ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1288
mod_vvisit_counterDün1997
mod_vvisit_counterBu Hafta1288
mod_vvisit_counterGeçen hafta13233
mod_vvisit_counterBu Ay29305
mod_vvisit_counterGeçen Ay61591
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18912928

IP'niz: 44.200.174.97
Bugün: 16 May 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12994796

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Yazılmayan ve Konuşulmayan Tehlikeler VE ERBAKAN’IN ERDOĞAN TAHLİLLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 49
ZayıfMükemmel 

 

Yazılmayan ve Konuşulmayan Tehlikeler

VE

ERBAKAN’IN ERDOĞAN TAHLİLLERİ

        

Trump döneminde, İsrail Basra Körfezi’ndeki bazı adalara taşınmış ve askeri üsler kurmayı başarmıştı. İşte şimdi, Körfez Arap ülkelerinde “İsrail bizi işgale mi hazırlanıyor?” korkusu başlamıştı. Ardından BAE, Bahreyn, Umman ve Katar’ın hem Türkiye’ye hem de İran’a yaklaşıp İsrail’e karşı denge arayışları da bir Siyonist stratejinin sonuçlarıydı. Zaten BAE, bu arada İngiltere ile tarihinin en büyük ortak yatırım projelerini imzalamıştı. Öte yandan ABD 780 milyar dolarlık savunma bütçesini onaylamıştı. Ve ABD’nin PKK-PYD desteği zirveye çıkarılmıştı. Hatta müttefik bir devletmiş gibi ABD-PYD Deyrizor’da ortak tatbikat yapmışlardı. PKK’nın siyasi bürosu gibi çalıştığına yüzlerce örnek ve hukuki delil bulunduğunu defalarca yazıp uyardığımız şu HDP’nin hâlâ kapatılmaması, skandaldan da öte bir hıyanet ortaklığıydı. Haçlı AB’nin ve ABD’nin gizli dayatmasıyla Erdoğan iktidarı, Yüksek Mahkemelere baskı yaparak, HDP’nin kapatılmasını önlemeye mi çalışmaktaydı? Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın: “Siyasiler yargıya müdahaleden vazgeçmelidir!” çıkışları bunun için mi yapılmıştı? Üstelik HDP’li Belediyelerin PKK’lılarla dolduruldukları yetmiyormuş gibi; şimdi İstanbul, Ankara, İzmir gibi CHP’li Belediyelere de PKK militanları yığılmaktaydı… Yani, PKK ve PYD ile, dışarıda ABD, AB ve İsrail, içeride ise HDP ve CHP açıkça; AKP, MHP, İYİ Parti, YRP ve diğerleri ise dolaylı ve kancıkça işbirliği yapıyorlardı. AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı zahirde HDP aleyhinde atıp tutsalar ve kapatılması gerektiğini konuşsalar da, gizlide yüksek yargıya baskı yaparak… Veya HDP yerine yeni bir siyasi versiyonunu kurdurarak, aslında PKK hıyanetine ortak oluyorlardı. Özetle vatan toprakları ayaklarımızın altından kaymaktaydı, mevcut hükümet ve muhalefet ise sadece şahsi ve siyasi rant peşinde koşmaktaydı… Ama Türkiye bunların keyfine bırakılmazdı. Bakınız, Meclis’te Erdoğan iktidarının 2022 yılı bütçesi tartışılmaktaydı. Bu bütçe Doların 2022’de 9,50 civarında olacağı tahminine göre hazırlanmıştı. Oysa henüz 2021 bitmeden Dolar 14,00 liraya dayanmıştı. İktidar mecburen EK Bütçe palavralarıyla durumu kotarmaya çalışmaktaydı. Kısaca Erdoğan iktidarı her yönden iflas etmiş durumdaydı ve Siyonist odakların rehini konumundaydı. Bu arada ABD basını, Eylül 2021’de İsrail’in İran’a yönelik iki saldırı gerçekleştirdiğini ve ABD’yi de bilgilendirdiğini yazmıştı. Aynı ABD medyası Sn. R. T. Erdoğan’ın bir heyetle İsrail’e ziyarette bulunacağını açıklamıştı. Bu arada, konuyu CHP’nin ABD temsilcisi Yurter Özcan duyurmuşlardı.

Erdoğan, Siyonist Herzog ile Görüşme Yapmıştı

18 Kasım 2021’de Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, bu görüşmede, Türkiye-İsrail ilişkileri ve bölgesel konular ele alınmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, Türkiye-İsrail ilişkilerinin Orta Doğu’nun güvenlik ve istikrarı bakımından da önem taşıdığını belirterek, gerek ikili, gerek bölgesel konularda karşılıklı anlayış içerisinde hareket edildiği takdirde görüş ayrılıklarının da asgariye ineceğini vurgulamıştı.

“Bölgede barış, hoşgörü ve birlikte yaşama kültürünün yeniden hâkim kılınmasının zaruri olduğunu” vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu bakımdan Filistin İsrail ilişkilerinin gelişmesi ve barış sürecinin yeniden başlatılmasının öncelik taşıdığını hatırlatmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ile İsrail arasındaki irtibat ve diyaloğun sürdürülmesinin ortak menfaat olduğunu tekrarlamıştı. İsrail Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre ise, İsrail Cumhurbaşkanı İsaac Herzog Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ı telefonla aramıştı. Konuşmanın olumlu bir havada seyrettiği aktarılan açıklamada, Erdoğan’ın Orta Doğu’da barış, istikrar ve güvenlik için İsrail ile ilişkilere verdiği önemi vurguladığı açıklanmıştı. Herzog’un Türkiye ve İsrail bölge barışına ilişkin ikili ve bölgesel konularda kapsamlı diyalog içinde olma arzularından memnuniyet duyduğu hatırlatılmıştı. İki liderin iletişimde kalma konusunda mutabık kaldığı vurgulanmıştı.

Erdoğan’ın Talimatıyla, İsrailli Casus Çift Bırakılmıştı!

Aynı tarihte Erdoğan'ın konutunun fotoğrafını çektikleri gerekçesiyle gözaltına alınan İsrailli çift hakkında serbest bırakma kararı çıkmıştı. Çamlıca Kulesi’ne çıkarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konutunun fotoğrafını çektikleri iddia edilen İsrailli çift, iki ülke arasında krize yol açmıştı. Natalie ve Mordi Oknin’in Erdoğan’ın konutunun fotoğraflarını çektikleri iddiası üzerine taraflar arasında gerilim yaşanırken, aynı gün İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid ile Başbakan Naftali Bennett ortak bir açıklama yapmıştı.

Erdoğan'dan İsrail yanıtı!

Cumhurbaşkanı Erdoğan Katar ziyareti sonrası aralarında Kanal 7 Dış Haberler Koordinatörü Taha Dağlı’nın da olduğu gazetecilerin sorularını cevaplandırmıştı. Erdoğan, İsrail başta olmak üzere Körfez ülkeleriyle ilişkiler konusunu değerlendirirken, İsrail’le normalleşme mesajları vermesi enteresandı. Türkiye'nin BAE ile ilişkilerini yeni dönemde olumlu bir zemine taşıması, bölgedeki diğer ülkeler ile de olumlu bir revizenin gelip gelmeyeceği sorusunu gündeme taşımıştı. Özellikle Türkiye karşısındaki blokta kendilerini gösteren İsrail ve Mısır ile yeni dönemde temasların başlaması üzerine bir değerlendirme yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, BAE ile başlayan olumlu sürecin Kahire ve Tel Aviv'e de taşınıp taşınamayacağını yorumlarken: “İsrail ile benzer bir süreç neden olmasın!" açıklamasını yapmıştı.

Erbakan Hocamızın Tarihi Uyarıları! (21.07.2007 Seçime Doğru Programı Kanaltürk)

Tuncay Özkan: Hocam, (Sn. Erdoğan) konuşmalarınızdan çok etkilenmiş belli ki; artık İmam Hatipliyim yerine ben iktisatçıyım, diyor..?

Erbakan Hocamız: Allah Allah!.. Biz onun Amerikan Yahudi Üniversitesinden Fahri Doktora aldığını biliyorduk ama, IMF’den ayrıca bir ‘İktisat’ diploması aldığını bilmiyorduk! Ne iktisatçısısın sen be! IMF iktisatçısısın! Bak sen bir defa ata binmek istedin düştün! Şimdi atın üstünde yoksun, jokey var!.. O jokey IMF! Sen at yarışı spikerisin! IMF (veya faizli borç aldığın diğer Siyonist bankerler) Haim Nahum Doktrini uyguluyorlar! Seni İsrail’e vilayet yapacaklar! Onun için seni aç bırakacaklar! İşsiz bırakacaklar! Borca esir edip avuçlarına alacaklar!.. Ve Dininden (İslam’ın özünden) uzaklaştıracaklar! Sen milleti aldatıp, ‘İmam Hatipliyim’ diyerek, anahtarı alıp götürüp onlara teslim ettin! Onlar da beş senenin içerisinde, Türkiye’yi mahvetti! Nasıl ekonomistsin sen! Hakikaten cehlin bu derecesi için insanın mutlaka gayret sarf etmesi (ve özel tahsil görmesi) lazımdır… Çünkü bu yıkımı, bu kadar zamanda ve bu kadar şiddetle gerçekleştirmek (ancak dış güçlerin bir planı ve başarısıdır!..) Tarımı zaten bitirmişsin, hayvancılığı yok etmişsin! Bütün sanayiyi çökertmişsin!.. Milli hiçbir müessese bırakmamışsın! 2 milyon insanı köyden göç ettirmişsin! Şu 75 milyon insan maalesef, hâlâ gerçekleri göremiyor!.. İşleri güçleri milleti aldatmak! Bir kısım basın da bunları başarılı göstermek için bu aldatmacaya destek veriyor… Efendim neymiş, milli gelirimiz artmışmış! Yahu ne artıyor ya! Sen dışarıdan almış olduğun borçları ve ödediğin faizleri, milli gelirin içinde sayıyorsun! Bunca borcu faizleriyle dışarıya ödüyorsun! Bunun millilikle ne alâkası var? Bunlar millete sadece sefalet getiriyor!..

Not: Bu tarihi tespit ve tenkitler Erdoğan iktidarının 15 yıl öncesi yanlış ve yıkıcı icraatlarını ortaya koymaktaydı. Oysa günümüzde bu talan ve tahribatlar en az beş misli artmıştı!

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, 2010 yılında yapılan Saadet Partisi Kongresi’nde Genel Başkan olarak seçilmesi sonrasında TRT Anadolu'da Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tehlikelere dikkat çekiyorlardı:

Türkiye'nin çökertilmesi için Yahudi Haham Haim Nahum doktrininin uygulandığını belirten Erbakan Hocamız, şu ifadeleri kullanmıştı.

"Haim Nahum doktrini 7 maddedir:

1- Türkiye'yi aç bırak… 2- İşsiz bırak… 3- Borca esir edip kontrolüne al... 4- Bu milleti dininden uzaklaştır ve İslam’ı yozlaştır… 5- Bölüp (etnik ve mezhebi) parçalara ayır… 6- Bu böldüğün parçaları birbiriyle çarpıştır… 7- Türkiye’yi böylece yumuşak lokma yapıp yut!..

Siyonizm: 'Biz bunları savaşla, zahiri saldırılarla İsrail'e vilayet yapamayız, ancak Haim Nahum doktrini ile yaparız' diyor. İşte şimdi Erdoğan eliyle üzerimizde bu plan uygulanıyor. Türkiye'de fakirlik artmıştır, işsizlik korkunç boyutlara varmıştır. Dış borç dayanılmaz noktaya ulaşmıştır. Dinimiz yozlaştırılıp değiştirilmeye çalışılmaktadır, Türkiye bölünmeye doğru kaydırılmaktadır… Bu bölünen parçalar ise, bir müddet sonra birbirleriyle çarpıştırılacak ve maalesef ülkemiz böyle giderse parçalanacaktır!..

AKP'nin iş başına getirilmesi sonrasında Siyonist politikalara alet olduğunu hatırlatan Erbakan Hocamız, şu şekilde uyarmıştı: Bakınız ve bu sözümü unutmayınız: Artık toprak kayıyor, toprak!..’ Hâlâ birileri çıkıyor ve ‘Hocam bu evlatlarınıza 'iyi yapıyor' deyin de, bunlar etrafınızda pervane olsunlar... Herkes de size gıpta ile baksınlar!..’ diyorlar. Peki bu vatan ne olacak? Türkiye'nin bütünlüğünü nasıl koruyacağız? Türkiye'yi nasıl kalkındıracağız (Vatan toprakları ayaklarımızın altından kayarken, bu gidişe nasıl seyirci kalacağız?!.)”

AKP İktidarlarında Tarikat ve Cemaatler İyice Yozlaşıp Yoldan Çıkmışlardı!..

2014-2015 yıllarında Tokat Turhal’da yaşayan, Turhal Refah Partisi Teşkilat Başkanı ve Fazilet Partisi Kurucu Teşkilat Başkanlığı görevlerinde bulunan Mustafa Arhan Bey şu hatırasını paylaşmıştı;

Yenişehir Camii çay bahçesinde biri, Saadet Partisi Gençlik Teşkilatından E… Ş…, diğeri ise, İ… A... Cemaati mensubu bir genç; AKP’ye oy verilip verilmeyeceğini tartışıyorlarken, bu muhabbete kulak misafiri olan 75 yaşlarında, iri yapılı, aslen Trabzon asıllı olduğunu söyleyen sakallı bir Zat, o gençlere şu şekilde bir konuşma yaptı;

“Bu konular ve AKP için birbirinizi kırmayın. Bakın ben Trabzon’dan İstanbul’a göç ettiğim zaman yeraltı dünyası içerisinde yer aldım. Derin güçlerin ve masonik merkezlerin taşeron mafya takımı olarak bizlere Erbakan’a suikast yapılması talimatı aktarıldı. Tam 16 kez teşebbüste bulunduk, ama bazen zamanı ve mekânı kaydı, bazen silah tutukluluk yaptı, yani hep olağanüstü durumlar ortaya çıktı, sonuçta başaramadık. Bunların üzerine ben bu işte bir hikmet olduğunu fark ettim ve Erbakan Hocamızın yanına giderek tevbe edip elini öpüp özür diledim ve helallik aldım... Sonra da vefat edene kadar hizmetinde bulundum ve pek çok hikmetlere şahit oldum!..”

Yeraltı dünyasında uzun süre kalmış, daha sonra tevbekâr olup M… E…’ye talebe olan bu Zat, uzun yıllar yeraltı dünyasında kalmış ve şahit olduğu şu bilgileri de konuşması esnasında aktarmıştı;

“1- Yahudiler 1000 kadar çocuğu İslami Cemaatler içerisine bırakıp, uzaktan takip edip faydalanagelmişlerdir.

2- Mahmut Efendi’nin de en yakınına yerleştirdiler, cemaatte 3. ve 4. yetkili ve etkin derecelere gelmiş olanlar da bunlar içindendir.

3- Erbakan Hoca’nın da yanına özel Yahudi ajanlar yerleştirmişlerdir.”

Tarikat ve Cemaatlerde CIA ve MOSSAD Ajanları!

M… B… Hakkında Şahit Olunan Utandırıcı ve Sonucu Acı Bir Olay Aktarılmıştı:

M… E… Cemaatinin önde gelen hocalarından sayılan bu şahıs; cemaatin içinde Millî Görüş’le iletişim halinde olan sayılı kişilerden olup ve yurt içi ve yurt dışı Milli Görüş kuruluşlarında ölene kadar vaaz edip sohbetler yapan bir insandı.

Yakından bildiğimiz ve güvendiğimiz bir kardeşimizin polis olan kardeşi anlatmıştı. (E… K… arkadaşımızın yakını) M… B… öldüğü gün yanında 16-17 yaşlarında çarşaflı bir kız, beraberinde bir imam ve iki koruma ile İstanbul’da bir otele giriyorlar. Anlatıldığına göre dini nikâhı (muta) kıyıldıktan sonra imam ve korumalar ayrılıyorlar. Korumalar bir ihtiyaç olursa aranması üzere ayrılırken resepsiyona telefon numarası bırakıyorlar.

Aradan zaman geçiyor ve M… B…’nin yanındaki kız, feryat figan panikleyerek resepsiyonu arıyorlar. M… B…’nin cinsel içerikli bir ilaç aldığını, sonra birden yere yığılıp kaldığını söylüyorlar. Resepsiyon daha önce bırakılan korumaların numarasını arıyorlar. Korumalar resepsiyona, kimsenin dokunmamasını ve cemaatin özel yetkililerinin hemen gelip gerekli işlemleri yapacaklarını söylüyorlar. Bu arada İstanbul Vatan Emniyet’te en güçlü ekibin İ. A. Cemaati olduğunu konuşuyorlar. Derken cemaatten gelenler M… B…’ye cübbeyi giydirip, sarığı bağlayıp, eline bir tesbih tutuşturup fotoğraflarını, çekiyorlar. Ertesi gün “Nasıl yaşadıysa öyle öldü!” diye cemaat içinde dolaştırıyorlar.

Otele gelen bu ekip, bir kısım polislerle adli tıpa doğru gidiyorlar. Fakat adli tıpta saatlerce sonra çıkacak rapor, bunlar oraya daha varmadan hazırlanıyor. Rapora göre ölümün böbrek yetmezliği vb. doğal durumlardan kaynaklandığını yazıyorlar, alınan cinsel ilaçla ilgili bilgi ve bulguları gizliyorlar. Fakat asıl meseleyi emniyet içindeki görgü şahitlerinin verdiği enteresan bilgiler oluşturuyor. Anlatılan, “Ölen kişinin isminin aslen İbranice tuhaf bir isim olduğu, kalçasında özel bir dövme bulunduğu…” şeklinde bir beyan oluyor. Bu görevlinin, dövmenin şeklinden ve yapıldığı yerden işaretle daha sonra yaptığı araştırmalara göre, bu dövme cemaatler içerisine yerleştirilen özel MOSSAD ajanlarında bulunduğu yönünde bir kanaat belirtiliyor. MOSSAD’a bağlı veya ayrı bir İstihbarat Kurumu daha olduğu ve bu kurumun görevinin özel yetiştirilen ve daha sonra cemaatler ve İslami teşkilatların içine yerleştirilen ajanların öncesi ve sonrası tüm süreçlerini yönetmek olduğu söyleniyor.

Olayın daha acı kısmı ise, otelde sözde dini nikâh (Geçici Muta) kıyılan kızcağız, bundan bir hafta sonra Beykoz ormanlarında güya kendisini intihar etmiş şekilde bulunuyordu!? Evet; Erdoğan iktidarlarında ekonomik talan ve tahribatlar yanında, ahlâki ve ailevi yozlaşma, tarikat ve cemaatlerde bile böylesine yaygınlaşıyordu…

Sedat Peker’in 13.11.2021 Tarihli Twitter'de Yayınladığı Mesajları ve Çarpıcı İfşaatları

“Ankara Çukurambar'daki Greenpark Oteli, Ankara'nın en lüks otellerinden sayılır. Bütün zenginler, siyasetçiler, bürokratlar oradadır. Bu senenin nisan mayıs aylarında otelin lobisinde bulunan bir bürokrat bayanın, orada gördüklerinden rahatsız olması üzerine polisi aramasıyla otele fuhuş baskını yapılmıştı. Bununla ilgili haberleri internetten sildirebilmiş olsalar da poliste resmi kayıtları mutlaka durmaktadır. Onları yok edemezler. (Eğer yok edilmişse bu çok daha büyük bir skandaldır. O zaman ortalık daha da karışacaktır.) İşte bu otelin ilk katlarında Rus bayanlar müşteri olarak kalıyorlar. Bazen de orta katları kullanıyorlar. Otele gelen zengin iş adamlarımız, siyasetçilerimiz, bürokratlarımız; otelin lobisinde işlerini hallederken, bazı otel personellerinin aracılığıyla kadınların odasına çıkıyorlar. Otel personellerinin isimleri de telefonları da bende mevcut. Mahcup olmasınlar diye isimlerini yayınlamıyorum. Tabi ki bu görüşmelerde isteyenlere kokain de temin ediliyor. Size en komiğini söyleyeyim mi? Daha önce fuhuş baskını yapılan ve üst kademedeki herkesin bilgisi dahilinde olan bu otelde İçişleri Bakanlığı’nın ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bazı çalışma toplantıları bile yapılmıştır! (NE KADAR ACI VE ACAİP DEĞİL Mİ?)

B… İ… Mahkemesi başkanımız Sayın E… T…’nin de bu otelin müdavimlerinden olduğu saptanmıştır. Hem daha başka kimler var kimler... Yine Ankara’dan devam edelim. Yirmi yaşlarında bazı kız kardeşlerimizin Ankara’daki gizemli ölüm olaylarına şahit olmuştuk. Paralı seksin ve kokainin nerede olduğunu herkes biliyor. Bu bahsi geçen genç kız kardeşlerimizin çalıştığı yerler var. En meşhurları Contes - Manilya - Corte. Bu mekânlar saat akşam 9-10’dan sonra açılıyorlar. Sabah 6-7’ye kadar açık kalıyorlar. Şarkıcılar program yapıyorlar. Bu mekânlarda loca tarzı yerler de var, müşteriler oralarda oturuyorlar. Parayla çalışan genç bayanların oturduğu masalar var. Orada çalışan personel (kızlarla müşteri arasındaki) bağlantıyı kuruyor; oradan otellere ve evlere geçiliyor. Ve tabi ki orada kokain veren adamlar da var. (Sn. Bakanlar ve bürokratlar) ‘Uyuşturucuyla mücadele ediyoruz’ diyorlar, ancak metruk binaları yıkın demenin ötesine geçemiyorlar. Yani sadece tribüne oynuyorlar. Halka vatansever görünüyorlar, arkada maalesef ki işin ortakları kendileri çıkıyorlar. Biraz da sizi İstanbul’da dolaştırayım. Kokainin nerede içildiğini anlatayım. Size bu anlattıklarımın hepsini, narkotikte görevli polis memurları da biliyor. Ancak dokunamıyorlar (hem Vallahi hem Billahi). Skyland isminde Galatasaray Stadı’nın yanındaki rezidansın bazı bölümlerinde zenciler tarafından organize edilen partiler bulunuyor. Yine kokainin ve genç kızların pazarlandığı partiler düzenleniyor. Müşterileri hiç sormayın. Telefon sinyallerinden o partilere kimin gittiği zaten belli: zengin iş adamlarının çocukları, siyasetçilerin, bürokratların çocukları. Ayrıca Beşiktaş Stadı’nın yanındaki Süzer Plaza’nın penthouseundaki (çatı katı) hafta sonu partilerinde Zemzem suyu içilip Kur’an okunmuyor mu, bol pudra şekeri eşliğinde?! Sonra da olanlar oluyor... Amacım kimseyi rezil etmek değil, bu yüzden isim vermiyorum. Ancak ahiretlik emir verirse HTS kayıtlarından narkotikteki görevli arkadaşlar bir günde çıkarırlar (zaten hepsini biliyorlar). Boğaz kültürüne alışık olan, oralardaki yalılar ve yalı dairelerinde oturan kültürlü, yaşını başını almış aileleri tenzih ederim. Ancak son 5-6 senedir buraları kiralayıp bekâr evi olarak kullananların kim olduklarına bakıldığında; oralarda bulunan bolca pudra şekerli, genç kızlarla para karşılığı yapılan partileri kimin yaptığını görebilirsiniz. Ey bugünkü muktedirlerin; yani iş adamlarının, siyasilerin, bürokratların çocukları (bazen de kendileri). Sizin vatanseverliğiniz, sizin görev ahlâkınız ancak gariplere geçer. Üzerlerinde üç beş gram ot çıktı diye 5-10 kişiyi tutuklayıp cezaevine atacaksınız, ancak yakalanan tonlarca kokainle ilgili bir kişiyi bile gözaltına almayacaksınız. Hani lan namus? Hani lan şeref? Devamlı Hz. Ömer’in adaletinden bahsediyorsunuz. Niye lan uygulamıyorsunuz? Feleğin sillesini yemiş, biçare kalmış, metruk binalarda kalan, tiner içen gariplere gücünüz yetiyor. Fuhuş baskını yapılmış ve halen daha fuhuş yaptırılan, kokain temin edilebilen otellerde ise Bakanlık personelinin toplantılarını yaptıracaksınız. Sahtekârsınız lan siz. Mehmet Akif Ersoy üstadın söylediği gibi ‘Maksat âlem aldatmaksa - aldanan yok nafile.’

Kıbrıs’a Yavru Vatan diyoruz. O topraklar için ne kadar şehit verdik. Bizim için bu kadar stratejik önemi olan Kıbrıs’ı açık hava kerhanesine çevirdik. Her yer kokain, her yer fuhuş, her yer kumar ya da yasa dışı bahis ve rüşvet!.. Ben bunları açıklayınca niye rahatsız oluyorsunuz? Bu kadar delil açıkladım, neden görmezden geliyorsunuz? Benim kızım akşamları tek başına yatabilirdi. Beni korkutmak için ona silah çektiğinizde önce korktu, sonra böyle bir şey olduğunu inkâr etmeye başladı. Şimdi ise gündüz bile odasında tek kalınca ağlamaya başlıyor (LA GALİBE İLLALLAH = Galip ve üstün olan ancak Allah’tır).”

Bu iğrenç ve dehşet verici iddia ve ifşaatları, ilgili ve yetkili makamlar niçin yanıtlamazdı. Bunlar yalan ve iftira ise, medya eşliğinde bu mekânlara baskınlar sağlanıp, çevredeki vatandaşlarla röportajlar yapılıp kamuoyunun aydınlatılması ve rahatlatılması yolunda neden hiçbir adım atılmazdı?

Erbakan’ın Aziz Hatırası ve Hainlerin Acı Sonları

Yıl 1987, Muhterem Erbakan Hocam siyasi yasakların kalkması sonrası, Türkiye genelinde “İslam ve İlim” konferanslarından birini yapmak için Tokat iline teşrif etmişlerdi. Bulvar Sinema Salonu’nda bir konferans vermişlerdi. Konferansı izleyen birisi olarak çok etkilenmiştim. Benim bu davaya güvenmemi, Hocamı sevmemi, Ona bağlanıp itaat etmemi gerektiren en önemli hadiseydi. Çünkü anlattıkları konular, bizlerin o zamana kadar hiç duymadığımız meselelerdi. İslam bizlere sadece İtikat, İbadet, Akaid olarak öğretilmiş, Kur’an’ın %85’ine taalluk eden muamelat kısmından hiç bahsedilmemişti. Onun için de cihaddan habersiz bir toplum konumunda idik. Erbakan Hocamız İlim+Gerçek+Vahiy konularını izah etmişti. “İlmi inkâr eden, gerçeği inkâr eder; gerçeği inkâr eden, vahyi inkâr eder; ki bu da insanı dinden çıkartır” demiş. “Öyleyse Müslüman ilim ehli olacak. Kur’an ehli olacak” diyerek, diğer Müslümanlara en büyük güveni aşılayacak mücadelenin bunlarla olmayacağını ifade etmişti. Dünyadaki gerçek ilim adamlarının ve bilimsel icatların temelini Müslüman âlimlerin attığını belirtmişti. Matematikten-kimyaya, fizikten-biyolojiye, astronomiden-jeolojiye bütününün Müslüman âlimlere ait olduğunu anlatarak bizlere çok büyük bir motivasyon vermişti. Ülkenin geri kalmışlığını adeta Müslümanlara yüklemeye çalışan geçmiş iktidarların, mason kafalı sözde bilim adamlarının körü körüne Batı uşaklığı yaptıklarını ifade etmişti. Özellikle Müslüman Türklerin sanayileşmenin yanından dahi geçemeyeceğini, yapmaya kalksalar da yer altı ve yer üstü madenlerinin buna yetmeyeceğini söyleyip ümitlerimizi ve cesaretimizi köreltmişlerdi. “Biz yapamayız, Batılılar yapar. Biz tarım toplumu olalım ama Traktörü dışarıdan alalım” diyerek adeta bu toplumu sindirmişlerdi. Erbakan Hocamız ise; “Hadi oradan!.. Kim demiş biz fabrika yapamayız, motor yapamayız. Allah lütfetti yaptık, başardık. Kim demiş bizim yer altı ve yer üstü madenlerimiz yok! Bizim Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgemizde 1 trilyon dolarlık, Doğu Karadeniz ve Marmara’da 500 milyar dolarlık, özellikle Kıbrıs’ta 500 milyar dolar olmak suretiyle 2 trilyon dolarlık petrol ve doğalgaz rezervi üzerinde oturuyoruz. Sadece Mardin Mazı Dağı fosfat yataklarının rezervi Suudi Arabistan’ın 50 yıllık petrol rezervine bedel” olduğunu söylemişti. Fosfat gübrenin ana maddesiydi. Hocam gelene kadar ülkemiz gübreyi dahi dışarıdan ithal ederdi. Şimdi Erdoğan iktidarı, Erbakan’ın yaptığı bütün fabrikalar gibi gübre fabrikalarını da arsa fiyatının altında satıp gübreyi dışarıdan getirmekteydi ve son bir yılda üre gübresinin tonu 1800 TL’den, 12 bin TL’ye yükselmişti. Üstelik Oğuzhan Asiltürk gibiler buna rağmen ona destek vermeye yeltenmişlerdi. Erbakan Hocamız; Mazı Dağı Gübre Fabrikası, Tarsus Gübre Fabrikası ve Balıkesir Gübre Fabrikalarını yaparak çok büyük oyunları bozuvermişti. Petrol üzerindeki oyunu Batman Rafinerisi’nin temellerini atarak boşa çıkarmıştı. Hocamızın petrol rezervini iki trilyon dolar olarak açıkladığında, Türkiye’nin bütçesi 15 milyar dolardı. Nerede ise bütçenin 150 katı bir rakamdı. Tabi o günkü rakamlarla bunlar çok uçuk, kimsenin kabul edemeyeceği bir rakamdı. Ama bu Hocama ve Milli Görüş (Adil Düzen) Davası’na inananlar için hiç de hayal sayılmamıştı. Zaten bizleri Hocama ve ortaya koyduğu insanlığın iki cihan saadetine vesile olacak olan Adil Düzen’e inanmamıza vesile olmuşlardı. O gün konuşulanların gerçekliğini şimdi daha net görüyoruz ve anlıyoruz ki; bugünkü Statükocu taklitçiler ömürlerini uzatabilmek için “Akdeniz’de doğalgaz bulduk, Karadeniz’de, Marmara’da doğalgaz bulduk” diyerek milleti avutuyorlardı. 20 senedir neredeydin? Maalesef üzülerek ifade etmeliyiz ki; malum iktidar “Kıbrıs’ta çözümsüzlük çözüm değil” diyerek Annan Planlarını Kıbrıs halkına onaylatarak en büyük hatayı yapmışlardı.

1974 Barış Harekâtı’nda kahraman ordumuzun ve merhum Hocamızın ısrarla isteyerek, Şehit Mehmetçiğin kanı pahasına alınan (Yeşil Hat), Yeşilyurt (Güzelyurt), Efendimiz (AS)’ın Halasının kabrinin olduğu bölgeden maalesef Türk Askeri geri çekilmiştir. Sonra da Kıbrıs Rum kesimi İsrail’le beraber o bölgede sondaj çalışması yaparak 525 milyar m3’lük doğalgaz rezervi tespit etmişlerdir. Bizim o zaman yıllık tüketimimiz 20 milyar m3 civarındaydı. Yani bölgede bulunan rezerv bizim 25-26 yıllık tüketimimizdi. O gün Başbakan olan Ahmet Davutoğlu Yunanistan’a gitmiş ve adeta yalvarırcasına “Enerji, dünya insanlığının ortak malıdır.” diyerek sözüm ona pay istemişlerdi… Tabi hava alıp gelmişti. Bu olay da özellikle bana 34 sene önce Hocamdan duyduğum bu ilmi gerçeklerin; O’nun ne kadar yüksek feraset, cesaret ve dirayet ehli bir Lider olduğunu, bu yüzden Allah için sevilip saygı duyulduğunun da bir göstergesiydi. Kendisinden Rabbim ebediyen razı olsun. Bizleri şefaatine nail eylesin. Açtığı bu nurlu yolda takatimizin sonuna kadar gayret etmeyi bizlere nasip etsin. Amin.

ABD ve İsrail, İran’ı vurma Hazırlığındaydı… İran’daki Uçakların Yüzde 50'den Fazlası ise, Yaptırımlar Nedeniyle “Uçamaz” Durumdaydı.

İran’daki uçakların yüzde 50’den fazlasının yaptırımlar nedeniyle tamir edilemediği için uçamaz vaziyette olduğu belirtiliyordu. İran Hava Yolu Şirketleri Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Rıza Berhor, devlet medyasında yer alan açıklamasında hava yolu şirketlerine yardım talebinde bulunmuştu. Berhor, ülkedeki uçakların yüzde 50'den fazlasının motor ve diğer yedek parçaların tedarik edilmesiyle ilgili yaptırımlardan kaynaklanan kısıtlamalar nedeniyle tamir edilemediğini ve uçamaz durumda olduğunu duyurmuştu.

Yaşanan sorun nedeniyle halkın hava yolu ulaşımından yeterince istifade edemediğini aktaran Berhor, hükümetten bu konuyu öncelikli gündemleri arasına almasını ve yedek parçaların temin edilmesiyle ilgili şirketlere yardımcı olmasını istiyordu. İranlı yetkili, sürecin böyle devam etmesi halinde çalışamayan uçak sayısının artacağı ve sorunun daha da büyüyeceği uyarısında bulunmuştu. ABD'nin İran'a uyguladığı yaptırımlar sivil havacılık sektörünü de kapsıyordu. Yaptırımlar nedeniyle İran yolcu uçakları ve uçak parçası ithalatı yapamıyordu.                    

Ey, “Türkiye Ekonomisi İyi” Diyenler... İşte Dünyadaki Enflasyon Rakamları

Türkiye’de TÜİK’in (Türkiye İstatistik Kurumu) Kasım 2021’de açıkladığı verilere göre enflasyon oranı yüzde 21,31 ile son yılların rekorunu kırmıştı. Halk kesimleri ve Muhalefet partileri ise enflasyonun açıklanandan çok daha fazla olduğunu vurgulamaktaydı. TÜİK’in açıklamalarının aksine enflasyonun yüzde 50’nin üstünde olduğunu yazıp konuşan uzmanlar vardı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise, Ekim ayında yaptığı konuşmada, "Amerika'nın, İngiltere'nin halini görüyorsunuz değil mi? Benzin yok benzin. Almanya'da kuyruklar, Fransa'da kuyruklar, yiyeceklerini bulamıyorlar, Türkiye'de böyle bir sorun yok" diyerek halkımızı avutup oyalamaktaydı.

Türkiye’deki yandaş TV kanallarında sık sık ABD ve Avrupa’daki devletlerin ekonomik durumu gösterilerek, Türkiye ekonomisiyle karşılaştırmalar yapılmaktaydı. Oysa ABD ve Avrupa ülkelerindeki 2021 yılı enflasyon rakamları şunlardı:

Türkiye: Yüzde 21,31… Ukrayna: Yüzde 10,9… Belarus: Yüzde 10,5… Moldova: Yüzde 8,8… ABD: Yüzde 6,8… Bulgaristan: Yüzde 6… İspanya: Yüzde 5,6… Almanya: Yüzde 5,2… İtalya: Yüzde 3,8… Hollanda: Yüzde 3,4… Fransa: Yüzde 2,8… İsviçre: Yüzde 1,4… (Kaynak: BBC, Euronews)

İşte AKP İktidarında Türkiye’nin Sosyal Fotoğrafı!

Sadece bir günde gazetelere yansımış olan şiddet ve dehşet haberlerinin başlığı bile nasıl bir uçuruma yuvarlandığımızın fotoğrafıydı! Bunların bir kısmını aktararak olayın ciddiyetine dikkat çekerek noktalamak istiyorum:

“Oğlunu öldürdü, eşi ve kızını bıçakladı, iki çocuğu canını zor kurtardı.”

“Oğlu intihar eden doktor baygın bulundu. İntihar girişiminde bulunduğu saptandı.”

“Çağlayan Adliyesinde intihar girişimleri arttı.”

“Ayrılma aşamasındaki eşini vurup sonra da canına kıydı.”

“Okul servisindeki 2 çocuğu öldüren babaya müebbet kararı.”

“Annesini aldatan babasına kurşun yağdırdı.”

“Eşini öldüren kadına haksız tahrik indirimi uygulandı.”

Oysa bu tür haberlerin sıradanlaşmasına izin vermemek lazımdı. Çünkü sıradanlaştığı takdirde toplumsal cinnet halinin hepimizi perişan edeceği açıktı.

Evsiz İnsanlarımızın Sayısı Her Geçen Gün Artmaktaydı!

Evsizlerle ilgili şu tespitler AKP iktidarının ülkemizi hangi noktaya taşıdığının kanıtıydı.

* Çarpıcı bir tespit; evsizler arasında, düzenli çalışıp ailesine para gönderen veya nafaka ödeyen kişiler bile mevcuttu!..

* Evsizler arasında ekonomi en büyük belirleyici faktör oluyordu!

* Ne yazık ki artan hayat pahalılığı karşısında evsizlerin sayısı her geçen gün artıyordu.

* Sokaktaki evsiz sayısı, gönüllü kişi ve kuruluşların çalışmalarıyla çözülemeyecek boyutlara ulaşmış bulunuyordu!..

* Ülkemizdeki ekonomik kötü gidişatın devam etmesi ve devlet kurumlarının bu soruna kalıcı bir çözüm üretmemesi halinde bu durumun sosyal kangrenleşmeye yol açmasından endişe duyuluyordu!..

* Bu arada… Samatya sahilinde yaşayan ve kendisine iki senedir Saadet Partisi Fatih İlçe Gençlik Kolları’nca yardım ulaştırılan İsmet Amca, ne yazık ki 16 Ekim 2021 tarihinde insanlık onuruna yakışmayacak bir hal içerisinde vefat ediyordu.

Hollanda’da “Temyiz Mahkemesi” Siyonistleri Sevindiren Bir Karar Almıştı!

Hollanda'daki Lahey Temyiz Mahkemesi, eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve mevcut Savunma Bakanı Beni Gantz ve İsrail'in eski Hava Kuvvetleri Komutanı Amir Eshel hakkında açılan tazminat davasında ret kararı vermişti. Mahkeme, bölge mahkemesinin verdiği "dokunulmazlık" sahibi olduğu şeklindeki kararını onayarak Gantz ve Eshel'e karşı açılan davayı reddetmişti.

2014'teki Gazze saldırılarında ailesini kaybeden Filistin asıllı Hollanda vatandaşı İsmail Ziada tarafından açılan davada, Gantz ve Eshel'in savaş suçları işlediği iddia edilmişti. Lahey Temyiz Mahkemesi, İsrailli yetkililerin "dokunulmazlık" sahibi oldukları gerekçesiyle savaş suçları nedeniyle tazminat davası açılamayacağını söylemişti. Bölge mahkemesi ise davayı reddetmişti.

Ziada'nın avukatı Profesör Liesbeth Zegveld, savaş suçlarının işlendiği durumlarda evrensel yargı prensibine dayanılarak açılan hukuk davalarında, devlet yetkililerinin dokunulmazlığa sahip olmadığını ileri sürerek kararı temyize iletmişlerdi. Ziada, 20 Temmuz 2014'te İsrail'in Gazze'ye yönelik hava saldırıları sonucu Bureyc Mülteci Kampı'nda bulunan annesini, üç kardeşini, yengesini ve yeğenini kaybetmişti.

Evet Yahudi olmak Batı hukukuna göre bir ayrıcalık (imtiyaz) sebebiydi!

Rusya, Ukrayna sınırına askeri yığınağını artırmıştı.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü John Kirby, ABD Savunma Bakanı Austin’in, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley ile ABD Avrupa ve Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı Orgeneral Tod D. Wolters'ın da dahil olduğu (07.12.2021’deki) üst düzey bir toplantıda, Ukrayna sınırının yakınlarındaki Rus askeri yığınağını ele aldığını açıklamıştı. Kirby, "Görmeye devam ettiğimiz şey, yeni kabiliyetlerin getirildiğidir. Başkan Putin, ülkesinin batısına ve Ukrayna'nın çevresine ek askeri kabiliyetler getirmeye devam ediyor." diye çıkışmıştı. Kirby, Ukrayna'ya ek askeri yardımlar veya ülkedeki Amerikan askeri destek birlikleri hakkında ise bilgi vermekten kaçınmıştı. Maalesef Türkiye’nin çevresi ateş çemberiyle sarılmaktaydı.

“Karadeniz’de Fırtına” Yaklaşmaktaydı!

‘Montrö Bildirisi’ne imza atan isimlerden Emekli Amiral Cem Gürdeniz, son mesajında Reuters’tan haber paylaşarak Rusya ile Ukrayna arasındaki gerilimi gündeme taşımıştı. “Rusya - Ukrayna sınırı barut fıçısı… Biden, Putin restleşmesi kaygılandırıcı” diyen Gürdeniz, “Karadeniz’de fırtına başlamak üzere. Montrö yeniden dünya gündemine gelecek. Akla ziyan Montrö iddianamesi piyasaya sürülmekte... Tanrı Türk milletini korusun!” ifadelerini kullanmıştı.

Bu arada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 103 Emekli Amiralin imza attığı ‘Montrö Bildirisi’ne ilişkin başlattığı soruşturmayı tamamlamıştı. Amirallere yönelik hazırlanan iddianamede, "Anayasal düzene karşı suç için anlaşmak" suçlaması yer almıştı. İddianame, Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen dosya kabul edildiği takdirde imza atan isimler hâkim karşısına çıkacak ve 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası ile yargılanacaktı.

İsrail’den ve İşbirlikçi İslamcı Yöneticilerden Cesaret Alan Hindu Zulmü Azıtmıştı.

Al Jazeera’nın haberine göre, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’ye bir saat uzaklıktaki Gurugram’da Müslümanlar, iki aydan uzun süredir aşırı sağcı faşist Hindu gruplarının taciz ve engellemelerine maruz kalıyordu. Hindu grupların, halka açık alanlarda Cuma Namazı kılmak için toplanan Müslümanları protesto etmesi ve zaman zaman müdahalede bulunması, azınlık Müslümanlar arasında öfke ve endişeye neden oluyordu. Gurugram bölgesindeki Hindu göstericiler, 3 Aralık 2021 Cuma günü Müslümanların birlikte namaz kıldıkları açık alana bir düzine kamyonu park ederek taciz ve engellemelerde bulunmuştu. Cuma Namazı için Müslümanların alana toplanmasıyla bir grup Hindu, dini sloganlar atarak namaz kılınmasına izin verilmeyeceğini haykırıyordu. Hindu saldırganların bu şeytani cesareti İsrail’den aldıkları konuşuluyordu.

Makale Paylaşım Sayısı: 424

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR