Reklam
Reklam
Reklam

MÜSTAZ’AFLARA UMUT VE HEYECAN KAYNAĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 48
ZayıfMükemmel 

 

MÜSTAZ’AFLARA UMUT VE HEYECAN KAYNAĞI

        

Müstaz’af; Zalim ve hâkim güçler tarafından ekonomik, siyasi, sosyal ve dini hakları ellerinden alınarak zayıf ve çaresiz bırakılan halk tabakaları... Ezilen, sömürülen ve horlanan kalabalıklar... Devlet yönetiminde, ekonomik ve sosyal etkinliklerde söz sahibi olma imkânları tıkanan topluluklar anlamında Kur’an’da pek çok yerde kullanılan bir kavramdır.

Ancak zulme uğrayan, zayıf ve çaresiz bırakılan bu müstaz’aflar kendi durum ve davranışlarına göre çeşitli sınıf ve statülere ayrılmaktadır.

1- Hangi dinden ve hangi kavimden olursa olsun, ezilen ve hakaret gören bütün mazlum insanlar... Ülkeleri işgal edilen, canları, malları ve namusları ellerinden giden tüm zavallılar müstaz’af sayılmaktadır.

“(Ey Müslümanlar!) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; ‘Ya Rabbi, ehli (ve idarecileri) zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi kurtar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz kimseleri kurtarmak için Allah yolunda (çalışıp) çarpışmıyorsunuz? (Bu duyarsızlık ve nemelâzımcılık imani ve vicdani bir tavır değildir.) [Not: Bugün Anadolu’muzdaki milyonlarca Suriyeli sığınmacının; Afrika’da, Asya’da ve Güney Amerika’daki milyonlarca aç, biilaç, çıplak ve muhtaç Müslümanların ve farklı din ve kavimden nice mazlum ve mağdur insanların ezilmesine ve sömürülmesine yol açan bu zalim ve Siyonist sistemi yıkacak ve yeryüzünde Adil bir Düzen’i kuracak niyet ve gayreti taşımayanları Cenab-ı Hakk bu ayetle ve şiddetle ikaz etmektedir.] (Nisa: 75) ayeti bu insanlara sahip çıkacak güçlü bir organize ve otoriteyi kurmak hususundaki mesuliyetimizi hatırlatmaktadır.

2- Zulme uğrayan ve zayıf bırakılan bu “müstaz’af”lar da iki kısımdır.

a) Zalimleri ve hain idarecileri seven ve destekleyen, kişiliksiz ve gayretsiz müstaz’aflar...

“…Zalimleri, Sen Rableri huzurunda (yaptıklarının hesabını vermek üzere) tutuklanmış vaziyette (iken) eğer bir görsen (ki o zalimler: a- İmkân ve iktidarlarıyla kibirlenip büyüklük taslayan yönetici tabakası, b- Ezilen, sömürülen ve sindirilerek zayıf ve çaresiz bırakılan, ama gaflet ve cehaletle yine de zalim yöneticilerin peşine takılan halk tabakası olarak iki kısımdır.) Bunlar birbirlerini (suçlayıp) karşılıklı söz döndürüp laf dalaşı yaparak; müstaz’af zalimler, müstekbir zalimlere derler ki; ‘Eğer siz (başımızda) olmasaydınız (iktidar konumunda iken adil ve ahlâki esaslara göre davransaydınız,) herhalde bizler de (Hakka inanan ve hayra uyan) mü’min kimseler olacaktık. (Hain güçlerden ve şeytani çevrelerden de destek alarak; faiz ve sömürüye dayanan ekonomik sisteminizle… Ahlâki ve manevi değerlerden yoksun eğitim düzeninizle… Baskıcı ve barbar yönetim ve yöntemlerinizle bizleri yoldan çıkardınız. Ey Rabbimiz, asıl suçlu ve sorumlu olan bu gaddar ve hilekâr idarecilerimizdir!’ deyip kurtulmaya çalışacaklardır.)

(Bunun üzerine) Müstekbir (ve mücrim yöneticiler), müstaz’af (halk kesimine dönerek) şöyle diyecekler: ‘Size hidayet (rehberi Kur’an ve hakikat önderi Peygamber) geldikten (Hakka ve hayra davet edildikten) sonra, biz mi sizi ondan (İslam’ın adalet nizamından zorla) çevirip alıkoyduk? Hayır! (Bozuk fikirlerimizi ve bâtıl fiillerimizi bile bile hidayet yolunu değil, bizi tercih edip seçtiniz, sevdiniz ve desteklediniz...) Aslında siz mücrim (suçlu ve hain) kimselerdiniz!..’” (Sebe’: 31-32) ayetleri bu tipleri haber vermektedir.

b) Bir de her türlü haksızlığa ve ahlâksızlığa karşı direnen ve zulüm düzenlerini benimsemeyen şahsiyetli müstaz’aflar vardır.

3- Bunlar da ikiye ayrılır:

a) Zulüm ve kötülüğe karşı olduğu halde bu uğurda ciddi bir gayret ve fedakârlık gösteremeyen, tehdit ve tehlikeleri göğüslemeyen tembel ve çekingen müstaz’af tipler.

b) İnancını iktidara taşımak ve adil bir nizamı kurmak üzere sabırlı ve samimi bir hizmet içinde bulunan ve bu konuda pek çok sıkıntı ve zorluklara katlanan kimselerdir. Bunlar:

“(İmanın ve Hakk davanın çilesine katlanan ve uzun yıllar) Hor görülüp ezilmekte olan o (mü’min ve mücahit) topluluğu (ise), içini bereketler ve nimetlerle donattığımız yeryüzünün doğularına ve batılarına mirasçı kıldık (kılacağız…)” (A’raf: 137) ayetinde müjdelenen ve eninde sonunda izzet ve hürriyete kavuşacak olan dava ve davet erleridir.

4- Bir de ayrıca kendi teşkilatı içinde bile kıymeti bilinmeyen, hizmet ve marifetleri takdir edilmeyen, her asırda “az ve öz” görülen müstaz’aflar vardır.

Bunlar makam ve menfaat ehli tarafından kıskanılan, başarı yolları tıkanmaya çalışılan hatta zaman zaman çeşitli iftira ve isnatlara uğratılan seçkin garibanlardır.

Ve zaten, “Bu din gariplerin gayretiyle başladı ve başarıldı. Sonunda yine gariplerin hizmet ve samimiyetiyle yeniden dönüp hayata hâkim olacaktır. Müjdeler olsun o gariplere!” mealindeki hadis-i şerifin övdüğü kimseler de bunlardır.

Hz. İsa’nın havarileri, Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ilk sahabeleri (Aşere-i Mübeşşere) gibi her peygamberin ve her büyük dava önderinin böylesine sadık tâbileri, hizmet ve teslimiyet ehli talebeleri her ne hikmetse çok az olmaktadır. Bunlar da maalesef horlanmakta ve hırpalanmaktadır.

Büyük liderlerin, bu gibi seçkinlere belli bir zamana kadar sahiplik yapmaması ve onları çok ağır sıkıntı ve sorunlarla baş başa bırakması ise onların çeşitli zorluklar ve zahmetler içinde pişmelerini, yetişmelerini ve ruhen olgunlaşmak üzere eğitilmelerini sağlamak ve sağlamlaştırmak içindir. Çünkü sonunda en ağır yük ve emanet bunların omuzlarında kalacak ve bu çekirdek kadro çok çetin sıkıntılara katlanacaktır.

“Hatırlayın ki bir zaman siz çok azdınız, yeryüzünde (ve ülkenizde) müstaz’aftınız (zayıf bırakılmıştınız, bulunduğunuz her) yerde hırpalanmakta, (hakaret ve haksızlığa uğratılmaktaydınız. Hatta o hale gelmiştiniz ki) insanların sizi kapıp götürmesinden (tutuklayıvermesinden) korku duymakta (ve kuşku içinde yaşamaktaydınız. Ama Allah CC bütün bu olumsuz şartlarda bile) size sahip çıktı ve barındırdı. Sizi (manevi) yardımıyla destekledi (ve başarılı kıldı. Sizi en güzel şekilde) ve en temiz şeylerle rızıklandırdı... Ta ki şükredesiniz (şuurlu ve sorumlu davranasınız).” (Enfal: 26) ayeti bunların durumuna işaret buyurmaktadır.

Her dönemde pek az bulunan, çok özel bir hidayet ve inayete mazhar olan bu hakikat erleri ve hizmet fedaileri çok uzun, çetin ve çileli bir dönemden sonra kutsal emaneti omuzlayacaklardır.

“Biz ise yeryüzünde (her yerde ve her devirde) zayıf düşürülen kimselere (aciz ve çaresiz hale getirilip ezilen; inanç, itaat ve cihad ehline) lütufta bulunup (nimet ve faziletimizi tattırmak), onları (devlet, hükümet ve siyaset) önderleri kılmak istiyorduk; ki böylece (ülkelerindeki ve yeryüzündeki imkân ve iktidarlara onları) mirasçı yapmayı (amaçlamıştık).” (Kasas: 5) ayeti bu gerçeği müjdelemektedir.

Evet, ey Garibanlar!..

Ve ey Davanın dertlisi olanlar!..

Sadakat ve itaat şuuruyla ve sorumluluk duygusuyla çalışıp çırpınanlar!..

Makam ve menfaat hatırına değil, ibadet aşkıyla Hak yolunda koşuşanlar!.. Ve buna rağmen devamlı horlanan, hırpalanan ve çok ucuza harcananlar!..

Üzülmeyin; siz kârlısınız ve yakında aziz olacaksınız!..

Siz unutulmuş değilsiniz!.. Sahtekârlığın değil samimiyetin makbul olduğunu... İsyan ve itirazın değil, teslimiyet ve itaatin kıymetli olduğunu hem siz görecek hem de herkese öğreteceksiniz!..

Ve şimdi şu İlahi mesaja ve müjdeye kulak veriniz!...

“(Gündüz, ortalık aydınlandığı zamanki) Kuşluk vaktine,

Ve sükûnete kavuştuğunda geceye (ve sırlı içeriğine) yemin olsun ki;

(Ey Nebim!) Rabbin (asla) Seni terk edip unutmamış (sahipsiz bırakmamış) ve Sana darılmamıştır!

Elbette Senin sonun öncekinden (ahiretin ise dünyadakinden) çok daha hayırlı (olacak)dır.

(Sabret) İleride Rabbin Sana (tüm umduklarını) mutlaka verecek ve Sen (fazlasıyla) memnun (ve mesrur) kalacaksın!..

O, Seni yetim (ve yalnız) bulup da barındırmadı mı?

Şaşkın ve bunalmış bir durumda iken hidayet (ve inayet) buyurmadı mı? (İlim, hikmet ve ibadet yolunu açmadı mı?)

Seni fakir (ve çaresiz bir garip halinde) bulup da zengin (ve yetkin) kılmadı mı?

Öyle ise (eline imkân ve iktidar geçince) sakın yetim ve öksüz (çocukları, dul ve kimsesiz zavallıları hor ve hakir görüp) kahretmeye (kalkışmayasın!)

(Sana ihtiyacını arz edip) Yardım dilenenleri (sıkıntı ve sorunlarına çözüm yolu olacak cevaplar bekleyenleri) azarlayıp (mahrum ve mahzun bırakmayasın!)

Ve (Sana lütfettiği bütün bu üstün fazilet ve meziyetlerden dolayı, övünmek ve böbürlenmek için değil, ama sevinmek ve şükretmek niyetiyle) Rabbinin nimetini (minnet ve memnuniyetle) hatırlat ve anlat (ki Makam-ı Mahmud’a ulaşasın.)” (Duhâ Suresi)

Evet, evet!.. Sadakatin, hıyanetten şerefli olduğunu, fedakârlığın, riyakârlıktan kıymetli olduğunu, herkes görecek ve bilecektir. Yukarıda mealini arz ettiğimiz Duhâ Suresi özelde Efendimizi teselli etmek için, ama genelde her dönemdeki sadıkları ve mağdurları müjdelemek için gelmiştir.

Velhasıl; Allah’ın va’adi haktır ve Allah sabredenlerle ve sadakat gösterenlerle beraberdir.

Allah’ı bulan, O’nun rızasına ve rıdvanına ulaşan neyi kaybetmiştir?

Dini ve davasını dünyalık heves ve hesaplar için istismar eden, hizmet ve marifet ehlinin önünü kesen ve hatta en yakın dostlarına dirsek çeviren, yani Allah’ın rızasını kaybeden kimseler ise, neyi kazanmış sayılır? Ve eline ne geçmiştir?

İbrahim Ethem bunlar için ne güzel söylemiştir:

“Yazık yamarız dünyamızı, yırtarak dinimizden

Sonunda din de gider, dünya da gider elimizden”

        

Sadıklara Selam!

“…(Her devirde olduğu gibi bugün de) insanların çoğunluğu (maalesef) inanmazlar. (İnanmayacaklardır.)” (Hud: 17)

“İnsanların çoğu Rabbine kavuşup (hesaba çekilmeyi) inkâr etmektedirler.” (Rum: 8)

“(Ey Nebim ve davetçim!) Sen ne kadar üstüne düşsen (ve hırs göstersen de) insanların çoğu (gerçekten) iman edecek değillerdir.” (Yusuf: 103)

“(Gafil ve cahil insanların) Onların çoğu ancak ortak koşarak (ve bir yönden mutlaka şirk katarak) Allah’a iman etmektedirler.” (Yusuf: 106)

“…İnsanların çoğu (İslami delil ve hükümlere rağmen yine de) haddi aşmakta ve aşırı gitmektedir.” (Maide: 32)

“İnsanların çoğu fasık ve münafık kimselerdir.” (Maide: 49)

“(Bu münafık insanların) Çoğunluğunu günah işlemek, (İslami harekete) düşmanlık etmek ve (faiz ve rüşvet gibi) haram yemek hususunda adeta koşuşturup yarış ettiklerini göreceksin. (Bu) Yaptıkları ne kadar kötü bir şeydir. (Maneviyat ehli geçinen ve Rabbaniyyun denilen haham takımı gibi) Din adamlarıyla, (ilim erbabı bilinen ve) Ahbar (denilen bazı istismarcılar da maalesef makam ve menfaat hatırına) bunların (münafık kesimlerin ve fasık yöneticilerin) yalan yanlış sözlerine ve açıkça haram ve haksız kazanç yemelerine (göz yumup fetva vermektedirler.)…” (Maide: 62-63)

“(Ey Resulüm!) Rabbinden Sana indirilen (bu Kur’an) elbette onlardan çoğunun azgınlık ve inkârını artıracaktır. Sen o kâfirler güruhu için üzülme. (Buna değmeyeceklerdir.)” (Maide: 68)

“Onların çoğunun işledikleri hep kötü ve çirkin şeylerdir.” (Maide: 66)

“Gerçekten (insanlardan önderlik ve mürşitlik taslayanların bir)çoğu da ilmi (ve ehliyeti) olmadan, sadece kendi nefsi hevâsına uyarak (peşlerine takılanları doğru yoldan) saptırmakta (rastgele şu helâldir, bu haramdır diyerek insanları dalâlete sürüklemekte)dirler.” (En’am: 119)

“…İnsanların çoğu da bilmezler (ve gerçeği araştırıp öğrenmezler, çünkü cahil ve gafil takımıdırlar).” (A’raf: 187)

“…(Din ve ilim adamı ve cihat erbabı görünenlerin) birçoğu da hiç hakları olmadığı halde insanların malını yemektedir. (Dine hizmet perdesi altında servet ve şöhret edinmektedir.)…” (Tevbe: 34)

“Ve yaptıklarının birçoğunu (insanların anlamadığı gibi) Allah’ın da bilmediğini (ve hesaba çekmeyeceğini) zannetmektedirler.” (Fussilet: 22)

“Ancak kâfirler Allah’a karşı yalan uyduruyorlar. (Dinde olmayan şeyi Allah’ın emri gibi gösteriyorlar veya Allah’ın emirlerini tersine çeviriyorlar.) İşte bunların çoğunluğu (yaptıkları işin kötülüğüne ve başlarına gelecek belanın büyüklüğüne) akıl erdirmez (ve vicdanına göre hareket etmez kimselerdi).” (Maide: 103)

“(Tarih boyunca) İnkârcıların çoğu (ne Allah’a ne de insanlara karşı) verdikleri sözlerde durmamış, ahitlerini yerine getirmemişlerdir.” (A’raf: 102)

“Gerçekten insanların çoğu, Bizim ayetlerimizden (Kur’an’daki hikmetlerden ve kâinattaki harika sanat eserlerimizden maalesef gafildirler ve) habersizdirler.” (Yunus: 92)

“İnsanların çoğu Allah’a şükredici ve iyilik edenlere teşekkür edici değildir.” (Yusuf: 38)

Yemin olsun ki Biz bu Kur’an’da insanlar için (gerekli olan) her çeşit misali (ve manayı) beyan edip tekrarladık. Fakat insanların çoğu bu gerçekleri (anlamak ve araştırmaktan yüz çevirip ayak direterek ve dikkatle bir Meal-i Kerim okumaya bile tenezzül etmeyerek, nankörlük ve) küfürde ısrarcı davranmışlar (ve cehalette kalmışlar)dır.(İsra: 89)

“Nefsine ve şeytana uyanların çoğu Hak’tan hoşlanmadığı için (yani aklı yatmadığı ve hayırlı olduğuna inanmadığı için değil, işine gelmediği için) itiraz ve inkâr etmektedir.” (Şuarâ: 223)

Ve özellikle, yaşadığımız ahir zamanda, kuru üzüm ve buğday misali elendikçe ve kalburdan geçirildikçe giderek iyileri seçilen ve hep kötüleri ve çerçöpleri alta düşen insanlar (Hadis-i Şerif) “…Bundan önce kendilerine kitap verilip de, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçtiğinden bu nedenle kalpleri katılaşmış (böylece kitaplarını bozmuş, dinlerini yozlaştırmış ve Hakk Dinden uzaklaşmış) bulunanlar gibi olmasınlar! Ki onların çoğu da fasık (günah ve kötülüğe dalmış) olan kimselerdi.” (Hadid: 16)  

“…Onlardan sadece bir kısmı hidayet (ve istikamet) üzere bulunacak ama çoğunluğu fasık (ve facir) kimseler olacak (ve şeytan yoluna gideceklerdir.)” (Hadid: 26)

Kur’an’daki “Az”lara gelince;

“Zaten Peygamberlerle beraber pek az kimse imana gelmiştir.” (Hud: 40)

“(İman iddiasında bulunanlar da aslında) Pek az iman etmektedir.” (Bakara: 88) Bu yüzden:

“Ne kadar az iman ediyorsunuz.” (Hâkka: 41) diye Allah insanları ikaz etmektedir.

Davud (AS) “…İman edip de salih amel işleyenler hariç; (ama) onlar da ne kadar azdır.” (Sâd: 24) demiştir.

“(Bugün de) Sizden önceki dönemlerde de; yeryüzünde fesat çıkarmak isteyenlere mani olacak gayret sahipleri bulunmalı değil miydi? Fakat onlar arasında kendilerine necat (ve fazilet) verdiğimiz çok az kimse (böyle hareket etmektedir.)…” (Hud: 116)

“Kendilerine cihat emredilince pek azı hariç (Müslümanların) çoğu yan çizmektedir.” (Bakara: 246)

“Cihada katılanların ise pek azı söz dinlemekte ve itaat etmektedir.” (Bakara: 249)

“(Dava adamı ve İslam kahramanı geçinenlerin) Pek azı cihat zahmetine (ve disiplinine) gelir. Onların da pek azı (fiili çalışmaya) ve çarpışmaya girmektedir.” (Ahzab: 18-20) Bu yüzden:

“(Her asırda gerçekten inanan ve inancını savunanlar) Pek az bir topluluk halinde görünmektedir.”

“…(Yahudiler ve onlara benzeyen bel’am tipli âlimler; Kur’ani kelime ve kavramları da yanlış yorumlayarak dinde tahrifat yapmakta, haksız kazanç peşinde koşmaktadırlar. Maalesef) Kendilerine hatırlatılan şeyden (uyarılardan yararlanıp) hisse kapmayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan (Yahudilerin hain takımından) sürekli ihanet görüp durursun…” (Maide: 13)

“Münafıklar misali insanlar Allah’ı pek az hatırlayıp zikretmektedir.” (Nisa: 142)

“Pek az insan öğüt dinlemekte ve az insan istikamet üzere hareket etmektedir.” (A’raf: 3)

“Şeytana aldanmayan ve ona bağlanmayan pek az insan görülmektedir.” (İsra: 62)

“İnsanlar (ibret ve hikmetle) pek az düşünmektedir.” (Neml: 62)

“Allah’ın kullarından pek azı şükretmektedir.” (Sebe’: 13)

“Bilakis onlar pek akılsız ve anlayışsız kimselerdir.” (Fetih: 15)

“Ve özellikle cennete gireceklerin çoğu önceki ümmetlerden, pek azı ise ahir (zamana yetişenler)dendir.” (Vâkıa: 13-15)

Öyle İse;

Mademki “İnsanların çoğu cahildir.” (En’am: 111)

Ve mademki; “(Hakka ve hayra değil de kalabalıklara) yeryüzündekilerin (veya bulunduğunuz ülkedekilerin şuursuz) çoğunluğuna uyacak olursan, Seni Allah’ın yolundan şaşırtıp saptırırlar. (Çünkü kalabalıklar) Onlar ancak (nefsi hevâlarına,) zan ve kuruntularına uymaktadırlar; ve (Kur’an’ı ölçü almayan kalabalıklar) sadece zan ve tahminle yalan uydurmaktadırlar.” (En’am: 116)

O halde hem dünya genelinde, hem de İslam âleminde ve hatta teşkilat içerisinde haksız ve hayırsız kalabalıkların ve çoğunluk sayılanların değil, “Pek az” da bulunsa sağlam ve sadık olanların yanında yer almak, imanın ve insanlığın gereğidir. Ama bunu başarmak çok özel bir nasip işidir.

Ve eninde sonunda mutlaka bu “…azın azı kimseler, kalabalık topluluklara üstün gelecektir.” (Bakara: 249)

Yeryüzünde sayı ve silah yönünden az görünen Müslümanlar küfre ve Siyonizm’e galip geleceklerdir.

Müslümanlar içerisinde ise az görünen şuurlu ve onurlu mücahitler devlet ve hükümeti ele geçireceklerdir.

Bu teşkilat ve cemaat bünyesine de azın azı bilinen ve uzun zaman horlanan ve ezilen bir avuç kahraman davanın çilesini çekecek ve zorluğunu yüklenecektir. Ama bu gerçeğe iman eden ve akıl erdiren yine de pek az insan görülecektir.

Evet; geçmişte de günümüzdeki bunca ayet ve hadisin açık ifade ve işaretiyle anlaşılıyor ve zaten bizzat müşahede ediliyor ki:

İnkâr ve itiraz çok, İslamiyet azdır!..

Anlayış kıtlığı çok, akıl ve feraset azdır!..

Haset ve hıyanet çok, sadakat azdır!..

Münafık ve sahtekâr çok, samimiyet azdır!..

Riyakârlık çok, ihlaslı ibadet azdır!..

Velhasıl,

Yakılacak kömür çok, takılacak elmas azdır!..

Paslı demir çok, ama pahalı altın azdır!..

Görmüyor musunuz?!

Etiketli, yetkili ve de ganimet ehli dava adamı (!) çok,

Ama vefakâr, cefakâr ve fedakâr dava dertlisi ve hizmet erbabı azdır!..

Bakınız, yeryüzünde 7 milyar kadar insan yaşamaktadır.

Bunların sadece bir buçuk milyar kadarı Müslümandır.

Acaba bunların ne kadarı Ehl-i Sünnet çizgisinde bulunmaktadır?

Bu kadar Müslüman içerisinde İslam’ın tamamına inanan ve yaşamaya çalışan ve yeni bir medeniyet kurulmasını arzulayan ne kadar şuurlu Müslüman vardır?

Ve bunlar arasında hizmet ve sorumluluk duygusuna ve “ihsan” huzuruna sahip bulunan Müslüman ne kadardır?

Ve işte görüyorsunuz ki; teslimiyet, feraset ve hizmet derecelerine göre hep azlar ve küçük rakamlar karşımıza çıkmaktadır.

Şayet Asr-ı Saadet’e dikkat ve ibretle bakılırsa bu durum daha iyi anlaşılacaktır.

Ortadoğu ve Arabistan yarımadasındaki tahminen 1 milyon insandan Efendimizin çağrısına uyan ve özellikle Veda Haccı’nda hazır bulunan 100 bin kişidir.

Bunlar arasında Mekke Fethi’nden önce Müslüman olanı sadece 10 bindir.

Bu on bin sahabenin içinde sadece bin kadarı Ensar bilinir.

Muhacir ise yüzden fazla değildir.

Aşere-i Mübeşşere 10 büyük şahsiyettir.

Hulafa-i Raşidin ise sadece 4 tanedir.

Efendimize ilk tâbi olan da O’na sonuna kadar sahip çıkan da, İslam’ı en iyi anlayan da cemaatin birliğini, devletin dirliğini sağlayan da hep bu şanslı ve şerefli “az”lar olduğu bir gerçektir.

Ve bu gerçeklerin ışığında asrın sahibinin “Biz yüzde onun yüzde onuyuz!..” sözleri daha bir önem ve anlam arz etmektedir.

“Mevlâm bizi kat “az”lara

Selam olsun müstaz’aflara”

      

İzzet İslam’dadır!

Bütün izzet ve şeref Allah’ındır, her türlü nimet ve fazilet O’nun katındadır ve O’na kulluktadır. İzzet İslam’ındır ve ancak İslam’la kazanılır. Bir insanın Allah’a tevekkül ve teslimiyeti kadar kıymeti, İslam’a tâbiiyeti ve hizmeti kadar da şeref ve izzeti vardır. Gerçek izzete ve devlete ancak gayretle ulaşılır. Hizmet edenler, malıyla, canıyla ve bütün imkânlarıyla Hakkı ve hayrı diriltenler, aziz kılınır.

İzzet ve şerefi sadece dünyalık mal ve makamlarda arayan ve bunları da bâtıl sistemlere ve zalim yöneticilere uşaklık yaparak kazanmaya çalışanlar, aslında bayağı ve aşağı tabiatlıdır.

Bunların üzerindeki “bakan, milletvekili, genel müdür, fabrikatör, profesör” gibi sıfatlar ise sahte etiketlerden farksızdır.

Faizle, fuhuşla, kumarla, karaborsayla, haramla, haksızlıkla, kaçakçılıkla kazanılan servet; şeref değil baş belasıdır.

Yağcılık, riyakârlık yaparak, mason ve münafıkların davulunu çalarak, başkasının ayağını kaydırarak, namus ve onurundan tavizde bulunarak ulaşılan makam ve mevkiler; izzet değil yüz karasıdır.

Ve hele din adamı ve hizmet erbabı geçinerek, safdil ve gafil Müslümanları etrafına toplayan, sonra da, dünyalık servet şöhret için bunları fasık siyasetçilerin ve zalim zihniyetlerin peşine takanlar, nasipsiz insanlardır!..

“Mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinenler (Kur’an’ın adaletini istemeyip, isyancı ve inkârcıları kendilerine idareci seçenler, yoksa) onların yanında izzet (şeref ve şöhret) mi arıyorlar? (Halbuki) Gerçekten bütün izzet (kuvvet ve haysiyet) kesinlikle Allah’ındır (ve İslam’dadır).” (Nisa: 139)

“Yoksa (zannediyorlar ki) Aziz ve lütufkâr olan Rabbinin rahmet hazineleri onların (münafık ve masonların) yanında mıdır?” (Sâd: 9)

Bütün şerefi mason medyanın şişirmesinden ve bazı safdil Müslümanların peşinden gitmesinden ibaret olanlar, yakında gerçekleşecek, çağlar üstü bir değişimle ne duruma düşeceklerini anlayacaklardır?

İzzet, iman ve İslam’dadır... İzzet, ilim ve irfandadır… İzzet, istikamet ve takvadadır... İzzet, hizmet ve cihattadır... Haram ve hileli yollarla kazanılan servet, zillettir... Riyakârlık ve rüşvetle ulaşılan makam ve mevkiler zillettir... Sahte sofilik ve reklam sonucu Allah tarafından değil insanlar tarafından takılan “Velayet” rütbesi zillettir... Yüz suyu dökerek, İslami onurundan taviz vererek ve dilencilik ederek kazanılan her şey velev ki İslam’a hizmet adına da yapılsa, zillettir…

(Sizin beğenip böbürlendiğiniz) Mal ve çocuklar, (sadece) dünya hayatının geçici ve çekici-süsü (konumundadır); asıl sürekli (bâki kalacak ve yarar sağlayacak) olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, ümit ve temenni edilecek (yüksek makamlar) bakımından da daha hayırlıdır.(Kehf: 46)

“Nice saçı sakalı karışmış, toz toprak içinde bulunan (helal rızık için çalışıp çırpınan) eski ve kalitesiz elbiselerle dolaşan ve kendilerine halk içinde hürmet ve rağbet yapılmayan öyle kişiler vardır ki (ibadet ve ihlaslarından dolayı) Allah’tan ne isterse verilir ve her duaları kabul edilir. (İşte gerçek izzet ve haysiyet sahibi bunlardır.)” (Hadis-Müslim)

Bol paraları, yüksek apartmanları, lüks arabaları, yetki ve makamları bulunuyor diye, toplum ve teşkilat içindeki mütevazı ve sadık insanları dışlayan, horlayan ve münafıkça bir tavırla: “Kendilerini üstün ve aziz, başkalarını ise düşük seviyeli ve zelil sayan zavallılar bilsinler ki, gerçek izzet ve şeref ancak Allah’ın, Resulünün ve (mücahit ve muttaki) mü’minlerin hakkıdır.” (Münafıkun: 8)

Hz. Ömer (RA) Efendimizin Kudüs ziyaretinde, çalımlı atlar ve şaşalı kalabalıklar halinde şehre girmesinin daha izzetli ve şerefli olacağını hatırlatan valiye: “Vallahi biz Araplar, çiğ et yiyen, birbiriyle didişen basit ve cahil bir kavim idik. Allah (CC) bizi İslam’la kıymetlendirdi, Hz. Peygamberle şereflendirdi ve Kur’an’la yüceltti. Artık İslam’dan başka şeylerde izzet aramak ahmaklık ve nankörlüktür!” şeklindeki cevabı ne kadar anlamlıdır.

Evet; “Allah’a ve Peygambere başkaldıranlar elbette rezil ve zelil olacaklardır.” (Mücadele: 20)

İslami onur ve olgunluğunu koruyanlar ise aziz ve muzaffer olacaklardır.

Cömertliği ile meşhur Hatem-i Tai’ye; “Sizden daha cömert ve izzet sahibi kimse gördünüz mü?” diye sorduklarında, “Evet”, demiş… Bir ara soframıza davet edecek ve ihtiyacını görecek birisini bulmak ümidiyle çevreyi dolaşıyordum. Dağlardan topladığı ve sırtladığı çalı çırpıyla şehre inen bir ihtiyara rastladım. O kişiye sorduğumda, bunları satarak ekmek parası yapacağını söyledi... Bunun üzerine; Kendimi tanıtmadan: “Bir ekmek için bu kadar zahmete değer mi? Bak ileride Hatem-i Tai ziyafet hazırlamış… Git doyuncaya kadar ye, iç... İhtiyacın kadar da torbana doldurup götür”, deyince: “Ben izzetimle bu zahmeti çekerim. Ama zilletle Hatem’in minnetini çekmem” cevabını verdi. İşte o ihtiyarı kendimden keremli ve izzetli gördüm.

Evet, “Kim izzet ve şeref istiyorsa (bilsin ki) izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır (ve O’nun yolunda aranmalıdır). O (Rabbimize) ancak (tevazu ve teslimiyetle yapılan övgüler ve şükürler gibi) güzel sözler yükselir. (Bu güzel dua ve zikirleri de sadece) Salih ameller (ve halis niyetler) yukarı kaldırıp (Allah’a eriştirir). Ama kötülükler (ve şeytani niyetler)le hile ve tuzak kuranlara (halkı aldatmak için dini duyguları ve değerleri istismara kalkışanlara) gelince, onlar için de çetin bir azap vardır ve tuzakları (şeytani tasarıları) boşa çıkacaktır.” (Fâtır: 10)

Öyle ise inancımız ve duamız şöyle olmalıdır:

“Ey mülkün (her türlü devlet, nimet ve faziletin) gerçek sahibi olan Allah’ım!..

Sen mülkü (devlet ve serveti) dilediğine verirsin ve dilediğinden de mülkü (nimet ve fazileti) çeker alırsın...

(Allah’ım sen) Dilediğini (ve layık gördüğünü) aziz eder, yüceltirsin, dilediğini (ve hak edeni) zelil eder alçaltırsın. Ve her türlü hayır ve iyilik Senin elindedir.

Gerçekten Sen her şeye Kâdir’sin.” (Âl-i İmrân: 26)

 

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 381

SON YORUMLAR