AÇILIM SENARYOLARINA
ERBAKAN’I BULAŞTIRMA SAHTEKÂRLIĞI[1]
Giriş
AKP iktidarının ve yandaş takımının, Cumhur İttifakı ortaklarının ve yazarlarının; “Barış ve Çözüm Süreci” dedikleri, Siyonizm’in Türkiye’yi çözme projelerine meşruiyet kazandırmak üzere “Erbakan Hoca da, bu maksatla APO ile görüşmeler yapmıştı!” yalanlarını; şimdi SP yönetim kadrolarının ve bazı eski-yeni İl Başkanlarının da dillendirmesi, eğer gaflet ve cehaletten kaynaklanıyorsa en azından AYIP’tır… Yok Cumhur İttifakı’nın ve bazı muhalefet kanadının hıyanetlerine bilerek katılıp katkı sunmak amaçlı ise, ülkemiz ve geleceğimiz adına büyük bir kayıptır ve bir hidayet kararmasıdır!..
Eylül 2013’te yazmıştık:
Erdoğan’ın açılım safsatasına meşruiyet kazandırmak için “Erbakan’ın da Apo ile görüşmeler yaptığı” iddiaları tam bir sahtekârlıktı.
KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık ağzıyla şu yalanlar yayılmıştı:
“Bundan önce iki kere geri çekilme kararı aldık. İlki, Erbakan iktidara geldiğinde, yani 1996’da oldu. Erbakan, Kürt meselesi çözülmeden Türkiye’nin ilerleyemeyeceğini ve çok önemli sorunlarla karşılaşacağını çok iyi görmüş ve kavramıştı. Bu meselenin mutlaka çözülmesi gerektiğine inanıyordu. Ama bir yandan da korkuyordu. Çünkü o güne kadar kim Kürt sorununu çözmek istediyse, bunu hayatıyla ödemişti. Erbakan, mutlaka bir şeyler yapmak istiyordu.
Erbakan, Suriye devleti üzerinden üç tane mektup gönderdi. Biz de, aynı şekilde Suriye devleti üzerinden Erbakan’a cevaben mektup gönderdik. Bu girişimi çeşitli güçler fark ettiler ve engellemek için harekete geçtiler. 1996’da 6 Mayıs’ta Şam’da Öcalan’ı imha etmek için patlatılan o büyük bombanın esas nedeni buydu. Süreci sabote etmek, savaşı daha da derinleştirmek, amaç buydu.
Erbakan’a yönelik 28 Şubat’ın bir nedeni de bu muydu?
Elbette, bir nedeni değil, esas nedeni buydu. Burada birçok güç var. Bizim mücadelemiz üzerinden siyaset yapan, bundan çıkar elde etmek isteyen birçok güç var. Bunlar, önlemek istediler çözüm girişimini. O zaman şunu tartıştık. Madem Erbakan sorunu çözmek istiyor, bu çok önemli bir fırsattır. O zaman, silahlı güçlerimizi Türkiye sınırlarının dışına çıkarmayı çok ciddi olarak tartıştık. Böylece Erbakan’ın eli güçlenebilir, daha cesur adımlar atabilir, diye düşündük. Ama ne uluslararası alanda çözümden yana güçler vardı, ne de Türkiye toplumunda. Bu şartlarda bizim tek yanlı bir şekilde mesafe almamız mümkün görünmedi bize. Geri çekilme kararını bu nedenle uygulayamadık.”[2]
Böylece eli kanlı terörist başlarının sözleri tarihi tanık ve hukuki kanıt muamelesi görüyordu!
İsmail Nacar’ın Sapla Samanı Karıştırması ve Gerçeği Saptırması:
Bir zamanlar koyu ülkücü olan ve Gladyo’nun gizli güdümünde olduğu sonradan anlaşılan “Milliyetçi komando” teşkilatını kuran; üniversite tarih bölümünde okumuş, ama İslami konulara da ilgi duymuş birisi olan; haklı olduğu yanları bulunsa da, tasavvuf ve tarikat gerçeğine kökten düşmanlığının altında Malatya’da yaşayıp ölen rahmetli Sait Çekmegil’in etkisi sırıtan; ve bazı merkezlerin kendisine bilgi sızdırıp “reklâm ajansı” gibi kullandıkları anlaşılan; çok sığ ve sınırlı dini bilgisine rağmen, âlimlik ve bilgiçlik havası atan İSMAİL NACAR, bir TV kanalına çıkarılıp (Fatih Altaylı’ya) şunları söylüyordu:
“Sağ veya sol, her iktidar ABD’ye yaranmak ve yaslanmak ihtiyacını duymuştu. Ama Erbakan’da bu yoktu…” (Zaten bu milli, haysiyetli ve cesaretli tavrı yüzünden hedef tahtasına konmuştu.)
“ABD’nin PKK’yı tasfiyeye karar verdiği anlaşılıyordu. Ve bu konuda AKP’ye destek veriyordu.” (Doğru, çünkü PKK siyasallaştırılıp, Kandil’den Meclis’e taşınıyordu. Ve 2. İsrail olacak Büyük Kürdistan projesinde, BOP Eş Başkanı olarak Recep Bey ve ekibi, taşeron olarak kullanılıyordu.)
Ve İsmail Nacar: “AKP çok akıllı bir dış politika izliyor, içte ve dışta hayranlık kazanıyor” diyerek açıkça AKP yalakalığı ve tabi Siyonizm’in propagandasını yapıyordu. Sn. Nacar, bütün bu girişlerden ve “rüşvet-i kelâm” cinsinden sözlerinden sonra asıl içindekini kusuyor ve “Erbakan Hoca’yı Abdullah Öcalan’la görüşme imkânları arayan Başbakan” olarak göstermek için:
• Yanlışlarla doğruları harmanlıyor,
• Kendi yorumlarını yaşanmış gibi aktarıyor,
• Hayallerle hakikatleri karıştırıyordu.
“Bizi alıp Başbakan’a (Erbakan Hoca’ya) götürdüler. Biz; Ordu, MİT ve diğer ilgili devlet kurumlarıyla ve koalisyon ortağı (Tansu Çiller Hanım’la) konuşup ortak bir karar alınmış olarak, benden: “Öcalan’la devlet arasında aracı olmamın isteneceğini” beklerken, Erbakan dönüp:
‘Madem gelmişsin, onlarla görüşürsen söyle, derhal silahı bırakıp teslim olsunlar, yoksa çok pişman ve perişan olacaklar!’ anlamında şeyler söyleyince, şaşırıp kaldım…” itirafıyla İsmail Nacar; Başbakan Erbakan’ın ve devlet organlarının, “APO’ya özel elçi sıfatıyla ve gayri resmi özel arabulucu rolüyle” kendisinin muhatap olacağını umarken… Veya malum merkezler, onu bu yönde doldurup kurgulamışken… Erbakan Hoca’nın böylesine ferasetli ve haysiyetli tarzı ve devlet adamlığı tavrı karşısında hayal kırıklığına uğruyor ve haddini hatırlıyordu. Yani Hoca, dış güçlerin ve işbirlikçi çevrelerin hazırladığı basit ve fasit senaryoları, böyle bir manevrayla boşa çıkarıyordu!..
Şimdi aşağıdaki şu değerli ve derinlikli tespitleri bir kere daha okumamız gerekiyordu.
“Bir zamanlar bizim mahallenin en suya sabuna dokunmayan tutucu, içe kapanık, tutuk Risale-i Nur geleneğinden gelen badem bıyıklı Müslüman yazarlarımız şimdilerde en kopuk, en demokrat, en Amerikancı ve İsrailci yazarlarla birlikte, aynı masa etrafında duruyorlar. Bizim mahallenin entelektüel, şair, yazar ve sınırlı çevresi olan İslamcı dostlarımız, şimdi AB ve ABD uğruna kavgacı oldular. Onlar, takvadan hiç ödün vermezlerken, şimdi şaraplarla, zinacılarla bir masa etrafında, bir gazete ortamında, bir panelde, bir ekranda her türlü zırvalarına katlanabiliyorlar.
Bizim mahallenin; o saf, temiz, her kötülükten ürken, kul hakkına riayet eden, gerektiğinde parka ve postal giyen, halkın içinden gelen genç kuşağa şimdilerde Mercedes arabalar yetmedi, Audiler, Jeeplerle fink atmaktalar. Bizim mahallenin radikalleri ki, onlar, siyaseti şirk sayar, Milli Görüş’e hakaretle bakan yöneticilerini ve taraftarlarını küfürle suçlarken şimdi en Amerikancılarla kol kola, yan yanalar! Siyaseti bir ucundan yakalayarak bir yere tutunma çabasındalar.
Bir zamanlar; İsrail propagandacısı ve Amerikancı gazetelerin satır aralarında gezinerek onların hıyanet ve rezaletlerini deşifre edenler, bugün kendileri o gazetelerin şeytani rolünü üstlenmiş bulunuyorlar! Bırakın satır aralarını, köşe bucak her yerde, alttan alta İsrail uşaklığı ve Amerikancılık yapmaktalar. Eski Amerikancılarla yeni Amerikancıların göstermelik meydan savaşında toz duman birbirine karışmış, göz gözü görmüyor. Kimi gazetelerimiz bir zamanlar Ariel Şaron’un kanlı vampir dişlerini her gün gözlerimizin içine sokarlarken, aynı zulme devam eden İsrail yöneticilerinin gülümseyen yüzlerini göstermekten çekinmiyorlar. Kur’an’dan ayetlerle, Siyonizm’i ve İsrail emperyalizmini hatırlatan, onları açıklayan ve halkımızı coşturup peşlerinden koşturan çığırtkanların çocukları bugün onlara hizmet sunuyorlar.”[3]
Refah Partisi eski Milletvekili Fethullah Erbaş’ın çarpıtmaları:
“Kürt Açılımı”nın ilk kez kendi partileri döneminde başlatıldığını belirten, bu kapsamda RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan Hoca’nın “aracılar vasıtasıyla Abdullah Öcalan’la görüştüğünü” söyleyen Fethullah Erbaş yanlış konuşmakta, Erbakan’ı karalamak için fırsat kollayan bazıları da bu konuyu çarpıtmaktadır.
PKK tarafından kaçırılan 8 askeri kurtarmak için 1996’da milletvekiliyken Zap’a giden Fethullah Erbaş’ın, Erbil’den yayın yapan Aknews ile İstanbul’da yaptığı söyleşide “ilk gayelerinin askerleri ailelerine kavuşturmak olduğunu, ardından diyalog süreci başlatıp örgütü dağdan indirmeyi hedeflediklerini” söylemesi ve;
“Biz, iktidara geldiğimiz ilk yılda açılımı planladık. Şimdiki iktidar yedi yıldır iktidarda ve yedi yıl sonra bu işe eğiliyor. Biz Doğru Yol Partisi (DYP) ile koalisyon yapmıştık. Hoca (Necmettin Erbakan) bir sene Başbakanlık yaptı ve düşürüldü. Hoca’nın birtakım planları vardı. Suriye’yle görüşüldü. Aracılar vasıtasıyla Öcalan’la görüşmeler de oldu. Öcalan önce makuldü. Sonra ne baskı gördü bilmiyorum, geri adım attı” şeklindeki sözleri de tamamen asılsızdı ve AKP’ye yaranmak ve meşruiyet kazandırmak amaçlı uydurduğu sırıtmaktaydı.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca Altınoluk’taki Cuma sonrası selamlaşma sohbetinde; “Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye’yi İsrail’in vilayeti yapmak olduğunu” vurgulamıştı.
Erbakan Hoca: AKP hükümetinin Kürt açılımını, İsrail’in oyunu olarak değerlendirip, Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye’yi İsrail’in vilayeti yapmak olduğunu, bütün memleket evlatlarının da bu konuda uyanık olması gerektiği çağrısını yapmıştı. Hükümetin de bu oyuna geldiğini belirten Erbakan, “Bunlarda yeterli devlet tecrübesi yok. Bunlar çoluk çocuk takımı. Avrupa’nın oyununa geliyorlar” diye uyarmıştı. Türkiye’nin çok kötü şartlar içine itildiğini, insanların ekonomik olarak zor günler geçirdiğini, siyaseten de bir çıkmazın içine sürüklendiğini, hükümetin dış güçlerin oyununa geldiğini ve Haim Nahum Doktrini’nin hayata geçirildiğini şöyle anlatmıştı:
“Siyonistler diyor ki: ‘Türkiye’yi İsrail’e bin yıldan beri vilayet yapmayı başaramadık. Beş sene Cihan Harbi’yle uğraştırdık. Ardından beş sene İstiklal Harbi’yle yıprattık, gene bunları yıkamadık. Öyleyse stratejimizi değiştiriyoruz.’ Türkiye’yi İsrail’e vilayet yapmak için harp yolunu bırakıp, zor, pahalı, meşakkatli yol yerine, ekonomik ve kolay olan şu yolu seçiyorlar. Nedir bu? ‘Türkiye’yi aç bırakacağız, işsiz bırakacağız, borca esir edip batıracağız, dininden uzaklaştıracağız, kamplara ayıracağız, sonra bunları birbiriyle çarpıştıracağız. Böylece güçsüz bırakıp İsrail’e vilayet yapacağız’ diyorlar. 80 senedir üzerimizde bu doktrin uygulanıyor. Bugün tatbik edilen politika budur. IMF, Türkiye’yi aç bırakıyor, işsiz bırakıyor, borca esir ediyor. Öbür taraftan Avrupa Uyum Komisyonu da bizi kendimizden uzaklaştırıyor ve bölüyor. Bunlarda yeterli devlet tecrübesi yok. Bunlar çoluk çocuk takımı. Avrupa’nın gözüne girmek için ‘Efendim, Avrupa bizim şimdi Kürt meselesi diye bir meselenin üzerinde çalışmamızı ve Sevr’e zemin hazırlamamızı istiyor’ diyemiyorlar. Bunun yerine kendilerini akıllı zannederek ‘Ahhh ey millet, siz ana acısını bilmezsiniz. Ey millet, bu terörü tarihe gömeceğiz’ diye halkı aldatacağını sanıyorlar. Bana bak yaaa, sen ağzındaki baklayı çıkarsana. ‘İlle Kürt meselesi diye, Türkiye’nin bölünmesini istiyorlar. Bu yolda çalışmamızı dayatıyorlar’ gerçeğini ortaya koysana! Bunlar dış güçlerin kışkırtması ve Haim Nahum planıdır. Türkiye’yi bölmek için oynanan oyunlardır. Böyle Türk-Kürt diye, ayrım diye bir meselemiz yok. Kürt-Türk birbirimizin kardeşiyiz. Tek bir milletiz, tek bir ümmetiz. Tarih boyunca da birbirimizle kardeş gibi yaşamışız. Avrupalı bizi bölmek için böyle şeyleri çıkartmak istiyor, alet olmamak lazım. Bu sebepten bütün memleket evlatlarının uyanık olması, dış güçlerin oyununa aldanmaması lazım. Yöneticilerin de bilhassa onlara alet olmamaları lazım.”
Oysa Fethullah Erbaş 6.11.2006 tarih ve 622 sayılı Aksiyon dergisindeki Fatih Uğur’la röportajında Kuzey Irak’a Hoca’dan ve parti kurmaylarından habersiz gittiğini açıklamıştı:
Soru: Erbakan’ın tavrı ne oldu bu durumda?
F. Erbaş: “O hadisede Hoca’nın hiçbir şeyi (bilgisi ve haberi) olmadı. Partide yönetici değil, sadece milletvekiliydim. PKK ile görüşme, partinin yıpranmasına sebep olacaktı. Hoca hiç bırakır mı gideyim?”
Soru: Nasıl gittiniz o zaman?
F. Erbaş: “O sırada Doğu bölgesinin sorumlusuydum. Şırnak’ta il başkanı seçimi vardı. Oraya giderken aileler yine geldiler. Valla, dedim, ben Şırnak’a gideceğim, sizinle ilgilenemem. Onlar benden önce gitmişler Şırnak’a. Basın da orada tabii.”
Soru: Bu arada Demirel’le ilginç bir telefon görüşmeniz var. Sonradan sizin için Demirel gönderdi deniyor mesela?
F. Erbaş: “Demirel, Belediye Başkanlığımdan beri beni biliyor. Ama telefonla konuşacak kadar samimiyetimiz yok. Telefonun düğmelerinden birine bastık: ‘Alo efendim.’ Tabii ahize dışarıya ses veriyor. Yanlış basmışız. Demirel, ailelerden bahsediyor. ‘Gözlerinden öperim, ilgilenmişsin. Teşekkür ederim.’ mealinde sözler söylüyor. Havaalanında Milletvekilleri şahit oldu konuşmaya. Hadise gelişince herkes, Erbaş’ı zaten Demirel görevlendirmişti, dedi.”
Soru: Erbakan Hoca ne dedi?
F. Erbaş: “O zaman Mustafa Kalemli Meclis Başkanıydı, bana; ‘Derhal istifa edeceksin’ dedi. ‘Bir Türk parlamenterinin terör örgütüyle temasta olmasını biz kabul edemeyiz. Seninle aynı çatı altında olmak istemeyiz.’ İyi dedim, ses etmedim. Geldik partiye. Doğu Milletvekilleri, batı vekilleri, hepsi bana mesafeli duruyor. Aramızda duvar var sanki. Sadece Şevket Bey (Kazan) gelip beni yukarı çıkardı ve bu zor durumdan kurtardı. Bana: ‘Kimseyle konuşmayacaksın. Beyanat vermeyeceksin. Sen kötü bir şey yapmadın’ dedi. Tabi Adalet Bakanı, moral verince, nefes aldım.”
Soru: Partili arkadaşlarınız ne diyor bu duruma?
F. Erbaş: “Grup toplantısında bir milletvekili çıktı kürsüye. ‘İçimizdeki Lawrence’lar böyle böyle yapıyor.’ (Bekir Sobacı demişti.) 158 kişinin büyük kısmı sessizdi. İstifa baskıları geliyor. Kaçacak delik arıyorum. Türkiye’den gideyim. Almanya ziyareti çıktı o arada. Çıktım gittim. On gün sonra Fethullah Erbaş kaçtı diye yazı yazmış bir gazete.”
O gün bunları itiraf eden Fethullah Erbaş’ın bugün “Erbakan Hoca aracılar vasıtasıyla Öcalan’la görüştü” demesi açıkça iftiradır ve kendi kendisini yalanlamadır. Bu arada Şevket Kazan’ın sinsi niyetini ve gizli mahiyetini de açığa vurmaktadır.
Öcalan’la Erdoğan’ın Siyonist patronları aynıydı!
Abdullah Öcalan bir lafıyla PKK’yı ayağa kaldırdı. Türkiye’ye geri dönüşü başlattı. Kürt açılımına ivme kazandırdı. Ayrıca Açılımda, gerçek patronun kim olduğunu herkese ispatladı. “DTP’nin (o günkü BDP’nin) Erdoğan’a, Öcalan ile konuşulması gerektiğini” boşa söylemediğini âdeta ispat eder gibi davrandı. Şimdi ümitler arttı. “Acaba PKK gerçekten Kandil’i bırakacak mı?” soruları giderek yaygınlaştı. Öcalan, “PKK benden sorulur ve benim dediğim olur. Son sözü ben söylerim” demeyi başardı. DTP (yani BDP), Kürt açılımı konuşulurken kendilerinin değil asıl muhatap olarak Abdullah Öcalan’ın alınması gerektiğini söylerken bazılarını kızdırmışlardı. Öcalan da sanki partinin bu yaklaşımının çok doğru olduğunu göstermek ister gibi davrandı. Bir mesajıyla Kürt açılımına önemli bir destek sağladı. Bu durum açıkça Öcalan’la Erdoğan’ın aynı odaklardan talimat aldıklarını ortaya koymaktaydı.
AKP Hükümetinin DTP’ye (o günkü BDP’ye) verdiği garantinin perde arkası!
Dolaylı, dolaysız, yazılı, sözlü, imzalı, mühürsüz, artık emin olduğumuz bir başka gerçek vardı: Apo ile devletten birileri görüşüyordu ve bu milletten uzun zaman gizleniyordu. Hükümetten gelen açıklamalar ile Apo’nun dağdakilere çağrısı üst üste düşüyor ve bundan bir sonuç çıkıyordu. Hükümet Kürt açılımını özünde Apo ile birlikte yürütüyordu. DTP’nin (BDP’nin) arkasında Apo vardı. Hükümet, Apo ile DTP (BDP) üzerinden konuşuyordu. Dağdakiler 2009’da Habur Sınır Kapısı’na gelmeden önce, İçişleri Bakanı Beşir Atalay DTP’ye (BDP’ye) güvence veriyor: “Merak etmeyin, gelenler tutuklanmayacak” diyordu!? Bu tek başına bir Bakanın verdiği söz değil, Devlet sözü oluyordu. Bu söz pratiğe geçiriliyor ve Terörle Mücadele Yasası uygulanmıyordu. Yani: 1- Dört günlük gözaltı süresi kaldırılıyor. 2- Kolluk güçleri devreden çıkıyor, ifadeleri doğrudan savcılar alıyordu.
Çok sayıda DTP yöneticisine göre onlara verilen diğer söz: “Gelenler pişmanlık yasasından yararlanmayacak. Doğrudan serbest bırakılacak” deniyordu. Açılım planının bir sonraki aşaması için bir DTP’li: “Gelenler serbest bırakılırsa, dağdan inişin daha hızlı olacağını” söylüyordu. Bu da DTP-İmralı-Kandil üçgeninden hükümete verilen söz oluyordu.
Açılımın ilk adımları, PKK’lılara affın başlangıcıydı. Ya Kandil’deki lider kadrosu? Onlara da Norveç, siyasi sığınma hakkı tanıyacağına söz veriyordu. Bu da, açılıma AB sözü ve garantisi sayılmıştı. Yani işin aslı, PKK’yı meşrulaştırma süreci yaşanmaktaydı. Kandil’den gelenleri güya sorgulayıp serbest bırakan savcılar ve yargıçlar, gerçekten ilgili konulara ve vicdani kanaatlerine göre karar verecek kadar bağımsız mıydı? Bunların bu yönde karar vereceklerini AKP ve DTP yetkilileri, daha önceden nasıl biliyor ve birbirlerine garanti veriyorlardı? Yoksa hukuk ve hukukçular, iktidarın ve etkili odakların “kitabına uydurma” araçları mıydı? Bu soruların yanıtlarını arayan ve kafaları karışan halkımız haksız mıydı?
Patron dış odaklardı, Apo da AKP de piyonluk yapmaktaydı!..
1995 CIA raporunda: “Türkiye, dünya devletleri arasında en fazla çökme riskine sahip ülke” gösteriliyordu. Nokta dergisinin haberine göre:
“Türkiye’nin Güneydoğu’sundaki Kürt sorununun çözümü, ABD’nin önerdiği federalizmle mümkündür” deniyordu. O sırada Paul Henze, Türk basınına verdiği demeçlerde, “Sevr’in gereği Türkiye’de federasyonlar oluşmasını” öneriyordu. 1996 yılında İngilizlerin meşhur futbol dergisi World Soccer, Dünya Kupası Fikstürlerinde “Kürdistan Milli Takımı”na yer veriyordu. Oysa böyle bir ülke bulunmuyordu. Anadolu Ajansı’nın haberine göre 2001 yılında Kuzey Irak’ta PKK ile ASALA gizli bir görüşme yapıyordu. Ermeni teröristleri, ASALA Başkanı Simon Zakaryan ve siyasi büro şefi Vazgen Petrosyan temsil ediyordu. ASALA’cılar PKK’nın Türkiye’ye yönelik saldırıları durdurmalarından rahatsız olduklarını ve terörü yeniden başlatmamaları halinde bütün dünyada yalnız ve yardımsız bırakılacaklarını söylüyordu.
APO, 2003 yılında avukatları aracılığıyla şu yol haritasını açıklıyordu:
1- Kürtçe yayın ve eğitime ve Kürt kimliğinin resmen tesciline yönelik demokratik adımların atılması ve gerekli yasaların çıkarılması
2- Koruculuğun kaldırılması
3- Dağdakilerin ve sürgündekilerin dönüşüne imkân sağlanması
4- Kürtlerin ve PKK’nın demokratik ve siyasi haklarının tanınması
Yani bu açılımlar Siyonist mutfaklarda pişiriliyor, AKP’lilere sadece servis garsonluğu düşüyordu. Ama siyasi rant geliri yani garsonluk bahşişi paylaşılamıyordu!
Otuz dört kişi dağdan inince, Amerikan taparlar bu başarıyı(!) bölüşemiyordu. Bir taraf “Bu doğrudan doğruya AKP iktidarının başarısıdır” diye böbürlenirken öbür taraf “Hadi oradan, bu bizzat Öcalan’ın talimatıdır” diyordu! Yıllardır asgari müştereklerde bir türlü buluşamayan taraflar öyle anlaşılıyor ki bu defa da başarının(!) kime ait olduğu konusunda fikir birliğine varamayarak yeniden birbirlerine düşmüş görünüyordu. İnsanların dağdan inmeye karar vermelerini, yanlışlık ve haksızlıklarını fark edip normal hayatlarına devam etmelerini kuşkusuz herkes istiyordu. Ancak, otuz dört kişi dağdan inince olayı böylesine büyütüp, hemen başarıya(!) sahip çıkma yarışına kalkışmak da mide bulandırıyordu. Özellikle de bunu iktidarın bir başarısı(!) olarak takdim gayretkeşliği içine girenlerin tavrı bir aşağılık kompleksini yansıtıyordu. İmralı sakini, kimlerin dağdan ineceği konusunda âdeta tek tek isim sayarken kalkıp “Bu doğrudan doğruya hükümetin başarısıdır” demek ne kadar inandırıcı oluyordu?
Öcalan Hz.leri (!): “Falan, filan; bir de şunlar dağdan insinler” diye emretmemiş olsaydı, PKK’lıların Erdoğan’ın çağrısına uyacaklarını söylemek kargaları bile güldürüyordu.
Milli Gazete kaçkını, o süreçte AKP yalakası ve Apo şakşakçısı Yeni Şafak yazarı Hakan Albayrak, “Gelenleri pişman etmeyelim” yazısında şunları söylüyordu:
“Gerçekten olmuyor böyle. ‘Dağdan iniyorum, teslim oluyorum’ diyen PKK’lıyı bile terörist diye anmamak lazım. Hatta, bu barış sürecinde, dağdaki PKK’lılar hakkında konuşurken/yazarken bile daha dikkatli bir dil kullanmak lazım. Barış istemiyor muyuz? Yeni bir sayfa açmak istemiyor muyuz? İstiyorsak, bunu belli edelim. Gelenleri geldiklerine pişman etmeyelim. Gelmeyi düşünenleri gelmekten vazgeçirmeyelim. Bugünlerde Türkiye yine büyük bir imtihandan geçiyor. Bu imtihanı hep beraber başarıyla verebilirsek, dağlarda güller açacak inşaallah. Mahmur Kampı’ndan gelen vatandaşlarımıza ve barışa bir şans tanımak için dağdan inip teslim olma ferasetini, basiretini, cesaretini gösteren PKK’lılara ‘Hoş geldiniz’ diyorum. Yakınlarının, akrabalarının gözü aydın.”[4]
Peki, ey kalpleri karanlık, kalemleri kiralık sahtekârlar! Milli Çözüm Ekibini; “Ergenekon Terör Örgütünün Dinci Kanadı” diye suçlayıp sataşırken niye hiç sıkılıp sakınmıyordunuz?
Bülent Arınç’ın yılışık yaklaşımı
Dönemin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 2009 Ekim’inde Şırnak Valiliğini ziyaretinin ardından Belediye Başkanı Ramazan Uysal’ı makamında ziyaret etmiş ve belediyeler arasında ayrım yapmadığını ve DTP’li bir Belediye Başkanının da halkın seçtiği Belediye Başkanı olduğunu söylemişti. Bülent Arınç, Türkiye’ye Irak’tan gelenler arasında bulunanlardan birinin macerasını okuduğunda çok üzüldüğünü şöyle belirtmişti:
”Küçük çocuğu 1 yaşındayken ailesini terk edip dağa çıkan bir kadının hikâyesi… Bunlar Türkiye’de yaşandı. Artık yaşanmasın. Bütün arzumuz budur. Herkes çocuğuna kavuşsun. Herkes evinde eşiyle, ailesiyle özgürlük içerisinde, huzur içerisinde, birlik, bütünlük içinde olsun. Amacımız budur. Akan kan devam etmesin. Akan kan, gözyaşı dursun. Aynı dava, aynı çizgi yolunda birlikte kardeş olarak bin yılımızı geçirdiğimiz insanımıza karşı elbette kucağımızı açmak zorundayız. Çanakkale Harbi’nde Diyarbakırlı Mehmet’in kolunda Manisalı Ahmet can vermişse ve bugün kucak kucağa yatıyorsa, bu bizim bin yıllık, belki daha fazla birlikteliğimizin en önemli göstergesidir.”
O süreçte Bakan olan Arınç, şu anda Anayasanın bir veya iki maddesini bile değiştirmenin mümkün olmadığını, bir anayasa değişikliğine karşı çıkıldığını, oysa anayasayı demokratik ve özgürlükçü bir gözle elden geçirmek gerektiğini belirterek, şunları söylüyordu: ”Bunu biz yapamazsak başkası yapacak. Bugün yapılmazsa yarın mutlaka yapılacak. Çünkü bu elbise maalesef artık bu Türkiye’yi sıkıyor. İnsan elbisesinin içinde rahat etmek ister. Hep yasaklarla bu iş olmaz. Bütün demokratik ülkelerde özgürlük esastır, yasaklar istisnaidir. Bizde yasaklar saymakla bitmiyor, özgürlük ara ki bulasın. Böyle şey olmaz. Bunlar ileride olacak, mutlaka olması lazım. Şu gün geldiğimiz noktayı biri 10 sene evvel söylese, ‘Sen rüya mı görüyorsun kardeşim?’ derlerdi. 20 sene evvel biri söylese, ‘bu adam aklını kaçırmış!’ derlerdi.”
Evet, Bay Bülent Arınç, siz “Tek çare demokratik özerklik!” diyen DTP (BDP) ve “Demokratik Federalizm” hedefleyen PKK’nın Türkiye’yi parçalamasına taşeronluk yaptığınız için, hem aklınızı hem ayarınızı kaçırmışsınız ve tabi sonuçlarına da katlanacaksınız! Kürt açılımına “ahlâk ve şefkat” katan Bay Bülent Arınç, 23 Ekim 2009 günü, katil İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabi Levi’yi bir saat ağırlayarak, “Siyonist vahşetini gösteren Ayrılık dizisindeki bazı rahatsız edici sahnelerin TRT tarafından makaslanacağı” vaadinde bulunmanız da Milli Görüş gömleğini soyunduktan sonraki ayarınızı ve sahte kahramanlık damarınızı açığa vurmaktaydı. Çünkü Siyonist Gabi Levi “oldukça tatmin olmuş ve memnun kalıp umduğunu fazlasıyla bulmuş” olarak yanınızdan ayrılmıştı.
1860 yılında Suriye’den Alanya’ya kaçan Kripto Sabatay Ahmet Neşşar’ın (Denizli Milletvekili Ahmet Uğur Neşşar’ın dedeleri mi?) kızı Raziye’nin, Bergama dönmelerine gelin gitmesiyle doğan kızı Sevdiye Hanım’ın nesi olduğunu, Bülent Arınç’a sormak lazımdı. Bu Bergama Yahudileri, İsrail Büyükelçisi Levi’nin ve CHP Manisa Milletvekili Mason Şahin Mengü’nün de ortak akrabaları mıydı!? Ve Sn. Bülent Arınç’ın oğlunun düğününe İsrail Büyükelçisi Levi’nin şeref konuğu gibi katılması, acaba derin bir akrabalık bağı mıydı, yoksa sadece siyasi bir gönül yakınlığı mıydı?[5]
Bütün bunlar bize şu ayeti hatırlatmıştı:
“(Bu münafıklar) İman edenlerle karşılaştıklarında (sadık din ve dava ehliyle bir arada bulunduklarında): ‘Biz de iman etmiş kimseleriz (ama İslam’a hizmet için kâfirlerle zahiren işbirliği görüntüsü vermekteyiz; sakın bizden şüphelenmeyiniz!)’ derler. (Ancak) Şeytanları (ve şer odaklarıyla gizlice buluşup) baş başa kaldıklarında (ise); ‘Şüphesiz biz (asıl) sizinle beraberiz, (sizin hedeflerinize hizmet etmekteyiz.) Biz (mü’min ve Müslüman kesimleri sadece idare ve) istihza etmekteyiz’ (zira ‘onların desteğini almak mecburiyetindeyiz’) derler.” (Bakara: 14)
- www.millicozum.com – 25.09.2013
- Vatan – 14.08.2013
- Milli Gazete / Ali Haydar Haksal
- http://www.milligorusportal.com/newreply.php?do=newreply&noquote=1&p=337389#_ftn1
- Bak: http://www.turkishnews.com – 11.08.2013

“(Öyleyse) Sizin (bâtıl) dininiz (ve düzeniniz) size, Benim (Hakk) dinim (ve Adil Düzenim) Bana” (aittir. En azından, herkes birbirlerinin temel insan haklarına saygı göstermeli, birlikte ve barış içerisinde yaşamaya gayret etmelidir.)
Kafirun suresinde anlatılan onurlu ve dimdik bir duruşun timsali olan aziz Erbakan hocamız gibi bir lideri, kendi ihanet girişimleri olan açılım saçılım girişimlerine alet etmeye çalışanlar ne kadarda aciz varlıklardı.
Türk- Kürt kardeşliğini İslam potasında birleştiren Milli Görüş Lideri Prof Dr Necmettin Erbakan Hocamız BOP’cuları BOP projelerinin Türkiyedeki taşeronlarını açıkca deşifre etmiştir. Konferans ve mitinglerinde Siyonizmin bin yıllık mikrop olduğunu Önce Büyük Kürdistan ve Arkasından sözde büyük İsrail kurmak istediklerini dile getirmişti. Onun zamanında ilk icraat olarak Çekiç gücün Türkiyeden kovulması ve ABD üstlerinin kapatılması hazmedemeyen Şeytani güçlerin içimizdeki taşeronlarına yani Milli Görüş kaçkınlarına AKP’yi kurdurmuşlardı. Şimdi bu kaçkınlar hala Erbakanı karalayarak dış güçlerin gözüne girmeye çalışmaktalardı. Ama Erbakanı savunan Milli Çözüm dergisinin tüm şerefi Erbakana olan bağlılığını yani sadaketini unutuyorlardı. Çok şükür ki Milli Çözüm varda sizlerin ayarını amacını ve bağlı olduğunuz köklerinizi ortaya koyarak Hakikate tercümanlık yapmaktadır.Allah başta Ahmet Akgül üstadımızdan ve emeği geçenlerden razı olsun.
Erbakan’ın da Apo ile görüşmeler yaptığı” iddiaları tam bir sahtekârlıktı.
Ne kadar münafık tayfa varsa , Erbakan Hoca’ya Melaneti sürmek ister..
“Apo açılım” Sürecinde elı kanlı katille pazarlık yapıyor, af buyurun günahını Hocaya yüklemek istiyorlarlar! vay..
Erbakan Hocamız Tüm Türkiye’nin bölgelerini , kariş karış ağır sanayii hamlesini başlattığında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde de, her siyasi partililer gibi Elbette o yörenin halkı ile Kanaat önderleri ile dernek Vakıflar la görüşmesi çalışması olmuştur , “Apo ile görüştü” Demek tam bir sahtekarlıktır..
Siyonist şebeke tüm kuklalarını devreye sokmuş durumdaydı. Kck Eşbaşkanı Cemil Bayık’tan İsmail Nacarı’na, içimizdeki lawrence Fethullah Erbaş ve tüm işbirlikçileri patronlarından aldıkları emir gereği Akp’nin ihanetlerini meşrulaştırabilmek için Merhum Erbakan Hocamızı istismar ederek ihaneti’de Erbakan’a yıkma peşindelerdi.
Peki; Milli Görüş Hareketinin siyasi temsilcisi olan SP yetkilileri ve kurmayları, yetmez Merhum Erbakan Hocamızın evladı olan Fatih Erbakan’ın Genel Başkanı olduğu Yeniden Refah yetkilileri ve Kurmayları neden ses çıkartmazlardı. Acaba Siyonizm’in Erbakan’ı iktidardan uzaklaştırmak yetmez üzerine beton dökmemiz lazım ( her ne kadar vefat etmiş olsa da Adil Ekonomik Düzen, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya Planları asla devreye girmemeli ) projesine direk veya dolaylı hizmet mi ediyorlardı?
Açılım Saçılım İhanetlerine, Erbakan Hocayı ortak etmeye çalışanların acı akıbeti!
Cemil Bayık teröristinin, çakma İslamcı, İsmail Nacar’ın, Milli Görüş kaçkınları, Fetullah Erbaş, Hakan Albayrak ve Bülent Arınç gibilerin ortak fitnesi ve iftiraları Erbakan Hocayı bu açılım saçılıp ihanetine ortak etme teraneleriydi. Çünkü hepsinin de yularları aynı Siyonist odakların elindeydi! Ne kadar profesyonel yalan ve iftiralar düzseler de Milli Çözüm Üstadı, bu uşakcıkların tüm iftiralarını ispatları ile ortaya koyarak ipliklerini pazara çıkarmıştır!
Bu işbirlikçi ve kiralık ağızlar, AKP iktidarına yalakalık yaparak gerçekte Siyonizm’e hizmet ediyorlardı.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca Altınoluk’taki Cuma sonrası selamlaşma sohbetinde; “Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye’yi İsrail’in vilayeti yapmak olduğunu” vurgulamıştı.
O gün bunları itiraf eden Fethullah Erbaş’ın bugün “Erbakan Hoca aracılar vasıtasıyla Öcalan’la görüştü” demesi açıkça iftiradır ve kendi kendisini yalanlamadır. Bu arada Şevket Kazan’ın sinsi niyetini ve gizli mahiyetini de açığa vurmaktadır. Şevket Kazanın, Erbakan Hocamıza rağmen, Fetullah Erbaşa sahip çıkması da gözlerden kaçmıyordu.
SP Genel başkanı Mahmut Arıkan’ın “…Sayın Bahçeli’ hakikaten risk aldı. Yani ben o noktada Sayın Genel Başkanı tebrik ediyorum. Böyle kolay yapılacak bir şey değil. Alınacak bir risk değil, aldığı risk…” Mahmut Arıkan’ın Devlet Bahçeli’yi tebrik ettiği tebrik risk neydi? “…Teröristbaşının tecridi kaldırılırsa gelsin Türkiye Büyük Millet Meclis’inde, DEM Parti grup toplantısında konuşsun…” demesiydi! Ve şimdi sizler Erbakan Hocamızın işbirlikçilerin “bu terörü tarihe gömeceğiz” sözlerindeki “asıl amacın Türkiye’yi İsrail’in vilayeti yapmak olduğu” uyarılarına rağmen “Teröristbaşı Meclise gelsin konuşsun” diyen Devlet Bahçeliyi aldığı riskten dolayı tebrik eden Mahmut Arıkan’ı 2. Erbakan diye ilan eden Milli Görüşçüler ne yaptığınızın farkında mısınız!!!
“(Bu münafıklar) İman edenlerle karşılaştıklarında (sadık din ve dava ehliyle bir arada bulunduklarında): ‘Biz de iman etmiş kimseleriz (ama İslam’a hizmet için kâfirlerle zahiren işbirliği görüntüsü vermekteyiz; sakın bizden şüphelenmeyiniz!)’ derler. (Ancak) Şeytanları (ve şer odaklarıyla gizlice buluşup) baş başa kaldıklarında (ise); ‘Şüphesiz biz (asıl) sizinle beraberiz, (sizin hedeflerinize hizmet etmekteyiz.) Biz (mü’min ve Müslüman kesimleri sadece idare ve) istihza etmekteyiz’ (zira ‘onların desteğini almak mecburiyetindeyiz’) derler.” (Bakara: 14)
GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMAK GİBİ BİR HUYU VARDIR. GERÇEKLERİ DE MİLLİ ÇÖZÜM YAZAR. BATILIN BEYNİNİ PARÇALAR BİTİRİR.
ENBİYA SURESİ 18. AYETİ KERİME RABBİMİZ ŞÖYLE BUYURUR;
Hayır, aksine; doğrusu Biz Hakkı Bâtılın tepesine fırlatırız, O da onun beynini parçalayarak mahvedip bitirir. (Kur’an’a, Resulüllah’a ve insan haklarına dayalı hayır ve huzur sisteminin ana hatlarını ve Siyonizm’in perde arkasını sadık kullarımızla topluma bildiririz, böylece inkârcı zalimleri deşifre edip deviririz. Ardından) Bir de bakarsın ki, o (bâtıl ve barbar rejimler, zalimler ve işbirlikçiler yıkılıp) yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı; “sözünde durmaz, süper güçlerle başa çıkamaz” gibi zanlardan ve) nitelendirdiğiniz yakışıksız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size! [Not: Beyni parçalanan ve fikriyatı boşa çıkarılan bâtıl ve barbar sistemin, geri kalan görkemli gövdesinin çökmesi ve çözülmesi artık kolay ve kaçınılmaz olacaktır.]
https://www.mealikerim.com/21/enbiya/18
AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN 1980 YILINDA TRT DE YAZARLAR SORUYOR PROGRAMIN DA ;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980) YENİ BİR DEVRİN BAŞLAMASI İLE İNŞALLAH ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULACAKTIR.
ERBAKAN SEVGİSİNDE SAMİMİ İSENİZ DİN VE BAŞKA İSTİSMARLARIN YAPILAMAYACAĞI VE SAHTE KAHRAMANLIKLARIN SON BULACAĞI ADİL DÜZEN PROJELERİNİ GETİRME GAYRETİ YANİ KISACA ERBAKAN’IN DEVAMI EN SADIK TALEBESİ VE TAKİPÇİSİ OLAN MİLLİ ÇÖZÜM PROJELERİNİ HAYATA HAKİM KILMA GAYRETİ GÖSTERSENİZE!!?? HADİ DAHA KISALTAYIM: ABD’Yİ DOST GÖRMEK YERİNE ERBAKAN’IN SADIKLARINI DOST GÖRMEYE VE GEREĞİNİ YAPMAYA VAR MISIN?!
Açılım Senaryosu vb. Batıla Şeytana veya insanlığın yararına değil zararına olabilecek projeler vb.lerine sıkıştıklarında ERBAKAN ismini istismar ederek maksatlarına erişme gayreti güden EY İŞBİRLİKÇİLER soruyorum size:
Madem Erbakan Hocayı çok sever görünerek onun projeleri insanlık için faydalı projelerdir gerçeğini perde gerisinde tescillerken şu projeleri neden gündeminize almazsınız hiç:
D8 projeleri resmiyete geçirildiği halde(1997 de) bunu canlandırma gayreti yerine AB’ye girmek için can attığınız kadar neden resmiyetteki D8 leri canlandırmazsınız ?
Erbakan Hoca üretimden yana 70li yıllarda 200 tane ağır sanayinin temelini atıp 80 tanesinin açılışını yapmıştı geri kalanlarına hükümetin ömrü vefa etmemişti hadi üretim namına Erbakan’ın projelerini hayata geçirme gayreti gütsenize?
Erbakan Hocanın islam Birleşmiş Milletleri-İslam Natosu – İslam Dinarı – İslam Kültür İşbirliği Teşkilatları – İslam Ortak Pazarı gibi projeleride vardı haydi madem o kadar samimisiniz Erbakan projelerinden olan bu projeleride hayata geçirmek için gayret etsenize?!
Erbakan Hocanın ADİL DÜZEN PROJELERİNİ (Adil Ekonomik Düzen – Adil Siyasi Düzen – Adil Ahlaki Düzen – Adil İlmi Düzen ) sömürücü faizci kapitalist düzenden çıkıyorum deyip Adil Düzen’i ilan ediyorumun gayretlerini göstersene?!
Erbakan Hoca ABD – AB – İSRAİL -İNGİLTERE gibi Siyonistlerin işbirlikçilerinin fikirlerine kökten karşıydı sende karşı olup Erbakan Hoca’nın bu gayretlerini taklit etsene?!
Erbakan Hoca TSK’YI FİLİSTİN’E gönderen tek liderdir hadi sende gönderebilsen ya Erbakan Hocayı bu şekilde taklit etsen ya?!
…… Say say bitmez….Erbakan Hocayı, kötü emellerinize alet etmek istismar etmek yerine yukarda yüzde birini saydığım Erbakan – Milli Çözüm Projelerine gayret ve çaba gösterip ERBAKAN’I İSTİSMAR ETSENİZ YA !!!??
Ölüm gelmediği müddetçe herkesin hala fırsatı vardır: Yollarınızı Haktan halktan hayırdan yana tercihten yana bulunmak ya da Batıl’dan ve İşbirlikçilerin kötü emellerine projelerine alet olmaktan yana tercihte bulunmak!… Haktan yana gayret te bulunmayanlar, Batıl’dan yana gayrette bulunmasalar sessiz kalsalar bile Batıldan taraf olmuş gibi hesaba çekileceklerdir.
Şükürler olsun ki MİLLİ ÇÖZÜM var !
Siyonist şeytanlar bütün hünerlerini sergilerken, gerçekleri hakikati herdaim en gür sesle karşılarında buluyor…
Her zaman yaptıkları gibi 1996 yılının ilk yarısında yapılan hainlikleri Refahyol’a yani Erbakan Hocamıza yıkmaya çalışan içeri ve dışarıdaki hainler 6 Mayıs patlatılan bomba ile süreç kapandı diyor Cemil Bayık teröristi, ama bu teröriste Erbakan 28 Haziran 1996’da başbakan oldu diyen yoktu. Erbakan hükümetinden önceki Anayol hükümetinin hainliğini Erbakan’a yıkmaya çalışıyordu.
Hainliklerine ak ve pak olan Erbakan Hocamızı kendilerine kılıf olarak geçirmek isteyen içerideki hainlere, işbirlikçilerine ve dışarıdaki PKK’nın azılı elebaşlarının suratlarına ne olduklarını ve yapmak istediklerini bir bir anlatan Milli Çözüm oyunlarını deşifre etmekte ve bozmakta idi.
Açılım saçmalığında cumhur ittifakıda, Öcalan’ıda, dışarıdaki AB-ABD’si, işbirlikçileride hepsi aynı patronların farklı figüranları olarak hepside üzerine düşen vazifesini layıkıyla yerine getirmeye çalışmakta idi.
Hamdolsun ki Milli Çözüm Dergisi ve Üstad Ahmet Akgül varlar. Milli Çözüm istismar savardır. Ne Milli vicdanlı Atatürk’ü batı kulüp kafalı, devrim simsarı Kemalistlerin istismarına ne de Milli vicdanlı, ilim ve bilim adamı, gerçek bir vatansever devlet adamı olan Erbakan Hocamızı siyonizme uşaklık eden Tayyibizm savunucusu din istismarcılarının istismarına müsaade etmemiştir.
Birinci ve ikinci çözüm süreçlerinin başlatanı BOP’un kurgulayıcısı siyonizt ABD, AB ve İsrail terör örgütüdür. Akp ve başkanına Bop eşbaşkanlığı görevi Haim Nahum Planı doğrultusunda tevdi edilmiştir.
Haim Nahum Doktirini:
Türkiye’yi ;
1-Aç, işsiz bırakıp, borca esir edip batırmak.
(IMF ve mevcut faiz sistemi ile Türkiye’yi aç bırakıyor, işsiz bırakıyor, borca esir ediyor)
2-Dininden uzaklaştırmak.
(Avrupa Uyum yasaları ile toplum dinimizden ve temel aile yapımızdan uzaklaştırılıyor)
3-Kamplaştırıp ayırmak, sonra bunları birbiriyle çarpıştırmak.
(Çözüm Süreci ve Kürt Sorunu ifadelerini dillendirerek son zamanlarda da Katil Apo yu kurucu önder gösterek yapılıyor)
Bop eşbaşkanlığı anayasanın verdiği bir görev değildir. Anayasanın vermediği bu görevi icra edenler, ülkemizin bağımsız bütünlüğüne kastedenlerdenlerin acı akıbeti için “sabah yakın değil mi?” Bizce çok ama çok yakındır.
Hûd 81
(Melekler) Dediler ki: “Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar kesin olarak sana (ve konuklarına) ulaşamazlar (ve zarar veremezler). Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık). Sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın başka. (O da fasıkların işbirlikçisidir!) Çünkü onlara (inkârcı ve isyancı sapkınlara) isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara va’ad olunan (azap) sabah vaktidir. (Ve artık) Sabah da yakın değil midir?”
“Ey millet, bu terörü tarihe gömeceğiz’ diyerek Türkiye’yi bölmek için oynanan oyunları ve Türkiye’yi İsrail’in vilayeti yapma projelerini tebrik eden Mahmut Arıkan’ı 2. Erbakan diye ilan edenlere!
Erbakan Hocamız Altınoluk’taki Cuma sonrası selamlaşma sohbetinde; AKP hükümetinin Kürt açılımını, İsrail’in oyunu olarak değerlendirip, Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye’yi İsrail’in vilayeti yapmak olduğunu, bütün memleket evlatlarının da bu konuda uyanık olması gerektiği çağrısını yapmış ve şunları söylemişti:
“Ey millet, bu terörü tarihe gömeceğiz’ diye halkı aldatacağını sanıyorlar. Bana bak yaaa, sen ağzındaki baklayı çıkarsana. ‘İlle Kürt meselesi diye, Türkiye’nin bölünmesini istiyorlar. Bu yolda çalışmamızı dayatıyorlar’ gerçeğini ortaya koysana! Bunlar dış güçlerin kışkırtması ve Haim Nahum planıdır. Türkiye’yi bölmek için oynanan oyunlardır. Böyle Türk-Kürt diye, ayrım diye bir meselemiz yok. Kürt-Türk birbirimizin kardeşiyiz. Tek bir milletiz, tek bir ümmetiz. Tarih boyunca da birbirimizle kardeş gibi yaşamışız. Avrupalı bizi bölmek için böyle şeyleri çıkartmak istiyor, alet olmamak lazım. Bu sebepten bütün memleket evlatlarının uyanık olması, dış güçlerin oyununa aldanmaması lazım. Yöneticilerin de bilhassa onlara alet olmamaları lazım.”
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan 2 Aralık 2025 tarihinde Ekol TV’deki Nagehan Alçı İle Tartışma Zemini programına katılmıştı.
Nagehan Alçı:
“…Siz çözüme gidene kadar çok ciddi siyasi riskler almalısınız…” demiş ve Mahmut Arıkan’a sormuştu:
“…Dediniz ki iktidar yeterince bu işi sahiplenmiyor. Arka kapı diplomasisi yürütmüyor. Siz Saadet Partisi olarak ne bekliyorsunuz?”
Mahmut Arıkan ise cevaben: “…Sayın Bahçeli’ hakikaten risk aldı. Yani ben o noktada Sayın Genel Başkanı tebrik ediyorum. Böyle kolay yapılacak bir şey değil. Alınacak bir risk değil, aldığı risk…” demişti.
Mahmut Arıkan’ın Devlet Bahçeli’yi tebrik ettiği tebrik risk neydi?
“…Teröristbaşının tecridi kaldırılırsa gelsin Türkiye Büyük Millet Meclis’inde, DEM Parti grup toplantısında konuşsun…” demesiydi!
Ve şimdi sizler Erbakan Hocamızın işbirlikçilerin “bu terörü tarihe gömeceğiz” sözlerindeki “asıl amacın Türkiye’yi İsrail’in vilayeti yapmak olduğu” uyarılarına rağmen “Teröristbaşı Meclise gelsin konuşsun” diyen devlet Bahçeliyi aldığı riskten dolayı tebrik eden Mahmut arıkan’ı 2. Erbakan diye ilan ediyorsunuz.
ÇOK YAZIK!
Haim Nahum Doktirini Akp Eliyle uygulanıyor…
Türkiye’yi ;
1-Aç, işsiz bırakıp, borca esir edip batırmak.
(IMF ve mevcut faiz sistemi ile Türkiye’yi aç bırakıyor, işsiz bırakıyor, borca esir ediyor)
2-Dininden uzaklaştırmak.
(Avrupa Uyum yasaları ile toplum dinimizden ve temel aile yapımızdan uzaklaştırılıyor)
3-Kamplaştırıp ayırmak, sonra bunları birbiriyle çarpıştırmak.
(Çözüm Süreci ve Kürt Sorunu ifadelerini dillendirerek son zamanlarda da Katil Apo yu kurucu önder gösterek yapılıyor)
Bu üçüncü maddeyi uygularken eline yüzüne bulaştıran akp iktidarı kendince Erbakan Hocamız ı da buna alet edip istismar etmeye çalışıyor ama başaramıyor.
Çünkü her zaman hakikatleri yazan ve savunan Milli Çözüm var.
Erbakan Hocamıza ve Milli Görüşe atılan her türlü iftiralara karşı Kalkan olan Milli Çözüm var. İyi ki Milli Çözüm var…
AKP ilk iki seçimi, sahada “Biz Erbakan’ın talebesiyiz” diyerek kotarmıştı. Yani halk nezdinde AKP iktidarının tek “meşruiyet” sebebi bu argümandı. Yoksa kendilerine ait bir başarılarını kimse duymamış görmemişti. Sonradan Hocamızın adını dahi ağızlarına almaktan imtina eder oldular. Ama ne zaman Siyonist “Kürt Açılımı” projesi gündeme gelse, halkta oluşan tepkileri dindirmek için yeniden tek “meşruiyet” alanlarına sığınmak zorunda kalıyorlardı.
Onlara diyeceğimiz tek söz şudur:
Trump bol bol meşruiyet dağıtıyormuş, hadi Trump’ın kapısına…
AKP yöneticileri yaptıkları tüm faaliyetlerini Erbakan’la temellendirme (yani hocamızı istismar etme) stratejilerini parti kurulduğu günden bu yana devam ettirmektedirler. Sıkıştıkları yerde böyle palavralar uydurup tabanların desteğini almak için Erbakan hocamıza çirkin iftiralar atmaktadırlar. Şükür Milli Çözüm yine bunların ipliğini pazara çıkarmaktadır.
Yakın dönemde taban desteğini kaybetmeye başlayınca 28 Şubat’ı istismar eden AKP’nin sosyal medya orduları, tabanlarına “bak vesayet Erbakan’a ne yaptı, biz bunlara haddini bildirdik” safsatalarını yaymış, milletimizin Erbakan hocamıza duyduğu derin sevgiyi kullanmaktan yine geri durmamışlardır. Ek olarak bunları yaparken de siyonist uşağı eski gazetecelerin yalan yanlış belgesellerini de kaynak göstermeye utanmamışlardı…
Uzun zamandır 28 şubat istismarı yapan AKP “çözüm (çözülüm) süreçleri ile alakalı eski safsatalarının yeterli olmadığını anlayınca, kiralık kalemleri ve aktrolleri ile gerçek vatansever kavramının da ne demek olduğunu öğrendiğimiz Erbakan Hocamız’a iftira atmaktadırlar.
Bu iftiraları da Erbakan hocamızın;
ve diğer nice yüksek özelliğine şahit olup bunları kıskançlık, münafıklık, suçluluk, hainlik damarları sebebiyle kaldıramayan (ve kendine muhafazakar diyen) yazar, siyasetçi, din adamı, şair takımı siyonizmin talimatı ve yönlendirmesiyle atmaktadır. Ama hamdolsun yüce Allah bunların ipliğini kendi dilleri ile pazara çıkarmakta, bu zerzevat kendi söylediklerini kendileri yalanlamaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş aşamasındaki temel kodlarını;
–Tam bağımsız Türkiye ve
–Müspet Milliyetçilik üzerine inşa eden Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuna, bugün sahip çıkan en önemli iki merkez göze çarpmaktadır.
Bunlardan birisi, Millî birlik ve beraberliğimiz garantisi, devletimizin üniter yapısının hamisi, milletimizin bizahiti bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetlerimizdir..
Bir diğeri ise, Milletimizin bin yıllık iman ve ruh kökünün ana kaynağı, milletimizi millet yapan, ve insanlığa en hayırlı hizmetlerle öncülük etme potansiyeline ve birikimine sahip olan Millî Görüş’ün gerçek temsilcisi olan Millî Çözüm şuurudur..
Bu stratejik iki unsurun dışındaki tüm anlayış, zihniyet, oluşum ve kurumların, nasıl Batı’nın tesiri altında kaldıklarını, batının çekim alanına kolayca nasıl girdiklerini, başta Açılım süreçleri olmak üzere, bütün yapay gündem ve güncel konularda görmekteyiz. Başta, Aziz Milletimize olmak üzere tüm insanlığa, her zaman düşmanca bir tutum sergileyen, her türlü bölücülüğün, her türlü sömürünün ve her türlü tahribatın ana kaynağı olan Siyonist güdümlü Batı zihniyetinin, bize karşı temel yaklaşımını bakın Mustafa Kemal Atatürk nasıl tanımlıyor :
“Yüzyıllardan beri düşmanlarımız, Avrupa milletleri arasında, Türklere karşı kin ve düşmanlık düşüncesi aşılamıştır. Batı anlayışına yerleşmiş bu düşünceler, hâlâ her şeyde ve bütün olaylarda varlığını sürdüren özel bir zihniyet oluşturmuştur…. Bizi alt aşamada olmaya mahkum bir millet olarak kabul etmekle yetinmeyip, Batı, çöküşümüzü hızlandırmak için ne gerekiyorsa yapmıştır. Batı ve Doğu anlayışlarında birbiriyle uyuşmayan iki ayrı ilke söz konusu olduğunda, bu önemli ayrılığın kaynağını bulmak için Avrupa’ya bakmalıdır. Avrupa’da her zaman mücadele ettiğimiz bir anlayış vardır.. “
(27 Eylül 1923-Neye Freie Preese röportajından… Bu konudaki Geniş açıklamaları “Üstad Ahmet Akgül’e göre Irkçılıkla Milliyetçilik Farkı” kitabından okuyabilirsiniz)
Türkiye’yi çözmeye yönelik projelere ve bu sürece Aziz Erbakan Hocamızı dâhil etme yönündeki sinsi girişimlere karşı durarak, gerçekleri net bilgilerle ortaya koyan, aydınlatıcı bir makale olmuş.
Milletimizi ilgilendiren ve Erbakan Hocamıza yönelik iftira niteliğindeki yanlışlara, SP yönetim kadrolarından ve bazı eski-yeni il başkanlarından bazılarının da katılması; eğer gaflet ve cehaletten kaynaklanıyorsa, en hafif ifadeyle AYIP’tır…
Yok eğer Cumhur İttifakı’nın veya bazı muhalefet çevrelerinin ihanetlerine bilerek destek vermek amacıyla yapılıyorsa, bu durum ülkemiz ve geleceğimiz adına büyük bir kayıptır ve bir hidayet kaymasıdır.
“Beni, AKP’nin Günahlarına Ortak Etmeyin!”
Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN
Erbakan Hocamızın söyledikleri de, PKK’ya yaptığı operasyonlarda ortadadır. PKK denilen terörist yapı Siyonizm’in 5. Sınıf piyonları konumundadır.
Erbakan Hocamız;
Siyonistlerin beyin merkezlerini parmağına takıp oynatmıştır.
Ve Siyonizm’in beynini paramparça edecek kadroyu, teknolojiyi ve gerekli hazırlıkları yapmıştır.
Makalede de vurgulandığı gibi bu işbirlikçilerin yularları, Deccalizm tarafından tek merkezden yönetilmektedir.
Milli Çözüm ise;
Erbakan Hocamızı istismar etmeye kalkışan bütün satılık yazarların, siyasetçilerin, oyunlarını tek bir makalede başlarına geçirmektedir.
İsrail’e vilayet yapılmak istenen vatan topraklarımız, ayaklarımızın altından kaymaktadır.
19 Mayıs ruhu! Bu nasıl mümkün olacaktır?
Şeytanilerin planlarını çok iyi bilen ve kendi tuzaklarında onları boğabilen bir liderin tarih sahnesine çıkması ve
Milli Çözüm merkezli – Milli Mütabakat Hükümetinin kurulması ile insanlığa kan kusturan Siyonistlerden kurtulmak suretiyle, Adil Düzen medeniyeti kurmak mümkün olacaktır.
Zafer inananlarındır ve zafer yakındır!
Adil Düzen mutlaka kurulacak!
İYİKİ MİLLİ ÇÖZÜM VAR!..
ERBAKAN HOCAMIZA BU KADAR İFTİRALAR ATILIRKEN, BU İFTİRALARI ATANLARA KARŞI EN DİRAYETLİ, SERT VE GEREKLİ MESAJI VEREN MİLLİ ÇÖZÜM; İYİKİ VARSIN..