YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
66910daebcf8a
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 7 8 2 9
Bugün : 17072
Dün : 32513
Bu ay : 293858
Geçen ay : 783727
Toplam : 25351533
IP'niz : 35.172.230.21

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

AKP’NİN YANLIŞ EKONOMİ POLİTİKASI

VE

KORONA SALGINI SONRASI ÜRKÜTÜYORDU

        

18 yıldır işbaşında bulunan AKP ve Erdoğan iktidarı; sanayileşme hamlesini tamamlamak, yerli ve milli projelerle üretime dayalı kalkınma programları uygulamak yerine; bütün fabrikalarımızı kapatmak, stratejik kurumlarımızı satıp savmak ve faizli dış borçlanma ve yabancı sermayeye alan açmak yoluyla geçici bir rahatlama sağlamış görünse de, geleceğimizi ve güvenliğimizi karartan bir ekonomi politikasıyla sonunda duvara toslamış ve tıkanmıştı. 2020 Korona salgını ise bu çaresizlik ve tükenmişliği açıkça ortaya çıkarmıştı. Öyle ki, Sn. Erdoğan halktan bağış toplama kampanyalarına mecbur kalmıştı.

Dünya Bankası’ndan AKP Türkiye’si için: “Büyüme yüzde 0,5’e düşecek, bütçe açığı patlayacak” uyarısı!

Dünya Bankası raporunda, Covid-19 salgını sonrasında Türkiye’nin 2020 yılı büyümesi yüzde 3’ten yüzde 0,5’e alçaltılırken, bütçe açığının da GSYH’ye oranında yüzde 4,5’e yükseleceği tahmininde bulunmuşlardı! Dünya Bankası, Avrupa ve Orta Asya bölgesi için hazırlanan ilkbahar 2020 Ekonomik Güncelleme Raporu’nun sonuçlarını açıklamıştı. Rapora göre, Dünya Bankası, yeni tip Korona virüs (Covid-19) salgını sonrasında Türkiye ekonomisi için 2020 yılı büyüme ve enflasyon öngörülerini değiştirmiş durumdaydı. Salgın öncesinde Türk ekonomisinin 2020 yılında yüzde 3 civarında büyüyeceğini tahmin eden Dünya Bankası, beklentisini aşağı yönlü revize ederek yüzde 0,5’e indirdiğini vurgulamıştı. Dünya Bankası’nın raporuna göre, Türkiye’de bütçe açığında da büyük bir artış yaşanacaktı. Bankanın tahminine göre bütçe açığının GSYH’ye oranı bu yıl yüzde 4,5’e çıkacaktı.

Hazineden rekor açık ürkütücü boyutlardaydı!

Bugüne kadarki en büyük açığını Aralık 2019’da 36,8 milyar lira ile veren Hazine nakit dengesi, Mart’ta tarihinin “en büyük açığı” rekoruna ulaşmıştı. Hazine nakit açığı Mart’ta 40,4 milyar liraya fırlamış, Mart’ta faiz ödemeleri ise 11,9 milyar lira olarak saptanmıştı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, mart ayına ilişkin nakit gerçekleşmelerine göre; Korona virüs salgını etkisinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ağır bir şekilde hissedildiği Mart’ta, Hazine nakit dengesi 40 milyar 445 milyon lira açık vermiş durumdaydı. Şubat’ta açık 8 milyar 974 milyon lira kadardı. Hazine’nin nakit dengesi en yüksek açığı Aralık 2019’da 36 milyar 794 milyon liraydı. Böylelikle Hazine, 40,4 milyar lira ile tarihinin en büyük açığını vermiş olmaktaydı.

Tarım durursa hayat duracaktı!

Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, içinde bulunduğumuz zor dönemde halkın beslenme ihtiyacını karşılayan tarım sektörü için alınması gereken acil önlem önerisinde bulunarak, “Çiftçi durursa tarım durur, tarım durursa hayat durur” diye uyarmıştı.

Mutlu Doğru, bu dönemde tarımsal üretimin devamlılığının önemine vurgu yapmıştı. Korona virüs salgınının, ekonomik olarak birçok sektörü olumsuz etkileyeceğinin aşikâr olduğunu ifade eden Doğru, “Bu salgının, halkımızın sağlıklı beslenme ihtiyacını karşılayan tarım sektörüne olacak etkilerini en aza indirmek ve üretime devam etmek için alınması gereken acil önlemler bulunmaktadır” diye uyarmıştı.

AKP’nin Ekonomi Balonu Patlamaya Hazırdı!

Korona virüs krizinin tahribatı, 2008-2009 krizinden daha fazla olacaktır. Çünkü tüm dünyada ekonomi eş zamanlı olarak durmuş durumda, çoğu insan evine kapanmış durumda ve fabrikalar durmuş durumdadır. Ekonomik aktivitenin tamamen durduğu bir duruma dünya tarihinde az rastlanmaktadır.  

Tabi AKP Türkiye’si bu krize biraz zayıf yakalanmıştır. Yani ekonomik bünyemizin zayıf olduğu bir noktada, bu kriz ile karşı karşıya kalınmıştır. Merkez Bankamızın rezervleri, bir aralar, biliyorsunuz 136 milyar dolara ulaşmıştı. Şimdi güya 90 milyar dolar civarındadır, ama net rezervler 36 milyar dolardır. Üstelik Swap Anlaşmalarını ve Merkez Bankası’nda tutulan hazine mevduatını düştükten sonra neredeyse eksiye düşen bir rakam söz konusu olmaktadır. Türkiye’nin bütçe açığı, Korona virüs salgını krizi öncesinde zaten yükselmiş durumdaydı. Bankalarımızın bilançoları zaten zayıflamıştı. Biliyorsunuz, Merkez Bankası’nın yedek akçeleri dahi, bu kriz öncesinde tüketilip harcanmıştı.

Bizim 82 milyonluk nüfusumuza bakıldığında bunun yaklaşık 27 milyonu emekli ve devlette çalışanlardan oluşmaktaydı. Yani devletten doğrudan maaş alan ve o maaş alanlara bağlı yaşayan, onların aileleri ve etrafı 27 milyon kadardı. Ama geri kalan 55 milyon vatandaşımızın devletten tek bir kuruş geliri bulunmamaktaydı. 55 milyon insanımız tamamen, kendi bileğinin gücüyle, alnının teri ile geçimini sağlamaktaydı. Hani insanlara “Evinde kal” deniyor, ama evinden çıkıp da günlük ekmek parasını kazanamazsa, ailesini geçindirecek imkânı yoksa, insanlar nasıl yaşayacaklardı? Dolayısıyla, en acil tedbir alınması gereken kesim, devletten herhangi bir geliri olmayan bu kesim olmaktaydı. Yaklaşık 9 milyon insanımız da güya çalışıyor, “işim var” diyordu, fakat kayıt dışıydı. Kayıt dışı çalışanlarla ilgili de, bugüne kadar açıklanan ne kısa çalışma ödeneği, ne işsizlik sigortası; bunların hiçbirisi kayıt dışı çalışanlara uygulanmamaktaydı. 9 milyon insan ki bu rakam; TÜİK’in 2019 Aralık’ta açıkladığı rakamdır. Bu 9 milyon insanın hiçbir yerde kaydı yok, ama çalışıyorlar. Türkiye’nin şu anda en büyük sorununu işsizlik, gelirsizlik ve sosyal korumanın olmadığı kesimler oluşturmaktaydı. Ayrıca küçük işletmeler vardı ki, bunların hayatiyetini kaybetmesi çok hızlı ve çok kolay olmaktaydı. Bu nedenle küçük işletmelerle ilgili tedbirlerin çok acil olması lazımdı. Bürokrasiye boğulmadan bunlara yardımların, desteklerin derhal ulaştırılması lazımdı. Yani şu anda, elde ne var ne yoksa, bütün imkânlar hepsi ve acilen kullanılmalıydı. Bir gün dahi gecikmenin zararı, ileride çok büyük tahribatlara yol açacaktı. Yani gerek doğrudan vatandaşa para vermek gerek devletin alacaklarını ertelemek gibi bütün seçenekler kullanılmalıydı. Aksi halde bu kriz çok tahribat yapacak ve tekrar toparlaması da zor olacaktı. Şu anda diğer ülkelere baktığımız zaman, bu ülkelerin açıkladıkları tedbir paketleri, milli gelirlerine oranla çok yüksek durumdaydı. Yani burada yüzde 10-15-20 gibi rakamlar konuşulmaktaydı. Ama Türkiye’de yapılanlar ve alınan tedbirler, milli gelirin sadece yüzde 2’si, 3’ü civarındaydı. Yani, bunların hızla artırılması lazımdı ama tabi ki, kaynak sıkıntısı olan, dünyada itibar sorunu yaşayan, güven sorunu yaşayan bir iktidarın, bu rakamları nereden, nasıl elde edeceği başka bir soru olarak karşımıza çıkmaktaydı.

Şimdi, bir ülkenin kendi iç kaynakları vardır, bir de dış kaynakları vardır. Şu anda dünyada bunun her ikisi de devreye sokulmaktadır. Yani, ülkeler hem iç kaynaklarını sonuna kadar kullanmaya çalışmaktadır, hem de dış kaynak olarak her çareye başvurulmaktadır, bunlarla sorunlar çözülmeye çalışılmaktadır. Çünkü Türkiye’nin şu anda hem Türk lirasına ihtiyacı vardır hem de döviz ihtiyacı vardır. Bu ikisinin de karşılanması lazımdır. Sadece Merkez Bankası’nın ürettiği Türk lirasıyla, şu anki sorunların çözümü imkânsızdır. Eğer sadece Merkez Bankası’nın ürettiği Türk lirasıyla sorunları kapatmaya çalışırsanız, bunun kısa vadede size yüksek kur olarak dönmesi kaçınılmazdır. Ama onun arkasından da yüksek enflasyon olarak hemen karşınıza çıkacaktır. Özellikle maliyet taraflı enflasyon sizi vuracaktır. Çünkü kur arttıkça maliyetler artacaktır. Ama daha sonra kriz toparlanmaya başladığı dönemde de talep taraflı enflasyon olarak vuracaktır. Dolayısıyla Merkez Bankası kaynaklarının çok dikkatli kullanılması şarttır. Merkez Bankası kaynakları bir morfin gibidir. Yani, hastalık anında, hasta çok acı çekmesin diye verilir. Ama eğer bu alışkanlık haline getirilirse uyuşturucu etkisi yapar ve ekonomiye uzun vadede çok büyük zararlar verir. Dolayısıyla son dönemlerde, Merkez Bankası’nın atmış olduğu adımlar doğrultusunda miktarlar artırılabilir, ama bu uygulamalardan ne zaman, nasıl vazgeçilebileceği, ne zaman normale dönülebileceği de çok açık bir orta vadeli program ile ortaya konması gerekir.

“Türkiye’nin CDS denen bir göstergesi bilinmektedir. Yani, ülkelerin ne kadar güvenilir olup olmadıkları ile ilgili bir göstergedir. Şu anda, gelişmekte olan ülkeler içerisinde en yüksek oranlardan bir tanesi Türkiye’dir. Yani Türkiye’nin şu andaki riskliliği, dünya tarafından algılanan risk göstergesi, bütün gelişmekte olan ülkeler arasında en yüksek seviyelerdedir. Şimdi bu zaten rakamlarla da ortaya koyulmuş bir gerçektir. Hiç kimsenin bunu saklayacak bir durumu söz konusu değildir. Bu krizle ancak küresel dayanışmayla mücadele edilebilir.

Türkiye’nin bir döviz ihtiyacı vardır ve bu döviz ihtiyacı eğer karşılanmazsa, kurdaki artış hızlanabilir. Ve bu gelir, daha sonra enflasyonu vurur, Türkiye fakirleşir. Dolayısıyla, kendi iç kaynaklarımızı harekete geçirirken, bir yandan da Türkiye’nin mutlaka yeteri kadar dış kaynak bulması gerekir. Bu, piyasadan olabilir. Bu, rezerv üreten merkez bankalarından olabilir. Rezerv para birimi üreten merkez bankalarından olabilir. Veya (IMF) gibi uluslararası kuruluşlardan olabilir. Şu anda önemli olan, Türkiye’nin en uygun maliyetle, bu döviz ihtiyacını gidermesidir. Eğer bu, kısa bir zaman içerisinde karşılanmazsa, bu kriz daha da derinleşecektir. Hem iç kaynak, hem dış kaynak… Bunları, beraberce koordine ederek sağlamak icap etmektedir!”[1] diyen Ali Babacan bile, üretime dayalı, Milli ve yerli kalkınma yerine Siyonist sermayenin güdümüne girmeyi önermekteydi.

Hükümetler borca yüklenmek zorunda bırakılmıştı!

Uluslararası Finans Enstitüsü’nün Mart 2020 Küresel Borç Monitörü raporuna göre, küresel borçlar 255 trilyon dolara ulaşarak rekor kırarken; brüt hükümet borçlanmaları da Mart ayında rekor seviyeye ulaşıp 2,1 trilyon dolar artmıştı.

Uluslararası Finans Enstitüsünün (IIF) yayınladığı “Küresel Borç Monitörü” raporuna göre, 2019 yılı küresel borç tutarı 10 trilyon dolar artarak 255 trilyon dolarla rekor kırmıştı. Rapora göre, 2019’un sonunda toplam borç dünyadaki gayri safi yurt içi hasılanın (GSYH) üç katını (yüzde 322) aşarak, 2008 finansal krizdeki seviyenin 40 puan üzerine (87 trilyon dolar daha fazla) ulaşmıştı. 2018’de küresel borçlar 3,3 trilyon dolar artış göstermişti. IIF, hükümetlerin yeni tip Korona virüs (Covid-19) salgınının ekonomik etkisini hafifletmek için teşvikler açıklamasıyla brüt hükümet borçlanmalarının Mart’ta, aylık rekor seviye olarak 2,1 trilyon dolara ulaştığını hatırlatmıştı. Yani Siyonist sömürü düzeni, Korona yüzünden borç faiz kârını 5 misli artırmıştı.

Siyonist odaklara ve uşaklarına göre: Korona virüs yeni bir dünyanın kapısını aralayacaktı. Bunu en iyi bilenlerden biri de Henry Kissinger olmaktaydı. 97 yaşındaki Kissinger Wall Street Journal’a bir makale yazmıştı. Rothschild ailesine yakın olan Kissinger, “Korona virüs, dünya düzenini sonsuza kadar değiştirecek. Ekonomi ve siyasal olarak artık dünya yeni frekansına geçecek. Bu yeni düzen yüzyıllar sürecek.” kehanetinde bulunmuşlardı. Ancak Kissinger, Rothschildlere değil Amerika Birleşik Devletleri’ne çağrı yapmıştı. Kissinger, “Washington sorumluluk almalı ve bağımsız dünya düzeni için adım atmalı” buyurmuşlardı. Kissinger ABD’nin kontrolünde yeni bir dünya düzeni arzulamaktaydı. “Putin’le de Cinping’le de yakın dostluğu olan Kissinger’in görüşlerini yabana atamayız…” diyen iktidar ve Erdoğan yandaşları, Siyonizm’in yeni sömürü sistemine razı ve hazırdı.

Henry Kissinger 3 Nisan’da, dünya düzeni ve virüs üzerine bir makale yazmıştı. (‘The Coronavirus Pandemic Will Forever Alter The World Order’, 03/04, WSJ.) Son kitabının isminin “Dünya Düzeni” olduğunu anımsadığımızda daha ilgi çekici olmaktaydı. Özetle şunları vurgulamıştı: “Bir, salgınla mücadelede liderliği ele almalıyız. Aşıyı biz bulmalıyız. İki, ekonomiyi de Amerika olarak biz canlandırmalıyız…”

Kissinger’in, ABD’nin ekonomik liderliği yeniden ele almasını istediği üçüncü maddede, küreselleşmeye, liberalizme ve aydınlanma döneminden kalan Din dışı sisteme sahip çıkarak yola devam edilmesini öneriyordu. Geçmişten fark, bunun “tedricen” yapılmasıydı. Oysa asıl şunları sormak lazımdı: Şu an küresel kuruluşlar felaketleri öngörebiliyorlar mı? Etkilerini durdurabiliyorlar mı? İstikrarı koruyabiliyorlar mı? Dayanıklılıkları ve duyarlılıkları ne kadardı? Toplumlar ve insanlar bu düzenin verdiği cevaplara, çözümlere, sözlere inanıyorlar mı? Bu soruların yanıtları aklını ve vicdanını kullananlar için açıktı: Salgın, gemisini kurtaranın kaptan sayıldığı, virüsün sınır tanımadığı ama ülkelerin sınırlarından çıkmadığı bir ortamın ne olduğunu kanıtlamıştı. Siyasal mesafeler sosyal mesafelerden daha ıraktı. Bu Korona salgını, Siyonist sömürü sistemini dağıtacak ve Adil Düzen kurulacaktı.

Kiralık kuklalar, Korona belâsı dolayısıyla Siyonizm’in dolaylı reklamını yapmakta ve toplumun beynini yıkamaktaydı!

Sözde, seçilmiş Yahudileri yeryüzünün efendisi, diğer bütün kavimleri ve ülkeleri ise kendilerinin kölesi gören… İnsanlığın daha rahat yönetilip sömürülmesi ve dünyanın daha kolay yönetilmesi için; nüfusun azaltılması, zayıfların ve işe yaramazların(!) ayıklanması gerektiğini düşünen ve bu maksatla salgın hastalıklar yapacak ve toplu ölümlere yol açacak virüsler üretme projeleri yürüten Siyonist merkezlerin bu mel’anetleri öteden beri zaten bilinmekte ve gündeme getirilmektedir.

Ancak televizyon kanallarında ve gazete sütunlarında; bu malum ve mel’un 13 Siyonist-Yahudi ailesinin ve onların Evangelist Hristiyan hizmetçilerinin; sanki -hâşâ- Allah’tan bağımsız ve yeryüzünün mutlak hükümranlarıymış gibi:

“Bu Korona virüsüyle, dünyanın nüfus ve güç dengelerini değiştirip, kendi şeytani hedefleri doğrultusunda yeniden ayarlayacaklarını… Mevcut ülke sınırlarını kaldırıp-ufaltıp tekrar kendilerine göre uyarlayacaklarını ve bunların başına da kendi uşaklarını atayacaklarını… Erdoğan’ın başındaki Türkiye’nin de Ortadoğu ve Balkan ülkelerinin merkezi yapılacağını, hatta İsrail’in bile Türkiye’nin himayesine sokulacağını… Bu BİRLEŞİK DÜNYA’nın tek yasası, tek parası ve tek inancı olacağını… Böylece insanlığın huzura ve refaha kavuşacağını…” savunan yazar ve yorumcular, Siyonist odakların kiralık borazanlığını ve Şeytanın avukatlığını yapmaktadır. Çünkü bu vahşi hayal ve hedefler, Siyonistlerin 5680 yıllık Kabbalist amaçlarıdır. Ama asla başaramayacaklardır, sonları yaklaşmıştır ve bu Korona vebasıyla, Allah Haçlı-Siyonist orduların kolunu kanadını kırıp, İsrail’in hizaya sokulmasıyla sonuçlanacak Melheme-i Kübra’yı zafere ulaştıracaktır.

“Temel Gelir” (Basic Income) kavramı da bir Siyonist Dünya Devleti hazırlığıydı!

Temel gelir veya vatandaşlık geliri; bir devletin tüm vatandaşlarına, düzenli diğer gelirlerinden ya da servetlerinden bağımsız olarak, toplumun bir bireyi olmaları nedeniyle düzenli bir gelir sağlamasını öneren sosyal güvenlik kuramıdır. Daha doğrusu, komünizmin yumuşatılıp yaygınlaştırılması ve böylece bütün insanlığı tek Yahudi devleti vatandaşlığına alıştırma hazırlığıdır. Temel gelirin bir politika aracı olarak kullanılması önerisi, 1986’da kurulan Avrupa Temel Gelir Ağı (Basic Income European Network) projesi ile başlamıştır. Tartışmalar tüm dünyada ilgi çekince, Avrupa ile sınırlı kalınmamış ve Küresel Temel Gelir Ağı (Basic Income Earth Network) projesine dönüştürülmüş durumdadır. 1986-2004 yılları arasında Avrupa kentlerinde iki yılda bir düzenlenen kongreler, 2006’da Güney Afrika’da, 2010’da ise Brezilya’nın Sao Paulo kentinde tekrarlanmıştır. Bu doğrultuda Finlandiya’da aylık 800 euro olarak uygulamaya geçirilmesi tartışılmaktadır. Kavramın kökeni Thomas More’un Ütopya’sına (1516) kadar dayanır. Ancak bu fikrin asıl fikir babası olarak Yahudi asıllı Juan Luis Vives (1492-1540) sayılmaktadır. Vives, 1526’da bilimsel bir andaçyada yazdığı ‘Yoksullara Yardım’ yazısında belediye sınırları içinde yaşayan herkese belli bir asgari yaşam güvencesi sağlama önerisinde bulunmuşlardır. Vives’e göre yoksul insanlara, eğer çalışmaya isteklilerse yardım yapılmalıdır. Yoksulların bir uğraşının olması onları kötü düşüncelerden ve eylemlerden uzaklaştırır. Yoksullar açlıktan ölmemeli, ancak tembellik etmemeleri için bazı işlerle uğraştırılmalıdırlar. Zenginler ise doğanın onlara bahşettiği hediyeleri, ihtiyaç içinde bulunanlara vermedikleri sürece sadece birer hırsızdır, sadece kendileri için yaratılmamış olan nimetleri gasp etmiş konumdadır. Vives’in düşünceleri 1587–98 arasında İngiltere’de uygulanan “Yoksulluk Yasası”nın ilham kaynağı yapılmıştır ve şimdi Siyonist odaklar bu kavramı kullanarak Dünya krallıklarına zemin hazırlama çabasındadır.

Bu Korona salgınıyla mücadele süresince ve özellikle işsiz ve çaresiz kimselere ve halkın mağdur olan her kesimine, temel ihtiyaçlarını karşılayıcı ve insanca yaşama şartlarını hazırlayıcı destek yardımlarının yapılması elbette lazımdı ve Sosyal Devlet olmanın icabıydı. Ancak vatandaşlarımızı, Siyonist odakların uzaktan kumandalı robot kuklaları ve Tek Merkezli Dünya Planı’nın gönüllü şakşakçıları yapacak, sürekli ve sistemli bir “Temel Gelir” uygulaması, bağımsızlık ve bekamızın tehlikeye atılmasıydı. Üstelik bütün bunlar birer narkozlama ve tuzaklama sürecinin, yemleme aşamasıydı. ABD’de Siyonist sermaye merkezlerince halka dayatılan ve üstelik bu uygulamaya gönüllü geçecek olanlara binlerce dolar karşılıksız rüşvet dağıtılan “Dijital Para ve Banka Cüzdanı” hesapları da bu şeytanlığın ilk adımlarıydı.

Zalim Çin yönetiminin Doğu Türkistan’daki Müslümanlara yönelik baskı ve zulmüne Korona virüs de engel olamamıştı! Çinliler karantinada ama Müslüman Uygur Türkleri fabrikalardaydı!

Uzun yıllardır Doğu Türkistan’daki Müslümanlara akıl almaz işkencelerde bulunan Çin hükümetine Korona virüs de engel olamamıştı. Çin, salgın hastalık sebebiyle kapatıldığını duyurduğu fabrikalarda zorunlu çalıştırmak için toplama kamplarından 80 bin Müslüman’ı buralara taşımıştı. Müslümanlar, Çin fabrikalarında Korona virüs riskine rağmen ağır şartlarda çalıştırılmaktaydı.

Korona virüs tüm dünyada hayatı durma noktasına taşımış ama Çin zulmünü durduramamıştı. Doğu Türkistanlı Müslümanlara ağır işkencelerde bulunan Çin hükümeti, Korona virüs sebebiyle kapattığını duyurduğu fabrikalarda Müslümanları zorla çalıştırmaya başlamıştı. Doğu Türkistan’dan 80 bin Müslüman, Çin’in çeşitli bölgelerindeki fabrikalara zorla görevlendirilmiş durumdaydı. Müslümanlar, karantina sebebiyle kapatıldığı duyurulan ve arasında Avrupa menşeli markaların da bulunduğu 27 fabrikada zorla çalıştırılmaktaydı.

“Evrensel Temel Gelir”in tam zamanıymış!?

“Dünyaya yayılan Korona virüs nedeniyle ekonomiler derin bir krize yuvarlanmıştır. Piyasalar çakılmış, ekonomik hayat durma noktasına varmıştır ve yıkıcı etkisinin boyutları tahmin edilemez seviyeye ulaşmıştır. İnsanların nasıl yiyecek alabilecekleri, kira ödeyecekleri, hayatlarını idame ettirecekleri endişesi zirve yapmıştır. Bazı insanların, kendilerinin ya da çocuklarının hasta olup olmadıklarına bakmaksızın işe gitmekten başka seçeneği bulunmamaktadır. Kayıt dışı işçiler, taşeron işçiler, serbest meslek sahipleri, bekârlar, ebeveynler, çocuklar ve evsizlerin her zamankinden daha fazla gelire ihtiyaçları vardır… Bu ihtiyacı karşılamak için “Evrensel Temel Gelir (UBI)” olarak uzun süre siyasetçiler, akademisyenler ve sivil toplum tarafından tartışılan bir düşünce tekrar gündeme taşınmıştır. Bizde de salgın sürecinde en az 4 aylık bir sürede “temel gelir ya da vatandaşlık geliri” adı altında bütün yetişkinlere koşulsuz ödenecek bir gelir planlanmalı (asgari temel ihtiyaçları karşılamaya yetecek bir meblağ) olmalıdır. Burada çocuklara da (yetişkinlerden daha düşük olsa da) ödeme yapılmalıdır. Evrensel Temel Gelir veya vatandaşlık geliri; bir devletin tüm vatandaşlarına diğer gelirlerinden ya da servetlerinden bağımsız olarak, toplumun bir bireyi olmaları nedeniyle, düzenli bir gelir sağlanmasını öneren sosyal güvenlik kuramıdır.

Yaşanan salgın krizi dolayısıyla insanlar ekonomik açıdan çok zor durumdadır. Temel gelir bu endişeyi ortadan kaldıracak ve ülke vatandaşlarının çalışmasalar da devletten gelir elde etmelerini sağlayacaktır. Şu sıralar ABD’de bazı kongre üyeleri Evrensel Temel Gelir (UBI) önergesi vermiş bulunmaktadır. Amaç; Korona virüs dolayısıyla evde kalmaları gereken veya bu süreçte işinin devamlılığını sürdüremeyen yetişkinler için 4 aylık süre zarfında ayda 1.000 dolar ve çocuklar için ayda 500 dolar destek sağlanmasıdır. Çünkü Korona virüsün yayılmaması, toplum sağlığı için insanların evde kalmaları en güvenilir yol olarak tavsiye olunmaktadır. İnsanlar evde kaldıkça kendilerini izole edip, virüsün hızlı bir şekilde yayılması durdurulacaktır. Böylece vatandaşlar; salgın hastalıkla hem fiziksel hem de psikolojik bir mücadele içindeyken, yiyecek, içecek, giyinme, barınma gibi temel ihtiyaçların derdine düşmeyerek süreci en az hasarla atlatacaklardır. Evrensel temel gelir sistemi sayesinde herkes eşit miktarda gelir elde ederek geçim sıkıntısı yaşamayacak, bu da toplumun refah ve huzur seviyesini arttıracaktır. Bu sayede insanların üzerinden stresin kalkması, daha düşük kaygı taşımaları genel sağlık sonuçlarının daha iyi olmasını sağlayacaktır.”[2] diyen yandaş Yeni Şafak yazarı da aynı Siyonist ağzıyla konuşmakta ve Tek Dünya Devleti fikrine katkı sunmaktaydı. Oysa Sn. Erdoğan, bırakın mağdurlara maaş bağlamayı, üstelik Bağış toplama kampanyası başlatmıştı.

İktidar, büyük bir mağduriyeti gidermeye çalışırken daha büyük bir mağduriyet oluşturmuşlardı: Emekliye 1.500 lira dağıtılacaktı, ama artık bunlar yıllarca zam alamayacaklardı!?

Korona virüs salgınının ekonomi üzerinde oluşturacağı olumsuz etkilerin azaltılması için açıklanan pakette, en düşük emekli maaşı 1.500 liraya çıkarılmıştı. Bu değişiklikle örneğin maaşı 850 lira olan bir emekliye 650 lira Hazine desteği sağlanarak maaşı 1.500 liraya tamamlanacaktı. 6 ayda bir yapılan emekli maaşlarındaki artışlar, Hazine yardımından düşüleceği için bu ve benzeri emekliler yıllar boyu zamlardan yararlanamayacaktı.

10 yıl zam alamayacak emekliler vardı!

Son yapılan düzenleme ile “emekli aylıkları” değil, emeklilerin “aylık geliri” 1.500 liraya çıkartıldığı için 100 binin üzerindeki emeklinin tamamına yakını uzun süre zamlardan yararlanamayacaktı. Öyle ki yeni bir düzenleme yapılmazsa birçok emekli 10 yıla yakın bir zamanda zam alamayacak ve 1.500 lira almaya mahkûm olacaklardı. Son yapılan düzenleme ile de 6 ayda bir yapılan emekli maaşlarındaki artış da Hazine’nin sağlayacağı katkıdan düşmeye başlanacaktı. Benzer sıkıntılar en düşük emekli gelirinin bin liraya çıkartılmasında da yaşanmıştı.

Bize göre sorunun en acı ve feci tarafı; “Temel gelir” gibi bedavadan hazır bir maaş uygulamasına geçilmiş olsa, maalesef toplumun önemli bir kesimi: “Siyonizm’in hegemonyasına girip küresel kölelere çevrilmişiz!.. Hürriyet ve ahiretimizi yitirmişiz!.. Devlet ve millet bilincini kaybetmişiz!..” gibi endişeler taşımadan ve vicdani bir rahatsızlık duymadan böyle bir şeytan düzenine ve dönemine razı olacak ve alkış tutacaklardır!.. Umarız ve inanırız ki; Gayretullah intikamını alacak, yeryüzünde Adil bir Düzen kurulup, insanlık bu Deccalizmin kıskacından kurtulacaktır…

 

 

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

{mp3}akpyanlispolitikalari{/mp3}

 

 


[1] Bak: Çalar Saat Programı, Fox TV, 09.04.2020

[2] https://www.yenisafak.com/yazarlar/ahmetulusoy/evrensel-temel-gelir-zamani-2054663

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Yorumu Takip Et
Bildir
guest
10 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Erdem Kaya

Gayretullah intikamını alacak!..
Dertleri ve gayeleri, Devletin bekası ve milletin refahı olmayan Siyonizmin himayesinde ki istismarcı Akp İktidarı; yıllardır ekonomi adına yaptıkları devletin elinde ki tüm imkanları ve kaynakları satmak, betona gömülmek, bir birimlik işi yüz birime bazen bin birime yandaşlarına ve işbirlikçi ortaklarına peşkeş çekmek, kullandırılan kredileri milli gelire pay etmek, çıkıp televizyonlarda şu kadar büyüdük bu kadar iyiyiz palavralarıyla milleti narkozlamak, her fırsatta vergi bindirmek ve zam üstüne zam yapmak ve her fırsatta “Milli Dayanışma” adında millete destek olacaklarına milletten para dilenmek ve daha bunun gibi AKLA, VİCDANA ve AHLAKA tamamen ters düşen politikalarıyla ülkemizin ekonomisini yerle bir etmiştir. Bu enkaz ve günü kurtarma ekonomisiyle mücadele ederken, Takdir-i İlah-i Korona Vebasıyla tüm foyalarını bir kez daha ortaya dökmüş ve Akp iktidarını tamamen çıkmaza sokmuştu. Bu krizden Ülkemizi ve milletimizi en az zararla ve en kısa zamanda refaha ulaştırmak için el birliğiyle mücadele edeceklerine, tam fıtratlarına uygun sadece nerden faizli borç buluruzda bir süre daha bu koltukta otururuz ve bu milleti sömürürüz davası gütmektelerdi.
Amma!..
Umuyoruz ve inanıyoruz ki; Gayretullah intikamını alacak, yeryüzünde Türkiye’miz merkezli Adil bir Düzen kurulup, tüm insanlık bu Deccalizmin kıskacından kurtulacaktır…

Hüseyin A.

Bugüne kadar faizden uzak kalmış az sayıdaki vatandaşı da bu melanete alıştıracaklar.
Kendilerini efendi, diğer insanları köle gören Siyonistlerin dünya nüfusunu azaltma stratejieri ve virüs yayma planları zaten biliniyordu. Ekonominin kötüye gidişatıyla da dünyada faizli borçlanmalar da artıyordu. Şimdi ülkemizde de düşük faizli krediler verilmeye başlandı. Bugüne kadar faizden uzak kalmış az sayıdaki vatandaşı da bu melanete alıştıracaklar ve kendi faiz gelirlerini kat kat artıracaklar. Ancak yüce Rabbimizin de elbette bir planı vardı ve bu zalim Siyonist düzenin yıkımı, Adil Düzen’in kurulması yakındı inş.

Orhan Atay

Sebeb olanlarla
Bazı siyasilerin kendi oy potansiyellerinin arttığı beklentisini arttırmak ve beklentileri arttırmak için kullandıkları ifade, büyük bir dip dalga başladı bize oy olarak dönecek derler. Ama sonuçta kesin bir inanca dayanmayan bu ifadeler sonuçta sukut-u hayal olur. Evet şimdi bir dip dalga geliyor mevcut iktidar AKP ye, neden diye sorulursa yıllardır topal ördek ekonomi ile yani borca, faize, dış borca bağlı ekonomi yıllardır sırıtıyordu. AKP iktidarı sanal rakamlarla şov yaparken, takke Covid-19 la düştü ekonominin keli göründü. iflas ve konkortadonun iktidar eliyle kanun la yasaklandığı bir ekonomiden ne beklenir.? Sanayicinin, esnafın durumu, bir kıssada belirtildiği gibi. Oğul bağırmış baba bir hırsız yaladım, getir oğlum gelmiyor baba o zaman bırak gitsin gitmiyor baba hiyasi gibi. Esnaf perişan iflas bildirip deferini kapacak kapatamazsın yasak neden, reis yasakladı, imkan ve destek ver yok neden ? İnşaatçı ve yandaşlara imkan ve peşkeş den sana para kalmadı o zaman bankalara yeni avutma kredileri ile daha güçlü köleliğe mecbursun. Yeni faiz uygulamaları ile yeni krediler paketi açtık kamu bankaları ile hayırlı olsun diyecek kadar dinden iman dan, haram şuurundan uzak AKP iktidarının bakanı damat BERAT köleliğin son halkasınıda milletin boynuna hayırlı olsun diyerek taktı dün itibarıyla. Ne diyelim size de harama hayırlı olsun diyerek ifadenizden dolayı, size de Cehenneminiz ve azabbınız hayırlı olsun. Senin damat olarak bakan olmana sebeb olanlarla birlikte.

“Erkut

SLUMPFLASYON YAŞIYORUZ HABERİMİZ YOK!!!
SLUMPFLASYON NEDİR?
Bir ekonomide enflasyon olgusu yaşanırken ekonomi küçülüyorsa o ekonomide slumpflasyon (enflasyon içinde küçülme) hali var demektir. Ekonomik krizlerin en zoru budur. Çünkü burada bir yandan enflasyonu düşürmeye uğraşırken bir yandan da ekonominin küçülmesini önce durdurmaya sonra da büyümeye döndürmeye yönelik bir ekonomi politikası uygulamak gerekmektedir.

Makroekonomik hedeflerin ve politika araçlarının birbiriyle çelişkisi en fazla burada ortaya çıkar. Bir yandan enflasyonu düşürmek, bir yandan büyümeye geçmek, bir yandan bunlara eşlik etmesi büyük olasılık içinde olan işsizlik artışını engelleyip istihdamı artırabilmek birbiriyle çelişen hedeflerdir.
Politikanın zorluğuna göre kriz hallerini en kötüden daha az kötüye olacak şekilde sıralaması işe şöyledir;
1. slumpflasyon, 2. depresyon, 3. resesyon, 4. deflasyon, 5. stagflasyon ve 6. enflasyon.
En zor politika slumpflasyon için oluşturulacak politikadır. Çünkü bir yandan ekonomik küçülmeyle bir yandan da enflasyonla mücadele etmek gerekecektir ki bu iki mücadelede kullanılacak araçlar çoğu kez birbirinin aleyhine çalışır.
Tek çaresi Adil ekonomik düzen “üretim ekonomisi” ve parasal genişlikle desteklenmelidir.( vergi ssk enerji girdisi indirimleri vb)
Ekonomi bakanı Berat bey yabancı yatırımcılara Ramazan ayı içerisinde sunum yaptı. sunumun konusu benim anladığım bize borç vermeniz için 101 neden. dış borç sarmalı artık kamuyu da boğmaya başladı. Sıcak paraya dayalı cari açık ekonomisi rezervlerin durumundan da belli olduğu gibi iflas ediyor.
sıcak paranın yönü bellidir, hep daha fazla kar odaklıdır. almaya alıştıkça daha fazlasını ister; kurbanlarına fahiş faizleri daha da yükselt der. faizler yükseldikçe borç sarmalı daha da büyür. burada tabii aslolan reel faizdir. Hükümet yanlısı yazarların ve politikacıların en sevdiği göz boyamalardan biri de nominal faiz düşüşlerini faiz düşüyor diye pazarlamaktır.
Sıcak para üzerinden gelen parayı da öyle kafanıza göre kalkınmacı yatırımlara harcayamazsınız. kronik dış ticaret açığımızın temel kalemleri olan enerji, aramalı ve son kullanıcı ürünlerine kullanılır ve bu hikayenin özetidir. farklı bir hikaye yazmak isterseniz izin vermezler. çünkü piyasa serbesttir, devlet ekonomiye müdahil olamaz ve kaynak tasnifi planlaması yapamaz. zaten son kırk yıldaki Erbakan hocamın bir TL bile borç almadan ülkemiz tarihinde ilk denk bütçenin yapıldığı 96-97 yılı hariç iktidarların böyle dertleri hiçbir zaman olmamıştır. sağ ve sol iktidarların ekonomik ajandasına bakarsanız hemen hepsi sıcak paracıların yukarıda saydığım öncelikleriyle uyumludur. piyasalara özgürlük, aman parayı ürkütmeyelim, ekonomik devlet küçülmeli masallarıyla bu çarpık ekonomi modeli adeta normalleştirilmiştir. şimdi yeni iktidar adaylarına baktığımızda da hepsinin ağzında nasıl borç buluruz, türkiye’ye nasıl para gelir laflarının düşmediğini görüyoruz.
Oysa Türkiye’nin asıl sorunu paranın gelmesidir.
Bize artık para nasıl gelsin değil, nasıl “Gelmesin” diyen politikalar ve politikacılar lazım. Kısacası Adil Ekonomik Düzen lazım. Aksi takdirde, ringdeki yorgun boksörün bir sonraki düşüşünde hakemin ona kadar saydığını duyacağız.
Yorumu okuyan iktidar sahiplerine bir sorum olacak “biz neden zengin coğrafyanın fakir insanlarıyız”.
Size ufak bir tiyo: Aslında bu coğrafyanın zenginliği yer altı kaynaklarından ve yerüstü kaynaklarından geliyor. Ama bunlardan yararlanabilmek için bilime uygun, adaletli, kavga etmeden, herkesin mutlu olması için huzur ve güvenliğin en üst seviyede yaşanabildiği bir Türkiye’nin oluşması için çalışmak ve gayret etmeniz lazım. Ve ne yazık ki sizde bu yok.
Aziz Erbakan hocamın dediği gibi sizde o maya yok…

ELİF.ÇAGIL

Kurda Malisef Kuzu Teslim Ediliyor!
Ahır zaman alemetleri gerçekleşiyor!
Kurda malisef ki kuzu teslim ediliyor!
Ekonomi bakanımız damat hep saçmalıyor!
Ya Rabbi bunların da foyasını göster!
Bu yalanlar artık dayanılmaz oldu…

Ekonomi sürekli kırmızı alarm veriyor…
Dolar , altın ,euro sürekli yükseliyor…
Türkiye Ekonomisi hasta insana döndü..
Yöneticiler ise saraylarda günlerini gün ediyor…

ALİ ÇAĞLAYAN

ÖZETLE..
Özetle; asgari geçim şartları oluşturulup dünya köleliğe alıştırılacak ve bu rehavet içindeyken öldürülerek önce 750 milyon, sonra Siyonis sözcülerin rakamlarıyla 280 milyona indirilecek. Ve “Uzun kaliteli yaşam” sürecine insanlık ortadan kaldırılarak geçilecek. Bu şeytanın hesabı…
Bakalım Allah nasıl bir Adil Dünya hesabı yapmış, ne kadar Siyonist ten dünya arındırılıp kurtulmuş olacak. Hem bu hayal Allahın vadi olduğundan mutlaka yaşanacak.

Metin Işık

KORONA VİRÜS SONRASI ÖNGÖRÜLERİMİZDİ…
KORONA VİRÜS SONRASI ÖNGÖRÜLERİMİZDİ…

Rothschild ailesi 18. yüzyılın sonlarından başlayarak Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde bankalar kuran Yahudi kökenli Alman bir aileydi. Sahibi oldukları The Economist dergisi ise, Londra merkezli olup “The Economist Newspaper Ltd.sti. “‘nin çıkardığı haftalık haber, uluslararası ilişkiler ve ekonomi dergisiydi. 2019 yilinin son aylarında yayınlanan dergisinin küresel ekonomik kriz öngörüsü maalesef tutmuştu. Korona virüs tüm insanlığı ekonomide, dünya savaşlarından bile daha fazla etkilediği S&P, Fitch ve Moody’s gibi uluslararası derecelendirme kuruluşlarının 2020 Nisan raporlarinda, tüm dünyaya duyurulmaktaydi ve maalesef de doğruydu. Bu açıklanan raporlara göre her ülke, korona sonrası başlayacak küresel ekonomik finans krizi tufanindan gücü nispetinde az veya çok etkilenecekti. Ve yine bu raporlara göre krizden ilk çıkacak ekonomisi güçlü ülkeler Çin, ABD ve Almanya olacağı bildirilmekteydi. Bu krize en kötü ekonomik koşullar da yakalanan ve en fazla etkileneceği söylenen ülkeler ise 1. Sırada Arjantin 2. sırada ise maalesef Türkiye olduğu raporlaniyordu. 2020 Haziran ayından sonra ekonomik krizin etkisiyle ve tabi bir sonuç olarak işyerlerinin kapanması veya konkordato (iflas) ilan etmesiyle işsizlik artabilir ve insanlar tepki için kitlesel eylemlere baslayabilirdi. İşte süfyanist AKP iktidarı bunu bildiğinden, şimdiden bu kitlesel hareketlerin önüne geçmek için bu günlerde sözde darbe söylentilerini yandaş havuz medyasinda yaymaktaydi. Amaçları ileri de haklı sebeplerle sokağa çıkan aziz milletimize darbeci yaftasini yapıştırıp, baskı ile susturmakti. Evet 2020 yaz ayları bu şekilde gecebilirdi. 2020 son baharda ise bir erken seçim olabilirdi. Dünyada Sağlık Örgütünün (WHO) 24 Nisan 2020 de yapmış olduğu açıklamaya göre, 2020 son baharda korona virüsün 2. Dalgası başlayabilir ve mutasyona (değişime) uğrayıp, daha tehlikeli bir hal alıp, tekrar insanlığa bela olabilir mealinde rapor sunulmuştu. Ve 2021 yaz aylarına kadar bu tehdit devam edebileceği öngörülüyordu. İşte 2020 son bahardan 2021 yaz aylarına kadar aziz milletimiz ve tüm insanlık çok çetin bir sürece girebilirdi. Çünkü Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) verilerine göre ve Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) Direktörü David Beasley, dünyanın şu an sadece yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgınıyla değil aynı zamanda “AÇLIK SALGINIYLA” da karşı karşıya olduğu uyarısında bulunarak, en kötü senaryoya göre yaklaşık 36 ülkede kıtlık görülebileceğini ön gördüklerini söylüyordu. Tüm dünyada kıtlık beklentisi vardı. İşte 2020 sonbahardan 2021 yaz aylarına kadar gıda kıtlığı hat safhaya ulaşabilirdi. Aç olan insanlar market ve benzeri işyerlerini Allah göstermesin yagmalayabilirlerdi. İşte bu süreçte halk olarak çok sağlam durmamız provakasyonlara kapilmamamiz gerekiyordu. Çünkü duyumlara göre bu süreçte aziz milletimizi proveke etmek için özellikle LGBT DERNEKLERİ üzerinden yabancı istihbarat servisleri hazırlık yapıyor ve fırsat kolluyordu. Rabbim fırsat vermesin İnşaallah. Ulkemize ve tüm dünyaya bu virüs ve salgın korkusunu istedikleri ölçüde vermeyi basarirlarsa artik 3. Salgın dalgasına gerek kalmaz ve 2021 yaz aylarından sonra ise toplum sağlığını korumayı sebep gösterip önceden sağlık uyarı sistemi olan insanları AŞILAMA ve ÇİP TAKMA dönemi başlayabilirdi. Tabi burada şunu da hatirlatmamiz gerekirdi. Bilim ve teknoloji Allah’imizin bir nimetidir. Bir Müslümanin bilime karşı olduğu asla düşünülemez ve söylenemezdi. Müslüman olarak önceden sağlık uyarı sistemi olan insanları aşılamaya ve ciplemeye asla karşı değiliz, bizim karşı olduğumuz siyonizmin bu tür teknolojileri kullanarak insanlığı baskı altına almasi ve siyonist sömürü sistemini dahada guclendirmesineydi. Yani sorun BİLİMSEL DEĞİL SİYASALDİ. İşte aşılama ve cipleme 2021 yaz aylarindan 2023 yılına kadar devam edebilirdi. 2023 yılında ve sonrasında ise siyonist deccalist dijital sömürü sistemine itirazlar özellikle müslüman toplumlarda başlayabilir ve bu itirazlar sonucu, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hadisi şeriflerinde geçen melheme-i Kübra, yabancı kaynaklarda geçen armegaddon savaşı başlayabilirdi. Ve bu savaş tahminlere göre 2027 yada 2029 yılına kadar sürebilirdi. Savaşı kazanacak olan ise hadisi şeriflerin bildirdigine göre, Rahmetli Erbakan hocamızın Kahraman Türk Ordumuza teslim ettiği teknoloji harikası silahları kullanarak, elbette ve kesinlikle müslümanlar olacaktı. Evet 2027 yada 2029 yılından sonra; İnşaallah bu zafer ile siyonist sistem tüm dünyada yıkılacak ve yerine paylaşımi esas alan; akla, bilime, vicdana (fıtrata), tarihi birikime (tecrübeye), doğru evrensel insanlık değerlerine ve İslam’a uygun adil (dijital) düzen İnşaallah kurulacaktı.

Not : siyonist deccalist sistem eger 2. Korona virüs dalgasında, tüm dünyada istediği oranda KORKU algısını basarabilirse bu tarihlerde bu olaylar olabilirdi. Eğer iş 3. Virüs dalgasına kalırsa bu tarihler 1 yıl ertelenebilirdi. Müslümanın bir özelliği de basiret ve feraset sahibi olmasıydı. Basiret ve ferasette bir olayın arka planını ve tedbir almak maksadıyla gelecekte olabilecek sonuçlarını öngörebilmekti. Basiret ve ferasete bu çağımızda en güzel örnek ise, mükemmel analizleri ile Rahmetli Erbakan hocamızdi.

Tabiki ve elbette her şeyin en doğrusunu ve gaybi yanlız ve ancak Cenab-i Hak bilir ve Allah’ın yazdığı ve dediği olur.

Abdussamet Çağlar

İşbirlikçi renksiz ruhsuzlarla bu işler zordur!
İktidara taşınan işbirlikçi yöneticiler o ülke halkını narkozlayarak topraklarını Irkçı emperyalizme, Siyonizme yani Büyük İsrail’e katmak için görevlendirilmiştirler. Ve ülke milli menfaatlerini siyonist sermayeye peşkeş çekmekle görevlidirler. Öncelikle dışarıdan bir yapının görevlisi olarak kanun ve kararnameler çıkarmak sureriyle vatan aleyhinde uygulamalara girişmek egemenliğin devri, taşeresi anayasal bir suçtur. Cahil cesur olur ama devlet sistemleri de imhal eder ama ihmal etmez. Adalet birgün mutlaka çalışır. Haklıya ve haksıza gününü gösterir.

AKP iktidarı 18 yıldır hukuk, ekonomi, siyaset, sosyal, dini, milli ne varsa talan etmiştir. Kandırmıştır veya kandırılmıştır. Ekonomik anlamda içinde bulunduğumuz durum ve bizleri bekleyen yeni tehlikeler yazıda gayet güzel açıklanmıştır. Özetle CDS priminle herşey ortadadır. CDS primi devlet hazinesinin özeridir. Güven endeksidir, riskliliği, borcunu ödememe olasılığının rakamsal ifadesi, batık-likit olduğunu gösteren önemli bir ekonomik göstergedir. CDS notu ne kadar düşükse kaynağa ulaşım imkanın o kadar yüksektir, herkes sana ucuzdan borç verir. CDS notun ne kadar yüksekse kredinin batma olasılığı yüksek olduğu için maliyeti de o düzeyde yüksektir ve sana borç vermek istemezler. Verenin de ikinci bir ajandası vardır. CDS notu 300’ün üzerindeki ülkeler riskli görülmektedir. Türkiye’nin CDS notu 550-650 arası seyir etmektedir. Yani devlet yazıda geçen bütçe açıklarına ve vadesi gelmiş kredi faiz ödemelerine kredi bulurken tefecilerin elindedir. Avrupada faiz oranları %0.5-1 aralığındayken devlet %14-15 ile borçlandırılmaktadır. Hem de maliyeti ne olursa olsun yeter ki para verin modunda tefecilerden para dilenerek hazine yönetilmektedir. Evet bu borçlanmalar da tabiki bizim ve çocuklarımızın bugününü ve yarınlarını satılığa çıkartma manasına gelmektedir. Bu çürümüşlüğe son verip üreten, milli yazılımlarla milli sanayileşmeye geçmemiz gerekmektedir. Ama işbirlikçi iktidarlarla bu imkansızdır.

Adil bir ekonomi ve siyaset ancak piyasaya , ülkeye ve bürokrasiye güven, içte ve dışta şahsiyet yani itibar, yanlış yapanın yaptığı yanına kar kalmadığı bir adalet mekanizmasının işletildiği bir atmasferle mümkün olabilir. Bugün yaşadığımız ırkçı emperyalizmin sömürdüğü zulüm dünyasında bunlardan söz edemeyiz. Ekonomik, siyasal , sosyolojik ve hukuksal açıdan kılcal damarlarına kadar kokuşmuş bir ülkenin ve de dünyanın mikro politikalarla düze çıkması mümkün değildir. Çünkü Erbakan Hocamızın ifade ettiği gibi: “Sistemin kökü çürümüştür, kökü, kökü, köküü..” Bundan dolayıdır ki küresel çapta dünyanın dönüşümü ve Adil Düzen devrimi biran evvel gereklidir. Sorunlara geçici çözüm üreten bir standle sistemin tıkanmış damarlarını açmak değil, yeni bir kan pompalayan “yürek” ortaya koymak ve tazyikli taze kanı gezdirebilecek bir bünye gereklidir. Ancakk, tüm bu organizeyi, geçiş aşamalarını kurgulayıp uygulayacak bir beyin gereklidir. Bu görevi de ancak Milli Çözüm-Milli Görüş ortaya koyabilir. Taklitçi zihniyetler ancak kokuşmuş köhne zulüm sistemine uşaklık edebilir. Ancak Milli Görüş ve Milli Çözümle düşünen bir üst akıl yeni ve adil bir dünyayı kurabilir. Zaten bu işlerde Milli Çözüm’den başka yürek ortaya koyabilecek de yoktur!!! Yakın tarih bunun bize ıspatıdır.

Ekrem

Elbette !
Umarız ve inanırız ki; Gayretullah intikamını alacak, yeryüzünde Adil bir Düzen kurulup, insanlık bu Deccalizmin kıskacından kurtulacaktır…

 

Metin Işık

Adil (dijital) ekonomik düzen
Abdullah bin Ömer (radıyallâhu anh) Efendimiz şöyle rivayet etmişlerdir;

Rasûlullah (sallâllâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz bize yönelerek şöyle buyurdular:

“Ey Muhâcirler cemaati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olduğunuzda, ben sizin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır:

1- Bir milletin içinde zinâ, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî (İstanbul sözleşmesi ile yasal olarak güvence altına alınıp yaygınlaşması gibi) olarak işlediğinde, mutlakâ içlerinde VEBA HASTALIĞI ve onlardan önce yaşamış milletlerde görülmemiş BAŞKA HASTALIKLAR (virüsler vb.) yayılır.
(Not : bu hadis-i şerifte VEBA HASTALİGİNİN geçmesi çok manidardı. Çünkü enfeksiyon uzmanı hekimlerin görüşüne göre veba hastalığınin en büyük özelliği yayılma oranı riskinin yüksek olmasıydı. Allah’u alem hadis-i şerifte veba hastalığı örnek verilerek korona virüsün dünya genelinde yayılmasi ve “onlardan önce yaşamış milletlerde görülmemiş BAŞKA HASTALIKLAR” buyrularak dünya sağlık litaratürüne korona virüs covid-19 hastalığı pandemisinin insanlık için yeni bir tehdit olmasına ve yeni duyulmasına işaret olabilirdi.)

2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet, mutlakâ kıtlık, geçim sıkıntısı (ekonomik kriz) ve başlarındaki hükümdarların zulmü (ülkemizde başkanlık rejimi ile diktatörlügun ve adaletsizligin artması gibi) ile cezalandırılır.

3- Mallarının zekâtını vermekten kaçınan her millet, mutlakâ yağmurdan mahrum bırakılır (küresel ısınma ile dünyadaki tatlı su rezervlerinin azalması ve ileride su savaşlarının çıkma ihtimali gibi) ve hayvanları olmasa onlara yağmur bile yağdırılmaz.

4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûl’ünün ahdini (yaptığı anlaşmaları ve Sünnet’ini) terk eden her milletin başına, Allah mutlakâ kendilerinden olmayan bir düşmanı (deccalist siyonizme hizmet eden işbirlikçi iktidarları – süfyanist akp yi) musallat eder ve düşman, o milletin elindekilerin bir kısmını alır. (Evet Erdoğan ailesinin de yurt dışında toplam 107 milyar dolarlık; nakit, banka mevduatı, menkulü ve gayrimenkulü olduğuna dair ciddi iddialar vardı.)

5- İdarecileri Allâh’ın Kitâbı ile amel etmeyip, indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe, (yani dindar kahraman gibi görünüp, dini kendi çıkarları için istismar ettikçe) Allah onların hesâbını kendi aralarında görür (fitne, fesat ve pkk – fetö gibi anarşi ve terör belâsına mâruz bırakırdı.).” (İbn-i Mâce, Fiten, 22; Hâkim, IV, 583/8623; Beyhakî, Şuab, III, 197)

İnşaallah adil (dijital) ekonomik düzen kurulacak ve tüm sorunlarda bitecektir.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
10
0
Yorumunuzu okumaktan memnuniyet duyarızx
Paylaş...