AHMET AKGÜL’ÜN HAYATI VE KİTAPLARI
Daha yakından tanımak ve meraklarının yanıtlarını bulmak isteyen değerli okurlarımızdan ve birçok yazar ve fikir adamımızdan gelen yoğun talepler ve teklifler üzerine, başyazarımız ve genel yayın danışmanımız Ahmet Akgül Hocamızın kısa bir özgeçmişini hazırlayıp bilgilerinize sunmayı gerekli saydık…
Hocamızın özgeçmişini hazırlarken:
●Daha önce bize verdiği bazı notlarından, ●Özel sohbetlerde ilgili sorularımıza verdiği cevaplarından, ●Mutlu bir tevafuk sonucu tanışabildiğimiz bazı okul arkadaşlarının ve talebelerinin hatıralarından, ●Bizzat ziyaret ettiğimiz, öğretmen olarak ilk defa tayin olunduğu Gemlik Şahinyurdu (Yukarı Benli) halkının anlattıklarından ve zaman zaman birtakım görev ve hizmetler için istenmiş olan özgeçmiş yazılarından yararlandık…
Bazı arkadaşlarımızın yönelttiği: “Nasıl bir geçmiş ve gelenekten, hangi görüş, gaye ve gayretten olduğunuzun yazılması, bazı okurları peşinen ürkütmesi ve ön yargılara sevk etmesi bakımından sakıncalı olmaz mı?” sorusuna: “Kendi kimliğimizi ve asli fikirlerimizi saklamak, okurlarımızı aldatmaktır ve onlara saygısızlıktır… Niyetini ve mahiyetini gizlemeye çalışmak; samimiyetsizlik ve özüne güvensizlik anlamı taşır!..” yanıtını almıştık…
Mazeretlere sığınmanın hiçbir hoş yanı olmadığını ve mertliğe yakışmadığını; “Bin kere “Keşke”nin, bir kuruşluk yarar sağlamadığını” ondan çok sık dinleyip anlamıştık. “Bir tır dolusu lafın değil; bir tabak pilavın karın doyurduğunu”; Kur’an aşkının yanında, vatan sevdasının; devlet ve millet bağlılığının ne olduğunu, O’nun şahsiyetinde ve sohbetlerinde kavramıştık. Biz O’nun:
“İlim; okuyup araştırdıkça, eksiğini ve bilgisizliğini fark etmek ve bunu telafi için, daha çok öğrenme gayretine düşmektir. Fazilet ise; herhangi konuda, yanıldığını anladığı an, o yanlıştan hemen vazgeçebilmek ve bunu bir gurur meselesine dönüştürmemektir. Ancak; aklının, inancının ve vicdanının değil, nefsi arzularının ve cüzdanının hatırına, sık sık gömlek değiştirenler ise, yalama ve yalaka kimselerdir. Düşmanımdan bile insanlık adına, haklı ve hayırlı bir yaklaşım görsem, ona hayranlığım; dostumdan ise, yıkıcı ve yakışıksız bir tavır görsem, ona da kızgınlığım ve karşı çıkmaklığım işte bu yüzdendir” sözlerini düstur edinmeye çalışmıştık.
Hocamız, 1949 yılında, Elazığ’ın merkez beldelerinden olup şimdi Keban Baraj gölü içerisinde kalan ve tarihe karışan Alişam’da dünyaya gelmiştir. Babası Hacı Behzat Efendi, inşaat ustalığı ve marangozluk yapan ibadet ve istikamet ehli bir derviştir. Atatürk Kültür ve Tarih Yüksek Kurumu – Türk Dil Kurumu Yayınlarından (No: 572) “Elazığ Yöresi Ağızları”[1] sh: 143’te, “Elazığ Alişam (Harmanpınar) Köyünden, yöre şivesiyle ‘Beksat Gül Usta’ diye tanınan” ve “Müslüman Türk halkının Cumhuriyet öncesi yanlış bir algıyla her türlü san’at ve zen’aattan uzak tutulduklarını, bu mesleklerin genellikle Ermeniler tarafından yapıldığını ve Müslüman toplumun gayrimüslimlere mecbur ve mahkûm bırakıldığını…” biraz da alaycı bir üslupla ve yaşadığı ilginç olaylarla anlatan şahıs, Üstadımızın muhterem babaları Behzat Akgül’ün kendisidir. Beş-altı yaşlarından itibaren, babasının seher vakitlerindeki zikir ve ibadetlerinden, evlerinin yanı başındaki tarihi cami ve medresenin manevi atmosferinden oldukça etkilenmiştir. Üstadımız Mısır Ezher’de tahsilini tamamlayıp köyüne dönerek açtığı medresede müderrislik yapan, icazet verdiği talebelerine Elazığ, Bingöl ve Diyarbakır çevresinde yeni medreseler kurdurup, ilmi ve manevi hizmetlerini yaygınlaştıran, bütün ömrünü ve servetini bu yolda harcayan ve Harputlu meşhur Ali Rıza Efendiye, “Beyzade” lakabını koyan büyük ilim ve irfan sahibi Hacı Ömer Efendi’nin soyundan gelmektedir.
Rahmetli annesi Muzaffer Hanım: “İlk hamileliği sırasında Kövenkli meşhur Hacı Ömer Hudai Hz.lerinin makamını ziyareti esnasında uyuyakaldığını ve rüyasında şeyh hazretlerinin kendisine: “Bir erkek çocuğun doğacak. Adı Ahmet olacak. Ve çok yaygın ve yararlı hizmetler yapacak” dediğini nakletmiştir.
Ahmet Akgül’ün çocukluğunun geçtiği Alişam; sayılı âlim ve evliyaların yetiştiği, mektep ve medreseleriyle, ulaşım ve alışveriş imkânları ve mümbit arazisiyle küçük bir ticari ve kültürel merkez gibidir. Kendileri; Kur’an-ı Kerimi, tecvidi, Osmanlıca eserleri – ilmihali ve diğer temel dini bilgileri, çok küçük yaştan itibaren, köyün hocası ve komşuları olan Hacı Dursun Efendiden öğrenmiştir. Elazığ’da ortaokula giderken, bir yandan da fırsat buldukça Hafız Abdullah’ın ve daha sonra Medine’de hocalık yapan, âmâ Hafız Mustafa Albayrak’ın ders verdiği Başaran Kur’an kursuna devam etmiştir.
Daha sonra 7 ilin katıldığı imtihanları ikinci olarak kazanıp Tunceli Öğretmen Okuluna girmiştir. İlk, orta ve öğretmen lisesinde hep kalburüstü talebeler içerisindedir. Sosyal ve kültürel yönden aşırı popüler ve biraz da haşarı birisidir. 15 yaşına kadar sürekli ve sıkı bir disiplin ve denetim altında tutulduktan sonra, öğretmen okulunda aile ve çevre baskısından kurtulmuş olmanın verdiği, psikolojik bir şaşkınlık ve taşkınlık dönemi geçirmiştir. Çok farklı köken ve kültürlerden gelen öğrenci ve öğretmenler sayesinde, ülkenin acı gerçekleri ve düzenin güdükleştirici eğitim sistemiyle yüzleşip, duygu ve düşüncelerini ifade etmek üzere şiir ve edebiyata yönelmiştir.
Bu devrede, inanç temelleri dâhil, toplumun bütün geleneklerini sorgulamaya ve yargılamaya girişmiştir. Akli ve ilmi gerçekleri esas alarak; muhakeme ve müzakere yoluyla, doğruyu ve yanlışı bulma becerisi ve cesareti güçlenmiş, bağımsız düşünme ve değerlendirme yeteneği filizlenmiştir. O zaman, moda salgını gibi türeyen solcuların; “Sosyal adalet kavramı, vahşi kapitalizme ve Amerikan emperyalizmine karşı tavırları” gibi bazı doğru söylemlerine rağmen; tutarlı ve yeterli tedbir ve teorileri olmadığını ve hele, bazılarıyla yakın arkadaşlık kurduğu bu tiplerin davalarıyla davranışları, sloganlarıyla yaşayışları ve insanlara yaklaşımları arasında hiçbir uygunluk bulunmadığını sezmiştir.
Dersler kendisine çok hafif geldiği, sadece sınıfta dinlemekle yetindiği, buna rağmen yüksek notlar alabildiği ve hatta yatılı olduğundan parasız verilen kitapları bile, sene başında fakir ve gündüzlü talebelere hediye ettiği için; zengin okul kütüphanesindeki klasik eserlerden ansiklopedilere, her çeşit kitabı okuma, Batı kültürünü yakından tanıma, Türkiye’nin kimlik bunalımının, milli ve ahlâki yozlaşmasının farkına varma fırsatını yakalamıştır. Bu arada artık şiirleri de bazı ulusal dergi ve antolojilerde yayınlanmaya başlamıştır.
KOKARYAKIT TEZEK!
Ben kokaryakıt tezek
Bir gün gelecek
Akaryakıtlar, tüpgazlar
Tutup elimi öpecek…
Ben kokaryakıt tezek
Bir gün gelecek
Elbet Hasanlar da
Fatmalar da gülecek…
Ben kokaryakıt tezek
Ey ülkemi yöneten zevzek…
Hiç haberin var mı
Ne haldedir Mazgirt
Ve Çemişgezek…
Ben kokaryakıt tezek
Ey sağcı-solcu
Alevi-Sünni diye
Uğraşan gerzek…
Bak Millet perişan
Hâlâ birbiriyle boğuşan ahmaktır…
Artık akıl
Ve vicdan olsun süzek…
Çünkü inançtır, ahlâktır
İnsana yakışan bezek…
Bu şiir; Ahmet Akgül Hocamızın 1965 yılında Tunceli Öğretmen Okulunda ve henüz 16 (onaltı) yaşında iken yazdığı… Ve ezilenlerin hakkını savunduğu için çeşitli saldırı ve sıkıştırmalara maruz kaldığı şiirlerinden birisidir.
1966 yılında öğretmen olarak Bursa Gemlik kazası Şahinyurdu, bir yıl sonra Şahintepe İlköğretim okuluna atanmış, arkasından 4 aylık temel eğitimini Sivas’ta tamamlayıp, Van’ın Erciş kazasına tayini çıkmıştır.
Kısa bir süre de olsa, cahili hayatın bütün cazibelerinin; insanı nasıl bir çirkefe ve cehenneme sürüklediğini ve bu duruma düşenlerin ruh sefaletini ve perişan halini yaşayarak ve yakinen anlamıştır. Fıtratındaki mertlik ve sertliği; zulme ve zillete karşı cesur ve onurlu tepkisi yüzünden, henüz 18–20 yaşlarında ve gurbette tek başına, çok çetin sıkıntı ve saldırılarla uğraşmak zorunda kalmış, mahkemelik olup sürgünlere yollanmıştır. Böylece, sorunlarla mücadele ve musibetlere direnme azmi kamçılanmıştır. Bu devrede, gelip geçici olan ganimet ve güzelliklere, ölümle bitecek ve elden gidecek olan zenginlik ve zevklere, yani tüm dünyalık nimet ve etiketlere karşı büyük bir doygunluk ve soğukluk duygusu başlamış… Bunların yerine, sonsuz ve kusursuz olanı arama ve mutlak hakikate ve mutluluğa ulaşma arzusu kalbinde yeşerip bütün benliğini kuşatmıştır…
1967–68 senelerinde; solculuk ve sağcılığın salgın bir hastalık gibi gençliği sardığı ve ülkeyi sarstığı dönemlerde, her iki akımın da kendi ifadesiyle nasıl “boş beleş ve toplumun başına tebelleş” olduğunun farkına varmıştır. Sosyal ve kültürel yönden popüler kişiliğinden ve girişkenliğinden yararlanmak hevesiyle, her iki tarafın da üyelik, temsilcilik ve liderlik tekliflerine ilgi duymamıştır. O günlere ait “cahiliye cıncık-boncukları” dediği, bazısı birincilik ve ödül kazanmış bütün şiir, öykü ve denemelerinin hepsini yakmıştır. Zaman zaman, bunlara hayıflandığını da bizlere aktarmıştır. İşte o dönemlerini ve üstadımızın mertlik ve netlik karakterini yansıtan başka bir şiiri:
KAHBE DÜNYA!..
Herkesin tapındığı bu hayat;
Bana çok yavan geliyor,
Oldukça basit ve bayat!…
Sevmek ve sarılmak istesem de;
Garip kuşkular,
Ve muzdarip duygular,
Hep beni engelliyor!..
Oysa ben gerçeği arıyorum…
Ama ne camide,
Ne cümbüşte,
Bir türlü bulamıyorum!?
Bu ne sahte bir hayat,
Bunalıyorum!..
Sonsuzluğu, ölümsüzlüğü özlüyorum
Bazen seziyorum, yaklaşıyorum
Ne çare, tutamıyorum, heyhat!..
Ne göktesin, ne yerdesin
Ey Yüceler Yücesi, nerdesin?..
Yalan bir dünya,
Yalama bir toplum,
Rol kesiyor herkes…
Yüzlerde maske,
Arkadan bıçaklıyor,
En iyi dostum.
Hiç doğmasaydım keşke!
Şarkılar yalan
Aşklar yalan
Beyefendi sahte, berduşu sahte
Sarhoşu sahte, sofusu sahte
İnkâr ederek can verir
Son nefeste!?
Solculukmuş, sağcılıkmış
Hepsi tuzak
Ve samimiyetten uzak…
Maneviyat, mezarlıkta kalmış..
Mertlik, mazide tutsak…
Bir sürü gavat
Boynunda gravat
Kimi din-iman satıyor
Kimisi avrat!..
Velhasıl, yalan dünya, hayal dünya
Uydurmaca, masal dünya..
Bazen tatlı bir rüya gibi,
Bazen kâbus misali,
Uyanınca, zeval dünya!..
Ey kör dünya,
Kirli dünya
Döne döne dönekleşmiş,
Gördün ya!
Ah be dünya,
Kahbe dünya!..
———————————————————————————–
Üstadımız, Ankara Gazi Eğitim Fakültesi Beden Eğitimi Bölümüne ve Bursa Eğitim Enstitüsüne girmek üzere yazılı imtihanları kazandığı halde; sözlü eleme günü sabahı gözleri şiddetli ağrılarla aniden kapanmış, ama aynı akşam kendiliğinden açılmış olmasının hikmetini, Erciş Kadirasker medresesinde, muhterem ve muttaki bir zat olan Molla Nurettin (Akkuş)’a talebe olup; kolaylaştırılmış ve kısaltılmış özel bir metotla Arapça ders alma hevesine bağlamıştır.
1970 yılında Elazığ Palu kazası Gülüşkür (Muratbağına) tayini çıkmış, işte bu sırada 21 yaşlarında iken Hacı Haydar Efendiyle tanışıp, sohbet ve ders halkasına katılmıştır. Bu sıralarda, dini yobazlaşmaya ve tasavvufi yozlaşmaya karşı da mücadele başlatmıştır. Gülüşkür’de kaldığı 7 yıl boyunca, bir nevi inziva hayatı yaşamış, ciddi, düzenli ve disiplinli bir ilmi araştırma ve ahlâki olgunlaşma yolunda çabalamıştır. Talebelik yıllarında haberdar olduğu ve bazı kitaplarını okuduğu Risale-i Nur üzerinde yoğunlaşması da, bu döneme rastlamaktadır. Aynı süreçte, Büyük Gazete’de, Yeni Devir ve Milli Gazete’de yazıları yayınlanmaya başlamış, Elazığ, Malatya, Bingöl, Diyarbakır, Antalya ve Adana gibi illere, manevi terbiye ve ilmi tebliğ sohbetlerinde bulunmak üzere ziyaret gezilerine çıkmıştır.
1977 Yılında, hizmet ehli arkadaşlarının isteği ve gönül Üstadının izni ile öğretmenlikten ayrılıp, dağılan Akıncılar teşkilatını yeniden kurmak üzere Elazığ’a taşınmış ve Et Balık Kurumu Personel Müdürlüğü görevine atanmıştır. Bundan sonra Erbakan Hoca’nın seminer ve sohbetlerinin, miting ve yurt gezilerinin hemen hemen hepsine katılmaya çalışmış, çok geçmeden sürgüne uğrayıp İstanbul’a yollanmıştır. Ardından Ankara merkeze alınmış bu da yıldırmayınca, “Bir hastane raporundaki tarih okunmuyor” bahanesiyle görevden uzaklaştırılmıştır.
Yaptığı mücadele ve girişimler sonucu tekrar öğretmenliğe dönmesi sağlanmış, bu arada dışarıdan imtihanlara girerek, Eskişehir Anadolu Üniversitesinde Yüksek Öğrenimini tamamlamıştır. Akıncılar Başkanlığından sonra Mefkûreci Öğretmenler Derneği II. Başkanlığı ve İlim Yayma Cemiyeti Başkanlıkları da yapmıştır. Bunların yanı sıra Milli Gazete ve Yörünge Dergilerindeki yazıları artmıştır. 12 Eylül döneminde Malatya Sıkıyönetim Mahkemesi’nde uzun yıllar yargılanmış ve yine Adana’da bir sohbet sırasında arkadaşlarıyla birlikte tutuklanmıştır. İlk bir-iki oturum hariç, Erbakan Hoca’nın 12 Eylül Darbesi sonrası Ankara Mamak Askeri Mahkemesi’nde görülen duruşmalarının hemen hemen hepsine katılmış, Refah Partisi’nin Elazığ, Malatya, Bingöl, Adana ve Mersin’deki kuruluş çalışmalarında gönüllü olarak görev almıştır.
Bu arada sıra ile “İslam Davası, Erbakan Devrimi, Nifak Hareketleri, Ahu Figanım (Şiir), Tarikat Terbiyesi, Yeni Bir Dünya, Mesaj ve Metot (Teşkilatçılık) kitapları yayınlanmış, yurt çapında bütün il ve ilçelerde seri konferansları yaygınlaşmış, Avrupa’nın hemen hemen her bölgesine, Libya, Mısır, Suudi Arabistan gibi İslam ülkelerine seminer ve sohbet seyahatleri sıklaşmıştır. Yazıları ve kitapları, yurt dışında ve Türkiye’de bütün Milli Görüşçü teşkilatlarda ders kitabı ve seminer programı olarak takip edilmeye çalışılmış, Kur’ani gerçekleri çağın sorunlarına ve insanlığın ihtiyaçlarına çare ve proje üretecek şekilde yeniden yorumlayan yaklaşımları, gelenekçi ve taklitçi zihniyetin değişmesinde önemli rol oynamıştır. 1995 RP Adana milletvekili adayı olarak seçimlere katılmış, iki sene sonra da emekliye ayrılmıştır.
Konferansları ve yazıları yüzünden pek çok mahkeme açılmış, aylarca sorgulanmış, nihayet 312’ye muhalefet bahanesiyle Malatya DGM’nin verdiği yaklaşık 1 yıllık cezanın infazını, Keban kapalı cezaevinde yatmıştır. O sırada yurt dışında bulunmasına rağmen “Ülkemin zindanları, yabancıların saraylarından daha tatlıdır” diyerek Türkiye’ye dönmüş ve kaderine katlanmıştır.
Türkiye’de “derin devlet” diye bilinen gizli ve etkili güçlerin: 1- Kirli ve hain Derin Devlet, 2- Milli ve haysiyetli Derin Devlet olarak, iki cephede ve çok stratejik ve taktik bir mücadele içinde olduğunu… Ve yine yeryüzünde: Siyonist Yahudi sermayesinin güdümündeki ABD ve AB’nin başını çektiği ŞEYTANİ ZULMET ittifakına karşı; Erbakan Hoca’nın kurduğu D–8’ler çizgisinde ve Rusya’dan Venezüella ve Brezilya’ya kadar farklı ülkelerin katılımıyla şekillenen; İNSANİ ADALET ittifakının bulunduğunu; ilk defa fark edip ortaya koyan ve yeni bir diriliş şuuru etrafında, vatansever ve münevver sağcıların, solcuların, gerçek Atatürkçülerin ve Milli Görüşçülerin toparlanması gereğini savunan ilim ve fikir adamlarımızdandır. Siyonist ve emperyalist şer ittifakını hedef alan yazı ve kitapları nedeniyle, bazı malum merkezlerce takibe alınanlardan ve sıkça tazyike uğrayanlardandır.
Milli Görüş’ün üst kademelerinde; kasıtlı davranışlarını ve yamuk yaklaşımlarını sezdiği bazı kişilerin art niyetlerini, Lider’e ve davaya zarar veren şüpheli ve şaibeli hareketlerini hatırlatıp cemaati uyardığı için; teşkilata katılmasına, konferanslarına ve Milli Gazete’de yazmasına ambargo uygulanmıştır. Uzun yıllar birlikte çalıştıkları halde, bazı nefsi saplantılardan ve fevri davranışlarından dolayı “Elaziz” ekibinden de ayrılmıştır. Emekli olduktan sonra kitap çalışmaları; gazete ve dergi yazıları ve araştırmaları hız kazanmıştır… 2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm Dergisi”ni çıkarmaya başlamıştır.
Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Hocamız; küçük yaştan itibaren özel dersler alarak ve devamlı okuyup araştırarak kendini yetiştirmeye çabalamıştır. Uzun süreli, ciddi ve çileli bir manevi terbiye ve terakki dönemi yaşamıştır ve bunu hâlâ bırakmamıştır. Bazen bir gecede ve iki-üç saat içerisinde 600 sayfalık eseri, hızlı ve hatırda kalıcı bir şekilde okuyup yedi-sekiz sayfalık özetler çıkardığına, önemli yanlışlarını saptayıp, doğru yanıtlarını yazdığına defalarca şahit olup hayret ve hayranlık içinde kalmışızdır. Günümüzdeki hadiseleri ve problemleri; Kur’an’ın ayetleri, Resulüllah’ın hadisleri ve Asrı Saadetteki örnekleriyle karşılaştırıp yorumlama, bu sorunlara yeni ve yeterli çözümler ortaya koyma konusunda da Allah’ın özel bir lütfuna mazhardır. Üstadımız sık sık: “Nefsi terbiye ve terakki olmadan, sosyal ve siyasi hizmetlere kalkışanların; din istismarcılığından, makam ve menfaat avcılığından kurtulamayacaklarını” vurgulamıştır. Bu nedenle kendileri de uzun ve zorlu eğitim ve olgunlaşma süreçlerine katlanmıştır. Gündüzleri oruçlu geçirmek, sahur ve iftarda sadece bir parça kuru ekmek ve su ile kanaat etmek suretiyle, gündüz ve gece toplam dört saati bulmayan uyku haricinde, sürekli zikir ve ibadetle ve derin bir tefekkürle değerlendirilen 40 (kırk) günlük ÇİLE’ye (Nefis terbiyesine); biri Elazığ Merkez İlami köyünde, diğeri Merkez Yazıpınar Köyünde olmak üzere 2 sefer oturmuşlardır. Dikkat çekmesin, riyakârlık ve reklama girmesin ve rahatsız edilmesin diye köy camilerini tercih ettikleri anlaşılmaktadır. Ayrıca yine aynı şartlar içinde defalarca 10 günlük İTİKAF süreçleri yaşamıştır. Hocamız bunlarla; nefsin ve dünyevi heveslerin, öyle bir daha tepinmeyecek şekilde bastırılıp düzeltilmesinin değil, sadece disiplinize edilip dizginlenmesinin sağlanacağını, yoksa şeytani ve şehevi dürtülerden asla emin olunamayacağını vurgulamışlardır. Bu manevi (ahlâki ve tasavvufi) çabaların, zahiri ve siyasi cihada hazırlık manası ve maksadı taşıdığını hatırlatan Hocamız “Sağlam ve sarsılmaz bir karakter-şahsiyet oluşmadan, dini ve dünyevi hizmetlerde direnç ve dirayet sahibi olunamayacağını” anlatmışlardır.
Bu riyazet ve ruhi safiyet sürecinde, özellikle Kur’an’ın mana ve mesajını anlamaya yoğunlaştığını ve ağırlıklı olarak: “Ya Rabbi; Kur’an’ı doğru ve doyurucu şekilde kavrayacak bir basiret ve o doğrultuda davranacak, asla sağa-sola kaymayacak bir istikamet lütfeyle!” (amin) duasını tekrarladığını aktarmışlardır. Çünkü; İslam’a tabiiyet ve insanlığa hizmet yolundaki samimi bir gayretin, yüzlerce kerametten ve sahte şöhretten üstün olduğunu buyurmuşlardır.
İnancımız ve ihtiyacımız olan, evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.
Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır. AKP Hükümetinin ve Cemaatin, hangi odaklarca ve ne amaçla iş birliği ettirilip iktidara getirildiklerini ve birbirlerini dengeleyip frenlemek için fırsat verildiğini herkesten önce yazıp konuştuğu için, malum kesimlerce “Ergenekon’un Dinci Kanadı” gibi karalama kampanyalarına uğramış, tutuklanmış, yüzlerce mahkeme açılıp sıkıştırılmış ve on binlerce liralık tazminatlarla yıldırılmaya çalışılmıştır. Ancak, on bir yıl sonra da olsa, cemaatle hükümetin dershane kavgaları yüzünden, birbirlerine saldırmaları, gizli ve kirli işlerini ve ilişkilerini açığa vurmaları ve nihayet 15 Temmuz darbe kalkışmaları Ahmet Hocamızı bir kez daha haklı çıkarmıştır. Çünkü kendilerinin de sıkça hatırlattığı gibi “Hiçbir hastalık ve münafıklık, sonuna kadar gizli kalmayacaktır!”
Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihad Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayımlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.
Çeşitli konularda yayımlanmış ve hazırlanmış 110 (yüz on) kadar kitabı bulunan üstadımız, evli ve beş çocuk babasıdır.
Emekli öğretim üyesi Kazım Candan Bey’in şu tespitleri de ufuk açıcıdır:
Tek kişilik bir ordu… Tek kişilik bir okul… Ve tek kişilik bir kutlu oluşum; MİLLİ ÇÖZÜM ve Onun şahs-ı manevisi Ahmet Akgül!..
Katı Ulusalcısından Ilımlı İslamcısına, AKP iktidarından müzmin CHP+HDP muhalefet kanadına, tarikat istismarcılarından Cemaat (FETÖ) yapılanmasına; hepsinin haksızlık ve yanlışlıklarını yıllardır yazıp konuşan, ama bunlara karşı doğruları, ilmi ve milli programları da ortaya koyan ve bu yüzden nice saldırı ve sataşmalara uğramasına ve mahkemeler açılıp çeşitli cezalara çarptırılmasına rağmen hâlâ dimdik duran ve metanetini bozmayan bir bilge ve mücahit insan!.. Bu yüksek marifetlerin ve örnek meziyetlerin hiçbirini kendi şahsına mal etmeyip, Cenab-ı Rabbil Âleminin lütfu inayeti ve Milli Çözüm Ekibinin himmet ve gayreti sayan, bunların sayesinde bu hizmetlerin başarıldığına inanan yılmaz, yorulmaz, sarsılmaz ve savrulmaz, adam gibi bir adam!..
Bilmiyorum, çağımızda 74 yılına 90 kadar kitap sığdıran… Akademisyen Hocalar ve Araştırmacılar tarafından, yine Üstadımızın bu eserleri esas alınarak oluşturulması hazırlıkları başlatılan 25 kadar yeni çalışmalarla yazdıkları kitap sayısı, inşaallah 100’ü aşacak olan… Ömrünü verdiği kendi partisinden ve yakın çevresinden bile gördüğü onca hıyanet ve hakaretlere rağmen, haklı ve hayırlı Milli Görüş davasından ve hele Erbakan’a sadakatten ve Türkiye sevdasından milim sapmayan ve caymayan başka biri daha var mıydı?
Ahmet Akgül dışında, Saadet Partisi ve teşkilatlarının, yan kuruluşlarının ve Erbakan Vakfının bunca eleman ve imkâna rağmen solcuların, ulusalcıların, sağcıların, din istismarcılarının ve iktidar yalakalarının onlarca gazete, dergi ve TV’lerinde Erbakan Hocaya ve İslami hakikatlere yönelik saldırılara susmaları karşısında, hepsinin tek tek yanıtlarını veren ve hadlerini bildiren ve bu uğurda her türlü tehdit ve tehlikeye göğüs geren biri daha çıkar mıydı?
Evet, biraz serttir; ama bu sertliği mertliğinden ve netliğinden kaynaklıdır. Ve zaten çelik gibi bir irade ve karakteri olmayanın, bunca yükün altında sağlam kalması imkânsızdır. Hamur gibi yumuşak değil, demir gibi sert ve sağlam olması bu hizmet ve gayretlerin devamı ve davasının hatırı için herhalde lazımdır ki, Cenab-ı Hak Onun fıtratını böyle kılmıştır.
Şahsına ve menfaatine yönelik haksızlık ve yanlışlıkları -o an kızsa bile- kısa zamanda unutan, bütün bunların bizzat Allah tarafından ve imtihan kastıyla takdir buyrulduğuna inanan ve zahiri sebepler ve kişiler üzerinde fazla durmayan; ama Yüce Dinimize, Devletimize ve Türkiye’mize Milli ve Manevi değerlerimize, Milli Görüş’ün Şahs-ı Manevisine, ilmi ve insani projelerine yönelik kasıtlı ve şeytan kafalı saldırı ve sataşmaları ve bunlara cesaret eden küstahları -tevbe edip vazgeçmedikçe- asla unutmayan, Allah için buğzedip ayarsızlıklarını ortaya koyan ve bunlara karşı -makam ve mansıplarına bakmadan- metin ve çetin duruşuyla hayranlık uyandıran Ahmet Akgül Hocamız, üstadımızdır. Kırk yıldan fazladır Onu tanıyorum, yakından takip ediyorum; geceleri abid, gündüzleri mücahit ve fani dünyaya karşı zahid bir zattır. Sözü özüne, dışı içine, düşüncesi işine uygun bir zattır. Erbakan Hoca hariç, Kur’an’a ve İslam’a bu kadar aşina, Hak davasına bu denli sadık ve Aziz Hocasına bu denli aşık… Ve şeytanın cisimleşmiş ekibi Siyonizm’e, Deccalizm’e ve onların sinsi plan ve projelerine bu kadar vakıf başka bir insana rastlamadım. Allah’ın lütfu ihsanı olan bu yüksek sıfatlara ve bu yüksek donanıma rağmen bu denli sade, samimi ve mütevazı başka bir insan tanımadım.
Olayların akışını, amacını ve sonuçlarını tam bir mü’min ferasetiyle, 10 yıllarca önce tahlil ve tahmin ettiğinde, önce şüphe ile karşılanan; hatta bu yüzden çeşitli ithamlara maruz kalan, ama sonunda, hayranlık ve şaşkınlık uyandıracak şekilde hep kendisi haklı çıkan… Ve bunları da tamamen Kur’an’ın işaretine ve Resulüllah’ın beşaretine dayandıran Muhterem Ahmet Akgül Hocamızdan niye acaba; kendi partimiz ve dava kardeşlerimiz ürküp çekinmektedir?.. Niye tüm İslamcı ve yandaş medya Onu yokluğa mahkûm etme peşindedir? Niye sözde iktidar karşıtı medya Ondan hiç bahsetmemekte, gündeme getirmemektedir? Çünkü malum ve mel’un odakların açık piyonları da, münafık (İslamcı) taşeronları da ve hepsinin ortak patronları da elbette Kur’an’dan ve Onun tercümanından korkmakta haklıdırlar; ama kim bilir, belki de Cenab-ı Hak, özlenen ve gözlenen hakikat devriminin hazırlık şartları olgunlaşıncaya kadar bu gibi zevatı, nazardan ve kazalardan korumak için bir nevi saklamaktadır!..
Cenab-ı Allah’a tam güvenmeyen, sadece O’nun rızasını gözetmeyen, her oluşumu ve sonucu O’nun takdiri ve taksimi bilip teslimiyet göstermeyen, her halde ve her meselede sadece kulluk şuuru ve sorumluluğuyla hareket etmeyen, övülmeyi de sövülmeyi de bu imtihanın bir sırrı ve parçası görmeyen bir insan, tam yarım asır (elli yıl) boyunca hiç usanmadan, değişip başkalaşmadan aynı hakikat noktasında sadık ve sağlam kalmayı nasıl başaracaktı? Tek yaranı ve yardımcısı bir avuç sadık Milli Çözüm ekibi arkadaşları olan bu Zatı tanımak, Onun talebesi ve takipçisi olmak bizler için ne büyük şans ve bahtiyarlıktı… Ya Rabbi bizi rızandan, Hak davandan ve bu kutlu Milli Çözümcü dostlardan ayırma, ayaklarımızı kaydırma, bu hayırlı oluşumdan caydırma… Amin.
Ali Çağıl’ın Umre ziyareti sonrasında yaşadığı çok önemli ve müjdeli bir anısı. (02 Ağustos 2016 – Gebze)
Yıllar önce yine bir seçim arefesi hazırlık ortamıydı; dükkânın camlarına asmak için iki adet Erbakan Hocamızın pankartını yaptırmıştım. Pankartın etrafından delik açtırıp ip bağlamak için, daha önceden tanışmadığımız oto döşemeciliği yapan bir dükkâna girdim. Dükkân sahibi Fikri Yılmaz isminde bir abiydi. İşimizi yaptı ama ardından: “Ben Doğruyol partiliyim, ancak Erbakan Hocamızın milli gayretlerinden ve ülkemize hizmetlerinden dolayı Onu takdir ve minnetle anan birisiyim” diyerek ücretini de almamıştı.
Bu olaydan sonra onunla sadece yoldan geçerken uzaktan selamlaşırdık. Sonradan bizim büromuzun da bulunduğu Gebze Güzeller mahallesindeki sokakta oturduğunu öğrenmiştim. Yaklaşık 10 yıl geçmişti. Bizim Umre ziyaretine gittiğimizi öğrenmiş, “geçerken hayırlı olsun demeye geldim” diyerek büroya uğramıştı. Sohbete başladık, biz ümmetin sıkıntılarından konu açarken, o direk söze başladı. “Ben 1962 yılında Tuzla İnter fabrikasında çalışırken, eski bir kamyon kasasında fabrikaya gidip geliyorduk. O zaman 18’li yaşlardaydım (Şimdi 73 yaşında). Tuzla’da Sabahattin’in kahvesinde toplanıp çay içerken, yanımızdaki evin bahçesinde uğraşan yaşlı birisi dikkatimizi çekmişti. Arkadaşlara bu şahsın kim olduğunu sorunca bana “Onun Saray Ulemasının özel hizmetçisi Mısır asıllı Arab Sadi Efendi” olduğunu söylediler. Şimdi hayatta olmayan arkadaşlarım beni onunla tanıştırınca aramızda bir ünsiyet ve muhabbet gelişmişti. Arap Sadi Efendi güvendiği kimselere anlattığı şu sözleri bize de nakletmişti: “2000’li yıllardan sonra İsrail Ortadoğu’da karışıklık çıkararak bölgeyi kana bulayacak. (Ümitlerin tükendiği o süreçte) Türkiye’den AHMET isimli (bilgiç ve mücahit) birisi çıkarak (ilmi ve İslami yönden gerçekleri ve kurtuluş çarelerini yazıp haykıracak ve halka) önderlik yapacak. (Bu hizmet ve gayretler, Allah’ın izni ve inayetiyle sonunda etkili olacak ve ülkede kutlu ve mutlu bir değişime katkı sunacak. Ve bu yeni Türkiye) İslam âlemini toparlayıp bu zulüm ve zillet dönemini kapatacak!” diye hiç unutmadığı anısını paylaşıvermişti. Biz de bu zatın söyledikleriyle, Üstadımızın rahmetli Annesinin naklettiği, rüyasında Hacı Ömer Hüdai Hz.lerinin müjdeleri arasındaki benzerliği fark edip okurlarımızla paylaşmak istedik.
● Hocamızın Başlıca Kitapları:
1- Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)
2- Konularına Göre Ayetler: Kur’an-ı Kerim Fihristi (Yayına Hazırlayanlar: Osman Eraydın – Nail Kızılkan – Ufuk Efe)
3- Yüz Kur’ani Kavram ve Yorumları (Yayına Hazırlayan: Abdullah Akgül)
4- Hz. Muhammed ve Asr-ı Saadet (Yayına Hazırlayanlar: Osman Eraydın – Nail Kızılkan)
5- Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)
6- Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)
7- Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi
8- Refah-Yol’la Rantiyenin Savaşı
9- İslam Davası ve Cihad Kavramı (İngilizceye çevrildi.)
10- “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)
11- Bizim Atatürk
12- Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık
13- 15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi
14- Hamas Şeytanı Şaşırttı ve Dünyayı Uyandırdı!
15- Siyaset ve Strateji Bilgeliği
16- Başörtüsü İnkârı ve İstismarı
17- Osmanlı Sistemi ve Abdülhamid Siyaseti
18- İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi
19- Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler
20- Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti
21- Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı
22- AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi
23- Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod
24- Başkanlık Diktatoryası
25- Milli Şuur ve Ordu
26- Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları
27- Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?
28- Din-Devlet ve Demokrasi
29- Din Dengedir İslam İlericiliktir
30- İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması
31- Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri
32- İslamcı Münafıklar ve Ulusalcı Sapkınlar
33- Milli Görüş’ün Marazlıları
34- (Kadiri – Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı
35- Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı
36- Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar
37- Ah-u Figan’ım (Şiir)
38- İsrail’in Şımarması ve Armageddon Savaşı
39- BDP’nin Özerklik Kalkışması
40- Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)
41- Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din ve Devlet Tahribatı
42- Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması
43- Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)
44- Cezaevinde Yazdıklarım
45- 24 Yıl Öncesinden; AKP Gerçeği ve Akıbeti
46- Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)
47- Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı
48- Sabah Yakın Değil miydi?
49- Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları
50- Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)
51- Hak Davanın Hokkabazları
52- ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri
53- Bir Devrim Yaşanıyordu!
54- Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu
55- Siyaset Şehveti ve AKP’nin Şerbeti (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)
56- AKP’nin Akreplikleri (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)
57- Gaflet miydi, Hıyanet miydi?
58- Tahribat Ortakları: AKP’nin Arkası, MHP’nin Markası
59- Türkiye Tarihi Dönemeçteydi!
60- Erbakan’dan İntikam Alanlar
61- Ortadoğu’da Yaklaşan Armageddon Savaşı ve Hilal-Haç Kapışması
62- Tuz Kokarsa…
63- Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)
64- Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması
65- Başka Çare Kalmamıştı
66- Türkiye’nin Erdoğan’la Sınavı ve Ukrayna Savaşı
67- Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı
68- Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi
69- Dış Politikamız (I) BOP’un Temelleri (1988-1998)
70- Dış Politikamız (II) Yakın Tarihimizin Talihsiz Süreçleri (1998-2008)
71- Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı
● Üstadımızın hazırladığı; İlköğretimden, Üniversiteye kadar öğrencilerimize inanç ve ahlâk esaslarını ve Milli-İnsani sorumluluklarını öğretecek Yardımcı Ders Kitapları:
72- 4. Sınıf – İlkokul-4 – İnanç Bir İhtiyaçtır; Güzel Ahlâk Amaçtır!
73- 5. Sınıf – Ortaokul-1 – Çocuklar Sizin İçin Yaratılış Harikaları ve Din Ahlâkı
74- 6. Sınıf – Ortaokul-2 – İslam; Doğal Hayat ve Güzel Ahlâktır
75- 7. Sınıf – Ortaokul-3 – Allah’a İman ve Ahlâk Kuralları
76- 8. Sınıf – Ortaokul-4 – Bilimin Işığında Allah’ın Varlık Kanıtları ve İslam Ahlâkı
77- 9. Sınıf – Lise-1 – Yaratılışın Bilimsel Kanıtları
78- 10. Sınıf – Lise-2 – İslam’ın Aydınlığı ve İmtihanın Şartları
79- 11. Sınıf – Lise-3 – Müslüman; Güzel Ahlâk ve Sorumluluk Taşıyandır
80- 12. Sınıf – Lise-4 – Gençliğin Ahlâki Sorunlarına Milli Çözüm Programı
81- Üniversite-1 – Yaratılış Sırları ve İslam’ın Esasları
82- Üniversite-2 – Allah’ın Varlığı ve İmtihanın Sırrı
83- Üniversite-3 – Olgun Müslümanın Hayatı ve İslam’ın Amacı
84- Üniversite-4 – İslam; İnsanlığın Huzur ve Barış Programıdır!
● Üstadımızın Kitaplarından Derlenen Yeni Kitaplar:
85- Ahmet Akgül’e Göre; Laiklik, Demokrasi ve Cumhuriyet Kavramları
(Hazırlayan:)
86- Üstad Ahmet Akgül’e Göre; Irkçılıkla Milliyetçilik Farkı
(Hazırlayanlar: Osman Eraydın – Nail Kızılkan)
87- Ahmet Akgül’ün; Alevilik, Bektaşilik ve Şiilik Yaklaşımı
(Hazırlayan: Veysel Uzun)
88- Üstad Ahmet Akgül’e Göre; Kemalizm’le Atatürkçülük Farkı
(Hazırlayan: Ufuk Efe)
89- Ahmet Akgül’e Göre; Ülke Sorunları ve Çözüm Yolları
(Hazırlayan: Okan Ekinci)
90- Ahmet Akgül’e Göre; Genel Ahlâk Esasları ve Temel İnsan Haklarına Saygı
(Hazırlayan: Mehmet Sıtmapınar)
91- Üstad Ahmet Akgül’ün; Siyonizm Saptamaları
(Hazırlayan: Ali Çağıl)
92- Ahmet Akgül’e Göre; Yaratılış Sırları ve İman Unsurları
(Hazırlayan: Halil Yaman)
93- Ahmet Akgül’e Göre; Din İstismarcıları ve Devrim Simsarları
(Hazırlayan: Akın Cengiz)
94- Üstad Ahmet Akgül’e Göre; Tarikat Yozlaşması ve Tasavvuf İhtiyacı
(Hazırlayan: Abdussamet Çağıl)
95- Üstad Ahmet Akgül’ün; Adil Medeniyet Programları
(Hazırlayan: Osman Nuri Çelik)
96- Ahmet Akgül’ün; Tarih Yorumları – 2 Cilt
(Hazırlayanlar: Kâzım Gülfidan)
97- Üstad Ahmet Akgül’ün; İlginç Anıları ve Rüyaları
(Hazırlayan: Ramazan Yücel)
98- Ahmet Akgül’ün; İçtihad Perspektifi ve Orijinal Projeleri
(Hazırlayan: Abdullah Akgül)
99- Ahmet Akgül’ün; Hikmet Uyarıları ve Veciz Uyarlamaları
(Hazırlayan: Neslihan Bayraktar)
100- Üstad Ahmet Akgül Hocamızın; Tenkit (ve Tebrik) Yazıları – 2 Cilt
(Hazırlayanlar:)
101- Ahmet Akgül’den; Siyaset ve Strateji Kuralları
(Hazırlayanlar: Necati Akgül)
102- Ahmet Akgül’e Göre; Yönetme ve Liderlik Sanatı
(Hazırlayan: Yakup Gözübüyük)
103- Ahmet Akgül’ün Saptamalarıyla; Erbakan ve İnsanlık Davası
(Hazırlayan: Ahmet Cömert)
104- Ahmet Akgül’e Göre; Erdoğan ve Takımının Ayarı ve Tahribatları – 3 Cilt
(Hazırlayanlar: Nail Kızılkan-Osman Eraydın)
105- Ahmet Akgül’e Göre; Fetullah Gülen’in Perde Arkası
(Hazırlayan: Mehmet Akif Avcı)
106- Ahmet Akgül’ün Gözüyle; Farklı Kesimlerden İnsan Manzaraları – 2 Cilt
(Hazırlayan: Osman Eraydın)
107- Ahmet Akgül Üstadımızdan; Erbakan Hoca’ya Yönelik İthamlara Yanıtlar
(Hazırlayan: Halil Altuntaş)
108- Ahmet Akgül’den Kahramanlık Şiirleri (Hazırlayan: İsmet Sezgin)
109- Ahmet Akgül’den; Seçme Şiirler (Hazırlayan: Ömer Çağıl)
110- Ahmet Akgül’den Şiirler Harmanı (Hazırlayan: Orhan Yılan)
111- Ahmet Akgül’den Edep-İstikamet-Hikmet ve Hakikati Öğreten Şiirler
(Hazırlayanlar: Yalçın Gözübüyük)
● Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:
• Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)
• Haykırış (Şiir – Ali Çağıl)
• Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar – Osman Eraydın)
• Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Yaşanmış Fıkralar)
• Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar – 2 Cilt
(Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)
(Bu Özgeçmişi: Osman Eraydın, Ufuk Efe ve Nail Kızılkan Hazırlamıştır)
- Prof. Dr. Tuncer Gülensoy – Ankara 1994

AHMET AKGÜL!
Tek kişilik bir ordu…
Tek kişilik bir okul…
Ve tek kişilik bir kutlu oluşum; MİLLİ ÇÖZÜM ve Onun şahs-ı manevisi Ahmet Akgül..!
Gür Seda
Kıymetli yazarlarımız tarafından hazırlanan yazıda Üstad Ahmet Akgül Hocamızın ilim ve hizmet yolunda verdiği gayretin yanında en zor zamanlarda en gür seda ile Hakkı haykırması da ispat edilmektedir. Özellikle Adil Düzen için yapılan çalışmalar ve hazırlanan kitabın yabancı dillere çevrilerek tüm insanlığın haberdar edilmesi gayreti de Hak yola inancın göstergesidir. Milli Görüş Davasının ve Erbakan Hocamızın Manevi mirasının sahibi olan Üstad Ahmet Akgül Hocamızın ömrü bereketli, gayreti makbul olsun.
Çaresi yok kurtuluş için getirip anahtarları teslim edeceksiniz.
”Çaresi yok kurtuluş için getirip anahtarları teslim edeceksiniz.” Asırların Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan.
Ülkemizin kurtuluş adresinin sadece Milli Görüş’le mümkün olduğunu; terör belasından – ekonomik kuşatılmadan – ahlak ve maneviyat çöküşünden – siyasi laşkalıktan sadece ve sadece Milli Görüş prensipleriyle kurtulacağımızı, yaşanan son olaylarla Ülken insanı olarak bir kez daha idrak ediyoruz. Sorunlarımızdan kurtulmak için, Milli Görüş, haricinde denediğimiz her yol, Ülkemizi batağa sürüklemeketen öteye gitmiyordu. Bunun farkında olan dış ğüçler el mahkum olarak Milli Görüş’ün taklitlerini ortaya koysalarda bu çözümleride Ülke insanımızın tam bağımsızlığına ve şah lanışına değil; Ülkemizin yok olmasına kıl payı kalacak kadar yok oluşa gitmemize sebep oluyordu.
Erbakan Hocamızın ” getirip anahtarları Milli Görüşe teslim edeceksiniz, başka çaremiz yok” hakikati bugün her kesim tarafından “Erbakan ne kadar haklıymış, Erbakan çok ileri görüşlü bir insanmış, ah keşke Erbakan şimdi hayat olsa” şeklinde itiraf edilerek dile getiriliyor. Erbakan Hocamızın kurtuluş reçetesi olarak işaret ettiği ve her asrın kurtuluş adresi olan Milli Görüş’ü günümüzde ise en iyi anlamış şahsın Ahmet AKGÜL hocamız olduğunu herkes tarafından daha iyi anlaşıldı. İşi ehline teslim edilerek ancak siyonizm köleliğinden kurtula biliriz. Bu gerçeği görmek için Ahmet Hocamızın sadece bir kitabını veya bir konferansını samimiyetle, önyargısız incelendiğimizde; Erbakan Hocamızın Adil Düzen projelerine en bağlı cihat prensiplerini en iyi idrak eden şahsiyetin Ahmet hocamız olduğu Ay gibi Güneş gibi aşikar olacaktır.
Dünyam yeteri kadar ahiretim olsun
Bizi bütün eksikliğimize isyanımıza,günahımıza,kıymet bilmeyişimize… rağmen Milli görüş ve Milli çözüm de tutan Allah a sonsuz şükürler olsun. Eksiklerimizi tamamlayıp davamıza uygun hale getirsin bu yolda gayretli olanlardan kılsın.
Önce şu soruyu sormak gerekiyor; Bütün bu iman,kabiliyet,cesaret ve meziyetler neden 5-10 dil bilen prof a,zekasıyla icatlar bulup çığır açan bilim insanına,Kurana hafız olup mealini hazırlayana,ciltler dolusu kuran tefsiri hadis kitaplarını ezberleyene….. değilde neden Ahmet AKGÜL e nasip olmuştur.?
Ahmet hocamın sohbetinden dinlediğim bir anektodu aktarmak istiyorum. Adana da Oğuz boyları derneğinin konferansı öncesinde çimlerin üzerinde sohbet ederken 3 tip Müslüman dan bahsetmişti;
1- Dünyam tam olsun ahiretim olmasada olur.
2- Dünyam olsun ahiret de çadırda olsa yeter.
3- Dünyam yeteri kadar ahiretim olsun.
Ahmet Hocam Dünyam yeteri kadar Allah rızası ve ahiretim olsun gayretiyle dolmuş bir insan olduğu için Allah lütfetmiş seçmiş ve şereflilerden kılmıştır. Kendi ifadesi ile “bu iş bilgiyle,zekayla,yetenekle…. Olacak olsa bize sıra gelmez”. Allah Ahmet hocamızın ömrünü uzatsın,bereketli kılsın adil düzen i hakim kılmak için uğraştığı cihadında desteklemeyi yanında bulunmayı beraber cihat etmeyi Allah bizlere her daim nasip etsin ve Allah en şereflilerin arasına katsın,makamını yüceltsin.
Ahmet hocama sormak istediğim bir soru var “Dünyam yeteri kadar ahiretim olsun” nasıl anlamalıyız. Herhangi bir makam,zenginlik,güç,etkinlik,şöhret… bu noktada nasıl değerlendirilmelidir.
Bir ömre bu kadar
Bir soru sorulsun Kuran-ı kerimden ve o soruya yine Kurandan bir başka ayetle cevap verilsin. Yaşayarak öğrendim tecrübe ettim paylaşıyorum , bilmiyorum böylesine başka biri daha varmı ? Ahmet Hocamın ifadesi ile ALLAH cayı , bu kadar daha iyi bilen. Ve her şeyin karşılığını bir ayetle göstere bilmek, bu her ne olursa ticaret, siyaset, veya dünyevi işte bu hayranlık ve saygıyı hürmeti olağandan farklılığı üstada kazandırandır Vesselam. Rabbim; Üstadım Ahmet Akgül hocamdan bizleri ne çok uzak , ne çok yakın , Amma cennetinde omuz omuza diz dize olamıyı nasip etsin inşallah. Uzak kalmayı istemem , çok iyi bir rehber , tartışılmaz ahiret istikameti için çok iyi pusula okuyucusu yön tayin edicisi. Dünya ile ilgili çok iyi bir ekonomist, çok iyi bir tarihçi ,çok iyi uluslar arası ilişkilerci, ve Adil düzeni en ince ayrıntısına kadar mükemmel bilen yaşayan tek bir liderdir. Çok yakın olmak istemem zira o kadar net ve berrak bir aynaki ona baktığımda kendimdeki bütün kusur ve eksiklerimi görüyorum. Rabbim ne dünyada nede ahiretinde bizleri ayırmasın. Zira ALLAH ın vadi sizleri ahirette sevdiklerinizle haşr-ı edeceğim diyor. Allah vadinden asla dönmez. Rabbim bizleri bir ve beraber eyle .Amin. Bir ömre bu kadar çile ve bir ömürde bu kadar ilim. Elhamdülillah. Bir ömrün her yılına bir kitap sığmış çok şükür. Selam saygı ve hürmetlerimle .
hitabet ve bilgelik
malumunuz bugün tvlerde mitinglerde yazılı ve görsel basında bütün kesimler kendi fikrini söyler .dinleyiciler nerde pot kıracak veya hangi sözü ile zor durumda bırakırız dinleyişinden başka dinlemiyor.genel olarak ahmet hocamızın toplantı konferans radyo tv konuşmalarına baktığımız zaman bütün kesim ve görüşten insanlar can kulağı ve büyük bir heyacanla ve aynı zamanda erbakan hocamızı ve tarihimizi anlatırken tepki değil destek aldığını görürüz.
Öncümüz
Karanlık bir çağın içerisinde, her yönden kuşatma altına alınan bir çoçukluk dönemimizde manen elimizden tutan ve yaratılış fıtratımıza en layık mesajı veren,kalbimizde ve kavlimizde merhamet ve hamiliğini hissettiren Asil ve Güzel Öncü..!
Selam olsun Aziz Zatına
Eyvallah
Eski çalıştığımız iş yerinde, Turgut Özal zamanında Bulgaristan’dan gelen bir arkadaşımız anlatmıştı:
Bulgaristan’da bir şantiyede büyük tankların üzerinde kaynak yapıyorlarmış.
Olayı anlatan arkadaşımız o sabah yine tankın üzerine çıkmış, (yüksekte çalışacak olanlar önceden emniyet kemerlerini üzerlerine giyiyorlar ve yukarıya o şekilde çıkıyorlar) emniyet kemerinin bir ucunu da koruyucu halata takmış.
Hemen yanında kaynak yapan arkadaşına bakmış, emniyet kemerinin koruyucu halata takılı olmadığını görmüş.
Tutmuş onun kemerini de koruyucu halata bağlamış ve işine koyulmuş (kaynak yapmakla meşgul olan arkadaşının bundan haberi de yok).
Bir süre sonra, yanındaki arkadaşı yer değiştirmek isterken dengesini kaybetmiş ve tanktan aşağı yuvarlanırken (eyvah demiş işte şimdi öldüm) birden asılı kalmış (nasıl olur ben kemerimi koruyucu halata bağlamamıştım diye düşünmüş).
Onun emniyeti için, kemerini koruyucu halata, yanındaki arkadaşının bağladığını ve hayatının kurtulmasına sebep olduğunu anlamış.
…………
Bütün dünyaya huzur getirecek olan Milli Görüş-Adil Düzen programlarını hazırlayıp uygulamaya koyan Erbakan Hocamızı ve Milli Çözüm Dergisi, Kitapları, Konferanslarıyla bu kutlu davayı tüm dünyaya seslenen Ahmet Hocamızı ah bir anlayabilseler…
Eyvallah Ahmet Hocam.
HAKİKAT KILICI
Üstadımızın hayatı ve kısa özgeçmişini yazan kardeşlerimize teprik ve teşekkürlerimi sunuyorum .Rabbime sonsuz şükürler olsun. Üstadımız Ahmet Akgül hocamızla bizleri buluşturdu.Çok çileli bir hayatın içinden gelen Üstadımız imanı ile , sadakatıyla ,mertliği ve birazda sertliği ile sadıklara herzaman ümit ve can olmuştur ..Uzun yıllar ülkemizin her yerini gezmiş sohbet ve konferanslarla Milli görüşcülere sadıklara hakikatı aşılamış . Davamız içindeki Çıban başlarını önceden sezip deşifre ederek tahribatlarını engellemiş ,şimdiye kadar kim hakkında ne söylemişse hepside çıktı .Erbakan ve İslam düşmanı münafıkların haddini bildiren hakikat kılıcı Üstadımız .Aziz Erbakan Hocamızı en iyi anlayan ve anlatan olmuş . milli görüş erleri içerisinde sadıkların ve sahte kahramanların ayıklanmasına vesile olmuş Ülkemizde ve Dünya çapında Adil Düzen projelerinin nasıl uygulanacağını gelişen ve değişen sosyal ,siyasi ,eknomik,ahlaki sitemlere İslami yeni çözüm ve projeler geliştiren zamanımızın üstadıdır.Hain çevreler üstadımızı iyi tanıdıkları için onu hep engellemeye çalışmışlardır fakat o bütün engelleri aşıp amacına ulaşmada bir zaafiyet göstermemiştir.Milli görüş Davasına maksatlı olarak görevlendirilen O.Asıltürk ikibin yılında bir eğitim seminerinde Üstadımız Ahmet A kkül hocamız ile ilgili bir soru soruldu kendisi kaçamak bir cevap verdi ve toplantı iftar vakti olduğu için bitirdi .Sonrasında yemekte yanına oturdum Ahmet Akkül hocamızla ilgili sorulan soruyu açtım .Masada Birol Aydın da var idi.Uzun bir sohbet arasında O .Asıltürk Ahmet Akgül öyle bir şahsiyetki toplulukları arkasından sürüklemektedir. Ozaman neden yasaklıyorsunuz dediğimizde ,işin içinden çıkamayıp masayı terk etti . Bunu neden kısaca anlattım Üstadımız Ahmet Akgül hocamızı yasaklayanlar nasıl bir şahsiyet olduğunu bildikleri için engelliyorlar.Tabi bu yasak ve engellere uyan ve uygulayanlarda farkındalar ama menfeatlarına gelmediğinden ses çıkarmıyorlar.Bu tavırları onların zamanla hidayet lerinin kararmasına vesile olmakta.Ama korkunun ecele faydası yok taktirin önüne kimse gecemez.Üstadımızın bizlere olan hakkını ödeyemeyiz .Elimizden tutmasaydı kim bilir nerelerde olurduk.Dünyada cenneti Üstadımız ve sadık dostlarla yaşatan Rabbime sonsuz şükürler olsun.
Dönüm noktası “AHMET AKGÜL”
Bu yazıda sanki kendimden bahsetmiş gibi olacağım fakat; “Bunları yazmadan Muhterem Üstadımızı nasıl anlatabilirim ki?!” diye düşündüm. Yazı diyorum çünkü yazacaklarım bir yorumdan daha uzun olacak. Çünkü birkaç satırla Ahmet Hocamızı anlatmak benim için mümkün görünmüyor. Yazacaklarımdan dolayı; haddi aşmaktan Rabbımın affına sığınarak ve Muhterem Hocamın da hoşgörüsünü umarak derin bir nefes çekip “Bismillâh” diyerek başlıyorum.
Herhangi bir Milli Görüşçü’nün hayatı iki dönüm olarak incelenebilir.
Birincisi “Aziz Erbakan Hocamı ‘tanımak’ lütfuna nail olmak”tır.
İkincisi ise “Aziz Erbakan Hocamızın ‘hakikatini anlama ve vakıf olmak’ için Aziz Ahmet Hocamı tanıyarak-anlayarak, okuyarak ve sahip çıkarak o büyük lütfun tamamlanması”dır.
Cenab-ı Hakk; Aziz Erbakan Hocamızla tanışma ve karşılaşmamızı ve teşkilatlarda çalışmamızı 1990 yılında henüz 17 yaşındayken lütfetmişti. 1996 yılından sonra, maalesef, teşkilattan ve davadan bir kopuş sürecimiz olmuş; fakat 2007 yılında Aziz Hocamızın TV5 ekranlarında canlı yayınlanan “Türkiye Konferansları” serisinden birini tevâfuken izlemek suretiyle; Cenab-ı Hakk tevbe etmemizi ve tekrar davamıza dönüşü nasip etmişti. Ama asıl olarak Aziz Hocamızın hakikatine ve Özel mahiyetine vakıf olmak yani onu gerçekten tanımak ve anlamak ise, yine aynı günün gecesi, bilgisayar başına geçip arama motoruna , “Necmettin Erbakan” yazıp, bu vesileyle Aziz Üstadım Ahmet AKGÜL Hocamızı tanımamız ve O’nun yazılarını takip etmemizle birlikte başlamıştı.
2007 yılından 2009 yılına kadar; Muhterem Üstadım Ahmet Hocam ile ve tek bir Milli Çözümcü kardeşimle yüz yüze karşılaşmamış fakat Hocamızın eserlerini, videolarını ve siteden Milli Çözüm Dergisi’ni gece gündüz okuyarak; ve hatta geçmiş sayıları da tarayarak; Dinimi, Davamı, Aziz Erbakan Hocamızı, özellikle de kopuş sürecimizde etkili olan, davamızın içindeki sinsi yapılanmayı, Türkiye’deki ve Dünya’daki olayları ve siyaseti yeniden tanımaya ve anlamaya çalışarak geçirmiştim. O günler benim için sanki bir yolculuk gibiydi.
Dergideki yazılarında Muhterem Üstadımız, parti içindeki sinsi münafıkları deşifre ediyordu. Uzun süredir teşkilatta olmadığımdan, bu yazılanların “sağlama”sını yapamıyordum.
Bunlar sadece birer iddia mıydı yoksa gerçek mi?.. Neden dosdoğru gerçekleri yazan biri “Hakk dava”dan dışlanırdı ki? Ya Atatürk ile ilgili yazıları? Onlara ne demeliydi!?.. Bize yıllardır İmam Hatip hocalarının ve çevremizde hacı hoca geçinenlerin söylediğine göre Atatürk “din düşmanı”ydı… Okudukça da kafamda bir sürü sorular oluşuyordu.
Lakin dergiyi ve Hocamızın yazılarını okurken; okuduklarımı aynı zamanda Kur’an ve Sünnet terazisinde tartıyor; ne Kur’an’a ve Sünnet’e; ne de Erbakan Hocamızın öğretileri ve Milli Görüş ilkelerine aykırı hiçbir şey bulamıyordum. Yazılanlar içinde bu meyanda herhangi bir çelişkiye rastlayamıyordum. Vicdanım:
“Bütün bu hakikatleri bu kadar açık ve net ve de korkusuzca yazan bir kişi asla yalancı olamaz! O zaman Atatürk’le ilgili yazdıkları da kesinlikle doğru olmalı.” diyordu. Okudukça hayrette kalıyor ve şaşırıyordum çünkü o güne kadar doğru bildiğimi zannettiğim hemen her şeyin tersinden öğretilmiş olduğunu anlıyordum.
“E öyleyse, Hocamız teşkilatlara niçin alınmıyordu?” diye de kafamdaki soru işaretlerinden kurtulamıyordum.
2009 yerel seçimlerinin ardından yeniden teşkilatlarda fiilen görev alıyor ve iki yıldır beslendiğim Milli Çözüm yazılarından aldığım bilgiler doğrultusunda, parti içinde gerçekte neler olduğunu da gözlemlemeye başlıyordum.
Evet, çok şey Ahmet Hocanın yazdığı gibiydi.
İçeride Erbakan Hocamızla ilgili, dillendirilmeyen bir yasak vardı ve “Erbakan Hocamızın üzerine beton dökme” çalışmaları, O henüz hayattayken bile sinsice devam ediyordu.
Ve ne yazık ki tabanın büyük çoğunluğu bunun farkında bile değildi. Böylece Muhterem Ahmet Hocamın ferasetine ve basiretine bir kez daha hayran kalıyordum.
Bu arada; Parti içindeki faaliyetlerimizde, Milli Çözümden alıntılar yapıyor, teşkilat arkadaşlarıma okuyor ve özellikle kaynak ismi vermeden onları birçok hususta bilgilendiriyordum. Yazılardaki tesbitler öylesine seviliyor ve hak veriliyordu ki; sırf o yazılardan dolayı; bir anda partide parlamıştım ve her haftalık toplantıda yazı okumam için Başkanımız söz almamı istiyor ve bu uygulama rutin hale geliyordu.
Ta ki bir gün genç bir Milli Görüşçü toplantı esnasında ayağa kalkıp, söz alıp: “Sen bu yazıları nerden okuyorsun. Kaynağın nedir?” diye sorana kadar…
Kaynağımı açıklıyor: “Ahmet AKGÜL ve Milli Çözüm Dergisi” cevabını veriyor ve o günden sonra bazı kişiler tarafından neredeyse ajan ilan ediliyor ve tepki alıyordum.
Beni ajan ilan edenlerden etkili(!) ve yetkili(!) birinin ise; bir gün başka bir teşkilat mensubunu gizlice bir köşeye çekip; bir grup Milli Görüşçüye yapılacak eğitim programı için:
“Ahmet Akgül’ün ‘İslam Davası ve Cihad Kavramı.’ kitabını al ve Eğitimi bu kitaptan yap. Fakat kitabın üzerini kapla, sakın isim görünmesin. Sebebini ise sorma!” demesine şahit oluyor ve hayretimi gizleyemiyordum.
Hakk dava güttüğünü söyleyenlerin bu ikiyüzlü münafık tavırları ne kadar da tiksindiriciydi.
Bu ve benzeri birçok olaya şahit olduktan sonra; zaten Kur’an ve Sünnet’e aykırı bir yazısını görmediğim ve doğruluğundan emin olduğum Muhterem Hocam’a yapılan bu haksızlığa susmamalı; teşkilat içinde mücadelemi vermeli ve dava kardeşlerimi, özellikle de Oğuzhan Asiltürk tehlikesine karşı uyarmalıydım.
Şehir değişikliği nedeniyle gittiğim yerde ise, teşkilatta yine benzer olaylar yaşamıştım. Ahmet Hocamıza karşı tüm tabanın bilinçli bir şekilde kışkırtılmış olduğunu görmek üzücüydü. Orada da aynı mücadeleyi vermiş, hatta birçok kez onların yalanlarını, bizzat yüzlerine vurma fırsatını Allah lütfetmiş, fakat insanların, hem de Hakkı temsil ettiğini iddia eden insancıkların nasıl dönekleşebildiğine defalarca hayretle ve dehşetle şahit olmuştum.
Yaşadıklarımdan sadece iki örnek vermek istiyorum.
Aziz Hocamızın 2011 Şubat ayında vefatından yaklaşık dört ay sonra Haziran’da Genel Seçimler yapılacaktı. Seçim çalışmaları sırasında sokakta broşür dağıtırken bir ihtiyar amcayla karşılaştık. Teşkilat arkadaşlarımdan biri :
“İşte bu adam bu yörede Milli Görüş’ün canlı arşividir. Hem Erbakan hocamızın “sadık”ıdır. Erbakan hocayla ilgili her şeyi bilir. Ahmet Akgül’ü ona sorabilirsin.” dediler.
Hacı amca bizleri, çalışmalara biraz ara verip bürosunda dinlenmeye ve çay içmeye davet etmişti. Hep beraber gittik. Biraz sohbet ettikten sonra, Hacı Nail amcaya sordum:
“Hacı amca, sen Ahmet Akgül’ü tanır mısın?”…
“Nasıl tanımam, tabii ki tanırım.” dedi.
“Peki o zaman; madem tanırsın, onu nasıl bilirsin?.. Sence O herkesin iddia ettiği gibi, bu davanın içine sızmış bir ajan mıdır?”
Hacı Nail amcanın verdiği cevap tek kelimeydi:
“ASLA!”
Mustafa Nail Arıtaşı amcamızın ise kim olduğunu merak edenler şu linke tıklayıp Erbakan Hocamızın onun hakkındaki düşüncesini öğrenebilirler.
http://www.meydanistanbul.com/guncel-haber/erbakanin-olumu-eski-dostunu-aglatti-h1887.html
Ben o gün, aslında emin olduğum şeyi duymuştum Hacı amcadan. Bu vesileyle de , işte bir nevi “sağlama” yapmıştım. Fakat Ahmet AKGÜL hakkında tereddütlü olduklarını söyleyenler, onu yıllardır yakinen tanımalarına rağmen; her ne hikmetse(!) kendileri bunu sormayı akıl edememişlerdi ve Nail amcadan duyduklarına rağmen Muhterem Hocam konusunda bana muhalefet etmeye devam edip, yan çizip yamuklaşmışlardı.
Yaklaşık bir yıl sonra, 16 Temmuz 2012 tarihinde, teşkilat olarak bir piknik düzenlemiş ve Aziz Hocamızın asil evladı Sayın Elif Erbakan hanımı da davet etmiştik. Pikniğe katılanlardan bir kardeşimiz,
“Sayın Elif Erbakan’a bir soru sormak istediğini fakat çekinip utandığını” ifade etmiş ve soruyu benim sormamı istemişti.
Sormuştum:
“Elif hanım. Ben Milli Çözüm Dergisi ve Ahmet AKGÜL kitapları okuyorum. Arkadaşlarım ise, ‘Bizim bu konuda kafamız karışık. Duyduğumuza göre; Erbakan Hocamızın talimatıyla, Ahmet hocanın teşkilatlara girmesi yasaklıymış. Bunun doğruluğunu en iyi Elif hanım bilir’ dediler ve bu hususu size sormamı istediler.
Lütfen bize söyler misiniz; Ahmet Akgül Erbakan Hocamız tarafından yasaklı mıdır?”
Aziz ve asil Hocamızın asil evladı Elif Erbakan şu cevabı vermişti:
“Hayır!.. Ahmet Akgül Babam tarafından yasaklı değildir. Kendisi sadık ve samimi bir Milli Görüşçüdür ve Babamın Dostudur. Ve hatta biz aile dostlarıyız. Ailece de görüşürüz. Onun yasaklı olduğu söylentisi ise genel merkezdeki bir takım kimselerin uydurmasıdır… Tüm ömrünü ümmetin kurtuluşuna adamış ve her şeyini bu yolda harcamış olan Babama, Liderimize atılan büyük iftira nedeniyle üzüntülü günler yaşamaktayız ve ne yazık ki O’nun hırsız olmadığını ıspatlamak durumdayız. Bu ne kadar acı bir şey!… Bir düşünsenize!…”
diyerek; Ahmet Hocamızın yasaklı olduğu uydurmacasının kimin başının altından çıktığını da isim vermeden belirtmişti.
Ne ilginçtir ki; bunu duyan teşkilat mensupları ertesi gün çok sevdikleri(!) , dillerinden düşürmedikleri ve kendisine yakınlığı ile de sık sık övündükleri Elif ablalarını (Erbakan’ı ) “çok yanlış tanıdıklarını ve onun fitne çıkartıp dedikodu yaptığını” söyleyecek kadar alçalmışlardı.
Daha sonraları Milli Çözüm’den kardeşlerimle tanıştığımda ve bu yaşadıklarımı anlattığımda, aslında yaşadıklarımın gayet normal(!) olduğunu anlamış ve onların da benzer olayları yaşadığını ve sırf bu sebepten dolayı benim gibi teşkilatlardan uzaklaştırıldıklarını öğrenmiştim.
Şimdi tam da yeni bir kongrenin arefesinde olduğumuz günlerde bu Milli Görüşçü olduğunu iddia eden; üstelik de Aziz Hocamıza en ağır iftirayı atanları hala kutsayan bu şuursuz tabana:
”Ahmet AKGÜL ile ilgili bütün bu gerçekler ışığında; Hakk ve hakikat bu kadar ayan beyan orta yerde dururken, Hakkı ve hakikati görmezden gelenin, çarpıtanın, üstünü örtenin Allah Katında hükmü nedir? “ diye sormak lazım.
Lakin vakti zamanında çok sorduğumdan, bu saatten sonra onlara edilecek her bir kelimenin ancak vakit kaybı olacağına inanıyorum. Çünkü inanmak istemeyeni hiçbir şekilde inandıramazsınız.
Düşünsenize!..
Aziz ERBAKAN Hocamızın yanında 40 yıl duracaksınız. Fakat içinizden eğitimlerinize kaynak yapabileceğiniz bir kitabı dahi yazabilen bir tek adam çıkmayacak. Gizli saklı Ahmet Akgül okuyup-okutacaksınız. “Hadi davamızın selameti için Ahmet AKGÜL Hocamıza sahip çıkalım. Onu partide söz sahibi yapalım.” diyenleri ise görevden uzaklaştırıp hepiniz üç maymunu oynayacaksınız.
Aman Yarabbi!… Sizin adınıza bu ne büyük bedbahtlıktır.
Aziz Erbakan Hocamız toplantılarımızda: “Milli Gazete her sabah Pentagonun masasındadır” buyururlardı.
Milli Çözüm dergisi için ise; İsrail Büyükelçiliği:
“Atom bombasından daha tehlikeli” tesbiti yaptıklarına göre; İsrail’in, ABD’nin ve de her türlü işbirlikçi uşaklarının (Saadet partisindekiler de dahil) dergide yazılanları; hem herkesten önce, hem de harf harf takip ettiklerinden adım çelebi gibi eminim. Öyle ya; okumasalar nerden bilecekler tehlikeyi(!)…
“Ahmet Hoca bugün ne yazacakta, o bin bir suratlı maskelerimizden birini daha düşürecek acaba?!” diye korkudan tirtir titrediklerini görür gibi oluyor insan…
Amma velâkin korkunun ecele faydası yoktur.
Hakk gelince tüm bâtıl’lar eriyip yok olacaklardır.
Necmeddin Erbakan GÜNEŞ’tir.
Güneş balçıkla sıvanamaz. Üstü örtülemez. Gizlenemez. Ve esasında Güneş hiçbir zaman batmaz. Bizim Güneş’i görememeniz bu hakikati değiştirmez.
O sebepten dolayı O’nun üstüne “beton dökme” fikri muhaldir.
Ahmet Akgül AY’dır.
AY; Güneş’i göremediğimiz zamanlarda ışığını Güneş’ten alarak karanlığı aydınlatır. Dolayısıyla aslında karanlık da “yok”tur. Karanlık, sadece ışığı gör(e)meyenler için vardır.
Necmeddin Erbakan paha biçilemez bir HAZİNE’dir.
Hazineye ulaşmak, kilidini açmak ise ancak, anahtarla mümkündür.
Ahmet Akgül bu Hazine’nin ANAHTAR’ıdır.
Anahtara ulaşmadan hazinenin kapısından içeri giremezsiniz. O sebepten dolayı Akgül’ü okumadan Erbakan’ı anladığını iddia etmek ve O’nun yolundan gittiğini söylemek ya büyük bir yanılgıdır ya da en büyük bir yalandır.
Hz. ALİ (K.V.) Efendimiz bir sözünde: Âlim, câhili hemen tanır, çünkü daha önce o da câhildi. Câhil âlimi tanımaz, çünkü daha önce âlim değildi.” buyururlar. Şimdi bu mübarek sözlerden yola çıkarak şunları diyebiliriz.
Bilmek 3 türlüdür: İlm-el yakîn; Ayn-el yakîn ve Hakk-el yakîn.
Bilme dereceleri tartışmalı olmakla birlikte hemen hemen her Milli Görüşçü bilir ki;
Necmeddin Erbakan İlm-ü Ledün sahibidir.
Lakin; Ahmet Akgül de İlm-ü Ledün sahibidir.
Düşünsenize, bunca kelli felli sözde dava adamı içinde Erbakan’ın Hakikatini ve Özel mahiyetini tek bir kişi tanımıştı. Ve o kişi, parti içindeki tüm bu adam kılıklı zırcahil mahlukatın da baş düşmanıydı. Aslında Erbakan’a açıktan ve doğrudan düşmanlık edemeyenler, dönüp bir bahaneyle Akgül’e saldırırlardı.
Hem yıllardır bakan, müsteşar, prof vs. vb. binbir türlü dünyalık rütbesi olup da Erbakan’ın kırk yıllık dostu zannedilen zerzevatın Onu anlayamamalarının sebebi işte zırcahil olduklarının en açık kanıtı değil de nedir? Öyle olmasalardı, bu prof yaftalı zavallılar, feto denilen soytarıyı “muhterem bir alim ve heykeli dikilecek şahsiyet” diye övmezlerdi. Şimdi de büyük bir pişkinlikle “ ne olmuş yanıldıysak, cumhurbaşkanı bile yanıldı” diyecek kadar da bayağılaşıp basitleşmezlerdi herhalde.
Evet;
Necmeddin Erbakan İlm-ü Ledün sahibidir.
Keza Ahmet Akgül de İlm-ü Ledün sahibidir.
Çünkü alim alimi en başından beri tanıdı ve bildi. Ve bütün ömrünü bu hakikati yazmaya ve anlatmaya adadı.
Şimdi bu asrın problemlerini gerçekten çözmek istiyorsanız eğer; şunları da peşinen bilmelisiniz.
Ahmet Akgül’ün; ışığını Güneş misali Erbakan’dan alan “Bilge”liği olmadan bu çağın problemlerini aydınlatamazsınız!
Erbakan’ın; tüm insanlığın hem dünya hem de ahiret saadeti ve kurtuluşu için hazırladığı Adil Düzen projelerini kavrayamaz, uygulayamaz ve yeni bir dünyanın kapısını aralayamazsınız!
Çünkü kapının anahtarı bizzat Ahmet Hoca’dır.
Çünkü Erbakan’ın mümessili ve mütemmimi Ahmet Hoca’dır.
Ve ne mutlu biz Milli Çözümcülere ki; Cenab-ı Allah her İkisini de tanıma ve tabi olma şerefini bizlere lütfetmiştir.
Duamız şudur ki; Allah bizleri bu büyük lütfun nankörü eylemesin. Ayaklarımızı sabit kılsın. Ve bu imanla canımızı alsın. Amin…
AYIRMA!..
Ey,
Doğmadan önce
Müjdelenen!
Temiz bir soydan
Tertemiz anadan,
İzzetle gelen öncü!
Saglam karakter,
Mert bir kişilik!
Çocukluk temiz,
Biraz haşarı
Sığmaz kabına,
Belkide hazırlar
Mevla yarına!…
Gerçeği arar
Sahteyi sezer,
Asil ruhludur
Batıldan kaçar!
Hakkı buldu ya
Ömürden gecer!
Gençliği ender
Nesle rol model!
Haydar yoğurur
Sultanı bulur!
Hakikat mektebinde
Kendini bulur!
Birliği görür!…
Hikmeti anlar!
Vahdete ulaşır
Aşka garkolur!
Baksana ey,
O,
Bende-i Kur’an,
Sahib-i Furkan,
Yılmaz Mücahit
Olan!..
Keskin bir zeka
Yüksek bir akıl,
İlimde derin
Şuurda zirve!
Kutlu kalemle
Hakk’ı savunur!..
Zalime,haine,düşmana,
Kötüye-kötülüğe,
Vurur ha vurur!..
Siyonist şeytanlar
Nasıl kudurur?!..
Din düşmanı
Veya istirmarcının,
İçine durur!
İşbirlikçi döneğin
Çağdaş ibni Sebenin,
Nutku tutulur!..
Davayı,Vatanı,gerçeği
Korur!…
Hiç gözü korkmaz
Feraset ile,cesaret ile,
Tam iman ile!
Milli Çözüm’le,
Hakkı duyurur!..
Şahidiz Ya Rab
Dostunun,dostuna!..
Herkesi,
Hayran bırakan
İmanına,ihlasına,
Cesaretine,takvasına!
Cehdine-Cihadına,
İhsanına,sevdasına!..
Dosdoğru diyor diye,
Çektiği acılara,
Uğradığı ithamlara
İftiralara,
Dışlamalara,
Dişlemelere!…
Yabaniden görüyor ya,
Ya tanıyanın ettiği ne?!..
Her şeye ragmen
Sürekli artan,
Heyecanına,
Şevkine,
Sadakatına,
Adanmışlığına,
Adam gibi
Adamlığına!..
Vaad var,
Mujde var!
İnşallah
Görecek dünya,
Siyonist timsahın
Sökülecek dişleri,
Tam da burda,
Amik Ovasında!
Armegedon-Melheme-i Kübra’da,
Bir başka gelişiyle
Aziz Erbakan’la!…
Ögretisini öğrettiği,
Manen varis ettiği,
En sadık talebesi,
Bilge bir takipçisi,
Asil Üstatla!…
Şair demiş ya;
“Kimi Ahmet seni uzaktan tanır,
Kimi yaklaşır da kör olur gider!…”
Sonsuz şükürler olsun,
Tanıtana!..
Hiç layık olmasakta
Talebesi kılana!.
No’lur Rabbim;
Kalbimizi kaydırma,
Bizi bize bırakma,
Sadık Dost’tan ayırma!…