ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2386
mod_vvisit_counterDün5792
mod_vvisit_counterBu Hafta2386
mod_vvisit_counterGeçen hafta35024
mod_vvisit_counterBu Ay8178
mod_vvisit_counterGeçen Ay183380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18106279

IP'niz: 44.192.22.242
Bugün: 02 Ağu 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12686960

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

KADINLARLA İLGİLİ: BATI’NIN KARANLIK VE KİRLİ TUZAĞI VE İSLAM’IN AYDINLIK TAVRI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 51
ZayıfMükemmel 

 

KADINLARLA İLGİLİ:

BATI’NIN KARANLIK VE KİRLİ TUZAĞI

VE

İSLAM’IN AYDINLIK TAVRI

        

Muhammet Muhtar Han’ın enfes dizeleriyle başlayalım:

      

İslam'ın İlahi saygısından bihaber olan kadınlar bugün;

Maalesef yeni bir Cahiliye Devri’nin mazlumları durumundalar!..

Gerçi bedenler dışarda, topraklara gömülmüyor kızlar ama;

Ne acıdır ki neonlu barlara, genel odalara gömülmede taze ruhlar.

Kof nutuklar irâd ederken, Feminizm hobili sosyetik hanımlar;

Asil sanılan basit ve fasit beylere peşkeş çekilmede, fahişe damgalı masum kadınlar!..

Ama bu gitmez böyle, gün gelir birer gül bahçesine çevrilir,

Bu ışıltılı bataklıklar; ve er-geç alçalırlar kadınları alçaltanlar.

        

• Kadınları birer seks aracı ve maddi kazanç materyalleri haline getiren uygarlıkların, zeval durumundaki (batmaya yaklaşmış) güneşe benzetilmeleri çarpıcıdır. Unutulmamalıdır ki, batan güneşin yerinde başka bir güneş, batan uygarlığın üzerinde ise başka uygarlıklar doğacaktır!..

          

Bugün uygarlık sanılan şey, aslında vahşi aygırlıktır!

Sıcak ve kendisini sarıp kucaklayacak bir aile yuvasına ve analığa hasret nice kadın, parayla satılıp, ruhlar zinayla kirlenirken, ben bu dünyaya uygardır diyemem!..

Sarhoş naraları villalardan viran evlere, yatlardan denizlere taşarken, ben bu dünyaya uygardır diyemem!..

Bebekler açlıktan kundakta solarken, masum yetimlerin mamaları füzelerle göklere savrulurken, ben bu dünyaya uygardır diyemem!..

Büyük büyüklüğünü bilmez, küçük büyüğü dinlemez, haram-helâl bilinmezken; ben bu dünyaya uygardır diyemem!..

      

• Uygarlığı; ilimle-cehaleti, güzellikle-çirkinliği, haramla-helâli öğreten İslam’ın dışında aramak, onu kelime ve sistem olarak anlamamaktır.

      

“Kadın hakları ve hürriyetleri” gibi jelatinli kılıflar altında kadınlık haysiyetini ayaklar altına alan… Kadınları ve kızları soyup sokağa salarak, onları şehvet tuzağı ve tutsağı ve reklam vasıtası yapıp aile huzurundan ve insanlık onurundan uzaklaştıran barbar Batı Medeniyeti, maalesef dünyayı genelevine; kadınları, hatta kız ve erkek çocukları ise seks köleliğine çevirmiş durumdadır. Siyonist ve emperyalist zihniyetin bu bâtıl ve berbat başarısı, Rahmetli Erbakan Hocamızın tabiriyle “Şeytanın şaheseri” sayılmalıdır!

Maalesef, dindar kılıflı Erdoğan iktidarları döneminde; “Kadına şiddeti önleme” bahanesiyle ve “Kadın özgürlüklerini genişletme” gerekçesiyle çıkarılan yasalar ve İstanbul Sözleşmesi gibi sapkınlıklarla; maalesef ailevi ve ahlâki yapımız yozlaştırılmış, fuhşun her türlüsü yaygınlaştırılmış, daha da beteri; evli kadınların zina etmesi ceza kapsamından çıkarılıp serbest bırakılmıştır. Loto, Toto, Piyango ve Kazı-Kazan gibi kumarın her çeşidine kapı açılmış, faiz azdırılmış, dış borçla ülkemiz ve geleceğimiz rehin alınmıştır.

Buna rağmen Müslüm Gündüz denen şarlatan, 15 Haziran 2021 tarihinde Kanal 23’te Arif Çakmak’ın “Ayrıntı” programına çıkarılarak (ve 20 Haziran’da YouTube kanalında yayınlanan), Sn. Erdoğan’ın; Avrupa’nın bütün küstahlıklarına ve Türkiye’yi dışlamalarına rağmen, Haçlı AB kapısında yalvarması gibi rezaletlerine bile nice mazeret ve hikmetler uydurmasına fırsat sağlanmıştı. Ne diyelim, zinacının zinacıyı sevmesi ve desteklemesi onun bozuk ayarının icabıdır. Müslüm Gündüz gibi, bulaştığı mel’anetler yüzünden utancından toplum içine bile çıkmaması gereken arsızların hâlâ Erbakan’a iftiralar atıp, Erdoğan’a övgüler yağdırması, zerre kadar iz’anı ve vicdanı olanların artık bunların farkını anlaması gereken bir tavırdır.

Ancak iyice yaklaşan tarihi devrim ve değişim öncesi böyle herkesin özünü kusması ve şeytani safını ortaya koyması, herhalde hayırlı ve yararlı olacaktır.

İslam’da “Karı-koca hakları ve karşılıklı sorumlulukları!” konusu maalesef yanlış algılanan, istismara kalkışılan hususların başındadır. Önce bir Ayet-i Kerimeyle başlayalım, Bismillah’ir-Rahman’ir-Rahim. “Erricalü kavvamüne alen nisa” Nisa Suresi’nin 34. ayeti kerimesidir. Evet, bunu meallerin, tefsirlerin çoğu “Erkekler, kadınlar üzerinde hâkimdir!”, “Erkekler, kadınlar üzerinde yetkilidir!” yazarlar. Oysa ayette öyle bir kelime geçmiyor, ne diyor? Kavvamdır! Biz bunu mealimizde izah ettik: Kavvam demek, sorumlulukları ölçüsünde, ve o sorumlulukların gereği olarak fazladan ona, gönül rızasıyla verilen bir kısım haklar, yetkiler demektir. Yoksa örneğin bazıları bir Hadis-i Şerifi; “Kadınlar sizin kölelerinizdir” diye meallendirmişler, tevil etmişler. Hadis-i Şerifte “Abd” olarak geçiyor. Biz neyiz, “Abd”iz, kimin “Abd”iyiz? Allah’ın “Abd”iyiz. Neden bize “Abd” denilmiş, “Abd” ihtiyaç sahibidir, acizdir, çaresizdir. Günah ve hata işleyebilir. Rabbimiz ise, kullarını terbiye edendir, günahlarını bağışlayıp mühlet verendir. Tevbe etse affedendir. Rabb; her ayıbından, yanlışından, günahından, hatasından dolayı hemen cezasını vermeyendir. Öyle mi? Şimdi, Hz. Peygamberimizin bir kısım hadislerini meallendirirken, açıklarken, önce O’nun hayatına bakmak gerekmiyor mu? Evet. Hz. Peygamber Efendimizin hanımlarına köle gibi davrandığını duyan, gören, yazan var mı? Öyleyse bu hadisi bizim dediğimiz gibi anlamak lazım. Yani, Cenab-ı Hak, kullarına, ‘abd’lerine nasıl merhametle, nasıl şefkatle, nasıl onlara mühlet vermekle, hoşgörüyle davranıyor, müsamaha gösteriyorsa; siz de hanımlarınıza ve çocuklarınıza işte böyle merhametli, böyle şefkatli, böyle bağışlayıcı, böyle fırsat tanıyıcı bir yaklaşım, böyle terbiye edici bir tavır takının. Yoksa bu din zaten köleliği ortadan kaldırmak için gelmiş, bununla mücadele etmiş ve başarmış bir dindir. Şimdi sen bu Hadisi; “Kadınlar erkeklerin kölesidir” diye Arapların cahiliye döneminden kalma: Köle dediğin; dövülür, sövülür, öldürülür diye bakarsan... O kafayla bunu yorumlarsan, o zaman “kadınlar, dövülecek, sövülecek, öldürülecek, itilecek, dışarı sürülecek bir varlıktır” sakat anlayışı ortaya çıkacaktır. Böyle bir vicdanı, artık Batılı gâvurlar bile kabul etmiyorlarken, bu İslam, bin kere hâşâ, onlardan çok daha mı geri kafalı bir din konumundadır? Böyle bir mantık İslami ve insani sayılır mı? Eğer Hz. Peygamberin bir hadisini izah edeceksen, öncelikle Onun örnek hayatına ve bu konuyla ilgili icraatlarına, hayatına bakın... Elbette, kadının da nefsi vardır, erkeğin de nefsi vardır. Nefis, rahatlığa, kolaycılığa, menfaatçiliğe, zevkü sefaya düşkün yaratılmıştır. Öyleyse, haddinden ziyade nefse yüz verirseniz, yularınızı ona kaptırır ve kendinizi kurtaramazsınız! Büyük zatlar öyle buyurmuş: “Nefis insanın atıdır. Fazla yem verir de şımartırsanız, sizi üstünden atar, bırakıp kaçar. Eğer hep aç bırakırsanız, bu sefer çok takatsiz kalır, sizi ve yükünüzü taşımaz.” İşte orta yolu bulacaksınız, çünkü imtihandayız. İnsanın fıtratında birine yaslanmak, birine dayanmak bir ihtiyaçtır. Hatta tarikat ve tasavvufların örgütlenmesinde de bu düşüncenin büyük hissesi vardır. Birine dayanmak, birine yaslanmak, birini örnek almak, rehber tutmak lazımdır. Bu şefkat damarı hanımlarda daha çok olduğu için, onlarda daha yoğundur bu duygusallık... Genellikle hanımlar, beylerini böyle bir sığınacak liman gibi görmek arzusundadır. Kadınlar, erkeğinde ağırbaşlı, vakarlı, kendini koruyan, sahip çıkan bir damar görmek isterler ve bu doğru bir yaklaşımdır. Tam tersine; her dediğini yapan, yanlış bile olsa her talebini yerine getirmek için helal-haram ölçülerine uymayan, bir nevi hanımının arzularına tapınmaya başlayan tipler, bu sefer hanıma da zulmediyor; farkında olmadan, ailesine de, kendisine de zulmediyorlar. Elbette erkek ve kadın hayat arkadaşıdır, ortak sorumlulukları vardır. Hatta hanımefendilerden, belli sahalarda çalışmış, eğitim almış, çok yararlı hizmetler sunmaya başlamış kardeşlerimiz vardır. Bunlar belli resmi ve özel işlerde başarılı görevler yapmaktadır. Bütün bunlar yetmiyor gibi, ev hanımlarımız da dâhil, evde akşama kadar çocukların derdidir, onların problemleridir, mihnetleridir, yemektir, temizliktir, bütün bunları yapan hanımefendiler acaba erkeklerden işleri daha ağır ve saygın sayılmazlar mı? Elbette öyledir. E, şimdi şuursuz ve sorumsuz bir erkek eve gitti: “İşte, yemek hazır olmamış, tuzu fazla kaçmış, sofra böyle geç kalmış” gibi basit sebeplerle sen onu her bahane ile hakaret etmeye, ürkütmeye, bütün hizmetlerini hiç göstermeye çalışırsan, bu sefer onun sana olan muhabbeti nefrete dönüşmeye başlayacaktır. E, bir ailede de muhabbet, şefkat, hürmet kalmamışsa o ev haliyle içindekilere zindan olacaktır. Elbette insan çoluk çocuğu için de şefkatli olmalıdır. Ama bu şefkatli olmak demek, ağırbaşlılığını, vakarını yitirmek demek sanılmamalıdır. Herkesle, hanımıyla, çocuklarıyla sürekli çok basit şakalar yapan, çok çiğ güldürüler peşinde koşan insanın ağırlığı, saygınlığı yıpranacaktır. Sonunda, hanımın ve çocukların da seninle dalga geçmeye başlayacaktır. Veya senin anlattığın gibi edep dışı fıkralar üretmeye uğraşacaktır. Artık karşılıklı saygı ortadan kalkacaktır. İmam-ı Şafi diyor ki: “Üç kişi vardır ki, eğer sen onlara aşırı iltifatta bulunursan onlar sana isyana ve saygısızlığa kalkışır. Eğer sen onlara vakarlı davranırsan, onlar da sana hürmetkâr ve hizmetkâr olacaktır.” Kimmiş bu üç kişi? “Biri eğitilmemiş kadınlar, biri hizmetçi ve işçi tabakası, biri de yıldızlara bakan, din ve maneviyat tacirliği yapan sahte hocalar! E, ben gaybı biliyorum, kaybolanları buluyorum, cinlerle görüşüp sana bilgi veriyorum” gibi asılsız uyduruk, ne dinde ne akılda yeri olmayan şeylerle siz bu insanlara fazla hürmet, itibar ederseniz, bunlar da size daha başka türlü davranır, isyan edip aldatmaya kalkışır. Yoksa ev hayatı samimiyet ve hüsnüniyet ortamıdır. Bakınız Resulüllah (SAV) Hz. Aişe ile koşu yarışları yaparlardı sık sık. Biraz yaşlanınca bıraktılar. Şimdi biz kalksak hanımla koşu yarışına: “Şu Hoca’da utanma kalmamış” diye çıkışırlar. Yani din; taassupla yozlaştırılmış, takva perdesi altında uyduruk fetvalar her tarafı sarmış… Hz. Aişe validemiz buyuruyor: “Bir Aşure Günü Habeşliler ve başka insanlar oyun oynuyorlardı. Ben de onların sesini işittim ve heveslendim. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ‘Onları bizzat görmek, seyretmek ister misin ya Aişe?’ dedi. ‘Evet’ dedim. Çağırdı evin avlusuna, geldiler; oynadılar. Kılıç gösterileri ve kendilerine göre oyunlarını sergilediler. Efendimiz de böyle kapıya ellerini koydu, ben omuzuna yaslandım. Usanıncaya kadar baktım. En son Efendimiz: ‘Ya Aişe, ben usandım, sen usanmadın mı?’ dedi ve oradan ayrıldık...” Peki, soralım, hâşâ, Efendimizden daha takva olunur mu yahu? Ama şimdi oluyorlar… Kadının oturduğu minderden, kadının örtündüğü battaniyeden uyuz olan ve sakınan zavallılar çıkıyor. Ondan şehvet kapıyor. E, o zaman kadınların bindiği arabaya da binmeyin, yürüdüğü yoldan da gitmeyin, ya da en iyisi bulunduğu ülkeden de çıkın gidin be adam! Sorsan bu tavırları takvaymış! Siz İslam diye insanlara bunu dayatırsanız, onları İslam’dan soğutup uzaklaştırırsınız!..

İslam o denli kadını önemsemiş ve öylesine kutlu bir onur ve huzur makamına yükseltmiştir ki;

İlgili Kur’an ayetlerinden ve Hz. Resulüllah’ın öğretilerinden ve örnekliğinden yola çıkan İslam Âlimleri şu karara varmışlardır:

Fiziki, psikolojik ve ahlâki yönden sağlıklı ve donanımlı nesiller yetiştirmek, bir Milletin ve Devletin varlık sigortası sayıldığından, İslam hukukunda kadınlar çocuk doğurmak ve onları yetiştirip-eğitip geleceğe hazırlamak gibi çok önemli ve değerli bir görev dışında, kendileri istemedikleri ve mecburiyet hissetmedikleri takdirde, onlar ne ev içindeki hizmetlerle, ne de dışarıdaki görevlerle sorumlu tutulamayacaklardır. Elbette kızlarımız ve kadınlarımız Dini ve dünyevi her konuda eğitim-öğretim alacak, özellikle kadınlık fıtratına ve özel ihtiyaçlarına uygun ve yararlı sahalarda uzmanlaşacak, ticaretten siyasete hayatın her safhasında etkin ve yetkin konuma hazırlanacaklardır. Ancak onları asıl vazifeleri ve ayrıcalıklı faziletleri olan Analık fıtratından ve sağlıklı ve şuurlu çocuklar yetiştirme fırsatından mahrum bırakıp sokaklara salmak, kadınları şehvet aracı, aile yapısını ve toplumları yozlaştırma vasıtası olarak kullanıp kışkırtmak, Kapitalist ve Komünist sistemlerin perde arkasındaki Siyonizm’in en şeytani tuzağıdır.

Kardeşlerim, Efendimiz buyurmuşlar: “Kadınlar var ya onlar, çocuklarınızı (karnında, sırtında ve kucağında) taşıyan kimselerdir, düşünün. Onlar validelerdir, annelerdir. Onlar çocuklarınızı emzirip yetiştirenlerdir. Onlar merhamet ve şefkat timsalidir. Evinizin her ihtiyacını gören, size huzurlu ortam hazırlayan kimselerdir. Eğer bu inançlı ve fedakâr hanımlar kocalarına asilik ve sadakatsizlik etmemiş olarak ölürlerse ben onların cennete gireceğine kefil oluyorum.” Bu ne anlamlı bir iltifattır ve elbette bizlere uyarıdır... Evet, özellikle hep söylediğimiz bir şey var, kendi evinde iyi bir aile reisi olamayan; hanımına, çocuklarına, komşularına karşı iyi bir Müslüman komşu, vatandaş tavrı takınamayan insandan, iyi bir mücahit, iyi bir müttaki Müslüman da zor olur. Birisi gelip dedi ki: “Ya Resulüllah, evlenmek istiyorum.” Bir kadıncağızdı bu: “Ben dul bir kadınım, kocalarının kadınlar üzerinde hakları nelerdir? Söyleyin de, yapamayacaksam ben hiç evlenmeyeyim.” Efendimiz: “Hayır, evlenin! Ama şu şartları da yerine getirmeye gayret edin!” buyurdular. Nedir onlar? “Erkeğin doğal isteklerinde karşı çıkmayın. Eğer aşırı yorgunluk, hastalık gibi mazeretleriniz yoksa beylerinizin doğal ve normal arzularını geri çevirmeyin. İkincisi; erkeğin izni olmadıkça evinden hiçbir şeyi dışarıya, onun malından-parasından harcamayın. Sadaka cinsinden şeyler konusunda da kocanıza danışın. Beyim eve fakirler geliyor; muhtaç kimseler uğruyor, ihtiyaç sahibi komşular bulunuyor, bazı yardım toplantıları oluyor. Bu malda senin de benim de hakkım var, ama senin haberin olsun bundan sadaka verebilir miyim?” diye sor, hiçbir erkek de buna “hayır” demez. Ve yine Bey’inden habersiz dışarı çıkmak, bilmediği ortamlarda dolaşmak yanlıştır. Şimdi telefon diye bir şey var, yalnız hanımlar için değil erkekler için de böyle: “Hanım ben bu akşam şu saat geç geleceğim. Filan yerde işim var, merak etmeyin, endişe etmeyin” demek zor bir şey mi kardeşim? Veya hanımın da: “Beyim, bu saatlerde eve gelmiyorsun ama iş dönüşün belli. Olur ki tez gelirsen ben filan komşudayım veya falan hastaneye, falan için reçeteyi yazdırmaya gittim, şu saatte dönerim!” gibi bir haber vermen en güzelidir ve gereklidir. Bunlar şüpheleri kaldırır. Şimdi bey eve geldi, hanım yok. Bir daha geldi, yine yok; işte tam şeytana fırsat doğabilir: “Bu nereye gidiyor?” diye kafası ve kalbi karışabilir… Hâlbuki belki de gayet makul, münasip bir iş peşindedir; ya bir komşuya gitmiştir... Ama böyle haber vermeler şeytanın dürtülerine, vesveselerine engel oluverir. Zaman zaman tartışma da olabilir. Yani insan hanımıyla da bazen ters düşebilir. Hatta bakın size bir olay anlatayım: Bir ara Resulüllah (SAV) ile mübarek annemiz, zevcesi Hz. Aişe arasında bir konuda sözlü niza (münakaşa) olmuştu. Düşünün, Peygamber hanımı Peygamberimize karşı dikleniyor yani. Ayetleri hatırlayın: “Hanımlarınız nüşuza yönelirse, böyle huysuzluk ederse ne yapın? İki taraftan, hem kadın tarafından, hem erkek tarafından, dinlenecek büyüklükte, yaşta ve yetkide erkekler veya kadınlardan hakemler-arabulucular ayarlayıp yollayın.” buyruluyor.

İşte Efendimiz ayeti uyguluyor bakınız. Hz. Ebubekir Sıddık’ı çağırıyor. Diyor ki: “Ya Ebubekir aramızda hakem ol. Hz. Aişe ile kızınızla biz şu konuda şöyle niza ettik.” Efendimiz buyuruyor: “Ya Aişe, önce sen mi konuşursun yoksa, ben mi konuşayım?” Hz. Aişe’nin cevabı: “Doğru söyleyeceksen sen konuş!” Tabi Ebubekir Sıddık dayanamıyor, bir tokat vuruyor kızına… Böyle, gayri ihtiyari. Tabi “bu çok özel bir durumdur, bu kadınlara bu durumda vurulabilir” fetvası sanılmamalıdır. Böyle durumlarda, en azından tepki olarak gayet ciddi tavırlar alınmalıdır. Hz. Ebubekir o anda bir nevi işte aklı-iradesi elinden çıkıyor, kızına şöyle elinin tersi ile vuruyor; ağzından kan gelmeye başlıyor. Hz Ebubekir Sıddık kızına: “Ey Allah’ın düşmanı, sen ne diyorsun? Resulüllah ne zaman Hak’tan gayri bir şey söyledi, doğrunun dışında konuştu ki sen O’na utanmadan böyle teklifte bulunuyorsun?” Elbette Hz. Aişe validemiz de yaptığına pişman oldu ama olabilir yani, erkekler kadınlar arasında böyle bazen birbirini haksız yere suçlayıcı durumlar yaşanabilir. Yani, kimse demesin: “Benim hanımım işte böyle bana bazen sıkıntı veriyor.” Bak Resulüllah’ın hanımı ne yapıyor? Buna rağmen Resulüllah’ın hanımlarını dövdüğü görülmüş mü? Hakaret ettiği görülmüş mü? Kesinlikle hayır! Hatta Ebubekir Sıddık’a Efendimiz: “Ya Ebubekir, biz seni böyle davranman için çağırmadık. Hakem olasın diye çağırdık, sen ağzına vuruyorsun. Ben bunun için seni aracı kılmadım!” diyerek de bundan sonra böyle davranışların yanlış ve yasak olduğunu da belirtiyor... Bakın, Hz. Aişe’nin Efendimize karşı çıktığı neymiş biliyor musunuz? Hz. Resulüllah buyurdu: “Ya Aişe, Ben senin Benden razı olduğun durumları, halinden anlıyorum, Bana öfkelendiğin durumları da biliyorum.” Normalde bu, Hz. Peygamberimiz için çok sıradan bir şey. Bizler bile hanımlarımızın hangi durumlarda bize kızdığını, hangi durumlarda hoşlandığını elbette fark ediyoruz değil mi? Hanımlar da bizi fark ederler. O ise Resulüllah’a diyor ki: “Hadi canım, onu nereden bileceksin?” Yani, “Sen kafadan atıyorsun, keramet gösteriyorsun” gibi tavır takınmış. Resulüllah sonra ona belge de gösteriyor: “Sen Bana kızdığın zamanlar diyorsun ki ‘İbrahim’in Rabbine yemin olsun ki’ Ama, sen Benden hoşnut olduğun zaman diyorsun ki ‘Muhammed’in Rabbine yemin olsun ki.” Hz. Aişe, deha çapında bir zekâya sahiptir ve hamdolsun hanımlarla ilgili hadisleri bu dinin neredeyse yarısını aktarma şerefine nail olmuş birisidir. Efendimiz özel iltifatıyla, sadece onun odasında iken vahiy gelmiştir. Çok yüksek şerefli ve fazilet sahibi bir annemizdir. Ama işte nihayet melek değillerdir. Hatta bir ara o İfk (o malum ve mel’un iftira) hadisesinde, Resulüllah “Ortalık durulsun bir parça, bu dedikodular kapansın, bekliyor Allah da vahiy indirip temize çıkarsın!” babasının evine gönderiyor. Daha sonra vahiy gelince Ebubekir Sıddık Efendimiz: “Ya Aişe, Resulüllah’a teşekkür et. Bak vahiy geldi” diyor. O ise: “Ben O’na niye teşekkür edeyim, ben o vahyi gönderen Allah’a teşekkür ederim.” Yani Hz. Resulüllah Efendimizin mübarek hanımları, annelerimizde böyle, bir kısım zoruna gidecek şeyler vaki oluyor ve Efendimiz de buna katlanıyorsa; elbette biz Efendimizden milyon kere aşağı durumdayız. Öyle ise hanımlarımızın bazı itirazlarını ve kaba tavırlarını hoş karşılamalıyız. Hemen bunu gurur, kibir meselesi yapmamalıyız. “Bir öfke anında ağzından kaçırmıştır veya başka şeye canı sıkılmıştır, acısını benden çıkardı” deyip bu gibi şeyleri hoş karşılamak lazımdır. Velhasıl, kadın erkek birbirine karşı sorumlu kimselerdir, birbirine karşı Allah’ın emanetidir, Allah’ın kullarına rahmet ettiği, şefkat ettiği, affettiği, fırsat verdiği gibi, bizler de eşlerimize; fırsat vermeli, imkân vermeli, onlar hoş görülmelidir ki, inşaallah bu dünyada ibadetlerimize ve bu hizmetlerimize daha bir huzurla koşmak, daha bir şuurla katkı sunmak için önce aile içerisindeki aranan huzuru, onuru ve olumlu durumu yakalayabilelim. Rabbim hepimize bu yönde gayret ve sabır nasip eylesin, Allah sorumluluklarının farkında olan kullardan eylesin. Amin, ve selamün alel mürselin, velhamdü lillahi Rabbil âlemin. El-Fatiha!

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

KUR'ANİ KAVRAM VE KURALLARIN YORUMLANMASI: TEFSİR USULÜ
  Değerli bilim adamı ve ilahiyatçı Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu...
Devami
AKP’NİN KIBRIS VE KIRIM DUYARSIZLIĞI VE AKIL ALMAZ KUR’AN SAYGISIZLIĞI
 AKP Bakanları Kur’an’la alay ediyordu! Piyasaya servis edilen iki ayrı kasette...
Devami
TÜRKİYE CUMHURİYETİ BAĞIRSAKLARINI MI TEMİZLİYOR, YOKSA CAN MI ÇEKİŞİYOR?!
PKK’nın sivil kanadı olan BDP Başkanı: “Gerekirse PKK’ya saldıran tankların...
Devami
BEDİÜZZAMAN VE SİYASET
Bediüzzaman'ın, kendi döneminin özel şartları gereği başvurduğu bazı taktik ve...
Devami
“İslam’ın Devlet Talebi ve Hedefi Yoktur!” İddiaları, İFTİRADIR VE DİN TAHRİBATIDIR
  “İslam’ın Devlet Talebi ve Hedefi Yoktur!” İddiaları, İFTİRADIR VE DİN TAHRİBATIDIR       ...
Devami
YENİ ANAYASA HAZIRLIĞINDA UYULMASI GEREKEN GENEL PRENSİPLER
Anayasalar, bir ülkedeki toplumla devlet arasında ortak konsensüsle oluşan ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 317

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR