ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2150
mod_vvisit_counterDün5792
mod_vvisit_counterBu Hafta2150
mod_vvisit_counterGeçen hafta35024
mod_vvisit_counterBu Ay7942
mod_vvisit_counterGeçen Ay183380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18106043

IP'niz: 44.192.22.242
Bugün: 02 Ağu 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12686861

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

ŞANLI FİLİSTİN SAVUNMASI VE SİYONİSTLERİN SON ÇIRPINIŞLARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 43
ZayıfMükemmel 

 

ŞANLI FİLİSTİN SAVUNMASI

VE

SİYONİSTLERİN SON ÇIRPINIŞLARI

Rahmetli Erbakan Hocamızın Bir Rüya Âleminde

Konuyla İlgili İbretli ve Hikmetli Uyarıları

        

FATMA BETÜL ERİŞKİN'İN RÜYASI - 14.05.2021 - KONYA

Rüyamda: Aziz Erbakan Hocamızla birlikte, Kendilerinin kullandıkları küçük bir jette oluyoruz. Ben Erbakan Hocamızın hemen yanlarında oturuyorum. Başlarımızda birer kask, kulaklarımızda dışarının sesini kapatıp kendi seslerimizi birbirine ileten kulaklıklar takılıymış. Erbakan Hocamız her geçtiğimiz ülkenin üzerinde, o ülke ile ilgili kısa açıklamalar yapıyorlar. Epey sonra Filistin semaları üzerinde oluyoruz. Ben: "Aziz Hocam, burada bu şekilde durmamız bizim için tehlikeli değil mi? Bakın, füzelerin biri kalkıyor biri düşüyor" dedim üzüntüyle. Erbakan Hocamız: "Biz rüyadayız. O füzeler gerçekten bu saatte atılıyor olan füzelerdir. Ama bize isabet etmezler!" buyurdular. Biraz içim rahatlasa da gözlerim hayret ve korkuyla açılıyor. Çok yüksekten uçmadığımız için çok net görebiliyorum. Füzeler karanlık semaları aydınlatıp, neredeyse dakikada bir, bir binaların üzerine, bir petrol istasyonuna, bir okula vesaire düşüyor. Erbakan Hocamız: "Ne oldu? Korktun mu? Sizin izlemeye yüreğinizin kaldıramadığını, birçok coğrafyada Müslümanlar sürekli ve fiilen yaşıyorlar!" buyurdular. Ben: "Aziz Hocam, hem korktum hem de çok üzüldüm. TV’de de bakıyorum. Çocuklar, kadınlar, erkekler… Kardeşlerimiz bombalar ve füzelerle yerle bir edilmiş binaların altındalar. Savunmaları yetersiz, destekleri yok. Ne olacak bu şekilde, kardeşlerimiz, daha ne kadar dayanabilecekler? Şimdi Siyonist zalimler bir de kara harekâtı başlatmışlar. Sokak-sokak, ev-ev kardeşlerimizin evlerini basıp onları şehit edecekler!" dedim. Erbakan Hocamız: "Sen, kardeşlerinin haberlerini, devamlı onları vuranlardan beslenen kanallardan izlersen böyle moralin bozulur; "Bittik, mahvolduk; çaresiz, tek başına bırakıldık" dersin. Kardeşlerinin haberini bunlardan izleme, arada Kudüs TV’ye bak! Gerçi orada da (ucuz kahramanlık, istismarcılık ve fırsatçılık peşinde koşan) şirin mirin gibiler de var, ama onun konuşmalarına çok ehemmiyet vermeden TV’nin sesini kıs ve öyle izle. Evet doğrudur, yüzlerce şehidimiz vardır! Amma bak, aslında kardeşlerin nasıl zaferler de kazanıyorlar... Tüm İsrail'i birer fare gibi sığınaklara soktular. Siyonistler kafalarını korkudan dışarıya çıkaramıyorlar. Diğer hangi kanala baksan, hangi resmi açıklamaya kulak kabartsan: "İsrail'in 5 leşi olduğunu” söylüyorlar. Neden? ‘İsrail zayiat vermiyor. Onca gün ölen 5 kişiymiş. Ama Filistin bitti, yok oldu, mahvoldu. Siz de destek verseniz bile onların kurtuluşu imkânsız’ mesajı veriyorlar. Oysa sadece bugün, bağırlarına vura vura, gözyaşları içinde, sonlarının geldiğini kendileri de bile bile en az 15 asker leşi gömdüler. (Maalesef Erdoğan iktidarının imkân ve fırsat sağladığı) Kürecik’ten aldıkları istihbaratla yüzlerce füzeyi etkisiz hale getirdikleri halde, üstelik güya Müslüman olan ülkelerin başkanları fiilen kendilerine (doğrudan veya dolaylı) destek verdikleri halde, bak, bir avuç kahraman Kudüs halkının hakkından gelemediler. Neden? Unutma, La galibe illallah! (Gerçek ve mutlak galip Allah’tır) Bütün dünya bir araya gelse, galip olacak olan Allah’tır. Galip olacak olan Allah'ın davasıdır. Galip olacak olan dini mübini İslam’dır. Gerçekleşecek olan Fethi Mübindir! “Ama Hocam, kardeşlerimiz şehit oluyorlar, bu nasıl kazanmak?” dersen; Kardeş, ölüm zaten var mıdır? El hak, vardır! Hepimizi bulacak mıdır? El hak, bulacaktır! Madem gelecekse bu ölüm, neden din için, dava için, Gayretullah için, rıza için, cennet için olmasın? Dedin ki: “Hocam, bunlar kara harekâtı da başlatmış! Kardeşlerimizi evlerinde basıp vuracakmış!” Bunlar Şeytan akıllı adamlar, öyle kara harekâtı demek, bunlar için intihar demektir, bunlar bunu çok iyi bilirler. Ellerinde keleşlerle bir eve gitseler, o evde yaşayan üç yaşındaki çocuk, bunların eli keleşli, eğitimli askerini, elindeki sapanın meşiniyle boğar Allah'ın izniyle. Bu nedenle Siyonist İsrailliler de bunu göze alamazlar. Dün de söyledik, Efendimiz (SAV), şehit-şüheda kardeşlerimizin yanındadırlar, nefes alış verişlerinde bile onları yalnız ve yardımsız bırakmamaktadırlar. Her biri bunu hissetmekte ve bu maneviyatla kâfire kafa tutmaktadırlar. Bir anne düşün ki; üç oğlunu aynı gün içerisinde, ayrı saatlerde şehit vermiş. Şehit yavrularını öpmüş, koklamış; Rabbine uğurlamış: "Onların yerine ben varım. Maalesef ki, Allah'ın davasına, şehit olan evlatlarımın arkasından sürebileceğim bir evladım daha yok! Evlat yeniden olur, fakat Mescid-i Aksa yeniden olmaz, din-dava yok olmamalı" diyor ve şehit evlatlarının elinden düşen silahı alıyor. Sen bu güce karşı koyabilir misin? Hiçbir güç bu imanın karşısında duramaz. İnsanlıktan nasibini almamış bazı akıl fukarası yetkililere de bir bak. Diyor ki soysuz: "İlla ki bir çözüm yolu bulunur, savaşlar olmasın!" Eee, ne olsun o zaman ey aklı evvel? Diyor ki: “İki devletli bir çözüm yolu götürülebilir.” Bizimkiler de (Filistinli direnişçilere): “Bu kadar neden üsteliyorsunuz ki? Bırakın, adamlarla anlaşma yoluna gidin" diyorlar. Yahu sen deli misin, rol mü yapıyorsun? Bu soylu ve şuurlu kardeşlerimin yaptığı kendilerini, vatanlarını, onurlarını, kıblegâhımızı savunmaktır... Bak, üç yaşındaki çocuğa anlatır gibi bir kez daha anlatıyorum.

Şöyle bir düşün ki biri geldi, sana yalvardı, yakardı: “Çok zor durumdayım, işim-gücüm yolunda gitmedi. Bana evinden bir oda aç da, işimi-gücümü yoluna sokuncaya kadar bu odada hayatımı sürdüreyim" dedi. Sen de insaf ettin, merhamet ettin, acıdın: "İyi madem, gel de bir süre bizim evin odasının birinde barın" dedin. Ammaaa adam arsız, adam soysuz, adam ahlâksız, namussuz… Önce odana yerleşti, sonra koridoru, sonra WC’yi, sonra mutfağı, sonra banyoyu; bütün evin kullanımını tek tek elinden aldı, seni de yatak odana hapsetti. Öyle ki, WC’ye geçerken bile ondan izin alıp, aranıp, kontrol edilip, onun müsaadesi olursa geçebiliyorsun... İşte Filistin’e, İslam dünyasının göbeğine yerleştirilen İsrail azgını da aynen böyle yapmış ve işgal ettiği toprakları elli kat artırmıştır. Simdi sen: "Yahu ne yapalım, bütün odalarımızı, WC’mizi, banyomuzu, evimizin birçok yerini almış bulundu. Biz de idare edelim, huzurumuz bozulmasın; kendi evimizde odamızın birine hapsolmuş halde yaşayıp gidelim!" diyebilir misin? Elbette bütün evini, namusunu, onurunu, kutsalını o ahlâksız adamın elinden geri alır ve onur içinde bir hayat sürersin veya onurlu bir şekilde ölür, hesabını tamamlarsın. Yazıklar olsun senin insanlığına, senin sadece kimliğinde kalmış Müslümanlığına, ey gâvur uşağı ve Yahudi aşığı!.” (Aziz Hocamız bu kişiyle ilgili isim verdilerse de şu anda hatırlamıyorum) Ammaaa, bu onların son çırpınışlarıdır. O yüzden bu zulümlerini bu kadar artırmışlardır. Resmen Cenab-ı Hakka: "Hani bize göndereceğini söyleyip durduğun gazabın nerede?" diyorlar. O gazap çok yakında sizi bulacak, hiç merak etmeyin. Bir çığlık, bir rüzgâr, bir sel, bir fırtına... Allah neyi, nasıl dilerse öylece yakalayacak alınlarınızdan. Sizi, severek veya korkarak destekleyenlerinizi, desteklemeyen fakat tepki de vermeyen sessizleri de, hepinizi topluca ateşe sürecek. Biz de o gün, canını-malını, evladını Allah'ın davası için feda etmiş tüm inananlar, hepimiz, sizin ateşinizde kahvemizi yapıp içeceğiz ve ne azabınıza, ne de çaresizlik içinde çırpınışınıza zerre kadar üzülmeyeceğiz Allah'ın izniyle!" buyurdular. O anda İsrail tarafından bir füze daha kalktı, Aziz Erbakan Hocamız mübarek şehadet parmakları ile kalkan füzeyi önce kendi etrafında döndürdüler, döndürdüler, sonra füzeyi kendi başlarına indirdiler. Füze büyük bir elektrik trafosunun üzerine düştü. Önce büyük, simsiyah dumanlar içerisinde bir patlama oldu. Sonra şehir bir anda karanlığa büründü. Erbakan Hocamız: "Bak, burası terör şebekesi İsrail’in Askalan şehri; bunların şehirlerinden biri. Kendi füzelerinin aklını karıştırıp kendi başlarına geçirdik ve bir anda karanlığa gömüldüler. Tıpkı toprakları da kalplerinin rengi gibi kapkaranlık oldu. Allah dinini-davasını ve Kendi dini için sa’yü gayret gösteren kullarını görünen görünmeyen orduları ile destekler. Bu dünyanın kuralı böyledir. Dünya durdukça da böyle olacaktır!" buyurdular.

Sonra yeniden hareket ettik. Uçsuz bucaksız bir okyanusun üzerinde dakikalarca yol aldık. Erbakan Hocamız çok yüksek olmayan, fakat benim duyabileceğim bir sesle Nasr Suresini okuyorlardı. Biraz sonra yavaşladılar. Mübarek parmakları ile aşağıyı işaret buyurdular. Sağ tarafımız uçsuz-bucaksız okyanus, sol tarafımız uçsuz-bucaksız bir çöldü. Hayretler içinde bakakaldım. Erbakan Hocamız: "Görüyor musun? Burası Namib Çölü’dür. Bir tarafı kilometrelerce okyanustur, ama sahilindeki çölü yeşertememiş! Nasip böyle bir şeydir işte. Sen hakikati okyanus gibi gözüne sokarsın, karşındaki kendi çölünde kurumuş ise onu yeşertemez, cenneti hayal ettiremezsin. Çünkü onun gözü sadece kumları görür!" buyurdular. Ben: "Daha evvel böyle bir yere gelmiştik Aziz Hocam rüyada, hatırlıyorum sanki ama hiç olmayacak bir şey gibi, öyle değil mi?" dedim. Erbakan Hocamız: "Bir insan tüm duyduklarına, tüm şahit olduklarına rağmen, nankörlükle Allah'ı anıp zikretmiyor (Kur’an’ı ve mealini merak edip okumuyor), Allah'a ibadet etmeye yönelmiyorsa, Allah o insanın dilinden anılmak istemiyor, Kendine yönelmesini istemiyor demektir. İşte o zaman Mevlâ’mız insanı bu çorak çöllere döndürür. Kendisi ve ilmi sonsuz bir okyanustur, ama insan o okyanustan nasibini almaz, alamaz. O halde Allah'a, Allah'ın dinine, etrafımızda gördüğünüz sonsuz mucizelere karşı nankör, ilgisiz, kayıtsız ve umarsız durmayın. Durursanız, zamanla, hatta Bizim yanımızda dahi olsanız, tıpkı bu Namib Çölü gibi kurursunuz da, size okyanustan bir damla su uzatmaya iznimiz olmaz!" buyurdular. O esnada uyandım.

      

Te’vili:

Yaşanan ve vicdanlarımızı yaralayan Filistin meselesine, ve azıtmış Siyonist İsrail mezalimine, hikmet ve kudret nazarıyla bakmak ve va’ad-i İlahinin çok yaklaştığına inanıp teselli bulmak ve kul olarak sorumluluklarımızı kuşanmak lüzumuna ikaz ve işarettir.

Başta Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz, bütün Nebilerin, velilerin ve ruhanilerin manevi destekleri inşaallah kutlu direnişçilerle beraberdir. Hatta Aziz Erbakan Hocamızın haber verdikleri harika silahların bir şekilde Filistinli mücahitlere ulaştırılmış olabileceğine de dikkat çekilmektedir.

İslam ülkelerindeki bazı işbirlikçi yöneticilerin sözde Filistin davasına destek çıkan palavra edebiyatlarına karşın, Malatya Kürecik üssü gibi ABD üzerinden Siyonist İsrail katillerine teknolojik destek sağlayanların çifte standartına ve münafıklık tavırlarına aldanmamak gerektiği ve bunların yakında çok acı ve feci akıbetlere uğrayacakları gerçeği de ifade edilmektedir.

Yaratılış amacını ve sorumluluklarını unutan, imtihan şartlarımızı ve kurtuluş yollarımızı açıklayan Kur’an’ın mana ve mesajını okumaya bile tenezzül buyurmayan, ibadet, istikamet ve hizmet gayesi ve gayreti taşımayan kimselerin, okyanus yanındaki çöl gibi susuz ve nasipsiz kalıp kuruyacağı da dile getirilmekte ve Müslümanlar ciddiyete davet edilmektedir. En doğrusunu Allah bilir.

Makale Paylaşım Sayısı: 301

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR