme aşamalarının devamını yine Erbakan Hocamızın sağladığını” neden anlatıp sahip çıkmazsınız!.. Camiamıza umut ve heyecan aşılayacak, bu kritik ve kaotik süreci daha kolay ve sağlam atlatmamıza yarayacak bu gerçekleri niye hiç konuşmazsınız!.. Yahu siz hangi hesapların, hangi amaçların arkasındasınız? Sn. Temel Karamollaoğlu, bir ay öncesine kadar zahiren AKP’nin ekonomik ve ahlâki tahribatlarını ısrarla ve haklı olarak tenkit ettiğiniz halde, şimdi seçim ittifakı için AKP’ye yanaşma ve Erdoğan’a yaranma manevralarınızın altında neler neler yatmaktaydı? Kimlerin vasiyeti gereği böyle bir vaziyet almıştınız?..

Asıl soru şuydu: 4. Erbakan ve Milli Görüş Sempozyumu’yla asıl amaçlanan; Erbakan Hocamızın tüm insanlığı huzura ve refaha kavuşturacak tarihi programlarını ve talihli açılımlarını topluma tanıtıp, AKP’nin bu korkunç talan ve tahribatlarından ülkemizi kurtarmak mıydı?

Yoksa Sn. Erdoğan’ı ve AKP iktidarını: “Erbakan’ın devamı ve kutlu projelerinin uygulayıcısı” gibi gösterip Milli Görüş’ü Erdoğan’a yamama hazırlığı mıydı?

ESAM tarafından düzenlenen 4. Uluslararası Necmettin Erbakan ve Milli Görüş Sempozyumu'na video mesaj gönderden Erdoğan, “Merhum Erbakan'ın fildişi kulelerinde ahkâm kesmediğinihatırlatıp şunları aktarmıştı:

"Rahmetli Hocamız, 85 yıllık çileli ömrünü öğrenmeye, öğretmeye, hizmete, bu ülkenin ufkunu açmaya adamış büyük bir münevverdi. Siyasetteki mücadelesinin öncesinde akademideki özellikle mühendislik alanındaki üstün başarılarıyla temayüz etmiş gerçek bir bilim adamıydı. Merhum Erbakan, fildişi kulelerde ahkâm kesmek yerine milletin içinde, milletiyle birlikte ülkesi için çalışan vizyon ve misyon sahibi bir şahsiyetti. Türkiye'nin sanayileşmesine ömrünü vakfeden Hocamız, traktör ışığında fabrika temelleri atacak kadar vatanına aşık bir vazife insanıydı. O, ömrü boyunca hep rüzgâra karşı yürümesine rağmen, hiçbir zaman yılmadı; yılgınlığa ve ümitsizliğe asla kapılmadı. 'Bir çiçekle bahar olmaz' diyenlere, 'Her baharın bir çiçekle başladığını' söylemiş, buna inanmış, siyaset mücadelesini hep bu ruhla yürütmüştür.

1970'lerden itibaren içinde yer aldığı koalisyon hükümetlerinin tamamında 'Yeniden Büyük Türkiye' idealine sıkı sıkıya sarılmıştır. Ülkeyi esir alan, milletin kıt kaynaklarını adeta yurt dışına peşkeş çeken 'montaj sanayi' yerine, 'ağır sanayi' hamlesini savunmuştur. Erbakan Hocamızın, Kıbrıs Barış Harekâtı'ndaki rolü ise tarihimize altın harflerle yazılmış bir başka önemli başarısıdır. Kurduğu 5 partinin 4'ü kapatılmasına rağmen, O her zaman siyaseti, siyasetin imkânlarını savunmuş; sokağa ve şiddete asla prim vermemiştir. Merhum Erbakan, bizzat kendi ifadesiyle 'Bâtıl bir davada zirve olmaktansa, Hak olan davada zerre olmayı' tercih etmiştir."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merhum Necmettin Erbakan'ı sadece Türkiye ve Türk siyaseti üzerinden okumanın O’nun yarım asırlık mücadelesini dar kalıplara hapsetmek olduğunu vurgulamıştı.

Merhum Erbakan'ın hayatına ve mücadelesine bakıldığında; “Özellikle öne çıkan hususun O’nun özgünlüğü olduğunu” aktaran Erdoğan, "Hocamız mevcut siyasi akımlara eklemlenmek yerine millete üçüncü bir yol önermiştir. Kendi davasını savunmuş, daima kendi ideallerinin peşinde koşmuş birisidir. Kurucusu olduğu Milli Görüş, ilhamını medeniyet değerlerimizden alıveren, milletin kadim değerlerinden beslenen, ayağı hep bu topraklara basan yerli ve milli bir harekettir. Bu hareketin hedefi ise; Türkiye'nin istiklalini ve aziz milletimizin istikbalini savunmak, Müslümanlarla birlikte tüm insanlığın huzur ve selameti için mücadele etmektir. Erbakan Hocamız bu süreçte birileri tarafından hayalperest olarak nitelense de iddialarından ve hedeflerinden hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya diyerek sembolleştirdiği davasına son nefesine kadar sahip çıkmış bir lider şahsiyettir." ifadelerini kullanmıştı.

Şimdi ESAM Başkanından, Temel Karamollaoğlu’na, Necmettin Çalışkan’dan diğer katılımcılara, Sn. Erdoğan’ın bu rüşveti kelam cinsinden olduğu sırıtan saptamaları üzerine niye bir kişi bile çıkıp, Sn. Cumhurbaşkanına şu soruları sormamışlardı:

1- Madem Erbakan ömrünü Türkiye’nin sanayileşmesine adamış ve bu yolda doğru ve olumlu adımlar atmıştı? Siz zatıaliniz 20 yıldır, O’nun tarihi ağır sanayi hamlelerini niye baltaladınız ve hatta hangi mantık ve vicdanla, O’nun açtığı fabrikaların tamamını kapatıp arsa fiyatının altında sattınız?

2- Madem Erbakan’ın “Kıbrıs Barış Harekâtı’ndaki rolü, tarihe altın harflerle yazılması gereken büyük bir başarıdır?” Öyle ise neden Kıbrıs Kurtuluş kutlamalarında bir kere olsun, Erbakan’ın ismini dahi ağzınıza almadınız ve hayırla-şükranla anmadınız?

3- Erbakan’ı ve Milli Görüş’ü anlatırken: “O yerli ve Milli bir harekettir. Bu hareketin hedefi ise Türkiye’nin istiklalini ve istikbalini savunmaktır…” diyerek, yani Milli Görüş hareketini kendi kısır sloganlarınızla izah etmeye yeltenerek; “İşte Biz de Erbakan’ın devamıyız” demeye getirmek, nasıl bir istismarcılıktır?

• Meclis Başkanı Mustafa Şentop’un: “Erbakan’ın Ekonomik modelinin çalışılması lazımdır…” sözleri ise, freni patlamış araba içinde uçuruma yuvarlanırken, nice yanlışlık ve noksanlıklarını yeni hatırlayıp güya kurtuluş yollarını gösteren içi kof beylik laflardı. Yahu siz 20 yıldır hangi gaflet ve enaniyet ortamındaydınız?

Yeter artık, Erbakan’a ve Milli Görüş davasına zerre kadar saygınız varsa, O’nun mübarek adını, kutlu hatırasını ve manevi mirasını ağzınıza almayınız ve kirletmeye kalkışmayınız! Hoş, eğer saygınız, inancınız ve vicdanınız olsaydı, makam ve çıkar uğruna, malum ve mel’un merkezlerle anlaşıp, bu Haklı ve hayırlı davaya hıyanette bulunmazdınız?

Bazı siyasileri ve kendi nefsimizi daha iyi tanımak ve tedbir almak için, şu ayet-i kerimelerin hakikat aynasında kendi yüzümüze bakmamız lazımdı!

“(Bu münafıklar) İman edenlerle karşılaştıklarında (sadık din ve dava ehliyle bir arada bulunduklarında): ‘Biz de iman etmiş kimseleriz (ama İslam’a hizmet için kâfirlerle zahiren işbirliği görüntüsü vermekteyiz; sakın bizden şüphelenmeyiniz!)’ derler. (Ancak) Şeytanları (ve şer odaklarıyla gizlice buluşup) baş başa kaldıklarında (ise); ‘Şüphesiz biz (asıl) sizinle beraberiz, (sizin hedeflerinize hizmet etmekteyiz.) Biz (mü’min ve Müslüman kesimleri sadece idare ve) istihza etmekteyiz’ (zira ‘onların desteğini almak mecburiyetindeyiz’) derler.”

“(Oysa asıl) Allah onlarla alay etmekte (Kur’an’ın bir kısmına inanıp bir kısmına itiraz eden münafıklarla; onları kendi hallerine bırakmakla ve bir müddet fırsat tanımakla oyalayıvermekte)dir. (Böylece) Kendi azgınlıkları ve sapkınlıkları içinde bocalayıp durmalarını (istemekte) ve süre vermektedir.”

“İşte onlar (münafıklar) hidayet karşılığı dalâleti satın alıp (sapıtmış kimselerdir), fakat bu (akılsız ve ahlâksız) ticaretlerinden bir yarar sağlayamamış; artık hidayeti de bulamamış (kesimlerdir).” (Bakara Suresi: 14-15-16)

“Her kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan (hidayet ve hakikati bilip tanıdıktan, Hakk ile Bâtıl’ın farkına ve şuuruna vardıktan) sonra, (dünyalık makam ve menfaat hırsıyla) Elçiye (Peygambere ve Hakk dava rehberine) muhalefet edip (haklı ve hayırlı hareketten ayrılırsa) ve mü'minlerin yolundan başka bir yola (Siyonist ve Haçlı İttifakına ve şeytani kurallarına) uyarsa, onu dönüp gittiği yanda (şerli ortam ve ortaklıkta) bırakırız (bu hıyanet ve hakaretinden dolayı tekrar Hakka ve hidayet yoluna dönmesine fırsat tanımayız ve hidayetini karartırız) ve (ahirette de) cehenneme sokarız. O ne kötü ve sürekli bir (zindan) karargâhıdır! [Not: İmamı Şafii: ‘Bu ayet, ‘icma’ya ve Hakk hâkim olsun diye ortaya çıkan oluşuma bağlı kalmayı gerekli sayan en önemli ayetlerin başındadır’ buyurmaktadır. Bak: Razi. Cilt: 11 Sh: 43]” (Nisa Suresi: 115)

“(O münafıklar; kaypak ve çıkarcı bir tavırla, kâfirlerle Müslümanlar) Arasında tereddütle bocalayıp-yalpalayıp durmaktadırlar. Ne o tarafa (bâtıla tam bağlanırlar), ne de bu tarafa (İslam’a yaranırlar). Allah’ın (kötü niyetleri ve bozuk tıynetleri sebebiyle) şaşırttığı kimselere artık kesinlikle (çıkar bir) yol bulamazsın.” (Nisa Suresi: 143)

“(Dış Güçler ve Şeytani Merkezlerle irtibat kurup imkân ve iktidara kavuşan) Münafıklar ve kalbinde maraz olanlar (Hakk davada ve hayır yolunda sabit ve sağlam kalan mü’minlere): ‘Bunları dinleri (ve Allah’ın va’adine olan hayali güvenleri) aldatıp şımartmıştır (ve bu yüzden büyük güçlere ve zalim yönetimlere kafa tutmaya başlamışlardır)’ diyorlardı. Oysa kim Allah’a tevekkül (ve teslimiyet) gösterirse, şüphesiz (onu zafere ulaştıracaktır, çünkü) Allah Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibi (mutlak hükümrandır).” (Enfal Suresi: 49)

“(Ey kaypak ve kolaycı tipler!) Demek iş başına gelip (iktidar imkânıyla) yönetimi ele alırsanız; hemen yeryüzünde (ülkenizde, bölgenizde ve dünya genelinde) fesat çıkaracak, (zalim ve facir güçlerin arkasına takılacak, inanç esaslarınızla ve Hakk davanızla) tüm yakınlık bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız, öyle mi?! (Bu tavrınız sizin ayarınızı ve ahlâkınızı ortaya koyacaktır.)”

“İşte bunlar var ya; Allah onları lanetleyip (hidayetlerini karartmış), böylece (kulaklarını) sağırlaştırmış ve basiret (göz)lerini de kör edip (kapatmıştır ki, bu yüzden İslam’a ve Kur’an’a karşı bu denli ilgisiz kalınmaktadır).”

“(Acaba,) Onlar Kur'an'ı (hükümlerini anlamak ve uygulamak üzere hiç dikkatle okuyup) iyice düşünmüyorlar mıydı? (Niye hâlâ ihtiyaç duymuyor, Kur'an üzerinde ciddiyetle kafa yormuyor ve sırt çeviriyorlardı?) Yoksa birtakım kalplerin üzerine kilitler mi vurulmuş(tu ki, Kur’ani haber ve hakikatlere karşı böylesine ilgisiz ve isteksiz davranılmaktaydı? Veya bu bir hidayet kararması mıydı?)”

“Şüphesiz, kendilerine hidayet (ve İslami mesuliyet) açıkça belli olduktan sonra, (Milli ve manevi istikametten ve insani düşünceden ayrılıp) gerisin geri (küfre ve nankörlüğe) dönenleri, şeytan kışkırtmış ve onları uzun emellere (dünyalık gaye ve gailelere) kaptırmıştır.” (Muhammed Suresi: 22-23-24-25)

Sn. Fatih Erbakan’a Tarihi Çağrı!

Bu arada, Milli Görüş Partilerinin tekrar bütünleşmeleri ve güçlenerek birlikte hareket etmeleri için yeni ve talihli bir fırsat doğmuş durumdaydı. Bu nedenle Sn. Fatih Erbakan’a, yüz binlerin gönlünden geçen samimi bir çağrımız vardı:

SP’den kopmalarına sebep olan engeller ortadan kalkmış bulunmaktaydı. Bu durum, aynı temellere ve aynı hedeflere bağlı iki partinin (SP ile YRP’nin) tekrar birleşmeleri için tarihi bir fırsattı. Sn. Fatih Erbakan’dan beklenilen, geçmişte yaşanan olumsuzlukları ve lüzumsuzlukları bir kenara bırakıp, Sn. Temel Karamollaoğlu’na; “Milli Görüş’ün temel esasları ve Erbakan Hocamızın siyasi mirası doğrultusunda yeniden birleşip bütünleşme daveti” yapmaları, hem fazilet ve şerefini artıracak, hem de büyük bir mes’uliyetten kurtulacaktı. Kendilerine SP’de önemli ve etkili bir görev verilerek, böylece ülke sorunlarını birlikte aşmak ve tarihi sorumluluklarını kuşanmak zamanıydı. Şayet Sn. Karamollaoğlu ve SP kurmayları, bu çağrıya olumsuz yanıt verirlerse, bütün vebal onların sırtında kalacak, kendisi de töhmetten kurtulacaktı. Her iki tarafın da şahsi hesap ve inatlaşmayı bırakıp kucaklaşması, inşaallah Milli Görüş camiamıza yeni ve ümitli ufuklar açacaktı.

Haydi, bu samimiyet ve sadakat imtihanını ve sevabını, ilk adım atan daha çok kazanacaktı. Bu olumlu, şuurlu ve sorumlu teklife “HAYIR!” diyenlerin ise gerçek ayarı ortaya çıkacaktı!.. Aynı çağrı Sn. Karamollaoğlu için de gerekli ve geçerli sayılmalıydı… Hem Dinen, hem vicdanen, hem ahlâken, hem de siyaseten oldukça kutlu ve mutlu sonuçlar doğuracak bu içtenlikli teklif ve temennimizi bile “fırsatçılık ve fesatçılık!..” olarak yorumlayacak kimseler de, inşaallah çıkmazdı!.. Zaten çıkanlar ise, kendi safını ve sıfatını ortaya koymuş olacaklardı…

Katılımcılardan Prof. Dr. Muhittin Eliaçık konuşmasında;

“Bütün Milli Görüş partilerinde aynı esnekliği ve refleksi görüyoruz. Milli Selamet Partisi’nde görülen esneme ya da geri adım çok fazla olmadığını biliyoruz. Milli Görüş partileri olarak Milli Nizam, Milli Selamet, Refah, Fazilet ve Saadet Partisi AKP’yi de bunun içine katıyoruz”… “Milli Görüş’ten anladığımız nedir? Milli Görüş, Müslüman Türk Milletinin inandığı değerler. Adil Düzen ne? Adil Düzen de Milli Görüş’ün bir tercümesi, açıklaması. Peki hâlâ bunları AKP’nin yansıttığı görülüyor mu? Görülüyor. Bir evrilme var bir çevrilme var ama onda da adalet ve kalkınma kelimesi aynen yansıyor. Bu kelime Milli Görüş’ün bir yansımasıdır.” diyerek bu sempozyumun “AKP’nin Milli Görüş’ün, Erdoğan’ın ise Erbakan’ın bir devamı gibi gösterilmeye çalışılması ve SP’nin AKP’ye yanaştırılması” için planlanıp yapıldığını ortaya koymaktaydı. ESAM Başkanı Sn. Recai Kutan acaba buna, bile bile mi razı olmuşlardı?

Eski AKP’li Bakanlardan Prof. Dr. Veysel Eroğlu, 4. Uluslararası Necmettin Erbakan ve Milli Görüş Sempozyumunda;

Ağır sanayi hamlesi Erbakan Hocamızın önderliğinde başlatıldı. O süreçte ‘Biz bunları yapamayız, (montajla uğraşmalıyız!..)’ diyen bir anlayış vardı. Hocamız bizzat bu anlayışı yıkan gerçekten büyük bir ilim ve dava adamıydı. ‘Elbette yaparız’ anlayışını ülkemize yerleştiren insandı. Erbakan Hocamız, ‘Biz sanayi mamullerini dışarıdan almalıyız’ anlayışını tamamen yıktı. Türkiye’de sanayi hamlesi yapılıyorsa bunda Erbakan Hocamızın büyük emekleri vardır… Bu arada Rahmetli Özdemir Bayraktar kardeşimiz ve Rahmetli Erbakan Hocamız arasında geçen bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Rahmetli Özdemir Bey Erbakan Hocamıza teknolojiyi ülkemize kazandırmak üzere çok mücadeleler verdiğinden bahsetmiş, Erbakan Hocamız da kendisine: ‘Özdemir Bey, maalesef sistemin önünden geçen ve engel teşkil eden borular var ve onların önünde de tıkaçlar var. Senin de Benim de vazifem bu tıkaçları patlatmaktır!’” dediğini aktarmışlardı. Şimdi bu zevata sormak lazımdı, “Madem Erbakan’ın Ağır Sanayi Hamlesi” bu denli lazımdı, yararlıydı ve anlamlıydı… Kendilerinin de Bakanlık yaptığı AKP ve Erdoğan iktidarları neden bütün o yatırımları ve fabrikaları söküp atmışlardı, satıp savmışlardı?!

Gazeteci Gürkan Hacır’ın “En güvendiğim Araştırma Şirketi” dediği Erhan Aksoy’a göre:

“AKP tarihinin en düşük bandında yürüyor, oy oranı 30’ların altına doğru geriliyordu. Artık Cumhur İttifakı’nın 50+1’i yakalaması çok ama çok zor görünüyordu.

Peki kime gidiyordu oylar… Henüz sahibi yoktu… Kararsız limanına demir atmışlardı. Ama AKP’ye dönecek gibi durmuyorlardı.”

İşte bu nedenle diyoruz ki, bu şartlarda Cumhur İttifakı’na katılmak SP için intihar anlamı taşırdı.

AKP'nin Eski Milletvekili Mehmet Metiner Bile Eleştirmeye Başlamıştı!

AKP eski milletvekili ve Yenişafak yazarı Mehmet Metiner, “Nasıl Bir Sistem” başlıklı yazısında dikkat çeken bir eleştiride bulunmuşlardı. Yazısının bir kısmında Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni eleştirmeye başlamıştı. Metiner, bu sistemin telafisi zor olan 3 soruna yol açtığını belirtirken, aynı zamanda ülkede milletin birliğini tehlikeye attığını vurgulamıştı. Metiner, Partili Cumhurbaşkanlığı’nın sadece Genel Başkanı olduğu partiyi temsil edeceği ve diğer partileri bir masada toplamakta zorlanabileceğini de aktarmıştı.

Metiner, yazısında şunları anlatmıştı:

Cumhurbaşkanı Parti Genel Başkanı olmamalıdır. Parti Genel Başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı makamının bir kişide olması beraberinde telafisi zor 3 soruna yol açmıştır. Birincisi Parti Devleti algısının oluşmasıdır. İkincisi Cumhurbaşkanının Parti Genel Başkanı sıfatı ile yaptığı konuşmalar veya verdiği demeçler ile sert siyasi tartışmaların tarafı haline gelmesi ve bu durumda kendisine oy vermeyen vatandaşlardan kopmasıdır. Böylece bir kısım vatandaşların devlete aidiyet bağının zayıflamasıdır. Üçüncüsü, gündelik siyasi tartışmaların ve kavgaların tarafı olan Cumhurbaşkanının ülke meseleleri söz konusu olduğunda diğer muhalefet partilerinin bir masa etrafında bir araya getirmekte yaşayacağı psikolojik ve siyasal zorluklardır.”

Yandaşlığı, yalama bir yalakalığa dönüşen Mehmet Metiner gibiler bile, bu iktidar ve icraatlarını eleştirmeye, yani kaçmak için bahaneler üretmeye başlamışken, kalkıp AKP ile aynı ittifaka katılmak akla ve vicdana aykırıdır.

TÜSİAD’cıların Laiklik çıkışları, Sn. Erdoğan’a dolaylı destek sağlama ve dindar oyları AKP’de toplama hesaplıydı!..

Malum ve mel’un odaklar olan Siyonist sömürücü sermaye merkezlerinin Türkiye Şubeleri gibi davranan TÜSİAD’cıların; tam da böylesine kritik bir ortamda LAİKLİK vurgusu yapan açıklamalarını: “Bunlar sonuçta kimlerin işine yaramaktadır?” sorusu üzerinden yorumlamak lazımdı. Hatırlanacağı gibi, TÜSİAD, hiç de gereği yokken:

• Dini eğitim almış insanların devlet yönetiminde görev almalarının LAİKLİK ilkesini bozacağını…

• İmam-Hatip Mezunlarının İlahiyat dışındaki fakültelere alınmalarının sıkıntılara yol açtığını… gündeme taşımışlardı.

Hiçbir temele dayanmayan ve tamamen İslam düşmanlığı sırıtan bu talihsiz ve terbiyesiz açıklamaları duyan ve dini duyarlılık taşıyan insanların; ekonomik ve sosyal tahribatlarından dolayı AKP’ye oy vermekten vazgeçmiş olsalar bile, yeniden fikir değiştirip; “CHP geleceğine, yine AKP kalsın…” diyecekleri planlanarak bu çıkışlar yapılmıştı. Yoksa, bu sözlerin kime yarayacağını bilemeyecek kadar ahmak sanılmasınlardı.

Meşhur TÜSİAD’cılardan Rahmi Koç’un oğlu Mustafa Koç’un, vefatından bir gün önce, hem de ailesiyle birlikte Sn. Recep Tayyip ve Emine Erdoğanların konutlarında özel misafirleri ve seçkin davetlileri olduğunu hatırlatmakta fayda vardı. Bunun üzerine Milli Çözüm Dergimiz, “Erdoğan, gündüzleri Hacılarla Hocalarla, geceleri rantiyeci patronlarla Localarla!?” manşetini atmıştı. Bu TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği) 2 Nisan 1971 yılında, meşhur 12 Mart Muhtırası’ndan sonra ve Milli Nizam Partisi’yle siyasi hayata başlayan ERBAKAN’ı önleme, Milli ve Yerli sanayi hamlelerini köstekleme amacıyla kurulmuş, karanlık ve kirli sicili kabarık bir yapıydı. Halihazır Başkanı ise; İtalyan menşeli, Yahudi kökenli, 1963 İtalya Torino doğumlu, ORGANİK KİMYA AŞ’nin patronu Simone (Şimon) Kaslowski olmaktaydı. Bunlar Laiklik bahanesiyle İslam düşmanlığı ve İmam-Hatip karşıtlığı sırıtan zırvaları kusmasalardı, kimliği ve kökeni bizi ilgilendiriyor olmayacaktı.

Bu TÜSİAD’cıları, Milli İHA ve SİHA’ların üretim faaliyetlerine özellikle katmayan ve teknolojik sırlarımızın çalınıp İsrail’e aktarılmasına engel olan ise, Erdoğan değil, “MİLLİ YAPIYDI!..” Yoksa, Sn. Erdoğan’ın ve kaypak arkadaşlarının Erbakan’dan koparılıp AKP’yi kurmaları ve iktidara taşınmaları ve tabi ABD’li ve AB’li Siyonist odaklarla tanıştırılmaları ve icazet almaları aşamalarında, bu TÜSİAD’ın önemli katkıları ve aracılıkları vardı…

On Büyükelçinin ortak ve küstah bildirisiyle ilgili; Sn. Erdoğan ya geri adım atacak veya dolar duvara toslayacaktı!..

Almanya’nın başını çektiği, ABD’nin de desteklediği 10 AB ülkesi Büyükelçisinin; terörden tutuklu Selahattin Demirtaş’ın ve Osman Kavala’nın serbest bırakılmaları için ortak çağrı yapmalarına, Sn. Erdoğan çok sert sözlerle karşı çıkmıştı. Bunların “istenmeyen kişi” ilan edilmesi için talimat verdiğini açıklamıştı. Oysa, maalesef, Anayasa’mızın 90. maddesine, “Türkiye’nin imza attığı uluslararası sözleşmelerin bağlayıcı olacağı, hatta kendi hukuk kurallarımızın üstünde tutulacağı” şartını bu iktidar kendisi yazdırmış ve Meclis’e onaylattırmıştı.

Hem AB’ye girmek hevesine, her türlü tavize razı olacaksınız, hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını peşinen kendi yasalarınızdan üstün tutacaksınız, hem de kalkıp bu tür dayatmalara karşı çıkacaksınız!?.. Şimdi Sn. Erdoğan, ya bu konudaki net ve sert tavrından geri adım atacak, Rahip Brunson örneğinde olduğu gibi tükürdüklerini yalayıp yutacaktı… Veya Türkiye, ekonomik ve diplomatik alanda çok ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalacaktı. Rahmetli Erbakan’ın Milli, cesaretli ve isabetli dış politikasına ve yerli-özgün kalkınma programlarına, işte bu nedenle ve acilen ihtiyaç vardı…

Ardından ABD ve diğer Büyükelçiler “Viyana Sözleşmesi’nin 41. maddesine bağlı olduklarını (yani Türkiye’nin iç işlerine karışma niyeti taşımadıklarını)” açıklamış, iktidar ve yandaşları ise “Gördünüz mü, Büyükelçiler geri adım attılar!” gibi alâkasız bir zafer çığlığı atmaya başlamışlardı. Oysa on Büyükelçi “Biz Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın serbest bırakılması çağrımızdan vazgeçtik.” gibi hiçbir pişmanlık ve geri adım tavrı takınmamışlardı… İleride göreceğiz, kahraman iktidar gizlenen hangi tavizlere ve pazarlıklara razı olmuşlardı!? Özetle bir “Tiyatrokrasi” daha yaşanmıştı…

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 759

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR