Reklam
Reklam
Reklam

Safdirik Solcuların Sosyalist Devrimcileri ve “İYİ” İTTİHATÇILARIN SABATAİST DÖNMELERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 39
ZayıfMükemmel 

 

Safdirik Solcuların Sosyalist Devrimcileri

ve

“İYİ” İTTİHATÇILARIN SABATAİST DÖNMELERİ

      

İkide bir, birtakım Darwinist solcuların Marx, Engels ve Lenin gibi komünistleri kutsamaları… Ve yine İttihatçı artıklarının Recep Tayyip’e oy ve itibar kazandıracağını bile bile, onu Abdülhamit Han’a benzetip, “İstibdat”cı diyerek sabataist dönmelere sahip çıkmaları… Acaba sadece Kur’an’ın Hukuk ve Adalet sistemine ve evrensel siyasetine düşmanlıklarının bir yansıması mıydı? Yoksa bu patavatsız politikalarının altında, İttihatçı masonlarla bir “GEN” yakınlığı da mı yatmaktaydı? Siyonist ve kapitalist Rothschildlerle kuzen olan Karl Marx’ın, güya farklı ve aykırı kulvarlarda, ama aslında aynı şeytani planlara hizmet sunduklarını hâlâ kavrayamayan bu zavallılara hatırlatalım: Tanzimat’ı, Jön Türkleri ve İttihat Terakki’yi kullanıp Osmanlı’nın içten çözülmesine ve çökmesine yol açan Siyonist baronlar; önce İsrail’i, sonra Büyük İsrail’i kurmak hesapları yapmışlardı. Sultan Abdülhamit Han, işte bu şeytani planlarını 33 yıl engellediği için ona düşman olmuşlardı. Enver, Talat ve Cemal Paşalar da, aynı odakların maşalarıydı ve Enver’in Türkçülük kılıflı “Yahudi Hazar Devleti”ni canlandırma hayallerini bilmeden, yaşanan hıyanetleri algılamanız imkânsızdı!..

Bu arada, birbirlerine karşıtmış sanılan, ama aynı bozuk düşünce yapısına sahip olan “Sağcı Türkçü”lerle, “Solcu düdükçü”lerin, İslam’a ve İslam davasına sadık şahıslara yönelik hücumlarda hep birbirlerine arka çıktıkları da dikkatlerden kaçmamaktaydı… Dinimize, tarihimize ve medeniyetimize duydukları kin ve nefret sebebiyle… Ve çok kirli ve hain projelerini engellemesi nedeniyle “Kızıl Sultan!..” diye karalamaya çalışan kiralık Ermeni dığalarından, münafık sabataist Yahudi cıfıtlarından ve Haçlı gâvurlarından çok daha aşağı ve bayağı bir tavırla Sultan Abdülhamit Han’a sataşan… Çok derin İslam ve Osmanlı düşmanlıklarını Sultan Abdülhamit üzerinden kusup duran Şeytanın Sözcü’sü Emin Çölaşan’larla Meral Hanımların çabaları ortaktı, çünkü çıbanları aynıydı!.. Bu nedenle HAZAR YAHUDİLİĞİ’ni ve bunların Türk Milliyetçiliğini nasıl istismar ettiklerini mutlaka bilmek lazımdı.

(Yahudi) Hazar Devleti’nin yıkılışı

650-965 yılları arasında Karadeniz’in kuzeyinde bugünkü Ukrayna topraklarından Hazar Denizi’nin doğusunda Kazakistan’a kadar uzanan bölgede, doğu ile batı arasındaki ticareti kontrol eden “Hazar” isimli büyük bir devlet yaşamıştı. Arthur Koestler’e göre Hazar Devleti, 740 yılında Yahudi inancını resmi din olarak kabul etmiştir.[1] Zannedildiği gibi Hazar Devleti tam bir Türk devleti değildi. Çünkü Hazarların hepsi Türk kökenli değildi. Halkın tamamı da Museviliği inanç olarak benimsememişti. Halk Müslüman, Hristiyan ve Putperestlerden oluşuyordu. Hazarların Kralı ve yönetici sınıfı Yahudi’ydi. Askerler ise büyük çoğunlukla Müslüman Türklerden oluşuyordu.[2] Hazar Devleti’nde yönetenle yönetilenin farklı inançta olduğu ikili bir yapı vardı. Yönetenler Yahudi, yönetilenler ise çoğunlukla başka etnik ve dini kimliğe sahip olan insanların oluşturduğu halk idi. Kudüs merkezli “Yahudi Krallığı Yehuda” 586'da Babil İmparatorluğu tarafından yıkılmıştı. Ondan sonra kurulan bağımsız bir Yahudi devleti olan Hazar’ı” da 965 yılında Ruslar yıktı. Devlet yıkılınca birdenbire insanlar ortadan kaybolmadı. Yahudiler o dönemde de ticaretle ve parayla uğraştığı için bir kısmı ticaret yollarını takip ederek göç etti. Çoğunluk batıya gitti. Almanya içlerine kadar ulaştılar. Polonya ve Macaristan’ı Hazar Yahudilerinin kurduğu söylenir. Bir kısmı ise İpek Yolu’nu takip ederek Buhara ve hatta Afganistan’a yerleşti. Geride kalanlar Orta Asya’dan gelen Türk akınlarıyla kurulan Altın Ordu” Devleti ve sonrasında Kırım Hanlığı’nda yaşamaya devam etti.

Rusların Hazar Devleti’nden kalan toprakları kontrol altına alması zaman aldı. Rus Çarlığı topraklarını genişlettikçe bölgede kalan Yahudiler üzerindeki baskı artıyordu. Ruslar Yahudilerle beraber yaşamak istemiyor, onları yeni fethettikleri topraklardan sürüyordu. Rus İmparatorluğu, batıda Litvanya ve Polonya’nın bir kısmını ve güneyde Kırım’ı ele geçirdikten sonra dünyanın en büyük Yahudi nüfusunu kontrol eder olmuştu. Bu bölgede 5,2 milyon Yahudi yaşıyordu ve bölgenin ekonomisi, ticaretten üretime Yahudilerin tekelinde bulunuyordu.[3] II. Katerina, 1790 tarihinde İmparatorluğun batı kesiminde Baltık'tan Karadeniz'e uzanan “Pale” isimli bir yerleşim bölgesi ilan etti ve Yahudilerin bu bölgenin dışında yaşamalarını yasakladı. Pale bölgesi bugünkü Letonya, Litvanya, Polonya, Ukrayna, Moldova ve Rusya’nın bir kısmından oluşuyordu.[4] Çar I. Aleksandr (1821-1825) döneminde Yahudiler üzerindeki baskı daha da arttı, Yahudiler köylerden ve kırsal alandan uzaklaştırıldı ve tarımla uğraşmaları yasaklandı. (Belki de kasıtlı bir plan uygulanıyordu…) Böylece Yahudiler şehirlere doldu, işçi olmak ya da ticaretle ve el sanatlarıyla uğraşmaktan başka çareleri yoktu. I. Nikola (1825-1855) Yahudiler üzerine en kapsamlı hukuki düzenlemeleri getiren Çar’dır. 1835 yılında çeşitli antisemitik düzenlemeler yürürlüğe koyuldu. Bunun üzerine Yahudilere karşı yönelen pogromlarda artış oldu.[5] Pogrom kelimesi, Rusçada; “dinsel, etnik veya siyasi nedenlerle bir gruba karşı yapılan şiddet hareketleri” anlamına gelmektedir.

Bu arada Yahudilerin nüfus olarak Ruslara gücü yetmeyeceği için, her zaman olduğu gibi eski askerleri olan Türkleri her dönemde Ruslara karşı kullandığını da söylemeden geçmeyelim. Tarihteki Osmanlı-Rus savaşlarının önemli sebeplerinden birisi de budur. Babası Kuzey Macaristan'a göç etmiş bir Rus Yahudisi olan yazar Arthur Koestler, “On Üçüncü Kabile” isimli kitabında, Aşkenaz Yahudilerinin tarih sahnesinden silinmiş olan Hazar Türkleri olduğunu iddia etmektedir. Bu iddia Türkleri bugün de kullanmaya devam etmek için uydurulmuş bir yalandır. Aşkenaz Yahudileri Türk değildir.

Rusya’da yapılan Pogromlar döneminde bölgeden batıya ciddi bir Yahudi göçü oldu. Milyonlarca Yahudi yurdunu terk ederek Avrupa’ya, oradan da Amerika’ya göç etmek zorunda kaldı. Peki, Çarlık Rusyası’nda Pale olarak adlandırılan bölgeyi ve bu bölgedeki Yahudilere karşı yapılan uygulamaları kim yürürlükten kaldırdı dersiniz? Bu uygulamaları Bolşevik Devrimi ile iktidara gelen Lenin yürürlükten kaldırmıştır.[6] Lenin’in kim olduğundan daha sonra tekrar bahsedeceğiz.

Yahudiler (fitneci fıtratları ve fesatlıkları yüzünden) Avrupa’da da baskı altındaydı

Rusya’dan batıya göç eden Yahudiler Avrupa şehirlerindeki Yahudi gettolarını doldurmuştu. Yeni gelenler diğerlerine benzemiyordu. 1492 yılında engizisyonu yaşamış Avrupa Yahudileri kılık kıyafet olarak artık Avrupalı olmuş, sosyal yaşama uyum sağlamıştı. Ama Rusya’dan gelenler öyle değildi. Sokakları cübbeli ve zülüflü Yahudilerin doldurması Avrupalı halkları rahatsız etmeye başlamıştı. Avrupa’da da antisemitizm tırmanmaya başladı. Karl Marx’ın doğduğu şehir olan Bonn, önceleri Fransa’nın sınırları içerisindeydi. 1789 Fransız İhtilali Yahudilere de özgürlük getirmişti. Diğer vatandaşlarla eşit haklara sahiptiler. Dinlerini gizlemeden yaşayabiliyorlardı. 1815'te, Napolyon'un yenilgisinden sonra, Bonn şehrini de içine alan bugünkü Almanya’nın Rheinland-Pfalz eyaleti tekrar Prusya’nın kontrolüne geçmişti. Kral III. Frederick William, kontrol altına aldığı bu topraklarda Yahudilere uygulanan kısıtlamaların çoğunu tekrar geri getirmişti. Prusya Krallığının tamamında Yahudilerin devlette yüksek makamlara ve memurluklara gelmeleri yasaktı. 1816’da bu yasaklar genişletildi, Yahudilerin avukatlık ve eczacılık gibi meslekleri yapmaları da yasaklandı. 25 yıl gibi kısa bir süre özgürlüğün tadını çıkarmış olan Yahudiler yeniden baskı altına alınıyordu. Bu durum Yahudi toplumu üzerinde büyük bir sıkıntı yaratmıştı. Bazıları, eski aşağılanmış statülerine geri dönmek yerine vaftiz olmayı (yani zahiren Hristiyanlaşmayı) tercih etti.[7] Karl Marx’ın avukat olan babası Heinrich Marx da bunlardan biriydi. Yahudiler yeniden yeraltına inmiş, kripto kimlikleriyle yerüstünde yaşamaya başlamışlardı.

Komünizmin Doğuşu (Bir Yahudi Planıydı!..)

Aynı yıllarda sanayi devrimi, işçileri köleleştirmeye başlamıştı. Emekten başka satacak hiçbir şeyleri olmayan işçiler, çok ağır koşullarda günde 13-15 saat gibi uzun süreler çalışmak zorunda kalıyor, emeklerinin karşılığında aldıkları asgari ücret ancak hayatta kalmalarına yetiyordu. İşçilerin arasında Rusya’dan göç etmiş Yahudiler de vardı. Fakat onlar diğerlerinden farklıydı. Okuma yazma biliyorlardı. Birçoğunun sanatı vardı. Hatta bazıları zamanında ticaretle uğraşmış, zenginliği tatmış kimselerdi. Sosyalizm düşüncesi işçiler arasında hızla yayılmaya başlamıştı. Sosyalizmi savunanların en önde gidenleri hep Yahudilerdi. Avrupa’da Sosyalizmin yanı sıra antisemitizm de yükselişteydi. Bu iki akım, “Vatansız Para”ya yani büyük Yahudi sermayesine ciddi tehdit teşkil ediyordu. Toplumun en üst tabakasında, bankalara ve finansa hükmeden birkaç aile de Yahudi kökenliydi, toplumun en altında ezilen tabakanın önde gelenleri de Yahudi kökenliydi. İki zıt kutbun önderleri aynı soy ve aynı inanca sahipti! Yükselen sosyalist fikirlerin zorlamasıyla devletler, finansal sermaye ve sanayi üretimiyle uğraşan Yahudi kökenli büyük burjuvaziye yönelik çeşitli tedbirler alabilirdi. O sıralarda yükselişte olan sosyalist hareket içinde küçük burjuvazi (kobiler) de yer alıyordu. Üretimin çoğunu yapan onlar olmasına rağmen, kârın çoğunu banka ve bankerler alıyordu. Üretimi yapan küçük burjuvazi, kredi veren sermayeye sürekli faiz ödemek zorundaydı. Bu durum küçük burjuvazinin finansal sermayeye karşı tavır almasına sebep oluyordu.

Benzer bir durum devletler için de geçerliydi. Devlet, çarkların dönmesi için sürekli sıcak paraya ihtiyaç duyuyor ve bu kaynağı sağlayan bankerlere borçlanıyordu. Devletin sırtındaki bu borç ve faiz yükü, vergi yoluyla halkı ezerken, paraya muhtaç olan yöneticilerin sermayenin taleplerine boyun eğmesini sağlıyordu. Küçük burjuvazi ile devletin uzlaşarak halkın yanında ortak hareket etmesi, finansal sermaye açısından bir felaket olabilirdi. Tarihte defalarca olduğu gibi krallar, zengin Yahudilerin para ve mallarına el koyabilir, onları yok edebilirdi. Bir başka deyişle finans sektörü devletleştirilebilirdi. Bu manada yaklaşan sosyalizm belası rayından çıkarılmalı ve başarısızlığa mahkûm edilmeliydi. İşte bu işi komünizmi icat eden Karl Marx, Friedrich Engels ve Moses Hess başardı.

Karl Marx’ın Yahudi kökenli olduğunu daha önce yazmıştık. Marx, büyük hahamlar çıkarmış, çok köklü, dindar ve çok zengin bir Yahudi ailenin mensubuydu; Lionel de Rothschild ile de kuzendi. Lionel de Rothschild, ailenin İngiltere kolunun lideri ve en güçlü bankeriydi. Ayrıca Marx, mason olup Frankist tarikatına bağlıydı.[8] Friedrich Engels de Yahudi kökenli bir masondu. Engels’in babasının hem Almanya hem de İngiltere’de tekstil fabrikaları vardı. Bu iki düşünürü en çok etkileyen kişi Moses Hess ise babası haham olan, dini eğitim almış çok dindar bir başka Yahudi’ydi. Komünist manifestoyu bu üç şahsiyet kaleme aldı. Komünist manifestoyu kaleme alanların çok zengin ve dindar Yahudi ailelerinden gelmesi size hiç garip gelmiyor mu? Babasının fabrikaları olan çok zengin bir insanın: “Fabrikalar devletin olsun, ben de orada işçi olayım” iddiasının altında elbette bir şeytanlık aranmalıydı!?

Aynı dönemde Lionel de Rothschild İngiltere’de siyasete girmek istiyordu. Çünkü siyasete girmeden devletin kararlarını yönlendirmek mümkün değildi. Fakat siyaset alanı Yahudilere kapalıydı. Hatta mutlak monarşilerde kral ve soylular hariç, sıradan halk da siyasette söz sahibi olamıyordu. İngiltere’de parlamento vardı ancak kanunlar Yahudilerin siyasete girmesine izin vermiyordu. Lionel de Rothschild, 1847’de Londra vekili olarak İngiliz meclisi Avam Kamarası’na seçilmişti ama İncil üzerine yemin etmek istemeyince ve Yahudi olduğu gerçeği herkesin gözüne batınca vekilliği onaylanmamıştı. Bu arada Yahudi asıllı olup Protestan olarak vaftiz edilen kripto Benjamin Disraeli, 1837 yılında Muhafazakâr Parti’den Avam Kamarası’na girmiş aktif bir siyasetçiydi.[9] Lionel de Rothschild ile de yakın arkadaştı.

Disraeli aynı zamanda bir yazardı. 1844 yılında “Coningsby” isimli politik bir roman yazmıştı. Romanında yarattığı Sidonia karakteri ile Yahudilerin üstünlüğü fikrini aşılamaktaydı. Sidonia karakteri hem kendisi hem de arkadaşı Baron Lionel de Rothschild gibi gizemli ve üstün yetenekleri olan bir kimseyi anlatıyordu. Romanda Yahudilerin küçük ama güçlü özel aileler vasıtasıyla dünya işlerinde çok etkili oldukları söyleniyordu.[10] Disraeli, dünyayı yöneten karakter Sidonia ile Rothschildler’i özdeşleştirmeye çalışıyordu.[11] Romanda Sidonia karakteri, 1844 yılında Avrupa’da bir gezintiye çıkıyor ve Avrupa çapında büyük bir dünya savaşının geleceğini haber veriyordu. Sidonia, “Almanya’da planlanan ve hazırlanan, dünyayı değiştirecek devrim şüphesiz Yahudilerin imzasını taşıyacaktır” diyor ve bu durumun “ülkede tüm üst düzey görevlere Yahudilerin yerleşmiş olmasından kaynaklandığını” söylüyordu.[12] Anlaşılacağı üzere Disraeli romanında yaklaşan 1848 halk hareketlerini haber vermekteydi. 1848 yılında Fransa’da başlayan halk ayaklanması birdenbire tüm Avrupa’yı sarmış, “Avrupa Baharı” yaşanmıştı. Yani faizci-kan emici Kapitalizmin de, ezici ve köleleştirici Komünizmin de arkasında aynı Siyonist Yahudi kafası sırıtmaktaydı…

İşte bu ortamda Komünist Manifesto 1 Şubat 1848’de yayınlandı. İlk halk hareketi 22 Şubat’ta Fransa’da başladı. Devrim rüzgârı kısa sürede Almanya, İtalya, Avusturya, Macaristan, Polonya ve Romanya’ya ulaştı. Nasıl olmuştu da birçok ülkede eş zamanlı olarak halk ayaklanmaları başlamıştı? Aynı “Arap Baharı” gibi! Halklar sokaklarda barikatlar kurmuş, yerleşik düzene karşı kışkırtılmışlardı. Paris sokaklarında, küçük burjuvazi, öğrenciler, milliyetçiler, liberaller, sosyalistler ve işçiler omuz omuza devlete karşı başkaldırıyordu. Fransa Kralı Louis-Philippe, kısa sürede pes etti ve tahtını bırakıp kaçtı. Fransa’da krallık yıkılmıştı. 26 Şubat 1848'de liberal muhalefet geçici hükümeti kurdu ve takiben 2’nci Cumhuriyet ilan edildi. Krallık rejimi ayaktayken herkesin ortak bir düşmanı vardı. Rejim yıkılınca, küçük burjuvazi, liberaller, milliyetçiler ve hatta sosyalistler sokakları terk etti. Geriye sadece haklarını arayan radikal örgütlerin önderlik ettiği işçiler kalmıştı. Devleti ele geçirip, kendi rejimlerini kuranların, işçileri düşünme gibi bir gayretleri olmamıştı. İşçilere hiçbir hak tanınmamıştı. Bunun üzerine 20 bin işçi parlamentoyu bastı, işçi haklarını savunacak bir Çalışma Bakanlığı kurulmasını istiyorlardı. Ancak yapayalnız kalmışlardı. İsyanı omuz omuza beraber başlattıkları toplumun diğer katmanlarındaki topluluklar komünizm korkusuyla artık onların karşısındaydı. Komünist Manifesto’da zaten sonucun böyle olması planlanmıştı, işçiler ayaklanma sonrası sahipsiz kaldı.

Yeni kurulan Hükümet, Cezayir sömürge savaşları esnasında sokak çatışmalarında tecrübe kazanmış General Cavaignac’ı işçileri dağıtması için görevlendiriyordu. 80 bin asker ve 100 bin ulusal muhafızdan oluşan yeni rejimin güçleri, Paris sokaklarında barikatlarda direnen 40 bin işçiyi top ve tüfek atışlarıyla acımasızca eziyordu. Dört gün devam eden çatışmalar neticesinde 15 bin işçi öldürülüyordu. Karl Marx, işçilerin gösterdiği bu cesareti harika buluyordu![13] Marx, yeni hükümetin bir üyesi olan Ferdinand Flocon'un Fransa’da dergi çıkarma teklifini reddederek hemen Köln’e geri döndü. Amacı Alman monarşilerini de devirmekti. Köln’de kendisini demokrasi savunucusu ilan eden Rhineland isimli bir gazete çıkarmaya başladı. Gazetenin finansmanını İngiliz liberaller sağlıyordu! Ancak Kral IV. William, göstericilerin, parlamento seçimlerinin yapılması, anayasa hazırlanması ve basın özgürlüğü gibi taleplerini kabul ederek iktidarda kalmayı başarmıştı. Prusya krallığının devrilmesi bir başka bahara kaldı. Devletleri birbiriyle savaştırmadan krallıkların çoğunu devirip Cumhuriyete geçmek mümkün olmayacaktı. 1. Dünya Savaşı bu amaçla tezgâhlandı. Bu arada Vatansız Para önemli kazanımlar elde etmiş, hem kendini güvene almış hem de parlamentolar sayesinde siyasette etkin olmaya başlamıştı.

Bu arada 1848 devrimi İngiltere’ye ise hiç uğramamıştı. Yahudilerin Parlamento'ya girmesinin önündeki engelleri kaldıran 1858 tarihliJews Relief Act” yasası ile birlikte Lionel Rothschild ilk Yahudi parlamenter olarak koltuğuna oturacaktı. Bundan 10 sene sonra Benjamin Disraeli, İngiltere’nin ilk Yahudi kökenli Başbakanı olmayı başaracaktı. O günden sonra Rothschild ailesi, “üzerinde güneş batmayan imparatorluğun” siyasetinin ortağıydı. Bu yüzden Prens Charles günümüzün “Büyük Sıfırlama”sını dünyaya duyuranlar arasında yer almıştı.

Rus Çarlığını Yıkan Ukraynalı Üç Devrimci (de Yahudi Asıllıydı!?)

Şimdi hızlıca 1. Dünya Savaşı’na bir göz atalım. İlerleyen yıllarda Çarlık Rusyası’nda da sosyalist hareketler etkin olmaya başlamıştı. 1870'lerden beri Yahudi devrimcilerin Rus devrimci hareketinde önemli rol oynadıkları bir gerçektir. Ön yargısız bir gözlemci bile Rusya’daki devrimcilerin sosyalist Yahudiler tarafından yönlendirildiğini kabul edecektir. Sol gruplardaki Yahudilerin sayısı diğer etnik azınlıklardan hatta Ruslardan bile fazladır.[14] 1879 yılında Rusya’da sosyalist görüşlü “Halkın İradesi” örgütü kurulmuştu. Örgüt, Çarlık otokrasisini devirmek için terörizm ve suikast yöntemini benimsemişti. Çok sayıda devlet görevlisini öldürdüler. Nihayet birkaç başarısız girişimden sonra 13 Mart 1881'de Rus Çarı’nı da öldürmeyi başardılar.[15] Çar II. Alexander’in öldürülmesi üzerine Rusya’da başlayan Yahudi düşmanlığı çok büyük bir göç dalgasını tetikledi.[16] Baskılar sebebiyle Yahudilerin de Ruslara olan kini giderek artıyordu. Lenin’in St. Petersburg Üniversitesi öğrencisi olan ağabeyi Alexander Ulyanov da bir sonraki Çar III. Alexander’a yapılan başarısız bir suikast girişiminden sonra suçlu bulunarak tutuklandı ve idam edildi.[17] Rusya’daki bir müzede sergilenen yeni belgeler arasında, Lenin'in kız kardeşi Anna Ulyanova tarafından yazılan ve anne tarafından büyük babalarının Pale Yerleşim'deki zulümden kaçmak ve yüksek öğrenime erişim sağlamak için Hristiyanlığa geçen Ukraynalı bir Yahudi olduğunu iddia eden bir mektup sergilenmektedir.[18] Anlayacağınız Vladimir Ilyich Ulyanov (Lenin), Çar’a suikast girişiminde bulunan abisi ile olan bağını saklamak için örgüt ismi “Lenin”i kullanan kripto bir Yahudi’ydi.

Yahudilerin Çarlığı yıkma girişimi, başarıya ulaşana kadar ısrarla uygulandı. 1904 yılında Rusya, Japonya ile bir savaşa tutuşmuşlardı. Savaşın getirdiği ağır şartlar halkı zorlarken, bunu fırsat bilen kripto yapı; işçileri greve sürükleyerek, Çarlığı devirmek için bir halk ayaklanması planlandı. Kanlı Pazar olarak adlandırılan ayaklanma 22 Ocak 1905’te St. Petersburg’da başladı. Ayaklanmanın önde gelen liderleri, Lenin (Vladimir Ilyich Ulyanov), İsrael Lazarevich Gelfand (Parvus Efendi) ve Lev Davidovich Bronstein (Troçki-Trotsky) gibi sonradan üne kavuşacak kriptolardır. Çarlık Rusyası ayaklanmayı güçlükle bastırmış ve bir defa daha hayatta kalmayı başarmıştır. Ülke kontrol altına alınınca ayaklanmaya katılanlar bedelini canları ile ödemiş, ayaklanmanın elebaşları kriptolar ise her zaman olduğu gibi ülkeden kaçmayı başarmıştır. Bu kriptoların kimliklerinden biraz bahsedelim.

Lev Davidovich Bronstein (Leon Trotsky-Troçki) ve Sinsi Tahribatları…

Troçki, 1879 yılında Yahudilerin serbestçe hareket edebildiği Pale bölgesinde bugünkü Ukrayna topraklarında doğmuştu. Ailesi toprak sahibi zenginler arasındaydı. Aile içinde Yidiş dilini konuşuyordu. Troçki, Yahudi bir çevrede büyüdü. Geleneksel Yahudi okulunu bitirdikten sonra Siyonist Ahad Ha-Am ve Mendele gibi Yahudi düşünür ve yazarların yanına Karadeniz kıyısının ticarete açılan kapısı Odessa’ya gönderildi.[19]

İsrael Lazarevich Gelfand (Alexander Lvovich Parvus-Parvus Efendi) ve Sahte Müslümanlığı!

İsrael Lazarevich Gelfand, Türkiye açısından önemli bir isimdir. İsrael, 8 Eylül 1867'de Rus İmparatorluğu'nda, bugünkü Beyaz Rusya sınırları içinde kalan Berazino’da Litvanyalı bir Yahudi ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Küçük bir çocukken, bir yangında evlerinin zarar görmesi üzerine ailesi ile birlikte Odessa’ya taşındı. İsrael, Odessa’da büyüdü.[20] Geri kalmış Rusya’da politik geleceğini görmediği için bir süre sonra Almanya’ya taşındı. Orada Sosyal Demokrat Parti’ye katıldı ve Alman devrimci Rosa Luxemburg ile arkadaş oldu. 1900 yılında Münih’te Lenin ile tanıştı.[21] 1905 halk ayaklanmasında İsrael, Rusya’daydı. Ayaklanma sonrasında tutuklanıp Sibirya’ya sürgün edildi. Oradan kaçıp tekrar Avrupa’ya döndü. Bir süre sonra Vatansız Para tarafından, 1. Dünya Savaşı’nın hazırlıkları çerçevesinde Osmanlı Devleti’ne İstanbul’a gönderildi.

İsrael, İstanbul’a gelişinden üç yıl önce Almanya’da çıkan “Kolonyalizm Politikası ve Yıkılışı” adlı kitabında, sömürgecilik yarışının Avrupa’nın büyük devletleri arasında büyük bir savaşı hazırlamakta olduğunu, bu savaşta Rusya gibi dıştan güçlü fakat yapısı aslında çürük imparatorlukların yıkılacağını, büyük savaşın Rusya’da sosyalist devrimin başlangıcı olacağını yazıyordu.[22] İsrael, İstanbul’a gelince İskender ismini aldı. İslamiyet’i seçtiğini açıklayarak Çamlıca Bektaşi tekkesine katıldı. İsrael, İstanbul’daki yazılarında Türkiye için bir sosyalist devrimi ağzına bile almadı. Ona göre, Türkler için yapılacak tek şey: Avrupa sömürgeciliğinin boyunduruğundan çıkmak için kapitülasyonlardan kurtulmak, demokratik bir ulusal devlet kurmak, bunun için büyük dünya savaşı gerçekleştiği zaman ister istemez bu savaşa katılmaktı. Bunu gerçekleştirmek maksadıyla Osmanlı için Almanya safında savaşa katılmak bir zorunluluk sayılmaktaydı.[23] (Yani; Enver, Talat ve Cemal Dönme(z)lerine bu fikirleri aşılayanlardan birisi de, güya İslam’a geçip İskender ismini alan Yahudi Parvus Efendi olmaktaydı…)

1. Dünya Savaşı öncesi ve savaş esnasında beş yıl İstanbul’da kalan İsrael, Türkler tarafından Parvus Efendi olarak adlandırıldı. Parvus Efendi, İstanbul’da Yusuf Akçura ile Türk Yurdu isimli bir dergi çıkarttı. Halide Edip (Adıvar) 1913’te yazdığı “Yeni Turan” adlı romanında Parvus’un söylediklerini tekrarlamıştı. Bir başka Türkçümüz Moiz Kohen, (Cumhuriyet döneminde Türk ismi almıştır-Munis Tekinalp) ise “Türkler Bu Muharebede Ne Kazanabilirler?” adıyla 1914 yılında İstanbul’da yayınladığı kitabında, Turan yollarına gidilmesi, Almanya ile bir olup savaşa girilmesi tavsiyesini savunmaktaydı!?[24]

Yahudi Hazar Devleti’ni yeniden kurma hülyası

Parvus Efendi, ekonomi bilgisiyle kısa sürede Jön Türklerin mali danışmanı yapılmıştı. Üç Paşa olarak adlandırılan Osmanlı’yı yöneten Enver, Talat ve Cemal paşalar ile çok yakın çalışma arkadaşıydı...[25] Osmanlı Devleti’nden habersiz kurulmuş, sadece Enver Paşa’nın bildiği Teşkilat-ı Mahsusa’nın finansörleri arasındaydı. O dönemde Osmanlı’yı savaşa hazırlayan iki önemli kripto daha vardı; Baron Max von Oppenheim ve Rudolf von Sebottendorf. Osmanlı’yı ahtapot gibi saran bu yapı bizim kriptoları savaşa girmeye ikna etmeyi başarmışlardı. Bizim ekibin önüne koyulan havuç, “Türklerin Hâkim Olduğu büyük Hazar Devleti’ni yeniden kurmaktı”. Ruslar savaşta yenilince “Adriyatik’ten Çin seddine” kadar uzanan büyük bir Türk devleti kurulacaktı. Tabi aynı Hazar Devleti’nde olduğu gibi kurulacak bu devlette de yönetenler Yahudi, yönetilenler Türk kökenli olacaktı. Enver Paşa bu plan uğruna Osmanlı’yı savaşa sürüklemekten sakınmamıştı!

Enver Paşa, Donanma Komutanı (Yahudi asıllı) Amiral Souchon Paşa’ya; “Donanmay-ı Hümayun, Karadeniz’de hâkimiyet-i bahriyeyi kazanacaktır. Bunun için Rus donanmasını nerede bulursanız ilan-ı harp etmeden ona hücum ediniz”[26] emrini vererek Osmanlı’nın savaşa girmesine sebep olmuştu. Enver Paşa’nın bu emri verdiğinden sadece Talat ve Cemal paşaların haberi vardı. Osmanlı donanması Amiral Souchon komutasında 29 Ekim 1914 günü Odessa, Sivastopol, Yalta ve Novorossiysk Limanlarını bombalayarak Osmanlı’yı savaşa soktu. İşin ilginç yanı Amiral Souchon da Yahudi asıllı bir Alman subayıydı.[27]

Enver Paşa’nın Kafkas cephesini açarak 90 bin askerimizin şehit olmasına sebep olmasının arkasında da (bir Yahudi ideali ve projesi olan) Büyük Hazar Devleti” hülyası vardır.

Bu kandırılma sonucu maalesef üç milyondan fazla asker ve sivil Türk şehit olmuş, koca imparatorluk yıkılarak devlet küçülmüştür. Bu arada küçük bir bilgi verelim. Enver Paşa’nın babası aslen Gagavuz Türklerinden olup Ukrayna’nın Kili kasabasında yaşamıştır.[28] Annesi ise Kırım Türkü olarak tanınır.[29] Bu oyunda herkesin Ukrayna bağlantısı (yani Kırım ve Karaim Yahudileri irtibatlı) olması da ilginç bir detaydır!..

Bolşevik Darbesi ve Sonrası…

Parvus Efendi’yi tekrar hatırlayalım... Vatansız Para’nın ajanlarından Marx ve Engels, sürekli devrim” fikrini ortaya atmışlardı. Halk hareketleri sürekli devam edecek ve sonunda bütün despot monarşiler yıkılacaktı. Vatansız Para’nın amacı buydu. Monarşileri önünde engel ve kendisine tehdit olarak görüyordu. Marx ve Engels’in “sürekli devrim teorisi” ilerleyen yıllarda bir başka Marksist teorisyen ve devrimci bizim Parvus Efendi tarafından kullanıldı. Parvus Efendi’nin tezi, işçi sayısı az olan sanayisi gelişmemiş Rusya’da işçi ve öğrencilerin devrim yapabileceği yönündeydi.[30] Parvus Efendi, savaş halinde olan Çarlık Rusyası’nın işçi ve öğrenci eylemleri ve genel grev ile felç edilebileceğini düşünüyordu. Bu planı Almanlar finanse edebilirdi. Böylece Çarlık Rusya’sı savaş dışı kalacaktı. Bu yönde hazırladığı 20 sayfalık planı arkadaşı olan Almanya’nın İstanbul Büyükelçisi Hans Freiherr von Wangenheim yoluyla Almanya’ya yolladı.[31] Planın Almanlar tarafından kabul edilmesi üzerine, hazırlıkları yapmak üzere Almanya ve İsviçre’ye gitti.

Bu plan çerçevesinde örgüt adı Troçki olan Amerikan pasaportlu Lev Davidovich Bronstein 27 Mart 1917 günü New York Limanı’ndan Rusya’ya ulaşmak üzere SS-Christiania gemisine bindirildi. Troçki’nin yanında 20 milyon ruble gibi çok önemli bir servet vardı. Parayı ünlü Yahudi banker Jakob Schiff temin etmişti. Aynı dönemde Lenin İsviçre’den yola çıkarak Almanya üzerinden Moskova’ya gidecek bir trene bindirmişti. Lenin’in yanında 6 milyon dolar değerinde altın vardı. Lenin’i mühürlü vagona bindiren Alman Gizli Servisi Şefi Max Waburg’du. Altınlar bizim Parvus Efendi aracılığıyla Lenin’e ulaştırılmıştı. Altınlar Amerikan Federal Rezerv Board’dan geliyordu. Parayı sağlayan bu banker grubunun müdür yardımcısı Paul Waburg’du. (Yahudi asıllı) Paul Waburg Alman Gizli Servisi Şefi Max Waburg’un kardeşiydi. İki kardeş, biri Almanya’da diğeri Amerika’da işi hallediyordu. Aynı zamanda Max Waburg ünlü New Yorklu banker Schiff’in  damadıydı.[32] Waburg ailesi Rothschildler kadar güçlü bir banker ailedir. Paul Waburg 1913 yılında Amerikan merkez bankası FED’i kuranlar arasındaydı.

Daha 1. Dünya Savaşı başlamadan önce Amerika’da Yahudi bankerler tarafından Rusya’daki devrimci faaliyetleri ve propagandaları desteklemek için ortak bir fon kurulmuştu. Jakob Schiff, 1917 baharında devrime verdiği parasal destekle Çarlık rejiminin devrilmesinde en büyük payın sahibi olmakla övünüyordu.[33] Lenin ve Troçki gibi kripto elemanlar Rusya’ya ulaştıktan sonra planlanan halk ayaklanmasını içerideki işbirlikçileri ile birlikte tetiklediler. Her zamanki taktik kullanılacaktı; “ezilen yoksul halk, sistemi değiştirmek üzere devlete saldırtılacaktı.” Bütün kötü olayları Çarlık rejiminin üzerine yıktılar. Zaten halk savaşın etkisiyle yokluk çekiyordu. İşçiler cepheyi desteklemek için çok ağır şartlarda çalışıyordu. İşçilerin daha çok şey hak ettiğini iddia ettiler. Her şeyin sorumlusu Çar’dı. Çar, Rus delikanlılarını boş yere cephelerde öldürüyordu. Daha fazla zarar görmemek için Rusya’nın savaştan çekilmesi gerekiyordu. İşçilerin greve gitmesi Çarlık rejiminin savaştan çekilmesini sağlayabilirdi. Artık halkına eziyet eden bu köhne rejim değişmeliydi. Etrafa para saçarak işçileri greve hazırladılar. Grevlerle mühimmatsız ve bıraktıkları cephedeki orduyu arkadan vurdular. Askerin önemli bir kısmı cephedeydi. Moskova ve St. Petersburg gibi şehirlerde başlayan ayaklanmayı bastıracak yeterli güç yoktu. Eldeki gücü de kilit noktadaki kripto yöneticiler kullanmak istemedi. Sonuç itibariyle ayaklanma başarılı olmuş, Çarlık Rejimi devrilmişti. 1917 Bolşevik İhtilali’ne bir devrimden ziyade, halkın kısmi desteğini alan başarılı olmuş bir FETÖ darbesi diyebiliriz. Kripto yapı bir darbeyle yönetimi ele geçirmeyi başarmıştı. (Bizdeki FETÖ darbesini engelleyen en önemli unsur ise, Ordumuzun bu hıyanet girişimine katılmamasıydı…) Bolşevik hükümetin ilk yaptığı şey Rusya’yı savaştan çekmek oldu. Bu işe en çok Almanlar sevinmişti. Artık bütün güçlerini batı cephesine ayırabilirlerdi. Ama Almanların sevinci boşunaydı. Bir süre sonra Almanya’daki kripto yapı, grev taktiğini bu ülkede de uyguladı. Grev yaparak orduyu arkadan vuran işçiler Almanya’nın yenilmesine sebep oldu.

Bu arada küçük bir bilgi daha verelim. Yahudi kökenli Benjamin Freedman, 1. Dünya Savaşı hakkında şunları aktarmıştı:

“…Almanya bu savaşı iki yıl içinde kazanmıştı: sadece sözde değil, fiilen de kazanmıştı. Dünyayı şaşırtan Alman denizaltıları, Atlantik Okyanusu'ndaki tüm konvoyları etkisiz bırakmıştı. Büyük Britanya’nın askerlerine vereceği cephanesi yoktu, bir haftalık yiyecek stoku kalmıştı, arkasından açlıkla karşı karşıya kalacaklardı. O sırada Fransız ordusu isyan etmişti. Ülke savunmasında çiçeği burnunda 600 bin delikanlı kaybetmişlerdi. Rus ordusu artık savaşmak istemiyor, kaçıyordu. (Bolşevik isyanı başlamıştı.) Çar’ı artık sevmiyorlardı. Ve İtalyan ordusu çökmüştü. Bu esnada daha Alman topraklarında tek kurşun atılmamıştı. Tek bir asker bile Alman toprağına girmemişti. Almanya, İngiltere'ye barış koşulları teklif ediyordu. Almanlar savaş öncesi duruma dönülmesini öngören bir anlaşmayı İngilizlere teklif etmişti. İngilizler, 1916 yazında bu teklifi ciddi olarak düşünüyordu. Başka seçenekleri yoktu. Almanya'nın onlara cömertçe sunduğu bu barış teklifini kabul edecekler ya da savaşa devam ederek tamamen mağlup olacaklardı.

Bunlar olurken, tüm Doğu Avrupa Siyonistlerini temsil eden Alman Siyonistleri, İngiliz Savaş Kabinesi'ne gittiler ve Almanların müzakere tekliflerini kabul etmemelerini, savaşı kazanabileceklerini söylediler. ABD’yi onların yanında savaşa sokacaklardı. Böylece İngilizler savaştan galip çıkacaktı. Tek istedikleri şey, savaşı İngilizler kazandığında Filistin topraklarını onlara vermesiydi.”[34]

25 Ekim’de Miladi takvime göre 07 Kasım 1917’de Bolşevik Darbesi başarılı sonuçlandı, hemen arkasından da 07 Aralık 1917’de ABD, Almanya’ya savaş açtı. Ne tesadüf öyle değil mi? Size başka bir tesadüf daha söyleyeyim, ABD savaşa girmeden yaklaşık bir ay önce 02 Kasım 1917’de İngiliz Dışişleri Bakanı Arthur Balfour imzalı bir mektup, İngiliz Yahudi cemaatinin lideri Lord Rothschild'e, Büyük Britanya ve İrlanda Siyonist Federasyonu'na iletilmek üzere yazıldı. Balfour Deklarasyonu olarak bilinen mektupta, Filistin'de Yahudi halkı için bir ulusal yurt kurulmasının olumlu karşılandığı ve bu amacın gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elden gelen tüm çabanın gösterileceği vurgulanmıştı. Yani Osmanlı parçalanacak ve Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulacaktı. Gerçekten de Siyonistler bizim Enver Paşa’yı (ya) kandırmıştı!? (Veya bile bile bir hıyanete ortaklık yapmıştı…)

Bolşevikler daha sonra Rusya’da kongreler organize ettiler. Bu kongrelerin amacı üniter Rus devletini parçalamaktı. Rusların hâkimiyetindeki her halkın milliyetçilik duygularını desteklediler. 25 Ocak 1918'de toplanan III. Sovyetler Kongresi'nde “Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti”nin kurulduğu açıklandı... Rus İmparatorluğu özerk cumhuriyetlere ayrıldı ve her ulusa yerel yönetimlerini örgütleme hakkı tanındı. Ukrayna diye bir devlet hiç yoktu. Ukrayna’yı Lenin planladı. Ukrayna’nın yanı sıra Yahudi nüfusunun çokça yaşadığı geçmişte Pale olarak adlandırılan bölgede Letonya, Litvanya ve Moldova gibi devletçikler yapılandırıldı. Polonya ve Finlandiya'nın bağımsızlığını tanıdılar. Bunun amacı gelecekte Ruslar tekrar hâkimiyet kazanırsa batıya doğru ilerlemelerini durdurmak ve aynı zamanda Yahudi toprağı olarak gördükleri bölgeyi emniyet altına almaktı. Aynı şekilde Türkistan bölgesini de parçalayarak, Rusların Çin ve Hindistan ile bağlarını kesecek bir tampon bölge oluşturdular. 1856’da Taşkent’i alan Ruslar, o dönem de Vatansız Para’nın bir çeşit sömürgesi olan Hindistan ve Çin’i tehdit etmişti. Bir daha benzer bir şeye müsaade edilemezdi.

Bizim Enver Paşa da Rus hâkimiyetindeki toprakları parçalamanın bir devamı olan 1. Doğu Halkları Kurultayı’na (1-7 Eylül 1920) katılmak üzere Moskova’ya davet ediliyordu. Beklentisi Büyük Türkistan’ı kurmaktı. Kripto yapının kendisine Türkistan bölgesini vereceğini zannediyordu! Oysaki 1. Dünya Savaşı ile yürürlüğe koyulan dönemin Büyük Sıfırlama’sının amacı, kralları devirip, imparatorluk ve büyük devletleri parçalayarak etnik kimlik üzerine kurulu birbiriyle çatışacak daha küçük, ekonomik olarak kolay kontrol edilebilir, Cumhuriyet ile yönetilen ulus devletler ortaya çıkarmaktı. Yeni bir Türk imparatorluğun kurulmasına izin vermezlerdi. Vatansız Para, Enver Paşa’dan Türkistan bölgesinin yeni kurulan düzene itaat etmesini sağlaması için faydalanmak istemekteydi. Enver Paşa ise hâlâ Turan hayaliyle yanıp tutuşuyordu. Bakü’de yapılan kongrede Bolşeviklerden hiçbir şey alamayacağını anlayınca ve Anadolu’ya da dönme ihtimali ortadan kalkınca intiharı tercih etti. Basmacı hareketinin başına geçerek önce Buhara’ya gitti. Orada tutunamayınca Tacikistan’a geçti ve sonunda Bolşeviklerle savaşarak can verdi.[35]

Devletleri mülksüzleştirmek için yaratılan öcü: SSCB (Palavrası!..)

Kriptolar başarısızlığa mahkûm olması için dizayn edilmiş komünizmin hâkim olduğu bir devlet kurmayı başarmışlardı; Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB). Yıkılması kaçınılmaz olan bir sistem kurulmuştu. Ancak kurulan bu düzenin Vatansız Para’ya hizmet edebilmesi için önce yaşaması sonra silah olarak kullanılması gerekiyordu. İstendiği zaman fişi çekilince yıkılacak ama aynı zamanda Batı dünyasına büyük tehdit yaratacak kâğıttan bir kaplan kurgulanıyordu. Amerikalı Yahudi bankerler kurmayı başardıkları bu komünist devleti yaşatmak için kesenin ağzını açtılar. David Rockefeller’in dedesi John Rockefeller, 1920’de Chase Bank’ı yönetirken Sovyetlerin Prambank’ı ile Amerikan-Sovyet Ticaret Odası’nın kurulması amacıyla görüştü ve ortak ticaret odası 1922 yılında Chase Bank Başkan yardımcılarından Rene Schley’in yönetiminde çalışmaya başladı. New York’un en büyük finansman kuruluşu “Kuhn, Loeb and Co.” Rusların ilk 5 yıllık kalkınma planına finansör olarak katıldı ve Bolşevik Hükümetine kasa görevi yaparak, 1918-22 yılları arasında 600 milyon altın Rublenin transferini gerçekleştirdi. Bu bilgiler ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerince doğrulanmaktadır. Yine bakanlık belgeleri, Jacob Schiff’in, Stalin dönemindeki ilk beş yıllık kalkınma planını hazırladığını belirtir. Kuhn Loeb’in iki önemli hissedarı Max Waburg ve Jacop Schiff çeşitli yatırım ve işletmelerde John Rockefeller ve John P. Morgan ile ortaktırlar. Bu finansman grubu Lenin ve arkadaşlarının hareketlerini finanse eder. Washington Post gazetesi 2 Şubat 1918 tarihli sayısında Morgan Bank’ın üretim araçlarının millileştirilmesi yanlısı olan Lenin ve yandaşlarına 1 milyon dolar kredi açtığını yazar.

House Banking Commite’nin Başkanı Louis Mc Fadden, 14 Haziran 1933 tarihinde meslektaşları önünde şu konuşmayı yapmıştı: “…Sovyet Hükümeti, Federal Rezerve Board (Amerikan Merkez Bankası) aracılığı ile Amerikan hazinesinden büyük paralar çekti. Federal bankalar, Chase Bank, Guarranty Trust Company ve New York’un öteki büyük bankaları ile birlikte bu işlemlere katıldılar. Amtorg’un (Sovyet Hükümeti’nin ticaret kurumu) New York’taki bürosunun defterlerini ya da Gostorg’un (Komünist Ticaret Örgütü Genel Bürosu) defterlerini, SSCB Merkez Bankası’nın hesaplarını inceleyin, kendi gözlerinizle Amerikan hazinesinden Rusya’ya transfer edilen paraların ne düzeye eriştiğini görürsünüz. Bu transfer işlemlerini, Sovyet Devleti adına, ABD’deki muhabir bankaları olan New York’taki Chase Bank ve Kuhn, Leab and Co. yürütmektedir.”[36]

Avrupalı Yahudi bankerler de yeni kurulan komünist rejime destek çıkmışlardır. İhtilali finanse etmek için Avrupa’nın önemli merkezlerinde özel bankalar ve bazı Yahudi bankalarının şubelerini açmakla işe başlanmıştır. Doğrudan doğruya ihtilalcilerin emrine verilen Kuhn Sia, Rina, Efelia Löp ve Nie bankalarına ilaveten, Petrograt’ta Grünberg, Londra’da Spayer, Frankfurt’ta Mayn ve Zinoteki’de Nie bankalarının şubeleri ihtilali desteklemek için açılmıştır.[37] Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu kripto komünistlerin Rusya’nın kontrolünü ele geçirdikten sonra iktidarlarını garanti altına almak için yaptıkları önemli bir şeyi söylemeden geçmeyelim. Ülkede bu yeni düzene isyan eden ve edebilecek herkesi öldürdüler. Amerikan meclis kaynaklarına dayanılarak öldürülenlerle ilgili şu rakamlar verilmektedir: 28 piskopos ve başpiskopos, 6776 papaz, 6765 öğretmen, 8500 doktor, 54 bin subay, 260 bin asker, 150 bin polis, 48 bin jandarma, 355 bin mütefekkir, 198 bin işçi, 915 bin köylü.[38]

Komünizm artık Vatansız Para’nın vurucu gücü halini almıştı. Aslında komünizm ile iki şey amaçlanmıştı:

1) Vatansız Para’nın gücünün yetmeyeceği doğu topraklarında tarlaları (ülkeleri) sürüp nadasa bırakmak, 2) Batı topraklarındaki tarlaları (ülkeleri) ise tamamen denetim altına almak.

Birinci hedef 2. Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleşmiştir. Sovyetlerin işgal ettiği Doğu Avrupa ülkeleri ile Çin komünistleştirilmiştir. Özellikle Mao’ya darbeyi başarması için Moskova üzerinden ciddi para yardımı yapılmıştı. Komünizm mülksüzleştirmek demekti. Komünist yapılan Doğu Avrupa ülkeleri ile Çin’deki Vatansız Para’ya rakip olabilecek yerli ve milli sermaye mülksüzleştirildi, yani tarla sürülerek yabancı otlardan arındırıldı ve tekrar ekim için nadasa bırakıldı. SSCB dağılıp komünizm ideolojisi çökünce kapitalist sisteme geçen başta Rusya Federasyonu (RF) olmak üzere bütün doğu bloku ülkelerinde oligarklar türedi. Oligark olarak adlandırılan bu iş insanlarının hemen hemen hepsinin Yahudi kökenli olmasının tesadüf olduğunu mu zannediyorsunuz?

“Vatansız Para” (yani karşılıksız kâğıt: Dolar!..), Hristiyan kökenli Batı Avrupa ülkelerini tamamen kontrol altına aldıktan sonra komünizme ihtiyaç kalmamıştı. Artık kapitalizm yeterince güçlüydü, doğu topraklarına da yayılabilirdi. Zaten çökmek üzere dizayn edilmiş komünizm ideolojisini bitirdi, ipini çekip SSCB’yi ve Varşova Paktı’nı dağıttı. Komünizm ile yönetilen ülkelerde milli ve yerli sermaye birikimi yoktu. Herkes maaşlı çalışandı. Özelleştirmeler kapsamında satılacak fabrikaları, madenleri vb. devlet varlıklarını kim satın alacaktı? Vatansız Para, Doğu Bloku ülkelerinde kontrol altında tutabileceği soydaşlarına krediyi verdi, yok pahasına satılan devlet mallarını vekilleri aracılığıyla zimmetine geçirdi. Aslına bakarsanız bütün eski Doğu Bloğu ülkelerinde türeyen oligarklar mülkün gerçek sahibi değildir. Onlar, Vatansız Para’nın yeni yatırımlarını yöneten CEO’lardır. Bir başka deyişle paranın bekçileridir. Yoldan çıkarlarsa mallarının ellerinden alınacağını bilirler.

Benzer bir şey Çin’de de oldu. Önce komünizm ideolojisi gereği fabrika, toprak gibi tüm üretim araçları devletleştirilerek yerli ve milli sermaye sahipleri mülksüzleştirildi. Sonra Mao’nun yaptığı kültür devrimi Çin halkını köklerinden koparttı. Bu acımasız düzen değişikliği aynı komünizmin ilk döneminde Rusya’da olduğu gibi kıtlık ve açlığa sebep olmuştu. Çin’de insanların böcek, köpek, yarasa yemesi o döneme denk gelir. Dünyaya kapanan Çin zor durumdaydı. 1971 yılı geldiğinde ABD’nin ünlü Yahudi Dışişleri Bakanı Henry Kissinger Çin'e gizli bir gezi yaptı. Çin Başbakanı Zhou Enlai ile çeşitli pazarlıklar yaparak Çin-ABD ilişkilerinin geliştirilmesinin zeminini hazırladı. Artık Çin, Siyonist sömürü sermayesinin ikinci vatanıydı!.. Takiben ABD Başkanı Nixon, 1972 yılı Şubat ayında Çin’e 8 günlük bir gezi gerçekleştirerek Başkan Mao ile görüştü ve Başbakan Zhou Enlai ile Şanghay Bildirisi’ni imzaladı. Kısa bir süre sonra Birleşmiş Milletler, Çin Halk Cumhuriyeti'ni tanıdı ve Tayvan problemi sebebiyle askıya aldıkları BM Daimî Güvenlik Konseyi Üyeliği hakkını tekrar sağladı.[39] Şanghay Bildirisi kapsamında ABD ve Çin, karşılıklı ticari ilişkilerin geliştirilmesinin her iki ülkenin yararına olacağı kararını almışlardı. Bu anlaşma neticesinde Çin’in kapıları yabancı sermayeye açılmış ve 1976 yılında Mao öldükten sonra Vatansız Para ülkeyi işgale başlamıştı. Dünya ile ticaret yapamayan bir ülke hayatta kalamazdı. Mao rejimi ile içe kapatılan ve komünizm ile açlığa mahkûm edilen ülkenin dünyaya açılmaktan başka çaresi kalmamıştı. Açlığa mahkûm edilmiş Çin halkı artık günde birkaç dolara çalışmaya razıydı. 1850’li yıllarda Çin işçisine afyon vererek emeğini sömüren Vatansız Para artık birkaç dolar karşılığında daha nice yıllar Çin halkını sömürüp duracaktı. Yine fabrikalar yabancı sermayeye ve özellikle Siyonist bankerlere; işçiler ise Çin devletine ait olacaktı!

 


     [1] Koestler Arthur, On Üçüncü Kabile, İstanbul, Say Yayınları, S-11, 12, 51, 55, 72, 74, 76, 179, 185, 187, 199

     [2] H. H. Howorth, On the Westerly Drifting of Nomades, from the Fifth to the Nineteenth Century. Part IV.

     [3] Irena Grosfeld†, Seyhun Orcan Sakalli, and Ekaterina Zhuravskay, Middleman Minorities and Ethnic Violence.

     [4] Age

     [5] Yangin İlhami, “İhtilal Tüccarları”, Neden Kitap, Ağustos 2008, S-635

     [6] https://www.grin.com/document/293849

     [7] The life and Opinions of Moses Hess, https://marxists.architexturez.net/subject/jewish/moses-hess.pdf

     [8] Alatlı Alev, “Aydınlanma Değil Merhamet”, Everest Yayınları 2005,

     [9] https://www.britannica.com/biography/Benjamin-Disraeli

     [10] Dr Andrzej Diniejko, “Benjamin Disraeli’s Pro-Semitism in Conigsby and Endymion”, University of Warsaw.

     [11] Elmas Merve,I.Cihan Harbi’nde Osmanlı Devleti Üzerinde Yahudi Etkisi, Necmettin Erbakan Üniversitesi.

     [12] Age, S-53

     [13] Rob Sewell, “The 1848 Revolutions: the hoped-for prelude to the proletarian revolution”

     [14] Christopher Balme /Burcu Dogramaci/Christoph Hilgert/ Riccardo Nicolosi/Andreas Renner (eds.) Culture and Legacy

     [15] https://www.history.com/this-day-in-history/czar-alexander-ii-assassinated

     [16] Yangın İlhami, “İhtilal Tüccarları”, Neden Kitapevi, Ağustos 2008, S-635

     [17] Age, S-436

     [18] https://www.jpost.com/jewish-world/jewish-news/lenins-jewish-roots-put-on-display-in-russian-museum

     [19] https://www.myjewishlearning.com/article/leon-trotsky/

     [20] https://en.wikipedia.org/wiki/Alexander_Parvus

     [21] https://military-history.fandom.com/wiki/Alexander_Parvus

     [22] Balcıoğlu Mustafa&Balcı Sezai, “Rothschildler ve Osmanlı İmparatorluğu”, Erguvani Yayınevi 4. Baskı, Ankara 2020, S-325

     [23] Age, S-326

     [24] Age S-330

     [25] https://military-history.fandom.com/wiki/Alexander_Parvus

     [26] Balcıoğlu Mustafa, Teşkilat-ı Mahsusa’dan Cumhuriyete, İstanbul, 1. Basım Mayıs 2001, Nobel Yayın, S-51

     [27] Elmas Merve, I. Cihan Harbi’nde Osmanlı Devleti Üzerinde Yahudi Etkisi, Necmettin Erbakan Üniversitesi Konya.

     [28] Doç. Dr. Yavuz HAYKIR-Vahide Çetin, “THE NEW YORK TİMES’TA İSYANDAN İKTİDARA ENVER PAŞA”

     [29] https://tr.wikipedia.org/wiki/Enver_Pa%C5%9Fa

     [30] Balcıoğlu Mustafa&Balcı Sezai, “Rothschildler ve Osmanlı İmparatorluğu”, Erguvani Yayınevi 4. Baskı, Ankara 2020, S-324

     [31] Alexander Parvus - Wikipedia

     [32] Yangın İlhami, “İhtilal Tüccarları”, Neden Kitapevi, Ağustos 2008, S-432

     [33] Age, S-434

     [34] Freedman Benjamin H., “facts are facts”, October 10, 1954, Publised by Bridger House Publishers INC, P-VIII

     [35] Enver Paşa ile ilgili bilgi: http://tarihvemedeniyet.org/2012/10/sovyet-rusyada-enver-pasa.html

     [36] Yangın İlhami, “İhtilal Tüccarları”, Neden Kitapevi, Ağustos 2008, S-439, 440

     [37] Sevinç Necdet, “Ordular Masonlar Komünistler”, Anadolu Neşriyat Yurdu No:2, İstanbul 1971, S-46

     [38] Age, S-56

     [39] https://www.cfr.org/timeline/us-relations-china

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 303

SON YORUMLAR