ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2235
mod_vvisit_counterDün5792
mod_vvisit_counterBu Hafta2235
mod_vvisit_counterGeçen hafta35024
mod_vvisit_counterBu Ay8027
mod_vvisit_counterGeçen Ay183380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18106128

IP'niz: 44.192.22.242
Bugün: 02 Ağu 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12686896

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Sedat Peker İfşaatlarının Anlamı: TOPRAK (VATAN) AYAKLARIMIZIN ALTINDAN KAYMAKTAYDI VE YANDAŞ TAKIMI HÂLÂ ŞAKŞAKÇILIK YAPMAKTAYDI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 47
ZayıfMükemmel 

 

Sedat Peker İfşaatlarının Anlamı:

TOPRAK (VATAN) AYAKLARIMIZIN ALTINDAN KAYMAKTAYDI

VE

YANDAŞ TAKIMI HÂLÂ ŞAKŞAKÇILIK YAPMAKTAYDI!

        

09 Haziran 2021 tarihinde BizimTV’de Lale Özan Arslan’a konuşan ve Sedat Peker'in açıklamalarını yorumlayan eski Bakanlarımızdan Ufuk Söylemez çok önemli noktalara parmak basmıştı.

Sedat Peker'in, özellikle bu Demirören Grubu’yla ilgili yaptığı açıklamalar oldukça enteresandı. Ufuk Söylemez, Sedat Peker'in açıklamalarından yola çıkarak OYAK’la ilgili dosyayı da açmıştı. Sayın Söylemez kendisi aynı zamanda 1978-1985 arasında Ziraat Bankası müfettişi olarak görev yapmıştı. Dolayısıyla birçok bilgi ve belge de paylaşacak konumdaydı. Bu konulardan birisi de Ziraat Bankası'ndan Demirörenlerin çektiği kredi olmaktaydı. Tam da Hürriyet, Doğan Grubu satışı sırasında orayı almak için çektiği krediyi ödeyemiyorlar; bu krediyi Ziraat Bankası'na Kemer Country arazilerini ipotek ediyorlar, bir maddi varlık olarak ‘Demirören Grubu’nun Kemer Country arazileri’ kredi karşılığında Ziraat Bankası'na ipotek bırakılmıştı. Borç ödenmeyince parseller Ziraat Bankası'na geçmiş durumdaydı. Bakanlığın, arazileri yapılaşmaya açan yeni imar planını mahkeme iptal kararı almıştı. Ziraat, İBB'den konut imarı istedi ancak olumsuz yanıt alınmıştı. 366 milyon dolar değer biçilen gayrimenkullerde bugün sadece spor yapılmaktaydı.

Ufuk Söylemez: Şimdi Sedat Peker videoları, bana göre Erdoğan iktidarına yönelik AKP iktidarı boyunca yaşanan ve AKP’yi son derece olumsuz yönde sarsan en ciddi hadiselerden birisi konumundadır. Daha önce Reza Zarrab ve 17/25 Aralık olaylarında ortalığa saçılan, sonra yalanlanıp yalanlanmadığı belli olmayan birtakım tapeler vardı. Ama burada (Sedat Peker videolarında) bizzat AKP'nin içinden, onlarla iş tutmuş, içli dışlı olmuş, her türlü alengirli işlerde beraber olmuş bir insanın; hem itiraf niteliğinde -kendini de töhmet altına alan- hem de her dediği ve yaptığı ilişkiyi ispatlayacak telefon görüşmeleri, belgeler, yer ve tarih söyleyerek büyük bir sansasyonel ifşaatlar yapılmaktadır. Buna; “işte bir suç örgütünün liderinin iftiralarıdır, dikkate almayız” falan demek bana göre bu işi görmezden gelip kafayı kuma gömmek sayılır. Tabi ki bu beyanlar tek başına doğru kabul edilemez ama elimizin tersi ile itilmeyecek kadar ağır ve vahim iddialardır. Ve bunun hakemi olması lazım, hakem de yargıdır. Bağımsız yargı varsa eğer mutlaka mahkeme açılmalıdır. Bir de Yüce Meclis’te soruşturma komisyonu kurulmalıdır.

Biliyorsunuz Susurluk Kazası olayından sonra Meclis’te araştırma komisyonu kuruldu. Buna bütün partiler de destek çıkmıştı. İlgili Bakan; Susurluk olayından 5 gün sonra, istifa etmek zorunda kalmıştı. Bir ay boyunca, bir dakika karanlık eylemi yapıldı, tencere tava ile toplumsal tepki ortaya konuldu… Medyanın şimdi; “Efendim bu iddialar ciddiye alınmaz ve AKP’yi bununla mı yıpratacaksınız?” yaklaşımı yanlıştır, hatta suçluluk telaşıdır. İşte Sayın Tayyip Erdoğan ve diğer AKP yetkililerinin çelişkili ifadeleri ve çetrefilli ilişkileri kafa karıştırıcıdır. Şimdi bakın bütün iktidarları sarsan hadiseler, geçmişte (İtalya gibi ülkelerde ve) de, Türkiye'de de dışarıda da hep böyle mafyatik, kirli ya da karanlık ilişkilerin ortaya faş edilmesinden, dökülmesinden çıkmıştır.

Hatırlayın işte Susurluk olayı, o zaman Refah-Yol hükümetini bir anlamda istifaya kadar götüren bir süreç yaşanmıştı. Ardından çok kişinin adının karıştığı Türk Bank hadisesi vardı… O da Ana-Sol ve MHP hükümetini erken seçime götürmek durumunda kaldı ve iktidarı çok yıpratmıştı. Sedat Peker hadisesi de AKP iktidarını, iktidara geldiğinden beri gördüğü en ağır ve en inandırıcı iddialarla töhmet altında bırakmıştır, yıpratmış ve müthiş bir oy kaybına yol açmıştır. Yani her şerde bir hayır vardır, AKP’nin bu kirli ilişkilerinin kamu önünde inkâr edilemeyecek şekilde ortaya dökülmesi lazımdır ve bu bir anlık üstü örtülecek bir olay sanılmamalıdır. Çünkü neredeyse bir buçuk aya yaklaşmıştır. Ankara kulislerini ben yakından izlerim, yani uluslararası hukukçularla, bankacılarla konuşuruz. Ne oluyor Türkiye'de ve Dünyada, yakından izleriz dış basını… (Şimdi Sedat Peker’in) Yani Birleşik Arap Emirlikleri’nde olduğu da kesin değil aslında. Herhalde o da kendisinin nerede olduğunu söylemek istemez, doğal olarak. Hatta canına kast edilmesinden bile korkuyor, endişe ediyor. Eğer canına kast edilse bu AKP iktidarı için çok negatif sonuçlara yol açacaktır. Çünkü “onun (Sedat Peker’in) söylediklerinin haklı ve doğru olduğundan korktukları için öldürüldüğü” şeklinde bir şey çıkaracaktır. Birtakım uluslararası çetelerle beni öldürmek istiyorlar anlamında lafları zaten söyledi galiba. Benim duyduğum kadarı ile, Ankara’da konuşulduğuna göre Türkiye’den bir ekip gitmiş, artık ekip meşru mu, yasal mı, doğru mu, yalan mı bilemem. Hatta iki kere gidip, eli boş döndükleri şeklinde söylentiler dolaşmaktadır. Artık “Hukuk devleti nerede deniyor, lağım patladı deniyor”, her şey söyleniyor. Ve bütün bunlar mutlaka hukuk nezdinde sorulmalı, Meclis nezdinde ise ancak araştırma komisyonu ile ortaya çıkarılmalıdır. Birinin iddia etmesi, birinin reddetmesi ile sorun ortadan kalkmıyor, kapanmıyor. İşte bir de biliyorsunuz bazı gazeteciler, işte Habertürk'teki arkadaşımız (sunucu ve yorumcu VEYİS ATEŞ) gibi. Ne diyor adam (Sedat Peker); malum otelde kalmışmış, ilişkileri varmış (Süleyman Soylu’nun aracısıymış…) ve çok çirkin şeyler yaşanmış… Televizyona çıkıp kendisini savunmaya bile mecali, gücü kalmadı. Ve bu adam iktidarın yakın gazetecilerinden biri konumundadır. İlahiyatçıymış da üstelik. Sakal da bırakınca inandırıcı olduğunu zannediyor ama bakın neler çıkıyor, görüyorsunuz. Rezalet, utanç verici şeyler, üzülüyoruz. Hukuk devleti adına, demokrasi adına, çocuklarımızın geleceği adına, endişe duyuyoruz. Ama bu (Sedat Peker iddiaları), AKP iktidarını hakikaten iktidardan edecek kadar büyük bir skandal ve sansasyonlardır. Peker, olayların yerini, tarihini ve ismini veriyor. Kahve dağıttım diyor size kahve ya. Utanmadan mütedeyyin dediğiniz insanlara, seçmen tabanınıza onun kahvelerinden dağıtmışsınız. Çıkıp söyleseydiniz ya dağıtmadık diye. Şu kadarlık bir ar varsa ve sizde yüz kaldı ise, bunu açıklayın...

Evet bunu söyledikten sonra Demirören hadisesine geçiyoruz. İşte Aydın Doğan'ın türlü baskılarla karşı karşıya kaldığı o dönemde, Doğan Grubu'nu biliyoruz. Doğan Grubu da elbette sütten çıkmış ak kaşık sanılmamalıdır. Onu biz size hatırlatalım. Zamanında hükümetlere, bizlere filan neler yazdığı, neler yaptığı unutulmamıştır. Medya sahipleri siyaset mühendisliğine soyunmamalıdır. Devletle ticari, iktisadi işlere bulaşırsa rehin olurlar. Devlet bankasından kredi alırsan, devletle iş yaparsan ve bir de medyam olsun dersen, o medya iktidarın borazanı olmak zorunda kalır. Halkın haber alma özgürlüğü, doğru ve tarafsız haber alma özgürlüğü karartılır.

Bak burada konuşabildiğimiz şeyleri bugün yandaş havuz medyasında konuşmak imkânsızdır. Muhalif kanallarda bile konuşamayız. Muhalif kanallarda, Uğur Mumcu geleneğinden gelen sizin gibi namuslu, dürüst, araştıran, soruşturan, kamuoyunu doğru bilgilendiren, konuklara sorular yönelten gazeteciler var, sizlerle gurur duyuyoruz. Ama muhalif medya kanallarında öyle gazeteciler var ki adam ekonomiden turizme, diplomasiden savunma sanayine kadar her konuda ahkâm kesiyor ve iktidara dolaylı destek sağlıyor. Adam gazeteci değil, allame-i cihan kesiliyor.

Bakın bugün (Ziraat Bankası) yanlış ellerde ve yanlış krediler veriyor. Tarımın finansmanı, hayvancılığın finansmanı, üretimin finansmanı ana konusu olan bu bankanın, gidip de iktidar yandaşı bir borazan medya grubu yaratmak üzere, görülmemiş bir şekilde, yani 750 milyon dolar kredi aktarmıştır ve hâlâ bir kuruş geri ödeme yapılmamıştır. “Efendim, bu konular bankacılık sırrıdır.” deyip kapatılması milleti aldatmaktır.

Lale Özan Arslan: Ama Sedat Peker'in açıklamaları doğru olmasaydı herhalde ortalık yıkılırdı!?

Ufuk Söylemez: Bakın (Sedat Peker) başka neler diyor, OYAK meselesini gündeme getiriyor. OYAK’la da benim şöyle bir ilgim vardı. Sevgili babam Jandarmaydı. Suikasta uğradıklarında altı kurşun yedi ve ölümden döndü. Kendisi OYAK üyesiydi, oradaki onun maaşından kesilen paralarla emekli olunca küçük bir birikimi oldu elinde. OYAK o bakımdan kutsaldır, o askerlerin emekleri vardır orada. Hepsinin askerin ve askeri personelin emeğiyle kurulmuş bankadır Türkiye'de ve iyi yönetiliyordu, yani AKP iktidarı gelene kadar. OYAK siyasi işlere müdahalelere kapalı bir kurumdu. Bence de doğru yapıyordu. Ticari şeyler yapıyordu ama şimdi bakıyoruz Demirören'e, bilmem TOTAL bilmem pazar payı 5.65'ten 5.05’e düşüyor ve TOTAL’ı OYAK alıyor. Çok kârlıymış deniliyor. Ya nereden biliyorsun kârlı olduğunu. Yani OYAK siyasi alımlar yapıyor soruları gündeme taşındı. OYAK’ta kaç yıllık oturmuş bir yönetim vardı. Bir anda değiştirilip laçkalaştırıldı. Hiçbir unvanı belli olmayan, yani geçmişte yaptığı görevle böyle bir görevi yapacağı akla bile gelmeyen insanlar yönetime atandı. Bunlar tartışmalı konular ve şu anda şeffaflık yok, denetim yok. Medya özgür değil. Bunlar konuşulmuyor. Eyvallah olsun! Ama hepsinin konuşulacağı günler çok yaklaştı. Türkiye bu basınca bu baskıya bu kapalı toplum, otoriter toplum yaratma sevdasına boğulmayacaktır.

Peki, OYAK ne diye Demirören’den bunları satın aldı? Kaça aldı ve hangi yolsuzluklar kapatıldı? Şimdi AKP için deniz bitmiş durumdadır. Ekonominin tıkanmasından dolayı rezervler eksiye kaymıştır. Şimdi ciddi kurumların üzerine giderek onların kaynaklarını kurutmaya mı çalışıyorlar gibi insanlarda bir kuşku ve korku oluşmaya başlamıştır. OYAK’a niye elinizi uzattınız? AKP’nin el uzatmadığı partizanlık yapmadığı kurum kaldı mı diye insanlar soruyor. Bu nasıl bir partizanlıktır? Medyadan tutun da işte OYAK’a kadar her yere kendine yakın adamları atamak, kadrolaşmak, yani yağma Hasan'ın böreği paylaşılıyormuş gibi davranmak oldukça sakıncalıdır. Siz devlet değilsiniz, siz sadece devletin kurumlarını belli sürede yönetmek üzere seçilmiş insanlarsınız.

Zaten şu anda yüzde 32-35 arası AKP oyu kalmıştır. Ama bu ay göreceksiniz daha da düşecek, çünkü Sedat Peker skandalı ve sansasyonu öyle böyle yıpratmadı AKP’yi, perişan etti. Birbirlerini suçlayacak noktaya geldiler. Bakın Metin Külünk diye birisi var, (Sedat Peker) iddia ediyor, diyor ki ben bunun arabasına para bıraktım, akrabasının bilmem ne kadar borcunu kapattım… Bu bana telefon etti gittim adam dövdüm, Hürriyet’i bastım, diyor ve ben bunları resmen yalanlayacak bir açıklama duymadım. Bu adam hâlâ AKP’yi yönetiyor. Yani Sedat Peker’le bu kadar içli dışlı olduğu iddia edilen bir adamın, çıkıp inandırıcı bir şey söylemesi lazım. Ya mahkemeye gitmesi lazımdır ya da sükut ikrardan gelir şeklinde yorumlanır.

Lale Özan Arslan: Evet, bunca iddia var ve herhangi bir kurum veya savcıların hâlâ harekete geçmemesi çok ilginç sayılmaz mı?!..

Ufuk Söylemez: Adaletin ne hale getirildiği ortadadır. Ben hatırlıyorum bir ses kaydı düşmüştü geçtiğimiz yıllarda, Sadullah Ergin’in (şimdi DEVA Partisinde) o ses kaydında; “İki bin tane bize yakın avukatı hâkim yaptık efendim” diyorlardı. O ses kaydının ona ait olmadığı ispatlanmadı ama kulağımızla duyduk ve kimin sesi olduğunu herkes az çok anlamıştı. Bunlar Savcıları bu hale getirdiler ama adalet bir gün onlara da lazım olacaktı. Ve maalesef Türkiye bugün acayip bir üçgende; Müteahhitler, Mafya ve Tarikatlardan oluşmuş üçlü bir komisyon… Anlaşılıyor ki; AKP'nin koalisyonu Müteahhitlerle, Mafyayla ve Tarikatlarla bir koalisyon gibi gözüküyor, bu çok kötü bir olay ve AKP bu kara lekeyi üzerinden atması kaçınılmazdır.

Lale Özan Arslan: Peki şimdi izleyiciler hakikaten çok merak ediyorlar. Bu OYAK ve TOTAL arasında nasıl bir ilişki var, işte neden TOTAL’ın birçok istasyonu kaybettiğini OYAK’a satıştan sonra işte o dönemden sonra birtakım kârsız istasyonların var olduğu… Yani kim böyle bir şey yapar ki?

Ufuk Söylemez: Evet TOTAL’ın toplam pazar payı azaldı. Zaten bu sektörde sonraki sene doğru dürüst büyüme yaşanmadı. Bunlar TOTAL’ı aldılar bir hevesle ve belki de fiyat da iyi ve işleri kötü gidiyor diye… Bakın aldıklarında pazar payı benim bildiğim kadarıyla 5.65 civarındaydı, sattıklarında 5,05’e düşmüş durumdaydı, yani neredeyse yüzde on azalmıştı pazar payı. İşte bunu tutup OYAK’a satmışlardı. Belli ki bu bir ticari piyasa şartlarında oluşmuş satış diye iddia ediyorlar ama kazın ayağı başkaydı. OYAK yönetimi eski OYAK yönetimi değil. OYAK, 2016-2017’ye kadar doğru düzgün yönetiliyordu. 2016 yılından itibaren AKP tarafından gönderilen ve OYAK gibi kurumların yönetimi konusunda tecrübe ve uzmanlığı olmayan isimler atandı. Bunlar AKP’ye yakınlığı dışında pek bilinmeyen insanlardı. OYAK’ın hesaplarına da bakmak lazımdı… OYAK milli bir kurumumuz, babam dahil, şehitlerimiz dahil, askeri personelimizin maaşlarından kesilen primlerle, alın teriyle ve kanla elde edilmiş imkânlarla kurulmuş bir milli müessesedir. İnşaallah bu OYAK konusunda ciddi araştırmalar ve denetimler yapılır ve bu işin gerçeği ortaya çıkardı. Keşke tüm bunlar söylenti olsa ama ben bugüne kadar yaşadıklarımızdan dolayı bu konularda çok ciddi endişe duyuyorum. İnşallah OYAK’ın içini boşaltmaya kalkmazlar. OYAK’taki namuslu insanlar da buna izin vermezler diye umuyorum.

Peki, bu 750 milyon dolar neden geri alınmamıştı?

Demirören Holding’in Ziraat Bankası’ndan aldığı ve geri ödemediği iddia edilen 750 milyon dolarlık kredi, Meclis gündemine taşınmıştı. Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi veren Abdulkadir Karaduman, “Çiftçiye ait olan üretim alanları Ziraat Bankası tarafından satılığa çıkarılırken Demirören Holding’e verilen 750 milyon dolar neden geri alınmamıştır?” diye sormuşlardı.

Saadet Partisi Konya Milletvekili ve Gençlik Kolları Genel Başkanı Abdulkadir Karaduman, son günlerde tartışmaların odağında bulunan Ziraat Bankası tarafından Demirören Holding’e verilen 750 milyon dolarlık kredinin geri tahsil edilmediği iddiasını Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşımıştı. Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi veren Karaduman, çiftçilerin borcunu ödemek için tarlalarını sattığını ancak söz konusu bu şirkete yönelik neden borcunu ödemek üzere işlem yapılmadığını sormuşlardı. 

Hz. Ömer’in Siyasi Etik Yasası

Hz. Ömer (RA), bir vali, yönetici ya da bürokrat atayacağı zaman ilk önce o kişinin göreve gelmeden önceki bütün malını saydırır ve kayıt altına aldırırdı. Görevden sonra da mallarını tekrar gözden geçirir, eğer aşırı bir servet birikimi ya da şüpheli bir durum varsa o bürokratın mallarına el koydurup hazineye aktarırdı. Bir gün Vali ya da bürokrat olmayan Ebu Bekre’nin bir kısım mallarına da el koydurmuş ve hazineye aktarmıştı. Ebu Bekre bunu öğrenince itiraz etmiş ve “Ben Vali ya da bürokrat değilim. Benim mallarıma neden el koydun ey Ömer!” deyince Hz. Ömer, “Evet sen bürokrat değilsin ama senin kardeşin beytülmalden sorumlu bürokrattır. O sana borç para veriyor ve sen de bununla ticaret yapıp servet biriktiriyorsun. Eğer kardeşin bu görevde olmasaydı sen bu serveti nasıl biriktirecektin? Senin mallarına da bu yüzden el koydum” açıklamasını yapmıştı.  Hz. Ömer (RA), kamuda akraba kayırmacılığını bir yöneticinin yapabileceği en büyük hainliklerden birisi olarak saymıştı. Kûfe Valiliği için istişare ederken yanındakilerden birisi bu makama Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’ı teklif edince, Ömer (RA) adama dönüp, “Allah senin canını alsın! Bilmiyor musun ki, kim daha layık biri olduğu halde bir işe akrabasını ve yakınını tayin ederse Allah’a, Resulüne ve bütün Müslümanlara ihanet etmiş olur”uyarısında bulunmuşlardı.

Hz. Ömer (RA), kamu görevlilerinin kamu malını kendilerinin ve ailelerinin lüks ve konforları için kullanmalarına da şiddetle karşı çıkar ve bu durumu engellemek için sert ve ibret verici tedbirler uygulardı. Kendileri Şam’a bir Vali atamıştı. Valinin kamu malıyla kendisi için özel bir hamam yaptırdığını ve kendisine özel hizmetçiler ve kapıcılar tuttuklarını haber almıştı. Hemen o Valiyi Medine’ye çağırttı. Onu kapıda uzun bir süre bekletip aşağıladı. Sonra içeri alıp ona yünden yapılmış kalın bir aba giydirip Valilik görevinden uzaklaştırdı. Beytülmale ait tam üç yüz koyun getirtip o Valiyi bu koyunların başına verip onları otlatması için çöle yolladı. Kendisi de arada onun yanına gidiyor, koyunlarla birlikte bir ileri bir geri gönderiyor, kuyudan su çektiriyordu. Bu hâl tam üç ay boyunca devam etti. En son makama çağırıp, “Aklın başına geldi mi?” diye sordu. Gereken dersi çıkardığını görünce de onu tekrar eski görevine atadı.[1]

Aynı dinin kardaşları, aynı ülkenin vatandaşları, huzur, refah ve onur gibi aynı ülkülerin yoldaşları… Hatta dinlerimiz, mezheplerimiz ve partilerimiz farklı da olsa; aynı Adem’in çocukları, aynı devletin mensupları, aynı hürriyet ve haysiyetin arayıcıları olarak; AKL-I SELİMİN, MÜSPET BİLİMİN, TARİHİ BİRİKİM VE DENEYİMİN, VİCDANİ KANAAT VE TENSİBİN, EVRENSEL HUKUK KAİDELERİNİN VE HAK DİN’İN ortaklaşa-ittifakla “Hayırlı, yararlı, yapıcı, gerekli ve güzel” buldukları “DOĞRU”ları esas alarak… Ve yine aynı temel ve genel kaynakların ittifakla-ortaklaşa “Zararlı, yıkıcı, kötü ve çirkin” buldukları “YANLIŞ”lardan sakınılıp uzak durarak hazırlanan; ayrı din ve düşünceden, farklı kültür ve kökenden bütün halkımızın temel insan haklarını sağlayıp koruyan bir ADİL DÜZEN ANAYASASI yapılarak, barış ve bereket ortamına kavuşma amacı ve çabası gütmeyenler; hainler ve zalimler tarafından güdülmeye ve ezilmeye müstahak olacaklardır… Artık din istismarcılarına da, Laiklik ve Atatürkçülük sahtekârlarına da, Demokrasi ve Particilik kılıfı altında ırkçılık ve ayrımcılık yapan safsatacılara da derslerini vermek, bu istismar ve suistimal dönemini ve düzenini tarihe gömmek zamanıdır. Haydin, Ya Allah, Bismillah!..

Mahmut Toptaş Hoca’nın güzel tespitiyle; Türkiye’de Milli Görüşçü, sağcı ve solcu hepsinin şu dört konuda ittifakı vardır:

Biri, “Kur’an, millet, vatan, bayrak” diyor,

Diğeri, “Millet, bayrak, vatan, Kur’an” diyor.

Öteki, “Vatan, bayrak, Kur’an, millet” diyor,

Beriki, “Bayrak, millet, Kur’an, vatan” diyor.

Bu türlü aynı kavramları değişik söyleyen tam 24 grup çıkacaktır ve huzurumuza kast edenler tarafından bizi birbirimizle boğuşturmaya kalkışacaklardır. Oysa Kanuni Sultan Süleyman’ın:

“Kaddi yâre kimi ar-ar dedi kimisi elif,

Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif.”

Yani, “Sevgilinin boyunu ve güzel endamını tarif ederken kimi servi ağacına benzetti, kimisi elif harfine benzetti ama hepsinin gayesi bir, sözleri ayrı ayrı” mısraları bize ışık olmalıdır.

Rahmetli Erbakan Hocamızın özellikle 2007 Genel Seçimler öncesi tarihi ESAM Konferanslarıyla, Erdoğan iktidarının maddi ve manevi tahribatlarıyla ilgili çarpıcı yorumlarına ve haklı uyarılarına kulak tıkayan gaflet ve cehalet sürüleri, şimdi bir mafya babasının (Sedat Peker’in) videoları karşısında şaşkınlığa uğramışlardı. Erbakan Hocamızın; “Uyanın ve sorumluluklarınızı kuşanın!.. Zira artık toprak (vatan) ayaklarımızın altından kaymaya başlamıştır!..” haykırışlarına vicdan ehli herkesin artık kulak kabartması lazımdı.

ABD, NATO zirvesi öncesi Türkiye'ye sataşmıştı!

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 14 Haziran'da Brüksel'de gerçekleştirilecek NATO zirvesi öncesinde, Türkiye-ABD ilişkilerini düzeltme umuduyla, ABD Başkanı Joe Biden ile bir araya gelmeye hazırlanırken, Washington, Türkiye'ye sert çıkmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, “Türkiye müttefik dibi davranmıyor” diye küstahlaşmıştı.

Türk halkının tercihi Rusya ise NATO’da ne işimiz vardı?

NATO’nun ABD güdümünde bir uluslararası örgüt olduğunu herkes biliyor durumdaydı. Bugüne kadar NATO’nun hiçbir zaman laftan öte yanımızda olmadığını söylemek için de dış politika uzmanı olmaya gerek kalmamıştı. Konuyu biraz daha açıklığa kavuşturmak için iktidar yanlısı bir gazetenin manşetinde, “Kâğıttan müttefik” başlığı altında yer alan haberin spotundan kısa bir aktarma yapalım:

“Türkiye, Afganistan’dan Kosova’ya birçok bölgede aktif destek verdiği NATO’yu ihtiyaç duyduğunda yanında göremedi. Hatta Ankara ile Atina arasındaki ihtilaflarda Türkiye’nin karşısında yer aldı. Birçok NATO ülkesi terör örgütü PKK’ya destek veriyor. ABD, FETÖ’ye ev sahipliği yapıyor.”

İktidar yanlısı aynı gazetenin bir gün önceki ana haberi ise bir anket sonucu ile ilgiliydi ve gazetede anket sonucu, “Amerika ile işbirliği yapılmasın. Türk halkının tercihi” başlığının hemen altında ankete katılanların yüzde 72.2’sinin, “Sizce Türkiye dış politikasını yürütürken ABD ile iş birliği yapmalı mıdır?” sorusuna, “Hayır” cevabı verdiği aktarılmıştı. Bu arada S-400 füze savunma sistemlerinin Rusya’dan alınmasını da ankete katılanların yüzde 69.3’ü doğru bir karar olarak algılamaktaydı. Kısacası görünen o ki, bizim gençlik yıllarımızda ülkemizde oluşmuş/oluşturulmuş olan ABD sevdası(!) geçen zaman içinde giderek azalmıştı. Buna karşılık kapıdan uzak tutulması istenen Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (bugünkü Rusya) giderek Türk halkına sempatik görünmeye, bir başka ifadeyle şirin gösterilmeye başlanılmıştı.

Söz konusu ankete göre Türkiye’nin ABD ve NATO’yu merkeze alan dış politikasında ciddi bir değişikliğe ihtiyaç vardı. Eğer ankette yer alan rakamlar gerçek ise ve masa başında değil de telefon aracılığı ya da doğrudan görüşme ile bu sonuçlar tespit edilmiş ise, ülkeyi yönetenlerin halkın bu tercihini dikkate almaları lazımdı. ABD ve BM ile ilgili art arda gazetelere yansıyan olumsuz haberlerin ardından Biden ve Erdoğan’ın yapacağı zirve bir başka gazetede, “Erdoğan ve Biden bu fırsatı dört gözle bekliyor” başlığı altında sunulmaktaydı. Sakın, “Neyi dört gözle bekliyorlar, ikilinin görüşmesinden ülkemiz lehine nasıl bir sonuç çıkacağı düşünülüyor?” diye sormayın. Çünkü ülkemizde azat kabul etmez ABD ve Batı yanlıları için Türkiye-ABD ilişkileri adeta bir kara sevdaya dönüşmüş durumdaydı. Adamlar sınırlarımızın hemen ötesinde Irak’ta özerk bir Kürt bölgesi oluşturmuşlar, şimdilerde aynı şeyi Suriye’de yapmaya çalışıyorlardı. Bunun için de PKK/YPG terör örgütü elemanları eğitiliyor, silahlandırılıyorlardı.

Bu bakımdan hayal tacirliği yaparak ülkemizin bir numaralı düşmanı olduğu her fırsatta görülen ABD Başkanı Biden ile Erdoğan’ın görüşmesini fırsat olarak nitelendirmek tam bir kölelik mantığıydı.[2]

MHP doğrudan, CHP ise dolaylı olarak iktidarın suç ortaklarıydı!

Dış güçler, kendi güdümündeki iktidarları işbaşına taşırken ve kendi çıkarlarına hizmet için orada tutarken, “ana ve ara muhalefeti” de yine onlar ayarlardı. Ülkemizde CHP’nin sürekli dindar ve milli duyarlı kesimleri AKP’ye iten politikaları, Erdoğan’ın da artık kemikleşmiş bir Laikçi ve Kemalist kesimi CHP’ye mecbur eden tavırları öyle tesadüfen sanılmasındı. Milli Çözüm defalarca yazdı; halkın gözünü açıp iktidarı sarsacak, dış borç ve IMF masalıyla, AB ve ABD’ye teslimiyetçi ve tavizci politikalarıyla, İsrail’le gizli işbirliği ve normalleşme programlarıyla ve Sedat Peker’in açıkladığı yolsuzluk dosyalarıyla ilgili CHP’nin ve İyi Parti’nin ciddi netice verici ve samimiyetle takip edici hiçbir girişimine neden rastlanmazdı? Sert ve net politikayı; sövüp saymaktan, bağırıp çağırmaktan ibaret sananlar ise böyle kurusıkı sataşmalarla aldatılıp avutulmaktaydı.

İşte CHP’nin yapamadığını Sedat Peker gündeme taşımıştı!

Peker CHP’li yetkililere seslenerek: “Siz İş Bankası’nın yasal hissedarı değil misiniz? Paramount Otel’indeki (ganimete) çökme ekibinin içinde bulunan Süslü Sülü’nün (Süleyman Soylu’nun) Koruma Müdürü Ekrem Güler’in o bankada ne işi var diye neden sormuyor ve merak etmiyorsunuz?.. Süleyman Soylu’nun Koruma Müdürü olan Ekrem Güler, hem Silivri Emniyet Müdürünün intiharından sorumlu olan, hem de (Habertürk sunucusu) Veyis Ateş’le birlikte iş adamı Sezgin Baran Korkmaz’dan avanta (haraç) koparan ve tabi Süleyman Soylu’dan arka alan şahıstır!..”

Kendi Milletine Şahin, Joe Biden’e Güvercin Erdoğan!

Avrupa ziyaretinde selefi Donald Trump'ın NATO'dan çekilme tehditlerinin tam aksi yönde bir yaklaşım sergileyen Joe Biden, “Çin'in askeri yükselişine ve Rusya'ya karşı birlik içinde bir ittifak” mesajı vermeye çalıştı. Joe Biden, “bir NATO üyesinin saldırıya uğraması halinde diğer üyelerin kolektif olarak savunmaya geçmesini öngören” beşinci maddeye de atıf yapmıştı. Ama başka zaman esip gürleyen Erdoğan, Joe Biden’e; “O halde Türkiye’ye saldıran PKK ve PYD’ye niçin arka çıkıyorsunuz?” diye soramamıştı.

Bir gazetecinin, "Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmenizde Türkiye'nin Afganistan'daki varlığı hakkında mutabakata vardınız mı? Bu konuyu tartıştınız mı?" sorusunu ise Joe Biden, "Uzun görüşmelerimiz oldu. Toplantımız hakkında iyi şeyler hissediyorum" şeklinde yanıtlamıştı. Oysa bizzat Sn. Erdoğan’ın ağzından kaçırdığına göre: “AKP kendi iktidarına sahip çıkılmak şartıyla Afganistan’da, Müslüman halkın aleyhine, ABD çıkarlarını koruma taahhüdünde bulunmuşlardı! Sn. Erdoğan Joe Biden’le görüşmesinde, 1915 Ermeni soykırım iddialarını gündeme taşımaktan bile sakınmıştı!?”

Şimdi Muhammet Muhtar Han’ın şu dizelerini hatırlatmanın tam zamanıdır:

En kârlı, en vakarlı ve en sağlam arkalı insan, Yüce Halık’a dayanan; Kur’an’ı ve Resulüllah’ı kendine rehber kılandır.

En zavallı, en zayıf ve en zırvalı insan ise, cüce mahlûka yaslanan ve nefsü hevasına kapılandır.

      

Şu dünya, farklı ve aykırı dünyalara bölünmüş durumdadır; Dünyanın ayrı ayrı dünyalarında, kendilerine mahsus doğruları vardır!

Benzer dünyanın kendi zanlarına ve çıkarlarına dayalı tavizsiz doğruları, diğer dünyalar için kabul edilmez birer eğri konumundadır.

Oysa güçlü dünyaların âşikâr olan kirli eğrileri, sanki bilinmez hikmetlere dayalıdır…

Cahillere ve hainlere; onların doğru görünür hep eğrileri, güçsüzlerin doğru olsa da doğruları hep eğri sayılır!..

    

Dünyada güçsüz sanılsa da, en güçlü insan Hakk'a yaslanandır; güçlü görülse de aslında en güçsüz insan, Hakk'ı unutup, halka dayanandır.

      

Doğarak eğer yeni bir gün bahşetmek, Güneş'in takdirinde olsaydı,

Belki yarın, insanların lekeli umutları üzerine doğmazdı.

Belki de, çok daha önceden gurûb ederdi Güneş, tükenerek sabrı,

Görmemek için bir daha, kirli yürekli, cüce amaçlı insanları

Ve onlara ait karanlık dünyaları!

      

Birbiriniz için güzel şeyler düşünüp, güzel sözler söyleyiniz. Düşünce ve sözleriniz, yaz aylarında beklenmeyen kar, hasat zamanı istenmeyen yağmur gibi olmasın.

      

İnsanlar, bâtıl olduğunu bilse de, karnını doyuran bataklığı, kendisini aç bırakan saraylara tercih ederler!.. Bu nedenle ekmek ve huzur va’adeden siyasilerin peşine düşerler… Oysa sahte mürşitler ve işbirlikçi liderler ise; köpükten köprüye benzerler… Bunların üzerinden geçmek isteyenler, daha büyük felakete sürüklenirler.

      

Maalesef insanlar dünyada mutluluğu çoğunlukla yanlış kişilerin ardında ve yanlış yerlerde aramaktalar!

Zira beyinler uyuşmuş, gözler efsunlu; yeridir belki de, köstebeği bile kılavuz tutsalar.

Materyalizmin kızıl ve sarı potasına, kitleler halinde girerken körpecik dimağlar,

Neredeler acaba, kıymık bile değilken kendilerini çağın ilim kapısı sananlar?

Onlar Din satıp, topladıkları dünyalıkları yutmaktalar!..

      

Çünkü insanlar buğday için batağa girmeyi, aç karnına bedestene girmeye tercih ederler.

      

Ama “ahlâk için ekmek, ekmek için adalet” gerektiğini düşünmezler.

      

Oysa, asıl amaç ve ilaç, iman ve ahlâktır. Ancak ahlâkın korunması için de ekmek lazımdır. Herkesin ekmek sahibi olması ve emeğinin karşılığını alması için de; helal kazanç kapısını ve hak edilen paylaşımı sağlayacak adil bir devlet düzeni şarttır. Çünkü “Adalet mülkün temelidir.” Hıyanet ise zulmün sebebidir.

    

 


[1] Prof. Dr. Ali Muhammed Sallabi’nin Hz. Ömer kitabı

[2] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


Bu yazarin diger makaleleri

TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ KUŞATMA KIRILMALI
VE G.K. BAŞKANLIĞI, BAŞKOMUTANLIĞA, YANİ CUMHURBAŞKANLIĞINA BAĞLANMALI   Türkiye belki de...
Devami
SP'ye Biçtikleri Misyon: AKP'YE ANTRENÖR VE YEDEK LASTİK
Vakit ve Yeni Şafakçı Numan Bey Şakşakçılarının, SP'ye Biçtikleri Misyon:...
Devami
YALAN PROPAGANDA AMERİKA'YI VE AMİGOLARINI KURTARACAK MI?
  ABD yaralı sırtlan gibi saldırıyor! Ortadoğu petrolünü kontrol etmek...
Devami
KÜRTÇE AŞİRET DİLİDİR, DEVLET DİLİ OLMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR.
Sn. Abdullah Gül’ün, şike ve şaibe kokuları sezdiğimiz Diyarbakır ziyaretinde,...
Devami
YENİ PAPA SEÇİMİ
  Konuya başlamadan önce, şu iki hususu özellikle belirtmek ve...
Devami
FETULLAHÇILAR, CAMİLERİ KİLİSE GİBİ, KÜLTÜR EVİ YAPACAK MI?
  Hawai'ye Mevlevihane Yapılacakmış!.   Önce Mevleviliği tanıyan ardından da Müslüman...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 334

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR